Arap Birliği, Filistin meselesinde neden sürekli başarısız oluyor?

Arap Birliği, üye ülkelerin farklı yönetimleri ve oylama sisteminden kaynaklı olarak sürekli başarısızlıkla karşılaşıyor (AFP)
Arap Birliği, üye ülkelerin farklı yönetimleri ve oylama sisteminden kaynaklı olarak sürekli başarısızlıkla karşılaşıyor (AFP)
TT

Arap Birliği, Filistin meselesinde neden sürekli başarısız oluyor?

Arap Birliği, üye ülkelerin farklı yönetimleri ve oylama sisteminden kaynaklı olarak sürekli başarısızlıkla karşılaşıyor (AFP)
Arap Birliği, üye ülkelerin farklı yönetimleri ve oylama sisteminden kaynaklı olarak sürekli başarısızlıkla karşılaşıyor (AFP)

Tarık Fehmi*
Arap Birliği’nin ABD’nin açıkladığı Ortadoğu Barış Planı’na ilk tepkisi, Arap Birliği Konseyi'nin Filistin'in Arap Birliği’ndeki Daimi Temsilcisi Diyab el-Luh’un talebi üzerine bakanlık düzeyinde düzenlediği toplantı oldu.
Toplantı, Filistin’in söz konusu planı reddetmesinin ardından gerçekleşirken, toplantıda Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas’ın planın detaylarının açıklanması sonrası Filistin Yönetimi’nin statüsü ve işlevlerinin fonksiyonel olarak değiştirilmesi önerisi üzerine ilgili bir dizi yeni tedbir uygulandığı duyuruldu.
Yeni olgular
Filistin tarafı bu süreçte Arap Birliği’nde başlayan diplomatik bir hareketle Filistin toprakları ile ilgili bir çözüm bulmaya çabalayarak ve yıllardır herhangi bir başarıya imza atmadan görevini sürdüren izleme komitesi aracılığıyla çeşitli düzeylerde adımlar atacak.
Ancak Filistin tarafı, Filistin davasının bilinen yönüyle ilgili bir tutumla değil farklı tutumlarla karşı karşıya kalacak. Bunun başlıca nedeni, Arap ülkelerinin ABD’nin duyurduğu Ortadoğu Barış Planı’na verdikleri tepkilerin destek, muhalefet ve çekimserlik gibi Arap Birliği'nin eylemlerine yansıyacak çeşitlilikte olmasıdır.
Bu durum, Kahire’deki son toplantıda açıkça ortaya çıktı. Bu da Filistin davasının, Arap ülkeleri ile İsrail arasındaki ilişkilerin gelişmesinde ve geleneksel sistemin dışında yeni bir niteliksel aşamaya geçilmesinde gerçek bir sorun haline geldiği göz önüne alındığında oldukça normaldir.
Özel kaynaklardan edindiğim bilgilere göre Filistin Devlet Başkanı Abbas, önümüzdeki günlerde Birleşmiş Milletler’e (BM) giderek özel bir Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi (BMGK) toplantısı düzenlenmesini talep edecek. Kaynaklar ayrıca Abbas’ın derhal hızlı ve doğrudan bir adım atılmasının olumlu sonuçlar doğurabileceği tavsiyesi üzerine bu adım için BM Orta Doğu Barış Süreci Özel Koordinatörü Nickolay Mladenov’dan yardım isteyeceğini belirtti.
Arap Birliği, kurumları içerisinde ‘genel bir felç durumu’ yaşıyor. Arap Birliği, rolünü geliştirmek için ihtiyacı olan siyasi iradeye sahip değil. Arap Birliği kurumlarının Afrika Birliği (AfB) ile karşılaştırıldığında yeniden canlanması gerekiyor.
1- Arap Birliği üyesi ülkeler, 2002 yılında Lübnan'ın başkenti Beyrut'ta kabul ettiği Arap Barış Girişimi doğrultusunda İsrail karşısında birleşik bir Arap tutumu formüle edilmesinden bu yana başarısızlıklara imza attılar. Arap Birliği, 1947 yılında da Filistin'in bölünmesini engellemek için İngiltere'ye baskı yapmakta da başarısız oldu. Belki de 1948 savaşı, Arap ordularının Arap Birliği Konseyi tarafından alınan kararla yapılan ilk ve son savaştı. Sonra mesele tamamen BM’ye devredildi.
Arap Birliği, Arap ülkelerindeki Filistinlilere Arap vatandaşı muamelesi yapılmasına yönelik anlaşmalara rağmen Filistin lideri Yaser Arafat'ın ablukaya alınmasını engelleyemedi. Bununla birlikte İsrail ile normalleşmeyi de engelleyemedi. Hatta artık var olmayan boykot bile ihlal edilmiş durumda.
2- Arap Birliği, İsrail’in Arap Barış Girişimi’nin şartlarını ciddiye almamasına ve girişime karşı adımlar atmasına rağmen Barış Girişimi’ne bağlı kaldı.
3- Arap Birliği, yıllardır Filistin dosyasına ilişkin, delegeler veya liderler düzeyinde periyodik toplantılar düzenliyor. Bu toplantıların ardından da medyatik, siyasi ve tekrarlanan söylemler dile getiriliyor ve sanki var olduğunu ispatlamaya çalışıyor. İsrail ise Arap Birliği yerine bir Ortadoğu birliği ve Arap ortak pazarı yerine bölgesel bağlamda yeni ve daha kapsamlı bir Ortadoğu pazarı kurulmasına yönelik bir söylem benimsiyor.
4- Arap Birliği, başkenti Doğu Kudüs olan bağımsız bir Filistin Devleti’nin kurulması, iki devletli çözüm getirilmesi ve BM’nin 242 ve 338 sayılı kararları uyarınca barış için toprak değişimi çağrısında bulunan bir tutum sergiledi. Ancak işgal altındaki Filistin topraklarını Yahudileşme planlarının tam olarak uygulanması, 2020 Kudüs’ü Yahudileştirme Planı’nın tamamlanması ve Filistinli mültecilerin geri dönme hakkının reddedilmesi çerçevesinde bu durum artık söz konusu değil. Arap Birliği, vizyon ve üye ülkeler arasındaki koordinasyon eksikliği nedeniyle bu tutumunu artık kaybetti. En küçük ülkenin bile Arap Birliği’ndeki görüş birliğini ortadan kaldırabildiği görüldü.
Özel kaynaklardan edindiğim bilgilere göre Arap Birliği Genel Sekreteri’nin şu anda BM’de herhangi bir uluslararası rol oynayabileceği ya da çeşitli toplantılar veya temaslarda bulunabileceğine ihtimal dahi verilmiyor. Ayrıca Genel Sekreter’in şu anda Gazze Şeridi ile Batı Şeria’daki Filistinli taraflar arasında herhangi bir arabuluculuk girişiminde bulunmayacağını da öğrendim.
5- Arap devletleri, Fetih Hareketi ile Hamas arasında arabulucu rolü oynamak ve gönüllü olarak destek vererek Filistin halkının ihtiyaçlarını sağlamak gibi Filistin dosyasında Arap Birliği’nin rolünü oynayıp onun görevlerini yerine getiriyorlar. Suudi Arabistan, Tunus ve Moritanya’da yapılan zirvelerde ABD yönetiminin Filistin’e yaptığı yardımları kesmesi ve uluslararası kaynakları kurutmasının ardından Filistin’i destekleme çağrısı yapıldı. Arap Birliği’ni tüzüğünü gözden geçirmesi, siyasi sisteminde reform yapması ve kurumlarını geliştirmek için gerçek bir çalışma başlatması ihtiyacı gibi gerçekliğe rağmen ayakta tutan da işte budur.
Teorik rol
Arap Birliği Genel Sekreteri Ahmed Ebu Gayt’a göre İsrailliler ile Filistinliler arasında barışın sağlanması, bir tarafın değil her iki tarafın da iradesine bağlı. Başkan Trump tarafından açıklanan barış planının bağlayıcı olmayan bir vizyonu yansıtmadığını düşünen Ebu Gayt, barış için öne sürülen herhangi bir planın ilk kriterinin, uluslararası hukuka ve ilkelere dayanması olduğunu vurguladı.
Ancak Arap Birliği Konseyi’nin bakanlık düzeyindeki konumu şunları gösteriyor;
1-
Arap Birliği'nde ABD’nin Barış Planı’na karşı ortak tutum sergilemek oldukça zor. Bu zorluk özellikle Arap ülkeleri arasındaki Filistin Yönetimi’ne yönelik tutumda farklılıklar olduğunu ve yine Filistin Yönetimi’ne yönelik diplomatik ve mali destek konusunda Arap ülkeleri arasında yapılan zirvelerden çıkan herhangi bir karar olmadığını yansıtan Kahire’deki toplantıda Abbas’ın aldığı tepkiye rağmen sadece Arap desteğine ihtiyaç duyulduğunu vurgulamak yerine çeşitli noktalara odaklanmasıyla daha da belirginleşti. 
2- Arap Birliği, her ne kadar Araplar ve İsrail arasında olumlu bir etki, hatta sadece bir başlangıç dahi yapamayan Arap Barış Girişimi olarak adlandırılan Arap projesine bağlı kalmaya devam ediyor.
Öte yandan özel kaynaklardan, Ürdün'ün şu an için Filistin, Irak, Mısır, Lübnan ve Fas'ın katılımıyla bir mini Arap zirvesi düzenleme niyeti olmadığını ve ABD’nin BM Genel Kurulu’nda Ortadoğu Barış Planı’nı görüşmek üzere gerçek bir Filistin varlığı istemesiyle bağlantılı olduğunu öğrendim.
3- Arap-Amerikan ilişkilerindeki güncel gelişmeler, gerçek bir Arap lobisinin kurulmasını gerektiriyor. Ancak bu iş Filistin tarafının tam tersine işaret etmesine rağmen hala rolünü geliştirmeye çalışan Arap Birliği’ni aşıyor. Arap Birliği, bölgesel bir kurum olarak, belirli bir vizyon veya strateji olmadan Arap-İsrail ilişkilerini ele alıyor. Aslında boykot konusunda mevcut çekinceler dahi yoktu. Tam tersine Arap Birliği ülkeleri, uzun yıllar boyunca Arap Birliği’nde alınan kararları atlatmaya çalıştılar.
Birleşmiş Milletler
Arap Birliği’nin konumuna karşın BM, uzun yıllar boyunca Filistin meselesini ele aldı. İsrail yerleşim birimleri, mülteciler, Kudüs ve geri dönüş hakkı gibi konularda ve çoğu çatışma tarihinde teorik düzeyde kalan diğer dosyalarda bir dizi önemli karar yayınladı. Ancak bu kararların çoğu ya etkili olmadı ya da gerçekleşmedi. Özellikle 1947 tarihli 181 sayılı Filistin’i bölge kararı kağıt üzerinde kaldı. Aynı şekilde İsrail'in BM kararlarına uymayı tamamen reddetmesi çerçevesinde 242 ve 338 sayılı kararlar da gerçekleşemedi.
Bunlarla birlikte, BM’nin Ortadoğu Barış Planı ile etkileşiminin bölgesel muadili Arap Birliği'ndeki etkileşimiyle karşılaştırıldığında şunlar dikkat çekiyor:
1- BM, Genel Sekreter Antonio Guterres’in ağzından, İsrail ve Filistinlilerin uluslararası kararlara, uluslararası hukuka, ikili anlaşmalara ve 1967 öncesi sınırlara dayalı iki devletli çözüme dayalı bir barış sağlamalarına yardım etme sözü verdi.
2- BM, ABD, Avrupa Birliği (AB) ve Rusya'yı içeren dörtlü bir yapıdır. ABD’nin bir takım engellemelerine rağmen BM, bir takım Filistin konularını ciddiyetle ele almıştır. Bunların başında İsrail yerleşim birimlerinin inşası ve bu yerleşim birimlerinin meşrulaştırılmasının suç sayılması geliyor. BM İnsan Hakları Yüksek Komiserliği Ofisi (OHCHR) ve ona bağlı diğer kurumlar, Filistin topraklarındaki yerleşim birimleri inşasının uluslararası hukukun ihlali olduğuna dair istikrarlı bir tutum sergilerken ABD yönetiminin bu konudaki tutumunu reddettiler.
3- Eğer BMGK, Filistin Devlet Başkanı Abbas’ın önümüzdeki günlerdeki başvurusuna olumlu yönde bir karşılık vermezse Abbas’ın önünde iki seçenek olacak. Bunlardan ilki; işgal altındaki Arap bölgelerinin statükolarını korumak için onları uluslararası güvence altına alarak ilerlemek. İkincisi; eğer ABD yönetimi BMGK’da veto oyu kullanırsa Filistin dosyasını BM Genel Kurul'a taşımak. Bu da Barış İçin Birleşenler (United For Peace) sisteminin kullanılmasıyla olacaktır. BM Genel Kurul tarafından böyle bir karar alınması halinde sistem, BMGK tarafından verilen karar gibi bağlayıcılığa sahip olacak.
4- Eğer BMGK, Filistin dosyasında başarısız olmaya devam ederse dosya, karar almak veya BMGK tarafından karar alınmasını gerektirmeyen politikaların benimsenmesi amacıyla BM içindeki diğer kurumlara taşınabilir.  Bu belki de Filistin davasını desteklemede sembolik bir rol oynayan, hatta o sembolik rolü dahi oynayamayan Arap Birliği’nde mevcut olmayan Uluslararası Adalet Divanı (UAD) aracılığıyla gerçekleştirilebilir.
Sonuç
Arap Birliği, her ne kadar birçok uluslararası kararı engelleyen büyük güçlerin bulunduğu ve bazı uluslararası kararların geçişinin engellendiği BMGK sisteminin rehin alındığı kabul edilmiş bir gerçek olsa da BM ile karşılaştırılmaya devam edecek. Arap Birliği’nin başarısızlığı artık kronikleşmiş bir durumda. Bunun nedeni, üye ülkelerin yönetimleri arasındaki farklılıklar, oylama sistemi ve sadece İsrail ile değil aynı zamanda İran ve Türkiye ile de yeni ilişkiler benimseme eğiliminde olunmasıdır. Bu durum, Arap ülkelerinin konumlarını ve şu anda gerçekten işgal edilen Filistin’in davasına verdikleri desteği etkiledi. Filistin için finansal güvenlik ağının faaliyete geçirilmesi, Tunus Zirvesi'nde alınan kararların yürürlüğe girmesi ve Filistin Devleti'nin bütçesine 100 milyon dolarlık destek verilmesi gibi sözlerin kağıt üzerinde kalması, İsrail'e Araplar ve İsrail arasında bölgesel işbirliği ilişkilerini geliştirmek amacıyla yeni bir Ortadoğu birliği kurma söylemlerini yayması için fırsat veriyor.
*Bu analiz Şarku'l Avsat tarafından Independent Arabia'dan çevirilmiştir.



Meşal: Hamas silahlarını bırakmayacak ve Gazze’de yabancı yönetimi kabul etmeyecek

Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
TT

Meşal: Hamas silahlarını bırakmayacak ve Gazze’de yabancı yönetimi kabul etmeyecek

Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)

Hamas liderlerinden Halid Meşal bugün yaptığı açıklamada, Hamas’ın silahlarını bırakmayacağını ve Gazze Şeridi’nde ‘yabancı bir yönetimi’ kabul etmeyeceğini söyledi. Açıklama, ateşkes anlaşmasının, Hamas’ın silahsızlandırılmasını ve Gazze Şeridi’nin yönetimi için uluslararası bir komite kurulmasını öngören ikinci aşamasının başlamasının ardından geldi.

Hamas’ın yurt dışı sorumlusu ve eski Siyasi Büro Başkanı Meşal, 17. El Cezire Forumu’nda yaptığı konuşmada, “Direnişi, direnişin silahını ve direnişi gerçekleştirenleri suç saymak kabul edilemez” dedi.

Şarku’l Avsat’ın AFP’den aktardığına göre Meşal, “İşgal olduğu sürece direniş vardır. Direniş, işgal altındaki halkların bir hakkıdır; uluslararası hukukun, semavi dinlerin ve milletlerin hafızasının bir parçasıdır ve onunla gurur duyulur” ifadelerini kullandı.

İsrail ile Hamas arasında varılan ateşkes anlaşması, yıkıcı bir savaşın ardından, 10 Ekim’de yürürlüğe girdi. Anlaşma, Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi tarafından da desteklenen bir ABD planına dayanıyor.

Anlaşmanın ilk aşaması, 7 Ekim 2023’ten bu yana Gazze Şeridi’nde tutulan rehineler ile İsrail hapishanelerindeki Filistinli mahkûmların takasını, çatışmaların durdurulmasını, İsrail’in Filistin topraklarındaki yerleşim alanlarından çekilmesini ve Gazze Şeridi’ne insani yardımların girişini öngörüyordu.

İkinci aşama ise 26 Ocak’ta Gazze Şeridi’nde son İsrailli rehinenin cansız bedeninin bulunmasının ardından başladı. Bu aşama, Hamas’ın silahsızlandırılmasını, Gazze Şeridi’nin yaklaşık yarısını kontrol eden İsrail ordusunun kademeli olarak çekilmesini ve Gazze’nin güvenliğinin sağlanmasına ve Filistinli polis birimlerinin eğitilmesine yardımcı olmayı amaçlayan uluslararası bir istikrar gücünün konuşlandırılmasını içeriyor.

Plan kapsamında, Gazze Şeridi’nin yönetimini denetlemek üzere ABD Başkanı Donald Trump’ın başkanlığında, çeşitli ülkelerden isimlerin yer aldığı Barış Konseyi oluşturuldu. Ayrıca, Gazze Şeridi’nin günlük işlerini yürütmek üzere Filistinli teknokratlardan oluşan bir komitenin kurulması öngörüldü.

Meşal, Barış Konseyi’ne Gazze Şeridi’nin yeniden inşasını ve yaklaşık 2 milyon 200 bin nüfuslu bölgeye insani yardımların akışını mümkün kılacak ‘dengeli bir yaklaşım’ benimseme çağrısında bulundu. Meşal, aynı zamanda Hamas’ın Filistin topraklarında herhangi bir yabancı yönetimi kabul etmeyeceğini yineledi.

Meşal sözlerini şöyle sürdürdü: “Ulusal sabitelerimize bağlıyız; vesayet mantığını, dış müdahaleyi ve manda yönetimini kabul etmiyoruz… Filistinlileri Filistinliler yönetir. Gazze, Gazze halkınındır; Filistin, Filistinlilerindir. Yabancı bir yönetimi kabul etmeyeceğiz.”

Meşal’e göre bu sorumluluk yalnızca Hamas’a değil, ‘tüm canlı unsurlarıyla Filistin halkının liderliğine’ aittir.

İsrail ve ABD, Hamas’ın silahsızlandırılması ve Gazze Şeridi’nin askerden arındırılmış bir bölge haline getirilmesi talebini sürdürüyor. Hamas ise silahlarını gelecekte kurulabilecek bir Filistin yönetimine devretme ihtimalinden söz ediyor.

İsrailli yetkililer, Hamas’ın Gazze Şeridi’nde yaklaşık 20 bin savaşçıya sahip olduğunu ve hareketin elinde yaklaşık 60 bin kalaşnikof tüfek bulunduğunu öne sürüyor.

Ateşkes anlaşmasında öngörülen uluslararası gücü hangi ülkelerin oluşturacağı ise henüz netlik kazanmış değil.


Libya’da Yüksek Yargı Konseyi, Anayasa Mahkemesi kararlarına karşı muhalefetini artırıyor

BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
TT

Libya’da Yüksek Yargı Konseyi, Anayasa Mahkemesi kararlarına karşı muhalefetini artırıyor

BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)

Libya Yüksek Yargı Konseyi, Trablus'taki Yüksek Mahkeme Anayasa Dairesi'nin kararlarına karşı tavrını katılaştırarak, ‘yargıyı siyasallaştırma girişimlerine’ karşı sert bir uyarıda bulundu. Konsey, ‘bu hassas aşamada yargıya müdahale etme’ konusunda sert bir uyarıda bulundu. Ülke, yargıya da neredeyse ulaşan kronik siyasi ve askeri bölünmelerden mustarip durumda.

Yüksek Yargı Konseyi’nin bu tutumu, Anayasa Mahkemesi'nin Temsilciler Meclisi tarafından çıkarılan ve Yargı Sistemi Kanunu'nda değişiklikler içeren iki kanunu geçersiz kılma kararının ardından daha da belirginleşti. Bu durum, mevcut Yargı Yüksek Konseyi’nin kurulduğu anayasal dayanağın ortadan kalktığı ve bu kanundan kaynaklanan statüsünü kaybettiği anlamına geliyor. Dolayısıyla, önceki hükümlere uygun olarak yeniden oluşturulması gerekiyor.

Yüksek Yargı Konseyi tarafından cuma akşamı yapılan açıklamada ‘anayasal çevreden’ doğrudan bahsedilmeden yargı alanında yaşananlara, özellikle de bazılarının, kurumu zararlı bir kurum ile değiştirmek için anayasal olarak ilgili olduğunu düşündükleri araçları kullanarak yargının birliğini ve bağımsızlığını zayıflatma girişimlerine ilişkin duyulan üzüntü ifade edildi.

Konsey, bu kişilerin amacının, diğer tüm yetkileri elinden almak suretiyle, yalnızca siyasi ve dar bir kişisel çıkar olarak nitelendirilebilecek hedefleri gerçekleştirmek olduğunu değerlendirdi.

Yargının birliğini korumak, sorumlu davranmak ve ülkenin yararına hizmet etmek için, sonuçsuz kalacak bir fiili durum dayatmaya çalışanların devam eden uzlaşmaz tavırları karşısında bir süre en yüksek disiplin seviyesini uyguladığını da ekleyen Konsey, ülkenin tarihinde hassas ve tehlikeli bir dönemde, birliğin her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyulduğu bir zamanda yargıya müdahale etme girişimlerine işaret etti.

fdbfb
Libya Temsilciler Meclisi'nin önceki bir oturumundan bir kare (Libya Temsilciler Meclisi)

Bu gerginlik, Temsilciler Meclisi ile (yargı otoritesini oluşturan üç sütundan biri olan) Devlet Konseyi arasındaki hukuki ve siyasi çatışmanın bir parçası olarak görülüyor. Bu çatışma, siyaset koridorlarından yargının kalbine taşınırken Temsilciler Meclisi, bazı yasal değişikliklerle Yüksek Yargı Konseyi'ni yeniden yapılandırarak yargı üzerinde daha fazla etki sahibi olmaya çalışıyor. Devlet Konseyi bu hamleyi yargının ‘siyasileştirilmesi’ olarak değerlendirdi.

Bu turda, Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri'nin Libya Özel Temsilcisi ve Libya'daki BM Destek Misyonu (UNSMIL) Başkanı Hanna Serwaa Tetteh, bu diyaloğun yeni bir hükümet seçmek için bir organ olmaktan ziyade, Libyalıların kendi ülkelerinin geleceği için kendileri tarafından formüle edilen pratik çözümler geliştirmek amacıyla yürütülen bir ‘Libyalılar arası’ süreç olduğunu teyit etti.

Seçim çerçevesine ilişkin görüşmeler de “6+6” komitesinin kuralları ve danışma komitesinin tavsiyeleri temelinde, mevcut farklılıkların altında yatan garantileri ve siyasi endişeleri anlamaya odaklanarak yürütüldü.

Katılımcı üyeler ise, görüşmelerin genel ilkelerden usul ayrıntılarına doğru ilerlediğini belirttiler. Komisyon Yönetim Kurulu'ndaki boş koltuk krizinin çözülmesinin, gelecekteki seçimlere olan güveni güçlendirmek ve seçimlerin itiraz edilmesini veya kesintiye uğramasını önlemek için temel bir unsur olduğunu vurguladılar.

ert6y
Önceki belediye seçim kampanyasından (Komisyon Yönetim Kurulu)

Turun sonunda üyeler, Berlin Süreci Siyasi Çalışma Grubu'nun büyükelçilerine ve temsilcilerine ana önerilerini sundular. Büyükelçiler ve temsilciler, sürecin mart ayında yeniden başlaması ve uzun vadeli istikrarı sağlayacak ulusal bir vizyon etrafında uzlaşma sağlanmaya devam edilmesi koşuluyla, UNSMIL tarafından kolaylaştırılan yol haritasına destek verdiklerini teyit ettiler.

Yapılandırılmış diyalogun yeni hükümetin seçimi konusunda kararlar alan bir organ olmadığını yineleyen USNMIL, devlet kurumlarını güçlendirmek amacıyla, seçimlere elverişli bir ortam yaratmak ve yönetişim, ekonomi ve güvenlik alanlarındaki en acil sorunları ele almak için pratik önerileri incelemekle ilgilendiğini belirtti. UNSMIL, bunun uzun vadeli çatışmanın nedenlerini ele almak için politika ve yasama önerilerini inceleyerek ve geliştirerek başarılacağının altını çizdi. Ayrıca, yapılandırılmış diyalogun istikrarın önünü açacak ulusal bir vizyon üzerinde uzlaşma sağlamayı amaçlayacağına da dikkati çekti.

Bu gelişme, cumartesi günü Tacura, Sayad ve el-Hashan belediyelerinde ve Tobruk'taki bir oy verme merkezinde, düzenli ve sakin bir atmosferde belediye meclisi seçimleri için oy kullanma işleminin başlamasıyla eş zamanlı gerçekleşti. Komisyon Yönetim Kurulu’nun ana operasyon odası, oy verme sürecinin disiplinli ve organize bir ortamda, önemli bir engel olmadan plana göre ilerlediğini belirtti.

Komisyon, 93 sandık merkezinden oluşan 43 merkezin tamamının açık olduğunu doğruladı. Bu tur, şeffaflığı artırmak ve her türlü sahtekarlık girişimini önlemek amacıyla Tacura belediyesinde elektronik doğrulama teknolojisi (parmak izi) kullanıldı.

u78ı9o
Huri, cumartesi günü belediye seçimlerinde bir oy verme merkezini ziyaret ederken (UNSMIL)

Öte yandan UNSMIL, sorumlu yerel yönetimin kurulmasına katkıda bulunmak için tüm kayıtlı seçmenleri oy kullanmaya çağırırken, misyonun başkan yardımcısı Stephanie Huri, Tacura'daki oy verme merkezlerini ziyaret ederek oy verme sürecini ve elektronik seçmen doğrulama sisteminin kullanımını yerinde gözlemledi.

Bu seçimler, oy vermeyi geciktiren bazı teknik ve hukuki engellerin aşılmasının ardından, Komisyonun ülke çapında belediye meclislerini seçme planını çerçevesinde gerçekleşirken söz konusu plan, son iki yılda uygulanan ve nihai sonuçların kabul edilmesi ve seçilmiş meclislerin oluşturulmasıyla sonuçlanan önceki aşamaların başarısının bir uzantısı olarak değerlendiriliyor.


Kasım, Hizbullah üzerindeki kontrolünü sıkılaştırıyor

Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
TT

Kasım, Hizbullah üzerindeki kontrolünü sıkılaştırıyor

Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)

Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım, örgütün idari kurumları üzerindeki kontrolünü sıkılaştırmaya çalışıyor. Bu yüzden söz konusu kurumlara, eski Genel Sekreter Hasan Nasrallah'ın liderliği döneminde marjinalleştirilen yakın arkadaşları ve din adamı olmayan politikacıları getirdi.

Şarku’l Avsat’a konuşan kaynaklara göre yapılan en önemli değişiklikler arasında, eski bakan ve milletvekili Muhammed Fneyş’in Hizbullah’ın ‘hükümeti’ olarak kabul edilen yürütme organının başına geçmesi, milletvekili ve parlamento grubu başkanı Muhammed Raad'ın ise genel sekreter yardımcılığına atanmasının bekleniyor.

Kaynaklar, Kasım'ın, daha önce partinin yürütme organının sorumluluğunda olan ayrıntılara girmeden liderliği elinde tutan genel sekreterlik ile örgütün tüm kurumlarını birbirine bağlayarak Hizbullah’ı kontrol etmeye çalıştığına işaret etti.

Öte yandan, Başbakan Nevaf Selam, çok sayıda kişinin İsrail'in tekrarlanan saldırılarının ardından halen yeniden inşa edilmesini beklediği güney bölgesine tarihi bir ziyaret başlattı. Başbakan Selam'ın, Hizbullah tarafından kendisine karşı başlatılan ihanet kampanyasına rağmen tüm köylerde sıcak bir şekilde karşılanması dikkati çekti.