Hizbullah’ın Ortadoğu dışındaki rolü

ABD’nin Bağdat Büyükelçiliği önünde ateş yakan Hizbullah yanlısı göstericiler. (AP Arşiv)
ABD’nin Bağdat Büyükelçiliği önünde ateş yakan Hizbullah yanlısı göstericiler. (AP Arşiv)
TT

Hizbullah’ın Ortadoğu dışındaki rolü

ABD’nin Bağdat Büyükelçiliği önünde ateş yakan Hizbullah yanlısı göstericiler. (AP Arşiv)
ABD’nin Bağdat Büyükelçiliği önünde ateş yakan Hizbullah yanlısı göstericiler. (AP Arşiv)

İngiliz makamları yaklaşık bir ay önce Hizbullah’ı siyasi ve askeri kanadıyla birlikte terör örgütü listesine aldı. Daha önce de benzer bir adım Almanya’dan gelmişti. Bu adımlar, bağlılık ve sadakat açısından İran uyruklu Lübnanlı milisleri yakından takip eden gözlemcileri şu soruyu sormaya zorladı: Avrupalıları böyle bir adım atmaya iten yeni durum nedir?
Yapılan değerlendirmeler, bu durumun sadece Avrupa’yla sınırlı olmadığını bilakis ABD’nin de kendi topraklarında Hizbullah’a bağlı hücrelerle mücadele için üst düzey alarm seviyesine geçtiği ve bunun için zamanla yarıştığı yönünde. ABD’nin lojistik arka bahçesinde, yani Latin Amerika’da faaliyet gösteren Hizbullah hücreleri de gündemdeki yerini koruyor.
Avrupalıları bu kez Hizbullah’a karşı kapsamlı bir çatışmaya zorlayan faktör Batı ve Doğu Asya istihbaratının, özellikle Brüksel-Washington hattındaki bilgi akışının sunduğu veriler olarak gösteriliyor. Söz konusu veriler, Hizbullah’ın Tahran ve Avrupa arasında çıkması muhtemel çatışmaya karşı Avrupa ve Asya ülkeleri ile ABD içerisinde terör hatlarını döşemeye başladığına işaret ediyor.
Hizbullah milislerinin İran’ın dünya genelindeki terör uzantıları olduğu bilgisi yeni değil. Molla rejiminin talimatı üzerine ABD ve Avrupa üzerinde psikolojik ve manevi baskı oluşturmak amacıyla yakın gelecekte endişe ve kargaşaya neden olacak vurucu darbenin yapılması için Avrupa’nın merkezi noktalarında sivil ve askerleri hedef alacak saldırı hazırlıkları uzun zamandır yapılıyor.
Birçok istihbarat kaynaklarının Avrupa’daki basın kuruluşlarına aktardığı bilgilere göre Hizbullah’ın yeni planı, doğunun ve batının önde gelen şehirlerinde kendisine bağlı yapılar kurmak. Fransa merkezli Le Figaro gazetesinde Nicholas Parrott imzasıyla yayınlanan makale, İran’ın ‘takıyye’ anlayışının sahadaki karşılığını göstermesi açısından önemli. Makaleye göre Hizbullah, söz konusu yapıların eleman ihtiyacını karşılama konusunda daha önce ABD ve Avrupa istihbaratlarının radarına takılmayan, sabıkası temiz isimlerin seçmeye çalışıyor.
Peki, Hizbullah’ın batıdaki hücrelerinin gündeme gelesi yeni mi yoksa zaten güncel bir mesele mi?
İkisinin de olduğunu söylemek mümkün. Şöyle ki Hizbullah milisleri son yıllarda yabancı ülkelerde, özellikle de Latin Amerika’da varlığını artırıyor. Latin Amerika’da bir taraftan silah, uyuşturucu ve insan kaçakçılığı yapan karteller oluşturulurken diğer taraftan da ABD ile çatışma hazırlıkları yapılıyor.
Bunun en bilinen örneği, Hizbullah’ın Latin Amerika’daki nüfuzunun temsilcisi konumundaki Selman Rauf Selman’dır. ABD, Hizbullah’ın ‘Latin Amerika’daki veri tabanı’ olarak gördüğü Selman’ın başına 7 milyon dolar ödül koydu. Selman son olarak Kolombiya’nın başkenti Bogota’da görülmüştü.
Bir diğer örnek de ABD’deki uyuyan hücrelerin hareketlerini organize eden Ali Kurani'dir.
Kurani, ABD’nin Lübnan’da Hizbullah’ı hedef alma olasılığına karşı ABD topraklarında terör saldırıları düzenlemek amacıyla örgüte eleman toplama çalışmaları sırasında New York’ta tutuklandı. Hakkında soruşturma yürüten ilgili makamların hazırladığı tutanaklarda Kurani’nin Hizbullah’ın yurt dışı saldırılarını planlamakla görevli “910 Birliği” isimli yapıya üye olduğu doğrulandı.
Kurani başarısızlığı, İran ve uzantılarının Batı’yı hedef almaya dönük detaylı planlarını ortaya çıkardı. Nitekim Kanada-ABD hattında birçok kez seyahat eden Kurani’nin Kanada’dan ABD topraklarına patlayıcı madde sokmaya çalıştığı ortaya çıktı.
Kurani, Hizbullah’ın birçok ülkede uyuyan hücrelerinden sadece biriydi. 16 yaşında Lübnan’da Hizbullah kamplarında eğitimlere katılarak silah kullanma ve roket atmayı öğrenen Kurani, aynı şekilde 2008 yılında Şam’da bombalı araçla düzenlenen intikam saldırısı sonucu ölen Hizbullah’ın önde gelen yöneticilerinden İmad Mugni’nin suikastında da rol aldı.
Peki, Kurani’nin tutuklanması Hizbullah’ın yeni yapılarda temiz sabıkalı isimlere yer verme kararında etkili oldu mu?
Evet, bundan kaynaklandığı söylenebilir. Bu nedenle de teşkilatlanmanın Arap uyruklu olmayan kişilerden seçilmesine odaklanılıyor. Bu noktada köktendinci terörizmin kol gezdiği Asya’nın doğu ve güneyinde eleman toplama çabaları söz konusu. Hizbullah ile bağlantısı olduğundan şüphelenilecek en son kişi 30’lu yaşlarındaki Pakistanlı bir mühendistir.
Hizbullah’a milis kazandırmakla görevli yetkililer, örgüte alacağı kişileri Şii dogmatik öğretilere yatkın, ABD ve Batı nefretini benimseyen ve İran ile Batı arasındaki çatışmayı din temelli bir çatışma olarak gören kimselerden seçmeye çalışıyor. Hizbullah, çalıntı veya sahte pasaportlar hazırladığı bu kişileri ABD ve Avrupa içerisine truva atı olarak yerleştiriyor.
Örgüte yeni eleman kazandırmada ilkel yollardan farklı olarak modern yöntemler de kullanılıyor. Bu noktada daha çok DEAŞ’ın örgüte eleman toplamada başvurduğu yol takip ediliyor. Yani sosyal medya platformları bu hususta aktif olarak kullanılıyor.
Gözlemciler şunu soruyor: Eşi görülmemiş bu intikam arzusunu gerçekleştirmek için yeni motivasyonlar söz konusu mu?
ABD’nin gerçekleştirdiği Kasım Süleymani suikastı ve Kudüs Gücü Ordusu’nun yeni Komutanı İsmail Kaani’nin “Amerikalıların cesetlerini görmek için sabırlı olun” ve benzeri tehditleri, İran’ın Hizbullah milislerini gelecekteki çatışmalarda öncü birlikler olarak kullanılacak yeni casuslar kazanmada ve teşkilatlanmada yöntem değişikliğine gitmeye zorlaması olarak okunabilir.
İngiliz Daily Telegraph gazetesine geçen yaz aylarında konuşan istihbarat kaynakları, İran ile yaşanan nükleer anlaşma krizi nedeniyle Avrupa ülkelerinde uyuyan terör hücrelerinin saldırılar düzenlemesi için harekete geçirilebileceği uyarısında bulunmuştu. Kaynaklar, bu konuda radikal örgütler ve Hizbullah’a bağlı uyuyan hücreleri işaret etmişti.
Bu açıklamalar elbette rastgele yapılmadı. Zira 2015 yılında İngiltere’deki terörle mücadele polisi, uyuyan bir hücrenin Londra’nın kenar mahallelerindeki işletmelerden tonlarca patlayıcı madde topladığını ortaya çıkarmıştı. Diğer taraftan İran’ın olası bir çatışma durumunda saldırılar düzenlemek amacıyla Hizbullah içerisine kendi casuslarını yerleştirmesi, İngiltere’nin ulusal güvenliği için tehdit oluşturduğunu gösteriyor.
İran-ABD gerilimi ile Hizbullah’ın örgüte eleman toplama çabalarını birbirinden farklı olarak görmek mümkün değil. Nitekim Hizbullah Genel Sekreteri Hasan Nasrallah, örgüte ait El-Menar televizyon kanalında kendisine sorulan ‘Örgüt, İran ve ABD arasında herhangi bir çatışmanın patlak vermesi halinde ne yapacak?’ sorusuna “Elimiz kolumuz bağlı duracağımızı mı zannediyorsun? İran tek başına savaşmayacak. Bu, güneş gibi açık bir durum” diye yanıt verdi.
Peki, İran’ın ekonomik altyapısını sarsan ABD yaptırımlarının gölgesinde, Tahran Washington ile yapacağı çatışmanın yöntemine karar verdi mi?
Washington Yakın Doğu Politikaları Enstitüsü karşı terör ve istihbarat programı direktörü Matthew Levitt’e göre Tahran-Washington hattında muhtemel bir çatışmanın patlak vermesi durumunda İran ve Hizbullah, ABD’ye karşı doğrudan bir çatışma içerisine girmeyecek. Bunun yerine ilk adım olarak, Kuzey Amerika ve Güney Amerika’daki uyuyan hücrelerini harekete geçirecek. Ardından da Avrupa’daki milislere ve yapılara, saldırılar aracılığıyla mümkün olan en büyük hasarları vermeleri için yeşil ışık yakacak. Tüm bunlarla eş zamanlı olarak ABD çıkarları da aynı anda hedef alınacak.
Özetle dünya, geçtiğimiz birkaç yıl içerisinde Ortadoğu dışına çıkan Hizbullah’ın giderek artan endişe verici kumpaslarıyla dolu yeni bir dönemin eşiğinde. Hizbullah’ın Ortadoğu dışındaki rolü, muhtemelen Lübnan ulusal topraklarında oluşturduğundan daha az endişe verici değil. Söz konusu durum, bu belanın kurduğu ablukayı ve onun destekçisi konumundaki İranlı mollalar hakkında düşünmenin artık büyük bir zorunluluk haline geldiğini gösteriyor.



Hamas: Filistinlilerin kanının İsrail seçimlerine malzeme edilmesini reddediyoruz

Hamas Siyasi Büro Başkanı Halil el-Hayye (Arşiv- AP)
Hamas Siyasi Büro Başkanı Halil el-Hayye (Arşiv- AP)
TT

Hamas: Filistinlilerin kanının İsrail seçimlerine malzeme edilmesini reddediyoruz

Hamas Siyasi Büro Başkanı Halil el-Hayye (Arşiv- AP)
Hamas Siyasi Büro Başkanı Halil el-Hayye (Arşiv- AP)

Hamas lideri Halil el-Hayye yaptığı açıklamada, Filistinlilerin kanının İsrail’deki seçim kampanyalarına malzeme edilmesini reddettiklerini söyledi. Hayya, bütün İsrail partilerini Filistinlilerin öldürülmesine ortak olmakla suçladı.

Hayya, “Dünyaya mesajım şu: Filistinlilerin kanının İsrail seçimlerine malzeme edilmesini asla kabul etmiyoruz” dedi. “Herkes, tabir yerindeyse, bizim kanımıza ortak oldu. Bizim için önemli olan, Filistin halkının hedeflerine, taleplerine ve meşru haklarına ulaşmasıdır” ifadelerini kullandı.

Şarku’l Avsat'ın AFP’den aktardığına göre Hayye, İsrail’de seçimlerin “zaman zaman tekrarlandığını”, Filistin halkının ise haklarını güvence altına alacak sonuçları aradığını belirtti. “Hangi İsrail partisinin iktidara geldiği fark etmeksizin, Filistin halkı tarih boyunca, bütün İsrail partilerinin yönetiminden zarar gördü” dedi.

Hayye, “İsrail propagandası ve seçim kampanyalarının yakıtı Filistin kanı ve Filistin hakkıdır. Onlar, Filistinlilerin hakkını kimin daha fazla çiğneyeceği konusunda yarışıyor; birlikte yaşama iradesi gösterip kendisini dünyaya insan olarak sunacak olanın kim olduğu konusunda değil” ifadelerini kullandı.

İsrail’de 27 Ekim’de yasama seçimleri yapılacak.

Kamuoyu yoklamalarına göre, Başbakan Binyamin Netanyahu’nun liderliğindeki blok ile başlıca merkezci rakibi, Yashar Partisi lideri Gadi Eisenkot’un başını çektiği blok arasında sonuçların birbirine yakın olması bekleniyor.


Suriye: Eski hava kuvvetlerinde görev yapan 16 pilot bir aydan kısa sürede gözaltına alındı

Suriye güvenlik güçleri, (AFP-Arşiv)
Suriye güvenlik güçleri, (AFP-Arşiv)
TT

Suriye: Eski hava kuvvetlerinde görev yapan 16 pilot bir aydan kısa sürede gözaltına alındı

Suriye güvenlik güçleri, (AFP-Arşiv)
Suriye güvenlik güçleri, (AFP-Arşiv)

Dikkat çekici bir güvenlik gelişmesinde Suriye güvenlik makamları, eski hava kuvvetleri subaylarını takip etmeye yönelik geniş çaplı bir dizi operasyon düzenlendiğini ve bir aydan kısa süre içinde aralarında komutanların da bulunduğu 16 subayın gözaltına alındığını açıkladı. Gözaltılar özellikle Suriye’nin sahil kesimindeki Lazkiye ve Tartus illeri ile ülkenin kuzeyindeki Halep ilinde gerçekleştirildi.

Resmî Suriye Haber Kanalı, dün Terörle Mücadele İdaresi’nden bir kaynağa dayandırdığı haberinde, pilot Haldun Hüseyin Mübarek’in Lazkiye iline bağlı Ceble kırsalında yakalandığını bildirdi. Yerel medyada yer alan haberlere göre Mübarek, cuma günü Ceble kırsalındaki Ayn Kıta köyünde bulunan evinde gözaltına alındı.

Pilot Mübarek, 2020 yılında uçağının düşürülmesinden sağ kurtulmuştu. Dönemin Suriye yönetimine bağlı resmî medya kuruluşları, uçağın Türk savaş uçaklarının saldırısı sonucu İdlib ilindeki Serakib kenti yakınlarında düştüğünü bildirmişti. Aktivistler, Mübarek’in kurtulmasının ardından verdiği ve askeri görevlerine devam edeceğini, tekrar tekrar hedef alınsa dahi görevini sürdüreceğini söylediği bir röportajı yeniden yayımladı.

Lazkiye’de gözaltına alınan dokuz pilot (Lazkiye İç Güvenlik Muhabirinin sayfası)
Lazkiye’de gözaltına alınan dokuz pilot (Lazkiye İç Güvenlik Muhabirinin sayfası)

Pilot Haldun Hüseyin Mübarek, bir aydan kısa süre içinde gözaltına alınan 16. pilot oldu. Tartus İç Güvenlik Komutanı Albay Abdülal Muhammed Abdülal, 18 Eylül’de Terörle Mücadele İdaresi ile koordinasyon içinde bir dizi hassas güvenlik operasyonu düzenlendiğini açıkladı. Operasyonlarda eski hava kuvvetlerinin üst düzey subaylarından 5’i yakalandı. Bunlar Tümgeneral Muhammed Fecr Ali, Pilot Tuğgeneral Abdullah Ali Mualla, Pilot Albay Nidal Hüseyin Salih, Albay Muhammed Ali Selim ve Pilot Yarbay Talib Abdülkerim Hasan’dı.

İç Güvenlik Komutanı’nın açıklamasına göre bu kişiler, savaş sırasında “yerleşim bölgelerini” hedef alan hava bombardımanı operasyonlarının planlanması, yönetilmesi ve gerçekleştirilmesine karıştıkları şüphesiyle gözaltına alındı. Söz konusu kişilerin hava saldırıları ve kendilerine isnat edilen ihlallerdeki cezai sorumluluklarının belirlenmesi amacıyla soruşturmaların sürdüğü ve yasal prosedürler doğrultusunda yetkili mahkemelere sevk edilmelerinin planlandığı belirtildi.

Bundan önce Lazkiye İç Güvenlik Komutanlığı, ayın 10’unda 9 pilotun gözaltına alındığını açıklamıştı. Güvenlik güçlerinin resmî hesaplarından yapılan paylaşıma göre gözaltına alınanlar Pilot Tuğgeneral Menhel Enver Salih, Tuğgeneral Sami İbrahim Mahmud, Tuğgeneral Gıyas Ali er-Rahiyye, Albay İsa İzzeddin Hıdır, Albay Mervan Salah Nafiş, Albay Beşşar Semir Venus, Yarbay Eymen Hamza Alya, Yüzbaşı Eymen Ahmed Davud ve Yüzbaşı Ammar İsa Cüneydi’ydi.

Suriye İç Güvenlik Güçlerinden personel (İç Güvenlik Güçleri, Telegram üzerinden)
Suriye İç Güvenlik Güçlerinden personel (İç Güvenlik Güçleri, Telegram üzerinden)

Lazkiye İç Güvenlik Komutanı Tuğgeneral Abdülaziz el-Ahmed, soruşturmaların bu kişilerin “Suriye halkına karşı çeşitli illerde suç ve ihlaller işlediklerini” ortaya koyduğunu belirtti. El-Ahmed, bu kişilerin askerî görevlerini ve savaş uçakları ile helikopterlerdeki uzmanlıklarını kullanarak çok sayıda kişinin ölümü ve yaralanmasıyla sonuçlanan bombardımanlara ve saldırılara katıldıklarını, kent ve kasabalara zarar verdiklerini, halkı yerinden ettiklerini, evleri, tesisleri ve sivil altyapıyı tahrip ettiklerini belirtti.

Suriye İçişleri Bakanlığı’ndan bir kaynağın Şarku’l Avsat’a verdiği bilgiye göre söz konusu 9 pilot, ayaklanma yılları boyunca  3 bin 200’den fazla uçuş saati ve sorti gerçekleştirdi. Kaynak, soruşturmaların bu kişilerin farklı türlerde taarruz helikopterleri ve savaş uçakları kullanarak hava saldırıları düzenlediklerini ortaya koyduğunu söyledi. Resmî SANA ajansına göre bu saldırılar özellikle Doğu Guta, Halep ve kırsalı, Deyrizor ve kırsalı ile Hama kırsalı olmak üzere çok sayıda bölgeyi hedef aldı.

5 Eylül’de Halep İç Güvenlik Güçleri, Suriye hava kuvvetlerinin üst düzey komutanlarından Pilot Tuğgeneral Hamidi Ali Murad’ın yakalanmasıyla sonuçlanan bir operasyon düzenlendiğini duyurdu. Murad, görev yaptığı yıllarda Şam’daki Mezze Havalimanı, Humus’un doğu kırsalındaki Tiyas (T4) Hava Üssü ve Halep’in doğusundaki Kuveyris Hava Üssü dahil olmak üzere birçok askerî havaalanının yönetiminden sorumlu olmuştu. Ayrıca Hava Kuvvetleri Akademisi’nin komutanlığını da yürütmüştü.

Suriye makamları, gözaltına alınan pilotları, görev ve sorumluluklarına bağlı olarak hava bombardımanı operasyonlarını planlamak, yönetmek ve gerçekleştirmekle; hava kuvvetleri, hava üsleri ve saha yönlendirme merkezlerini kullanarak yerleşim bölgelerine yönelik saldırılar düzenlemekle suçluyor. Resmî Suriye Haber Kanalı’na göre bu saldırılar konutların ve altyapının tahrip edilmesine, halkın zorla yerinden edilmesine ve geniş çaplı can kayıplarına yol açtı.

Öte yandan İçişleri Bakanlığı, geçen nisan ayında önceki yıl gözaltına alınan bazı pilotların itiraflarından bölümler yayımladı. Bunların başında Pilot Abdülkerim Ahmed Alya ile “İki Guta’nın Düşmanı” lakabıyla bilinen Mizer Savan yer aldı. İtiraflara göre Beşşar Esed yönetimine karşı ayaklanan Suriyelilere karşı savaş uçaklarının kullanılması, protestoların başlamasından iki yıl sonra, 2013’te başladı. İtiraflarda ayrıca Beşşar Esed’in hava saldırılarının hedeflerinin belirlenmesine doğrudan müdahil olduğu da ifade edildi.


Irak: İran uçuşlarına yönelik yasağın kaldırılması için milis gruplardan baskı

İranlı havayolu şirketleri, komşu ülkelerin kısıtlayıcı tedbirler uygulamaya başlamasının ardından 23 Eylül 2026’dan bu yana uçuşlarını iptal etmek zorunda kaldı (AFP)
İranlı havayolu şirketleri, komşu ülkelerin kısıtlayıcı tedbirler uygulamaya başlamasının ardından 23 Eylül 2026’dan bu yana uçuşlarını iptal etmek zorunda kaldı (AFP)
TT

Irak: İran uçuşlarına yönelik yasağın kaldırılması için milis gruplardan baskı

İranlı havayolu şirketleri, komşu ülkelerin kısıtlayıcı tedbirler uygulamaya başlamasının ardından 23 Eylül 2026’dan bu yana uçuşlarını iptal etmek zorunda kaldı (AFP)
İranlı havayolu şirketleri, komşu ülkelerin kısıtlayıcı tedbirler uygulamaya başlamasının ardından 23 Eylül 2026’dan bu yana uçuşlarını iptal etmek zorunda kaldı (AFP)

Irak’ta bazı silahlı gruplar ve siyasi partiler, hükümete ülke genelindeki havalimanlarında İran uçuşlarına yönelik yasağı kaldırması için baskı yapıyor.

Irak hükümeti dün yaptığı açıklamada, Washington ile “tedavi, dini ziyaretler ve turistik amaçlı uçuşlara” izin verecek bir muafiyet elde etmek için görüşmeler yürüttüğünü duyurdu.

Öte yandan hükümet yetkilileri, “Şarku’l Avsat”a yaptıkları açıklamada, “İki ülke arasındaki kara sınır kapıları hâlâ açık ve geçişler normal şekilde devam ediyor” dedi.

Nuceba grubu, yaptırımlara uyulmasını protesto etmek amacıyla destekçilerini havalimanlarında oturma eylemi düzenlemeye çağırmakla tehdit ederken, Asaib Ehl el-Hak Hareketi’nden bir yetkili ise kararın iptal edilmesi için parlamentonun toplanması çağrısında bulundu.

İran Dini Lideri Mücteba Hamaney’in dış ilişkiler danışmanı Ali Ekber Velayeti de İran uçaklarına Irak’taki havalimanlarının kapatılması kararını eleştirdi. Velayeti, uçuş yasağı kararına sessiz kalması nedeniyle Şii “Koordinasyon Çerçevesi”ni “içi boş” olmakla nitelendirdi.