Libya intifadası 9 yıl sonra hedeflerine ulaşabilecek mi?

Libyalı bir asker, Bingazi şehrinde 17 Şubat devriminin yıldönümü kutlamalarına katıldı (AFP)
Libyalı bir asker, Bingazi şehrinde 17 Şubat devriminin yıldönümü kutlamalarına katıldı (AFP)
TT

Libya intifadası 9 yıl sonra hedeflerine ulaşabilecek mi?

Libyalı bir asker, Bingazi şehrinde 17 Şubat devriminin yıldönümü kutlamalarına katıldı (AFP)
Libyalı bir asker, Bingazi şehrinde 17 Şubat devriminin yıldönümü kutlamalarına katıldı (AFP)

Muhammed el-Arabi
"Devrimimiz çalındıktan sonra umudumuzu yeniden kazandık..."
Libya Ulusal Ordusu’nun (LUO) başkent Trablus’un kapılarını çaldığı bir dönemde, 2011 yılında Muammer Kaddafi rejimini kuşatan devrime katılmış Libyalıların tekrarladığı bir cümle bu.
Kaddafi'nin devrilmesinden 9 yıl sonra tüm boyutlarda ardarda gelen krizlerin ardından, çatışmalar, iç savaş, bombardımanlar ve yıkım altında travma geçiren bazı Trablus sakinlerinin kalplerinde umut yeniden yeşerdi.
Trablus’ta trajik durum
Libya’nın başkenti Trablus'un Faşlum Mahallesi sakinlerinden Celal, ülkedeki durumu ‘trajik’ olarak tanımladı. Celal, “Kente hakim olan milislerin peşime düşmemesi için sizinle tam adımı vermeden konuşuyorum. Yıllar önce Faşlum mahallesine çocuklarımızı esir almak için baskın düzenleyerek, iki gün boyunca bizi kuşattılar” dedi.
Kaosu halk sonlandıracak
Birleşmiş Milletler (BM) destekli siyasi müzakerelerin ardından, Aralık 2015’teki Suheyrat Anlaşması’yla doğan Ulusal Mutabakat Hükümeti’nin (UMH) ortaya çıkmasıyla ilgili Celal, “Umulduğu gibi olmadı. UMH Birkaç ay içerisinde devletin kılcal damarlarına nüfuz eden ve her şeyi çalan milislerin vesayetine rehin oldu” ifadelerini kullandı.
Celal, yumuşak bir ses tonuyla konuşurken, milislere karşı geldiği için Trablus’taki evinden göç ettirilen ve Tunus’ta yaşayan siyasi aktivist Adil Zaklam ise “9 yıl önce 17 Şubat'ta ayaklanan halk, ülkedeki yaşanan kaosu sona erdirecek olan taraftır” dedi.
Öte yandan Libyalı Celal, yaptığı açıklamada, “Devrim hedefleri, artık çok yakın ve ordunun güvenlik ve istikrarı sağlama hedefleriyle tutarsız değil” dedi. Celal ayrıca, hükümet ve güçlerinin, müzakere etmeyi ve barışçıl çözümü kabul etmesini de ‘yaklaşan yenilgisinin kanıtı’ olarak yorumladı.
Eşit servet dağıtımı
Devrimin başarısı sonrasında Libyalılar, 2012 yılındaki parlamento seçimleriyle ilk demokratik deneyimlerini yaşadılar. Ancak Genel Ulusal Kongre’nin, (parlamento) görevini üstlenmesinden bir ay sonra halk muhalefeti patlak verdi.
Öyle ki ülkenin doğusunda ‘Sirenayka/Bingazi Vilayeti Siyasi Ofisi’ ismi altındaki kabile grupları, Ali Zeydan’ın başbakanlık ettiği geçici hükümeti, yasadışı petrol satmakla suçlayarak petrol limanlarını kapattı.
O gün itibariyle servetin eşit dağıtımı talebi ortaya koyulmaya başlandı.
O dönemde bu durum, hükümetin başkentteki politikalarına karşı halk muhalefetine neden olan ‘Morning Glory tankeri’ krizi olarak biliniyor.
İslamcı akımların parlamentodaki temsilcilerinin ağırlığına göre, siyasi azil kararı da dahil hükümetin hedeflerine muhalif olan herkesin dışlanması için alınan kararların uygulanması karşısında halk muhalefeti başlamıştı. Durum, hükümetin devrilmesi ve alternatif bir hükümetin atanmasıyla sona erdi.
Zeydan ise, Mart 2014’te özel bir uçakla yurt dışına kaçtı. Daha önce de Kasım 2013’te, Zeydan’ı Trablus’taki karargahından kaçırma girişimi ortaya koyulmuştu.
O sırada Halife Hafter, 2014 yılı ortalarında el-Kerame (Onur) Operasyonu’nu başlatmak için Bingazi’ye gitmeden önce, ‘anayasa deklarasyonunun dondurulduğunu’ ve ‘Genel Ulusal Kongre ve hükümetin feshedildiğini’ ilan etti. Durum, Ağustos 2014’te seçilmiş Temsilciler Meclisi tarafından memnuniyetle karşılandı. O yılki parlamento seçimlerinde İslamcıların yaşadığı kayıp ve Tobruk’taki oturumlardan el-Kerame Operasyonu’na verilen destek de dahil, birçok sebep dolayısıyla, silahlı tugaylar, Libya Şafağı Operasyonu (Fecr-i Libya) olarak da bilinen askeri bir isyan başlattı. Bu tugaylar, aynı zamanda bazıları Misrata’dan gelen radikal İslamcı hareketlerin askeri kolunu da temsil ediyor. Operasyon sonucunda başkent ve ülkenin batısındaki şehirlerin kontrolü sağlandı. Genel Ulusal Kongre, siyasi cepheye geri döndü. Parlamento seçimlerinin o dönemde anayasaya aykırı olduğu gerekçesiyle geçici bir hükümet kuruldu.
Suheyrat Anlaşması
Libya Şafağı darbesi, ülkenin, hala mevcut olan siyasi ve güvenlik bölünmesi yaşamasının ana sebebi sayılıyor. Libyalı gazeteci Salim Arafa, tarafları ‘genişletilmiş bir siyasi diyaloğa’ götüren uluslararası çabaların, Fas’ın Suheyrat kentinde siyasi bir anlaşma sağladığını söyledi. Arafa, bu çabaların arkasında, (ülkenin terörizmden ve milislerin kontrolünden kurtulması için Libya ordusunun sarf ettiği çabaları destekleyen halk karşısında) Trablus’taki bu İslamcı akımları destekleyen ülkelerin desteklerinin olduğunu belirtti. Salim Arafa ayrıca, “UMH, zamanla ordunun bir düşmanı haline dönüştü. Suheyrat Anlaşması’na göre ilk görevi bu milislerin varlığını sona erdirmeyi amaçlayan güvenlik düzenlemelerini uygulamak olsa da milislere karşı yandaşlığını gösterdi” dedi.
“Suheyrat oturumlarından ayrılmayan ülkelerin büyükelçileri, anlaşmanın ve maddelerinin arkasındaydı” diyen Arafa, “8’inci madde, Hafter’i Genelkurmay Başkanı pozisyonundan uzaklaştırmak için tasarlandı. Ülkedeki bölünme, Suheyrat Anlaşması’na göre arenadaki yeni siyasi varlığı korumak için, siyasi bir cephe olarak Ulusal Kongre’yi Devlet Yüksek Konseyi ile değiştirebilecek İslamcı liderlerin ısrarı ile güçlendi” dedi.
Yapay kriz
İlk devrim yıllarında ülkede askeri bir kuruluşun kurulmasına muhalefet olanlar, askeri kuruluşun, Kaddafi rejimi subaylarından oluşacağını iddia ederken, bu subayların geri dönmemesi gerektiğini savundu. Devlet Yüksek Konseyi eski Başkanı Abdurrahman es-Suveyhili’ye göre ordunun ülkenin doğusunda kendisini dayatıp arenada önemli bir oyuncu haline gelmesi sonrasında ortaya koyulan iddia ise, “Hafter’in ülkeyi, askeri olarak yönetmeyi ve diktatör rejimi Libya’ya geri getirmeyi amaçladığı’ oldu. Ancak siyasi aktivist Adil Zaklam, “Ordu, neden ülkenin doğusundaki Temsilciler Meclisi ve hükümete karşı durmadı ve hala orada durmayı tercih etti?” ifadelerini kullandı.
Zamanla devrimin yıldönümü kutlamaları reddedildi. Ve durum, 17 Şubat 2012-2013’te olduğu gibi, kutlama görüntüleri olmaksızın, hükümet çalışmalarının bu hususta etkin olmayacağını ilan eden ülkedeki iki hükümetle sınırlı kaldı. Nakit akışkanlığının olmaması ve fiyatların oldukça yüksek olması nedeniyle bankalar önündeki vatandaşların oluşturduğu uzun kuyrukların da gösterdiği gibi durum, çöküşe doğru kayıyordu.
Temsilciler Meclisi’ndeki aktivistler ve yetkililer, bu zorlu ekonomik koşulların nedenlerine değinirken, “Petrol gelirleri üzerinde karara sahip olan Merkez Bankası’nın ve UMH’ye bağlı Ekonomi Bakanlığı’nın kararlarını takip edenlerin oluşturduğu yapay kriz, ‘krizin, ordunun petrol tesislerini ve limanlarını kontrol etmesinden kaynaklandığı’ mesajı verdi” dedi.
Sahne açık
Libya’nın güneyinde hakim olan tüm kaos tablosuna rağmen, Libya Danışmanlık ve Gelişim Merkezi’nde araştırmacı Cuma el-Magrahi, bu sahnenin kaybolduğunu, ancak aynı zamanda bir halk uyanışının başladığını söyledi. Sivil ve halk akımlarının durumun farkına vardığını belirten Magrahi, “Serrac hükümetinin milislere ve Trablus’taki siyasal İslamcı akımı açıkça savunanlara sığındığı ve son olarak Türk müdahalesiyle güçlendiği ortaya çıktıktan sonra bugün sahne yeniden açık” dedi. Öte yandan Cuma el-Magrahi, ordunun, 4 ay önce el-Kerame operasyonunun başlamasından bugüne kadar pozisyonunun ve hedefinin güvenilirliğini koruyarak bir fark oluşturduğuna da dikkati çekti.
Libya sahnesindeki bu şeffaflık ve netlik, halk da dahil olmak üzere uluslararası bir tutumla karşılaştı. Bu çerçevede analiz Zaklam, “Güvenlik Konseyi, yıllardır milislerin dağıtılması vaadinden geri adım atmadı ve son günlerde, bunların terörizmle bazı bağlantıları olduğunu söylüyor. Garip bir paradoksta, bugün orduyu, Cenevre’de bu milisleri destekleyen bir hükümete ait subaylarla müzakere etmek için beş subaydan oluşan bir askeri komite kurmaya çağırdığını görüyorsunuz” dedi. Analist, milislerin yönetim şemsiyesi altında uluslararası toplumun, ülkenin istikrarını ve çıkarlarını aramadığına dikkati çekti.
Geçen cuma günü Bingazi’de gerçekleşen ve Türk müdahalesinin kınandığı kitlesel gösterilere değinen Libyalı Celal ise bu gösterileri, ‘Şubat devriminin resmi bir kutlaması, orduya açık bir destek, ülkedeki gelişmelere ilişkin halkın açık tavrı’ olarak nitelendirdi.
Geri dönüş yok
Bingazi’deki gösteriler sırasında konuşma yapan Genelkurmay Başkanı Hafter, milisleri hezimete uğratmadan ve paralı askerleri Trablus’tan kovmadan barışın sağlanmayacağını vurguladı. Hafter, ordunun, Trablus’un merkezinin sınırlarında ve kurtuluşun eşiğinde olduğunu belirterek, “Trablus, tüm Libyalılar için özgür ve güvenli bir başkent oluncaya kadar sabitlerden taviz verilmeyecek” dedi.
LUO Genelkurmay Başkanı, “Libyalıların çoğunun, ordunun savaşında mücadele vermesinden, ülkenin yüzde 90’ının kontrolünün sağlanmasından ve yalnızca birkaç şehrin kalmasından sonra geri dönüş nasıl kabul edilebilir?” ifadelerini kullandı.



İsrail ordusu, Gazze'de kendi adına çalışan 5 milis gücüne sahip olmakla övünüyor

 Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan İzzeddin el-Kassam Tugayları mensupları (Arşiv- Reuters)
Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan İzzeddin el-Kassam Tugayları mensupları (Arşiv- Reuters)
TT

İsrail ordusu, Gazze'de kendi adına çalışan 5 milis gücüne sahip olmakla övünüyor

 Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan İzzeddin el-Kassam Tugayları mensupları (Arşiv- Reuters)
Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan İzzeddin el-Kassam Tugayları mensupları (Arşiv- Reuters)

İsrail ordusu, Gazze Şeridi’nde Hamas’a karşı faaliyet gösteren 5 Filistinli milis grubun oluşturulmasıyla övünürken, iktidardaki sağ çevreler bu grupların rolü konusunda uyarılarda bulunuyor. Sağcı çevreler, bu tür yapılanmaların en iyi ihtimalle para hırsıyla hareket ettiğini, daha fazla ödeme yapan bir taraf bulmaları hâlinde İsrail’e karşı da dönebilecekleri görüşünü dile getiriyor.

Ordu bu eleştirilere verdiği yanıtta, söz konusu güçlerin yakından izlendiğini ve dikkatli davranıldığını vurguladı. Açıklamada, bu milislerin bugün “sarı hat” olarak adlandırılan bölgede Hamas hücrelerine karşı görevler yürüttüğü, bu görevlerin İsrail ordusu tarafından yapılması hâlinde askerlerin hayatının ciddi risk altına gireceği ifade edildi.

Ordu, bu grupların Hamas’a yönelik suikastlar gerçekleştirdiğini ve onları kamuoyu önünde küçük düşürdüğünü ileri sürdü.

Ancak sağ kanat bu değerlendirmelere temkinli yaklaşıyor. Bu milislerin kişisel çıkarlara, aşiretler arası çatışmalara ve suç çeteleri arasındaki rekabete dayandığını savunan sağcılar, bu yapılarla güvenli ilişkiler kurulamayacağını belirtiyor.

Gazze’de silahlı bir milis gruba liderlik eden ve yakın zamanda öldürülen Yasir Ebu Şebab (Yediot Aharonot)

Gazze’de silahlı bir milis gruba liderlik eden ve yakın zamanda öldürülen Yasir Ebu Şebab (Yediot Aharonot)

İsrailli kaynaklara göre Gazze’de hâlihazırda faaliyet gösteren 5 silahlı milis grubu bulunuyor: İlki kuzeyde Beyt Lahiya bölgesinde ve Eşref el-Mansi tarafından yönetiliyor. İkincisi Gazze kentinin kuzeyindeki Şucaiyye Mahallesi yakınlarında, lideri Rami Adnan Halis. Üçüncüsü orta kesimde Deyr el-Belah civarında ve Şevki Ebu Nasira tarafından yönetiliyor. Dördüncüsü Han Yunus’ta, lideri Husam el-Esdal. Beşinci milis ise Refah’ta faaliyet gösteriyordu ve Yasir Ebu Şebab tarafından yönetiliyordu; Şebab’ın öldürülmesinin ardından yerini Gassan ed-Dehini aldı. Gazze’de son dönemde ed-Dehini’nin bir suikast girişiminde yaralandığına dair söylentiler yayıldı.

Yediot Aharonot gazetesine konuşan güvenlik kaynakları, kuzey ve güneyde faaliyet gösteren milislerin aşiretlere dayandığını ve suç geçmişi olan kişiler tarafından kontrol edildiğini belirtirken, orta kesimdeki iki grubun liderlerinin geçmişte Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ) ile bağlantılı isimler olduğunu belirtti. Bu nedenle söz konusu iki grubun ulusal saiklerle hareket ediyor olabileceği ve İsrail ordusunun aslında Filistin çıkarları doğrultusunda kullanılıyor olabileceği ihtimali dile getirildi.

Gazete, İsrail çevrelerinde bu silahların kontrolden çıkabileceği ve ister milis liderlerinin elinden çıksın isterse bölgedeki diğer tarafların eline geçsinler, işgal ordusuna karşı kullanılmaları olasılığı konusunda endişeler olduğunu belirtti.

Han Yunus’ta İsrail yanlısı bir milis grubuna liderlik eden Husam el-Esdal (Filistin Basın Ağı sayfası)Han Yunus’ta İsrail yanlısı bir milis grubuna liderlik eden Husam el-Esdal (Filistin Basın Ağı sayfası)

Gazete ayrıca, işgal ile iş birliği yapan Gassan ed-Dehini’nin yayımladığı ve Hamas ile direniş güçlerini tehdit ettiği videoya da değindi. Videoda ed-Dehini’nin, Refah’ta İsrail hava desteği altında esir alınan Kassam Tugayları saha komutanı Edhem el-Aker’e hakaret ettiği görülüyor. Videoda ed-Dehini’nin, Gazze’de daha önce bulunmayan kamuflajlı askeri üniforma ve kurşun geçirmez yelek giydiği, nadir ve pahalı bir sigara içtiği, arka planda ise modern “pick-up” araçların ve yakın mesafede İsrail askeri mevzisi olduğu tahmin edilen bir binanın yer aldığı ifade edildi.

Öte yandan, CNN ve Wall Street Journal, İsrail kaynaklarına atıfta bulunarak, İsrail’in bu milisleri çok sayıda tüfek ve mühimmatla silahlandırdığını yazdı. Bu durum, Oslo Anlaşmaları döneminde İsrail’in Filistin Yönetimi’ne silah edinme izni vermesini ve sağ kesimin o dönemde dile getirdiği “Onlara silah vermeyin” sloganını hatırlattı.

Wall Street Journal, yedek subaylara dayandırdığı haberinde, İsrail’in Hamas’a karşı faaliyet gösteren bu milislere yaptığı yatırımları artırdığını, askeri teçhizat sağladığını, üyelerini İsrail’deki hastanelerde tedavi ettirdiğini ve ailelerine destek verdiğini belirtti. Gazete, bu kişilerin bazılarının Filistin Yönetimi ile bağlantılı olduğunu, özellikle Refah’taki bazı unsurların ise suç kayıtlarının bulunduğunu yazdı.

Gazze’deki Cibaliye Mülteci Kampı’nda Hamas’a bağlı Kassam Tugayları mensuplarının önünde duran Filistinli bir çocuk (Arşiv – EPA)Gazze’deki Cibaliye Mülteci Kampı’nda Hamas’a bağlı Kassam Tugayları mensuplarının önünde duran Filistinli bir çocuk (Arşiv – EPA)

Haberde, İsrail’in bu gruplara yakıt, gıda, araç, hatta sigara sağladığı; onları İsrail askerlerine yakın “sarı hat” bölgesinde konuşlandırmaya yardımcı olduğu ve bu desteğin maliyetinin İsrail güvenlik bütçesinden on milyonlarca şekele ulaşabileceği ifade edildi.

Şarku’l Avsat’ın Yediot Aharonot'tan aktardığına göre İsrail güvenlik kurumları içinde bu milislerin desteklenmesi konusunda görüş ayrılığı bulunuyor. Destekleyenler, bu yaklaşımın Hamas’a karşı taktiksel fayda sağladığını ve askerler üzerindeki riski azalttığını savunurken; karşı çıkanlar, silahların başka ellere geçmesi ya da bazı unsurların Filistin toplumuna yeniden entegre olabilmek için İsrail’e karşı dönmesi ihtimaline dikkat çekiyorlar.

Gazete, bu milislerin Hamas ve askeri kanadıyla baş edebilecek birleşik örgütsel yapıya sahip olmadığını, fiilen sadece İsrail ordusu ve Şin Bet’in denetimi altında hareket ettiklerini vurguladı.

Sonuç bölümünde Yediot Aharonot, bu grupların kısa vadeli taktik çözüm sunabileceğini, özellikle geniş çaplı yıkım operasyonları öncesinde Hamas mensuplarını tünellerde veya enkaz altında aramak için kullanılabileceğini belirtti. Ancak, örgütsel çatıdan yoksun bu yapıların Hamas’ın yerine geçme şansının bulunmadığını, Hamas’ın ateşkes sürecinde gücünü yeniden toparladığını ve kontrolünü pekiştirdiğini kaydetti.

Gazeteye konuşan sağcı bir siyasi kaynak, bu milislerin İsrail’e Lübnan Savaşı’nı hatırlattığını belirtti. O dönemde İsrail’in Filistin Kurtuluş Örgütü’ne ve daha sonra Hizbullah’a karşı Lübnanlı milisleri devreye soktuğunu hatırlatan kaynak, bu milislerin Sabra ve Şatilla mülteci kamplarında katliamlar gerçekleştirdiğini ve bunun sorumluluğunun İsrail’e yüklendiğini belirtti. Bu nedenle aşırıya kaçılmaması ve bu tür gruplara bel bağlanmaması gerektiğini vurguladı.


Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı: Silahlarını bırakıp barış yolunu seçen herkesi memnuniyetle karşılıyoruz

Sudan'ın el Gedarif eyaletindeki Ebu el-Nece kampında bulunan yerinden edilmiş Sudanlılar (AFP)
Sudan'ın el Gedarif eyaletindeki Ebu el-Nece kampında bulunan yerinden edilmiş Sudanlılar (AFP)
TT

Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı: Silahlarını bırakıp barış yolunu seçen herkesi memnuniyetle karşılıyoruz

Sudan'ın el Gedarif eyaletindeki Ebu el-Nece kampında bulunan yerinden edilmiş Sudanlılar (AFP)
Sudan'ın el Gedarif eyaletindeki Ebu el-Nece kampında bulunan yerinden edilmiş Sudanlılar (AFP)

Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı Abdulfettah el-Burhan yaptığı açıklamada, devletin barışı veya ateşkesi reddetmediğini, ancak ateşkesin "düşmanı yeniden güçlendirmek için bir fırsat" olmaması gerektiğini söyleyerek, Hızlı Destek Kuvvetleri'ne (HDK) atıfta bulundu.

Egemenlik Konseyi tarafından dün yayınlanan açıklamada belirtildiği üzere, Burhan Cezire Eyaleti'ne yaptığı ziyarette, "silahlarını bırakıp barış yolunu benimseyen herkesi memnuniyetle karşıladığını" ifade etti. Ayrıca, "ülkeye ve orduya karşı kışkırtıcılık yapanların hesap vereceğini" vurguladı.

ABD Başkanı Donald Trump perşembe günü yaptığı açıklamada, ülkesinin Sudan'daki savaşı sona erdirmek için yoğun çaba sarf ettiğini ve buna çok yaklaştığını söyledi.

Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre Sudan ordusu ile HDK arasındaki savaş, sivil yönetime geçiş için seçimlere yol açması beklenen geçiş döneminde yaşanan iktidar mücadelesinin ardından 2023 Nisan ayının ortalarında patlak verdi.


Sudanlı doktorlar, Kuzey Kordofan'da HDK saldırısında 24 kişinin öldüğünü bildirdi

Hartum'da hasar görmüş bir binanın önünde insanlar mallarını satıyor (DPA)
Hartum'da hasar görmüş bir binanın önünde insanlar mallarını satıyor (DPA)
TT

Sudanlı doktorlar, Kuzey Kordofan'da HDK saldırısında 24 kişinin öldüğünü bildirdi

Hartum'da hasar görmüş bir binanın önünde insanlar mallarını satıyor (DPA)
Hartum'da hasar görmüş bir binanın önünde insanlar mallarını satıyor (DPA)

Sudan Doktorlar Ağı'na göre Hızlı Destek Kuvvetlerinin (HDK yerinden edilmiş insanları taşıyan bir araca saldırısı sonucu, aralarında sekiz 8 çocuğun ve birkaç kadının da bulunduğu 24 kişi hayatını kaybetti.

Ağ, aracın Güney Kurdufan eyaletinden kaçan yerinden edilmiş insanları taşıdığını ve el-Rahad şehrine geldiğinde hedef alındığını, bunun sonucunda ikisi bebek olmak üzere 24 kişinin öldüğünü ve çok sayıda kişinin de tedavi için şehrin hastanelerine kaldırıldığını belirtti.

Doktorlar Ağı, bölgenin ciddi tıbbi kaynak sıkıntısı çektiği, bu durumun yaralı ve yerinden edilmiş kişilerin acılarını daha da artırdığı son derece karmaşık sağlık ve insani koşullar altında saldırının gerçekleştiğini ifade etti.