Libya intifadası 9 yıl sonra hedeflerine ulaşabilecek mi?

Libyalı bir asker, Bingazi şehrinde 17 Şubat devriminin yıldönümü kutlamalarına katıldı (AFP)
Libyalı bir asker, Bingazi şehrinde 17 Şubat devriminin yıldönümü kutlamalarına katıldı (AFP)
TT

Libya intifadası 9 yıl sonra hedeflerine ulaşabilecek mi?

Libyalı bir asker, Bingazi şehrinde 17 Şubat devriminin yıldönümü kutlamalarına katıldı (AFP)
Libyalı bir asker, Bingazi şehrinde 17 Şubat devriminin yıldönümü kutlamalarına katıldı (AFP)

Muhammed el-Arabi
"Devrimimiz çalındıktan sonra umudumuzu yeniden kazandık..."
Libya Ulusal Ordusu’nun (LUO) başkent Trablus’un kapılarını çaldığı bir dönemde, 2011 yılında Muammer Kaddafi rejimini kuşatan devrime katılmış Libyalıların tekrarladığı bir cümle bu.
Kaddafi'nin devrilmesinden 9 yıl sonra tüm boyutlarda ardarda gelen krizlerin ardından, çatışmalar, iç savaş, bombardımanlar ve yıkım altında travma geçiren bazı Trablus sakinlerinin kalplerinde umut yeniden yeşerdi.
Trablus’ta trajik durum
Libya’nın başkenti Trablus'un Faşlum Mahallesi sakinlerinden Celal, ülkedeki durumu ‘trajik’ olarak tanımladı. Celal, “Kente hakim olan milislerin peşime düşmemesi için sizinle tam adımı vermeden konuşuyorum. Yıllar önce Faşlum mahallesine çocuklarımızı esir almak için baskın düzenleyerek, iki gün boyunca bizi kuşattılar” dedi.
Kaosu halk sonlandıracak
Birleşmiş Milletler (BM) destekli siyasi müzakerelerin ardından, Aralık 2015’teki Suheyrat Anlaşması’yla doğan Ulusal Mutabakat Hükümeti’nin (UMH) ortaya çıkmasıyla ilgili Celal, “Umulduğu gibi olmadı. UMH Birkaç ay içerisinde devletin kılcal damarlarına nüfuz eden ve her şeyi çalan milislerin vesayetine rehin oldu” ifadelerini kullandı.
Celal, yumuşak bir ses tonuyla konuşurken, milislere karşı geldiği için Trablus’taki evinden göç ettirilen ve Tunus’ta yaşayan siyasi aktivist Adil Zaklam ise “9 yıl önce 17 Şubat'ta ayaklanan halk, ülkedeki yaşanan kaosu sona erdirecek olan taraftır” dedi.
Öte yandan Libyalı Celal, yaptığı açıklamada, “Devrim hedefleri, artık çok yakın ve ordunun güvenlik ve istikrarı sağlama hedefleriyle tutarsız değil” dedi. Celal ayrıca, hükümet ve güçlerinin, müzakere etmeyi ve barışçıl çözümü kabul etmesini de ‘yaklaşan yenilgisinin kanıtı’ olarak yorumladı.
Eşit servet dağıtımı
Devrimin başarısı sonrasında Libyalılar, 2012 yılındaki parlamento seçimleriyle ilk demokratik deneyimlerini yaşadılar. Ancak Genel Ulusal Kongre’nin, (parlamento) görevini üstlenmesinden bir ay sonra halk muhalefeti patlak verdi.
Öyle ki ülkenin doğusunda ‘Sirenayka/Bingazi Vilayeti Siyasi Ofisi’ ismi altındaki kabile grupları, Ali Zeydan’ın başbakanlık ettiği geçici hükümeti, yasadışı petrol satmakla suçlayarak petrol limanlarını kapattı.
O gün itibariyle servetin eşit dağıtımı talebi ortaya koyulmaya başlandı.
O dönemde bu durum, hükümetin başkentteki politikalarına karşı halk muhalefetine neden olan ‘Morning Glory tankeri’ krizi olarak biliniyor.
İslamcı akımların parlamentodaki temsilcilerinin ağırlığına göre, siyasi azil kararı da dahil hükümetin hedeflerine muhalif olan herkesin dışlanması için alınan kararların uygulanması karşısında halk muhalefeti başlamıştı. Durum, hükümetin devrilmesi ve alternatif bir hükümetin atanmasıyla sona erdi.
Zeydan ise, Mart 2014’te özel bir uçakla yurt dışına kaçtı. Daha önce de Kasım 2013’te, Zeydan’ı Trablus’taki karargahından kaçırma girişimi ortaya koyulmuştu.
O sırada Halife Hafter, 2014 yılı ortalarında el-Kerame (Onur) Operasyonu’nu başlatmak için Bingazi’ye gitmeden önce, ‘anayasa deklarasyonunun dondurulduğunu’ ve ‘Genel Ulusal Kongre ve hükümetin feshedildiğini’ ilan etti. Durum, Ağustos 2014’te seçilmiş Temsilciler Meclisi tarafından memnuniyetle karşılandı. O yılki parlamento seçimlerinde İslamcıların yaşadığı kayıp ve Tobruk’taki oturumlardan el-Kerame Operasyonu’na verilen destek de dahil, birçok sebep dolayısıyla, silahlı tugaylar, Libya Şafağı Operasyonu (Fecr-i Libya) olarak da bilinen askeri bir isyan başlattı. Bu tugaylar, aynı zamanda bazıları Misrata’dan gelen radikal İslamcı hareketlerin askeri kolunu da temsil ediyor. Operasyon sonucunda başkent ve ülkenin batısındaki şehirlerin kontrolü sağlandı. Genel Ulusal Kongre, siyasi cepheye geri döndü. Parlamento seçimlerinin o dönemde anayasaya aykırı olduğu gerekçesiyle geçici bir hükümet kuruldu.
Suheyrat Anlaşması
Libya Şafağı darbesi, ülkenin, hala mevcut olan siyasi ve güvenlik bölünmesi yaşamasının ana sebebi sayılıyor. Libyalı gazeteci Salim Arafa, tarafları ‘genişletilmiş bir siyasi diyaloğa’ götüren uluslararası çabaların, Fas’ın Suheyrat kentinde siyasi bir anlaşma sağladığını söyledi. Arafa, bu çabaların arkasında, (ülkenin terörizmden ve milislerin kontrolünden kurtulması için Libya ordusunun sarf ettiği çabaları destekleyen halk karşısında) Trablus’taki bu İslamcı akımları destekleyen ülkelerin desteklerinin olduğunu belirtti. Salim Arafa ayrıca, “UMH, zamanla ordunun bir düşmanı haline dönüştü. Suheyrat Anlaşması’na göre ilk görevi bu milislerin varlığını sona erdirmeyi amaçlayan güvenlik düzenlemelerini uygulamak olsa da milislere karşı yandaşlığını gösterdi” dedi.
“Suheyrat oturumlarından ayrılmayan ülkelerin büyükelçileri, anlaşmanın ve maddelerinin arkasındaydı” diyen Arafa, “8’inci madde, Hafter’i Genelkurmay Başkanı pozisyonundan uzaklaştırmak için tasarlandı. Ülkedeki bölünme, Suheyrat Anlaşması’na göre arenadaki yeni siyasi varlığı korumak için, siyasi bir cephe olarak Ulusal Kongre’yi Devlet Yüksek Konseyi ile değiştirebilecek İslamcı liderlerin ısrarı ile güçlendi” dedi.
Yapay kriz
İlk devrim yıllarında ülkede askeri bir kuruluşun kurulmasına muhalefet olanlar, askeri kuruluşun, Kaddafi rejimi subaylarından oluşacağını iddia ederken, bu subayların geri dönmemesi gerektiğini savundu. Devlet Yüksek Konseyi eski Başkanı Abdurrahman es-Suveyhili’ye göre ordunun ülkenin doğusunda kendisini dayatıp arenada önemli bir oyuncu haline gelmesi sonrasında ortaya koyulan iddia ise, “Hafter’in ülkeyi, askeri olarak yönetmeyi ve diktatör rejimi Libya’ya geri getirmeyi amaçladığı’ oldu. Ancak siyasi aktivist Adil Zaklam, “Ordu, neden ülkenin doğusundaki Temsilciler Meclisi ve hükümete karşı durmadı ve hala orada durmayı tercih etti?” ifadelerini kullandı.
Zamanla devrimin yıldönümü kutlamaları reddedildi. Ve durum, 17 Şubat 2012-2013’te olduğu gibi, kutlama görüntüleri olmaksızın, hükümet çalışmalarının bu hususta etkin olmayacağını ilan eden ülkedeki iki hükümetle sınırlı kaldı. Nakit akışkanlığının olmaması ve fiyatların oldukça yüksek olması nedeniyle bankalar önündeki vatandaşların oluşturduğu uzun kuyrukların da gösterdiği gibi durum, çöküşe doğru kayıyordu.
Temsilciler Meclisi’ndeki aktivistler ve yetkililer, bu zorlu ekonomik koşulların nedenlerine değinirken, “Petrol gelirleri üzerinde karara sahip olan Merkez Bankası’nın ve UMH’ye bağlı Ekonomi Bakanlığı’nın kararlarını takip edenlerin oluşturduğu yapay kriz, ‘krizin, ordunun petrol tesislerini ve limanlarını kontrol etmesinden kaynaklandığı’ mesajı verdi” dedi.
Sahne açık
Libya’nın güneyinde hakim olan tüm kaos tablosuna rağmen, Libya Danışmanlık ve Gelişim Merkezi’nde araştırmacı Cuma el-Magrahi, bu sahnenin kaybolduğunu, ancak aynı zamanda bir halk uyanışının başladığını söyledi. Sivil ve halk akımlarının durumun farkına vardığını belirten Magrahi, “Serrac hükümetinin milislere ve Trablus’taki siyasal İslamcı akımı açıkça savunanlara sığındığı ve son olarak Türk müdahalesiyle güçlendiği ortaya çıktıktan sonra bugün sahne yeniden açık” dedi. Öte yandan Cuma el-Magrahi, ordunun, 4 ay önce el-Kerame operasyonunun başlamasından bugüne kadar pozisyonunun ve hedefinin güvenilirliğini koruyarak bir fark oluşturduğuna da dikkati çekti.
Libya sahnesindeki bu şeffaflık ve netlik, halk da dahil olmak üzere uluslararası bir tutumla karşılaştı. Bu çerçevede analiz Zaklam, “Güvenlik Konseyi, yıllardır milislerin dağıtılması vaadinden geri adım atmadı ve son günlerde, bunların terörizmle bazı bağlantıları olduğunu söylüyor. Garip bir paradoksta, bugün orduyu, Cenevre’de bu milisleri destekleyen bir hükümete ait subaylarla müzakere etmek için beş subaydan oluşan bir askeri komite kurmaya çağırdığını görüyorsunuz” dedi. Analist, milislerin yönetim şemsiyesi altında uluslararası toplumun, ülkenin istikrarını ve çıkarlarını aramadığına dikkati çekti.
Geçen cuma günü Bingazi’de gerçekleşen ve Türk müdahalesinin kınandığı kitlesel gösterilere değinen Libyalı Celal ise bu gösterileri, ‘Şubat devriminin resmi bir kutlaması, orduya açık bir destek, ülkedeki gelişmelere ilişkin halkın açık tavrı’ olarak nitelendirdi.
Geri dönüş yok
Bingazi’deki gösteriler sırasında konuşma yapan Genelkurmay Başkanı Hafter, milisleri hezimete uğratmadan ve paralı askerleri Trablus’tan kovmadan barışın sağlanmayacağını vurguladı. Hafter, ordunun, Trablus’un merkezinin sınırlarında ve kurtuluşun eşiğinde olduğunu belirterek, “Trablus, tüm Libyalılar için özgür ve güvenli bir başkent oluncaya kadar sabitlerden taviz verilmeyecek” dedi.
LUO Genelkurmay Başkanı, “Libyalıların çoğunun, ordunun savaşında mücadele vermesinden, ülkenin yüzde 90’ının kontrolünün sağlanmasından ve yalnızca birkaç şehrin kalmasından sonra geri dönüş nasıl kabul edilebilir?” ifadelerini kullandı.



Suriye ordusu, el-Tanf askeri üssünü ABD güçlerinden devraldı

Suriye'nin Kamışlı kentindeki ABD askeri araçları (Reuters)
Suriye'nin Kamışlı kentindeki ABD askeri araçları (Reuters)
TT

Suriye ordusu, el-Tanf askeri üssünü ABD güçlerinden devraldı

Suriye'nin Kamışlı kentindeki ABD askeri araçları (Reuters)
Suriye'nin Kamışlı kentindeki ABD askeri araçları (Reuters)

Suriye Savunma Bakanlığı bugün yaptığı açıklamada, ABD güçlerinin ayrılmasının ardından ordu birliklerinin El-Tanf askeri üssünün kontrolünü ele geçirdiğini belirtti.

Bakanlık, “Suriye ve Amerika tarafları arasındaki koordinasyon sayesinde, Suriye Arap Ordusu birlikleri el-Tanf üssünü ele geçirdi, üssü ve çevresini güvenli hale getirdi ve el-Tanf çölündeki Suriye-Irak-Ürdün sınırına konuşlanmaya başladı” ifadelerini kullandı. Bakanlık ayrıca şunları ekledi: “Bakanlığın sınır muhafız güçleri önümüzdeki günlerde görevlerini devralmaya ve bölgeye konuşlanmaya başlayacak.”

ABD'nin el-Tanf üssü, Suriye-Irak sınırı ile başkent Şam arasındaki yolu kesmek için Humus'un doğu kırsalında bulunan en önemli ABD üslerinden biridir.

Area 55 olarak bilinen Amerikan üssünün yakınında, Amerikan güçleri tarafından denetlenen ve finanse edilen Komandolar olarak bilinen Özgür Suriye Ordusu'na ait bir tesisin yanı sıra, Humus, Hama ve Şam kırsalından gelen mülteciler için Rukban kampı da bulunmaktadır.

Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre 8 Aralık 2024'te Beşşar Esed rejiminin düşmesinden önce, üs birkaç kez insansız hava araçlarıyla saldırıya uğradı ve Irak'taki gruplar bu saldırıların sorumluluğunu üstlendi.


Filistin anayasa taslağı siyasi ve hukuki tartışmalara yol açtı

Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas geçen hafta geçici anayasa taslağını teslim alırken (WAFA)
Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas geçen hafta geçici anayasa taslağını teslim alırken (WAFA)
TT

Filistin anayasa taslağı siyasi ve hukuki tartışmalara yol açtı

Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas geçen hafta geçici anayasa taslağını teslim alırken (WAFA)
Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas geçen hafta geçici anayasa taslağını teslim alırken (WAFA)

Filistin geçici anayasa taslağının ilk metni, Anayasa Hazırlık Komitesi tarafından yayımlanmasının ardından geniş çaplı siyasi ve hukuki tartışmalara yol açtı. Bazı yorumcular taslağı olumlu karşılarken, bazıları çeşitli eleştiriler ve değişiklik önerileri dile getirdi.

Anayasa Hazırlık Komitesi, salı akşamı geçici taslağı çevrim içi bir platform üzerinden kamuoyunun erişimine açtı. Böylece vatandaşların metni incelemesi ve nihai şekli verilmeden önce görüş ve önerilerini sunması amaçlanıyor.

Komite, platformun devreye alınmasının, Devlet Başkanı Mahmud Abbas’ın geçici anayasanın ilk taslağının yayımlanması ve 60 gün süreyle görüşlerin toplanması yönündeki kararı doğrultusunda gerçekleştiğini bildirdi.

Platformda, 13 bölüm ve 162 maddeden oluşan geçici anayasa taslağının tam metni yayımlandı. Taslak, maddelere giriş niteliğindeki bir önsözle başlıyor.

Mahmud Abbas, geçtiğimiz ağustos ayında ‘otoriteden devlete geçiş’ süreci için geçici bir anayasa hazırlanması amacıyla uzmanlar ve siyasetçilerden oluşan bir komite görevlendirmişti. Taslağın önsözünde, “Filistin halkının kendi kaderini tayin hakkı ve davasının adaletine dayanan, devredilemez ve sabit haklarından hareketle, halen işgal altında bulunan bir devlet için bu geçici anayasayı kaleme alıyoruz” ifadesine yer verildi.

Devlet başkanı ve yardımcısıyla ilgili maddeye olan ilgi

Devlet başkanı ve yardımcısına ilişkin maddeler, Filistin kamuoyunda özel bir ilgi uyandırdı ve geniş çaplı tartışmalara yol açtı. Özellikle mevcut Filistin Devlet Başkanı Yardımcısı Hüseyin eş-Şeyh’in görevde bulunması ve herhangi bir anda devlet başkanlığı görevini üstlenmesinin muhtemel görülmesi, söz konusu maddelerin siyasi önemini artırdı.

xsdvfe
Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas ve yardımcısı Hüseyin eş-Şeyh (Arşiv – Fetih Hareketi internet sitesi)

Taslağın 74’üncü maddesi, “Devlet Başkanı’nın beş takvim yılı için, genel, gizli ve doğrudan oyla ve geçerli oyların salt çoğunluğuyla seçileceğini” hükme bağlıyor. Bu düzenleme, devlet başkanlığı süresinin 4 yıldan 5 yıla çıkarılması anlamına geliyor.

Madde ayrıca, bir kişinin devlet başkanlığı görevini birbirini izleyen ya da ayrı dönemler halinde en fazla iki tam dönem üstlenebileceğini öngörüyor.

Taslağın 79’uncu maddesi ise Devlet Başkanı’na bir yardımcı atama, uygun gördüğü görevleri tevdi etme, görevden alma ve istifasını kabul etme yetkisi tanıyor. Bu hüküm, geçen yıl Mahmud Abbas’ın Hüseyin eş-Şeyh’i başkan yardımcısı olarak atamasıyla fiilen uygulanmıştı.

Ancak maddenin ikinci fıkrası tartışmalara yol açtı: “Devlet Başkanlığı makamının ölüm veya istifa nedeniyle boşalması halinde, görevi Meclis Başkanı devralır. Devlet Başkanı’nın ehliyetini kaybetmesi veya anayasal görevlerini yerine getirememesi durumunda ise makamın boşaldığı, Meclis üyelerinin salt çoğunluğunun talebi üzerine Anayasa Mahkemesi kararıyla ilan edilir ve Meclis Başkanı geçici olarak Devlet Başkanı’nın yetkilerini kullanır.”

sadcfgth
Filistin Devlet Başkanı Yardımcısı Hüseyin eş-Şeyh, yabancı ve Arap büyükelçilerle bir araya geldi. (Hüseyin eş-Şeyh’in ofisi)

Maddenin üçüncü fıkrası, Yasama Meclisi’nin mevcut olmaması halinde, Meclis Başkanı’nın yerine Anayasa Mahkemesi Başkanı’nın vekâlet edeceğini hükme bağlıyor.

Dördüncü fıkraya göre ise her durumda yeni devlet başkanının, makamın boşalmasından itibaren en geç 90 gün içinde seçilmesi gerekiyor. Bu durumda başkanlık süresi, seçim sonuçlarının ilan edildiği tarihten itibaren başlıyor.

Taslağın kabul edilmesi halinde, Mahmud Abbas’ın daha önce yayımladığı ve seçimler yapılıncaya kadar başkan yardımcısının geçici olarak devlet başkanlığı görevini üstlenmesini öngören kararnameyi yürürlükten kaldırıp kaldırmayacağı ise netlik kazanmış değil.

Eski büyükelçi Adli Sadık, yeni anayasa taslağının mevcut düzenlemeler çerçevesinde, makamın boşalması durumunda görevin Meclis Başkanı’na veya Anayasa Mahkemesi Başkanı’na geçeceği varsayımıyla, Hüseyin eş-Şeyh’in başkan yardımcılığı sıfatından yararlanmasına imkân tanımadığını savundu.

Ancak konuya yakın kaynaklar, 161’inci maddenin, Filistin Devlet Başkanlığı makamının boşalmasına ilişkin anayasal hükümlerin, ancak Yasama Meclisi seçimlerinin yapılmasının ardından yürürlüğe gireceğini şart koştuğunu belirtti.

Aynı kaynaklar, bunun genel yasama ve başkanlık seçimlerinin yapılmasını gerektirdiğini vurgulayarak, “Her hâlükârda bir sonraki başkan seçimle gelmek zorunda. Eğer şu an bir boşalma olursa, başkan yardımcısı seçimler yapılıncaya kadar devleti yönetir” değerlendirmesinde bulundu.

Kaynaklar ayrıca, Hüseyin eş-Şeyh’in de devlet başkanının yalnızca sandık yoluyla belirlenmesi gerektiğini savunduğunu ifade etti.

Öte yandan el-Ezher Üniversitesi öğretim üyesi Mervan el-Ağa, taslağın 11’inci maddesini eleştirdi. Söz konusu madde, “Filistin Devleti’nin kurulması, Filistin Kurtuluş Örgütü’nün (FKÖ) Filistin halkının meşru ve tek temsilcisi sıfatını ortadan kaldırmaz” hükmünü içeriyor. El-Ağa, anayasa, kurumlar ve hukuki egemenliğe sahip bir devletin kurulmasının, temsil konusundaki ikili yapıyı fiilen sona erdirmesi gerektiğini savundu.

El-Ağa, Devlet Başkanı’na bir yardımcı atama yetkisi tanıyan 79’uncu maddeye ilişkin önerilen düzenlemeyi de reddetti. El-Ağa, “Seçilmemiş bir kişiye olası başkanlık yetkilerinin devredilmesi, yerleşik demokratik ilkelerle çelişir” değerlendirmesinde bulundu. El-Ağa, esas olanın devlet başkanı ile yardımcısının birlikte ve genel seçim yoluyla belirlenmesi olduğunu vurguladı.

Ek eleştiriler

Geçici anayasa taslağı, Filistin’i ‘Arap ve Müslüman bir devlet; çoğulculuk, ifade özgürlüğü ve hesap verebilirlik esaslarına dayanan cumhuriyetçi bir sistem’ olarak tanımlıyor.

Filistinli hukuk uzmanı Ahmed el-Eşkar ise taslağın ‘gerçekten mükemmel’ olduğunu belirtti. Ancak Facebook üzerinden yaptığı paylaşımda, metinde ‘bazı basit biçimsel ve yapısal notlar ile anayasal düzenleme açısından eksiklikler’ bulunduğunu ifade etti.

vdfvfd
Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ) Merkez Konseyi’nin 32. oturumundan, 23 Nisan 2025, Ramallah (EPA)

Filistin Ulusal Girişim Hareketi yöneticilerinden Gassan Cabir, taslağın 155’inci maddesini sert şekilde eleştirdi. Cabir, söz konusu maddenin ‘halkın iradesi açısından tehlike oluşturduğunu’ savunarak, Devlet Başkanı’na veya Meclis üyelerinin üçte birine anayasanın bir ya da daha fazla maddesinde değişiklik talep etme yetkisi tanıdığını belirtti.

Öte yandan avukatlar, hukukçular ve avukatlık ile yargı bağımsızlığı alanında faaliyet gösteren merkezler, geçici anayasa taslağının yargı erkini düzenleyen altıncı bölümüne (120-139. maddeler) ilişkin farklı düzeylerde olumlu ve eleştirel değerlendirmeler sundu.

Mahmud Abbas’ın iki ay içinde, iletilen görüş ve önerilerin değerlendirilmesine ilişkin ayrıntılı bir rapor alması bekleniyor. Bu rapor doğrultusunda anayasa taslağının nihai metni hazırlanacak ve ardından halkoyuna sunulacak.


BM: Suriye Cumhurbaşkanı Şara ve iki bakana yönelik 5 suikast girişimi engellendi

Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed Şara, Dışişleri Bakanı Esad eş- Şeybani ve Suriye İçişleri Bakanı Enes Hasan Hattab ile bir araya geldi (SANA)
Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed Şara, Dışişleri Bakanı Esad eş- Şeybani ve Suriye İçişleri Bakanı Enes Hasan Hattab ile bir araya geldi (SANA)
TT

BM: Suriye Cumhurbaşkanı Şara ve iki bakana yönelik 5 suikast girişimi engellendi

Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed Şara, Dışişleri Bakanı Esad eş- Şeybani ve Suriye İçişleri Bakanı Enes Hasan Hattab ile bir araya geldi (SANA)
Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed Şara, Dışişleri Bakanı Esad eş- Şeybani ve Suriye İçişleri Bakanı Enes Hasan Hattab ile bir araya geldi (SANA)

Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri António Guterres, çarşamba günü yayımlanan ve DEAŞ militanlarının oluşturduğu tehditleri ele alan raporda, Suriye Cumhurbaşkanı, İçişleri Bakanı ve Dışişleri Bakanı’nın geçen yıl beş ayrı suikast girişiminde bulundu.

Şarku’l Avsat’ın BM Terörle Mücadele Ofisi’nin hazırladığı ve Genel Sekreter António Guterres’in imzasıyla yayımlanan raporundan aktardığı bilgilere göre Cumhurbaşkanı Ahmed el-Şara, Halep’in kuzeyi ile Dera’nın güneyinde, DEAŞ adına faaliyet yürüttüğü değerlendirilen bir paravan yapı tarafından hedef alındı.

Raporda, el-Şara’ya yönelik girişimlerin yanı sıra Suriye İçişleri Bakanı Enes Hasan Hattab ile Dışişleri Bakanı Esad eş-Şeybani’ye yönelik suikast planlarının tarih ve ayrıntılarına yer verilmedi.

Suikast girişimlerinin, örgütün yeni Suriye yönetimini zayıflatma niyetinin ve ülkedeki güvenlik boşlukları ile belirsizlik ortamını aktif biçimde istismar ettiğinin göstergesi olduğu kaydedildi.

Raporda, el-Şara’nın DEAŞ tarafından birincil hedef olarak değerlendirildiği belirtilirken, söz konusu paravan yapının örgüte inkâr edilebilirlik imkânı sağladığı ve operasyonel kapasitesini artırdığı ifade edildi.

El-Şara, Aralık 2024’te muhalif güçlerin uzun süreli Devlet Başkanı Beşşar Esed’i devirmesinin ardından, 14 yıl süren iç savaşın sona ermesiyle birlikte Suriye’nin liderliğini üstlenmişti.

Kasım ayında hükümeti, bir dönem Suriye topraklarının geniş bir bölümünü kontrol eden DEAŞ’a karşı oluşturulan uluslararası koalisyona katıldı.

BM terörle mücadele uzmanları, örgütün ülke genelinde faaliyet göstermeyi sürdürdüğünü, özellikle kuzey ve kuzeydoğuda güvenlik güçlerini hedef alan saldırılar düzenlediğini belirtti.

13 Aralık’ta Palmira yakınlarında ABD ve Suriye güçlerine yönelik bir pusu saldırısında iki ABD askeri ile bir Amerikan sivil hayatını kaybetti; üç Amerikalı ve üç Suriyeli güvenlik görevlisi yaralandı. ABD Başkanı Donald Trump, DEAŞ unsurlarını etkisiz hale getirmeyi amaçlayan askeri operasyonlar başlatarak saldırıya karşılık verdi.

BM terörle mücadele uzmanlarına göre DEAŞ’ın Irak ve Suriye genelinde çoğunluğu Suriye’de konuşlu olmak üzere yaklaşık 3 bin unusuru bulunuyor.

ABD ordusu, ocak ayı sonunda, kuzeydoğu Suriye’de tutulan DEAŞ mensuplarını güvenli tesislerde kalmalarını sağlamak amacıyla Irak’a nakletmeye başladı. Irak yönetimi, söz konusu militanları yargılayacağını açıkladı.

Suriye hükümet güçleri ise Kürt güçlerle varılan ateşkes kapsamında ABD destekli Suriye Demokratik Güçleri’nin (SDG) çekilmesinin ardından, binlerce DEAŞ tutuklusunun barındığı geniş bir kampın kontrolünü devraldı.

Çarşamba günü BM Güvenlik Konseyi’ne sunulan raporda, ateşkes anlaşmasından önce, aralık ayı itibarıyla ülkenin kuzeydoğusundaki Hol ve Roj kamplarında 25 bin 740’tan fazla kişinin bulunduğu, bunların yüzde 60’ından fazlasını çocukların oluşturduğu; diğer gözaltı merkezlerinde ise binlerce kişinin daha tutulduğu belirtildi.