Fırtına ortasındaki sükûnet: Irak'ın müstakbel başbakanı Muhammed Tevfik Allavi

Fırtına ortasındaki sükûnet: Irak'ın müstakbel başbakanı Muhammed Tevfik Allavi
TT

Fırtına ortasındaki sükûnet: Irak'ın müstakbel başbakanı Muhammed Tevfik Allavi

Fırtına ortasındaki sükûnet: Irak'ın müstakbel başbakanı Muhammed Tevfik Allavi

Irak’ta yeni hükümeti kurma görevi Doktor Muhammed Tevfik Allavi’ye verildi.
65 yaşındaki Allavi, Ebu Hadi ismiyle tanınıyor. Tam anlamıyla ismiyle müsemma bir şahsiyet. Arapçada sükunet, sessizlik ve dinginlik gibi anlamlara gelen ‘hadi’ sıfatı Allavi’nin şahsında adeta vücut bulmuş. Sabırlı, sakin ve oldukça dindar bir kişi.
1980’de Lübnan’ın başkenti Beyrut’ta bulunan Amerikan Üniversitesi Mimarlık Bölümü’nden mezun oldu. 2006’da milletvekili ve İletişim Bakanlığı görevlerinde bulundu.
Allavi, Şii aristokrat bir aileye mensup. Kuzenleri İyad Allavi, 2003 sonrası kurulan geçiş hükümetin başına geçerken, Ali Abdulemir Allavi de daha önce ticaret ve savunma bakanlığı yaptı. Abdulemir geçtiğimiz haftalarda başbakanlık için yürütülen müzakerelerde ismi geçen adaylar arasında yer aldı.
Allavi’ye verilen görev için son fırsat denileceği kimsenin aklına gelmezdi. Zira son fırsat ifadesi, Allavi’nin selefi Adil Abdulmehdi için kullanılmıştı ki o bile hükümet kabinesini ancak bir yıl içinde tamamlayabildi.
Bu dini bütün adamın önünde, ülkedeki bazı çarpıklıkları düzeltmekten başka bir fırsat kalmadı. Protestolarda şimdiye kadar 600’ü aşkın kişi öldü, 23 bini aşkın kişi de yaralandı. Geçtiğimiz yıl protestoların patlak verdiği Ekim ayından sonra Iraklı siyasetçilerin muhalefete geçmesi de fayda etmedi.
Şarku'l Avsat muhabiri Hamza Mustafa, hükümeti kurma görevi verilmeden bir gün önce Bağdat’taki Yeşil Bölge’de bulunan Reşid Oteli’nde Allavi ile tesadüfen karşılaştı. Kendisine ‘Doktor, aday borsası ne durumda?’ sorusunu yöneltti. Bu soruya Allavi, tebessüm ederek, "Hakikaten iş borsaya dönüştü’ diye yanıtladı. Hamza Mustafa'nın orada bulunan ortak bir arkadaşı, kulağına, "Henüz bir uzlaşı yok, her an her şey olabilir" diye cevap verdi.



Lübnan Meclis Başkanı Nebih Berri Şarku'l Avsat'a konuştu: Avn ve Selam ile sürekli temas halindeyiz, fikir ayrılıklarımıza rağmen ortak önceliklerde birleşiyoruz

Lübnan Meclis Başkanı Nebih Berri (DPA)
Lübnan Meclis Başkanı Nebih Berri (DPA)
TT

Lübnan Meclis Başkanı Nebih Berri Şarku'l Avsat'a konuştu: Avn ve Selam ile sürekli temas halindeyiz, fikir ayrılıklarımıza rağmen ortak önceliklerde birleşiyoruz

Lübnan Meclis Başkanı Nebih Berri (DPA)
Lübnan Meclis Başkanı Nebih Berri (DPA)

Lübnan Meclis Başkanı Nebih Berri, Cumhurbaşkanı Joseph Avn ve Başbakan Nevvaf Selam ile sürekli temas halinde olduğunu belirterek, "Fikirlerimiz farklı olsa da aramızda bir sorun olduğunu düşünmüyorum" dedi.

Şarku'l Avsat'a konuşan Berri, "Bizi bir arada tutan ortak noktalar; İsrail'in öncelikle Güney Lübnan'dan çekilmesi, Lübnan ordusunun bölgeye konuşlandırılması, halkın kent ve köylerine geri dönmesi, esirlerin serbest bırakılması ve yıkılan bölgelerin Arap ve uluslararası destekle yeniden imar edilmesi için bir plan hazırlanmasıdır. Böylece insanlar sıkı sıkıya bağlı oldukları topraklarında yaşamayı sürdürebilir. Ayrıca İsrail'in köyleri sistematik şekilde yıkması nedeniyle evlerini terk etmek zorunda kalan kardeşlerimize, Lübnan halkının tüm kesimleri ve siyasi partileri tarafından gösterilen misafirperverliği de takdir ediyoruz" ifadelerini kullandı.

ft6jyuj
İsrail'in ateşkes ilanından saatler sonra Güney Lübnan'ın Nebatiye kentindeki bir bölgeye düzenlediği hava saldırısının ardından, bir Lübnan vatandaşı hasarı inceliyor. (AFP)

Berri'nin açıklamaları, ABD Dışişleri Bakanlığı himayesinde Washington'da siyasi ve askeri düzeyde gerçekleştirilecek Lübnan-İsrail dolaylı müzakerelerinin beşinci turu öncesinde geldi.

Berri, "Ateşkesin sağlanmasına katkı sunan çabalardan memnunuz ve kalıcı olmasını umuyoruz. Bunun gerçekleşmesi İsrail'in ateşkese uymasına bağlıdır. Hizbullah taahhüdünü yerine getiriyor. Ateş altında müzakere yürütülmesi kabul edilemez" dedi.

Ateşkesi İsrail talep etti

Berri, İsrail'in ateşkes talebinde bulunduğunu ve bu talebin, çatışmaların durdurulmasını denetleyen "Mekanizma Komitesi"ne iletildiğini açıkladı.

İsrail'in ateşkesi kabul etmesinin, ABD'nin yoğun baskısı sonucunda gerçekleştiğini savunan Berri, "Bu karar, İsrail'in Güney Lübnan'da iki gün süren kanlı saldırılarında aralarında İslami Risale İzci Teşkilatı ve sivil savunma ekiplerinden sağlık görevlileri ile yaşlılar, kadınlar ve çocukların da bulunduğu onlarca sivilin hayatını kaybetmesinin ardından alındı" diye konuştu.

Berri, Hizbullah'ın ateşkese bağlı kaldığını, ihlallerin ise İsrail tarafından gerçekleştirildiğini belirterek, "ABD'nin baskısıyla ateşkesin korunmasını umuyoruz. İsrail'in Lübnan'a yönelik saldırılarını durdurması için hangi taraftan gelirse gelsin her türlü girişimi memnuniyetle karşılarız" dedi.

Pilot bölgeler yerine idari taksimat uygulanmalı

Berri, Güney Lübnan'ın pilot bölgelere  ayrılması önerisine karşı çıktığını belirterek, bu bölgelerin coğrafi sınırlarının belirlenmesinin iki yıl veya daha uzun sürebileceğini söyledi.

Bunun yerine, güneyin mevcut idari ilçe (kaza) sınırlarına göre ele alınmasını öneren Berri, İsrail'in her ilçeden kademeli olarak çekilirken Lübnan ordusunun eş zamanlı biçimde bölgeye konuşlandırılmasını istedi.

"İsrail'in saldırılarını sürdürmesine imkân verecek zaman kaybına tahammülümüz yok" diyen Berri, çözümün her ilçeden çekilmeyi öngören bir takvim oluşturulması olduğunu ifade etti.

sdfvgt
Bir iş makinesi, ateşkes anlaşmasının sağlanmasından saatler sonra İsrail ordusunun Güney Lübnan'ın Nebatiye kentinde yıktığı ev ve iş yerlerinin enkazını kaldırıyor. (AFP)

Berri, "Örneğin İsrail Sur ilçesinden çekildiğinde Lübnan ordusu aynı anda bölgeye girmeli, böylece o ilçenin sakinleri evlerine dönebilmeli" dedi.

Ayrıca İsrail'in çekilmesiyle birlikte bölgenin silahtan arındırılacağını belirten Berri, "Güney Litani'nin silahlardan temizlenmesini Hizbullah adına ben taahhüt ettim. Ancak bunun için İsrail'in de yükümlülüklerini yerine getirmesi gerekiyor" ifadelerini kullandı.

Washington'daki müzakereler

Şarku'l Avsat'ın ulaştığı bir bakanlık kaynağına göre, Washington'da yapılacak beşinci tur görüşmelerde Lübnan heyetinin başkanı, eski büyükelçi Simon Karam, öncelikle ateşkesin kalıcı hale getirilmesi gerektiğini vurgulayacak.

Kaynak, ABD ile İsrail arasında son dönemde Donald Trump'ın Binyamin Netanyahu'ya yönelik sert açıklamaları nedeniyle yaşanan gerilimin de bu görüşmelerin arka planını oluşturduğunu söyledi.

Kaynağa göre ateşkesin kalıcı hale getirilmesi, İsrail'in Güney Lübnan'dan çekilmesine ilişkin takvimin görüşülmesinin önünü açacak. Buna karşılık Lübnan, Litani Nehri'nin güneyini silahtan arındırılmış güvenli bölgeye dönüştürmeyi taahhüt edecek.

Berri'nin Hizbullah adına üstlendiği bu taahhüdün yanı sıra, Litani'nin kuzeyinden başlayarak Hizbullah'ın silahlarının aşamalı biçimde toplanması veya devlet denetimine alınması da Lübnan'ın iç meselesi olarak ele alınacak.

Lübnan tarafı, ABD'den Hizbullah'ın silahlarını kullanmasını engelleyecek güvence mekanizmalarını desteklemesini ve İsrail üzerinde baskı kurmasını bekliyor.

Rubio-Avn görüşmesi

Kaynak, ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio ile Cumhurbaşkanı Joseph Avn arasındaki telefon görüşmesinin de ateşkesin kalıcı hale getirilmesi çerçevesinde gerçekleştiğini aktardı.

Rubio'nun görüşmede Hizbullah'ın silahsızlandırılması konusunu gündeme getirdiğini belirten kaynak, Lübnan hükümetinin de silahın yalnızca devletin elinde bulunacağı yönündeki taahhüdünü yinelediğini söyledi.

vfbghj
Bir iş makinesi, İsrail ordusunun Güney Lübnan'ın Nebatiye kentinde yıktığı ana çarşının enkazını kaldırıyor. (AFP)

Berri'nin "deneme bölgeleri" önerisine karşı tutumunu Cumhurbaşkanlığı Özel Temsilcisi Tuğgeneral Andre Rahhal ile görüştüğü, siyasi danışmanı Ali Hamdan'ın da ABD'nin Beyrut Büyükelçisi Michel Issa ile Washington'a gitmeden önce aynı konuyu ele aldığı kaydedildi.

İran ile ABD mutabakatı

Kaynağa göre, Pakistan'ın arabuluculuğunda Washington ile Tahran arasında imzalanan mutabakat zaptı, Cumhurbaşkanı Avn ve Başbakan Nevvaf Selam hükümeti tarafından memnuniyetle karşılandı.

İsrail'in çekilme takviminin, Hizbullah'ın silahlarının aşamalı olarak toplanmasına yönelik Lübnan programıyla eş zamanlı yürütülmesinin planlandığı belirtildi. İlk aşamada uygulamanın Litani Nehri'nin güneyinden başlaması öngörülüyor.

Lübnan dosyası İran dosyasından ayrılmalı

Kaynak, Washington'ın ateşkesin kalıcı hale getirilmesi konusunda ısrarcı olacağını ve bunun Lübnan dosyasını İran dosyasından ayırma politikasının göstergesi olduğunu ifade etti.

Buna karşın İran'ın, İsrail ateşkese uymadan müzakerelere başlamayı reddederek Lübnan dosyasında etkisini sürdürdüğü mesajını vermeye çalıştığı değerlendirildi.

Kaynağa göre Washington ile Tahran arasında İran'ın bölgedeki vekil güçlerine ilişkin yapılacak görüşmelerde Hizbullah'ın silahları da gündem maddelerinden biri olacak. Bu durum, örgütü siyasi varlığını korurken devlet yapısına daha fazla entegre olmaya zorlayabilir.

İran'ın artık Lübnan'daki etkisini büyük ölçüde Hizbullah'ın siyasi varlığı üzerinden sürdürmeye çalıştığı belirtilirken, askeri nüfuzunun ise İsrail lehine değişen güç dengeleri nedeniyle giderek zayıfladığı ifade edildi.

Hizbullah ağır bedeller ödedi

Bakanlık kaynağına göre Tahran’ın Lübnan’da Hizbullah dışında bir siyasi varlığı kalmadı. Washington ile imzaladığı mutabakat zaptında Filistin’e dair hiçbir atıf yer almadı. Oysa Hizbullah, Gazze’ye ve ardından İran’a tek taraflı olarak "destek cephesi" açarak Lübnan’a hem insani hem de maddi açıdan çok ağır bedeller ödetti. İran ise İsrail’in öngörülemeyen sert tepkisi karşısında zor durumda kalan Hizbullah’ın tabanına "yalnız değilsiniz" mesajı vermek amacıyla, kendi müzakerelerinin başlamasını Lübnan’daki askeri operasyonların durdurulmasına bağlamak zorunda kaldı. Tahran bu hamleyle, eski genel sekreterleri Hasan Nasrallah ve Haşim Safiyuddin ile üst düzey askeri kadrosunun suikastlarla kaybedilmesinin ardından, örgüt tabanında İran’ın kendilerine yeterince destek vermediğine dair oluşan soru işaretlerini gidermeyi ve Tahran yönetimine yönelik sitemleri yumuşatmayı amaçladı. Sonuç olarak İran, Hizbullah’ın askeri nüfuzunun azalarak silahın sadece devletin elinde kalması şartıyla, Lübnan’daki rolünü (siyasi anlamda) koruyarak Washington ile uzlaşmak için doğru zamanı seçti.

Bu gelişmeler ışığında şu soru geçerliliğini koruyor: Beşinci tur müzakereler; İsrail’in çekilmesi, ordunun konuşlandırılması ve Lübnan hükümetinin programında taahhüt ettiği "silahın yalnızca devletin elinde olması" ilkesi doğrultusunda, eş zamanlı adımların ciddiyetle ele alınacağı ilk durak olacak mı? Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım’ın, silah konusunun cumhurbaşkanının yemin konuşmasında belirtildiği gibi "Ulusal Savunma Stratejisi" kapsamında öncelikli olarak ele alınması yönündeki ısrarına rağmen süreç nasıl işleyecek? Hizbullah’ın muhalifleri, örgütün bu tehditkar söylemlerini zafer kazanmış gibi görünerek kendi tabanını konsolide etme amaçlı popülist çıkışlar olarak nitelendiriyor. Zira Hizbullah da askeri rolünün gerilediğinin farkında. Güneyin büyük bir bölümü, artık yaşamaya elverişli olmayan, silahlardan ve insandan arındırılmış yıkık bir bölgeye dönüştü. Yerinden edilen binlerce insan evlerinin yeniden inşa edileceğine dair vaatleri beklerken, bu inşanın tek yolunun Hizbullah’ın silahsızlanma yönündeki uluslararası, bölgesel ve giderek genişleyen yerel mutabakata uymasından geçtiği net bir şekilde görülüyor.


Belgelerle birlikte... Şarku’l Avsat, Mladenov’un Hamas ve diğer Filistinli grupların yanıtlarına ilişkin değişiklik önerileri üzerinde yaptığı başlıca düzenlemeleri derledi

Gazze Şeridi’nin orta kesimindeki Nuseyrat Mülteci Kampı’nda, yıkılmış binaların yakınındaki tepede oturan bir adam (AFP)
Gazze Şeridi’nin orta kesimindeki Nuseyrat Mülteci Kampı’nda, yıkılmış binaların yakınındaki tepede oturan bir adam (AFP)
TT

Belgelerle birlikte... Şarku’l Avsat, Mladenov’un Hamas ve diğer Filistinli grupların yanıtlarına ilişkin değişiklik önerileri üzerinde yaptığı başlıca düzenlemeleri derledi

Gazze Şeridi’nin orta kesimindeki Nuseyrat Mülteci Kampı’nda, yıkılmış binaların yakınındaki tepede oturan bir adam (AFP)
Gazze Şeridi’nin orta kesimindeki Nuseyrat Mülteci Kampı’nda, yıkılmış binaların yakınındaki tepede oturan bir adam (AFP)

Şarku’l Avsat’ın elde ettiği belgeler, Gazze Barış Kurulu Yüksek Temsilcisi Nikolay Mladenov’un, Hamas ve diğer Filistinli grupların geçtiğimiz nisan ayında uluslararası yetkili tarafından sunulan yol haritasına ilişkin değişiklik önerileri üzerinde yaptığı başlıca düzenlemeleri ortaya koydu.

Şarku’l Avsat, iki tarafın hazırladığı metinlerdeki farklılıkları ve ifade ayrılıklarını sıraladı.

Filistinli grupların geçen hafta teslim edilen yanıtında yer alan yol haritasının genel ilkeleri, İsrail’in Gazze Şeridi’nden tamamen çekilmesini öngörüyor. Buna karşılık, birkaç gün önce Hamas ve diğer Filistinli gruplara sunulan Mladenov’un revize edilmiş metninde, İsrail güçlerinin Gazze çevresine çekilmesinin güvence altına alınmasından söz ediliyor. Ancak burada kullanılan ‘çevre’ kavramının neyi ifade ettiğine ilişkin herhangi bir açıklama yer almıyor. Bu durum, İsrail’in bazı bölgelerde 500 metre genişliğinde, bazı bölgelerde ise daha geniş bir tampon bölgeyi koruma konusundaki ısrarı nedeniyle belirsizlik yaratıyor.

Filistinli grupların metninde, uluslararası hukuk ve ilgili Birleşmiş Milletler (BM) kararları doğrultusunda Filistin halkının kendi kaderini tayin hakkını ve Filistin devletinin kurulmasını sağlayacak bir sürecin oluşturulması gerektiği vurgulanırken, Mladenov’un metninde ise Filistinlilerin kendi kaderini tayin hakkına ve devletin kurulmasına yönelik güvenilir bir sürecin hayata geçirilmesine uygun koşulların hazırlanmasından söz ediliyor.

Filistinli grupların metni, birinci aşamada kalan tüm maddelerin herhangi bir erteleme olmaksızın tamamlanmasını öngörüyor. Buna karşılık Mladenov’un değişikliklerinde, İsrail’in üzerine düşen yükümlülükleri yerine getirmesi ve Hamas ile diğer Filistinli grupların kapsamlı barış planıyla uyumlu şekilde tüm askerî faaliyetlerini derhâl durdurması gerektiği belirtiliyor. Buna paralel olarak, tüm tarafların yol haritasını onaylamasından sonraki 14 gün içinde ikinci aşamanın uygulanmasına ilişkin takvim ve uygulama mekanizmalarının nihai hâle getirileceği ifade ediliyor. Bu sürecin tamamlanmasının ardından Gazze Yönetimi Ulusal Komitesi, görevlerini üstlenmek üzere Gazze Şeridi’ne giriş yapacak.

Hem Filistinli grupların hem de Mladenov’un metinlerinde, Gazze Barış Kurulu tarafından kurulacak uluslararası bir doğrulama komitesinin oluşturulması öngörülüyor. Garantör ülkelerin, Uluslararası İstikrar Gücü’nün ve Gazze Barış Kurulu’nun temsilcilerinden oluşacak bu komite, ikinci aşamaya geçilmeden önce tarafların (İsrail ve Hamas) yol haritası kapsamındaki yükümlülüklerini yerine getirip getirmediğini denetleyecek.

Dikkat çeken bir diğer husus ise Mladenov’un değişiklik metninde, Hamas ve Filistinli grupların belgesinde yer alan dördüncü maddenin çıkarılmış olması. Söz konusu madde, Gazze Barış Kurulu’nun geçiş dönemi otoritesi olarak görev yapmasını; Gazze Şeridi’ndeki mevcut yönetimden Gazze Yönetimi Ulusal Komitesi’ne yetki devrinin düzenli biçimde gerçekleştirilmesini, yeniden imar çalışmalarının yürütülmesini ve kalkınmanın sağlanmasını öngörüyordu. Ayrıca Filistin Yönetimi’nin Gazze’de yönetimi devralmasına, Filistin devletinin kurulmasına ve Filistin halkının kendi kaderini tayin hakkının hayata geçirilmesine kadar sürecin gözetilmesini içeriyordu. Maddenin kapsamında ayrıca üye ülkelerle birlikte Uluslararası İstikrar Gücü’nün kurulması ve işgal güçlerinin Gazze Şeridi’nden çekilmesi için gerekli düzenlemelerin yapılması yer alırken, konseyin görev süresinin 31 Aralık 2027’de sona ermesi öngörülüyordu.

Mladenov’un revize edilmiş metnindeki dördüncü madde ise Hamas ve diğer Filistinli grupların, ABD Başkanı Donald Trump’ın planının 13. maddesiyle uyumlu olarak Gazze’deki tüm sivil ve güvenlik yönetimi yetkilerini devretmesini öngörüyor. Maddede ayrıca Gazze Yönetimi Ulusal Komitesi’nin görev ve sorumluluklarını yerine getirirken tam bağımsızlığa sahip olacağı, Filistinli grupların da geçiş sürecinde komitenin işlerine müdahale etmeyeceği vurgulanıyor. Bu konuyla bağlantılı beşinci maddeye ise ek düzenlemeler getirildi. Buna göre Gazze Yönetimi Ulusal Komitesi, görevlerini devralmasının ardından mümkün olduğu ölçüde temel sivil ve idari hizmetlerin sürekliliğini ve nüfus kayıtlarının korunmasını sağlayacak. Tüm kamu çalışanlarına hukuka uygun, adil ve onurlu bir şekilde muamele edilmesi, haklarına saygı gösterilmesi öngörülürken, komitenin yalnızca görevi devraldığı tarihten sonra ortaya çıkacak mali yükümlülüklerden sorumlu olacağı belirtiliyor.

Mladenov’un metninde yer alan bu son düzenlemelerin, Hamas ve diğer Filistinli grupların belgesindeki beşinci maddede de yer aldığı görülüyor. Ancak Filistinli grupların metninde, komitenin görevi devralmasından sonraki mali yükümlülüklere ilişkin bir ifade bulunmuyor. Bunun yerine çalışanların haklarının eksiksiz korunmasını sağlayacak şekilde personel dosyasının adil biçimde ele alınması gerektiği vurgulanıyor.

Güvenlik dosyasında ise Filistinli grupların metni, Gazze’nin ‘tek otorite, tek Filistin yasası ve tek silah’ ilkesi doğrultusunda yönetilmesini öngörüyor. Ayrıca Gazze Yönetimi Ulusal Komitesi’nin iyi yönetişim ilkelerine bağlı kalması, temel hak ve özgürlükleri, bireysel ve kolektif kamusal özgürlükleri, insan hakları kurallarını ve eşitliği güvence altına alması, siyasi aidiyet temelinde ayrımcılık yapılmaması gerektiği belirtiliyor. Mladenov’un değişikliklerinde ise bu maddeye ek olarak, yalnızca komite tarafından yetkilendirilen kişilerin silah bulundurma hakkına sahip olacağı hükmü eklendi.

Her iki metin de yeni eğitim almış polis personelinin mevcut polis teşkilatına entegre edilmesi, güvenlik ve uygunluk denetiminden geçirilmesi konusunda mutabık kalıyor. Belirlenen kriterleri karşılamayan personelin, deneyimlerine uygun silahsız görevlere kaydırılması veya tüm hakları korunarak emekliye sevk edilmesi öngörülüyor. Bu süreçte siyasi aidiyet nedeniyle herhangi bir hak kaybına uğratılmamaları da güvence altına alınıyor. Ayrıca mevcut polis güçlerine ait tüm silahların Gazze Yönetimi Ulusal Komitesi’ne devredilmesi planlanıyor.

Silah meselesine ilişkin sekizinci maddede ise Filistinli grupların metni, ağır silahların kademeli ve aşamalı şekilde kayıt altına alınması ve depolanmasını öngörüyor. Bu sürecin, İsrail’in Gazze Şeridi’nde kontrol altında tuttuğu bölgelerden üzerinde mutabık kalınacak bir takvim çerçevesinde aşamalı çekilmesiyle eş zamanlı yürütülmesi planlanıyor. Uygulamanın, ateşkes anlaşmasının birinci aşamasının tüm yükümlülükleriyle tamamlanmasının, Gazze Yönetimi Ulusal Komitesi’nin göreve başlamasının, Uluslararası İstikrar Gücü’nün konuşlandırılmasının ve silahlı milislerin tasfiye edilmesinin ardından başlaması öngörülüyor. Metne göre süreç, Gazze Yönetimi Ulusal Komitesi tarafından ve Filistinli örgütlerle iş birliği içinde yürütülecek; uygulamayı ise Doğrulama Komitesi denetleyecek. Ayrıca hiçbir silahın İsrail’e veya herhangi bir Filistin dışı tarafa teslim edilmeyeceği açıkça belirtiliyor. Metin, silah meselesi de dâhil olmak üzere anlaşmadaki tüm maddelerin uygulanmasının, Filistin halkının devlet kurma hakkını ve kendi kaderini tayin hakkını güvence altına alacak siyasi bir sürece zemin hazırlaması gerektiğini vurguluyor.

Mladenov’un bu konudaki değişiklik metninde ise silahların kayıt altına alınması, toplanması ve depolanması sürecinin, Şarm eş-Şeyh Protokolü kapsamında kalan tüm yükümlülüklerin yerine getirilmesi, Gazze Yönetimi Ulusal Komitesi’nin göreve başlaması ve Uluslararası İstikrar Gücü’nün konuşlandırılmasının ardından başlatılacağı belirtiliyor. Metne göre süreç; tüm ağır silahları, silah depolarını ve bu depolardaki mühimmatı, tünelleri ve askerî üretim tesislerini kapsayacak. Uygulama Gazze Yönetimi Ulusal Komitesi’nin yönetiminde yürütülecek, Gazze’de İsrail’in kontrolü altındaki bölgelerden aşamalı çekilmesi ve silahlı milislerin silahlarının kayıt altına alınarak toplanmasıyla bağlantılı, kademeli ve sıralı bir takvim çerçevesinde gerçekleştirilecek. Nihai uygulama takviminin, tüm tarafların yol haritasını onaylamasından sonraki 14 gün içinde tamamlanması öngörülüyor. Sürecin, Uluslararası Doğrulama Komitesi tarafından denetlenmesi ve doğrulanması, Uluslararası İstikrar Gücü tarafından da desteklenmesi planlanıyor. Metinde ayrıca uygulamanın Filistin liderliğinde yürütüleceği, silahların kontrolü ve muhafazasının İsrail’e veya herhangi bir Filistin dışı tarafa değil, Gazze Yönetimi Ulusal Komitesi’ne devredileceği vurgulanıyor. Düzenlemelere göre tüm Filistinliler bu sürece katılacak, Hamas ve diğer Filistinli gruplar ise herhangi bir silahı elinde bulunduramayacak, depolayamayacak, kontrol edemeyecek veya bu silahlara erişim sağlayamayacak. Metin, silah meselesi ve kapsamlı barış planındaki diğer tüm maddelerin uygulanmasının, Filistin halkının kendi kaderini tayin hakkı ve devlet kurma hedefi için güvenilir bir siyasi sürecin oluşmasına elverişli koşulları yaratacağını belirtiyor.

Kişisel silahlara ilişkin dokuzuncu maddede ise Hamas ve Filistinli grupların metni, bu silahların Filistin yasalarına tabi olacağını öngörüyor. Buna göre Gazze Yönetimi Ulusal Komitesi, geçiş dönemi otoritesi sıfatıyla silahların kaydedilmesi, ruhsat verilmesi ve iptal edilmesi ile yasanın uygulanmasında tek yetkili merci olacak. Bu sürecin, yeniden toplumsal entegrasyonu ve sosyal desteği teşvik edecek kademeli bir mekanizma aracılığıyla yürütülmesi, Filistinli grupların, aşiretlerin, vatandaşların ve Gazze Yönetimi Ulusal Komitesi’nin iş birliği içinde hareket etmesi öngörülüyor.

Mladenov’un değişiklik metni de büyük ölçüde aynı ifadeleri içeriyor. Ancak buna ek olarak sosyal entegrasyon programları, destek mekanizmaları ve silah satın alma programlarına atıfta bulunuluyor; ayrıca Gazze’deki tüm Filistinli grupların ve toplumun tüm kesimlerinin Gazze Yönetimi Ulusal Komitesi ile tam iş birliği içinde hareket etmesi gerektiği vurgulanıyor.

Filistinli grupların metnindeki onuncu madde, anlaşmanın uygulanmaya başlamasıyla birlikte silahlı milislerin dağıtılmasını ve silahlarına el konulmasını güvence altına alıyor. Sürecin tamamlandığını ise Doğrulama Komitesi teyit edecek. Mladenov’un değişikliklerinde de bu hüküm korunurken, milislere ait silahların üzerinde uzlaşılmış bir takvim çerçevesinde kayıt altına alınarak toplanacağı özellikle belirtiliyor.

Hamas ve Filistinli grupların metnindeki on birinci madde ise, silahlı milis üyelerinden yeniden Filistin toplumuna katılmak isteyenlerin durumlarının düzenlenmesi amacıyla ailelerle, Filistin örf ve hukuk kuralları çerçevesinde bir toplumsal barış anlaşması yapılmasını öngörüyor. Maddenin amacı, intikam eylemlerinin veya iç şiddet olaylarının önüne geçmek ve güç gösterileri, askerî geçitler ile silahlı gösterilerin yasaklanmasını sağlamak olarak ifade ediliyor. Mladenov’un revize edilmiş metni de toplumsal barış seçeneğini koruyor ancak silahlı milis mensuplarının statülerinin düzenlenmesine ilişkin ifadeye yer vermiyor.

Her iki metin de Uluslararası İstikrar Gücü’nün konuşlandırılması konusunda mutabık kalıyor. Ancak Filistinli grupların metni bu gücü ‘geçici’ olarak nitelerken, Mladenov’un metninde bu ifade yer almıyor. Filistinli grupların metnine göre Uluslararası İstikrar Gücü, İsrail’in kontrol ettiği bölgeler ile Ulusal Komite’nin kontrolündeki alanlar arasında konuşlanacak, tarafların yükümlülüklerine uyup uymadığını denetleyecek ve Filistin toplumunun iç işlerine ilişkin herhangi bir görev üstlenmeyecek. Buna karşılık, Mladenov’un hazırladığı metin, gücün Filistin polisinin eğitimi ve desteklenmesi görevini üstleneceğini, ancak polis teşkilatının faaliyetlerine müdahale etmeyeceğini vurguluyor.

Filistinli grupların metnindeki on üçüncü madde, İsrail’in üzerinde uzlaşılacak bir takvim doğrultusunda aşamalı olarak Gazze Şeridi sınırlarının dışına çekilmesini öngörüyor. Buna göre İsrail’in boşalttığı bölgelere Uluslararası İstikrar Gücü yerleşecek. Mladenov’un metninde ise İsrail’in Gazze çevresine kadar aşamalı çekilmesinin, üzerinde anlaşılmış belirli bir takvime göre tamamlanması öngörülüyor. Ancak bu çekilme süreci, sekizinci maddede belirtilen silahların kayıt altına alınması ve toplanması sürecinde doğrulanabilir ilerleme sağlanması şartına bağlanıyor.

Her iki metindeki on dördüncü madde, iç güvenlikle ilgili her türlü ihlalin ele alınmasından Ulusal Komite’nin sorumlu olacağını hükme bağlıyor.

Filistinli grupların metnindeki son madde olan on beşinci madde ise Gazze’nin yeniden imarı, ekonomik kalkınmasının sağlanması ve bunun için gerekli malzeme ile finansmanın temin edilmesini düzenliyor. Buna göre süreç, Gazze Yönetimi Ulusal Komitesi’nin denetiminde yürütülecek. Mladenov’un metninde ise yeniden imar faaliyetlerinin, Barış Kurulu ile Ulusal Komite tarafından hazırlanacak bir plan doğrultusunda uygulanacağı belirtiliyor.

Hamas’tan bir kaynak Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, söz konusu değişikliklerin hem her grubun kendi iç mekanizmalarında hem de Filistinli gruplar arasında değerlendirildiğini söyledi. Kaynak, bu konuda ortak bir Filistin yanıtı hazırlanması amacıyla yakın zamanda gruplar arasında bir toplantı düzenleneceğini ifade etti.


Ürdün: Terörizm ve diğer suçlardan hüküm giyen 6 kişinin idam cezaları infaz edildi

(foto altı) Ürdün Enformasyon Bakanı ve Hükümet Sözcüsü Muhammed el-Mumeni (Arşiv – PETRA)
(foto altı) Ürdün Enformasyon Bakanı ve Hükümet Sözcüsü Muhammed el-Mumeni (Arşiv – PETRA)
TT

Ürdün: Terörizm ve diğer suçlardan hüküm giyen 6 kişinin idam cezaları infaz edildi

(foto altı) Ürdün Enformasyon Bakanı ve Hükümet Sözcüsü Muhammed el-Mumeni (Arşiv – PETRA)
(foto altı) Ürdün Enformasyon Bakanı ve Hükümet Sözcüsü Muhammed el-Mumeni (Arşiv – PETRA)

Ürdün makamları, güvenlik güçleri mensuplarının öldürülmesiyle sonuçlanan terör ve diğer suçlardan hüküm giyen 6 kişinin idam cezasını infaz etti.

Ürdün Enformasyon Bakanı ve Hükümet Sözcüsü Muhammed el-Mumeni bugün yaptığı açıklamada, “Terör ve adi suçlardan hüküm giymiş 6 suçlu hakkında verilen idam cezaları bu sabah erken saatlerde infaz edildi. Söz konusu suçlar, Ürdün Kamu Güvenliği Teşkilatı, Silahlı Kuvvetler ve güvenlik kurumlarından çok sayıda personelin hayatını kaybetmesine veya yaralanmasına yol açmıştı” dedi.

İdam edilen 6 kişi farklı davalarda mahkûm edilmişti. Bunlar arasında, Ağustos 2018’de düzenlenen bir operasyonda 6 güvenlik görevlisi ile 3 saldırganın öldüğü ‘terör hücresi’ davasında hüküm giyen iki kişi de bulunuyor.

Ayrıca, Aralık 2022’de akaryakıt fiyatlarındaki artışı protesto etmek amacıyla düzenlenen gösteriler sırasında çıkan olaylarda hayatını kaybeden Maan Emniyet Müdür Yardımcısı Tuğgeneral Abdurrezzak ed-Delabih’in ölümüne ilişkin terör davasında mahkûm edilen bir kişinin de idam cezası infaz edildi.

Bunun yanı sıra, 2014 yılında güvenlik görevlilerine silahla karşı koyarak ateş açması sonucu bir güvenlik mensubunun ölümüne neden olan hükümlü bir uyuşturucu kaçakçısı hakkında verilen idam kararı da uygulandı. 2017 yılında uyuşturucuyla mücadele yasasını uygulayan görevlilere direnmesi sonucu bir güvenlik görevlisinin ölümüne yol açan bir başka uyuşturucu kaçakçısı ile 2018 yılında üsteğmen rütbesindeki bir subayı öldürmekten hüküm giyen bir diğer uyuşturucu kaçakçısının cezaları da infaz edildi.

Ürdün yargısı idam cezaları vermeye devam etse de bu cezaların uygulanması sınırlı sayıda gerçekleşiyor. Ülkede son idam infazları 4 Mart 2017’de yapılmış, aralarında terör suçlarından mahkûm edilen 10 kişinin de bulunduğu toplam 15 kişinin cezası yerine getirilmişti.