Avrupa, kadın cinayetleri ile gündemde

Avrupa, kadın cinayetleri ile gündemde
TT

Avrupa, kadın cinayetleri ile gündemde

Avrupa, kadın cinayetleri ile gündemde

Dünya genelinde 2019 yılında kadına yönelik şiddet tırmanış gösterirken, Fransa’da 2019 kadınlar için kara yılı oldu. Polonya’da yılda 65 binden fazla kadın şiddete uğrarken, Romanya, Avrupa’da en fazla kadın cinayetinin işlendiği ülke olarak kayıtlara geçti.
Türkiye’de 2019 yılında yaşanan kadın cinayetleri geniş yankı uyandırırken, Avrupa ülkelerindeki kadın cinayetleri de uluslararası gündemin en önemli konuları arasında yer aldı. Avrupa ülkelerinde kadın cinayetleri önceki yıllara göre büyük oranda artış gösterdi.
Fransa'da kadın cinayetlerinin çoğaldığı 2019 yılında 149 kadın eşi veya sevgilisi tarafından öldürüldü. Kadın hakları derneklerinin verilerine göre, 2018 yılına göre kadın cinayeti sayısının 29 vaka arttığı 2019, kadınların kara yılı oldu. Hükümetin halkın tepkisine cevaben kadın cinayetlerine karşı çare bulmayı amaçlayan birçok toplantı düzenlemesi, kadınlar için özel şiddet hattı açması ve polislerin kadına şiddet konusunda bilinçlendirilmesi gibi uygulamaların yapıldığı 2019 yılında kadın hakları dernekleri ve vatandaşlar daha başarılı çözüm talebinde bulundu.
Her 3 günde 1 kadının öldürüldüğü Fransa'da, mağdurlar farklı sosyal kesimlerden 15 ile 92 yaş aralığında bulunuyor. Cinayetlerden sonra katil olan eşlerin yüzde 32.8'i intihar ederken, kurbanların yüzde 49.1'inin daha önce şiddet görmesine rağmen herhangi bir şikayette bulunmadığı ifade ediliyor. Her 3 günde 1 kadın cinayetinin işlendiği Fransa'da kurbanların yüzde 22.4'ünün 30-39 yaş, yüzde 17.2'sinin 40-49 yaş, yüzde 15.5'inin 20-29 yaş aralığında olduğu belirlendi.
Fransa’da İspanya ve İtalya’dan daha fazla kadın cinayeti işlendiği ve bu konuda Avrupa’da ilk sıralarda yer alan Almanya’ya yaklaştığı öğrenildi.
Almanya'da 114 bin kadın fiziki şiddete maruz kaldı
Almanya Federal Aile Bakanı Franziska Giffey, Almanya'da 2018 yılında 114 bin 393 kadının fiziki şiddete maruz kaldığını ve ülke genelinde işlenen 386 cinayetin 122'sinin kadın cinayeti olduğunu açıkladı. Kadın cinayetlerinde bir önceki yıla oranla küçük bir azalma olmasına rağmen şiddete uğrayan kadınların sayısında artış gözlendiğini bildiren Bakan Giffey, eşleri tarafından fiziki şiddet uygulananların arasında 26 bin erkek olduğunu aktardı. Bakan Giffey, şiddete uğrayanların yalnızca yüzde 20'sinin yardım talebinde bulunduğunu tahmin ettiklerini, bu nedenle şiddet mağdurlarının sayısının istatistiklerde belirtilenden çok daha yüksek olduğunu varsaydıklarını ifade etti.
Almanya’da 2019 yılı kadın cinayeti verileri henüz açıklanmazken 2015 yılında 135, 2016 yılında 155 kadın öldürüldü. 2017 yılında 147, 2018 yılında ise 122 kadın cinayeti işlendi.
Öte yandan Almanya'da geçen yıl 136 çocuk uğradığı şiddet sonucu yaşamını yitirdi. Şiddet kurbanı çocukların neredeyse yüzde 80'inin 6 yaşından küçük olduğu öğrenildi. Cinsel şiddete uğrayan çocukların sayısı ise yaklaşık 14 bin olarak kaydedildi.
Polonya’da yılda 65 binden fazla kadın şiddete uğruyor
Dini, dili, coğrafyası olmayan kadına şiddet olgusu Orta ve Doğu Avrupa ülkelerinde de yakıcı sorun olmaya devam ediyor. Polonya'da yılda 65 bin kadın şiddete uğrarken, 400'den fazla kadın ise eşleri ya da partnerleri tarafından öldürülüyor. Litvanya'da yılda 30 bin kadın şiddete maruz kalırken, Belaruslu kadınlarınsa yüzde 77'si hayatlarında en az bir kere şiddet görüyor. Belaruslu her 6 kadından biri ise cinsel şiddet kurbanı.
Yapılan araştırmalar, kadına şiddet olgusunun Avrupa kıtası için yakıcı sorun olmaya devam ettiğini gösteriyor. Fransa, Almanya, İngiltere gibi Batı Avrupa ülkeleri kadına yönelik şiddette başı çekerken, Orta ve Doğu Avrupa ülkelerinde de durum pek iç açıcı görünmüyor. Polonya'daki Kadın Hakları Merkezi'nin (Centrum Praw Kobiet) verilerine göre ülkede her yıl 400 ile 500 arasında kadın ya eşleri tarafından öldürülüyor ya aile içinde gördüğü şiddet neticesinde hayatını kaybediyor ya da intihara sürükleniyor.
Polonyalı kadınların yüzde 20'si tecavüz kurbanı
Polonya Emniyet Müdürlüğü 2019 yılında 65 bin 195 kadının aile içinde şiddete uğradıkları gerekçesiyle kolluk güçlerine başvurduklarını belirtirken, Eşitlik ve Özgürlük Vakfı STER ise Polonyalı kadınların yüzde 20'sinin tecavüz kurbanı olduğunu söylüyor. Şiddete ilişkin gerçek rakamları tam olarak bilmenin çok güç olduğunun altını çizen Polonya'daki sivil toplum örgütleri şiddetin mağduru kadınların bir kısmının utandıkları için yetkili mercilere başvurmaktan kaçındığını, bir kısmının ise partnerlerini sevdiği ve durumun düzeleceğini umdukları için başvuruda bulunmadıklarını aktarıyor.
Kadına yönelik fiziksel, cinsel, psikolojik ve ekonomik şiddet rakamları Polonya'ya komşu ülkelerde daha da kötüleşiyor. Yapılan anketlerde Çekya'da kadınların yüzde 34'ünün cinsel, psikolojik ve fiziksel şiddete maruz kaldıklarını belirtirken, Slovakyalı kadınlar içinse bu oran yüzde 36. Yine Avrupa Birliği Temel Haklar Ajansı tarafından 2014 yılında gerçekleştirilen araştırmanın sonuçlarına göre Macaristan'da kadınların yüzde 27'si, Letonya'da ise yüzde 34'ü cinsel, psikolojik ve fiziksel şiddete uğruyor.
Her 6 Belaruslu kadından biri cinsel şiddete maruz kalıyor
Yapılan araştırmalar Belarus'ta ise kadınların yüzde 77'sinin hayatlarında en az bir kez şiddete uğradıklarını ortaya koyuyor. Her 6 Belaruslu kadından birinin cinsel şiddete maruz kaldığı ülkede, her evli 3 kadından biri eşi tarafından sistematik olarak şiddete maruz bırakılıyor.
Litvanya'da ise yılda 30 bin kadın şiddet mağduru oldukları gerekçesiyle kolluk kuvvetlerine başvuruda bulunuyor. Yaklaşık 2 milyon 800 bin nüfusa sahip ülkede son 5 yılda 42 kadının eşleri ya da partnerleri tarafından öldürüldüğü belirtilirken, İnsan Hakları İzleme Örgütü Litvanya'da ekonomik ve cinsel şiddete nazaran kadınlara yönelik fiziksel ve psikolojik şiddetin yaygın olduğunu aktarıyor.
Romanya, Avrupa’da en fazla kadın cinayetinin işlendiği ülke
Avrupa İstatistik Ofisi Eurostat'ın verilerine göre, 84 kadın cinayetiyle Romanya milyon kişi başına düşen kadın cinayeti sayısında 4.3‘lük oranla Avrupa'nın en fazla kadın cinayeti işlenen ülkesi oldu. Romanya Ulusal Sağlık Değerlendirme ve Tanıtım Merkezi'nin (Centrul Naıonal DE Evaluare Şı Promovare A Strıı De Sntate) polis kaynaklarından derlediği verilere göre, ülkede 2018 yılında 18 bin kadın aile içi şiddete maruz kalırken, 2017 yılında meydana gelen 20 bin 531 aile içi şiddet vakasında da 46 kadın öldürüldü. 2016 yılında şiddet kurbanı kadınların sayısı 57 oldu.
Saldırganlar kadınların mevcut ya da eski eşleri
Söz konusu aile içi şiddet vakalarında saldırganların yüzde 92'sini mevcut ya da eski eş olmak kaydıyla erkekler oluştururken, mağdurların yüzde 76'sı kadınlardan, yüzde 4'ü de çocuklardan oluşuyor. Aile içi şiddete ilişkin kayıtların 2014 yılından itibaren tutulmaya başlandığı Romanya'da aile ve akrabalar dışında üçüncü kişilerce kadına uygulanan şiddete ilişkin net bir veri ise bulunmuyor.
Belçika’da kadın cinayetleri 2019’da azalsa da devam etti
Belçika’da 2019 yılında 20’den fazla kadın sadece kadın olduğu gerekçesiyle cinayete kurban gitti. İşlenen cinayetlerin faillerinin büyük bölümünün, hayatını kaybeden kadınların eşleri ya da birlikte yaşadığı kişiler olduğu kayıtlara geçti. Bu rakam 2017’den beri 100’ü aşmış durumda. Sadece 2018 yılında 37 kadın cinayetinin işlendiği Belçika’da, mağdur kadınlar polise şikâyette bulunmasına rağmen “yeterince kanıt ve tehlike olmadığı” gerekçesiyle umdukları korumayı alamadılar. Son yıllarda “yaklaşmama kararı” artmasına ve elektronik bilezik uygulamasına rağmen kadın cinayetleri önlenemiyor.
Kadın cinayetlerinin başında anlaşmazlıklar geliyor
Kadın cinayetlerinin ana sebeplerinin başında aile içi anlaşmazlıklar geliyor. Ekonomik sıkıntılar ve işsizlik kadar alkol ve uyuşturucu kullanımı da cinayetlerin sebepleri arasında yer alıyor. Kayıtlara göre, bazı cinayetler cinsel isteklerine cevap alamayan erkeklerin şiddete başvurmasına bağlı olarak kazara da olsa ortaya çıkabiliyor. Bunun dışında akıl sağlığı yerinde olmayanların işlediği cinayetler de rakamlar içinde önemli bir yer tutuyor. Bu nedene bağlı cinayetlerin hemen hemen tamamında cinayeti işleyen kişi arkasından intihar etmeyi seçiyor.
Uluslararası Af Örgütü raporlarına göre, Belçika’da her yıl 45 bin kadına yönelik şiddete bağlı şikâyet dosyası açılıyor. Bu şiddet olaylarının 25 bini aile içi şiddet olarak gerçekleşiyor. İstanbul Konvansiyonu’nu 2016 yılında kabul eden Belçika’da aradan geçen 3 yılın ardından konvansiyona uyulmadığı eleştirileri yapılıyor. Bu duruma sebep olarak ise Belçika'da devletin somut bir hareket planı hazırlamamış olması ve yeterli bütçeyi henüz ayırmamış olması şeklinde açıklanıyor. Belçika’da sivil toplum kuruluşlarının mütevazı bütçeleri ile yürüttükleri “kadın cinayetlerinin önlenmesi” çabaları henüz politik karar alıcılar düzeyinde yeterince dikkate alınmıyor. Medya ve halk nezdinde daha fazla dillendirilen kadın cinayetleri, kanun yapıcıların henüz öncelikleri arasında görünmüyor.
İngiltere’de son 5 yılın en yüksek rakamı
İngiltere son yıllardaki en yüksek kadın cinayetleri sayısında rekor bir rakama ulaştı. 111 kadın cinayetinin işlendiği İngiltere’de her geçen gün artan rakamlar ve yaşanan olaylar başta kadınlar olmak üzere birçok kişiyi olumsuz yönde etkiliyor. Merkezi Londra'da olan Kadınların Ve Kız Çocuklarının Sesi Platfromu’nun yaptığı açıklamaya göre, 2019 yılında İngiltere genelinde 111 kadın öldürüldü. Resmi olmayan verilerde, ise ülkede işlenen kadın cinayetinin 150 olduğu ifade ediliyor.
2019 yılında öldürülen kadınların bir çoğu eski sevgilileri veya eşleri tarafından öldürülürken, bir çoğunun ise tecavüz sonrası öldürüldüğü resmi olmayan verilere dayanarak açıklandı. İngiltere’nin bir çok bölgesinde gerçekleştirilen cinayetlerden 111 tanesinin faili yakalandı. Öldürülen kadınlar 75’i boşanma sonrası barışmak istemeyen, 10’u eski sevgilileri tarafından cinayete kurban giderken, bir çoğunun ise eve giren hırsız veya torunları tarafından öldürülen kadınlar oluşturuyor.
En fazla cinayet yılbaşı günü işlendi
İngiltere genelinde kadın cinayetlerinin birçoğu 2019 yılının ilk günü olan 1 Ocak tarihinde işlendi. Kadınların çoğunun eski kocaları veya eski sevgilileri tarafından, barışma isteklerini geri çevirdikleri gerekçesiyle öldürüldüğü belirlendi. 2019'da en fazla kadın cinayetinin işlendiği bir diğer ay ise Eylül olarak kayıtlara geçerken, Aralık ayı en fazla kadın cinayetinin işlendiği aylar arasında üçüncü sırada yer aldı.
Boris Johnson söz vermişti
İngiltere Başbakanı Boris Johnson, geçtiğimiz senenin Eylül ayında yaptığı açıklamada, “Aile içi geçimsizliklerin önüne geçmek için gerekli önemleri almak istiyoruz. Kraliçe’nin gerçekleştireceği açılış konuşması da bu anlamda atılacak olan adımların kanıtı olacaktır” açıklamasında bulunmuştu. Parlamentonun açılışı esnasında Kraliçe Elizabeth ise hukuksal anlamda gerekli çalışmaların yapılması için izinlerin verileceğini belirtmişti.
Her iki haftada 1 kadın öldürülüyor
Açıklanan raporlara göre yaşları 16-59 arasında değişen kadınların birçoğu aile içi şiddete maruz kalırken, toplamda 1.6 milyon kadının bu şiddeti gördüğü belirtiliyor. Aile içi şiddet gören kadınlar arasından ise her 2 haftada 1 kadın cinayeti işlenirken, cinayeti işleyenlerin eski eşleri veya sevgilileri olduğu açıklanan 2019 raporlarında yer alıyor.



Stonehenge'i inşa edenlerin yerini alan göçmenlerin kökeni ortaya çıktı

Yaz gündönümü kutlamaları sırasında Stonehenge'de güneş batıyor (Reuters)
Yaz gündönümü kutlamaları sırasında Stonehenge'de güneş batıyor (Reuters)
TT

Stonehenge'i inşa edenlerin yerini alan göçmenlerin kökeni ortaya çıktı

Yaz gündönümü kutlamaları sırasında Stonehenge'de güneş batıyor (Reuters)
Yaz gündönümü kutlamaları sırasında Stonehenge'de güneş batıyor (Reuters)

Arkeologlar, Britanya'ya göç ederek Neolitik Stonehenge'i inşa edenlerin yerini 100 yıl içinde alan, çan biçimli çömlek kültürüne (Bell Beaker) sahip halkın kökenlerini ortaya çıkardı.

DNA çalışmaları, çan biçimli çömlek kültürüyle bağlantılı topluluğun Britanya'ya göç etmesinin ardından, MÖ 2400 civarında Britanya'da büyük bir demografik değişim yaşandığını göstermişti. 

İsimlerini, yaptıkları son derece özgün çömleklerden alan bu göçmenler, bu dönemde Avrupa'ya hızla yayılmıştı ancak tam olarak nereden geldikleri ve nüfuslarının nasıl şekillendiği bugüne kadar bilinmiyordu.

Araştırmacılar yeni çalışmada MÖ 8500 ila MÖ 1700'de Hollanda, Belçika ve Almanya'nın batısında yaşamış 112 bireyin DNA'sını analiz ederek çan biçimli çömlek nüfusunun kökenlerini gözler önüne serdi.

Bilim insanları Ren-Maas sulak alanlarında yaşayan, büyük ölçüde avcı-toplayıcı soyundan gelen, kendine özgü niteliklere sahip bir topluluğun, çan biçimli çömlek kültürüyle bağlantılı insanlarla karıştığını saptadı.

Hakemli dergi Nature'da yayımlanan yeni araştırmaya göre, MÖ 2500 civarında gerçekleşen bu olay sonucu ortaya çıkan nüfus daha sonra Avrupa'nın kuzeybatısına yayıldı.

Önceki araştırmalar, çan biçimli çömlek kültürünün tek bir yerden ve çoğunlukla da günümüzün İspanya ve Portekizi'ni içeren İberya'dan çıkarak her yere yayıldığını ima ediyordu.

Ancak son DNA analizleri, yerel avcı-toplayıcıların torunlarıyla Avrupa'ya yeni gelen, bozkırlarla bağlantılı atalara sahip grupların karışımı sonucu çan biçimli çömlek kültürü nüfusunun ortaya çıktığını gösteriyor.

Çoğunlukla modern Hollanda, Belçika ve Batı Almanya'yı içeren Ren-Maas'ın aşağısındaki bölgede, birden fazla atadan gelen grupların karışımından oluşmuşlar.

Araştırmacılar, bozkır göçmenlerinin de MÖ 3000 civarında bu grup karışımına katıldığını söylüyor.

Çan biçimli çömlek kültürüyle ilişkili bu gruplar Britanya'ya geldiklerinde, bölgede Stonehenge'i inşa eden mevcut Neolitik çiftçilerin yerini neredeyse tamamen aldılar; bu, arkeolojik zaman ölçeğinde çarpıcı bir değişimdi.

Bilim insanları araştırmada şöyle yazıyor:

Daha sonra bölgeye yayılmaları, Avrupa'nın kuzeybatısının çok daha geniş bir kısmında, özellikle de yerel Neolitik ataların yüzde 90-100'ünün yerine geçtikleri Büyük Britanya'da, yıkıcı bir etki yarattı.

Bilim insanları, bu dönüşümün muhtemelen veba gibi bir hastalık tarafından tetiklendiğini ve Avrupa kıtasındaki insanlar bu hastalığa karşı bağışıklık gösterirken, Britanya'dakilerin gösterememiş olabileceğini düşünüyor.

Ancak çan biçimli çömlek kültürüyle ilişkili topluluklar yayıldıkça, bu yapıları inşa eden gruplar gitmiş olsa da Stonehenge ve Avebury gibi mevcut anıtları kullanmaya başladılar.

Çan biçimli çömlek kültürüyle bağlantılı topluluk metal işçiliği, okçuluk ve kendilerine özgü çömlek tarzlarını da Britanya'ya götürdü.

Huddersfield Üniversitesi'nden çalışmanın yazarı Maria Pala, "Antik DNA çalışmaları genellikle geçmişimizin beklenmedik sayfalarını gün ışığına çıkarır... Bu tür bulguların bizi hâlâ şaşırtabilmesi, antik DNA çalışmalarının gücünü kanıtlıyor" diyor.

Independent Türkçe


Antik Roma'nın kayıp oyunu yapay zekayla ortaya çıkarıldı

Bilim insanları 1500 yıllık taş levhanın oyun tahtası olduğunu söylüyor (Antiquity)
Bilim insanları 1500 yıllık taş levhanın oyun tahtası olduğunu söylüyor (Antiquity)
TT

Antik Roma'nın kayıp oyunu yapay zekayla ortaya çıkarıldı

Bilim insanları 1500 yıllık taş levhanın oyun tahtası olduğunu söylüyor (Antiquity)
Bilim insanları 1500 yıllık taş levhanın oyun tahtası olduğunu söylüyor (Antiquity)

Bilim insanları Antik Roma'dan kalma bir oyunun kurallarını yapay zeka yardımıyla çözdü. 

Hollanda'nın Heerlen kentindeki bir arkeolojik kazı alanında keşfedilen beyaz kireçtaşı levhanın ne amaçla kullanıldığı yıllardır merak konusuydu.

Bölge, İmparator Augustus'un (MÖ 27-MS 14) hükümdarlığı döneminde kurulan ve Batı Roma İmparatorluğu'nun MS 476'da yıkılmasına kadar varlığını sürdüren Coriovallum kasabasına ev sahipliği yapıyordu. Arkeologlar bu nedenle levhanın yaklaşık 1500 yıllık olduğunu tahmin ediyor.

Bazı uzmanlar kireçtaşı parçasının dekorasyon veya kaldırım taşı olarak kullanıldığını düşünürken, yeni çalışma daha keyifli bir işleve işaret ediyor.

Leiden Üniversitesi'nden Walter Crist ve ekibi, üç boyutlu görüntüleme tekniğinden yararlanarak levhaya oyulmuş çapraz ve düz çizgilerin bazılarının diğerlerinden daha derin olduğunu saptadı.

Araştırmacılar tahta üzerinde hareket ettirilen taşların buna yol açtığını düşünüyor.

Ekip daha sonra yapay zeka sistemi Ludii'ye binlerce olası kural setini test ettirerek levhadaki izlere en uygun versiyonu anlamaya çalıştı.

Ludii, iki sanal oyuncuyu karşı karşıya getirdiği binlerce senaryoda daha sonraki oyunlara dair bilgisinden yararlandı.

Crist, "Birçok farklı kombinasyon denedik: üç parçaya karşı iki parça, dört parçaya karşı iki parça veya iki parçaya karşı iki parça... Tahtadaki aşınmayı hangisinin ortaya çıkardığını test etmek istedik" diye açıklıyor.

Bulguları hakemli dergi Antiquity'te dün (11 Şubat) yayımlanan çalışmaya göre biri iki, diğeri 4 taşa sahip iki oyuncu taşlarını tahta üzerinde hareket ettirerek karşı tarafın hareketini sınırlamaya çalışıyor ve bunu ilk başaran oyunu kazanıyordu.

Ludus Coriovalli (Coriovallum Oyunu) adlı oyun internetten oynanabiliyor.

Bilim insanları bu tür engelleme oyunlarına Avrupa'da Ortaçağ'a kadar rastlanmadığını söylüyor. Go ve Domino bu tür oyunların bugün bilinen örnekleri arasında sayılabilir; ancak Ludus Coriovalli doğrudan bunlara benzemiyor.

Öte yandan oyunun Antik Roma'da gerçekten bu şekilde oynandığı da kesin bir şekilde söylenemiyor.

Çalışmanın yazarlarından Dennis Soemers şu ifadeleri kullanıyor: 

Ludii'ye bu levha üzerindeki gibi bir çizgi deseni sunulunca, her zaman oyun kurallarını bulacaktır. Bu nedenle Romalıların bunu tam olarak bu şekilde oynadığından emin olamayız.

Yine de yeni çalışma özellikle yapay zekayı kullanma biçimiyle önemli bir adıma işaret ediyor. Araştırmacılar bu yöntemin başka alanlarda da uygulanabileceğini düşünüyor.

Crist, "Yapay zekayla simüle edilen oyunun, bir kutu oyununu tanımlamak için arkeolojik yöntemlerle birlikte kullanıldığı ilk örnek bu" diyerek ekliyor: 

Bu araştırma, eski kültürlerden kalma alışılmadık oyunları tanımlamak için gereken araçları sunuyor. Çünkü mevcut tanımlama yöntemlerinde oyun yüzeyini oluşturan geometrik desenler, metinlerdeki referanslara veya sanatsal temsillerine dayanarak günümüzde bilinen oyunlarla ilişkilendiriliyor.

Independent Türkçe, Science Alert, IFLScience, Science News, Antiquity


Amerika'nın eski uygarlığı, yükselişini kuş dışkısına borçluymuş

Chincha Krallığı, deniz kuşlarının dışkısını kullanarak daha çok ürün elde etmeyi başarmış (Unsplash)
Chincha Krallığı, deniz kuşlarının dışkısını kullanarak daha çok ürün elde etmeyi başarmış (Unsplash)
TT

Amerika'nın eski uygarlığı, yükselişini kuş dışkısına borçluymuş

Chincha Krallığı, deniz kuşlarının dışkısını kullanarak daha çok ürün elde etmeyi başarmış (Unsplash)
Chincha Krallığı, deniz kuşlarının dışkısını kullanarak daha çok ürün elde etmeyi başarmış (Unsplash)

Amerika kıtasındaki eski uygarlıklardan birinin, kuş dışkısı sayesinde güç kazandığı ortaya çıktı.

Bugünkü Peru'nun güneyinde MS 900 civarında kurulduğu düşünülen Chincha Krallığı, 1480'de İnka İmparatorluğu'nun hakimiyetine girmişti.

Chincha bu tarihten önce İnkalarla mısır ticareti yaparak "chicha" adlı içkilerini ürettikleri hammaddeyi sağlıyordu.

Sidney Üniversitesi'nden Dr. Jacob Bongers ve ekibinin yeni çalışmasına göre Chincha halkı, ekonomilerini büyütmelerini sağlayan mısırı deniz kuşlarının dışkısı veya "guano" sayesinde yetiştiriyordu.

Bilim insanları, Chincha uygarlığı döneminde 100 bin kişinin yaşadığı düşünülen Chincha Vadisi'ndeki mezarlarda bulunan 35 mısır koçanı kalıntısını analiz etti.

Bulguları hakemli dergi PLOS One'da dün (11 Şubat) yayımlanan çalışmaya göre mısırlar son derece yüksek seviyede azot içeriyordu.

Deniz kuşlarının beslenme biçimi, dışkılarını azot bakımından zengin kılıyor; bu da Chincha'nın toprağı guanoyla verimlendirdiğine işaret ediyor.

Seramik, çömlek, duvar oymaları ve resimleri de inceleyen ekip,  deniz kuşlarıyla mısırın yan yana betimlendiğini ve Chincha toplumunda kültürel önem taşıdığını belirtiyor.

Kuş dışkısı, Chincha Krallığı'nın daha fazla mısır üretip ekonomilerini büyütmelerini, nüfuslarını artırmalarını ve Güney Amerika'da İnka öncesi refah düzeyi en yüksek toplumlardan biri haline gelmelerini sağlamıştı.

Dr. Bongers, "Deniz kuşu gübresi önemsiz görünebilir ancak çalışmamız bu güçlü kaynağın, And Dağları'nın Peru bölgesindeki sosyopolitik ve ekonomik değişimine önemli katkı sağladığına işaret ediyor" diyerek ekliyor: 

Eski And kültürlerinde gübre, güç demekti.

Araştırmacılar halkın kuş dışkılarını yakınlardaki Chincha Adaları'ndan topladığını tahmin ediyor.

Teksas A&M Üniversitesi'nden Dr. Jo Osborn, Chincha halkının bu kaynağa ulaşmasının ötesinde ekolojik bilgisinin, çalışmanın en ilginç kısmı olduğunu düşünüyor.

Makalenin ortak yazarı Dr. Osborn "Sahip oldukları geleneksel bilgi, deniz ve kara yaşamı arasındaki bağlantıyı görmelerini sağladı ve bu bilgiyi, krallıklarını kuran tarımsal üretim fazlasına dönüştürdüler" ifadelerini kullanıyor:

Sanatları bu bağlantıyı kutluyor ve bize güçlerinin sadece altın veya gümüşten değil, ekolojik bilgelikten kaynaklandığını gösteriyor.

Independent Türkçe, BBC Science Focus, Popular Science, PLOS One