Suriye sahnesinde her an çatışabilecek aktörler bir arada yaşıyorlar

Dün Halep-Lazkiye yolunda Rusya-Türkiye ortak devriyelerine karşı protesto gösterisi düzenleyen Suriyeliler (AFP)
Dün Halep-Lazkiye yolunda Rusya-Türkiye ortak devriyelerine karşı protesto gösterisi düzenleyen Suriyeliler (AFP)
TT

Suriye sahnesinde her an çatışabilecek aktörler bir arada yaşıyorlar

Dün Halep-Lazkiye yolunda Rusya-Türkiye ortak devriyelerine karşı protesto gösterisi düzenleyen Suriyeliler (AFP)
Dün Halep-Lazkiye yolunda Rusya-Türkiye ortak devriyelerine karşı protesto gösterisi düzenleyen Suriyeliler (AFP)

Demokrasi talebiyle protesto gösterilerinin başladığı Suriye, ne artık bir bütün ne de eskisi gibi. Ne 9 yıl önce protesto gösterileri düzenleyen eylemcilerin ne de eylemleri bastıran Şam’ın istediği bu değildi. Suriyeliler hala dört bir yana dağılmış ve bölünmüşken savaşçılar ‘Suriye sahnesinde’ bir arada yaşıyorlar. Burası artık değişim umutlarının yok olduğu, baskı isteğinin ise yenilendiği bir alan haline geldi.
Koronavirüs, Rusya ve İran destekli rejimin kontrolü altındaki ülkenin yüzde 64’ü ile ABD liderliğindeki uluslararası koalisyon tarafından desteklenen Kürtlerin kontrolü altındaki yüzde 26’sı ve Türkiye destekli muhaliflerin kontrolü altındaki yaklaşık yüzde 10’u arasında ayrım yapmıyor. Ancak insanları evlerini terk edip kaçmak, yerlerinden edilmek ve mülteci olmak zorunda bırakan ve ekonomik krize katkıda bulunan acının yanı sıra koronavirüs tehdidi bile Suriyelileri birleştiremeye yetmedi.

Kayıplar
Suriye İnsan Hakları Gözlemevi (SOHR) tarafından yayınlanan bilgilere göre Suriye'de dokuz yıldır süren kanlı ve yıkıcı savaş, 116 binden fazlası sivil olmak üzere en az 384 bin kişinin ölümüne neden oldu. Ancak bununla birlikte rejimin cezaevlerinde işkence sonucu ölenleri veya çeşitli bölgelerdeki kaybolan ve kaçırılan kişilerin de sayısının 97 bini aştığı tahmin ediliyor.
Birleşmiş Milletler'e (BM) göre savaş, ülke içinde ve dışında nüfusun yarısından fazlasının (23 milyondan fazla) yerinden edilmesiyle İkinci Dünya Savaşı'ndan bu yana yaşanan en büyük insani trajediye neden oldu. Son olarak Rusya’nın havadan, İran’ın ise karadan desteklediği rejim güçlerinin İdlib'e saldırmasıyla ülkenin kuzeyinde, yarısını çocukların oluşturduğu ve her gün aralarından en az iki kişinin öldüğü bir milyondan fazla sivil evlerini bırakıp kaçmak zorunda kaldı.
Öte yandan savaş, ülkenin ekonomisini, kaynaklarını ve altyapısını tüketti. Suriye para birimi ‘Lira’ rekor derecede değer kaybetti. 2011 yılında 1 dolar 46 lira iken şuan bin lirayı aşıyor. Bununla birlikte maddi kayıpların 400 milyar doları bulduğu tahmin ediliyor. Suriyeli yetkililer, bunun nedeni olarak Batı ülkeleri tarafından uygulanan ekonomik abluka ve yaptırımları görürken ABD ve Batı ülkeleri ekonomik abluka ve yaptırımların nedeni olarak ‘rejimin davranışlarına ve işlediği suçlara’ işaret ediyorlar. 
Suriye rejiminin, ABD tarafından çıkarılan ve Haziran ayı ortalarından itibaren yürürlüğe girmesi beklenen ‘Sezar Suriye Sivil Koruma Yasası’ ile daha fazla yaptırıma maruz kalması bekleniyor. ‘Caesar’ (Sezar), Suriye ordusunda adli fotoğrafçı olarak çalışan eski bir askerdi. 2014 yılında ordudan ayrıldı. Elinde ‘ayaklanmanın bastırılması sırasında rejim hapishanelerindeki uygulamaları belgeleyen’ 55 bin fotoğraf bulunuyor. Sezar, iki gün önce alışılmışın dışında bir şekilde ABD Kongresi’nde Senato Dış İlişkiler Komitesi önünde ifade verdi.
Caesar’ın 2014'teki ifadesinin ardından, Kongre üyeleri onun adını taşıyan ve Suriye rejimine yönelik yeniden yapılandırma yardımlarının durdurulması da dahil olmak üzere bir takım mali kısıtlamalar getiren yasa tasarısını hazırladılar. Hazırlıkları yıllar süren yasa, Aralık ayında Kongre tarafından onaylandı ve Başkan Donald Trump tarafından imzalandı. Yasa, Haziran ayı ortasında yürürlüğe girecek.
 
Türkiye’nin müdahalesi
Hiç şüphesiz Türkiye, Suriye’deki ‘aktörlerden’ biri. Çünkü en başından beri Suriyeli muhalifleri destekledi. Hatta Suriyeli muhaliflerin en önemli ittifaklarından biri İstanbul'da kuruldu. Bazı silahlı grupların liderleri bu ittifaka katıldılar. Bununla birlikte Washington tarafından askıya alınmadan önce Merkezi İstihbarat Teşkilatı (CIA) liderliğindeki bir eğitim programına ev sahipliği yaptı.
Türkiye, 2016'dan bu yana ABD’nin DEAŞ’la mücadele için Kürt gruplara verdiği destek sayesinde Suriye'nin kuzeyinde Kürt oluşumu kurulmasından endişe ediyor. Türkiye, Suriye'de ilk müdahalesini Halep'in kuzeydoğu kırsalına ‘Fırat Kalkanı’ adını verdiği askeri harekâtla gerçekleştirdi. Bu süre zarfında Cerablus ve El-Bab şehirlerini kapsayan bir sınır bölgesinde kontrol sağladı. Ardından Ocak 2018'de Kürtlerin yoğun olduğu Afrin bölgesine yönelik ‘Zeytin Dalı’ harekatını başlattı. Geçtiğimiz Ekim ayında da Washington’ın askerlerini geri çekmesinin ardından Fırat'ın doğusunda YPG’ye yönelik ‘Barış Pınarı’ harekatını gerçekleştirdi. Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) ve ona bağlı Suriyeli muhalif gruplar, Tel Abyad ve Rasulayn şehirleri arasında 30 kilometre derinlikte ve 120 kilometre uzunluktaki bir sınır şeridini kontrol altına aldı. Türkiye son olarak 11 Mart'ta Suriye rejim güçlerine karşı ilk askeri harekatını başlattı. İdlib’deki bu harekata ‘Bahar Kalkanı’ adı verildi.

ABD ve İsrail
Washington, 2014 yılında DEAŞ’ın aynı yılın Haziran ayında Irak ve Suriye'deki geniş alanların kontrolünü ele geçirmesinden sonra 70'den fazla ülkenin yer aldığı uluslararası bir koalisyon kurdu. ABD liderliğindeki DEAŞ'la Mücadele Uluslararası Koalisyonu (DMUK) Eylül ayında örgütün mevzilerini bombalamaya başladı. ABD ve Avrupa ülkelerinden toplam 2 bin asker, Suriye'de konuşlandırıldı. ABD Başkanı Donald Trump geçtiğimiz Aralık ayında Suriye’deki Amerikan birliklerinin geri çekildiğini duyurdu. Ancak kısa süre sonra petrol kuyularını korumak için 500 askerin bölgede kalmasına karar verdi. ABD, Irak sınırındaki et-Tanf Askeri Üssü’nü de elinde tutuyor.
ABD geçtiğimiz yıl Nisan ayında muhaliflerin kontrolü altındaki Han Şeyhun'a düzenlenen kimyasal saldırının ardından rejimin Humus yakınlarındaki bir askeri üssüne ilk füze saldırısını başlattı. Aynısı, Nisan 2018'de Duma'ya düzenlenen kimyasal saldırının ardından da gerçekleşmişti.
Washington destekli Suriye Demokratik Güçleri (SDG) Kasım 2017’de DEAŞ’ın ‘başkenti’ Rakka'dan çıkarıldığını duyurdu. Geçtiğimiz yıl Mart ayında örgütün coğrafi olarak tamamen ortadan kaldırıldığı açıklandı. Son olarak ABD, geçtiğimiz Ekim ayında, özel bir birimin düzenlediği operasyonla DEAŞ lideri Ebu Bekir el-Bağdadi'nin Suriye'nin kuzeyinde öldürüldüğünü ilan etti.
İsrail ise Mart 2017’de Suriye topraklarında Hizbullah'a hava saldırısı düzenlediğini itiraf etti. Bu durum, Suriye'de gelişmiş S-400 ve S-300 füze savunma sistemlerini kullanan Rusya’nın üstü örtülü onayıyla birkaç kez tekrarlandı. Öte yandan iki gün önce, Haşdi Şabi’nin 26 üyesi, Irak sınırındaki Deyr Zor'un doğu kırsalındaki Elbukemal kenti yakınlarında gerçekleştirilen hava saldırısında öldürüldü. Bu hava saldırıları birçok kez tekrarlanırken ABD’li bir yetkili, söz konusu bombardımanın, İsrail tarafından Haziran 2018’de gerçekleştirilen ve aralarında Suriyelilerin ve Iraklıların bulunduğu 55 rejim unsurunun öldürüldüğü hava saldırılarının ardından yaşanan en kanlı hava saldırısı olabileceğini söyledi.

Rusya ve İran
Rusya, Eylül 2015'te çok zor bir durumla karşı karşıya olan ve ülkenin o sıra sadece yüzde 12’sini kontrol eden rejim güçlerini desteklemek için hava saldırıları düzenlemeye başladı. Rusya’nın müdahalesinin ardından gerek çatışmalar ve bombardımanlarla gerek yerel ve bölgesel düzenlemelerle Suriye’deki askeri dengeler ve kontrol alanları değişti. Rusya’nın şuan Suriye’de iki adet askeri üssü bulunuyor. Biri Hmeymim Hava Üssü, diğeri ise Tarsus Deniz Üssü’dür. Son olarak Fırat'ın doğusunda bulunan Kamışlı’da da yeni bir üs kurmaya başladı. Moskova Suriye’de 3 bin askerinin yanı sıra uçakları, helikopterleri, savaş gemileri ve denizaltıları olduğunu söylüyor. Ancak Fransız Haber Ajansı’na (AFP) göre Suriye’deki savaşa 63 binden fazla Rus askeri katıldı. Rus ordusu ayrıca bu süre zarfında yeni model askeri mühimmatlarını da Suriye topraklarında test etti.
Rejimin en büyük bölgesel müttefiki olan İran ise savaşın başlamasından bu yana onu destekledi. Tahran, Suriye’de düzenli güçleri olduğunu reddetse de ancak ‘askeri danışmanlar’ olarak Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) unsurlarını yanı sıra ‘gönüllü’ olarak İran, Afganistan, Pakistan ve Irak'tan binlerce unsuru gönderdiğini kabul ediyor. Lübnan’daki Hizbullah da 2013 yılında askeri olarak rejim güçleri saflarında yer aldığını resmen duyurdu. Hizbullah Genel Sekreteri Hasan Nasrallah Temmuz 2019’da Suriye’deki 5 bin ila 8 bin civarındaki Hizbullah üyesi sayısını azalttıklarını açıkladı.

Alışılmışın dışında bir birliktelik
Suriye’de havadan, karadan ve denizden savaşan taraflar alışılmışın dışında bir şekilde bir arada yaşıyorlar. Fırat'ın doğusunda, Trump'ın Amerikan birliklerini azaltma kararından sonra Türkiye,  ABD’nin nüfuz bölgesine girdi. Onu Rusya ve hükümet güçleri takip etti. ABD’nin hava sahasından çekildiği Fırat’ın doğusuna dalan Rus güçleri, daha büyük gerilimlere dönüşebilecek sürtüşmelerden kaçınmak amacıyla konuşlanılan bölgelere ilişkin Amerikan askerleriyle temas halindeler.
Bölge halkı, sık sık sanki bir şehrin caddelerinde oluşan yoğun araç trafiği gibi karşı karşıya gelen Rus ve Amerikan güçlerinin görüntülerini paylaşıyorlar. İki taraf da birçok kez geçtiği yolun diğerine kapalı olduğunu söylese de Suriye, ilginç bir şekilde Rus ve Amerikan güçlerinin dar bir coğrafyada karşı karşıya geldiği tek ülke oldu.
Amerikan ve Rus devriyeleri temas hatlarının yakınlarında hareket ederken ve Türkiye M-4 karayolunun kuzeyinde askeri devriyeler gerçekleştirirken ABD, Rusya, Suriye ve Türkiye bayrakları bir birine yaklaşıyor.
Suriye’nin kuzeybatısında Halep ve Lazkiye arasındaki karayolunun yeniden açılması bugün Rusya ve Türkiye ortak askeri devriyeleri başlatıldı. Bu da iki ülke arasında Suriye'nin kuzeybatısında bir ‘kota’ oluşturdu. Ankara tıpkı, Fırat Kalkanı, Zeytin Dalı ve Barış Baharı harekatlarının gerçekleştiği bölgelerde olduğu gibi, yolun kuzeyinde özel bir nüfuz kazanırken Moskova rejim güçleri ve İran yanlısı gruplarla işbirliği içinde yolun güneyindeki varlığını güçlendiriyor.
Protesto gösterileriyle başlayan Suriye savaşının onuncu yılı, siyasi sürece ilişkin sorularla birlikte daha çok ekonomik ve hayat pahalılığı krizlerine tanık olacak gibi görünüyor. Ancak en çok dikkat çeken konu, ‘Suriye sahnesindeki’ temas hatlarındaki sürtüşmelerin geleceği ve savaşçıların ‘bir arada yaşamaya’ devam edip edilemeyeceğidir.



Suriye: Eski hava kuvvetlerinde görev yapan 16 pilot bir aydan kısa sürede gözaltına alındı

Suriye güvenlik güçleri, (AFP-Arşiv)
Suriye güvenlik güçleri, (AFP-Arşiv)
TT

Suriye: Eski hava kuvvetlerinde görev yapan 16 pilot bir aydan kısa sürede gözaltına alındı

Suriye güvenlik güçleri, (AFP-Arşiv)
Suriye güvenlik güçleri, (AFP-Arşiv)

Dikkat çekici bir güvenlik gelişmesinde Suriye güvenlik makamları, eski hava kuvvetleri subaylarını takip etmeye yönelik geniş çaplı bir dizi operasyon düzenlendiğini ve bir aydan kısa süre içinde aralarında komutanların da bulunduğu 16 subayın gözaltına alındığını açıkladı. Gözaltılar özellikle Suriye’nin sahil kesimindeki Lazkiye ve Tartus illeri ile ülkenin kuzeyindeki Halep ilinde gerçekleştirildi.

Resmî Suriye Haber Kanalı, dün Terörle Mücadele İdaresi’nden bir kaynağa dayandırdığı haberinde, pilot Haldun Hüseyin Mübarek’in Lazkiye iline bağlı Ceble kırsalında yakalandığını bildirdi. Yerel medyada yer alan haberlere göre Mübarek, cuma günü Ceble kırsalındaki Ayn Kıta köyünde bulunan evinde gözaltına alındı.

Pilot Mübarek, 2020 yılında uçağının düşürülmesinden sağ kurtulmuştu. Dönemin Suriye yönetimine bağlı resmî medya kuruluşları, uçağın Türk savaş uçaklarının saldırısı sonucu İdlib ilindeki Serakib kenti yakınlarında düştüğünü bildirmişti. Aktivistler, Mübarek’in kurtulmasının ardından verdiği ve askeri görevlerine devam edeceğini, tekrar tekrar hedef alınsa dahi görevini sürdüreceğini söylediği bir röportajı yeniden yayımladı.

Lazkiye’de gözaltına alınan dokuz pilot (Lazkiye İç Güvenlik Muhabirinin sayfası)
Lazkiye’de gözaltına alınan dokuz pilot (Lazkiye İç Güvenlik Muhabirinin sayfası)

Pilot Haldun Hüseyin Mübarek, bir aydan kısa süre içinde gözaltına alınan 16. pilot oldu. Tartus İç Güvenlik Komutanı Albay Abdülal Muhammed Abdülal, 18 Eylül’de Terörle Mücadele İdaresi ile koordinasyon içinde bir dizi hassas güvenlik operasyonu düzenlendiğini açıkladı. Operasyonlarda eski hava kuvvetlerinin üst düzey subaylarından 5’i yakalandı. Bunlar Tümgeneral Muhammed Fecr Ali, Pilot Tuğgeneral Abdullah Ali Mualla, Pilot Albay Nidal Hüseyin Salih, Albay Muhammed Ali Selim ve Pilot Yarbay Talib Abdülkerim Hasan’dı.

İç Güvenlik Komutanı’nın açıklamasına göre bu kişiler, savaş sırasında “yerleşim bölgelerini” hedef alan hava bombardımanı operasyonlarının planlanması, yönetilmesi ve gerçekleştirilmesine karıştıkları şüphesiyle gözaltına alındı. Söz konusu kişilerin hava saldırıları ve kendilerine isnat edilen ihlallerdeki cezai sorumluluklarının belirlenmesi amacıyla soruşturmaların sürdüğü ve yasal prosedürler doğrultusunda yetkili mahkemelere sevk edilmelerinin planlandığı belirtildi.

Bundan önce Lazkiye İç Güvenlik Komutanlığı, ayın 10’unda 9 pilotun gözaltına alındığını açıklamıştı. Güvenlik güçlerinin resmî hesaplarından yapılan paylaşıma göre gözaltına alınanlar Pilot Tuğgeneral Menhel Enver Salih, Tuğgeneral Sami İbrahim Mahmud, Tuğgeneral Gıyas Ali er-Rahiyye, Albay İsa İzzeddin Hıdır, Albay Mervan Salah Nafiş, Albay Beşşar Semir Venus, Yarbay Eymen Hamza Alya, Yüzbaşı Eymen Ahmed Davud ve Yüzbaşı Ammar İsa Cüneydi’ydi.

Suriye İç Güvenlik Güçlerinden personel (İç Güvenlik Güçleri, Telegram üzerinden)
Suriye İç Güvenlik Güçlerinden personel (İç Güvenlik Güçleri, Telegram üzerinden)

Lazkiye İç Güvenlik Komutanı Tuğgeneral Abdülaziz el-Ahmed, soruşturmaların bu kişilerin “Suriye halkına karşı çeşitli illerde suç ve ihlaller işlediklerini” ortaya koyduğunu belirtti. El-Ahmed, bu kişilerin askerî görevlerini ve savaş uçakları ile helikopterlerdeki uzmanlıklarını kullanarak çok sayıda kişinin ölümü ve yaralanmasıyla sonuçlanan bombardımanlara ve saldırılara katıldıklarını, kent ve kasabalara zarar verdiklerini, halkı yerinden ettiklerini, evleri, tesisleri ve sivil altyapıyı tahrip ettiklerini belirtti.

Suriye İçişleri Bakanlığı’ndan bir kaynağın Şarku’l Avsat’a verdiği bilgiye göre söz konusu 9 pilot, ayaklanma yılları boyunca  3 bin 200’den fazla uçuş saati ve sorti gerçekleştirdi. Kaynak, soruşturmaların bu kişilerin farklı türlerde taarruz helikopterleri ve savaş uçakları kullanarak hava saldırıları düzenlediklerini ortaya koyduğunu söyledi. Resmî SANA ajansına göre bu saldırılar özellikle Doğu Guta, Halep ve kırsalı, Deyrizor ve kırsalı ile Hama kırsalı olmak üzere çok sayıda bölgeyi hedef aldı.

5 Eylül’de Halep İç Güvenlik Güçleri, Suriye hava kuvvetlerinin üst düzey komutanlarından Pilot Tuğgeneral Hamidi Ali Murad’ın yakalanmasıyla sonuçlanan bir operasyon düzenlendiğini duyurdu. Murad, görev yaptığı yıllarda Şam’daki Mezze Havalimanı, Humus’un doğu kırsalındaki Tiyas (T4) Hava Üssü ve Halep’in doğusundaki Kuveyris Hava Üssü dahil olmak üzere birçok askerî havaalanının yönetiminden sorumlu olmuştu. Ayrıca Hava Kuvvetleri Akademisi’nin komutanlığını da yürütmüştü.

Suriye makamları, gözaltına alınan pilotları, görev ve sorumluluklarına bağlı olarak hava bombardımanı operasyonlarını planlamak, yönetmek ve gerçekleştirmekle; hava kuvvetleri, hava üsleri ve saha yönlendirme merkezlerini kullanarak yerleşim bölgelerine yönelik saldırılar düzenlemekle suçluyor. Resmî Suriye Haber Kanalı’na göre bu saldırılar konutların ve altyapının tahrip edilmesine, halkın zorla yerinden edilmesine ve geniş çaplı can kayıplarına yol açtı.

Öte yandan İçişleri Bakanlığı, geçen nisan ayında önceki yıl gözaltına alınan bazı pilotların itiraflarından bölümler yayımladı. Bunların başında Pilot Abdülkerim Ahmed Alya ile “İki Guta’nın Düşmanı” lakabıyla bilinen Mizer Savan yer aldı. İtiraflara göre Beşşar Esed yönetimine karşı ayaklanan Suriyelilere karşı savaş uçaklarının kullanılması, protestoların başlamasından iki yıl sonra, 2013’te başladı. İtiraflarda ayrıca Beşşar Esed’in hava saldırılarının hedeflerinin belirlenmesine doğrudan müdahil olduğu da ifade edildi.


Irak: İran uçuşlarına yönelik yasağın kaldırılması için milis gruplardan baskı

İranlı havayolu şirketleri, komşu ülkelerin kısıtlayıcı tedbirler uygulamaya başlamasının ardından 23 Eylül 2026’dan bu yana uçuşlarını iptal etmek zorunda kaldı (AFP)
İranlı havayolu şirketleri, komşu ülkelerin kısıtlayıcı tedbirler uygulamaya başlamasının ardından 23 Eylül 2026’dan bu yana uçuşlarını iptal etmek zorunda kaldı (AFP)
TT

Irak: İran uçuşlarına yönelik yasağın kaldırılması için milis gruplardan baskı

İranlı havayolu şirketleri, komşu ülkelerin kısıtlayıcı tedbirler uygulamaya başlamasının ardından 23 Eylül 2026’dan bu yana uçuşlarını iptal etmek zorunda kaldı (AFP)
İranlı havayolu şirketleri, komşu ülkelerin kısıtlayıcı tedbirler uygulamaya başlamasının ardından 23 Eylül 2026’dan bu yana uçuşlarını iptal etmek zorunda kaldı (AFP)

Irak’ta bazı silahlı gruplar ve siyasi partiler, hükümete ülke genelindeki havalimanlarında İran uçuşlarına yönelik yasağı kaldırması için baskı yapıyor.

Irak hükümeti dün yaptığı açıklamada, Washington ile “tedavi, dini ziyaretler ve turistik amaçlı uçuşlara” izin verecek bir muafiyet elde etmek için görüşmeler yürüttüğünü duyurdu.

Öte yandan hükümet yetkilileri, “Şarku’l Avsat”a yaptıkları açıklamada, “İki ülke arasındaki kara sınır kapıları hâlâ açık ve geçişler normal şekilde devam ediyor” dedi.

Nuceba grubu, yaptırımlara uyulmasını protesto etmek amacıyla destekçilerini havalimanlarında oturma eylemi düzenlemeye çağırmakla tehdit ederken, Asaib Ehl el-Hak Hareketi’nden bir yetkili ise kararın iptal edilmesi için parlamentonun toplanması çağrısında bulundu.

İran Dini Lideri Mücteba Hamaney’in dış ilişkiler danışmanı Ali Ekber Velayeti de İran uçaklarına Irak’taki havalimanlarının kapatılması kararını eleştirdi. Velayeti, uçuş yasağı kararına sessiz kalması nedeniyle Şii “Koordinasyon Çerçevesi”ni “içi boş” olmakla nitelendirdi.


İsrail, Lübnan’ın güneyinde uzun süreli işgale hazırlanıyor

İsrail saldırısının ardından Lübnan’ın güneyindeki Mecdel Zun köyünden yükselen duman (AFP)
İsrail saldırısının ardından Lübnan’ın güneyindeki Mecdel Zun köyünden yükselen duman (AFP)
TT

İsrail, Lübnan’ın güneyinde uzun süreli işgale hazırlanıyor

İsrail saldırısının ardından Lübnan’ın güneyindeki Mecdel Zun köyünden yükselen duman (AFP)
İsrail saldırısının ardından Lübnan’ın güneyindeki Mecdel Zun köyünden yükselen duman (AFP)

İsrail, Lübnan’ın güneyinde uzun süreli bir işgale hazırlanıyor. Bu kapsamda “Sarı Hat”ın dışında, halkın yaşamadığı ve herhangi bir konut ya da sivil yapının bulunmadığı, adeta yakılmış topraklardan oluşan bir tampon bölge oluşturdu.

Güney Lübnan’daki bir güvenlik kaynağı, “Şarku’l Avsat”a yaptığı açıklamada, “Sarı Hat”a bitişik yerleşimlerin hedef alınmasının, halkın bu bölgelerden çıkarılmasının ve söz konusu yerlerin yıkılmış ve tehlikeli alanlara dönüştürülmesinin, “İsrail’in işgal altındaki güney bölgesinde güçlerine yönelik operasyonlar düzenlemek amacıyla bu yerlerin kullanılmasına yönelik herhangi bir girişimi engellemeyi planladığı” anlamına geldiğini söyledi.

Bu arada Hizbullah karşıtı muhalifler, örgütün eski Genel Sekreteri Hasan Nasrallah’ın öldürülmesinin ardından bir liderlik krizi yaşadığını öne sürdü. Hizbullah, Nasrallah’ın öldürülmesinin ikinci yıl dönümünü bugün anıyor.

Örgüt, genel sekreterlik makamını siyasi, örgütsel, askeri ve toplumsal açıdan bir güç merkezine dönüştüren Nasrallah’ın yerini doldurmayı başaramadı.