Iraklı kadınlar sosyal kısıtlamalara meydan okuyor

13 Şubat’ta Bağdat’ın Tahrir Meydanı’nda düzenlenen kadın protestoları (AP)
13 Şubat’ta Bağdat’ın Tahrir Meydanı’nda düzenlenen kadın protestoları (AP)
TT

Iraklı kadınlar sosyal kısıtlamalara meydan okuyor

13 Şubat’ta Bağdat’ın Tahrir Meydanı’nda düzenlenen kadın protestoları (AP)
13 Şubat’ta Bağdat’ın Tahrir Meydanı’nda düzenlenen kadın protestoları (AP)

Gufran Yunus
Son yıllarda Iraklı kadınların yaşamları, ülkenin işgalinden sonra daha da kötüleşen ekonomik ve sosyal koşullar ile şiddetin ve dini partilerin hegemonyası altında şekillendi. Muhtemelen büyük bir çoğunluk Iraklı kadınların siyaset ve ülke meselelerinden bihaber olduklarını zannediyordu. Ancak Ekim protestoları seslerini duymamıza imkân tanıdı. Iraklı kadınlar protestolar aracılığıyla ülke geleceğini şekillendirmede rol almaya kararlı olduklarını vurguladı.
Irak’taki Ekim protestolarının ön saflarında erkeklerle eşit bir şekilde yer alan kadınlar, bu uğurda sözlü tacizlere maruz kaldı, kaçırıldı, tutuklandı ve hatta hayatlarını kaybetti.
Halk hareketlerine katılanlar, Ekim protestolarının asıl gücünün kadınlar olduğu noktasında hemfikir. Irak kadını, protestoların sürmesi için, yeri geldi ön saflarda mücadele etti, yeri geldi arka saflarda yemek hazırladı ve Tahrir Meydanı’nda kültürel etkinlikler düzenledi.
Tahrir Meydanı'ndaki protestolara her yaştan ve her kesimden katılan kadınların simaları artık tanıdık geliyor. Nitekim göstericiler, elbiselerini yıkayan Ümmü Selvan’ın ve büyükannesinden miras kalan bir tarifin göz yaşartıcı gazın etkisini hafifletmede etkili olduğunu keşfeden Ümmü Yusuf’un yüzlerine alıştı. Ümmü Yusuf, maya ile suyun birleşiminden oluşan karışımın göz yaşartıcı gazların etkisini hafiflettiğini keşfetti ve bir gün içinde eşinin de yardımıyla bu karışımı uyguladığı bin maske hazırladı.
Protestoları bastırma girişimlerine karşı kararlı bir duruş
Independent Arabia’dan Gufran Yunus’a hikayelerini anlatan gösterici kadınlar, Tahrir Meydanı içinde ve dışında aldığı tehditlere rağmen gösterileri desteklemekten ve protestolara katılmaya devam etmekten geri adım atmayacaklarını vurguluyorlar.
Tahrir Meydanı’ndaki göstericiler arasında yer alan Süheyla Abdulhüseyin, meydandaki rutin işlerini ‘yaralıları tedavi etmek, yemek hazırlamaya yardımcı olmak ve yemekleri Tuk Tuk araçlarıyla Sinek Köprüsü’ndeki göstericilere ulaştırmak’ şeklinde sıralıyor. Süheyla, bir keresinde Sinek Köprüsü’ndeki göstericilere yemek götürdüğü sırada çevik kuvvet ekiplerinin fırlattığı göz yaşartıcı gaz kapsülünün bedenine isabet etmesi sonucu yaralandığını belirtiyor.
Independent Arabia’ya konuşan Süheyla, “Çevik kuvvet ekipleri göstericilere yardım eden kadınları hedef alıyor. Çünkü protestoların devam etmesinde kadının rolünün farkındalar” ifadelerini kullandı.

Tahrir Meydanı'ndaki göstericiler (AP)
Süheyla, yaralanmasına rağmen bu yolu tamamlamakta kararlı olduğunu belirterek, “Kadının varlığı gençlere manevi güç veriyor çünkü burada annelerini, kız kardeşlerini görmek, onlara güven duygusu aşılıyor” dedi.
Ekim protestolarının başından bu yana meydanları terk etmeyen Nada Ali, kimliği belirsiz kişilerce kaçırılma tehdidi alması nedeniyle protestolardan iki günlüğüne uzak kaldığını ancak meydana yeniden geri döndüğünü belirtiyor. Independent Arabia’ya konuşan Nada, “Duyduğum tehditleri önemsemiyorum ve tüm bu korkuları umursamıyorum. Önemsediğim tek şey buradaki devrimcilere destek olabilmek” dedi.
İntisar Fetlavi isimli kadın gösterici, “Birbirini takip eden hükümetler Irak’a yalan vaatlerden başka bir şey sunmadı. Onların yalanlarına karşı haklarımızı savunmadan duramayız” diye konuştu.
Protestoların başında ayağından yaralandığını ve 5 gün boyunca gözaltında tutulduğunu anlatan Fetlavi, “Bu meydan benim için vatanı temsil ediyor. Haklarını geri almak için canlarını feda eden bu neslin yanında durmalıyız” dedi.
Tahrir Meydanı’nda bulunan Belkıs Nasr, tehditlerin protestolara destek vermeye devam etmesini engelleyemeyeceğini ifade etti. Nasr, “Davamız uğrunda ölümle yüz yüze geldik. Devrimin ilk gününden bu yana ümitliyiz ve bu zorlukların ve tehditlerin üstesinden geleceğiz zira biz, yozlaşmış bir sistemle karşı karşıyayız” ifadelerini kullandı.
Irak’taki protestolar sırasında hayatlarını kaybeden kadın sayısına ilişkin net bir veri yok. Ancak Tahrir Meydanı’nda konuşan aktivist Cebra et-Tai, protestolarda şimdiye kadar 6 kadının yaşamını yitirdiği ve kimliği belirsiz kişilerce kaçırılan onlarca kadının akıbetinin hala bilinmediğini söyledi. Tai, Sağlık Bakanlığı’nın kadın ölümleriyle ilgili gerçekleri gizlemek amacıyla konuya dair sağlıklı veri paylaşmadığını sözlerine ekledi.
“Bu devrim siyasi elitler için sonun başlangıcı”
Basında kadınların sadece protestolarda yemek pişiren ve temizlik yapan bir rol oynadığı algısını reddeden kadın eylemciler, bu devrimin aynı zamanda toplumun kadına bakış açısını değiştirmeyi hedefleyen bir yönünün olduğunu vurguluyor.
Ranya Ali isimli kadın protestocu, “Ekim protestoları fiili olarak erkek ve kadın arasında eşitliği sağladı. Kadın artık gücü temsil ediyor. Kadın sosyal kısıtlamaları kırdı ve toplumun gerçek dönüşümüne katkıda bulundu. Gösterici kadınlar doğru gelenekleri yıkmadı bilakis yeni ve doğru anlayışların inşa edilmesine katkı sağladı” şeklinde konuştu.
Diyana Ferec ise annesiyle birlikte devrime destek vermeye devam ettiklerini söyledi. Ferec, sosyal medya sayesinde göstericilerin ihtiyaç duyduğu gıda ve temizlik malzemelerinde haberdar olduklarını ve bunları sağladıklarını ifade etti.
Hemşirelik mesleğini icra eden Benin Hişam da meydandaki bir sağlık ekibinde görev almasının yanı sıra halktan bağış toplayarak gerekli gıda malzemeleri aldığını söyledi.

Tahrir Meydanı'nda bir gösterici Irak bayrağı sallıyor (AP)
Iraklı yönetmen ve oyuncu Zehra Gandur ise bir Iraklı olarak meydanda olması gerektiğini kaydetti. Gandur, “Vazgeçip geri çekilirsem kendimi görmek istediğim gibi göremeyeceğim. Evde oturup homurdanmak vatan inşa etmek için yetmez bilakis bu meydanlar aracılığıyla taleplerini dile getirmelisin. Bu devrim, siyasi elitler için sonun başlangıcı ve 2003 sonrası siyasi elitlerin eliyle oluşturulan yolsuzluk ve ölüm düzenine meydan okuyan neslin zaferidir” diye konuştu.
Protestolarda kadın ve erkeğin bir arada olma meselesi
Sadr, geçtiğimiz hafta Twitter hesabından göstericilere hitaben açıkladığı 18 maddelik tavsiye listesinde yer verdiği “protesto meydanlarında kadın ve erkeklerin bir arada olmaması” gerektiği ifadesi kadınların itirazlarıyla karşılaştı.
Iraklı kadınlar, Sadr’ın ifadelerine tepki olarak 13 Şubat Perşembe günü Bağdat’ta protesto yürüyüşü düzenledi. Kadın göstericiler, Sadr’ı protestolardaki kadın rolünü değersizleştirmeye çalışmakla suçladı.
Gösterilere katılan İhlas Hamid, bazı siyasi çevrelerin Iraklı kadınların ahlakına dil uzatmasını şaşkınlıkla karşıladığını belirtti.
Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia kaynaklı haberine göre, Hamid, “Dünya ülkeleri kadının rolüne övgüler dizerken, bizde ise kadınların protestolardaki aktif rolünü yok etme veya doğrudan karalama girişimleri düzenleniyor” dedi.
Danya el-Cuburi, “Protesto meydanlarına yöneltilen ahlaksızca suçlamalar, büyük devrimi parçalamak ve yok etmeye çalışan insanların dillendirdiği suçlamalardır. Biz bu suçlamalara fikirle, akılla, mantıkla ve uğrunda sokağa çıktığımız taleplerimize odaklanarak karşılık veriyoruz” ifadelerini kullandı.
Muntaza Selam, Sadr’ın ‘kadın ve erkeklerin bir arada olmaması gerektiği’ çağrısını garipsediğini belirterek, “Bu hükmün uygulanması halinde o zaman üniversiteleri, otobüsleri, dini ziyaret mekânları ve parlamentoyu da kapsaması gerekir. Bunun sadece protesto meydanlarına dayatılması söz konusu değil” dedi.
Iraklı aktivist Ferah, “Iraklı kadınları gözden uzak tutmaya çalışan sesler var. Irak kadını yozlaşmış partiler nedeniyle 16 yıldır marjinalleştirildi. Haklarını talep edince de örf adetlere ve dine karşı gelmekle suçlanıyor” şeklinde konuştu.
Ferah, açıklamasının devamında, “Bu devrim birçok toplumsal anlayışı değiştirdi. Bunun en büyük kanıtı ülkenin güney kentlerinde sosyal kısıtlamaları kıran kadınlardır. Onlar şu an devrimi yönetiyorlar. Bu da kadın rolünden çekinen partilere indirilen en büyük darbe oldu” dedi.
Irak toplumu kadınıyla erkeğiyle, hep birlikte, gerçek anlamda ülkesini yeniden inşa etmek ve halkın hakkını söküp almak ve gerçek sahiplerine geri vermek için çabalıyor.



Alpler'de çığ kabusu: Üç günde 4 can kaybı

Fotoğraf: Unsplash
Fotoğraf: Unsplash
TT

Alpler'de çığ kabusu: Üç günde 4 can kaybı

Fotoğraf: Unsplash
Fotoğraf: Unsplash

Pazartesi günü Fransız Alpleri'nde meydana gelen çığlarda iki kayakçı hayatını kaybetti ve böylece üç günde toplam 4 kişi öldü.

Polis, Grenoble yakınlarındaki Saint-Agnes'te, Belledonne sıradağlarında pist dışında kayak yapan 38 yaşında bir adamın öğleden sonra saat 4'ten kısa bir süre önce öldüğünü bildirdi. Yanında bulunan diğer kayakçıysa yara almadı.

Savcı Marion Lozac'hmeur, İtalyan sınırındaki Montgenevre yakınlarında pist dışında kayak yaparken "çok büyük bir çığ" altında kalan 30'lu yaşlarının başlarında başka bir adamın da öldüğünü söyledi.

Ona da bir başka kayakçı eşlik ediyordu ve o da yara almadı.

Lozac'hmeur daha önce, cumartesi günü Fransa'nın güneydoğusundaki Saint-Veran köyü yakınlarında bir çığ tetiklenmesi sonucu iki kayakçının öldüğünü bildirmişti.

30'lu yaşlarındaki iki kurban, Tete de Longet dağ zirvesinin kuzey yamacından aşağıya doğru büyük bir çığ altında kalan 4 kişilik bir grubun parçasıydı. Diğer iki kayakçı yara almadan kurtuldu.

Ölüm nedeninin belirlenmesi için otopsi yapılacak.

Son günlerde Alpler'de yoğun kar yağışı birkaç çığa neden oldu. Aralıkla şubat arası kuzey yarımkürede en yoğun sezon.

Alp kurtarma servisi, cumartesi günü Milano Cortina Kış Oyunları'nın bazı pistlerine ev sahipliği yapan Trentino Alto Adige ve Lombardiya bölgelerinde kayak yapan üç kişinin öldüğünü bildirdi.

fdvgth
Avrupa Çığ Uyarı Servisi'nin tahminine göre Alpler'de çığ riski yüksek (Avrupa Çığ Uyarı Servisi)

Kadınlar Alp disiplini kayak müsabakalarının düzenlendiği Cortina d'Ampezzo'ya yakın Dolomit Dağları'ndaki Marmolada bölgesinde iki çığ meydana geldi.

Geçen ay,  Fransız Alpleri'ndeki çığda Britanyalı bir adam hayatını kaybetmişti. Yapılan açıklamaya göre, 50'li yaşlarında olduğu tahmin edilen kurban, La Plagne'de pist dışında bir grupla kayak yapıyordu.

Kurtarma ekipleri, 12 Ocak'ta yerel saatle öğleden sonra 2'den kısa süre önce çığ ihbarı almış ve hemen bölgeye sevk edilmişti.

Kimliği açıklanmayan adam, 50 dakikalık bir arama sonucunda yaklaşık 2,5 metre karın altında bulunmuştu.

Avrupa Çığ Uyarı Servisi'ne göre, Avrupa'da bu kayak sezonunda çığlarda en az 66 kişi hayatını kaybetti.

Risk tahminleri yapan kuruluş, kar çığlarının Avrupa'da her yıl ortalama 100 can aldığını belirtiyor.

Independent Türkçe 


Suriye ordusu, SDG ile varılan anlaşma uyarınca Haseke çevresinden çekilmeye başladığını duyurdu

SDG’ye bağlı bir grubun Haseke’de ön cephe hatlarından çekildiği an. (Reuters)
SDG’ye bağlı bir grubun Haseke’de ön cephe hatlarından çekildiği an. (Reuters)
TT

Suriye ordusu, SDG ile varılan anlaşma uyarınca Haseke çevresinden çekilmeye başladığını duyurdu

SDG’ye bağlı bir grubun Haseke’de ön cephe hatlarından çekildiği an. (Reuters)
SDG’ye bağlı bir grubun Haseke’de ön cephe hatlarından çekildiği an. (Reuters)

Suriye ordusu Operasyonlar Heyeti, bugün (salı) yaptığı açıklamada, kuzeydoğudaki Haseke kenti çevresinden çekilme sürecinin başlatıldığını duyurdu. Açıklamada, söz konusu adımın hükümet ile Kürtlerin öncülüğündeki Suriye Demokratik Güçleri (SDG) arasında varılan anlaşma kapsamında atıldığı belirtildi.

Heyet, Suriye el-İhbariye televizyonunda yayımlanan açıklamasında, ordunun çekildiği bölgelerde İç Güvenlik Güçleri’nin konuşlandırıldığını bildirdi.

Açıklamada, SDG’nin anlaşmayı uygulama konusunda taahhütlerine bağlı kaldığı ve olumlu adımlar attığı ifade edilerek, “Bir sonraki adımı belirlemek üzere izleme ve değerlendirme yapıyoruz” denildi.

Suriye hükümeti ile SDG, geçen ayın sonlarında kapsamlı bir ateşkes, güçlerin ve Kürt idari yapılarının kademeli olarak devlet kurumlarına entegre edilmesi konusunda anlaşmaya vardıklarını açıklamıştı.

Söz konusu anlaşma; Suriye hükümet güçlerinin, daha önce SDG’nin kontrolünde bulunan kuzey ve doğu Suriye’de geniş alanlarda yeniden hâkimiyet sağlamasının ardından hayata geçirildi. Anlaşma kapsamında, İçişleri Bakanlığı’na bağlı iç güvenlik güçlerinin, daha önce SDG kontrolünde olan Haseke ve Kamışlı kentlerine girmesi öngörülüyor.

Edinilen bilgilere göre, Haseke–Rakka ve Haseke–Deyrizor yollarının; otobüs, yolcu ve ticari konvoy trafiğine açılması için hazırlıklar yapılıyor. Bu adımın, son güvenlik gerilimleri nedeniyle yaklaşık bir aydır kopuk olan ilin, Suriye’nin diğer vilayetleriyle yeniden bağlantısının kurulmasına zemin hazırlaması bekleniyor.

Ayrıca, güven artırıcı önlemler çerçevesinde 48 saat içinde her iki taraftan bir grup esirin serbest bırakılabileceği, Kamışlı Havalimanı ile petrol sahalarının en geç bir hafta içinde Suriye hükümetine devrine yönelik işlemlerin tamamlanmasının öngörüldüğü belirtildi.

Bu gelişmeler, anlaşmanın ikinci aşamasını oluşturuyor. Bu aşama; petrol kuyuları ile Kamışlı Havalimanı’nın devrini kapsarken, üçüncü aşamada ise devletin sınır kapıları üzerindeki denetimi üstlenmesi planlanıyor. Bu kapsamda özellikle Türkiye ile Nusaybin Sınır Kapısı ile Irak Kürdistan Bölgesi’ne açılan Semalka Kapısı öne çıkıyor.


Suriye ve captagon ile mücadele: Bir yılda neler değişti?

İçişleri Bakanlığı, son operasyonların güney bölgelerdeki Uyuşturucu ile Mücadele Departmanı tarafından gerçekleştirildiğini açıkladı (AFP)
İçişleri Bakanlığı, son operasyonların güney bölgelerdeki Uyuşturucu ile Mücadele Departmanı tarafından gerçekleştirildiğini açıkladı (AFP)
TT

Suriye ve captagon ile mücadele: Bir yılda neler değişti?

İçişleri Bakanlığı, son operasyonların güney bölgelerdeki Uyuşturucu ile Mücadele Departmanı tarafından gerçekleştirildiğini açıkladı (AFP)
İçişleri Bakanlığı, son operasyonların güney bölgelerdeki Uyuşturucu ile Mücadele Departmanı tarafından gerçekleştirildiğini açıkladı (AFP)

İsmail Derviş

İngiliz gazetesi The Guardian, 2021 yılının mayıs ayı ortalarında, Suriye muhalefetinin Baas rejimine karşı ayaklanmasının patlak vermesinden yaklaşık 10 yıl sonra, “Captagon, Suriye'yi bir uyuşturucu devletine dönüştürdü” başlıklı kapsamlı bir rapor yayınladı.

Raporda, Beşşar Esed'in eski Suriye rejiminin çeşitli uyuşturucu türlerinin imalatı, üretimi ve kaçakçılığına sağladığı resmi destek ele alınıyor. Mahir Esed liderliğindeki 4. Tümen'in subayları tarafından denetlenen laboratuvarlar ve fabrikalar, Suriye'nin güney, orta ve doğu bölgelerine, özellikle de aynı sektörde faaliyet gösteren İran bağlantılı grupların yaygın olduğu bölgelere dağılıyordu.

Ürdün toprakları, eski rejim ve müttefikleri tarafından, öncelikle Arap Körfez ülkeleri ve Mısır'ı hedef alan ‘zehirli maddelerin’ bölgeye kaçak olarak sokulması için kullanıldı. Daha sonra bu ticaret, Avrupa Birliği (AB) ülkelerine yapılan ihracatı da kapsayacak şekilde genişledi.

Ürdün ordusu Suriye sınırında kaçakçılarla mücadele ederken, kaçakçılığı durdurmak umuduyla rejimle yakınlaşma temelli başka bir siyasi yol izledi, ancak bu çabalar sonuçsuz kaldı.

Eski Suriye rejimi ile Amman arasında 2023 ve 2024 yıllarında resmi ilişkiler kurulmasına rağmen, Ürdün, ‘Suriye ordusu içindeki unsurların Ürdün'e uyuşturucu kaçakçılığını kolaylaştırdığı’ suçlamasının yapıldığı birkaç resmi açıklamada bulundu.

Sonuç olarak Suriye, on yılı aşkın bir süredir uluslararası güvenlik kurumları ve sınır kontrol kurumlarının zihninde, özellikle captagon gibi büyük miktarlarda üretilip piyasalara kaçak olarak sokulan ve Suriye'nin modern tarihini değiştiren ‘Saldırganlığın Caydırılması Operasyonu’ başlatılmadan önce uyuşturucu maddelerin yasadışı akışında büyük rakamlara ulaşan küresel bir uyuşturucu üretim ve kaçakçılığı merkezi olarak anılmaya devam etti.

Uyuşturucu üretimi yüzde 80 azaldı

Suriye ayaklanmasının zaferinden bir yıl sonra, 2025 yılının aralık ayı sonlarında, Birleşmiş Milletler Uyuşturucu ve Suç Ofisi (UNODC) Suriye'deki captagon üretiminin gerçek durumu hakkında bir rapor yayınladı.

Raporda, 2024 yılının aralık ayından bu yana yeni Suriye hükümetinin, captagon üretimi ve kaçakçılığıyla mücadele çabaları çerçevesinde captagon depolamak için kullanılan yaklaşık 15 endüstriyel laboratuvar ve 13 küçük tesisi kapatmış olduğu belirtildi.

dsfvdsv
BM verileri, bu kampanyanın daha önce Şam kırsalında ve Lübnan sınırına yakın bölgelerde aktif olan üretim zincirlerinde önemli bir kesintiye yol açtığını gösteriyor (AFP)

Birleşmiş Milletler (BM) ofisi, Suriye'de captagonun 2024 aralığından önce günlük üretiminin milyonlarca tablete ulaştığını, ancak siyasi değişimin ardından sadece bir yıl içinde Suriye'deki captagon üretiminin yaklaşık yüzde 80 oranında keskin bir düşüş gösterdiğini belirtti. Bu, uzun süredir yasadışı uyuşturucu ihracatında lider konumda olan bir ülkede eşi görülmemiş bir düşüştü.

BM’nin verilerine göre büyük laboratuvarların imha edilmesi, saklanma yerleri ve dağıtım ağlarını hedef alan yaygın baskınlar ve komşu ülkelerle istihbarat alanındaki iş birliği, daha önce Şam kırsalında ve Lübnan sınırına yakın bölgelerde aktif olan üretim zincirlerinin önemli ölçüde bozulmasına yol açtı.

Captagon imparatorluğunun çöküşü

Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı habere göre  Suriye İçişleri Bakanlığı'nın Uyuşturucu ile Mücadele Dairesi’nden yapılan açıklamada, yeni Suriye'nin artık captagon veya diğer türdeki uyuşturucuların üreticisi veya imalatçısı olmadığı vurgulandı. Son aylarda ele geçirilen miktarların, Beşşar Esed rejiminin çöküşünden önce üretilmiş ve yurt dışına kaçırılmak üzere oldukları belirtilen açıklamada, “Suriye'nin özgürleştirilmesinden sonra, en tehlikeli aşama olan üretim aşamasını sona erdirebildik. Amacımız, eski rejim tarafından kurulan captagon imparatorluğunu yıkmaktı” denildi.

İçişleri Bakanlığı, son operasyonun Uyuşturucu ile Mücadele Dairesi tarafından güney bölgelerinde yürütülen, uyuşturucu maddelerin ticareti ve kaçakçılığı konusunda uzmanlaşmış bir suç şebekesini hedef alan koordineli bir çaba olduğunu belirtti.

Bu çabalar, Ürdün'e kaçakçılık amacıyla getirilen büyük miktarda uyuşturucu maddenin ve gelişmiş kaçakçılık araçlarının ele geçirilmesinin yanı sıra, bir dizi önemli uyuşturucu kaçakçısının tutuklanmasına da yol açtı. Son ele geçirilenler arasında yaklaşık 2,5 milyon captagon hapı, tahmini ağırlığı 151 kilogram olan 605 torba esrar, 10 silindir helyum gazı, 75 balon, 30 plastik havan topu mermisi, uyuşturucu ile doldurulmuş bu mermileri fırlatmak için kullanılan bir top, bir insansız hava aracı ve iletişim cihazları ele geçirildi. Ele geçirilen tüm eşyalar müsadere edildi ve tutuklananlar, haklarında gerekli yasal işlemlerin yapılması için yetkili adli makamlara sevk edildi.

Uyuşturucuyla mücadele için bölgesel iş birliği

Suriye İçişleri Bakanlığı’ndan yapılan açıklamada şunlar yer aldı:

“Birkaç gün önce, 2025 yılının ikinci yarısında Suriye'de uyuşturucuyla mücadele çabalarımızın sonuçlarını açıkladık. Altı aylık bir süre içinde, Suriye topraklarında uyuşturucu ile mücadele çalışmaları kapsamında yaklaşık 25,2 milyon captagon hapı ve 1.750 kilogram esrar ele geçirildi. Bu arada, uluslararası uyuşturucu ile mücadele çabaları sonucunda yaklaşık 23 milyon captagon hapı, 500 kilogram uyuşturucu üretiminde kullanılan hammadde, yaklaşık 54 kilogram kristal metamfetamin ve 229 kilogram esrar ele geçirildi. Ancak, dış veya uluslararası uyuşturucu ile mücadele çabalarına en büyük darbe Suriye ve Türkiye arasında vuruldu. Bu iki ülke, 14 milyon captagon hapına el koymayı ve kaçakçılık şebekelerinin yaklaşık 26 üyesini tutuklamayı başardı. Suriye ve Irak arasında yaklaşık 6 milyon hap ve 119 kilogram esrar ele geçirildi ve kaçakçılık şebekelerinin yaklaşık 31 üyesi tutuklandı.”

sdcfrgt
Bu çabalar, bir dizi önemli uyuşturucu kaçakçısının tutuklanmasına yol açtı (AFP)

Bakanlık Suriye ile Suudi Arabistan arasındaki iş birliği kapsamında Suriye ile Kuveyt arasında yaklaşık 1,2 milyon captagon hapı ve 100 bin larica hapı, Suriye ile Ürdün arasında ise Brezilya'dan gelen 1,094 milyon hap ve 153 kilogram kokain ele geçirildi. Bu çabalar sonucunda yaklaşık 230 bin captagon hapının ele geçirildiğini ve kaçakçılık ağlarıyla temas halinde olan üç kişinin tutuklandığını kaydetti.

Çözümlerin önündeki engeller

Öte yandan Suriyeli gazeteci Abdullah Muslim, tüm verilerin önceki rejim dönemine kıyasla uyuşturucu kaçakçılığında önemli bir düşüşe işaret ettiği değerlendirmesinde bulundu. Müslim’e göre bu düşüş, güvenlik kampanyaları ve daha önce üretim, depolama veya transit merkezleri olarak kullanılan belirli geçiş noktaları ve bölgelerdeki daha sıkı kontrollerle kesinlikle ilişkilendirilebilir. Ancak, bu çabalar bu tehlikeli olgunun sona erdiği anlamına gelmez. Uyuşturucu kaçakçılığının tamamen ortadan kaldırılmasını engelleyen yapısal zorlukların halen olduğunu ifade eden Müslim, “En önemlisi Lübnan sınırının net bir şekilde belirlenmemiş olması, bu da kaçakçılık ağları tarafından istismar edilen coğrafi boşluklar yaratıyor. Bunun yanında sınır kontrolündeki zayıf teknik ve teknolojik kapasite, yetkililerin özellikle de geleneksel yöntemlerle güvenliğini sağlamak zor olan dağlık ve engebeli bölgelerde sızma ve kaçakçılığı kontrol etme yeteneğini sınırlıyor” ifadelerini kullandı.

Sadece rakamlara odaklanmak yeterli mi?

Öte yandan insan hakları savunucusu ve gazeteci Büşra Salih, “Sadece rakamlara odaklanmak yeterli değil. Bu, bağımlılığın önlenmesi ve sosyal tedavisi için politikalarla dengelenmeli. Çünkü iç kaçakçılıktan etkilenen topluluklar, halk sağlığı ve aile istikrarı açısından bu yasadışı endüstrinin sonuçlarından mustarip olmaya devam ediyor” yorumunda bulundu.

Salih, “Güvenlik çabaları önemli olsa da yıllardır uyuşturucunun ve Suriye şehir ve köylerinde kaçakçılık ağlarının gayri resmi işgalinin zarar verdiği toplulukları rehabilite etmek için programlarla desteklenmesi gerekir” diye ekledi.

Çok cepheli bir savaş

Sonuç olarak, gözlemciler Suriye'nin bir yıl içinde bölgenin en büyük uyuşturucu ihracatçılığından, uyuşturucu kaçakçılığı ağlarıyla mücadelede lider konuma gelmesinin, ülkenin modern güvenlik ve ekonomi tarihindeki en dramatik değişimlerden biri olduğunu düşünüyor. BM’ye göre yeni devlet, savaş ekonomisini finansman operasyonlarına bağlayan yasadışı üretim sistemini ve modern ve sofistike üretim üslerini ortadan kaldırmayı başardı. Ancak, en acil yanıt bekleyen soru, yeni kaçakçılık yöntemleri ve geleneksel güvenlik çerçevesinin dışında uyuşturucu ile mücadele çabalarına toplumun gerçek katılımını sağlama ihtiyacı karşısında bu dönüşümün sürdürülebilirliği olmaya devam ediyor.