Akdeniz'de doğalgaz savaşları

İsrail’e ait Akdeniz’deki doğalgaz sondaj çalışmaları (Getty)
İsrail’e ait Akdeniz’deki doğalgaz sondaj çalışmaları (Getty)
TT

Akdeniz'de doğalgaz savaşları

İsrail’e ait Akdeniz’deki doğalgaz sondaj çalışmaları (Getty)
İsrail’e ait Akdeniz’deki doğalgaz sondaj çalışmaları (Getty)

İmil Emin-
Fas asıllı Fransız coğrafyacı ve jeopolitik uzmanı bir yazar, kaleme aldığı bir dizi kitapta, dünyanın jeopolitik değişimini ele aldı. Fransız yazar kitaplarında özellikle Akdeniz’in jeopolitiği üzerinde durdu.
O zamanlar dünya gündemini, Mart 2003'te Amerika Birleşik Devletleri tarafından Irak’ın işgal edilmesi meşgul ediyordu. Ondan önce de Afganistan’ın işgali dış habercilerin gündemindeydi. Dolayısıyla az sayıda insan Akdeniz’de çok yakında yaşanacak gelişmelere odaklanmış durumdaydı.
On yıl içinde jeopolitik ve coğrafi verilerin netleşmesiyle, Akdeniz bölgesel ve uluslararası düzeyde ilginin merkezi haline geldi.
Akdeniz havzasındaki sahnenin gelişmelerini okumak için coğrafi sahneyi tarihi sahneyle ilişkilendirmeliyiz. Zira eğer coğrafya Tanrının yeryüzündeki ‘gölgesi’ ise, tarih de insan iradesinin bu geniş gezegende savaş ve barışla bıraktığı izlerdir. Siyasi güçler arasındaki çatışmaları devletlerin sınırları açısından analiz etmenin yetersiz olduğunu da belirtmekte fayda var. En uzak ülkeler müttefikleri aracılığıyla coğrafi olarak sınırlarının bulunmadığı bölgelere müdahale edebilmektedir. Özellikle zengin doğalgaz yataklarının bulunmasıyla, Akdeniz havzasında yaşananları,  bu bağlamda değerlendirmek kaçınılmazdır.
Akdeniz gazı ve yeniçağın enerjisi
Şüphesiz Akdeniz’deki doğalgaz yatakları bir gecede keşfedilmedi. Büyük devletler, özellikle ABD Akdeniz’deki sismik araştırmaların haritasını elinde bulunduruyordu. Dolayısıyla bu havzadaki doğalgaz keşiflerinin ilan edilmeyen ‘uluslararası çıkar haritalarına’ göre gerçekleştirildiği kesindir. Yakın gelecekte bu anlaşmaların ortaya çıkması kaçınılmazdır. Özetle ifade etmek gerekirse, Akdeniz havzasındaki doğalgaz rezervleri muazzam seviyelerdedir. Uzmanlara göre: Doğu Akdeniz’de 300 trilyon metreküp doğalgaz rezervi mevcuttur. Bu durum bölge ülkelerinin keşif ve sondaj faaliyetleri için aceleci davranmalarına neden olmuştur. Önemi itibariyle petrolden geri kalır tarafı olmayan doğalgaz serveti için çatışmaların yaşanması da olağandır. Bazıları doğalgazın çıkarılmasının ve kullanımının petrole oranla daha kolay ve daha temiz olduğunu savunmaktadır.
Şunu da belirtmekte fayda var, bahsettiğimiz jeopolitik mücadele devletlerle sınırlı değildir, piyasanın ihtiyaçları doğrultusunda çokuluslu şirketler de bu amansız mücadelede yerini almıştır. Enerji şirketleri yüksek sermayeleri ve sahip oldukları gelişmiş teknolojilerle devletlere rakip olmaktadır. Her ne kadar bu şirketlerin arkasında, kendi çıkarlarını korumak ve nüfuzlarını arttırmak için görünürde devletler olsa da, petrol sektöründe olduğu gibi durum son derece karmaşıktır.
Doğalgaz çatışması ve tarihi petrol deneyimi
Ülkelerin ve çokuluslu enerji şirketlerinin Akdeniz’de keşfedilen ve henüz keşfedilmeyen doğalgaz yatakları üzerindeki rekabeti, 20. Yüzyıldaki özellikle Arap Körfezi ve Ortadoğu’daki petrol rezervleri üzerindeki tarihi çatışmaları hatırlamamızı gerekli kılıyor.
Tarihsel olarak, söz konusu dönemin asıl belirleyicisinin silahlı kuvvetler olduğu açıktır. Dolayısıyla sömürgecilik, petrol üzerinde de kendini göstermiştir. Ancak günümüz şartlarında bu modelin uygulanabilirliği söz konusu değildir. Uluslararası hukuk açısından, silahlı kuvvetler aracılığıyla doğalgaz alanlarının kontrol edilmesi kabul edilebilir bir durum değildir. Çağımızda büyük sermayeleri ve gelişmiş keşif araçlarına sahip olan büyük enerji şirketleriyle devletlerin ortak hareket etmesi yaygındır. Böylelikle bu şirketler keşif ve sondaj faaliyetlerini gerçekleştirerek ‘pastanın’ ciddi bir kısmına sahip olabilmektedir. Bunun da ötesinde, bu şirketler, bazen aleni bazen de perde arkasından olmak üzere, devletlerarası deniz sınırlarının belirlenmesinde etkin rol almaktadır. Her şirket pragmatist yaklaşımlarıyla daha fazla pay kapmaya ve küresel borsadaki değerlerini en üst seviyeye çıkarmaya çalışmaktadır.
Uluslararası hukuk ve ekonomik bölgeler
Doğalgaz sondaj çalışmaları nasıl yapılır, kıyıdaş ülkelerin Akdeniz’den gaz çıkarma hususunu düzenleyen kurallar nelerdi?
Özet geçmek gerekirse, Uluslararası Deniz Hukuku, deniz alanları tanımlarını, kıyıdan başlayarak; iç sular, karasuları, bitişik bölge, açık deniz, kıta sahanlığı ve münhasır ekonomik bölge şeklinde sınıflandırmaktadır. Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi 1982’de Jamaika’da imzalanmış ve 1994 yılında yürürlüğe girmiştir. Kıyıdaş ülkeler bu sözleşmenin şartları uyarınca, bahsi geçen bölgelerde faaliyetlerde bulunabilir. Örnek vermek gerekirse, iç sular;  karasularının ölçülmeye başlandığı esas hattın kara tarafında kalan deniz alanlarıdır. Karasuları 12 mili geçmeyecek şekilde sahildar ülkelerinin belirlediği alanlardır. Münhasır Ekonomik Bölge (MEB) ise 200 deniz miline kadar uzanabilir. Sahildar ülkeler bu sular üzerinde, yapay adalar ve tesisler kurmanın yanı sıra, tüm kaynaklardan yararlanabilir. Ancak projelerini diğer ülkelere duyurmak ve diğer ülkelerin bilimsel araştırma ve avlanma haklarını korumak şartıyla faaliyet gösterebilirler.
Kıta sahanlığı ise, herhangi bir kıyı devletinin, jeolojik olarak ülkeyi oluşturan kara parçasının deniz altındaki uzantısıdır ve kıtasal çizgiye kadardır. Bu uzantı 200 mili geçiyorsa, sözleşmeye göre bu mesafe 350 mil ile sınırlandırılır. Kıta sahanlığı, kara platformu olarak da bilinir, bir kıtayı ya da kara parçasını çevreleyen görece sığ ve eğimli deniz tabanına verilen addır. Belki de şöyle bir soru sorulacaktır: bu uluslararası sözleşmeden bahsedilmesinin anlamı nedir?
Türkiye'nin coğrafi arzuları ve tarihsel yaklaşımı
Bu sorunun cevabı, bizi jeopolitik çatışmalara, dolayısıyla Kuzey Akdeniz bölgelerindeki Osmanlı sömürge mirasına götürüyor. Türkler Avrupalı muadillerine nazaran nispeten ‘gerici’ uygulama gerçekleştirmişlerdi. Avrupalı sömürgecilerin aksine, sömürdüğü bölgelerde teknik ve kültürel ilerlemeyi sağlamakta başarısız olmuştular. Tarihin hiçbir evresinde Avrupalıların sömürdükleri halklarla kurdukları ilişkilere benzer ilişkiler kuramadılar. Bir anlamda, 19. Yüzyıl boyunca sömürge ilişkisi kurdukları ülkelerde, kapitalist ya da sanayi devrimini gerçekleştirmekte başarısız oldular. Osmanlı Devleti’nin kendi içinde de bu dönüşümü gerçekleştirememiş olması, Avrupalı devletlerin de kışkırtmasıyla egemen olduğu halkların başkaldırmasına neden oldu. Önce Balkanlar ardından Ortadoğu’daki halklar başkaldırdı. Avrupa’da yaygın olan ulusçuluk akımları uyarınca bu bölgelerdeki düşünür ve aydınlar, bağımsızlık mücadelesini başlattı. Arap milliyetçiliği, yirminci yüzyılın başlarında Şam’da doğduğunda, Araplar Osmanlı’dan bağımsızlık uğruna kan akıttılar. Osmanlı tarihi, bölge haklarının bu başkaldırıların ana müsebbiplerinden biriydi.  Dolayısıyla Osmanlı’nın yeniden canlandırılması projesi hala bölge halklarında endişeye neden olmaktadır. Akdeniz’deki doğalgaz mücadelesi jeopolitikle sınırlı değildir.
Erdoğan-Serrac anlaşması
Libya-Türkiye ilişkileri oldukça eskiye dayanmaktadır. Osmanlı Devleti uzun süre Libya’da egemenlik kurmuştur. Osmanlılar bugün başkent olan Trablus’u, Trablusgarp vilayeti diye adlandırmaktaydı. Libya’dan bağımsız olarak değerlendirirsek, Türkiye yanlış ekonomi politikaları dolayısıyla şu anda ciddi bir ekonomik kriz yaşamaktadır. Dış borcu 250 milyar doların üzerindedir, enflasyon yükselmiş, işsizlik artmış ve alım gücü düşmüştür. Derin devlet dahi bu durumdan rahatsız olmuştur. Bu nedenlerden ötürü Türkiye’nin acil bir şekilde Trablus’taki Ulusal Mutabakat Hükümeti ile anlaşma yapması gerekiyordu. Zira Akdeniz’de kendi kıta sahanlığında olan bölgelerde doğalgaz rezervleri olmadığından, Doğu Akdeniz’deki doğalgaz rezervlerine ihtiyaç duyuyordu.
Türkiye ile Libya arasında 27 Kasım'da imzalanan deniz yetki alanları sınırlandırmasına dair mutabakat muhtırasına göre Türkiye, büyük alanlar elde etti. Avrupa Birliği ve Yunanistan, Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki payını 41 bin km ile sınırlandırmak isterken, bu alan 189 bin km olarak bariz bir artış gösterdi. Libya da nüfuz alanını 16 bin km arttırmış oldu. Sözleşme bununla da yetinmedi, Nordic Monitor sitesinin sızdırdığı belgelere göre; iki ülke ayrıca Münhasır Ekonomik Bölge ve kıta sahanlıklarını da yeniden tanımladı.
Türkiye için mesele, sadece ekonomik koşulların düzeltilmesiyle ilgili değildir. Erdoğan İkinci Abdülhamit’in son evrelerinde olduğu gibi, ülkesini içinde bulunduğu çıkmazlardan kurtarmaya çalışmaktadır.
Vehimler ve gerçekler
Mısırlılar 30 Haziran 2013'te Müslüman Kardeşler yönetimine isyan ettiğinde, Türkiye Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bel bağladığı domino taşları birbiri peşi sıra devrilmeye başladı. Türkiye dış politikada, Mısır’ın yanı sıra Sudan, Fas ve Nijer’de Müslüman Kardeşler’in egemen olmasını umuyordu. Libya Türkiye için Aşil’in topuğunu temsil etmektedir. Türkiye’nin Libya’ya yönelmesinin birkaç sebebi vardır: Öncelikle Libya’da ideolojik bir vilayet kurgulanmak istenmektedir. Suriye savaşında kullanıldıktan sonra, milislerin buraya gönderilmiş olması da bunu kanıtlar niteliktedir. İkinci olarak: Akdeniz’deki servetlerden birden fazla pay edinilmesi hedefi söz konusudur. Üçüncü sebep ise, kendisini kabul etmeyen Avrupa Birliği’nden intikam alınması isteğidir.
Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Avrupa Birliği arasındaki tartışma zımnen şunu içermektedir: Türkiye’nin Kuzey Kıbrıs’ın karasularında doğalgaz aramalarına engel olmayın, yoksa Avrupa’yı aralarında teröristlerin de olduğu göçmenlerle doldururum. Libya’yla yapılan anlaşmaların iptal edilmesinden söz etmeyin yoksa Libya’daki Suriyeli savaşçıların Avrupa’ya geçişini gerçekleştiririm. Nitekim Türkiye’nin Libya’ya götürdüğü bu Suriyeli militanların bir kısmı İtalya’ya geçmiştir.
Uluslararası toplum ve Akdeniz jeopolitiği
Akdeniz'deki gerginlikleri takip eden okuyucu şunu sormaktadır: Uluslararası toplumun Akdeniz havzasında yaşananlara dair vizyonu nedir?
Şüphesiz, Doğu Akdeniz Gaz Forumu’nda bazı olumlu gelişmeler olmuştur, bu hususa daha sonra değineceğiz. Türkiye’nin Libya’ya müdahalesi şu an gündemdeki öncelikli meselelerdendir. Özellikle de Türkiye’nin bu ülkeye Suriyeli milisleri göndermesi ve askeri destek sağlaması tepki çekmektedir.  Bu husustaki tartışma iki yönlüdür: Türkiye’nin engellenememesi ki bu makul değildir. 16. Yüzyıldaki Lepanto (İnebahtı) Savaşı’nda Osmanlı donanması neredeyse tamamen imha olmuştu. Avrupa elbette gelişmiş silah teknolojisiyle Türkiye’ye bu savaşı hatırlatıp caydırıcı güç kullanabilir. Diğer ihtimal ise, şu ana kadar içeriği belli olmayan bir plan uyarınca Erdoğan’ın yönlendirilmiş olmasıdır. Belki de bazıları Erdoğan’ı özellikle Libya bataklığına çekmek istemektedir.
Doğu Akdeniz Gaz Forumu
Bu değişken jeopolitik mücadelenin aydınlık tarafları da yok değildir. Bunlardan biri de Kahire’nin ev sahipliğinde gerçekleşen Doğu Akdeniz Gaz Forumu’dur.  Ortadoğu ve Kuzey Afrika Doğal Kaynak Yönetimi Enstitüsü Direktörü Lori Haitian forumun amacının, üye ülkelerin çıkarılacak doğalgaz için ihracat pazarı bulmak üzere yardımlaşması olduğunu söylüyor. Aynı zamanda doğalgaz sondaj çalışmaları için müşterek bir altyapı kurulmasının hedeflendiğini belirtiyor. Foruma katılan ülkeler, Mısır başta olmak üzere, Yunanistan, Güney Kıbrıs,  Filistin ve Ürdün’dür. Fransa da ilk toplantısını Ocak ayında Kahire’de gerçekleştiren foruma katılım için resmi olarak başvurmuş durumdadır. ABD Enerji Bakanı Yardımcısı da ülkesinin gözlemci olarak foruma iştirak etme arzusunu dile getirmiştir. Dolayısıyla Akdeniz havzası için vizyon sahibi bir jeopolitik ortaklığın söz konusu olduğunu söyleyebiliriz. Türkiye’nin oluşturmak istediği sisli ortamın aksine, taraflar kararlı bir şekilde çıkarlarını savunmaktadır. Sonuç olarak; Akdeniz havzası yeni bir evreye girmiş bulunmaktadır.
*Bu analiz Şarku'l Avsat tarafından Independent Arabia'dan tercüme edilmiştir



Amerikan ordusu için üretilen mermiler, Meksika’daki kartellerin eline geçiyor

Meksika hükümeti, Amerikan malı silahların ülkeye kaçak yollardan girişini engellemek isityor (Reuters)
Meksika hükümeti, Amerikan malı silahların ülkeye kaçak yollardan girişini engellemek isityor (Reuters)
TT

Amerikan ordusu için üretilen mermiler, Meksika’daki kartellerin eline geçiyor

Meksika hükümeti, Amerikan malı silahların ülkeye kaçak yollardan girişini engellemek isityor (Reuters)
Meksika hükümeti, Amerikan malı silahların ülkeye kaçak yollardan girişini engellemek isityor (Reuters)

Meksika'da kartellerin kullandığı mermilerin neredeyse yarısının, ABD ordusuna mühimmat üreten fabrikada yapıldığı tespit edildi.

Meksika Savunma Bakanı General Ricardo Trevilla Trejo, salı günkü açıklamasında, 2012'den bu yana yaklaşık 137 bin adet .50 kalibrelik merminin ele geçirildiğini söyledi. 

Uyuşturucu çeteleri tarafından kullanılan bu mermilerin yüzde 47'sinin, ABD'nin Missouri eyaletinde yer alan Lake City Ordu Mühimmat Fabrikası'nda üretildiğini bildirdi.

New York Times'ın haberine göre sözkonusu tesis, Amerikan ordusunda kullanılan tüfekler için mermi üreten en büyük fabrika.

Ayrıca General Trejo, Devlet Başkanı Claudia Sheinbaum'un göreve başladığı Ekim 2024'ten bu yana polislerin ülkede ele geçirdiği 18 bin ateşli silahtan yaklaşık yüzde 80'inin de ABD menşeli olduğunu söyledi. 

Baskınlarda el konan silahlar arasında .50 kalibrelik Barrett tüfekleri, el bombası fırlatıcıları, roketatarlar ve çeşitli kalibredeki makineli tüfekler var.

Meksika'da silah ruhsatları sıkı denetimlere tabi. Silahlar yasal olarak yalnızca Meksika ordusunun işlettiği iki mağazadan satın alınabiliyor. Belirli kalibre ve özelliklere sahip tabancalar ise sadece ordu ve kolluk kuvvetleri tarafından kullanılabiliyor.

Bu önlemlere rağmen Meksika hükümetinin verilerine göre her yıl 200 bin ila 500 bin adet ateşli silah, ABD'den ülkeye kaçak olarak sokuluyor. 

ABD Yüksek Mahkemesi, Meksika hükümetinin Amerikan silah üreticilerine karşı açtığı davayı geçen yıl oybirliğiyle reddetmişti. Kararda, üreticilerin bağımsız perakendecilerin yasadışı satışlarını durdurmamalarının yardım ve yataklık koşullarını karşılamadığı bildirilmişti. 

Diğer yandan mahkemenin açıklamasında, Meksika devletinin şikayetinde savunduğu gibi "silah satışlarının gerçekleştiğine ve üreticilerin bunun farkında olduğuna dair hiçbir şüphe yok" denmişti. 

Meksika hükümeti, Arizona'daki mahkemeye ABD'li 5 silah şirketi hakkında 2022'de bir dava daha açmıştı. Hukuki süreç devam ediyor. 

Cenevre merkezli sivil toplum kuruluşu Uluslararası Organize Suçla Mücadele Küresel Girişimi (GI-TOC) Direktörü Cecilia Farfan Mendez, şunları söylüyor:  

İronik olan, Meksika ve ABD hükümetlerinin aynı şeyi istemesi: Kartellerin yol açtığı ölümleri azaltmak. Ancak suç örgütleri bu kalibredeki tabancalara kolayca erişebildiği sürece ABD, sanki bu şiddetin ortaya çıkmasını destekliyormuş gibi görünüyor.

 Independent Türkçe, New York Times, BBC


İsrail’de Hamas istihbaratı skandalı: Netanyahu hiçbir şey yapmadı

Netanyahu, iki devletli çözüme giden süreci tıkayarak ateşkes görüşmelerini de çıkmaza sokmuştu (Reuters)
Netanyahu, iki devletli çözüme giden süreci tıkayarak ateşkes görüşmelerini de çıkmaza sokmuştu (Reuters)
TT

İsrail’de Hamas istihbaratı skandalı: Netanyahu hiçbir şey yapmadı

Netanyahu, iki devletli çözüme giden süreci tıkayarak ateşkes görüşmelerini de çıkmaza sokmuştu (Reuters)
Netanyahu, iki devletli çözüme giden süreci tıkayarak ateşkes görüşmelerini de çıkmaza sokmuştu (Reuters)

İsrail istihbaratı, Hamas'ın büyük bir saldırı düzenleyeceğine dair bilgileri Başbakan Binyamin Netanyahu'ya 2018'de doğrudan iletmiş.

İsrailli medya kuruluşları Ynet ve Yedioth Ahronoth'un aktardığına göre Hamas, 2018-2022'de İsrail'in güneyindeki askeri üsler ve sivil yerleşimlere karşı koordineli bir saldırı planlamış. 

İstihbarat yetkililerinin "Eriha Duvarı" adını verdiği kapsamlı harekat planının, Hamas'ın 7 Ekim 2023'te düzenlediği Aksa Tufanı saldırısını özetler nitelikte olduğu aktarılıyor. 

New York Times, "Eriha Duvarı" kod adlı 40 sayfalık belgenin, İsrailli yetkililerle paylaşıldığını 2023'teki haberinde bildirmişti. Askeri ve istihbarat yetkililerinin, 2022'de haberdar olduğu planı "hayal ürünü" diye niteleyip gerçekleşmesini çok zor bularak dikkate almadığı öne sürülmüştü. 

Ancak İsrail medyasındaki yeni haberlerde, Başbakan Netanyahu'nun 2018'de planla ilgili birden fazla kez doğrudan bilgilendirildiği ortaya kondu. 

Adlarının paylaşılmaması koşuluyla konuşan yetkililer, "Hamas'ın askeri kanadı, topraklarımızın derinliklerine yönelik geniş çaplı bir saldırı için güç mü topluyor?" alt başlıklı istihbarat raporunun, doğrudan Netanyahu'nun masasına bırakıldığını söylüyor. 

Diğer yandan İsrail Başbakanlık Ofisi, ordunun 7 Ekim'deki başarısızlığına ilişkin devam eden soruşturmada, Hamas'ın saldırı planladığına dair önceden bilgi sahibi olunmadığını iddia etmişti. Ofisin, İsrail Kamu Denetçisi Matanyahu Englman'a gönderdiği açıklamada, "Eriha Duvarı" belgesinin Netanyahu'ya hiç sunulmadığı öne sürülmüştü. 

İsrail İstihbarat Kolordusu'na bağlı Birim 8200'den bazı analistlerin de Hamas'ın saldırı hazırlıklarına dair bilgileri 2018'de orduyla paylaştığı 2023'te ortaya çıkmıştı.  

Kaynaklar, bu planların iç güvenlik teşkilatı Şin Bet tarafından incelendikten sonra doğrudan Netanyahu'ya iletildiğini de savunuyor. 

2022 ve 2023'te "Eriha Duvarı" dosyasının yeni istihbarat bilgileriyle güncellendiği fakat bunların doğrudan Netanyahu'ya ulaşmadığı belirtiliyor. İsrail ordusu ve istihbarat kurumları, Gazze Savaşı'nın fitilini ateşleyen 7 Ekim saldırılarına tüm uyarılara rağmen hazırlıksız yakalandığı gerekçesiyle eleştirilmişti.

Başbakan Netanyahu'ya sunulan istihbaratlarla ilgili bilgi sahibi kaynaklardan biri şunları söylüyor: 

Ordu komutanları parçaları birleştirmekte başarısız olsa bile başbakanın görevi, Hamas'ın hedefleri hakkında yanıt talep etmektir. Netanyahu ise hiçbir şey yapmadı.

Independent Türkçe, Haaretz, Times of Israel, Ynet 


Trump, Netanyahu’ya İran’la müzakereleri sürdürme mesajı verdi

 İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun ofisi tarafından yayımlanan, bugün Beyaz Saray’da ABD Başkanı Donald Trump ile gerçekleştirdiği görüşmeye ait fotoğraf.
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun ofisi tarafından yayımlanan, bugün Beyaz Saray’da ABD Başkanı Donald Trump ile gerçekleştirdiği görüşmeye ait fotoğraf.
TT

Trump, Netanyahu’ya İran’la müzakereleri sürdürme mesajı verdi

 İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun ofisi tarafından yayımlanan, bugün Beyaz Saray’da ABD Başkanı Donald Trump ile gerçekleştirdiği görüşmeye ait fotoğraf.
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun ofisi tarafından yayımlanan, bugün Beyaz Saray’da ABD Başkanı Donald Trump ile gerçekleştirdiği görüşmeye ait fotoğraf.

ABD Başkanı Donald Trump, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile gerçekleştirdiği görüşmede nihai bir anlaşmaya varılmadığını, ancak İran’la müzakerelerin sürdürülmesi konusunda ısrarcı olduğunu belirtti.

Trump, Beyaz Saray’da üç saati aşk süren görüşmeyi “son derece verimli” olarak nitelendirerek, ABD ile İsrail arasındaki mükemmel ilişkilerin devam ettiğini vurguladı.

Toplantıda, İran’la yeni bir nükleer anlaşmaya varma ihtimali ele alındı. Trump, müzakerelerin başarıya ulaşmasının tercih ettiği seçenek olduğunu ve bu tutumunu Netanyahu’ya ilettiğini söyledi. Anlaşma sağlanamaması halinde ise “işlerin nereye varacağını göreceğiz” dedi. Trump, İran’ın geçmişte bir anlaşmayı reddettiğini ve bunun “gece yarısı çekici” olarak nitelendirdiği bir darbeyle sonuçlandığını hatırlatarak, Tahran’ın bu kez “daha rasyonel ve sorumlu” davranmasını umduğunu ifade etti.

cd
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun resmi internet sitesinde yayımlanan, bugün Beyaz Saray’da ABD Başkanı Donald Trump ile gerçekleştirdiği görüşmeden bir fotoğraf.

Trump ayrıca Gazze ve genel olarak bölgede “büyük ilerleme” kaydedildiğini savunarak, “Ortadoğu’da barışın fiilen hüküm sürdüğünü” dile getirdi.

Görüşmeye ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Savunma Bakanı Pete Hegseth ile özel temsilciler Steve Witkoff ve Jared Kushner katıldı.

Netanyahu’nun Washington ziyareti, İsrail basını tarafından İran’a karşı stratejik koordinasyon açısından kritik olarak değerlendirildi. Görüşmelerde İran’ın nükleer programının geleceği ve diplomatik sürecin başarısızlığa uğraması halinde İsrail’in askeri hareket serbestisine ilişkin güvenceler öne çıktı.

Netanyahu’nun, müzakerelerin yalnızca nükleer programla sınırlı kalmaması; İran’ın balistik füze programı ve bölgedeki vekil güçlere verdiği desteğin de kapsama alınması için Trump yönetimine baskı yaptığı aktarıldı. ABD’nin diplomatik sürece şans tanıma konusundaki ısrarına karşın Netanyahu’nun, olası bir anlaşma durumunda dahi İsrail’in İran’a karşı “hareket özgürlüğünü” koruması gerektiğini savunduğu belirtildi.

ghyju
Tahran’da devrimin 47. yıl dönümü kutlamaları kapsamında sergilenen bir füzenin yanında konuşan iki din adamı (New York Times)

Görüşmede Gazze dosyası da ele alındı. Taraflar, İsrail’in resmen katıldığı “Barış Konseyi” çerçevesinde Gazze’nin yeniden imarına yönelik planın ikinci aşamasındaki ilerlemeyi değerlendirdi.

Beyaz Saray yetkilileri, görüşmenin Trump ile Netanyahu arasında yakın bir uyum sergilediğini ve İran’ın nükleer silah edinmesinin engellenmesi konusunda ortak vizyon bulunduğunu belirtti. Ancak analistler, iki liderin önceliklerinde farklılıklar olabileceğine dikkat çekti. Trump’ın siyasi kazanım olarak sunabileceği hızlı bir diplomatik anlaşmaya eğilimli olduğu; Netanyahu’nun ise İran’a kısmi tavizler içeren bir mutabakata karşı daha katı şartlar talep ettiği ve askeri seçeneğin masada kalmasında ısrar ettiği ifade edildi.

Netanyahu, görüşmenin ardından Beyaz Saray’dan ayrıldı. Sabah saatlerinde Dışişleri Bakanı Rubio ve ABD’nin İsrail Büyükelçisi Mike Huckabee ile Blair House’ta bir araya gelen Netanyahu, ayrıca Trump’ın özel temsilcisi Steve Witkoff ve Jared Kushner ile de temaslarda bulundu. İsrail’in Washington Büyükelçisi Michael Leiter, görüşmelerde “önemli jeostratejik gelişmelerin” ele alındığını açıkladı.

ABD Dışişleri Bakanlığı, söz konusu temasların siyasi ve güvenlik koordinasyonu çerçevesinde gerçekleştirildiğini bildirdi.

Trump, salı günü yaptığı açıklamada anlaşma sağlanmaması halinde İran’a karşı sert adımlar atılabileceğini söylemişti. Axios’a konuşan Trump, Tahran’ın “bir anlaşma yapmak için güçlü istek duyduğunu” savunarak, İran’ın nükleer silah ya da füze sahibi olmasına izin verilmeyeceğini ifade etti. İsrail’in müzakere sürecini sekteye uğratacak adımlar atmasını istemediğini de sözlerine ekledi.

ABD Başkan Yardımcısı JD Vance de anlaşma sağlanamaması halinde “başka bir seçeneğin” masada olduğunu belirterek, Trump’ın tüm seçenekleri açık tuttuğunu söyledi. Vance, Washington’un önceliğinin İran’ın nükleer silah edinmesini engellemek olduğunu, rejim değişikliğinin ise İran halkının vereceği bir karar olduğunu kaydetti.

New York Times, ABD’nin İran’la yürüttüğü dolaylı müzakerelerde ilerleme sağlanmasının zor olduğuna işaret ederken; İsrail’in taleplerinin Washington’da yankı bulduğunu, ancak Tahran’ın balistik füze programı ve bölgesel vekil unsurlar konusunu müzakere kapsamına almaya yanaşmadığını yazdı.

Şarku’l Avsat’ın Wall Street Journal’den aktardığı analize göre ABD yönetiminin İran’a baskıyı artırmak amacıyla İran petrolü taşıyan tankerlerin müsaderesini değerlendiriyor. Ancak böyle bir adımın Hürmüz Boğazı’nda seyrüsefer güvenliğini tehdit edebileceği ve küresel enerji piyasalarında dalgalanmaya yol açabileceği uyarıları yapılıyor.

Gazete, ABD Hazine Bakanlığı’nın bu yıl 20’den fazla İran petrol tankerine yaptırım uyguladığını ve Beyaz Saray’ın olası müsadereler için hukuki zemin hazırlığı yaptığını aktardı. ABD’li bir yetkili, Trump’ın diplomatik yolu tercih ettiğini ancak görüşmelerin çökmesi halinde alternatif seçeneklerin hazır tutulduğunu söyledi.

ABD Ulaştırma Bakanlığı ise Hürmüz Boğazı ve Umman Körfezi’nde ticari gemilere yönelik potansiyel tehditlere karşı uyarıda bulundu.