​Post Amerikan Dünya Ortadoğu’da şekilleniyor

Irak’ın başkenti Bağdat'ta Mukteda es-Sadr taraftarlarının ülkelerindeki Amerikan üslerini protesto ettikleri gösteriden bir kare (AFP)
Irak’ın başkenti Bağdat'ta Mukteda es-Sadr taraftarlarının ülkelerindeki Amerikan üslerini protesto ettikleri gösteriden bir kare (AFP)
TT

​Post Amerikan Dünya Ortadoğu’da şekilleniyor

Irak’ın başkenti Bağdat'ta Mukteda es-Sadr taraftarlarının ülkelerindeki Amerikan üslerini protesto ettikleri gösteriden bir kare (AFP)
Irak’ın başkenti Bağdat'ta Mukteda es-Sadr taraftarlarının ülkelerindeki Amerikan üslerini protesto ettikleri gösteriden bir kare (AFP)

Manal Nahas
ABD, Barack Obama’nın başkanlık seçimlerini kazandığı 2008 yılı sonrası bir yandan Ortadoğu'dan çekilmeye diğer yandan dünyadaki tek taraflı liderlik rolünün yükünü hafifletmeye çalıştı. Çok sayıda gözlemci, Obama dönemi sona erdiğinde ABD’nin dünya düzeni konusundaki eski pozisyonuna geri döneceğini düşünüyordu. Ancak bu görüş, bir şeyi gözden kaçırmıştı.
Her yıl yayımlanan ABD Ulusal Güvenlik Strateji Belgesi ilk kez 2007 yılında bir takım stratejik sonuçlar konusunda uyardı. Bunlardan biri de ABD’nin petrol ve kaya gazı üretimi konusunda kendi kendine yeter duruma gelmesiyle ilgiliydi. Petrol ve kaya gazı sektörü 2008 yılındaki mali krizin patlak vermesiyle, yüksek sondaj maliyeti ve kayaların parçalanmasının neden olduğu çevresel zarar nedeniyle gerileyecek gibi görünüyordu. Ancak yaşanan mali sıkıntı, petrol ve kaya gazı şirketlerinin üretim maliyetini en aza çeken yeni teknolojiler geliştirmelerine yol açtı. Böylece sektör derin bir nefes aldı. ABD’nin eski Ulusal Güvenlik Danışmanı Zbigniew Brzezinski, ülkesine Ortadoğu'dan çekilmesi ve dizginlerini bu bölgedeki petrole en bağımlı ülkelere, yani Çin'e teslim etmesi çağrısında bulundu. Birçok gözlemci de ABD'deki izolasyonist akımın Afganistan ve Irak'taki askeri operasyonların tökezlemesinin ardından hüküm sürmeye başladığını ve Amerikalıların ülkelerinin omuzlarındaki ‘dünya’ meseleleri yükünü ihmal ettiklerini öne sürdüler.
Amerikalıların Birleşmiş Milletler (BM) ve Dünya Ticaret Örgütü (WTO) gibi uluslararası kuruluşları küçümseme eğiliminde oldukları da vurgulandı. Donald Trump yönetimi, bu tür kuruluşlara yönelik fonları keserek veya serbest ticarete kısıtlamalar getirerek ve Avrupalıları NATO'ya yaptıkları askeri katkıları artırmaya çağırarak ABD’nin dünya meseleleriyle ilgili sorumluluğunu azaltmaya çalıştı.
ABD’li eski diplomat Martin Indyk, geçtiğimiz hafta Wall Street Journal'da kaleme aldığı ‘Orta Doğu artık (müdahale sorunu) bunu hak etmiyor’ başlıklı uzun makalesinde, ülkesinin Ortadoğu’daki rolünü ele aldı. Makale, ABD’nin Ortadoğu’daki hayati öneminin azalmasıyla ilgiliydi. İran Devrim Muhafızları Ordusu’nun (DMO) yurtdışı kolu Kudüs Gücü Komutanı Kasım Süleymani’nin Bağdat’ta düzenlenen hava saldırısıyla öldürülmesinin ardından ABD’yi bu bölgeye neyin çektiğini sorgulayan Indyk, ABD’nin bölgedeki askeri varlığını sona erdirme arzusu ile Ortadoğu'da yeni bir savaşın fitilini ateşleme arasında bir çelişki yarattığını belirtti. Mesela ABD Başkanı Donald Trump, İran'ın Suudi Arabistan'daki petrol tesislerine yönelik saldırılarının ardından bu tesislerin savunulmasının ABD’nin sorunu olmadığını söyledi. Ancak ardından Körfez sularındaki ABD birliklerinin sayısını artırdı.
Diğer bir örnekte ise Washington Güney Çin Denizi'ndeki 21. yüzyılın en önemli riskleriyle yüzleşmek yerine sanki yirminci yüzyılda sıkışıp, kalmış ve o dönemin zorluklarıyla karşı karşıyaymış gibi davranıyor. Washington'ın ABD birliklerini Suriye’nin kuzeyinden çektiğini duyurması, fakat hemen akabinde söz konusu bölgedeki petrol kuyularını koruyacağını açıklaması ve ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo’nun her defasında ülkesinin İranlı tüm askeri unsurları Suriye'den çıkaracağını söylemesi de bu çelişkiye dair bir başka örnektir.
Şarku'l Avsat'ın Independent Arabia'dan aktardığı habere göre, ABD Başkanı Trump, seçim kampanyası sırasında ‘ABD’nin Ortadoğu’daki sonsuz savaşlarına son verme’ vaadinde bulundu. Washington, 2011 yılında ABD askerlerini Irak'tan çekti. Ancak 3 yıldan daha kısa bir süre sonra Haziran 2014'te geri çektiği askerlerin yarısını Musul'u ele geçiren DEAŞ’a karşı savaşmak üzere yine Irak’a gönderdi. Washington, 2011 yılında Arap Baharı patlak verdiğinde hızla protestocuları desteklediğini açıklasa da onlara maddi destek sağlamayı reddetti. Daha sonra Esed rejiminin kimyasal silah kullandığını söyledi. Ancak çok geçmeden bu açıklamadan geri döndü. ABD’nin yarattığı bu çelişkiler yumağının arka planında içinde bulunduğumuz yüzyılda yaşanan yapısal bir dönüşüm ortaya çıktı. ABD’nin kabul etmekte zorlandığı bu dönüşüm; artık çıkarlarının ön saflarında Ortadoğu’nun yer almıyor olmasıydı.
İki devletli çözüm, artık ABD’nin bir önceliği değil
ABD yönetimi, Ortadoğu'daki küçük petrol çıkarları nedeniyle İsrail'in güvenliğine öncelik vermişti. Fakat İsrail’in artık bir beka sorunuyla karşı karşıya olmaması ve kendini ABD’nin doğrudan müdahalesinden kurtaracak savunma yetenekleri elde etmesi, bu önceliği geri plana itti. Bunun nedeni, ABD’nin askeri yardımlarla ilgili cömertliğinin yanı sıra son yıllarda Mısır ve Ürdün ile yapılan barış antlaşmalarıyla sonuçlanan diplomasisi ve Suriye ve Irak devletlerinin dağılmasıydı. İki devletli çözümün artık ABD’nin önceliklerinden biri olmadığına inanan eski diplomat Indyk, bu yüzden İsrail'i eğer demokrasi ve Yahudi kimliğini korumak istiyorsa bu çözüme bir öncelik vermeye çağırdı.
Ancak ABD'nin Ortadoğu'daki rolünün arka planı sadece stratejik çıkarlar değildi. ABD’nin bölgeyi kaderine terk edip etmeme konusunda kararsız kaldığı bir dönemde, ister düşman ister müttefik olsun bölgedeki tüm ülkeler buna uyum sağladılar. ‘Ortadoğu’da olanlar, Ortadoğu’yla sınırlı kalmaz’. Ne var ki bunun en acı kanıtı, 11 Eylül saldırıları oldu. Indyk, bugün diplomasinin İran tehdidiyle karşı karşıya kalan Washington’ın bir silahı olduğunu düşünüyor. İran ekonomisinin ABD yaptırımlarıyla aldığı ölümcül darbenin ardından Washington, yeni bir nükleer anlaşmayı müzakere edebileceği ve İran'ın bölgedeki nüfuzunu kısıtlayabileceği bir ‘kart’ elde etti. ABD'nin eski Ortadoğu Özel Temsilcisi Indyk, ABD yönetimini Ortadoğu'da daha gerçekçi bir strateji uygulamaya, İran'ı Suriye'den çıkarmaya, İran rejimini devirmek ve Filistin-İsrail çatışmasını çözmek gibi büyük hedeflerden vazgeçmeye çağırdı.
Post Amerikan nedir?
Post Amerikan Dünya Ortadoğu’da şekilleniyor. ABD’nin eski başkanlarından Richard Nixon döneminin Ulusal Güvenlik Danışmanı Henry Kissinger’a göre ABD’nin Ortadoğu’daki rolünün azalmasının en belirgin işareti, Rusya’nın Eylül 2015'teki Suriye'ye yönelik askeri müdahalesi oldu. Rusya’nın Suriye müdahalesi, Şii İran'ın çıkarlarını koruyor gibi görünse de aslında Rusya'nın güney sınırlarını korumaya yönelik klasik bir adımdı.
Öte yandan AB, bugün uluslararası rolünü güçlendirmeyi hedefliyor. Bunun için ise şu adımları takip ediyor;
1- Akdeniz’deki deniz seyrüsefer hareketlerinin takibi ve Libya’da çatışan taraflar arasındaki şiddetin yayılmasını önlemek amacıyla Sophia deniz misyonunun yeniden faaliyete geçirilmesi planlanıyor.
2 -  Almanya, Belçika, Danimarka, Yunanistan, İtalya, Hollanda ve Portekiz, Fransa’nın ticaret ve enerji kaynakları konusunda önemli bir konuma sahip Hürmüz Boğazı'ndaki deniz seyrüsefer güvenliğini sağlamayı amaçlayan girişimini destekliyorlar. Bununla birlikte Avrupalılar, Kıbrıs Adası kara sularında yapılan petrol ve doğalgaz arama çalışmaları nedeniyle Türk şirketlerine ve Türk yetkililerine yaptırım uygulamaya hazırlanıyorlar. Bu yaptırımların Şubat ayında onaylanması bekleniyor. İran dosyasında ise Avrupalılar, Tahran'ın nükleer programını yeniden başlatmasını ve nükleer anlaşmadaki yükümlülüklerini ihlal etmesini protesto etmek için nükleer anlaşmadaki İhtilaf Çözüm Mekanizması’nı aktif edeceklerini duyurarak İranlı yetkililere bir mesaj gönderdiler.
Fransa'nın eski Şam Büyükelçisi Michel Duclos, Les Echos gazetesine verdiği röportajda, ABD'nin artık ‘dünya polisi’ rolünü oynamayacağını, Avrupalıların ise iklim değişikliği, uluslararası ticaret ve terörle mücadele gibi konularda çok kutuplu işbirliğine dönmeyi umduklarını ve Çin'e karşı ABD ile güçlerini birleştirmek istediklerini söyledi.
Bugün Rusya, Türkiye ve AB arasında ABD’nin Ortadoğu ve Kuzey Afrika'da bıraktığı boşluğu doldurmak için adeta bir yarış yaşanıyor gibi görünüyor. Ancak AB, halen Moskova ve Ankara gibi özel askeri güçlere (Rus paralı asker grubu Wagner ve Suriyeli savaşçılar gibi yabancı sadık güçler) başvurmayıp diplomatik yoldan gitmeye devam ediyor.
*Bu çeviri Şarku’l Avsat tarafından Independent Arabia’dan çevrilmiştir.



İran: Trump’ın teklifimizi reddetmesinin ardından arabulucular üzerinden gelecek yanıtı bekliyoruz

İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi (AFP)
İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi (AFP)
TT

İran: Trump’ın teklifimizi reddetmesinin ardından arabulucular üzerinden gelecek yanıtı bekliyoruz

İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi (AFP)
İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi (AFP)

İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, Tahran’ın ABD Başkanı Donald Trump’tan teklifine ilişkin ilk tepkiyi aldığını, ancak henüz arabulucular üzerinden resmi bir cevap almadığını söyledi.

Arakçi, İran’ın ABD’nin nihai tutumunun arabulucular tarafından kendisine iletilmesini beklediğini ve bu doğrultuda karar alacağını belirtti.

Trump, İran’ın Hürmüz Boğazı’nı yeniden açmaya yönelik sunduğu planı reddetmiş ve ara seçimlerin ardından İran’a yönelik hava saldırılarının yeniden başlayabileceğini öne sürmüştü.


ABD Hazine Bakanı, İran’ı ekonomik olarak izole etme girişimlerinin başarılı olduğunu açıkladı

ABD Hazine Bakanı Scott Bessent (Reuters)
ABD Hazine Bakanı Scott Bessent (Reuters)
TT

ABD Hazine Bakanı, İran’ı ekonomik olarak izole etme girişimlerinin başarılı olduğunu açıkladı

ABD Hazine Bakanı Scott Bessent (Reuters)
ABD Hazine Bakanı Scott Bessent (Reuters)

ABD Hazine Bakanı Scott Bessent, dün (cumartesi) yaptığı açıklamada, İran’ı ekonomik olarak izole etmeye yönelik adımlar atılması için dünyanın farklı bölgelerine ekipler gönderdiğini belirterek İran bankaları ve havayolu şirketlerini hedef alan bir dizi kararı memnuniyetle karşıladı.

Bessent, X platformundaki hesabından yaptığı paylaşımda, “Benim talimatımla dünyanın farklı bölgelerine ekipler gönderildi. Bu ekipler ülkelerle temas kurarak İran rejimine karşı adımlar atılmasını talep etti” ifadelerini kullandı.

Bessent, “Bu çabalar sonuç veriyor” dedi.

Bessent, Türkiye ve Umman’ın İran özel havayolu şirketi Mahan Air’in seferlerini durdurduğuna, Birleşik Arap Emirlikleri’nin (BAE) ise İranlı havayolu şirketlerinin tüm seferlerini yasakladığına dikkat çekti.

BAE Sivil Havacılık Genel Müdürlüğü perşembe günü yaptığı açıklamada, “İranlı havayolu şirketlerinin ülkeye ve ülkeden gerçekleştirdiği uçuşların bugünden itibaren ikinci bir duyuruya kadar askıya alındığını” bildirmişti.

Bessent ayrıca İran bankalarına yönelik alınan önlemlere de dikkat çekti.

BAE Merkez Bankası çarşamba günü yaptığı açıklamada, İran’ın Melli Bankasının şubelerine karşı, “kara para aklama, terörizmin finansmanı ve silahların yayılmasının finansmanıyla mücadele kapsamında ihlaller” nedeniyle tedbirler alındığını duyurmuştu.

Türkiye Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu da geçen hafta, yıllardır Batı yaptırımlarına tabi olan İran’ın Mellat Bankasının faaliyet iznini iptal etmişti.

Bessent, “İran yönetimi bile savaşın ekonomik sonuçlarını kabul etti. Riyalin değeri rekor düşük seviyelere geriledi” ifadelerini kullandı.

Şarku’l Avsat’ın Wall Street Journal’den aktardığı habere göre ABD Hazine Bakan Yardımcısı ve Terörizmin Finansmanıyla Mücadele Birimi Başkanı Jonathan Burke, bu ay Ortadoğu ve Avrupa’da iki hafta süren bir ziyaret gerçekleştirdi. ABD Hazine Bakanlığının ayrıca 50’den fazla ülkenin temsilcileriyle görüşmeler yapıldı.

Bessent pazartesi günü CNBC’ye verdiği röportajda, “İran’ın tüm havayolu şirketleri 23 Eylül’den itibaren faaliyetlerini durduracak” demişti.

Bessent, “Bu uçaklar iniş yaparsa kimse onlara yakıt sağlayamayacak, iniş hizmetleri sunamayacak veya biletlerini satamayacak. Aksi takdirde dolar sisteminden çıkarılacaklar” ifadelerini kullanmıştı.

Bununla birlikte İran’daki küçük havayolu şirketleri, özellikle de ABD’nin baskısına uymayı reddeden Çin’e olmak üzere yurt dışı seferlerini sürdürmeye devam ediyor.


Trump’ın öneriyi reddetmesinin ardından İran Hürmüz’ü açmak için şartlarında ısrarcı

Fotoğraf: Reuters
Fotoğraf: Reuters
TT

Trump’ın öneriyi reddetmesinin ardından İran Hürmüz’ü açmak için şartlarında ısrarcı

Fotoğraf: Reuters
Fotoğraf: Reuters

İran, bugün (Pazar) Hürmüz Boğazı’ndan geçen gemileri “yasa dışı güzergâhları kullanmaları” halinde uyardı. Tahran, ABD ile yaşanan çatışmanın tek çözümünün diplomasi olduğunu vurguladı. Açıklama, ABD Başkanı Donald Trump’ın İran’ın boğazı yeniden açmayı ve çatışmayı sona erdirmeyi öngören önerisini reddetmesinden bir gün sonra geldi.

İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, “Şartlarımız açık. Hürmüz Boğazı’nın yeniden açılmasına yönelik atılacak herhangi bir adım bu şartların yerine getirilmesine bağlı” dedi. Arakçi, “Onları bu çıkmazdan çıkarabilecek tek yol müzakere yoludur” ifadelerini kullandı.

Trump ise İran’ın “ekonomisi can çekiştiği” için Hürmüz Boğazı’nı açmak istediğini belirterek ABD’nin boğaz üzerinde “tam kontrole” sahip olduğunu söyledi. Trump, “İran anlaşma istiyor, ben de anlaşma istiyorum ancak öneri kabul edilemez” dedi.

İran’ın boğazın yönetimi için oluşturduğu makam da gemileri bölgede “yasa dışı güzergâhları” kullanmaları halinde doğabilecek sonuçlar konusunda uyardı.

İran makamı, bu tür güzergâhların kullanılmasının “gemi, gemi sahibi, kaptan ve mürettebat açısından mali kayıplar ve can kaybı riskleri doğuracağını ve geminin gelecekte Hürmüz Boğazı’ndan geçişini ciddi şekilde kısıtlayacağını” bildirdi.