Suriye’de iç savaşın yıl dönümü: Savaş başladığında ordudan firar eden askerler anlattı

AFP
AFP
TT

Suriye’de iç savaşın yıl dönümü: Savaş başladığında ordudan firar eden askerler anlattı

AFP
AFP

Mart 2011…
Libya’nın 42 yıllık diktatörü Muammer Kaddafi yönetimine karşı ayaklanan silahlı gruplar Libya devriminin merkezi olan Bingazi’yi ele geçirmişti…
Kaddafi ve oğlu Seyfulislam, isyancıları fareler gibi öldüreceklerini söylediği gün Suriye’nin güneyinde bulunan Dera’a kentinde Arap Baharı’nın bilindik gösterilerinden biri başladı.
“Halk düzenin değişmesini istiyor” sloganı atan siviller Suriye güvenlik güçleri tarafından güç kullanılarak dağıtılmıştı.
Kentte görev yapan 2 kadın doktor, gösterileri desteklediği iddiasıyla gözaltına alınarak işkenceden geçirildi.
Şiddet ve güvenlik güçlerinin tutuklananlara yaptığı işkenceye rağmen Suriye’de gösteriler durmadı. O zaman devrim yanlısı herhangi bir silahlı oluşumun olmadığı, DEAŞ veya Nusra Cephesi’nin henüz isim olarak bile yeryüzünde bulunmadığı günlerdi…
Gösterilere katılan kalabalıkların dilinden dökülen slogan bu kez şuna evrilmişti: Halk düzenin yıkılmasını istiyor

13 yaşında öldürüldü: Hamza el Katib
Devam eden gösterilerin birinde duvara siyasi içerikli yazı yazdığı iddiasıyla gözaltına alınan 13 yaşındaki Hamza Ali El Katib, canlı götürüldüğü polis karakolundan sağ çıkamadı.
Dışarıya sızan haberler Hamza’nın işkenceyle öldürüldüğü yönündeydi.
Dönemin ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton, Esad rejiminin artık savunulur yanı kalmadığını söylüyor, yaşananların Suriye hükümetinin reform yapma niyetinde olmadığının göstergesi olduğunu savunuyordu.

Şiddet emirlerini siyasi istihbarat başkanı Atıf Necib veriyordu
Indepenedent Türkçe'nin haberine göre, gösteriler ve şiddet tüm ülkeye yayılırken orduya bu gösterilere daha sert şekilde müdahale etme emri veriliyordu. Suriyeli kaynaklar, bu ilk emirlerin tamamının Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esed’in kuzeni de olan Siyasi istihbarat başkanı Atıf Necib tarafından verildiğini belirtiyordu.
Bu emirlere uymak istemeyen askerler ordudan firar etmeye başladı.
Suriye’de sivil gösterilerin silahlı bir ayaklanmaya evrilmesi böylece hızlandı.
Ordudan kaçan askerler, o yılın Temmuz ayında kendi askeri birliklerini kurduklarını açıkladı. O yapının adı Özgür Suriye Ordusu’ydu.

"Ordudan kaçmak zor bir karardı"
Abdulcebbar Ageydi, 7 aydan uzun bir süre barışçıl niteliğini koruyan gösterilere karşı ölümcül güç kullanmak için emir alan onlarca Suriyeli generalden biri. Ageydi, aslında korumak için görev yaptığını düşündüğü sivilleri öldürmek için emir almıştı.
Bu emir, ordudan kaçma fikrini güçlendirdi, 6 Mart 2012’de ise firar etti.
“Zor bir karardı” diyor Ageydi: “Bu kararı alırken tüm yakınlarımı riske attım. Bir karar verdim ama eşim, çocuklarım, annem-babam, akrabalarım… Hepsinin hayatı riske girdi. Ama bu hayatım boyunca aldığım en doğru karardı. Hükümetin vahşetini görünce sonucu ne olursa olsun bu kararı uygulamaya karar verdim. Canilerin yanında olamazdım…”
ÖSO’nun kurulmasıyla muhalifler hükümet güçlerine yönelik askeri operasyonlara başladı. Ageydi, isyanın ilk dönemlerinde muhalif askerlerin silah ve mühimmat ihtiyacını bu operasyonlar sayesinde elde ettiklerini söyledi: “Askeri merkezlere baskın yapıyorduk ve silahları ganimet olarak alıyorduk.”
İlk dönemde muhalif güçler hızlı bir ilerleye sağlamıştı ama ülkenin en önemli kenti Halep hala rejim güçlerinin kontrolündeydi. Orta sınıf kenti Halep’te sivil gösteriler devam ediyordu ama silahlı bir isyan henüz başlamamıştı.

Savaş Halep'e sıçradı
Zaten savaş Halep kapısına dayanana kadar uluslararası medya bu konunun bu denli büyüyeceğini de görmemişti.
Ageydi, ÖSO’nun Halep Askeri Meclisi başkanlığı görevine getirildi.
ÖSO’nun dışında kırsal bölgelerde örgütlenen müstakil silahlı örgütler de Halep’e yönelik bir akın başlatmakta kararlıydı.
2012’nin yaz aylarında Abdulcebbar Ageydi ve Tevhid Tugayı Komutanı Abdulkadir Salih’in ortak komutasıyla yapılan operasyon, iç savaş boyunca muhaliflerin en büyük kazanımıyla sonuçlandı.
Halep’in yarısı muhalif güçlerin kontrolüne geçmişti.

"Rejim, radikal anlayışa sahip mahkumları serbest bıraktı"
2016’da, Rusya’nın hava İran’ın kara desteğiyle Suriye rejim güçleri Halep’i geri aldığında arkada binlerce ölü yatıyordu. Ageydi, Muhaliflerin Halep’i kaybetmesini “Beni kahretti” diye açıklıyor.
“Muhalifler ülke genelinde ilerlemeye başlamasıyla cezaevindeki radikal anlayışa sahip kişiler bizzat Şam yönetimi tarafından cezaevlerinden çıkarıldı” diyen Ageydi, Suriye ılımlı muhalefetinin kaybetmeye başladığı süreci şu sözlerle açıklıyor:
"Suriye’deki cezaevlerinden veya Irak’ta Ebu Gureyb’den çıkarılan radikal unsurlar Suriye’ye getirildi. Rejim aynı dönemde Afganistan, Irak, İran ve Lübnan’daki silahlı destekçilerini de ülkeye çekti. 2015’e kadar bu şekilde savaş sahasını dengelemeye çalıştılar ama işler yine istedikleri gibi gitmedi. 2015’te ise Rusya’yı yardıma çağırdılar. İşte o zaman biz gerçekten kaybetmeye başladık."

Muhaliflerin stratejik yanlışları
Deneyimli bir komutan olan Ageydi’ye “Peki muhaliflerin hiç suçu yok muydu” diye sordum. “Bizim de hatalarımız vardı” diyen Ageydi hataları şöyle sıraladı:
"Devrimi temsil eden herkes tarafından kabul edilen siyasi ve askeri yönetim yoktu. Ciddi bir organizasyon kuramadık. ÖSO ortaya ilk çıktığında içindeki tüm unsurlar rejimden ayrılan resmi görevliler değildi. Sıradan Suriyeliler de bu organizasyona katıldı ve hepsi deneyimsizdi. Marangozlar, ayakkabıcılar, öğretmenler… Normal olarak bu insanlarda askeri bilinç de yoktu. Ortada askeri ve siyasi yönetim olsaydı ve işleseydi önce sınırları kontrol altına alır ve radikallerin Suriye’ye girmesini engellerdik."
Ordudan firar eden askerler, kaçtıkları zamanı tarihine ve gününe kadar hatırlıyor. O askerlerden biri Naci Mustafa. Suriye rejimi ordusunda yüzbaşı rütbesiyle görev yaparken firar eden Mustafa, “2012’nin 5. Ayının 19. Günü ordudan kaçtım” diyor:

"Ordudan ayrılmasaydım ömür boyu vicdan azabı çekerdim"
"Silahsız göstericileri, tankların karşısında elleriyle direnmeye çalışan insanları gördüğümde vicdanım beni buna zorladı. Hama’da yüzlerce ölü vardı ve ben de evime ulaşamadan öldürülebilirdim. Ama halkın yanında durmak zorundaydım. Ailem için endişeleniyordum ama buna mecburdum. Eğer bunu yapmasaydım vicdan azabı ömrümün sonuna kadar peşimi bırakmayacaktı."
Mustafa “Devrim bir rüyaydı” diyor ama kendisinin ve Suriye halkının yapabildiklerine şimdi bile şaşırıyor: “Yıllarca muhaberat baskısı altında yaşayan, en temel siyasi haklardan dahi mahrum bir halkın günü gelip de diktatörün karşısına çıkabileceği kimin aklına gelirdi. Ama halkım bunu yaptı”
Askerken Lazkiye ve Doğu Guta’da görev yapan Mustafa şimdi, ÖSO’nun aldığı yeni isim olan Suriye Milli Ordusu’nun sözcüsü.

Tow'u o kadar iyi kullanıyor ki lakabı Ebu Tow oldu
Süheyl, tow tipi güdümlü füzeleri ülkede en iyi kullanan askerlerden biri. Bu yüzden çevresi ona “Tow’un babası” anlamına gelen “Ebu Tow” diyor.
İç savaş öncesi Atarib’de bulunan 46. Alay’da tanksavar teğmeni olarak görev yapıyordu. Ama iç savaşla birlikte o da ordudan kaçtı.
1., 13. Ve 101. Fırkalarda, Hazm Hareketi’nde, Hamza Tugayı’nda, Ceyş’ül İzze’de ve Özgür İdlib Ordusu’nda savaşmış. Bu silahları çok iyi kullanabildiği için herkes onu grubuna katmaya çalışıyor.
Ülkedeki DEAŞ tehlikesi başgöstermesinin ardından ılımlı muhaliflere uluslararası lojistik yardım açıldığında da bölgedeydi. Yakın tarihin canlı bir hafızası gibi. ABD’li James isimli bir subayla ettiği kavga, eğit-donat programına katılmamak için gösterdiği ısrar, El-Kaide’nin Suriye kolu Nusra Cephesi tarafından tutuklanması, savaşmaktan vazgeçmesi ama yine geri dönmesi… Her şeyi hatırlayabiliyor. Ama en iyi bildiği şey şimdiye kadar towlarla kaç hedef vurduğu.

"Sadece zeytindalı kaldırıyorduk, elime silah bile almamıştım"
Mahmud Şeyh Ahmed, 2011 yılında İdlib’in Serakib ilçesinde lise öğrencisiydi. Der’a’nın ardından gösteriler ilk Serakib’de başlamıştı ve ilçe meydanında toplanan kalabalık Halep, Humus, Hama’dakine benzer sloganlar atıyordu. Gördükleri şiddet de aynıydı.
"Elime hiç silah almamış bir öğrenciydim. Gösterilerde zeydindalı kaldırıyorduk. İnsanca taleplerimiz vardı. Daha adil bir düzen kurmak yerine bizi öldürmeyi tercih ettiler. Şehirleri yıkmak, binlerce insana işkence yapmak, yüzbinlerce vatandaşının evini yakmak… Bütün bunlar sadece daha adil bir sistem kurulmasın diye. Biz yapamazsak bile bizden sonra gelenler daha adil bir ülke kuracaklar. Buna inanıyorum."
Sivil gösterilen ilk olarak Der’a şehrinde başladığı için Suriye iç savaşının başlangıç noktası da Der’a olarak kabul ediliyor.

ABD'lilerin whatsapp mesajı: Ruslarla anlaşın
ÖSO’nun kurulmasının ardından muhaliflerin eline geçen Der’a, 2018’in Temmuz ayında Rusya desteğiyle Suriye hükümetinin kontrolüne girdi.
O gün cephede olan bir muhalif, rejim birlikleri kente ilerlerken ABD’li subayların kendilerine Whatsapp’tan şu mesajı gönderdiğini anlattı: “Size destek vermeyeceğiz, Ruslar ile anlaşmaya çalışın”



Haşdi Şabi, füze ve İHA kaçakçılığı ağının sorumlusunun sorgulanmasını engelledi

Abbas Hüseyin Ali el-Yakubi'nin sosyal medyada dolaşımdaki bir fotoğrafı
Abbas Hüseyin Ali el-Yakubi'nin sosyal medyada dolaşımdaki bir fotoğrafı
TT

Haşdi Şabi, füze ve İHA kaçakçılığı ağının sorumlusunun sorgulanmasını engelledi

Abbas Hüseyin Ali el-Yakubi'nin sosyal medyada dolaşımdaki bir fotoğrafı
Abbas Hüseyin Ali el-Yakubi'nin sosyal medyada dolaşımdaki bir fotoğrafı

Iraklı yetkili kaynaklar, Halk Seferberlik Güçleri (Haşdi Şabi) çatısı altındaki grupların ve siyasi güçlerin uyguladığı yoğun baskıların, komşu ülkelere karşı kullanılmak veya o ülkelere kaçırılmak üzere füzelerin İran'dan Irak'a taşınmasından sorumlu olduğundan şüphelenilen bir ağın yöneticisinin sorgulanmasını engellediğini açıkladı.

Kaynaklar, Irak İstihbarat Servisi'ne bağlı bir gücün pazartesi sabaha karşı adli bir karara dayanarak Zikar vilayetinde Abbas Hüseyin Ali el-Yakubi'yi tutukladığını açıkladı. Yakubi, Nuceba Hareketi’ne bağlı Haşdi Şabi 14. Tugayı'nın İstihbarat Müdürü görevini yürütüyor.

Yakubi’nin füzeleri ve insansız hava araçlarını (İHA) İran'dan Irak'a taşıyan bir ağı yönettiğine inanılıyor. Bu silahların bir kısmı geçtiğimiz dönemde komşu ülkelere karşı kullanılmıştı. Ayrıca Yakubi’nin ağı, bu tür silahları Suriye ve Lübnan'a kaçırma faaliyetleri de yürütüyor.

Kaynaklar, Başbakan Ali ez-Zeydi ve Yüksek Yargı Konseyi Başkanı Faik Zeydan'a yönelik yoğun baskıların yanı sıra tehditlerin ve eylem çağrılarının, tutuklunun Haşdi Şabi’ye teslim edilmesiyle sonuçlandığını ortaya koydu. Bu da onun sorgulanmasının engellendiği anlamına geliyor.


Rapor: Ebu ed-Zuhur saldırısı Trump ile Netanyahu arasındaki gerilimi artırdı

Kuzey Suriye’deki Ebu Zuhur Hava Üssü, dün İsrail tarafından hedef alınmasının ardından. (Reuters)
Kuzey Suriye’deki Ebu Zuhur Hava Üssü, dün İsrail tarafından hedef alınmasının ardından. (Reuters)
TT

Rapor: Ebu ed-Zuhur saldırısı Trump ile Netanyahu arasındaki gerilimi artırdı

Kuzey Suriye’deki Ebu Zuhur Hava Üssü, dün İsrail tarafından hedef alınmasının ardından. (Reuters)
Kuzey Suriye’deki Ebu Zuhur Hava Üssü, dün İsrail tarafından hedef alınmasının ardından. (Reuters)

ABD ve İsrailli yetkililer, İsrail’in İdlib’deki Ebu Zuhur Askeri Hava Üssü’ne düzenlediği son saldırının, Şam’ın üsse Türk askerlerinin konuşlandırılmasını kabul etmesine yanıt olarak gerçekleştirildiğini ABD Başkanı Donald Trump yönetimine bildirdiğini söyledi. İsrail, bu konuşlandırmayı güvenliği açısından “tehdit” olarak görüyor. Ankara ise bu iddiaları reddetti.

Axios haber sitesine göre, alışılmadık nitelikteki saldırı, ABD’nin en yakın üç müttefiki olan İsrail, Suriye ve Türkiye arasındaki bölgesel gerilimi daha da artırdı. Trump yönetimi ise gerilimin daha fazla yükselmemesi için yoğun çaba harcıyor.

Trump, Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara hükümetine yönelik politikasını bir dış politika başarısı olarak görüyor. ABD Başkanı’nın Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile de yakın ilişkileri bulunuyor. İsrail ise ABD’nin yakın müttefiklerinden biri. Ancak Trump ile İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu arasındaki ilişkiler son aylarda ciddi gerilimlere sahne oldu.

İsrail’in bu saldırgan hamlesi Beyaz Saray ve üst düzey ABD’li yetkililer arasında rahatsızlık yarattı.

İsrail başlangıçta saldırının sorumluluğunu üstlenmedi. Resmî bir açıklama yapılmadan uzun saatler geçmesinin ardından Netanyahu’nun ofisi, Şam ve Washington’un gün içinde İsrail’i saldırıyla suçlamasının ardından, İsrail’in sorumluluğuna dolaylı biçimde işaret etti.

Netanyahu’nun ofisinden yapılan açıklamada, “İsrail ve Suriye güvenlik konularında mevcut durumun korunması konusunda anlaşmıştı. Suriye, Halep yakınlarındaki bir hava üssüne Türk güçlerinin konuşlandırılmasını kabul ederek bu durumu ihlal etmenin eşiğine geldi” denildi.

Açıklamada, “İsrail, Suriye’yi böyle bir konuşlandırmanın İsrail’in güvenliğini tehdit edeceği konusunda defalarca uyardı. Suriye bu uyarıları görmezden gelmeyi seçti” ifadeleri kullanıldı.

ABD’nin Türkiye Büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack, X hesabından yaptığı açıklamada, saldırıyı İsrail’in düzenlediğini doğruladı. Barrack, Trump yönetiminin “son derece kaygılı” olduğunu belirterek, saldırıyı “gereksiz bir gerilim ve bölgenin istikrarına katkı sağlamayan” bir adım olarak nitelendirdi.

Suriye ve Türkiye hükümetleri de saldırıyı kınadı

Bir Türk yetkili, “Hava üssünde herhangi bir Türk varlığı bulunmadığını” belirterek, İsrail’i “komşu ülkeleri bombalamak ve bölgenin istikrarını bozmak için bahaneler uydurmakla” suçladı.

Şarku’l Avsat’ın konu hakkında bilgi sahibi bir kaynaktan aldığı bilgiye göre, Suriye hükümeti İsrail’in üsse ilişkin endişelerinden bir süredir haberdardı. Şam’ın, pistin yakın zamanda yeniden inşa edilmesinin gerekçelerini açıklayan ve herhangi bir saldırgan niyet taşımadığını belirten mesajları İsrail tarafına ilettiği kaydedildi.

ABD’li ve İsrailli kaynaklar, Tel Aviv’in saldırı konusunda Beyaz Saray’ı önceden bilgilendirdiğini açıkladı. Kaynaklara göre saldırının temel amacı, Türkiye’yi hava üssüne gelişmiş silah sistemlerinden oluşan bir sevkiyat göndermekten caydırmak ve üssün Türkiye’nin askeri varlığını güçlendireceği bir merkeze dönüşmesini engellemekti.

Saldırıdan yaklaşık üç saat önce Trump, Erdoğan ile telefonda görüştü. Ancak görüşmede bu konunun ele alınıp alınmadığı netlik kazanmadı.

Saldırı, Washington ile Tel Aviv arasındaki yakın ittifaka rağmen, Netanyahu ile Trump arasındaki ilişkilerde ciddi gerilim yaşandığı bir dönemde gerçekleşti.

Buna karşılık ABD’li yetkililer, Suriye hükümetinin İsrail’e karşı düşmanca adımlar atmadığını, aksine son aylarda sınırdaki gerilimi azaltmak amacıyla yeni bir güvenlik anlaşmasına ulaşmaya çalıştığını belirtiyor.

ABD’li bir yetkili, Şam’ın haftalar boyunca ABD ve İsrail ile bu tür olayları yönetmek ve gerilimi önlemek amacıyla Ürdün’de ortak bir koordinasyon merkezi kurulmasını öngören bir anlaşmanın hayata geçirilmesi için girişimlerde bulunduğunu söyledi. Ancak İsrail’in merkezin faaliyete geçirilmesini reddettiği ve buna karşılık Suriye’nin güneyindeki askeri operasyonlarını artırdığı belirtildi.

Bir başka ABD’li yetkili, “Bir noktada Suriye hükümeti tutumunu değiştirmeye başladı ve İsrail’in saldırganlığı karşısında kendisini savunması gerektiğine inandı” ifadelerini kullandı.

ABD’li yetkililer ayrıca Trump yönetiminin Suriye hükümetinden itidal göstermesini istediğini ve bu meselenin İsrail seçimlerinden sonra ele alınmasının daha kolay olacağını düşündüğünü belirtti.


İsrail'in Gazze şehrine düzenlediği hava saldırısında biri çocuk 6 Filistinli öldü

Filistinliler, Han Yunus'taki yıkılmış evlerin enkazından demirleri çıkararak Gazze'de çadır yapımında yeniden kullanıyorlar (DPA)
Filistinliler, Han Yunus'taki yıkılmış evlerin enkazından demirleri çıkararak Gazze'de çadır yapımında yeniden kullanıyorlar (DPA)
TT

İsrail'in Gazze şehrine düzenlediği hava saldırısında biri çocuk 6 Filistinli öldü

Filistinliler, Han Yunus'taki yıkılmış evlerin enkazından demirleri çıkararak Gazze'de çadır yapımında yeniden kullanıyorlar (DPA)
Filistinliler, Han Yunus'taki yıkılmış evlerin enkazından demirleri çıkararak Gazze'de çadır yapımında yeniden kullanıyorlar (DPA)

Filistin’in Gazze Şeridi’ndeki Sivil Savunma Müdürlüğü, yaptığı açıklamada, Gazze kentinin batısına düzenlenen İsrail saldırısında aralarında bir çocuğun da bulunduğu 6 kişinin hayatını kaybettiğini, 13 kişinin yaralandığını bildirdi.

Şarku’l Avsat’ın AFP’den aktardığı habere göre İsrail ordusu ise saldırıda, Gazze Şeridi’ndeki güçlerine yönelik saldırılar planladığını öne sürdüğü Hamas “liderlerini” hedef aldığını açıkladı.

Gazze Sivil Savunma Sözcüsü Mahmud Basal, AFP’ye yaptığı açıklamada, “Gazze Limanı’ndaki yerinden edilmiş kişilerin çadırlarını hedef alan İsrail saldırısında aralarında bir çocuğun da bulunduğu en az 6 kişi hayatını kaybetti, çok sayıda kişi de yaralandı” dedi.

Şifa Tıp Kompleksi de saldırıda hayatını kaybedenlerin cenazelerinin yanı sıra yaralanan 13 kişinin hastaneye getirildiğini doğruladı.

İsrail ordusu ise yaptığı açıklamada, “Şati bölgesinde, güçlerimize yönelik terör planları hazırlayan Hamas terör örgütünün liderlerine saldırı düzenlendiğini” bildirdi. Açıklamada, söz konusu kişilerin orduya karşı “terör eylemleri gerçekleştirmeyi planladığı” ve “tehdidi ortadan kaldırmak amacıyla havadan hedef alındıkları” ileri sürüldü.

Saldırının görgü tanıklarından Muhammed el-Gul, “İşgal güçlerine ait uçaklar bir anda Gazze kentinin batısında balıkçı limanındaki bir kafeye iki füze fırlattı” dedi. El-Gul, “Çok sayıda kişi hayatını kaybetti ve yaralandı. Limanda da bazı insanlar enkaz altında kaldı ve onları çıkarmaya çalışıyorlar” diye konuştu.

Liman bölgesinde, 7 Ekim 2023’te Hamas’ın İsrail’in güneyine düzenlediği saldırının ardından başlayan İsrail-Hamas savaşı nedeniyle yerlerinden edilen binlerce kişinin kaldığı çadırlar bulunuyor.

Dünkü saldırı, Hamas Sözcüsü’nün, ABD’nin desteklediği Gazze anlaşmasına bağlı olduklarını açıkladığı gün gerçekleşti. Açıklama, ABD’li özel temsilci Jared Kushner ile İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun Hamas’a silah bırakması yönünde baskı yapmak amacıyla gerçekleştirdiği görüşmelerin ardından geldi.

Hamas Sözcüsü Hazım Kasım, “Hamas, üzerinde anlaşmaya varılan bu sürece bağlıdır” dedi. Kasım ayrıca, “İşgal güçlerinin şu ana kadar arabuluculara yol haritasını kabul ettiğine ilişkin açık bir onay vermediği ortada” ifadelerini kullandı.

Kushner, pazar günü Mısır’da Hamas yöneticileriyle görüştükten sonra İsrail’e geçerek Netanyahu ile bir araya geldi. Netanyahu, kısa süre önce plana karşı olduğunu açıklamıştı.

İsrail Başbakanı, Hamas’ın tamamen silahsızlandırılmasını talep ediyor.

İsrailli bir yetkiliye göre taraflar Kushner ile yaptıkları görüşmede, silahların teslim edilmesini denetleme görevini Amerikalı bir subayın üstlenmesi konusunda anlaşmaya vardı.

Anlaşmanın uygulanmasından sorumlu olan ve ABD Başkanı Donald Trump’ın başkanlık ettiği “Barış Konseyi” de Netanyahu’ya, ateşkes anlaşmasının ikinci aşaması kapsamında Hamas tamamen silahsızlandırılmadan İsrail’in Gazze’den çekilmeye başlamasının gerekmediğini bildirdi. Ateşkes anlaşması 10 Ekim 2025’ten bu yana yürürlükte.