Libya Ulusal Geçiş Konseyi eski Başkanı Abdülcelil Şarku'l Avsat'a konuştu: Seyfülislam’ın reform çabaları ‘semiz kediler’ tarafından engellendi

Libya Ulusal Geçiş Konseyi eski Başkanı Mustafa Abdülcelil
Libya Ulusal Geçiş Konseyi eski Başkanı Mustafa Abdülcelil
TT

Libya Ulusal Geçiş Konseyi eski Başkanı Abdülcelil Şarku'l Avsat'a konuştu: Seyfülislam’ın reform çabaları ‘semiz kediler’ tarafından engellendi

Libya Ulusal Geçiş Konseyi eski Başkanı Mustafa Abdülcelil
Libya Ulusal Geçiş Konseyi eski Başkanı Mustafa Abdülcelil

Libya Ulusal Geçiş Konseyi’nin eski başkanı Mustafa Abdülcelil, 2011’de Muammer Kaddafi’yi deviren halk ayaklanması öncesinde ülkedeki koşulları ve sonraki süreci değerlendirdi. Şarku’l Avsat’a konuşan Abdülcelil, Kaddafi’ye karşı yapılan ‘devrimin’ zaruri olduğunu belirterek Libyalıların dünyadaki tüm özgürlük hareketlerini destekleyerek halkını baskı altında tutan yozlaşmış sistemden kurtulmak için başkaldırmış olmalarını onurlu bir tutum olarak nitelendirdi.
Kaddafi yönetimine son veren 17 Şubat Devrimi’nin ardından Libya’nın geçici başkanlığını üstlenen Mustafa Abdülcelil, 2007-2011 yılları arasında Kaddafi rejiminde Adalet Bakanı olarak görev almıştı. Dolayısıyla Libya’nın yakın tarihinde önemli bir dönemin şahidiydi.
Abdülcelil, Libya intifadasının üzerinden geçen sekiz yıla yakın sürenin ardından yaptığı değerlendirmede şunları söyledi:
“Kaddafi, devrimi engelleyebileceğini düşünüyordu. Libya dışında da milyonlarca destekçisi olduğunu ve ‘bozgunculara’ karşı yanında yer alacağını söylüyordu. Ancak oğlu Hamis’e bağlı bir grup milis ve bazı eski devrim unsurları dışında kimse Kaddafi’nin bu çağrısına yanıt vermedi. Yani paralı askerleri onu yalnız bıraktı.”
Abdülcelil, Kaddafi’yi deviren halk hareketinin haklılığına dikkat çekti:
“Her kurumunun yozlaştığı bu rejimin gerçek bir reform yapamayacağı açıktı. Seyfülislam Kaddafi’nin reform çabaları ise Kaddafi’nin kendisi ve yakınındaki bir grup tarafından sürekli engelleniyordu. Seyfülislam ne pahasına olursa olsun kendi çıkarlarını gözeten bu gruba ‘semiz kediler’ diyordu. Seyfülislam o zamanlar Kaddafi Kalkınma Kurumu’nun başkanlığını yapıyordu. Birçok söyleminde ülkenin iç siyasetine eleştiriler yöneltiyordu. Semiz kedilerin ülkedeki reform sürecinin önünde durduğunu defalarca dillendirdi. Hatırlıyorum, Seyfülislam şöyle söylüyordu: Gümrük vergilerini kaldırmak istediğimizde Libya’nın egemenliğini sattığımızı söylediler. Genel af çıkarıp mahkûmları serbest bırakmak istediğimizde ülkeyi tahrip edeceğimizi öne sürdüler. Bu reformları engelleyenler, kendi çıkarlarına sıkı sıkıya bağlı olan semirmiş  kediler ve devlet içindeki bürokratlardır. Bu iki grup, meşru olmayan bir şekilde bir araya gelerek ortak çıkarları uğruna ülkenin gelişimini engellemektedir.’’
Abdülcelil açıklamasında 40 yılı aşkın süren Muammer Kaddafi dönemine karşıtlığın yeni olmadığının altını çizdi:
“Muammer Kaddafi, 1969 yılında başa geçtiğinde kendisine karşı olan kişiler ya da gruplar tarafından defalarca darbe yapılmaya çalışıldı. 1969 yılı bitmeden savunma ve içişleri bakanlarının başını çektiği bir grup Kaddafi’yi devirmeye çalıştı ama başarısız oldu. Bir yıl sonra Zeviye kabilesi, Evlad Süleyman kabilesi ve Kral Senusi’nin bazı taraftarlarıyla birlikte bir başka darbe girişiminde bulundu. Devrim Konseyi üyesi Ömer Muheyşi ve Beşir Hevadi de Kaddafi’yi devirmeye çalıştı. 1984 yılında Libya Kurtuluş Hareketi Bab Aziziye’deki karargâhına kadar ulaştılarsa da bir süre sonra bastırıldılar. 1990’lı yıllarda Verfele kabilesinden bir grup subay darbe girişiminde bulundu. Buna ek olarak Bingazi ve Trablus’ta da suikast girişimleri oldu.”
Abdülcelil, 2011 devriminin temeli olarak 17 Şubat 2006’da yaşananlara işaret etti:
“Bingazi Müftüsü vatandaşları Cuma Namazı’ndan sonra peygamberimize yönelik karikatürlerin protesto edilmesi amacıyla Şehitler piri Ömer Muhtar Meydanı’nda toplanmaya davet etti. Buradaki gösterinin ardından kalabalıklar İtalya Konsolosluğu’nun önüne yürüdü. Göstericilere müdahale eden polis güçleri 11 kişinin ölümüne neden oldu. Halkın öfkesine neden olan bu olay karşısında devlet yetkilileri Bingazi’ye gelerek maktul yakınlarına tazminat ödedi ve polis müdürünün görevden alınacağını duyurdu. Bu olaydan sonra her yıl aynı zamanda bölge halkı protesto düzenlemeyi alışkanlık haline getirdi. Libya halkının genelini asıl öfkelendiren olay ise 2011 yılında protesto eylemlerinin başında Kaddafi’nin Kurban Bayramı’nın hacıların Arafat’ta olduğu günden farklı bir günde kutlanmasının talimatını vermesiydi.”
Abdülcelil, Kaddafi rejiminin 1996 yılında Ebu Selim Hapishanesi’nde bin 269 tutukluyu öldürmesinin, rejim karşıtı ayaklanmaların fitilini ateşlediğini kaydetti:
“Ebu Selim Hapishanesi’nde ölenlerin yakınları, oğullarının öldürülme nedenlerini, nerede defnedildiğini ve sorumluların kimler olduğunu öğrenmek istiyordu. Düzenledikleri gösteriler ‘devrimin’ temelini oluşturmuştur. Libya’daki halk hareketinin o dönemlerde başlayan Arap Baharı ya da dış güçlerle bir ilgisi yoktur. Gençler onurlu bir yaşam için gösteri düzenliyordu ve Kaddafi onları ‘sıçan’ olarak niteleyerek her yerde takip edilmelerini istedi.”
Ebu Selim Katliamı
Ebu Selim Katliamı, 29 Haziran 1996’da Trablus’un güneyindeki Ebu Selim Hapishanesi’nde gerçekleşti. Bu hapishanede ‘güvenlik güçlerine karşı gelmek ve komplo kurmakla’ suçlanan bin 269 kişi infaz edildi. Çoğu İslami akıma mensup tutukluların toplu halde infaz edildiği biliniyor. Ancak Kaddafi rejimi katliamın gerçekleştiğini yalanlıyordu. 2011 yılında ise kurbanların yakınlarına tutukluların öldüğü bildirildi. Rejim tazminat için müzakere etmek istese de tutuklu yakınları bunu reddetti ve 2007 yılında yargıya başvurarak cenazelerin kabir yerlerinin tespitini istedi. Bir yıl sonra Bingazi Mahkemesi adalet ve içişleri bakanlıklarının kabir yerlerini açıklamalarına yönelik sessiz kalınmasını istedi. Sorumluların yargılanması meselesi ise sürüncemede kaldı. 2019’da Trablus’taki bir mahkeme de zaman aşımı dolayısıyla davayı kapattı.
“Libya çok kısa süre içinde toparlanacaktır”
Abdülcelil, Libya'daki mevcut duruma ilişkin şu değerlendirmelerde bulundu:
 “Bugün, parti çıkarlarını ülke çıkarlarının önüne koyan siyasilere ve fırsat düşkünü ideologlara rağmen Libya’nın çok kısa zaman içinde toparlanacağına ve eşi görülmemiş bir refah düzeyini yakalayacağına olan inancım tamdır. Libya bölgede ve Akdeniz ülkeleri arasında öne çıkacaktır.”
Mustafa Abdülcelil, başkanı olduğu Ulusal Geçiş Konseyi’ndeki görevini kötüye kullandığı suçlamalarına da yanıt verdi:
“Konsey zor zamanlarda görevini başarıyla yerine getirmiştir. 1964 yılından beri ilk defa seçimle başa gelen siyasilere erki teslim ettik. Konsey üyeleri 18 ay boyunca ne bir maaş aldı ne de kendi çıkarlarına yönelik bir kazanım elde etti. Dışarıdan, yani Avrupa’dan gelen muhaliflere karşı iyi niyetli davrandık. Sorumluluklarımızı yerine getirdiğimizi düşünüyorum. Bu süreçte ayrıca aşırılık yanlısı akımlar, ordu yetkilileri ve yargı mensuplarına yönelik suikastlar düzenlendi. İlk başta General Abdülfettah Yunus’u öldürdüler, sonra 50’ye yakın subay suikastlarda öldü. Ardından başsavcı ve altı yargı mensubu ve 10’dan fazla gazeteci suikasta uğradı. Tüm bunlarda bizim dahlimiz yoktur.”
Açıklamalarında Libya Ulusal Ordusu’nun Trablus operasyonunu olumlu bir adım olarak gördüğünü belirten Abdülcelil ayrıca Trablus’taki hükümetin bölgenin zenginliklerine el koymasının kabul edilemeyeceğini vurguladı. 

 


Meşal: Hamas silahlarını bırakmayacak ve Gazze’de yabancı yönetimi kabul etmeyecek

Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
TT

Meşal: Hamas silahlarını bırakmayacak ve Gazze’de yabancı yönetimi kabul etmeyecek

Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)

Hamas liderlerinden Halid Meşal bugün yaptığı açıklamada, Hamas’ın silahlarını bırakmayacağını ve Gazze Şeridi’nde ‘yabancı bir yönetimi’ kabul etmeyeceğini söyledi. Açıklama, ateşkes anlaşmasının, Hamas’ın silahsızlandırılmasını ve Gazze Şeridi’nin yönetimi için uluslararası bir komite kurulmasını öngören ikinci aşamasının başlamasının ardından geldi.

Hamas’ın yurt dışı sorumlusu ve eski Siyasi Büro Başkanı Meşal, 17. El Cezire Forumu’nda yaptığı konuşmada, “Direnişi, direnişin silahını ve direnişi gerçekleştirenleri suç saymak kabul edilemez” dedi.

Şarku’l Avsat’ın AFP’den aktardığına göre Meşal, “İşgal olduğu sürece direniş vardır. Direniş, işgal altındaki halkların bir hakkıdır; uluslararası hukukun, semavi dinlerin ve milletlerin hafızasının bir parçasıdır ve onunla gurur duyulur” ifadelerini kullandı.

İsrail ile Hamas arasında varılan ateşkes anlaşması, yıkıcı bir savaşın ardından, 10 Ekim’de yürürlüğe girdi. Anlaşma, Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi tarafından da desteklenen bir ABD planına dayanıyor.

Anlaşmanın ilk aşaması, 7 Ekim 2023’ten bu yana Gazze Şeridi’nde tutulan rehineler ile İsrail hapishanelerindeki Filistinli mahkûmların takasını, çatışmaların durdurulmasını, İsrail’in Filistin topraklarındaki yerleşim alanlarından çekilmesini ve Gazze Şeridi’ne insani yardımların girişini öngörüyordu.

İkinci aşama ise 26 Ocak’ta Gazze Şeridi’nde son İsrailli rehinenin cansız bedeninin bulunmasının ardından başladı. Bu aşama, Hamas’ın silahsızlandırılmasını, Gazze Şeridi’nin yaklaşık yarısını kontrol eden İsrail ordusunun kademeli olarak çekilmesini ve Gazze’nin güvenliğinin sağlanmasına ve Filistinli polis birimlerinin eğitilmesine yardımcı olmayı amaçlayan uluslararası bir istikrar gücünün konuşlandırılmasını içeriyor.

Plan kapsamında, Gazze Şeridi’nin yönetimini denetlemek üzere ABD Başkanı Donald Trump’ın başkanlığında, çeşitli ülkelerden isimlerin yer aldığı Barış Konseyi oluşturuldu. Ayrıca, Gazze Şeridi’nin günlük işlerini yürütmek üzere Filistinli teknokratlardan oluşan bir komitenin kurulması öngörüldü.

Meşal, Barış Konseyi’ne Gazze Şeridi’nin yeniden inşasını ve yaklaşık 2 milyon 200 bin nüfuslu bölgeye insani yardımların akışını mümkün kılacak ‘dengeli bir yaklaşım’ benimseme çağrısında bulundu. Meşal, aynı zamanda Hamas’ın Filistin topraklarında herhangi bir yabancı yönetimi kabul etmeyeceğini yineledi.

Meşal sözlerini şöyle sürdürdü: “Ulusal sabitelerimize bağlıyız; vesayet mantığını, dış müdahaleyi ve manda yönetimini kabul etmiyoruz… Filistinlileri Filistinliler yönetir. Gazze, Gazze halkınındır; Filistin, Filistinlilerindir. Yabancı bir yönetimi kabul etmeyeceğiz.”

Meşal’e göre bu sorumluluk yalnızca Hamas’a değil, ‘tüm canlı unsurlarıyla Filistin halkının liderliğine’ aittir.

İsrail ve ABD, Hamas’ın silahsızlandırılması ve Gazze Şeridi’nin askerden arındırılmış bir bölge haline getirilmesi talebini sürdürüyor. Hamas ise silahlarını gelecekte kurulabilecek bir Filistin yönetimine devretme ihtimalinden söz ediyor.

İsrailli yetkililer, Hamas’ın Gazze Şeridi’nde yaklaşık 20 bin savaşçıya sahip olduğunu ve hareketin elinde yaklaşık 60 bin kalaşnikof tüfek bulunduğunu öne sürüyor.

Ateşkes anlaşmasında öngörülen uluslararası gücü hangi ülkelerin oluşturacağı ise henüz netlik kazanmış değil.


Libya’da Yüksek Yargı Konseyi, Anayasa Mahkemesi kararlarına karşı muhalefetini artırıyor

BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
TT

Libya’da Yüksek Yargı Konseyi, Anayasa Mahkemesi kararlarına karşı muhalefetini artırıyor

BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)

Libya Yüksek Yargı Konseyi, Trablus'taki Yüksek Mahkeme Anayasa Dairesi'nin kararlarına karşı tavrını katılaştırarak, ‘yargıyı siyasallaştırma girişimlerine’ karşı sert bir uyarıda bulundu. Konsey, ‘bu hassas aşamada yargıya müdahale etme’ konusunda sert bir uyarıda bulundu. Ülke, yargıya da neredeyse ulaşan kronik siyasi ve askeri bölünmelerden mustarip durumda.

Yüksek Yargı Konseyi’nin bu tutumu, Anayasa Mahkemesi'nin Temsilciler Meclisi tarafından çıkarılan ve Yargı Sistemi Kanunu'nda değişiklikler içeren iki kanunu geçersiz kılma kararının ardından daha da belirginleşti. Bu durum, mevcut Yargı Yüksek Konseyi’nin kurulduğu anayasal dayanağın ortadan kalktığı ve bu kanundan kaynaklanan statüsünü kaybettiği anlamına geliyor. Dolayısıyla, önceki hükümlere uygun olarak yeniden oluşturulması gerekiyor.

Yüksek Yargı Konseyi tarafından cuma akşamı yapılan açıklamada ‘anayasal çevreden’ doğrudan bahsedilmeden yargı alanında yaşananlara, özellikle de bazılarının, kurumu zararlı bir kurum ile değiştirmek için anayasal olarak ilgili olduğunu düşündükleri araçları kullanarak yargının birliğini ve bağımsızlığını zayıflatma girişimlerine ilişkin duyulan üzüntü ifade edildi.

Konsey, bu kişilerin amacının, diğer tüm yetkileri elinden almak suretiyle, yalnızca siyasi ve dar bir kişisel çıkar olarak nitelendirilebilecek hedefleri gerçekleştirmek olduğunu değerlendirdi.

Yargının birliğini korumak, sorumlu davranmak ve ülkenin yararına hizmet etmek için, sonuçsuz kalacak bir fiili durum dayatmaya çalışanların devam eden uzlaşmaz tavırları karşısında bir süre en yüksek disiplin seviyesini uyguladığını da ekleyen Konsey, ülkenin tarihinde hassas ve tehlikeli bir dönemde, birliğin her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyulduğu bir zamanda yargıya müdahale etme girişimlerine işaret etti.

fdbfb
Libya Temsilciler Meclisi'nin önceki bir oturumundan bir kare (Libya Temsilciler Meclisi)

Bu gerginlik, Temsilciler Meclisi ile (yargı otoritesini oluşturan üç sütundan biri olan) Devlet Konseyi arasındaki hukuki ve siyasi çatışmanın bir parçası olarak görülüyor. Bu çatışma, siyaset koridorlarından yargının kalbine taşınırken Temsilciler Meclisi, bazı yasal değişikliklerle Yüksek Yargı Konseyi'ni yeniden yapılandırarak yargı üzerinde daha fazla etki sahibi olmaya çalışıyor. Devlet Konseyi bu hamleyi yargının ‘siyasileştirilmesi’ olarak değerlendirdi.

Bu turda, Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri'nin Libya Özel Temsilcisi ve Libya'daki BM Destek Misyonu (UNSMIL) Başkanı Hanna Serwaa Tetteh, bu diyaloğun yeni bir hükümet seçmek için bir organ olmaktan ziyade, Libyalıların kendi ülkelerinin geleceği için kendileri tarafından formüle edilen pratik çözümler geliştirmek amacıyla yürütülen bir ‘Libyalılar arası’ süreç olduğunu teyit etti.

Seçim çerçevesine ilişkin görüşmeler de “6+6” komitesinin kuralları ve danışma komitesinin tavsiyeleri temelinde, mevcut farklılıkların altında yatan garantileri ve siyasi endişeleri anlamaya odaklanarak yürütüldü.

Katılımcı üyeler ise, görüşmelerin genel ilkelerden usul ayrıntılarına doğru ilerlediğini belirttiler. Komisyon Yönetim Kurulu'ndaki boş koltuk krizinin çözülmesinin, gelecekteki seçimlere olan güveni güçlendirmek ve seçimlerin itiraz edilmesini veya kesintiye uğramasını önlemek için temel bir unsur olduğunu vurguladılar.

ert6y
Önceki belediye seçim kampanyasından (Komisyon Yönetim Kurulu)

Turun sonunda üyeler, Berlin Süreci Siyasi Çalışma Grubu'nun büyükelçilerine ve temsilcilerine ana önerilerini sundular. Büyükelçiler ve temsilciler, sürecin mart ayında yeniden başlaması ve uzun vadeli istikrarı sağlayacak ulusal bir vizyon etrafında uzlaşma sağlanmaya devam edilmesi koşuluyla, UNSMIL tarafından kolaylaştırılan yol haritasına destek verdiklerini teyit ettiler.

Yapılandırılmış diyalogun yeni hükümetin seçimi konusunda kararlar alan bir organ olmadığını yineleyen USNMIL, devlet kurumlarını güçlendirmek amacıyla, seçimlere elverişli bir ortam yaratmak ve yönetişim, ekonomi ve güvenlik alanlarındaki en acil sorunları ele almak için pratik önerileri incelemekle ilgilendiğini belirtti. UNSMIL, bunun uzun vadeli çatışmanın nedenlerini ele almak için politika ve yasama önerilerini inceleyerek ve geliştirerek başarılacağının altını çizdi. Ayrıca, yapılandırılmış diyalogun istikrarın önünü açacak ulusal bir vizyon üzerinde uzlaşma sağlamayı amaçlayacağına da dikkati çekti.

Bu gelişme, cumartesi günü Tacura, Sayad ve el-Hashan belediyelerinde ve Tobruk'taki bir oy verme merkezinde, düzenli ve sakin bir atmosferde belediye meclisi seçimleri için oy kullanma işleminin başlamasıyla eş zamanlı gerçekleşti. Komisyon Yönetim Kurulu’nun ana operasyon odası, oy verme sürecinin disiplinli ve organize bir ortamda, önemli bir engel olmadan plana göre ilerlediğini belirtti.

Komisyon, 93 sandık merkezinden oluşan 43 merkezin tamamının açık olduğunu doğruladı. Bu tur, şeffaflığı artırmak ve her türlü sahtekarlık girişimini önlemek amacıyla Tacura belediyesinde elektronik doğrulama teknolojisi (parmak izi) kullanıldı.

u78ı9o
Huri, cumartesi günü belediye seçimlerinde bir oy verme merkezini ziyaret ederken (UNSMIL)

Öte yandan UNSMIL, sorumlu yerel yönetimin kurulmasına katkıda bulunmak için tüm kayıtlı seçmenleri oy kullanmaya çağırırken, misyonun başkan yardımcısı Stephanie Huri, Tacura'daki oy verme merkezlerini ziyaret ederek oy verme sürecini ve elektronik seçmen doğrulama sisteminin kullanımını yerinde gözlemledi.

Bu seçimler, oy vermeyi geciktiren bazı teknik ve hukuki engellerin aşılmasının ardından, Komisyonun ülke çapında belediye meclislerini seçme planını çerçevesinde gerçekleşirken söz konusu plan, son iki yılda uygulanan ve nihai sonuçların kabul edilmesi ve seçilmiş meclislerin oluşturulmasıyla sonuçlanan önceki aşamaların başarısının bir uzantısı olarak değerlendiriliyor.


Kasım, Hizbullah üzerindeki kontrolünü sıkılaştırıyor

Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
TT

Kasım, Hizbullah üzerindeki kontrolünü sıkılaştırıyor

Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)

Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım, örgütün idari kurumları üzerindeki kontrolünü sıkılaştırmaya çalışıyor. Bu yüzden söz konusu kurumlara, eski Genel Sekreter Hasan Nasrallah'ın liderliği döneminde marjinalleştirilen yakın arkadaşları ve din adamı olmayan politikacıları getirdi.

Şarku’l Avsat’a konuşan kaynaklara göre yapılan en önemli değişiklikler arasında, eski bakan ve milletvekili Muhammed Fneyş’in Hizbullah’ın ‘hükümeti’ olarak kabul edilen yürütme organının başına geçmesi, milletvekili ve parlamento grubu başkanı Muhammed Raad'ın ise genel sekreter yardımcılığına atanmasının bekleniyor.

Kaynaklar, Kasım'ın, daha önce partinin yürütme organının sorumluluğunda olan ayrıntılara girmeden liderliği elinde tutan genel sekreterlik ile örgütün tüm kurumlarını birbirine bağlayarak Hizbullah’ı kontrol etmeye çalıştığına işaret etti.

Öte yandan, Başbakan Nevaf Selam, çok sayıda kişinin İsrail'in tekrarlanan saldırılarının ardından halen yeniden inşa edilmesini beklediği güney bölgesine tarihi bir ziyaret başlattı. Başbakan Selam'ın, Hizbullah tarafından kendisine karşı başlatılan ihanet kampanyasına rağmen tüm köylerde sıcak bir şekilde karşılanması dikkati çekti.