Erdoğan: Birkaç haftalık dönemi iyi yönetirsek güzel bir tablo bizi bekliyor

Erdoğan: Birkaç haftalık dönemi iyi yönetirsek güzel bir tablo bizi bekliyor
TT

Erdoğan: Birkaç haftalık dönemi iyi yönetirsek güzel bir tablo bizi bekliyor

Erdoğan: Birkaç haftalık dönemi iyi yönetirsek güzel bir tablo bizi bekliyor

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, “Şayet önümüzdeki birkaç haftalık dönemi iyi yönetir, milletimizi iyi bilgilendirir, hastalığı sıkı bir şekilde kontrol altında tutabilirsek umduğumuzun da ötesinde güzel bir tablo bizi bekliyor” dedi.
Cumhurbaşkanlığı Çankaya Köşkü’nde yapılan Koronavirüsle Mücadele Eşgüdüm Toplantısı'na başkanlık eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, toplantının açılışında yaptığı konuşmada virüs nedeniyle ortaya çıkan ekonomik zorlukların üstesinden gelinebileceğinin altını çizdi. Toplantının ardından millete sesleniş mahiyetindeki basın toplantısında hastalığın dünyadaki ve Türkiye’deki sürecini detaylı bir şekilde anlatacağını söyleyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Önümüzdeki dönem için alacağımız tedbirlerin müzakeresine ağırlık vereceğiz. Bugüne kadar hastalığın kontrol altında tutulması ile ilgili sağlık önlemleri ve diğer tedbirleri peyderpey hayata geçirdik, geçirmeye de devam ediyoruz. Gönüllü veya zorunlu karantina uygulamaları sebebiyle günlük hayatı adeta durma noktasına getiren böyle bir sürecin pek çok boyutu yanında ciddi ekonomik sonuçları da ortaya çıkacaktır. Türkiye olarak hem bu hastalığın salgın haline dönüşmesini engelleme hem de üretimi, ticareti, istihdamı, ekonomiyi canlı tutma mecburiyetimiz var. Ülkemizin Ağustos 2018 yılında yaşadığımız kur-faiz-enflasyon saldırısının etkilerinden yeni yeni kurtulmaya, işlerin tekrar yoluna girmeye başladığı bir dönemde ipin ucunu asla bırakamayız. Kovid-19 ile mücadele ederken sanayisi ve ticareti ile tüm ekonomin çarklarının dönmeye devam etmesini sağlamak elbette kolay değildir. Bunun için devlete düşen görevler yanında özel sektörümüzün de yerine getirmesi gereken sorumluluklar olduğu muhakkaktır. İnşallah burada alacağımız kararlarla bu zoru birlikte başaracağız. Ülkemizi sağ salim bu süreçten çıkardığımızda önümüzde eskisinden çok daha büyük fırsatların bizi beklediğini şimdiden görebiliyoruz. Burada bir taraftan sabır, bir diğer taraftan dua ile biz bu süreci aşacağımıza inanıyorum. Çin’deki salgın dönemi Avrupa başta olmak üzere tüm dünyayı üretim konusunda alternatifler aramaya itmiştir. Üretimde alternatif denince de ilk akla gelen yerlerden birisi Türkiye olmaktadır. Ayrıca virüs salgını ve petrol fiyatlarının düşüşü ile bağlantılı olarak finans alanında yaşanan gelişmeler de ülkemize ilave avantajlar sağlayacaktır. Şayet önümüzdeki birkaç haftalık dönemi iyi yönetir, milletimizi iyi bilgilendirir, hastalığı sıkı bir şekilde kontrol altında tutabilirsek umduğumuzun da ötesinde güzel bir tablo bizi bekliyor. Önemli olan hastalığın bizi yenmesine fırsat vermemek. Bizim hem tıbbi olarak virüsün hem de bunun psikolojik ve ekonomik etkilerinin üstesinden gelebilecek dirayeti ortaya koyabilmemizdir. Bu konuda ben sizlere güveniyorum. Bunu birlikte aşacağımıza inanıyorum” diye konuştu.
Fransa Cumhurbaşkanı Macron, Almanya Şansölyesi Merkel ve İngiltere Başbakanı Johnson ile yaptığı dörtlü video konferans oturumunu hatırlatan Erdoğan, “Onlarla şöyle bir değerlendirme yaptığımızda en iyi konumda biz görünüyoruz, bizim ardımızdan Almanya görünüyor. İngiltere ve Fransa’nın durumu bizimle mukayese edilmeyecek derecede olumsuz. Bunun yanında bir diğer taraftan bölgedeki gelişmeleri, gerek İdlib konusunu, gerekse Barış Pınarı konusunu görüşme fırsatını bulduk ve Moskova’da yaptığımız son zirve ile ilgili bir bilgilendirmemiz oldu. Bütün bu virüsle ilgili alacağımız kararların ülkemiz ve ekonomimiz için hayırlara vesile olmasını diliyorum” dedi.
Çankaya Köşkü’nde geniş bir salonda yapılan toplantıdaki oturma düzeninde katılımcılar arasında bırakılan mesafe dikkat çekti. Toplantıya Cumhurbaşkanı Yardımcısı Fuat Oktay, Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak, Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanı Zehra Zümrüt Selçuk, Çevre ve Şehircilik Bakanı Murat Kurum, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Fatih Dönmez, Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy, Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mustafa Varank, Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanı Bekir Pakdemirli, Ticaret Bakanı Ruhsar Pekcan, Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanı M. Cahit Turhan, Gençlik ve Spor Bakanı Mehmet Kasapoğlu, Adalet Bakanı Abdulhamit Gül, Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk, Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar, İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, Strateji ve Bütçe Başkanı Naci Ağbal, AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Nurettin Canikli, AK Parti Genel Başkanvekili Numan Kurtulmuş, TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu Başkanı Lütfi Elvan, Merkez Bankası Başkanı Murat Uysal, SPK Başkanı Ali Fuat Taşkesenlioğlu, Rekabet Kurumu Başkanı Birol Küle, Varlık Fonu Genel Müdürü Zafer Sönmez, BİST Başkanı Erişah Arıcan, Halkbank Genel Müdürü Osman Arslan, Ziraat Bankası Genel Müdürü Hüseyin Aydın, Vakıfbank Genel Müdürü Abdi Serdar Üstünsalih, Vakıf Katılım Genel Müdürü İkram Göktaş, Ziraat Katılım Genel Müdürü Metin Özdemir, İlbank Genel Müdürü Yusuf Büyük, Exımbank Genel Müdürü Ali Güney, Kalkınma ve Yatırım Bankası Genel Müdürü İbrahim Halil Öztop, Yatırım Ofisi Başkanı Burak Dağlıoğlu, TOBB Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu, DEİK Başkanı Nail Olpak, Türkiye İhracatçılar Meclisi Başkanı İsmail Gülle, TUSİAD Başkanı Simone Kaslowski, MUSİAD Başkanı Abdurrahman Kaan, Hak-İş Başkanı Mahmut Arslan, Türk-İş Başkanı Ergün Atalay, Türk Kamu-Sen Başkanı Önder Kahveci, Memur-Sen Başkanı Ali Yalçın, TÜMSİAD Başkanı Yaşar Doğan, TÜGİK Başkanı Erkan Güral, ASKON Başkanı Orhan Aydın, YASED Başkanı Ayşem Sargın, TÜRKKONFED Başkanı Orhan Turan, TESK Başkanı Bendevi Palandöken, TESKOMB Başkanı Abdülkadir Akgül, TİSK Başkanvekili Celal Koloğlu, İletişim Başkanı Fahrettin Altun, Cumhurbaşkanlığı Özel Kalem Müdürü Hasan Doğan, Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın, Hamdi Kılıç, Ekonomi Politikaları Kurulundan Yiğit Bulut ve Korkmaz Karaca, Sağlık Politikaları Kurulundan Prof. Dr. Serkan Topaloğlu, Dr. Sema Ramazanoğlu, Prof. Dr. Necdet Ünüvar, Prof. Dr. İbrahim Adnan Saraçoğlu, Uzman Dr. Ümmü Gülşen Öztürk, Dt. Zülfiye Füsun Kumet, Prof. Dr. Zümrüt Begüm Ögel, Nüket Küçükel Ezberci, Ahmet Selim Köroğlu, MİT Başkanı Hakan Fidan, Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş, Barolar Birliği Başkanı Metin Feyzioğlu, THY Başkanı İlker Aycı, YÖK Başkanı Yekta Saraç, İdari ve Mali İşler Başkanı Metin Kıratlı, Cumhurbaşkanı Danışmanı Sümeyra Merve Kılınç, AK Parti Grup Başkanı Naci Bostancı, AK Parti Grup Başkanvekilleri Mehmet Muş, Bülent Turan, Özlem Zengin, Muhammet Emin Akbaşoğlu, Cahit Özkan, AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Mahir Ünal, AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik, Bilim Kurulu üyeleri Ateş Kara ve Serhat Ünal, Sağlık Bakan Yardımcısı Emine Alp Meşe katılıyor.



Hamaney'in danışmanı: Trump diplomasiye üçüncü kez ihanet etti

 ABD Başkanı Donald Trump Beyaz Saray'da (Reuters)
ABD Başkanı Donald Trump Beyaz Saray'da (Reuters)
TT

Hamaney'in danışmanı: Trump diplomasiye üçüncü kez ihanet etti

 ABD Başkanı Donald Trump Beyaz Saray'da (Reuters)
ABD Başkanı Donald Trump Beyaz Saray'da (Reuters)

Şarku’l Avsat’ın Reuters’ten aktardığına göre İran lideri Ayetullah Ali Hamaney’in danışmanlarından Muhsin Rızai, bugün yaptığı açıklamada, ABD Başkanı Donald Trump’ın İran’a yönelik deniz ablukasını sürdürerek ve müzakerelerde aşırı taleplerde bulunarak “diplomasiyi üçüncü kez sabote ettiğini” söyledi.

Öte yandan ABD bugün yaptığı açıklamada, İran’a karşı savaşın yeniden başlatılması için gerekli imkânlara sahip olduğunu vurguladı. Beyaz Saray, Başkan Trump’ın bütün şartları yerine getirilmedikçe Tahran ile herhangi bir anlaşma imzalamayacağını duyurdu.

Bu açıklamalar, üç ay önce Ortadoğu’ya yayılan ve küresel ekonomide sarsıntılara yol açan çatışmaların ardından geldi.

Beyaz Saray daha önce Trump’ın İran’la olası bir anlaşma konusunda karar aşamasına yaklaştığını bildirmişti. Pakistan’ın arabuluculuğunda yürütülen görüşmelere son dönemde Katar’ın da dahil olmasıyla birlikte, müzakerelere ilişkin haftalardır çelişkili açıklamalar ve haberler gündemdeydi.

Ancak Trump, dün Beyaz Saray’daki Durum Odası’nda yardımcılarıyla yaklaşık iki saat süren toplantının ardından henüz nihai bir karar vermedi.

ABD: Gerekirse operasyonlara yeniden başlarız

ABD Savunma Bakanı Pete Hegseth ise bugün erken saatlerde yaptığı açıklamada, Washington’un İran’a karşı askerî operasyonları yeniden başlatabilecek kapasiteye sahip olduğunu belirtti.

Savunma alanındaki Shangri-La Dialogue kapsamında bulunduğu Singapur’da konuşan Hegseth, “Gerekmesi halinde operasyonlara yeniden başlamak için tamamen hazırız” dedi.

ABD’li Bakan, ülkesinin mühimmat stoklarının bu tür bir senaryo için yeterli olduğunu belirterek, “Yüksek teknoloji ürünü mühimmatlarla daha büyük miktarlarda üretilen diğer mühimmatlar arasında kurduğumuz denge sayesinde hem ülke içinde hem de dünyanın diğer bölgelerinde yeterli kapasiteye sahibiz” ifadelerini kullandı.

Aynı çerçevede, ABD Merkez Komutanlığı (CENTCOM) da X platformu üzerinden yaptığı açıklamada, ABD güçlerinin “bölge genelinde varlığını sürdürdüğünü ve yüksek teyakkuz halinde olduğunu” duyurdu.


Başkanlık doktoru: Trump'ın sağlık durumu "mükemmel"

ABD Başkanı Donald Trump, 27 Mayıs'ta Beyaz Saray'da düzenlenen kabine toplantısında, (AP)
ABD Başkanı Donald Trump, 27 Mayıs'ta Beyaz Saray'da düzenlenen kabine toplantısında, (AP)
TT

Başkanlık doktoru: Trump'ın sağlık durumu "mükemmel"

ABD Başkanı Donald Trump, 27 Mayıs'ta Beyaz Saray'da düzenlenen kabine toplantısında, (AP)
ABD Başkanı Donald Trump, 27 Mayıs'ta Beyaz Saray'da düzenlenen kabine toplantısında, (AP)

ABD Başkanı Donald Trump'ın doktoru, dün akşam yayımlanan sağlık raporunda, 79 yaşındaki başkanın "mükemmel sağlık durumuna" sahip olduğunu açıkladı. Trump, hafta başında rutin sağlık kontrolünden geçmişti.

ABD Donanması'nda görevli Doktor Kaptan Sean Barbabella tarafından hazırlanan raporda, "Başkan Trump, mükemmel sağlık durumunu korumaktadır. Kalp, akciğer, sinir sistemi ve genel fiziksel fonksiyonlarında güçlü bir performans sergilemektedir" ifadelerine yer verildi.

Barbabella ayrıca, Trump'ın "başkomutan ve devlet başkanı olarak tüm görevlerini yerine getirmeye tamamen uygun" olduğunu belirtti.

Raporda, Trump'a beslenme düzenine ilişkin tavsiyeler verildiği, düşük doz aspirin kullanmasının önerildiği, fiziksel aktivitesini artırmasının ve kilo vermeye devam etmesinin tavsiye edildiği kaydedildi.

Üç sayfalık rapor, Trump'ın salı günü Washington yakınlarındaki Walter Reed Ulusal Askerî Tıp Merkezi'nde geçirdiği fiziksel muayene ve tanısal testlerin sonuçlarını özetliyor.

Gelecek ay 80 yaşına girecek olan Trump'ın, kolesterol kontrolü için iki ilaç ve kalp hastalıklarına karşı koruyucu amaçla aspirin kullandığı belirtildi.

Boyu 191 santimetre olan Trump'ın kilosunun, geçen yıl nisan ayında yapılan son yıllık sağlık kontrolünde101,6 kilogram iken 108 kilograma ulaştığı bildirildi.

Bu sağlık kontrolü, Trump'ın geçen yıl yeniden göreve dönmesinden beri geçirdiği üçüncü muayene oldu. Kontrol, özellikle ellerinde görülen morlukların ardından sağlık durumuna ilişkin artan spekülasyonların gölgesinde gerçekleştirildi.

Raporda, söz konusu morlukların "kalp ve damar hastalıklarına karşı koruyucu amaçla aspirin kullanımı sırasında sık el sıkışmaya bağlı gelişen hafif yumuşak doku hassasiyetiyle uyumlu olduğu" ifade edildi.

Beyaz Saray daha önce de bu morlukların kan sulandırıcı ilaç kullanımından kaynaklandığını açıklamıştı.


Netanyahu'ya yakın bir düşünür: "Hizbullah, İsrail'i yıpratma savaşına sürükledi"

İsrailli iki asker, perşembe günü Lübnan'ın güneyinde öldürülen meslektaşları için gözyaşı döküyor (Arşiv-AFP)
İsrailli iki asker, perşembe günü Lübnan'ın güneyinde öldürülen meslektaşları için gözyaşı döküyor (Arşiv-AFP)
TT

Netanyahu'ya yakın bir düşünür: "Hizbullah, İsrail'i yıpratma savaşına sürükledi"

İsrailli iki asker, perşembe günü Lübnan'ın güneyinde öldürülen meslektaşları için gözyaşı döküyor (Arşiv-AFP)
İsrailli iki asker, perşembe günü Lübnan'ın güneyinde öldürülen meslektaşları için gözyaşı döküyor (Arşiv-AFP)

İsrail ordusunun Lübnan’da daha kapsamlı askerî gerilim için hareket serbestisi talep ettiği bir dönemde, bugün sağ kanadın önde gelen isimlerinden biri olarak görülen Prof. Eyal Zisser, bu yaklaşımın karşısında duran dikkat çekici bir siyasi çıkış yaptı. Zisser, Lübnan’daki askerî operasyonların artık İsrail’in çıkarlarına ciddi zarar veren stratejik hata hâline geldiğini ve savaş yönetiminde ciddi bir başarısızlığı ortaya koyduğunu söyledi.

Bir İsrail radyosuna verdiği röportajda Zisser, ağırlıklı olarak Lübnan’daki Şii çevreleri hedef alan bu operasyonların İsrail’e herhangi bir olumlu sonuç getirmeyeceğini belirtti. Ona göre, Gazze Şeridi’ndeki sivillere yönelik baskılar nasıl Hamas liderliğini etkilemediyse, Lübnan’daki saldırılar da Hizbullah yönetimi üzerinde benzer bir etki yaratmıyor. Aksine, her iki durumda da ilgili örgütlerin “mağduriyet” algısını güçlendirdiğini ifade eden Zisser, bunun Hizbullah etrafında toplumsal kenetlenmeye yol açtığını ve ağır darbeler alan örgütün yeniden toparlanmasına katkı sunduğunu belirtti.

Zisser ayrıca Hizbullah’ın, İsrail’i askerlerini hedef alabileceği yıpratıcı savaşın içine çekerek, önemli bir başarı elde ettiğini savundu. Lübnan topraklarının işgalinin İsrail’e ağır bir bedel yüklediğini dile getiren Zisser, bunun asker kayıplarına neden olduğunu ve ülkeyi kendi çıkarlarının dışında kalan alanlara sürüklediğini kaydetti.

İran cephesine yönelik eleştiriler

Zisser, İran cephesindeki Amerikan ve İsrail politikalarını da eleştirdi. Her iki tarafın da İran rejiminin ideolojik ve siyasal dinamiklerini yeterince dikkate almadığını söyleyen Zisser, savaşın temel hedeflerinden birinin rejimi devirmek olarak belirlendiğini hatırlattı. Ancak çatışmaların rejimin yıkılmadan sona ermesi hâlinde, Tahran yönetiminin halkına karşı “direndiği” mesajını verebileceği değerlendirmesinde bulundu.

Zisser’e göre bu durum başlı başına tehlikeli; çünkü rejim, uğradığı suikastlar ve maruz kaldığı yıkıma rağmen özgüvenini yeniden kazanabilir.

Bu açıklamalar, İsrail ordusunun tutumuyla açık bir çelişki oluşturması bakımından ayrıca önem taşıyor. Ordu, hükümeti operasyonlarını kısıtlamakla suçlarken, görevlerini tamamlayabilmek için daha geniş hareket alanı talep ediyor. Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgiye göre askerî yetkililer, operasyonların yalnızca hedefli suikastlarla sınırlı kalmaması ve Beyrut’a yönelik yoğun bombardıman seçeneğinin de değerlendirilmesi gerektiğini savunuyor.

Ordunun bu yaklaşımı, İsrail kamuoyunda yükselen sert eleştirilerden de besleniyor. Güvenlik güçleri, kuzey bölgelerinde yaşayan vatandaşların güvenliğini sağlamada başarısız olmakla suçlanıyor.

 ABD Başkanı Donald Trump ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, 29 Aralık 2025'te Florida, Palm Beach'teki Mar-a-Lago'da (Reuters)ABD Başkanı Donald Trump ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, 29 Aralık 2025'te Florida, Palm Beach'teki Mar-a-Lago'da (Reuters)

Trump’ın yaklaşımına bağlılık

Bu tablo, Başbakan Binyamin Netanyahu’yu rahatsız ediyor. Çünkü Netanyahu, daha geniş çaplı bir askerî gerilime karşı çıkıyor; ancak bunu kendi tercihinden çok ABD Başkanı Donald Trump’ın tutumuna bağlı olarak yapıyor. Netanyahu, Trump’ı İsrail’in şimdiye kadar sahip olduğu en güçlü destekçilerden biri olarak görüyor ve özellikle yolsuzluk davası nedeniyle yürüttüğü siyasi varlık mücadelesinde Washington’un desteğine ihtiyaç duyuyor.

Prof. Zisser’in ordu planlarına yönelik sert çıkışı, Netanyahu’nun savaşın sona erdirilmesine yönelik bir zemin hazırlamaya başladığı şeklinde yorumlanıyor. Bu, Netanyahu’nun savaşı bitirmek istemesinden değil; aksine savaşın sürmesini en çok isteyen isimlerden biri olmasına rağmen, ABD yönetiminin en azından mevcut aşamada çatışmaları durdurma yönünde karar verdiğine inanmasından kaynaklanıyor.

Bu değerlendirmeye göre Netanyahu, Dünya Kupası’nın başlaması ve temmuz ayında ABD’nin kuruluşunun 250. yıl dönümü kutlamalarının yaklaşması nedeniyle Başkan Trump’ı zor durumda bırakmak istemiyor. Trump’ın Amerikan kamuoyunda, Netanyahu’nun etkisiyle savaşa sürüklendiği yönündeki eleştirilerle karşı karşıya kaldığını düşünen Netanyahu’nun, şimdilik Washington’un tercihleri doğrultusunda hareket etmeyi planladığı ifade ediliyor.

Netanyahu’nun çevresine göre İran yönetiminin “kibirli tutumu” olası bir anlaşmayı bozabilir ve böyle bir durumda savaş yeniden başlayabilir. Bu senaryoda çatışmaların yeniden patlak vermesinin sorumluluğu İsrail’e değil, İran’a yüklenmiş olacaktır.

Bu süreçte Netanyahu, “şüphe doktrini” olarak adlandırdığı yaklaşımına geri dönerek orduyu ve “derin devlet” olarak nitelendirdiği çevreleri kendisine karşı komplo kurmakla suçlamaya başladı. Yaklaşan ve ekim ayında yapılması planlanan seçimler öncesinde, bu çevrelerin kendisini iktidardan uzaklaştırmaya çalıştığını öne sürüyor.

Netanyahu, bu dönemde savaşın farklı cephelerinde elde edilen kazanımların öne çıkarılması gerektiğini savunuyor ve yeni askerî maceralara girişilmesine karşı çıkıyor. Netanyahu dikkat çekici biçimde, normalde daha çok sol çevrelerin kullandığı bazı ifadeleri de dile getirmeye başladı. Bunlar arasında “savaşın genişletilmesinin İsrail’i bir yıpratma savaşına sürüklediği” ve “savaş hedeflerine hizmet etmediği” yönündeki değerlendirmeler yer alıyor.

İsrail’in uzun soluklu bir mücadeleye hazırlıklı olması gerektiğini vurgulayan Netanyahu, savaşın tek bir darbeyle sonuçlanamayacağını savunuyor. Bu açıklamalar, onun alışılmış siyasi söyleminden farklı bir çizgiye işaret ediyor.