DEAŞ eski terör yöntemlerine geri dönüyor

Fotoğraf: Afgan güvenlik güçleri geçen yılın son çeyreğinde Celalabad kentinde gözaltına aldığı DEAŞ terör örgütü unsurları (AFP)
Fotoğraf: Afgan güvenlik güçleri geçen yılın son çeyreğinde Celalabad kentinde gözaltına aldığı DEAŞ terör örgütü unsurları (AFP)
TT

DEAŞ eski terör yöntemlerine geri dönüyor

Fotoğraf: Afgan güvenlik güçleri geçen yılın son çeyreğinde Celalabad kentinde gözaltına aldığı DEAŞ terör örgütü unsurları (AFP)
Fotoğraf: Afgan güvenlik güçleri geçen yılın son çeyreğinde Celalabad kentinde gözaltına aldığı DEAŞ terör örgütü unsurları (AFP)

Birleşmiş Milletler (BM) raporlarının, Ebu İbrahim el Haşimi el Kureyşi liderliğinde DEAŞ’ın Suriye ve Irak'ta yeniden örgütlenmeye başladığına işaret ettiği bir dönemde, Mısır Fetva Kurumu'na bağlı Tekfirci Fetvalar ve Radikal Görüşleri Gözlemevi’nin Ocak ayı sonunda yayınladığı raporda, örgütün lojistik, mali ve insan kaynaklarını kaybetmesi nedeniyle ‘maliyeti düşük eylemler’ olarak bilinen eski terör metotlarına yeniden başvurduğu belirtiliyor.
Mısır Fetva Kurumu Müdürü Hasan Muhammed, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, “DEAŞ’ın ‘maliyeti düşük eylemlere’ başvurması daha önce iki defa gerçekleşti. Birincisinde henüz kuruluş aşamasındayken şehirlerde kontrolü ele geçirmek amacıyla sivilleri hedef alarak korku yaymaya çalıştığı dönemde, ikincisinde ise hezimete uğrayarak şehirlerdeki kontrolü kaybettiği dönemde bu eylemlere şahit olundu” dedi.
Muhammed, “DEAŞ’ın son olarak eski yöntemlere dönülmesi yönünde yaptığı çağrı, son aylarda aldığı ağır darbeler nedeniyle ikinci aşama kapsamında değerlendirilebilir. Örgüt artık ucuz terör eylemleri düzenlediği ‘zarar verme ve yıpratma’ stratejisine geri döndü. Askeri zeka veya tecrübeye ihtiyaç duymayan ve maliyetinin düşük olmasıyla ön plana çıkan bu stratejide vahşi uygulamalara başvuruluyor. Bu tür eylemlere geri dönülmesi, örgüt içerisinde büyük terör saldırıları düzenleyebilecek unsurların azaldığını gösteriyor” diye konuştu.
Adem-i merkeziyetçilik
DEAŞ’ın eski lideri Ebubekir el-Bağdadi’nin Ekim ayı sonlarında öldürülmesinin ardından örgütün medya platformları, unsurlarını ‘ucuz terör’ stratejileri doğrultusunda eylemler düzenlemeye teşvik etmeye başladı. Gözlemciler bu durumun sebebini ‘örgütün terör eylemlerini planlama, yönetme ve uygulama kabiliyetini kaybetmesinin yanı sıra insan ve mali kaynakların azalması’ şeklinde gerekçelendiriyor. Bu da örgütün merkezi planlama yerine tam bir adem-i merkeziyetçilik sürecine geçiş yaptığına işaret ediyor.
Mısır Fetva Kurumu Müdürü Muhammed, “Örgütün adem-i merkeziyetçilik aşamasına girmesi yani kollara ve vilayetlere bölünmesi Bağdadi’nin ölümü sonrasında başladı. Ancak bu süreç Bağdadi’nin ölümü sonrası hız kazandı. Bunu yöneten kişi ise son zamanlarda örgüt içerisinde bölünmelerle karşılaşan yeni lider Kureyşi. Örgüt içerisindeki bölünmeler halen devam ediyor. Bunu örgütün haftalık gazetesi ‘Nebe’de çıkan haberlerde görmek mümkün. Nitekim son çıkan haberlerde Ebu Hamza el-Kureyşi’nin örgütten ayrılma tehdidi sonrası lider Kureyşi’nin örgütün vilayetlere ve kollara ayrılmasına izin verdiği görülüyor. Bağdadi’nin ölümü örgüte bağlılık duygusu üzerinde olumsuz bir etki yarattı. Zira Bağdadi, Kureyşi’ye kıyasla merkeziyetçiliğe daha meyilliydi. Yani Kureyşi’nin ölmesi halinde örgütte büyük depremlerin olacağını gösteriyor.
Mısır Fetva Kurumu’nun yaptığı araştırmaya göre DEAŞ, medya araçları üzerinden kendisine örgüt unsurlarını ‘ucuz terör eylemleri’ düzenleyerek bulunduğu ülkelerin ekonomisini ve insanlarını doğrudan hedef almaya teşvik ediyor.
Araştırmada, örgütün bu tür eylemleri daha basit, gizli ve taşınabilir olması nedeniyle büyük maliyetlere neden olan ve gözleme araçlarıyla tespit edildiğinde başarısızlıkla sonuçlanabilen ağır silahlarla yapılan eylemlere tercih ettiği belirtiliyor.
Mısır Fetva Kurumu’nun araştırmasına göre DEAŞ yanlısı olan ‘Yalnız Kurtlar’ olarak isimlendirilen grubun aylardır eylem türlerinde değişikliğe gidilmesini, bu kapsamda zehirle, dumanla veya elektrik akımıyla öldürme gibi yeni metotların kullanılması çağrısında bulunuyor. Eylem türleri arasında ayrıca askeri kışlaların veya üslerin hedef alınmasında ‘yanan balonlar veya zeplinler’ kullanılması yer alıyor.
Gerileme işareti
Hasan, örgütün saldırılarda yanan balon veya zeplin kullanmasıyla ilgili olarak, “DEAŞ’ın yanan balonlar kullanma çağrısında bulunması, örgütün askeri ve teknik kabiliyetlerinde bir gerilemenin olduğu işaretidir. Yanan balonlar, örgütün Irak ve Suriye’de çokça kullandığı droneların alternatifi. Örgüt, askeri ve teknik kabiliyetinin düşmesinin ardından yanan balonlara başvurdu ve bu metodun daha çok kullanılması çağrısında bulunuyor. Yanan balonlar örgüt için yeni bir metot olduğu için kullanımında bazı zorluklar yaşıyorlar. Zira bu metodu kullanırken gözleme araçlarından gizlenemiyorlar” ifadelerini kullandı.
Birleşmiş Milletler (BM) Gözlem Ekibi tarafından, geçtiğimiz ay sonu hazırlanan bir raporda, Ebubekir El Bağdadi'nin öldürülmesinden sonra yeni bir liderin başına geçtiği DEAŞ’ın Suriye ve Irak'ta yeniden güç toplamaya başladığı belirtildi.
BM Gözlem Ekibi tarafından hazırlanan 20 Ocak tarihli raporda, DEAŞ’ın hem Suriye'de hem de Irak'ta saldırılar düzenlediği, saldırı çağrılarında bulunduğu ve yeniden güç topladığı kaydedildi.
DEAŞ'ın yayın organlarından Rumiye dergisinin daha önceki yayınlarında örgüt unsurlarına kundaklama eylemleri düzenleme çağrısı sonrasında Irak’taki bazı arazilerde yangın çıkmıştı. DEAŞ bu eylemin devamı için çağrılarını sürdürüyor. Örneğin petrol tankeri, doğal gaz boruları ve petrol istasyonlarını ateşe verme bunlardan bazıları.
El Kaide’den DEAŞ’a
Mısır Fetva Kurumu’nun araştırmasına göre ‘ucuz terör eylemleri’ stratejisinin temelleri El Kaide’nin 2010’da düzenlediği saldırılara dayanıyor. O dönem El Kaide, örgüt unsurlarına yabancıları hedef alma ve Avrupa ülkelerinde saldırı düzenleme talimatları veriyordu. El Kaide, internet ortamında yayınladığı ‘Inspire’ adlı bir İngilizce dergi üzerinden, el yapımı patlayıcıların mutfak araçlarıyla nasıl yapıldığını gösteren şemalar yayınlıyordu. Bunu takip eden süreçte ABD’deki terör saldırıları artmaya başladı. Özellikle kutlamalar sırasında insanların üstüne rastgele ateş açma eylemi, birçok kez tekrarlandı. Bu metotlar, Suriye ve Irak’ta DEAŞ’ın ortaya çıkmasıyla birlikte gelişti ve böylece ucuz eylem yöntemleri giderek çeşitlendi. Örneğin araçla insanları ezme, bıçaklama, patlayıcılar, bomba yüklü araçlar, insanların üzerine rastgele ateş açma, kaçırma ve siber saldırılar bunlar arasında sayılabilir. Ancak DEAŞ’ın yayın organları basit patlayıcıların yapılışı konusunda pek başarılı bir performans gösteremedi.
Öte yandan DEAŞ, Kasım ayında Nijerya'da 11 Hristiyan rehineyi başlarını keserek öldürdüğünü ilan etti. Bundan önce de birçok bıçaklı eylemi üstlenmişti.
Mısır Fetva Kurumu, ‘ucuz terör eylemlerinin’ bazı sebeplerden dolayı artabileceği konusunda uyardı. Araştırmada söz konusu sebepler, yapılan eylemlerin örgüte bazı kazanımlar sağlaması, düşük maliyetli olması, insanlar arasında korku ve endişe yaratması, eylemin yapıldığı ülkedeki ekonomik çıkarlara ve kamu hizmetlerine zarar vermesi, ülkeleri ekonomik açıdan yıpratması ancak buna karşılık daha az örgüt elemanın kaybedilmesi şeklinde sıralanıyor.
Mısır Fetva Kurumu Müdürü Hasan, Suriye ve Irak’ta aldığı askeri darbelerin yanı sıra Avrupa ülkelerinin DEAŞ’la bağlantılı 26 bin hesabı kapatması gibi uygulamalar nedeniyle kendini baskı altında hisseden örgütün bu tür eylemlere daha çok başvurma yolunu seçtiğini söyledi.



Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam, devletin ülkenin güneyine geri döneceğine söz verdi

Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam, ülkenin güneyindeki Keferşuba sakinleri tarafından çiçek ve pirinç yağmuru eşliğinde böyle karşılandı (Şarku’l Avsat)
Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam, ülkenin güneyindeki Keferşuba sakinleri tarafından çiçek ve pirinç yağmuru eşliğinde böyle karşılandı (Şarku’l Avsat)
TT

Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam, devletin ülkenin güneyine geri döneceğine söz verdi

Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam, ülkenin güneyindeki Keferşuba sakinleri tarafından çiçek ve pirinç yağmuru eşliğinde böyle karşılandı (Şarku’l Avsat)
Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam, ülkenin güneyindeki Keferşuba sakinleri tarafından çiçek ve pirinç yağmuru eşliğinde böyle karşılandı (Şarku’l Avsat)

Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam, halk ve siyasi partiler tarafından sıcak bir şekilde karşılanan iki günlük bölge gezisi sırasında, İsrail sınırındaki köylerdeki altyapının ‘birkaç hafta içinde’ yeniden inşa edilmesi ve güneydeki devlet otoritesinin yeniden tesis edilmesi için çalışacağına söz verdi.

Başbakan Selam şunları söyledi:

“Bu bölgenin devlete geri dönmesini istiyoruz ve ordunun güneyde sorumluluklarını yerine getirmeye devam etmesinden memnunuz. Ancak egemenlik sadece orduyla değil, aynı zamanda hukuk ve kurumlarla, halka sosyal koruma ve hizmetlerin sağlanmasıyla da tesis edilir.”

Bu ziyaret, Hizbullah ile Başbakan arasındaki siyasi farklılıkların önemli ölçüde aşıldığını gösterdi, zira Başbakan, birden fazla durakta Hizbullah, Emel Hareketi, Değişim bloğundan diğer milletvekilleri ve hatta etkinliklere katılan Hizbullah muhalifleri tarafından karşılandı.

Öte yandan Kuveyt Dışişleri Bakanlığı'nın Güvenlik Konseyi'nin VII. Bölüm Kapsamındaki Kararlarının Uygulanması Komitesi, terör listesine Lübnan’daki sekiz hastaneyi ekledi. Bu hastanelerin en az dördü Hizbullah tarafından işletiliyor.

Lübnan Sağlık Bakanlığı, ‘bu konuda Kuveytli yetkililerden herhangi bir inceleme veya bildirim almadığını’ açıklarken ‘konuyu açıklığa kavuşturmak, karışıklığı önlemek için doğru bilgileri sunmak ve Lübnan sağlık sistemini korumak için gerekli temasları kuracağını’ bildirdi.


İran'ın pazarlık hamleleri, Gazze anlaşmasının durgun sularını hareketlendiriyor

Filistinli çocuklar, Gazze Şeridi'nin merkezindeki Bureyc mülteci kampında bir çukurun yanında duruyor (AFP)
Filistinli çocuklar, Gazze Şeridi'nin merkezindeki Bureyc mülteci kampında bir çukurun yanında duruyor (AFP)
TT

İran'ın pazarlık hamleleri, Gazze anlaşmasının durgun sularını hareketlendiriyor

Filistinli çocuklar, Gazze Şeridi'nin merkezindeki Bureyc mülteci kampında bir çukurun yanında duruyor (AFP)
Filistinli çocuklar, Gazze Şeridi'nin merkezindeki Bureyc mülteci kampında bir çukurun yanında duruyor (AFP)

İran ile yaşanan gerilimler ve Gazze ateşkes anlaşmasındaki çıkmaz ortamında, ABD Başkanı Donald Trump ile İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu arasında, önümüzdeki çarşamba gününe ertelenen ve büyük bir merakla beklenen bir görüşme planlanıyor.

Şarku’l Avsat’a konuşan uzmanlar, yapılması planlanan görüşmenin, Gazze ateşkes anlaşmasındaki çıkmazın aşılması karşılığında İran'a yönelik baskının artırılması konusunda pazarlık içerebileceği ihtimalini göz ardı etmiyorlar.

Amerikan haber sitesi Axios'a göre 19 Şubat'ta yapılması planlanan ve ikinci aşamayı ilerletmesi beklenen Gazze "Barış Konseyi" toplantısı öncesinde, Netanyahu'nun ofisi, İran ile müzakereleri görüşmek üzere çarşamba günü Washington'da Trump ile bir araya gelmesinin beklendiğini belirtti. Açıklamada ayrıca, "İran ile yapılacak herhangi bir müzakerenin, balistik füzelerin sınırlandırılmasını ve bölgedeki İran'ın vekillerine verilen desteğin durdurulmasını içermesi gerektiğine inanılıyor" denildi.

Çarşamba günü yapılacak görüşme, ABD Başkanı Trump'ın Ocak 2025'te göreve dönmesinden bu yana Netanyahu ve Trump arasında gerçekleşecek yedinci görüşme olacak.

Mısır Dışişleri Konseyi üyesi ve eski Dışişleri Bakan Yardımcısı Büyükelçi Rakha Ahmed Hassan, Netanyahu'nun "Barış Konseyi" toplantısından önce Washington'a yaptığı ziyaretin zamanlamasının, "özellikle İran ve Gazze konularında, Washington ve Tel Aviv arasında çoğu noktada varılan anlaşma çerçevesinde" pozisyonların koordinasyonunu yansıttığına inanıyor.

Hassan, özellikle Washington'un "İran'a yapılacak bir saldırının kendi çıkarlarına daha büyük zarar vereceğinin farkına vardığı ve bunun Netanyahu için kabul edilemez göründüğü" göz önüne alındığında, iki konunun geleceğiyle ilgili "uzlaşma" olasılığına işaret etti.  

Filistinli siyasi analist Ayman al-Raqab, "uzlaşmanın mümkün olduğunu" ve Trump'ın "İran ve Gazze'nin birbirine bağlı meseleleri konusunda bir koordinasyon sağlamak isteyebileceğini ve birçok Amerikalı elçiyle, en son Steve Wittkoff ile görüşen ve başta uluslararası istikrar gücü, Hamas'ın silahsızlandırılması, yeniden yapılanma ve İsrail'in çekilmesi olmak üzere çetrefilli konuları ele alan Netanyahu ile meseleleri sonuçlandırmak isteyebileceğini" değerlendiriyor.

Gazze Şeridi'nin merkezindeki Nuseyrat mülteci kampında yıkılmış evler (AFP)Gazze Şeridi'nin merkezindeki Nuseyrat mülteci kampında yıkılmış evler (AFP)

Mısır Dışişleri Bakanı Bedr Abdulati ise dün Yunanistan Dışişleri Bakanı Giorgos Gerapetritis ile yaptığı telefon görüşmesinde, "ABD başkanının planının ikinci aşamasının gereklerini yerine getirmek için çalışmanın gerekliliğini" vurgulayarak, "Mısır'ın Barış Konseyi'ne desteğini" belirtti.

Abdulati, "Mısır'ın Gazze Şeridi Yönetimi Ulusal Komitesi'nin çalışmalarına tam desteğini" yineleyerek, bunun nüfusun günlük işlerini yönetmeyi amaçlayan ve Filistin Yönetimi'nin Şeritteki tüm sorumluluklarını yeniden üstlenmesinin yolunu açan geçici bir çerçeve olduğunu ifade etti.

Mısır Dışişleri Bakanı, "ateşkesi izlemek, Gazze Şeridi'ne insani yardım ve kurtarma desteği sağlamaya devam etmek ve erken toparlanma ile yeniden yapılanmanın yolunu açmak için uluslararası bir istikrar gücünün konuşlandırılmasının acil gerekliliğini" vurguladı.

Hassan, "Mısır, Gazze anlaşmasının tam olarak uygulanmasına bağlıdır ve gerek Barış Konseyi ve ona katılımı yoluyla gerekse uluslararası ortaklarla yapılan görüşmeler ve toplantılar yoluyla bu sürecin tamamlanmasını desteklemek için her cephede çalışmaktadır" dedi. Al-Raqab, Gazze anlaşmasının kalan konularının "barış sürecinin ilerlemesi için son derece önemli" olduğunu belirterek, İsrail'in "anlaşmada ilerlemenin önüne çok sayıda engel koyduğunu ve Trump ile Netanyahu arasındaki görüşmenin bu konuda çok önemli olacağını" ifade etti.


Meşal: Hamas silahlarını bırakmayacak ve Gazze’de yabancı yönetimi kabul etmeyecek

Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
TT

Meşal: Hamas silahlarını bırakmayacak ve Gazze’de yabancı yönetimi kabul etmeyecek

Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)

Hamas liderlerinden Halid Meşal bugün yaptığı açıklamada, Hamas’ın silahlarını bırakmayacağını ve Gazze Şeridi’nde ‘yabancı bir yönetimi’ kabul etmeyeceğini söyledi. Açıklama, ateşkes anlaşmasının, Hamas’ın silahsızlandırılmasını ve Gazze Şeridi’nin yönetimi için uluslararası bir komite kurulmasını öngören ikinci aşamasının başlamasının ardından geldi.

Hamas’ın yurt dışı sorumlusu ve eski Siyasi Büro Başkanı Meşal, 17. El Cezire Forumu’nda yaptığı konuşmada, “Direnişi, direnişin silahını ve direnişi gerçekleştirenleri suç saymak kabul edilemez” dedi.

Şarku’l Avsat’ın AFP’den aktardığına göre Meşal, “İşgal olduğu sürece direniş vardır. Direniş, işgal altındaki halkların bir hakkıdır; uluslararası hukukun, semavi dinlerin ve milletlerin hafızasının bir parçasıdır ve onunla gurur duyulur” ifadelerini kullandı.

İsrail ile Hamas arasında varılan ateşkes anlaşması, yıkıcı bir savaşın ardından, 10 Ekim’de yürürlüğe girdi. Anlaşma, Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi tarafından da desteklenen bir ABD planına dayanıyor.

Anlaşmanın ilk aşaması, 7 Ekim 2023’ten bu yana Gazze Şeridi’nde tutulan rehineler ile İsrail hapishanelerindeki Filistinli mahkûmların takasını, çatışmaların durdurulmasını, İsrail’in Filistin topraklarındaki yerleşim alanlarından çekilmesini ve Gazze Şeridi’ne insani yardımların girişini öngörüyordu.

İkinci aşama ise 26 Ocak’ta Gazze Şeridi’nde son İsrailli rehinenin cansız bedeninin bulunmasının ardından başladı. Bu aşama, Hamas’ın silahsızlandırılmasını, Gazze Şeridi’nin yaklaşık yarısını kontrol eden İsrail ordusunun kademeli olarak çekilmesini ve Gazze’nin güvenliğinin sağlanmasına ve Filistinli polis birimlerinin eğitilmesine yardımcı olmayı amaçlayan uluslararası bir istikrar gücünün konuşlandırılmasını içeriyor.

Plan kapsamında, Gazze Şeridi’nin yönetimini denetlemek üzere ABD Başkanı Donald Trump’ın başkanlığında, çeşitli ülkelerden isimlerin yer aldığı Barış Konseyi oluşturuldu. Ayrıca, Gazze Şeridi’nin günlük işlerini yürütmek üzere Filistinli teknokratlardan oluşan bir komitenin kurulması öngörüldü.

Meşal, Barış Konseyi’ne Gazze Şeridi’nin yeniden inşasını ve yaklaşık 2 milyon 200 bin nüfuslu bölgeye insani yardımların akışını mümkün kılacak ‘dengeli bir yaklaşım’ benimseme çağrısında bulundu. Meşal, aynı zamanda Hamas’ın Filistin topraklarında herhangi bir yabancı yönetimi kabul etmeyeceğini yineledi.

Meşal sözlerini şöyle sürdürdü: “Ulusal sabitelerimize bağlıyız; vesayet mantığını, dış müdahaleyi ve manda yönetimini kabul etmiyoruz… Filistinlileri Filistinliler yönetir. Gazze, Gazze halkınındır; Filistin, Filistinlilerindir. Yabancı bir yönetimi kabul etmeyeceğiz.”

Meşal’e göre bu sorumluluk yalnızca Hamas’a değil, ‘tüm canlı unsurlarıyla Filistin halkının liderliğine’ aittir.

İsrail ve ABD, Hamas’ın silahsızlandırılması ve Gazze Şeridi’nin askerden arındırılmış bir bölge haline getirilmesi talebini sürdürüyor. Hamas ise silahlarını gelecekte kurulabilecek bir Filistin yönetimine devretme ihtimalinden söz ediyor.

İsrailli yetkililer, Hamas’ın Gazze Şeridi’nde yaklaşık 20 bin savaşçıya sahip olduğunu ve hareketin elinde yaklaşık 60 bin kalaşnikof tüfek bulunduğunu öne sürüyor.

Ateşkes anlaşmasında öngörülen uluslararası gücü hangi ülkelerin oluşturacağı ise henüz netlik kazanmış değil.