Iraklı kadınlar sosyal kısıtlamalara meydan okuyor

13 Şubat’ta Bağdat’ın Tahrir Meydanı’nda düzenlenen kadın protestoları (AP)
13 Şubat’ta Bağdat’ın Tahrir Meydanı’nda düzenlenen kadın protestoları (AP)
TT

Iraklı kadınlar sosyal kısıtlamalara meydan okuyor

13 Şubat’ta Bağdat’ın Tahrir Meydanı’nda düzenlenen kadın protestoları (AP)
13 Şubat’ta Bağdat’ın Tahrir Meydanı’nda düzenlenen kadın protestoları (AP)

Gufran Yunus
Son yıllarda Iraklı kadınların yaşamları, ülkenin işgalinden sonra daha da kötüleşen ekonomik ve sosyal koşullar ile şiddetin ve dini partilerin hegemonyası altında şekillendi. Muhtemelen büyük bir çoğunluk Iraklı kadınların siyaset ve ülke meselelerinden bihaber olduklarını zannediyordu. Ancak Ekim protestoları seslerini duymamıza imkân tanıdı. Iraklı kadınlar protestolar aracılığıyla ülke geleceğini şekillendirmede rol almaya kararlı olduklarını vurguladı.
Irak’taki Ekim protestolarının ön saflarında erkeklerle eşit bir şekilde yer alan kadınlar, bu uğurda sözlü tacizlere maruz kaldı, kaçırıldı, tutuklandı ve hatta hayatlarını kaybetti.
Halk hareketlerine katılanlar, Ekim protestolarının asıl gücünün kadınlar olduğu noktasında hemfikir. Irak kadını, protestoların sürmesi için, yeri geldi ön saflarda mücadele etti, yeri geldi arka saflarda yemek hazırladı ve Tahrir Meydanı’nda kültürel etkinlikler düzenledi.
Tahrir Meydanı'ndaki protestolara her yaştan ve her kesimden katılan kadınların simaları artık tanıdık geliyor. Nitekim göstericiler, elbiselerini yıkayan Ümmü Selvan’ın ve büyükannesinden miras kalan bir tarifin göz yaşartıcı gazın etkisini hafifletmede etkili olduğunu keşfeden Ümmü Yusuf’un yüzlerine alıştı. Ümmü Yusuf, maya ile suyun birleşiminden oluşan karışımın göz yaşartıcı gazların etkisini hafiflettiğini keşfetti ve bir gün içinde eşinin de yardımıyla bu karışımı uyguladığı bin maske hazırladı.
Protestoları bastırma girişimlerine karşı kararlı bir duruş
Independent Arabia’dan Gufran Yunus’a hikayelerini anlatan gösterici kadınlar, Tahrir Meydanı içinde ve dışında aldığı tehditlere rağmen gösterileri desteklemekten ve protestolara katılmaya devam etmekten geri adım atmayacaklarını vurguluyorlar.
Tahrir Meydanı’ndaki göstericiler arasında yer alan Süheyla Abdulhüseyin, meydandaki rutin işlerini ‘yaralıları tedavi etmek, yemek hazırlamaya yardımcı olmak ve yemekleri Tuk Tuk araçlarıyla Sinek Köprüsü’ndeki göstericilere ulaştırmak’ şeklinde sıralıyor. Süheyla, bir keresinde Sinek Köprüsü’ndeki göstericilere yemek götürdüğü sırada çevik kuvvet ekiplerinin fırlattığı göz yaşartıcı gaz kapsülünün bedenine isabet etmesi sonucu yaralandığını belirtiyor.
Independent Arabia’ya konuşan Süheyla, “Çevik kuvvet ekipleri göstericilere yardım eden kadınları hedef alıyor. Çünkü protestoların devam etmesinde kadının rolünün farkındalar” ifadelerini kullandı.

Tahrir Meydanı'ndaki göstericiler (AP)
Süheyla, yaralanmasına rağmen bu yolu tamamlamakta kararlı olduğunu belirterek, “Kadının varlığı gençlere manevi güç veriyor çünkü burada annelerini, kız kardeşlerini görmek, onlara güven duygusu aşılıyor” dedi.
Ekim protestolarının başından bu yana meydanları terk etmeyen Nada Ali, kimliği belirsiz kişilerce kaçırılma tehdidi alması nedeniyle protestolardan iki günlüğüne uzak kaldığını ancak meydana yeniden geri döndüğünü belirtiyor. Independent Arabia’ya konuşan Nada, “Duyduğum tehditleri önemsemiyorum ve tüm bu korkuları umursamıyorum. Önemsediğim tek şey buradaki devrimcilere destek olabilmek” dedi.
İntisar Fetlavi isimli kadın gösterici, “Birbirini takip eden hükümetler Irak’a yalan vaatlerden başka bir şey sunmadı. Onların yalanlarına karşı haklarımızı savunmadan duramayız” diye konuştu.
Protestoların başında ayağından yaralandığını ve 5 gün boyunca gözaltında tutulduğunu anlatan Fetlavi, “Bu meydan benim için vatanı temsil ediyor. Haklarını geri almak için canlarını feda eden bu neslin yanında durmalıyız” dedi.
Tahrir Meydanı’nda bulunan Belkıs Nasr, tehditlerin protestolara destek vermeye devam etmesini engelleyemeyeceğini ifade etti. Nasr, “Davamız uğrunda ölümle yüz yüze geldik. Devrimin ilk gününden bu yana ümitliyiz ve bu zorlukların ve tehditlerin üstesinden geleceğiz zira biz, yozlaşmış bir sistemle karşı karşıyayız” ifadelerini kullandı.
Irak’taki protestolar sırasında hayatlarını kaybeden kadın sayısına ilişkin net bir veri yok. Ancak Tahrir Meydanı’nda konuşan aktivist Cebra et-Tai, protestolarda şimdiye kadar 6 kadının yaşamını yitirdiği ve kimliği belirsiz kişilerce kaçırılan onlarca kadının akıbetinin hala bilinmediğini söyledi. Tai, Sağlık Bakanlığı’nın kadın ölümleriyle ilgili gerçekleri gizlemek amacıyla konuya dair sağlıklı veri paylaşmadığını sözlerine ekledi.
“Bu devrim siyasi elitler için sonun başlangıcı”
Basında kadınların sadece protestolarda yemek pişiren ve temizlik yapan bir rol oynadığı algısını reddeden kadın eylemciler, bu devrimin aynı zamanda toplumun kadına bakış açısını değiştirmeyi hedefleyen bir yönünün olduğunu vurguluyor.
Ranya Ali isimli kadın protestocu, “Ekim protestoları fiili olarak erkek ve kadın arasında eşitliği sağladı. Kadın artık gücü temsil ediyor. Kadın sosyal kısıtlamaları kırdı ve toplumun gerçek dönüşümüne katkıda bulundu. Gösterici kadınlar doğru gelenekleri yıkmadı bilakis yeni ve doğru anlayışların inşa edilmesine katkı sağladı” şeklinde konuştu.
Diyana Ferec ise annesiyle birlikte devrime destek vermeye devam ettiklerini söyledi. Ferec, sosyal medya sayesinde göstericilerin ihtiyaç duyduğu gıda ve temizlik malzemelerinde haberdar olduklarını ve bunları sağladıklarını ifade etti.
Hemşirelik mesleğini icra eden Benin Hişam da meydandaki bir sağlık ekibinde görev almasının yanı sıra halktan bağış toplayarak gerekli gıda malzemeleri aldığını söyledi.

Tahrir Meydanı'nda bir gösterici Irak bayrağı sallıyor (AP)
Iraklı yönetmen ve oyuncu Zehra Gandur ise bir Iraklı olarak meydanda olması gerektiğini kaydetti. Gandur, “Vazgeçip geri çekilirsem kendimi görmek istediğim gibi göremeyeceğim. Evde oturup homurdanmak vatan inşa etmek için yetmez bilakis bu meydanlar aracılığıyla taleplerini dile getirmelisin. Bu devrim, siyasi elitler için sonun başlangıcı ve 2003 sonrası siyasi elitlerin eliyle oluşturulan yolsuzluk ve ölüm düzenine meydan okuyan neslin zaferidir” diye konuştu.
Protestolarda kadın ve erkeğin bir arada olma meselesi
Sadr, geçtiğimiz hafta Twitter hesabından göstericilere hitaben açıkladığı 18 maddelik tavsiye listesinde yer verdiği “protesto meydanlarında kadın ve erkeklerin bir arada olmaması” gerektiği ifadesi kadınların itirazlarıyla karşılaştı.
Iraklı kadınlar, Sadr’ın ifadelerine tepki olarak 13 Şubat Perşembe günü Bağdat’ta protesto yürüyüşü düzenledi. Kadın göstericiler, Sadr’ı protestolardaki kadın rolünü değersizleştirmeye çalışmakla suçladı.
Gösterilere katılan İhlas Hamid, bazı siyasi çevrelerin Iraklı kadınların ahlakına dil uzatmasını şaşkınlıkla karşıladığını belirtti.
Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia kaynaklı haberine göre, Hamid, “Dünya ülkeleri kadının rolüne övgüler dizerken, bizde ise kadınların protestolardaki aktif rolünü yok etme veya doğrudan karalama girişimleri düzenleniyor” dedi.
Danya el-Cuburi, “Protesto meydanlarına yöneltilen ahlaksızca suçlamalar, büyük devrimi parçalamak ve yok etmeye çalışan insanların dillendirdiği suçlamalardır. Biz bu suçlamalara fikirle, akılla, mantıkla ve uğrunda sokağa çıktığımız taleplerimize odaklanarak karşılık veriyoruz” ifadelerini kullandı.
Muntaza Selam, Sadr’ın ‘kadın ve erkeklerin bir arada olmaması gerektiği’ çağrısını garipsediğini belirterek, “Bu hükmün uygulanması halinde o zaman üniversiteleri, otobüsleri, dini ziyaret mekânları ve parlamentoyu da kapsaması gerekir. Bunun sadece protesto meydanlarına dayatılması söz konusu değil” dedi.
Iraklı aktivist Ferah, “Iraklı kadınları gözden uzak tutmaya çalışan sesler var. Irak kadını yozlaşmış partiler nedeniyle 16 yıldır marjinalleştirildi. Haklarını talep edince de örf adetlere ve dine karşı gelmekle suçlanıyor” şeklinde konuştu.
Ferah, açıklamasının devamında, “Bu devrim birçok toplumsal anlayışı değiştirdi. Bunun en büyük kanıtı ülkenin güney kentlerinde sosyal kısıtlamaları kıran kadınlardır. Onlar şu an devrimi yönetiyorlar. Bu da kadın rolünden çekinen partilere indirilen en büyük darbe oldu” dedi.
Irak toplumu kadınıyla erkeğiyle, hep birlikte, gerçek anlamda ülkesini yeniden inşa etmek ve halkın hakkını söküp almak ve gerçek sahiplerine geri vermek için çabalıyor.



Meşal: Hamas silahlarını bırakmayacak ve Gazze’de yabancı yönetimi kabul etmeyecek

Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
TT

Meşal: Hamas silahlarını bırakmayacak ve Gazze’de yabancı yönetimi kabul etmeyecek

Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)

Hamas liderlerinden Halid Meşal bugün yaptığı açıklamada, Hamas’ın silahlarını bırakmayacağını ve Gazze Şeridi’nde ‘yabancı bir yönetimi’ kabul etmeyeceğini söyledi. Açıklama, ateşkes anlaşmasının, Hamas’ın silahsızlandırılmasını ve Gazze Şeridi’nin yönetimi için uluslararası bir komite kurulmasını öngören ikinci aşamasının başlamasının ardından geldi.

Hamas’ın yurt dışı sorumlusu ve eski Siyasi Büro Başkanı Meşal, 17. El Cezire Forumu’nda yaptığı konuşmada, “Direnişi, direnişin silahını ve direnişi gerçekleştirenleri suç saymak kabul edilemez” dedi.

Şarku’l Avsat’ın AFP’den aktardığına göre Meşal, “İşgal olduğu sürece direniş vardır. Direniş, işgal altındaki halkların bir hakkıdır; uluslararası hukukun, semavi dinlerin ve milletlerin hafızasının bir parçasıdır ve onunla gurur duyulur” ifadelerini kullandı.

İsrail ile Hamas arasında varılan ateşkes anlaşması, yıkıcı bir savaşın ardından, 10 Ekim’de yürürlüğe girdi. Anlaşma, Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi tarafından da desteklenen bir ABD planına dayanıyor.

Anlaşmanın ilk aşaması, 7 Ekim 2023’ten bu yana Gazze Şeridi’nde tutulan rehineler ile İsrail hapishanelerindeki Filistinli mahkûmların takasını, çatışmaların durdurulmasını, İsrail’in Filistin topraklarındaki yerleşim alanlarından çekilmesini ve Gazze Şeridi’ne insani yardımların girişini öngörüyordu.

İkinci aşama ise 26 Ocak’ta Gazze Şeridi’nde son İsrailli rehinenin cansız bedeninin bulunmasının ardından başladı. Bu aşama, Hamas’ın silahsızlandırılmasını, Gazze Şeridi’nin yaklaşık yarısını kontrol eden İsrail ordusunun kademeli olarak çekilmesini ve Gazze’nin güvenliğinin sağlanmasına ve Filistinli polis birimlerinin eğitilmesine yardımcı olmayı amaçlayan uluslararası bir istikrar gücünün konuşlandırılmasını içeriyor.

Plan kapsamında, Gazze Şeridi’nin yönetimini denetlemek üzere ABD Başkanı Donald Trump’ın başkanlığında, çeşitli ülkelerden isimlerin yer aldığı Barış Konseyi oluşturuldu. Ayrıca, Gazze Şeridi’nin günlük işlerini yürütmek üzere Filistinli teknokratlardan oluşan bir komitenin kurulması öngörüldü.

Meşal, Barış Konseyi’ne Gazze Şeridi’nin yeniden inşasını ve yaklaşık 2 milyon 200 bin nüfuslu bölgeye insani yardımların akışını mümkün kılacak ‘dengeli bir yaklaşım’ benimseme çağrısında bulundu. Meşal, aynı zamanda Hamas’ın Filistin topraklarında herhangi bir yabancı yönetimi kabul etmeyeceğini yineledi.

Meşal sözlerini şöyle sürdürdü: “Ulusal sabitelerimize bağlıyız; vesayet mantığını, dış müdahaleyi ve manda yönetimini kabul etmiyoruz… Filistinlileri Filistinliler yönetir. Gazze, Gazze halkınındır; Filistin, Filistinlilerindir. Yabancı bir yönetimi kabul etmeyeceğiz.”

Meşal’e göre bu sorumluluk yalnızca Hamas’a değil, ‘tüm canlı unsurlarıyla Filistin halkının liderliğine’ aittir.

İsrail ve ABD, Hamas’ın silahsızlandırılması ve Gazze Şeridi’nin askerden arındırılmış bir bölge haline getirilmesi talebini sürdürüyor. Hamas ise silahlarını gelecekte kurulabilecek bir Filistin yönetimine devretme ihtimalinden söz ediyor.

İsrailli yetkililer, Hamas’ın Gazze Şeridi’nde yaklaşık 20 bin savaşçıya sahip olduğunu ve hareketin elinde yaklaşık 60 bin kalaşnikof tüfek bulunduğunu öne sürüyor.

Ateşkes anlaşmasında öngörülen uluslararası gücü hangi ülkelerin oluşturacağı ise henüz netlik kazanmış değil.


Libya’da Yüksek Yargı Konseyi, Anayasa Mahkemesi kararlarına karşı muhalefetini artırıyor

BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
TT

Libya’da Yüksek Yargı Konseyi, Anayasa Mahkemesi kararlarına karşı muhalefetini artırıyor

BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)

Libya Yüksek Yargı Konseyi, Trablus'taki Yüksek Mahkeme Anayasa Dairesi'nin kararlarına karşı tavrını katılaştırarak, ‘yargıyı siyasallaştırma girişimlerine’ karşı sert bir uyarıda bulundu. Konsey, ‘bu hassas aşamada yargıya müdahale etme’ konusunda sert bir uyarıda bulundu. Ülke, yargıya da neredeyse ulaşan kronik siyasi ve askeri bölünmelerden mustarip durumda.

Yüksek Yargı Konseyi’nin bu tutumu, Anayasa Mahkemesi'nin Temsilciler Meclisi tarafından çıkarılan ve Yargı Sistemi Kanunu'nda değişiklikler içeren iki kanunu geçersiz kılma kararının ardından daha da belirginleşti. Bu durum, mevcut Yargı Yüksek Konseyi’nin kurulduğu anayasal dayanağın ortadan kalktığı ve bu kanundan kaynaklanan statüsünü kaybettiği anlamına geliyor. Dolayısıyla, önceki hükümlere uygun olarak yeniden oluşturulması gerekiyor.

Yüksek Yargı Konseyi tarafından cuma akşamı yapılan açıklamada ‘anayasal çevreden’ doğrudan bahsedilmeden yargı alanında yaşananlara, özellikle de bazılarının, kurumu zararlı bir kurum ile değiştirmek için anayasal olarak ilgili olduğunu düşündükleri araçları kullanarak yargının birliğini ve bağımsızlığını zayıflatma girişimlerine ilişkin duyulan üzüntü ifade edildi.

Konsey, bu kişilerin amacının, diğer tüm yetkileri elinden almak suretiyle, yalnızca siyasi ve dar bir kişisel çıkar olarak nitelendirilebilecek hedefleri gerçekleştirmek olduğunu değerlendirdi.

Yargının birliğini korumak, sorumlu davranmak ve ülkenin yararına hizmet etmek için, sonuçsuz kalacak bir fiili durum dayatmaya çalışanların devam eden uzlaşmaz tavırları karşısında bir süre en yüksek disiplin seviyesini uyguladığını da ekleyen Konsey, ülkenin tarihinde hassas ve tehlikeli bir dönemde, birliğin her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyulduğu bir zamanda yargıya müdahale etme girişimlerine işaret etti.

fdbfb
Libya Temsilciler Meclisi'nin önceki bir oturumundan bir kare (Libya Temsilciler Meclisi)

Bu gerginlik, Temsilciler Meclisi ile (yargı otoritesini oluşturan üç sütundan biri olan) Devlet Konseyi arasındaki hukuki ve siyasi çatışmanın bir parçası olarak görülüyor. Bu çatışma, siyaset koridorlarından yargının kalbine taşınırken Temsilciler Meclisi, bazı yasal değişikliklerle Yüksek Yargı Konseyi'ni yeniden yapılandırarak yargı üzerinde daha fazla etki sahibi olmaya çalışıyor. Devlet Konseyi bu hamleyi yargının ‘siyasileştirilmesi’ olarak değerlendirdi.

Bu turda, Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri'nin Libya Özel Temsilcisi ve Libya'daki BM Destek Misyonu (UNSMIL) Başkanı Hanna Serwaa Tetteh, bu diyaloğun yeni bir hükümet seçmek için bir organ olmaktan ziyade, Libyalıların kendi ülkelerinin geleceği için kendileri tarafından formüle edilen pratik çözümler geliştirmek amacıyla yürütülen bir ‘Libyalılar arası’ süreç olduğunu teyit etti.

Seçim çerçevesine ilişkin görüşmeler de “6+6” komitesinin kuralları ve danışma komitesinin tavsiyeleri temelinde, mevcut farklılıkların altında yatan garantileri ve siyasi endişeleri anlamaya odaklanarak yürütüldü.

Katılımcı üyeler ise, görüşmelerin genel ilkelerden usul ayrıntılarına doğru ilerlediğini belirttiler. Komisyon Yönetim Kurulu'ndaki boş koltuk krizinin çözülmesinin, gelecekteki seçimlere olan güveni güçlendirmek ve seçimlerin itiraz edilmesini veya kesintiye uğramasını önlemek için temel bir unsur olduğunu vurguladılar.

ert6y
Önceki belediye seçim kampanyasından (Komisyon Yönetim Kurulu)

Turun sonunda üyeler, Berlin Süreci Siyasi Çalışma Grubu'nun büyükelçilerine ve temsilcilerine ana önerilerini sundular. Büyükelçiler ve temsilciler, sürecin mart ayında yeniden başlaması ve uzun vadeli istikrarı sağlayacak ulusal bir vizyon etrafında uzlaşma sağlanmaya devam edilmesi koşuluyla, UNSMIL tarafından kolaylaştırılan yol haritasına destek verdiklerini teyit ettiler.

Yapılandırılmış diyalogun yeni hükümetin seçimi konusunda kararlar alan bir organ olmadığını yineleyen USNMIL, devlet kurumlarını güçlendirmek amacıyla, seçimlere elverişli bir ortam yaratmak ve yönetişim, ekonomi ve güvenlik alanlarındaki en acil sorunları ele almak için pratik önerileri incelemekle ilgilendiğini belirtti. UNSMIL, bunun uzun vadeli çatışmanın nedenlerini ele almak için politika ve yasama önerilerini inceleyerek ve geliştirerek başarılacağının altını çizdi. Ayrıca, yapılandırılmış diyalogun istikrarın önünü açacak ulusal bir vizyon üzerinde uzlaşma sağlamayı amaçlayacağına da dikkati çekti.

Bu gelişme, cumartesi günü Tacura, Sayad ve el-Hashan belediyelerinde ve Tobruk'taki bir oy verme merkezinde, düzenli ve sakin bir atmosferde belediye meclisi seçimleri için oy kullanma işleminin başlamasıyla eş zamanlı gerçekleşti. Komisyon Yönetim Kurulu’nun ana operasyon odası, oy verme sürecinin disiplinli ve organize bir ortamda, önemli bir engel olmadan plana göre ilerlediğini belirtti.

Komisyon, 93 sandık merkezinden oluşan 43 merkezin tamamının açık olduğunu doğruladı. Bu tur, şeffaflığı artırmak ve her türlü sahtekarlık girişimini önlemek amacıyla Tacura belediyesinde elektronik doğrulama teknolojisi (parmak izi) kullanıldı.

u78ı9o
Huri, cumartesi günü belediye seçimlerinde bir oy verme merkezini ziyaret ederken (UNSMIL)

Öte yandan UNSMIL, sorumlu yerel yönetimin kurulmasına katkıda bulunmak için tüm kayıtlı seçmenleri oy kullanmaya çağırırken, misyonun başkan yardımcısı Stephanie Huri, Tacura'daki oy verme merkezlerini ziyaret ederek oy verme sürecini ve elektronik seçmen doğrulama sisteminin kullanımını yerinde gözlemledi.

Bu seçimler, oy vermeyi geciktiren bazı teknik ve hukuki engellerin aşılmasının ardından, Komisyonun ülke çapında belediye meclislerini seçme planını çerçevesinde gerçekleşirken söz konusu plan, son iki yılda uygulanan ve nihai sonuçların kabul edilmesi ve seçilmiş meclislerin oluşturulmasıyla sonuçlanan önceki aşamaların başarısının bir uzantısı olarak değerlendiriliyor.


Kasım, Hizbullah üzerindeki kontrolünü sıkılaştırıyor

Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
TT

Kasım, Hizbullah üzerindeki kontrolünü sıkılaştırıyor

Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)

Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım, örgütün idari kurumları üzerindeki kontrolünü sıkılaştırmaya çalışıyor. Bu yüzden söz konusu kurumlara, eski Genel Sekreter Hasan Nasrallah'ın liderliği döneminde marjinalleştirilen yakın arkadaşları ve din adamı olmayan politikacıları getirdi.

Şarku’l Avsat’a konuşan kaynaklara göre yapılan en önemli değişiklikler arasında, eski bakan ve milletvekili Muhammed Fneyş’in Hizbullah’ın ‘hükümeti’ olarak kabul edilen yürütme organının başına geçmesi, milletvekili ve parlamento grubu başkanı Muhammed Raad'ın ise genel sekreter yardımcılığına atanmasının bekleniyor.

Kaynaklar, Kasım'ın, daha önce partinin yürütme organının sorumluluğunda olan ayrıntılara girmeden liderliği elinde tutan genel sekreterlik ile örgütün tüm kurumlarını birbirine bağlayarak Hizbullah’ı kontrol etmeye çalıştığına işaret etti.

Öte yandan, Başbakan Nevaf Selam, çok sayıda kişinin İsrail'in tekrarlanan saldırılarının ardından halen yeniden inşa edilmesini beklediği güney bölgesine tarihi bir ziyaret başlattı. Başbakan Selam'ın, Hizbullah tarafından kendisine karşı başlatılan ihanet kampanyasına rağmen tüm köylerde sıcak bir şekilde karşılanması dikkati çekti.