Akdeniz'de doğalgaz savaşları

İsrail’e ait Akdeniz’deki doğalgaz sondaj çalışmaları (Getty)
İsrail’e ait Akdeniz’deki doğalgaz sondaj çalışmaları (Getty)
TT

Akdeniz'de doğalgaz savaşları

İsrail’e ait Akdeniz’deki doğalgaz sondaj çalışmaları (Getty)
İsrail’e ait Akdeniz’deki doğalgaz sondaj çalışmaları (Getty)

İmil Emin-
Fas asıllı Fransız coğrafyacı ve jeopolitik uzmanı bir yazar, kaleme aldığı bir dizi kitapta, dünyanın jeopolitik değişimini ele aldı. Fransız yazar kitaplarında özellikle Akdeniz’in jeopolitiği üzerinde durdu.
O zamanlar dünya gündemini, Mart 2003'te Amerika Birleşik Devletleri tarafından Irak’ın işgal edilmesi meşgul ediyordu. Ondan önce de Afganistan’ın işgali dış habercilerin gündemindeydi. Dolayısıyla az sayıda insan Akdeniz’de çok yakında yaşanacak gelişmelere odaklanmış durumdaydı.
On yıl içinde jeopolitik ve coğrafi verilerin netleşmesiyle, Akdeniz bölgesel ve uluslararası düzeyde ilginin merkezi haline geldi.
Akdeniz havzasındaki sahnenin gelişmelerini okumak için coğrafi sahneyi tarihi sahneyle ilişkilendirmeliyiz. Zira eğer coğrafya Tanrının yeryüzündeki ‘gölgesi’ ise, tarih de insan iradesinin bu geniş gezegende savaş ve barışla bıraktığı izlerdir. Siyasi güçler arasındaki çatışmaları devletlerin sınırları açısından analiz etmenin yetersiz olduğunu da belirtmekte fayda var. En uzak ülkeler müttefikleri aracılığıyla coğrafi olarak sınırlarının bulunmadığı bölgelere müdahale edebilmektedir. Özellikle zengin doğalgaz yataklarının bulunmasıyla, Akdeniz havzasında yaşananları,  bu bağlamda değerlendirmek kaçınılmazdır.
Akdeniz gazı ve yeniçağın enerjisi
Şüphesiz Akdeniz’deki doğalgaz yatakları bir gecede keşfedilmedi. Büyük devletler, özellikle ABD Akdeniz’deki sismik araştırmaların haritasını elinde bulunduruyordu. Dolayısıyla bu havzadaki doğalgaz keşiflerinin ilan edilmeyen ‘uluslararası çıkar haritalarına’ göre gerçekleştirildiği kesindir. Yakın gelecekte bu anlaşmaların ortaya çıkması kaçınılmazdır. Özetle ifade etmek gerekirse, Akdeniz havzasındaki doğalgaz rezervleri muazzam seviyelerdedir. Uzmanlara göre: Doğu Akdeniz’de 300 trilyon metreküp doğalgaz rezervi mevcuttur. Bu durum bölge ülkelerinin keşif ve sondaj faaliyetleri için aceleci davranmalarına neden olmuştur. Önemi itibariyle petrolden geri kalır tarafı olmayan doğalgaz serveti için çatışmaların yaşanması da olağandır. Bazıları doğalgazın çıkarılmasının ve kullanımının petrole oranla daha kolay ve daha temiz olduğunu savunmaktadır.
Şunu da belirtmekte fayda var, bahsettiğimiz jeopolitik mücadele devletlerle sınırlı değildir, piyasanın ihtiyaçları doğrultusunda çokuluslu şirketler de bu amansız mücadelede yerini almıştır. Enerji şirketleri yüksek sermayeleri ve sahip oldukları gelişmiş teknolojilerle devletlere rakip olmaktadır. Her ne kadar bu şirketlerin arkasında, kendi çıkarlarını korumak ve nüfuzlarını arttırmak için görünürde devletler olsa da, petrol sektöründe olduğu gibi durum son derece karmaşıktır.
Doğalgaz çatışması ve tarihi petrol deneyimi
Ülkelerin ve çokuluslu enerji şirketlerinin Akdeniz’de keşfedilen ve henüz keşfedilmeyen doğalgaz yatakları üzerindeki rekabeti, 20. Yüzyıldaki özellikle Arap Körfezi ve Ortadoğu’daki petrol rezervleri üzerindeki tarihi çatışmaları hatırlamamızı gerekli kılıyor.
Tarihsel olarak, söz konusu dönemin asıl belirleyicisinin silahlı kuvvetler olduğu açıktır. Dolayısıyla sömürgecilik, petrol üzerinde de kendini göstermiştir. Ancak günümüz şartlarında bu modelin uygulanabilirliği söz konusu değildir. Uluslararası hukuk açısından, silahlı kuvvetler aracılığıyla doğalgaz alanlarının kontrol edilmesi kabul edilebilir bir durum değildir. Çağımızda büyük sermayeleri ve gelişmiş keşif araçlarına sahip olan büyük enerji şirketleriyle devletlerin ortak hareket etmesi yaygındır. Böylelikle bu şirketler keşif ve sondaj faaliyetlerini gerçekleştirerek ‘pastanın’ ciddi bir kısmına sahip olabilmektedir. Bunun da ötesinde, bu şirketler, bazen aleni bazen de perde arkasından olmak üzere, devletlerarası deniz sınırlarının belirlenmesinde etkin rol almaktadır. Her şirket pragmatist yaklaşımlarıyla daha fazla pay kapmaya ve küresel borsadaki değerlerini en üst seviyeye çıkarmaya çalışmaktadır.
Uluslararası hukuk ve ekonomik bölgeler
Doğalgaz sondaj çalışmaları nasıl yapılır, kıyıdaş ülkelerin Akdeniz’den gaz çıkarma hususunu düzenleyen kurallar nelerdi?
Özet geçmek gerekirse, Uluslararası Deniz Hukuku, deniz alanları tanımlarını, kıyıdan başlayarak; iç sular, karasuları, bitişik bölge, açık deniz, kıta sahanlığı ve münhasır ekonomik bölge şeklinde sınıflandırmaktadır. Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi 1982’de Jamaika’da imzalanmış ve 1994 yılında yürürlüğe girmiştir. Kıyıdaş ülkeler bu sözleşmenin şartları uyarınca, bahsi geçen bölgelerde faaliyetlerde bulunabilir. Örnek vermek gerekirse, iç sular;  karasularının ölçülmeye başlandığı esas hattın kara tarafında kalan deniz alanlarıdır. Karasuları 12 mili geçmeyecek şekilde sahildar ülkelerinin belirlediği alanlardır. Münhasır Ekonomik Bölge (MEB) ise 200 deniz miline kadar uzanabilir. Sahildar ülkeler bu sular üzerinde, yapay adalar ve tesisler kurmanın yanı sıra, tüm kaynaklardan yararlanabilir. Ancak projelerini diğer ülkelere duyurmak ve diğer ülkelerin bilimsel araştırma ve avlanma haklarını korumak şartıyla faaliyet gösterebilirler.
Kıta sahanlığı ise, herhangi bir kıyı devletinin, jeolojik olarak ülkeyi oluşturan kara parçasının deniz altındaki uzantısıdır ve kıtasal çizgiye kadardır. Bu uzantı 200 mili geçiyorsa, sözleşmeye göre bu mesafe 350 mil ile sınırlandırılır. Kıta sahanlığı, kara platformu olarak da bilinir, bir kıtayı ya da kara parçasını çevreleyen görece sığ ve eğimli deniz tabanına verilen addır. Belki de şöyle bir soru sorulacaktır: bu uluslararası sözleşmeden bahsedilmesinin anlamı nedir?
Türkiye'nin coğrafi arzuları ve tarihsel yaklaşımı
Bu sorunun cevabı, bizi jeopolitik çatışmalara, dolayısıyla Kuzey Akdeniz bölgelerindeki Osmanlı sömürge mirasına götürüyor. Türkler Avrupalı muadillerine nazaran nispeten ‘gerici’ uygulama gerçekleştirmişlerdi. Avrupalı sömürgecilerin aksine, sömürdüğü bölgelerde teknik ve kültürel ilerlemeyi sağlamakta başarısız olmuştular. Tarihin hiçbir evresinde Avrupalıların sömürdükleri halklarla kurdukları ilişkilere benzer ilişkiler kuramadılar. Bir anlamda, 19. Yüzyıl boyunca sömürge ilişkisi kurdukları ülkelerde, kapitalist ya da sanayi devrimini gerçekleştirmekte başarısız oldular. Osmanlı Devleti’nin kendi içinde de bu dönüşümü gerçekleştirememiş olması, Avrupalı devletlerin de kışkırtmasıyla egemen olduğu halkların başkaldırmasına neden oldu. Önce Balkanlar ardından Ortadoğu’daki halklar başkaldırdı. Avrupa’da yaygın olan ulusçuluk akımları uyarınca bu bölgelerdeki düşünür ve aydınlar, bağımsızlık mücadelesini başlattı. Arap milliyetçiliği, yirminci yüzyılın başlarında Şam’da doğduğunda, Araplar Osmanlı’dan bağımsızlık uğruna kan akıttılar. Osmanlı tarihi, bölge haklarının bu başkaldırıların ana müsebbiplerinden biriydi.  Dolayısıyla Osmanlı’nın yeniden canlandırılması projesi hala bölge halklarında endişeye neden olmaktadır. Akdeniz’deki doğalgaz mücadelesi jeopolitikle sınırlı değildir.
Erdoğan-Serrac anlaşması
Libya-Türkiye ilişkileri oldukça eskiye dayanmaktadır. Osmanlı Devleti uzun süre Libya’da egemenlik kurmuştur. Osmanlılar bugün başkent olan Trablus’u, Trablusgarp vilayeti diye adlandırmaktaydı. Libya’dan bağımsız olarak değerlendirirsek, Türkiye yanlış ekonomi politikaları dolayısıyla şu anda ciddi bir ekonomik kriz yaşamaktadır. Dış borcu 250 milyar doların üzerindedir, enflasyon yükselmiş, işsizlik artmış ve alım gücü düşmüştür. Derin devlet dahi bu durumdan rahatsız olmuştur. Bu nedenlerden ötürü Türkiye’nin acil bir şekilde Trablus’taki Ulusal Mutabakat Hükümeti ile anlaşma yapması gerekiyordu. Zira Akdeniz’de kendi kıta sahanlığında olan bölgelerde doğalgaz rezervleri olmadığından, Doğu Akdeniz’deki doğalgaz rezervlerine ihtiyaç duyuyordu.
Türkiye ile Libya arasında 27 Kasım'da imzalanan deniz yetki alanları sınırlandırmasına dair mutabakat muhtırasına göre Türkiye, büyük alanlar elde etti. Avrupa Birliği ve Yunanistan, Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki payını 41 bin km ile sınırlandırmak isterken, bu alan 189 bin km olarak bariz bir artış gösterdi. Libya da nüfuz alanını 16 bin km arttırmış oldu. Sözleşme bununla da yetinmedi, Nordic Monitor sitesinin sızdırdığı belgelere göre; iki ülke ayrıca Münhasır Ekonomik Bölge ve kıta sahanlıklarını da yeniden tanımladı.
Türkiye için mesele, sadece ekonomik koşulların düzeltilmesiyle ilgili değildir. Erdoğan İkinci Abdülhamit’in son evrelerinde olduğu gibi, ülkesini içinde bulunduğu çıkmazlardan kurtarmaya çalışmaktadır.
Vehimler ve gerçekler
Mısırlılar 30 Haziran 2013'te Müslüman Kardeşler yönetimine isyan ettiğinde, Türkiye Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bel bağladığı domino taşları birbiri peşi sıra devrilmeye başladı. Türkiye dış politikada, Mısır’ın yanı sıra Sudan, Fas ve Nijer’de Müslüman Kardeşler’in egemen olmasını umuyordu. Libya Türkiye için Aşil’in topuğunu temsil etmektedir. Türkiye’nin Libya’ya yönelmesinin birkaç sebebi vardır: Öncelikle Libya’da ideolojik bir vilayet kurgulanmak istenmektedir. Suriye savaşında kullanıldıktan sonra, milislerin buraya gönderilmiş olması da bunu kanıtlar niteliktedir. İkinci olarak: Akdeniz’deki servetlerden birden fazla pay edinilmesi hedefi söz konusudur. Üçüncü sebep ise, kendisini kabul etmeyen Avrupa Birliği’nden intikam alınması isteğidir.
Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Avrupa Birliği arasındaki tartışma zımnen şunu içermektedir: Türkiye’nin Kuzey Kıbrıs’ın karasularında doğalgaz aramalarına engel olmayın, yoksa Avrupa’yı aralarında teröristlerin de olduğu göçmenlerle doldururum. Libya’yla yapılan anlaşmaların iptal edilmesinden söz etmeyin yoksa Libya’daki Suriyeli savaşçıların Avrupa’ya geçişini gerçekleştiririm. Nitekim Türkiye’nin Libya’ya götürdüğü bu Suriyeli militanların bir kısmı İtalya’ya geçmiştir.
Uluslararası toplum ve Akdeniz jeopolitiği
Akdeniz'deki gerginlikleri takip eden okuyucu şunu sormaktadır: Uluslararası toplumun Akdeniz havzasında yaşananlara dair vizyonu nedir?
Şüphesiz, Doğu Akdeniz Gaz Forumu’nda bazı olumlu gelişmeler olmuştur, bu hususa daha sonra değineceğiz. Türkiye’nin Libya’ya müdahalesi şu an gündemdeki öncelikli meselelerdendir. Özellikle de Türkiye’nin bu ülkeye Suriyeli milisleri göndermesi ve askeri destek sağlaması tepki çekmektedir.  Bu husustaki tartışma iki yönlüdür: Türkiye’nin engellenememesi ki bu makul değildir. 16. Yüzyıldaki Lepanto (İnebahtı) Savaşı’nda Osmanlı donanması neredeyse tamamen imha olmuştu. Avrupa elbette gelişmiş silah teknolojisiyle Türkiye’ye bu savaşı hatırlatıp caydırıcı güç kullanabilir. Diğer ihtimal ise, şu ana kadar içeriği belli olmayan bir plan uyarınca Erdoğan’ın yönlendirilmiş olmasıdır. Belki de bazıları Erdoğan’ı özellikle Libya bataklığına çekmek istemektedir.
Doğu Akdeniz Gaz Forumu
Bu değişken jeopolitik mücadelenin aydınlık tarafları da yok değildir. Bunlardan biri de Kahire’nin ev sahipliğinde gerçekleşen Doğu Akdeniz Gaz Forumu’dur.  Ortadoğu ve Kuzey Afrika Doğal Kaynak Yönetimi Enstitüsü Direktörü Lori Haitian forumun amacının, üye ülkelerin çıkarılacak doğalgaz için ihracat pazarı bulmak üzere yardımlaşması olduğunu söylüyor. Aynı zamanda doğalgaz sondaj çalışmaları için müşterek bir altyapı kurulmasının hedeflendiğini belirtiyor. Foruma katılan ülkeler, Mısır başta olmak üzere, Yunanistan, Güney Kıbrıs,  Filistin ve Ürdün’dür. Fransa da ilk toplantısını Ocak ayında Kahire’de gerçekleştiren foruma katılım için resmi olarak başvurmuş durumdadır. ABD Enerji Bakanı Yardımcısı da ülkesinin gözlemci olarak foruma iştirak etme arzusunu dile getirmiştir. Dolayısıyla Akdeniz havzası için vizyon sahibi bir jeopolitik ortaklığın söz konusu olduğunu söyleyebiliriz. Türkiye’nin oluşturmak istediği sisli ortamın aksine, taraflar kararlı bir şekilde çıkarlarını savunmaktadır. Sonuç olarak; Akdeniz havzası yeni bir evreye girmiş bulunmaktadır.
*Bu analiz Şarku'l Avsat tarafından Independent Arabia'dan tercüme edilmiştir



Trump yönetimi gerilimi tırmandırıyor... Pentagon, Harvard ile olan eğitim ve burs programlarını sonlandırıyor

Harvard Üniversitesi tabelasında bir yayanın silüeti (Reuters)
Harvard Üniversitesi tabelasında bir yayanın silüeti (Reuters)
TT

Trump yönetimi gerilimi tırmandırıyor... Pentagon, Harvard ile olan eğitim ve burs programlarını sonlandırıyor

Harvard Üniversitesi tabelasında bir yayanın silüeti (Reuters)
Harvard Üniversitesi tabelasında bir yayanın silüeti (Reuters)

ABD Savunma Bakanı Pete Hegseth, bakanlığının Harvard Üniversitesi ile olan tüm askeri eğitim programlarını, burslarını ve sertifikalarını sonlandırma kararı aldığını açıkladı. Bu karar, Başkan Donald Trump yönetiminin prestijli üniversiteye karşı tutumunda gerilim artışını temsil ediyor.

Hegseth, X sosyal medya platformunda yayınladığı açıklamada, "Savunma Bakanlığı, Harvard Üniversitesi ile olan tüm profesyonel askeri eğitim, burs ve sertifika programlarını resmen sonlandırıyor" diyerek Harvard'ı "gerçeklerden uzak" olmakla nitelendirdi.

Trump yönetimi, Gazze'deki İsrail saldırısına karşı Filistin protestolarına verdikleri destek ve iklim girişimleri gibi çeşitli konularda Harvard da dahil olmak üzere önde gelen Amerikan üniversitelerine karşı bir kampanya yürütüyor.

İnsan hakları savunucuları, ifade özgürlüğü, akademik özgürlük ve adil yargılama süreci konusunda endişelerini dile getirdiler.

 Harvard, Reuters'ın yorum talebine henüz yanıt vermedi. Üniversite, hükümetin üniversiteye sağlanan federal fonları dondurma girişimine karşı Trump yönetimine dava açtı.


Bill Clinton, Epstein soruşturmalarında kamuya açık duruşma yapılmasını talep etti

 ABD Temsilciler Meclisi Gözetim Komitesi Başkanı James Comer'ın, Bill ve Hillary Clinton'ın Epstein skandalıyla ilgili komite soruşturmasında ifade vermeyi reddetmeleri nedeniyle kongre emirlerini ihlal edip etmeyecekleri konusunda oylama yapılacak toplantıdaki konuşması sırasında, (Reuters)
ABD Temsilciler Meclisi Gözetim Komitesi Başkanı James Comer'ın, Bill ve Hillary Clinton'ın Epstein skandalıyla ilgili komite soruşturmasında ifade vermeyi reddetmeleri nedeniyle kongre emirlerini ihlal edip etmeyecekleri konusunda oylama yapılacak toplantıdaki konuşması sırasında, (Reuters)
TT

Bill Clinton, Epstein soruşturmalarında kamuya açık duruşma yapılmasını talep etti

 ABD Temsilciler Meclisi Gözetim Komitesi Başkanı James Comer'ın, Bill ve Hillary Clinton'ın Epstein skandalıyla ilgili komite soruşturmasında ifade vermeyi reddetmeleri nedeniyle kongre emirlerini ihlal edip etmeyecekleri konusunda oylama yapılacak toplantıdaki konuşması sırasında, (Reuters)
ABD Temsilciler Meclisi Gözetim Komitesi Başkanı James Comer'ın, Bill ve Hillary Clinton'ın Epstein skandalıyla ilgili komite soruşturmasında ifade vermeyi reddetmeleri nedeniyle kongre emirlerini ihlal edip etmeyecekleri konusunda oylama yapılacak toplantıdaki konuşması sırasında, (Reuters)

ABD eski Başkanı Bill Clinton, cinsel suçlardan hüküm giymiş iş insanı Jeffrey Epstein ile olan ilişkisi hakkında ifade vermek üzere ABD Temsilciler Meclisi Denetim Komitesi önüne çıkacak. Oturum kapalı yapılacak olsa da Clinton, görüşmenin video kaydına alınması planına itiraz ediyor.

Clinton, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, “Bu düzenlemeden kim fayda sağlıyor? Epstein’ın adaleti hak eden mağdurları değil, gerçeği hak eden kamuoyu da değil. Bu yalnızca partizan çıkarlara hizmet ediyor. Bu, gerçekleri ortaya çıkarma çabası değil, düpedüz siyasettir” ifadelerini kullandı.

Komite Başkanı Cumhuriyetçi Temsilci James Comer ise Bill Clinton ve eski Dışişleri Bakanı Hillary Clinton’ın ifadelerinin kapalı kapılar ardında alınmasında, video ile kaydedilmesinde ve yazılı tutanağa dökülmesinde ısrarını sürdürüyor. AP’nin haberine göre Clinton’ın dün yaptığı açıklamalar, Comer üzerinde baskı kurmayı amaçlayan ve kendisi ile eşinin ifadelerinin kamuoyuna açık şekilde alınmasını talep eden süregelen kampanyanın bir parçası.

Demokratlar, söz konusu soruşturmanın meşru bir denetim aracı olarak kullanılmak yerine, Başkan Donald Trump’ın siyasi rakiplerine saldırmak için silaha dönüştürüldüğünü savunuyor. Demokratlar ayrıca, Epstein ile yakın ilişkisi olduğu bilinen Trump’ın ifadeye çağrılmamış olmasına dikkat çekiyor.

Temsilciler Meclisi’ndeki Cumhuriyetçiler daha önce, Bill ve Hillary Clinton’ın ifadeye gelmemeleri halinde “mahkemeye saygısızlık” oylaması yapılabileceği tehdidinde bulunmuştu. Çift,sonradan ifade vermeyi kabul etti.

Dışişleri Eski Bakanı Hillary Clinton, kendisinin ve eşinin Cumhuriyetçilerin liderliğindeki Denetim Komitesi’ne “bildikleri her şeyi” ilettiklerini söyledi. Clinton perşembe günü yaptığı açıklamada, “Eğer bu mücadeleyi istiyorsanız… gelin bunu açıkça yapalım” ifadelerini kullandı.

Jeffrey Epstein (Reuters)Jeffrey Epstein (Reuters)

ABD Adalet Bakanlığı, geçen hafta Epstein dosyaları olarak bilinen belgelerin son bölümünü yayımladı. Bu belgeler, 2019 yılında cezaevindeyken intihar ettiği açıklanan Epstein’a ilişkin soruşturma kapsamında 3 milyondan fazla belge, fotoğraf ve videodan oluşuyor.

Bu dosyalarda Bill Clinton’ın adı sıkça gemesine rağmen, Clinton ailesinden herhangi birinin suç teşkil eden bir faaliyete karıştığını gösteren delil bulunmuyor. Eski başkan, 2000’li yılların başında Clinton Vakfı’yla bağlantılı insani çalışmalar kapsamında Epstein’ın uçağıyla seyahat ettiğini kabul etmiş, ancak Epstein’ın özel adasını ziyaret ettiğini reddetmişti.

2016 yılında Trump’a karşı başkan adayı olan Hillary Clinton ise Epstein ile anlamlı bir etkileşimi olmadığını, uçağıyla hiç seyahat etmediğini ve adasını asla ziyaret etmediğini ifade etti.


Ukrayna: Rusya'dan elektrik şebekesine büyük saldırı

Rus İHA’ları ve füze saldırıları Kiev'deki hayati öneme sahip sivil altyapıya ciddi hasar verdikten sonra, bir enerji şirketinin çalışanı bir elektrik trafosunu inceliyor, (Reuters)
Rus İHA’ları ve füze saldırıları Kiev'deki hayati öneme sahip sivil altyapıya ciddi hasar verdikten sonra, bir enerji şirketinin çalışanı bir elektrik trafosunu inceliyor, (Reuters)
TT

Ukrayna: Rusya'dan elektrik şebekesine büyük saldırı

Rus İHA’ları ve füze saldırıları Kiev'deki hayati öneme sahip sivil altyapıya ciddi hasar verdikten sonra, bir enerji şirketinin çalışanı bir elektrik trafosunu inceliyor, (Reuters)
Rus İHA’ları ve füze saldırıları Kiev'deki hayati öneme sahip sivil altyapıya ciddi hasar verdikten sonra, bir enerji şirketinin çalışanı bir elektrik trafosunu inceliyor, (Reuters)

Ukrayna elektrik şebekesi işletmecisi bugün yaptığı açıklamada, Rus güçlerinin Ukrayna'nın enerji altyapısına "geniş çaplı bir saldırı" başlattığını, bunun da ülke genelinde yaygın elektrik kesintilerine yol açtığını duyurdu.

Ukrinergo Telegram üzerinden yaptığı açıklamada, "Düşmanın verdiği hasar nedeniyle çoğu bölgede acil elektrik kesintileri uygulanmıştır" ifadesini kullandı.

Bu arada, ABD Başkanı Donald Trump, Rusya'nın Ukrayna'daki savaşıyla ilgili "çok iyi görüşmelerin" devam ettiğini söyledi ve ayrıntılara girmeden, bu görüşmelerin sonucunda "bir şeyler olabileceğini" ifade etti.