Salgınla mücadele sürecinde dini fetvaların rolü

Malezya Uluslararası İslam Üniversitesi’nde sağlık çalışanlarına koronavirüs salgınıyla mücadele kapsamında koruyucu kıyafet diken gönüllüler. (AP)
Malezya Uluslararası İslam Üniversitesi’nde sağlık çalışanlarına koronavirüs salgınıyla mücadele kapsamında koruyucu kıyafet diken gönüllüler. (AP)
TT

Salgınla mücadele sürecinde dini fetvaların rolü

Malezya Uluslararası İslam Üniversitesi’nde sağlık çalışanlarına koronavirüs salgınıyla mücadele kapsamında koruyucu kıyafet diken gönüllüler. (AP)
Malezya Uluslararası İslam Üniversitesi’nde sağlık çalışanlarına koronavirüs salgınıyla mücadele kapsamında koruyucu kıyafet diken gönüllüler. (AP)

Fidel Sebiti
İslam dünyasında yaşayan veya dünyanın çeşitli bölgelerine dağılmış birçok Müslüman, dini bir fetva olmadan herhangi bir eylemde bulunmaz. Bu durum inancın bir parçasıdır ve davranışların ‘helal-meşru’ çerçevede yer alması için gösterilen hassasiyetle ilgilidir. Meşruiyeti sorgulanan eylem-davranış geneli ya da özeli ilgilendirebilir. Bu fetvalar, resmi olarak ‘ifta’ vazifesi ile görevlendirilmiş kurumlar aracılığıyla ya da bağımsız müftülerce inananlara yönelik verilir. Belirli cemaatler (İslami oluşumlar), âlimler (fakihler) ya da ‘taklit mercileri’ (Şiiler için) tarafından da takipçileri için fetva verilmektedir. Fetva veren taraflar, zahiri (metnin zahirine bağlı) ılımlı ya da ‘selefi’ olabilir. Fetvalar; İslami gelenekteki muhtelif ekollere, farklı mezheplere ve mezhepler içindeki içtihat farklılıklarına göre değişiklik arz edebilir. 
İnternet çağında artık hemen hemen herkeste bilgisayar ya da akıllı telefonlar bulunmaktadır. Bu nedenle ‘fetva siteleri’ de yaygınlık kazanmış durumda. Bu fetva sitelerinde aklınıza gelebilecek her türlü fetva ile karşılaşabilirsiniz. Gündelik yaşamın en ayrıntılı meselelerinden tutun da geneli ilgilendiren hususlara kadar hemen hemen her konuda bir fetva vardır. Bu sitelerde korona salgınıyla ilgili fetvalar da güncel bir şekilde kendine yer bulmuştur. Fetva sitelerinin varlığı, internet kullanıcıları için de büyük kolaylıklar sağlamış durumdadır. Bu husus hem fetva veren hem de fetva alan için geçerlidir. Müftü ya da ilgili kurum bir fetva verdiğinde anlık olarak muhataplarına iletilebilmektedir. Herhangi biri, belirli bir meselede fetva istediğinde anında sualinin şeri hükmüne dair cevap alabilmektedir.

Korona ve hayat tarzı fetvaları
Hayat tarzına dair fetvalarda son dönemlerde bir artış gözleniyor. Bazı insanlar ısrarla, acil bir şekilde gündelik yaşama dair fetvalar soruyor. Bu kimseler fetva olmaksızın hiçbir davranış sergilemeyeceklermiş gibi bir tutum takınıyorlar. Fetva isteyenler çoğu zaman müftülerden, yani fetva verenlerden daha fazla kaygılı oluyor. Şarku'l Avsat'ın Independent Arabia'dan aktardığı habere göre ilginç fetfa istekleri var. Örneğin biri, kadınların cep telefonuyla fotoğraf çekilmesinin haram olduğu yönünde bir fetva istiyor, bir diğeri okullarda kız ve erkek öğrencilerin karışık eğitim görmesinin ‘haramlığına’ dair bir fetva talep ediyor. Bu insanlar söz konusu fetvaları sadece kendileri için değil, yanlış buldukları uygulamalara dâhil olan insanları fetva desteği ile uyarmak için istiyor.
Koronavirüs salgının küresel boyutlara ulaştığı bu günlerde yeni yasaklamalar ve yeni ‘mubahlar’ ortaya çıktı. Fetva sitelerinde bu yeni şartların getirdiği durumlarla ilgili sorular ve cevaplar arttı. Birçok kişi, korona salgınıyla mücadele kapsamında devlet ve sağlık kuruluşlarının talimatlarına uyulup uyulmaması gerektiğine dair ‘fetva’ isteğinde bulundu. Bu kişiler, devlet kuruluşlarının kararlarını insani çerçevede aldığını, dolayısıyla yanılmalarının olası olduğunu düşünüyor. Diğer yandan ‘fetva kuruluşları’ zamansız-ruhi müesseseler olarak algılandığı ve dini kurallar çerçevesinde hüküm verdiği için yanılmaz olarak görülüyor. Müftüler bu süreçte oldukça zor bir sorumluluk taşıyor. Öncelikle eğer verecekleri fetvalar dünyevi kuruluşların kararları ile çelişirse insanların hayatını riske atmış olacaklar. Diğer türlü ise dini kaynakları duruma uygun bir şekilde yorumlamak zorunda kalacaklar. Örneğin cemaatle namaz kılınmasının yasaklanması, alkol içeren ürünlerin kullanılması, ölülerin yıkanması ve defnedilmesi, virüs taşıyanın hükmü gibi birçok hassas meseleyle karşı karşıya kalıyorlar.
Küresel Fetva Endeksi (GFİ), Mısır Fetva Evi’ne bağlı bir kuruluş. Bu kuruluşun amacı dünyadaki İslami fetvaları hem içerik hem de istatistiksel olarak takip etmektir. GFİ’nin verilerine göre korona salgının ardından dünya genelinde verilen fetvaların yüzde kırkının resmi kuruluşlarla bağlantılı dini müesseseler tarafından yüzde 60’ının ise gayrı resmi kuruluşlar ya da şahıslar tarafından verildiğini gösteriyor. Bu durum, koronavirüs salgının, kendi düşüncelerini yaymak için aşırılık yanlısı cemaatler tarafından kullanıldığını da gösteriyor. Aşırılık yanlısı örgütler, ‘5. Nesil propaganda savaşı’ kapsamında tekfir ettikleri toplumlara karşı taraftarlarını kışkırtıyor ve aynı zamanda Müslümanlar arasında paniğe neden oluyorlar. Terör örgütü DEAŞ’ın yayın organı ‘en-Nebe’ sitesinde, ‘Rabbinin yakalaması şiddetlidir’, ‘O'ndan başka yalvardıklarınız kaybolup gider’ başlıkları altında yer alan haberlerde virüsün Çin ve İran’ı vurduğu hatırlatılarak salgının kendilerinden yüz çevrildiği için yaşandığı ileri sürüldü. GFİ aynı zamanda bazı ‘müftülerin’ kişisel sayfalarında, koronavirüsü tedavi ettiğini iddia ettikleri, alternatif tıp ürünlerinin satışını arttırdıklarını da tespit etmiş durumda. 

Korona salgınında ölenler şehit sayılır mı?
Müslümanların, ölen birinin şehit olup olmadığını son derece önemsediği bilinmektedir. Şehitler, sıradan ölülere gösterilmeyen, hem dini hem de dünyevi saygı ve takdire nail olur. Dolayısıyla bu, fetva isteyenler tarafından müftülere yöneltilen soruların başında yer aldı. Ezher Fetva Merkezi’nin internet sitesindeki yanıtı, koronavirüs salgınında ölenlerin şehit sayılacağı ve ahrette şehit ecrini almaları umulduğu yönündeydi. Dolayısıyla şehitlere uygulanan yıkama, kefenleme ve cenaze namazı gibi dünyevi prosedürler bu kişilere de uygulanmalıydı. Bu fetvanın delili olarak da peygamber efendimizin şu hadisi örnek gösterildi:
“Şehitler beştir: tâundan (vebadan) ölen, iç hastalıklarından ölen, suda boğulan, yıkıntı altında kalıp ölen, bir de Allah yolunda şehît olandır.” (Buhâri) 
Birçok fetva kurumu, toplu ibadetlerin bireysel olarak yapılmasında bir beis olmadığına dair fetvalar yayınlayarak resmi kurumların koronavirüs salgınıyla mücadele kapsamında aldığı kararları destekledi. Böylelikle dini bir fetva olmaksızın resmi kurumların kararlarını dikkate almayan ciddi bir kesim olumlu şekilde yönlendirilmiş oldu. Hatta bazı fetva kuruluşları, salgınla mücadele kapsamında alınan tedbirlerinin uygulanmasının şer’an (dinen) vacip olduğu yönünde fetvalar da yayınladı. Örneğin namazın eldiven ve maske ile kılınabileceği ifade edildi. Bu fetva olmasaydı birçok insanın namaz kılarken maske takmayacağı açıktı. Bazı müftüler, eğer bir kişi Umre yapmaya niyetlenmiş, rezervasyon yapmış ve Suudi Arabistan’ın Umre ziyaretleri için sınırlarını kapatma kararıyla karşılaşmışsa üzülmesine gerek olmadığı, çünkü Umre yapmış gibi sevap alacağını, nitekim amellerin niyetlere göre olduğunu söyledi.
Alkolün rolüne gelecek olursak… Bilindiği üzere alkol Müslümanlara haramdır. Sadece içilmesi değil, ticareti ve kullananlarla bir arada bulunulması da yasaktır. Peki, sterilizasyon için alkol kullanımının hükmü nedir? Bu meselenin fetva olmaksızın müminleri zorda bırakacak bir konu olduğu açıktır. Bu konuda da şöyle bir fetva yayınlandı:
"Kimyagerler tarafından alkol olarak adlandırılan her şeyin sarhoş edici alkol olması zorunlu değildir. İçilmesi mümkün olmayan ve doğrudan alkollü bir içecekten elde edilmeyen, alkol içerikli maddeleri beden sterilizasyonu için kullanmakta bir sakınca yoktur. Sağlığa öncelik veren bu zorunluluk dolayısıyla alkol içeren bir maddeyle temizliğini yapmış kişinin namaz kılmasında da bir beis yoktur.’’

Tedavide öncelik kime verilmelidir?
Koronavirüs bulaşmış hastalara dair tedavi uygulamalarında önceliğin kime verilmesi gerektiği hususu, sivil kuruluşları, hastane yönetimlerini, doktorları, aydınları ve hükümet kurumlarını meşgul eden konulardan biridir. İtalyan tabiplerin iki hasta arasında tercih yapmak zorunda kaldıklarının anlaşılmasının üzerine bu konudaki tartışmalar daha da alevlendi. Acaba hangi kriterlere göre ‘önceliğin’ kime verileceğine karar vermeliydiler? İtalyan doktorlar, iyileşme ihtimali yüksek olan hastaları ölüm ihtimali yüksek olan hastalara tercih etme kararı almıştı. Dolayısıyla yaşlı hastalar yerine genç hastaları tedavi ettiler. Bazı yaşlı hastaların kullandığı solunum cihazlarını genç hastalara taktılar. Bu, salgına hazırlıksız yakalanan ülkelerde ortak bir sorundu.

Fetva kuruluşları bu konuda da fetvalar yayınladı. Örneğin Avrupa Fetva Meclisi bu konuda şöyle bir fetva yayınladı:
“Müslüman tabipler, çalıştıkları hastanelerdeki kurallara ve sisteme uymakla yükümlüdür. Eğer kendilerine tercih hakkı tanınmışsa tıbbi, etik ve insani ilkeler uyarınca hareket etmekle sorumludurlar. Tedavi olan bir hastanın solunum cihazının kendisinden sonra gelen birine takılmak üzere çıkarılması caiz değildir. Ancak doktor iki hasta arasında hangisinin tedavisine öncelik vereceği konusunda kararsız kalmışsa önce başvurana öncelik tanımalıdır. Fakat önce başvuranın kurtarılma ihtimali düşükse diğer hasta tedavi edilebilir. Acil tedaviye ihtiyaç duyan hastalar, bir süre bekleyebilecek hastalara takdim edilebilir. Keza iyileşeceği düşünülenlere öncelik tanınabilir. Bunun kararını verecek kişi doktorun kendisidir.’’
Bu fetvada yer alan, hastaneye önce başvuranların öncelikli sayılabileceği hususu tartışmaya açıktır. Hastaneye önce varmak, normatif bir değer içermemektedir. Müftü, zamanın bireyler arasında önem arz ettiği ‘hayır için yarışın’ ilkesini, hastaneye erken ulaşan kişiye uygulamış görünüyor. Oysa hastaneye geç kalmak ikincil olarak değerlendirilmek için bir kıstas teşkil etmemelidir. 
Fetva müessesi büyük ölçüde ‘internet âleminde’ yer aldı ve milyonlarca insanın davranışlarına etki etmeyi sürdürdü. Korona zamanlarında da İslam ülkelerindeki resmi kuruluşların tedbirlerini desteklemiş oldu. Müslümanların, korona ile nasıl mücadele etmesi gerektiği hususunda da fetva müesseselerinin azımsanamayacak faydaları oldu.



Meşal: Hamas silahlarını bırakmayacak ve Gazze’de yabancı yönetimi kabul etmeyecek

Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
TT

Meşal: Hamas silahlarını bırakmayacak ve Gazze’de yabancı yönetimi kabul etmeyecek

Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)

Hamas liderlerinden Halid Meşal bugün yaptığı açıklamada, Hamas’ın silahlarını bırakmayacağını ve Gazze Şeridi’nde ‘yabancı bir yönetimi’ kabul etmeyeceğini söyledi. Açıklama, ateşkes anlaşmasının, Hamas’ın silahsızlandırılmasını ve Gazze Şeridi’nin yönetimi için uluslararası bir komite kurulmasını öngören ikinci aşamasının başlamasının ardından geldi.

Hamas’ın yurt dışı sorumlusu ve eski Siyasi Büro Başkanı Meşal, 17. El Cezire Forumu’nda yaptığı konuşmada, “Direnişi, direnişin silahını ve direnişi gerçekleştirenleri suç saymak kabul edilemez” dedi.

Şarku’l Avsat’ın AFP’den aktardığına göre Meşal, “İşgal olduğu sürece direniş vardır. Direniş, işgal altındaki halkların bir hakkıdır; uluslararası hukukun, semavi dinlerin ve milletlerin hafızasının bir parçasıdır ve onunla gurur duyulur” ifadelerini kullandı.

İsrail ile Hamas arasında varılan ateşkes anlaşması, yıkıcı bir savaşın ardından, 10 Ekim’de yürürlüğe girdi. Anlaşma, Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi tarafından da desteklenen bir ABD planına dayanıyor.

Anlaşmanın ilk aşaması, 7 Ekim 2023’ten bu yana Gazze Şeridi’nde tutulan rehineler ile İsrail hapishanelerindeki Filistinli mahkûmların takasını, çatışmaların durdurulmasını, İsrail’in Filistin topraklarındaki yerleşim alanlarından çekilmesini ve Gazze Şeridi’ne insani yardımların girişini öngörüyordu.

İkinci aşama ise 26 Ocak’ta Gazze Şeridi’nde son İsrailli rehinenin cansız bedeninin bulunmasının ardından başladı. Bu aşama, Hamas’ın silahsızlandırılmasını, Gazze Şeridi’nin yaklaşık yarısını kontrol eden İsrail ordusunun kademeli olarak çekilmesini ve Gazze’nin güvenliğinin sağlanmasına ve Filistinli polis birimlerinin eğitilmesine yardımcı olmayı amaçlayan uluslararası bir istikrar gücünün konuşlandırılmasını içeriyor.

Plan kapsamında, Gazze Şeridi’nin yönetimini denetlemek üzere ABD Başkanı Donald Trump’ın başkanlığında, çeşitli ülkelerden isimlerin yer aldığı Barış Konseyi oluşturuldu. Ayrıca, Gazze Şeridi’nin günlük işlerini yürütmek üzere Filistinli teknokratlardan oluşan bir komitenin kurulması öngörüldü.

Meşal, Barış Konseyi’ne Gazze Şeridi’nin yeniden inşasını ve yaklaşık 2 milyon 200 bin nüfuslu bölgeye insani yardımların akışını mümkün kılacak ‘dengeli bir yaklaşım’ benimseme çağrısında bulundu. Meşal, aynı zamanda Hamas’ın Filistin topraklarında herhangi bir yabancı yönetimi kabul etmeyeceğini yineledi.

Meşal sözlerini şöyle sürdürdü: “Ulusal sabitelerimize bağlıyız; vesayet mantığını, dış müdahaleyi ve manda yönetimini kabul etmiyoruz… Filistinlileri Filistinliler yönetir. Gazze, Gazze halkınındır; Filistin, Filistinlilerindir. Yabancı bir yönetimi kabul etmeyeceğiz.”

Meşal’e göre bu sorumluluk yalnızca Hamas’a değil, ‘tüm canlı unsurlarıyla Filistin halkının liderliğine’ aittir.

İsrail ve ABD, Hamas’ın silahsızlandırılması ve Gazze Şeridi’nin askerden arındırılmış bir bölge haline getirilmesi talebini sürdürüyor. Hamas ise silahlarını gelecekte kurulabilecek bir Filistin yönetimine devretme ihtimalinden söz ediyor.

İsrailli yetkililer, Hamas’ın Gazze Şeridi’nde yaklaşık 20 bin savaşçıya sahip olduğunu ve hareketin elinde yaklaşık 60 bin kalaşnikof tüfek bulunduğunu öne sürüyor.

Ateşkes anlaşmasında öngörülen uluslararası gücü hangi ülkelerin oluşturacağı ise henüz netlik kazanmış değil.


Libya’da Yüksek Yargı Konseyi, Anayasa Mahkemesi kararlarına karşı muhalefetini artırıyor

BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
TT

Libya’da Yüksek Yargı Konseyi, Anayasa Mahkemesi kararlarına karşı muhalefetini artırıyor

BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)

Libya Yüksek Yargı Konseyi, Trablus'taki Yüksek Mahkeme Anayasa Dairesi'nin kararlarına karşı tavrını katılaştırarak, ‘yargıyı siyasallaştırma girişimlerine’ karşı sert bir uyarıda bulundu. Konsey, ‘bu hassas aşamada yargıya müdahale etme’ konusunda sert bir uyarıda bulundu. Ülke, yargıya da neredeyse ulaşan kronik siyasi ve askeri bölünmelerden mustarip durumda.

Yüksek Yargı Konseyi’nin bu tutumu, Anayasa Mahkemesi'nin Temsilciler Meclisi tarafından çıkarılan ve Yargı Sistemi Kanunu'nda değişiklikler içeren iki kanunu geçersiz kılma kararının ardından daha da belirginleşti. Bu durum, mevcut Yargı Yüksek Konseyi’nin kurulduğu anayasal dayanağın ortadan kalktığı ve bu kanundan kaynaklanan statüsünü kaybettiği anlamına geliyor. Dolayısıyla, önceki hükümlere uygun olarak yeniden oluşturulması gerekiyor.

Yüksek Yargı Konseyi tarafından cuma akşamı yapılan açıklamada ‘anayasal çevreden’ doğrudan bahsedilmeden yargı alanında yaşananlara, özellikle de bazılarının, kurumu zararlı bir kurum ile değiştirmek için anayasal olarak ilgili olduğunu düşündükleri araçları kullanarak yargının birliğini ve bağımsızlığını zayıflatma girişimlerine ilişkin duyulan üzüntü ifade edildi.

Konsey, bu kişilerin amacının, diğer tüm yetkileri elinden almak suretiyle, yalnızca siyasi ve dar bir kişisel çıkar olarak nitelendirilebilecek hedefleri gerçekleştirmek olduğunu değerlendirdi.

Yargının birliğini korumak, sorumlu davranmak ve ülkenin yararına hizmet etmek için, sonuçsuz kalacak bir fiili durum dayatmaya çalışanların devam eden uzlaşmaz tavırları karşısında bir süre en yüksek disiplin seviyesini uyguladığını da ekleyen Konsey, ülkenin tarihinde hassas ve tehlikeli bir dönemde, birliğin her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyulduğu bir zamanda yargıya müdahale etme girişimlerine işaret etti.

fdbfb
Libya Temsilciler Meclisi'nin önceki bir oturumundan bir kare (Libya Temsilciler Meclisi)

Bu gerginlik, Temsilciler Meclisi ile (yargı otoritesini oluşturan üç sütundan biri olan) Devlet Konseyi arasındaki hukuki ve siyasi çatışmanın bir parçası olarak görülüyor. Bu çatışma, siyaset koridorlarından yargının kalbine taşınırken Temsilciler Meclisi, bazı yasal değişikliklerle Yüksek Yargı Konseyi'ni yeniden yapılandırarak yargı üzerinde daha fazla etki sahibi olmaya çalışıyor. Devlet Konseyi bu hamleyi yargının ‘siyasileştirilmesi’ olarak değerlendirdi.

Bu turda, Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri'nin Libya Özel Temsilcisi ve Libya'daki BM Destek Misyonu (UNSMIL) Başkanı Hanna Serwaa Tetteh, bu diyaloğun yeni bir hükümet seçmek için bir organ olmaktan ziyade, Libyalıların kendi ülkelerinin geleceği için kendileri tarafından formüle edilen pratik çözümler geliştirmek amacıyla yürütülen bir ‘Libyalılar arası’ süreç olduğunu teyit etti.

Seçim çerçevesine ilişkin görüşmeler de “6+6” komitesinin kuralları ve danışma komitesinin tavsiyeleri temelinde, mevcut farklılıkların altında yatan garantileri ve siyasi endişeleri anlamaya odaklanarak yürütüldü.

Katılımcı üyeler ise, görüşmelerin genel ilkelerden usul ayrıntılarına doğru ilerlediğini belirttiler. Komisyon Yönetim Kurulu'ndaki boş koltuk krizinin çözülmesinin, gelecekteki seçimlere olan güveni güçlendirmek ve seçimlerin itiraz edilmesini veya kesintiye uğramasını önlemek için temel bir unsur olduğunu vurguladılar.

ert6y
Önceki belediye seçim kampanyasından (Komisyon Yönetim Kurulu)

Turun sonunda üyeler, Berlin Süreci Siyasi Çalışma Grubu'nun büyükelçilerine ve temsilcilerine ana önerilerini sundular. Büyükelçiler ve temsilciler, sürecin mart ayında yeniden başlaması ve uzun vadeli istikrarı sağlayacak ulusal bir vizyon etrafında uzlaşma sağlanmaya devam edilmesi koşuluyla, UNSMIL tarafından kolaylaştırılan yol haritasına destek verdiklerini teyit ettiler.

Yapılandırılmış diyalogun yeni hükümetin seçimi konusunda kararlar alan bir organ olmadığını yineleyen USNMIL, devlet kurumlarını güçlendirmek amacıyla, seçimlere elverişli bir ortam yaratmak ve yönetişim, ekonomi ve güvenlik alanlarındaki en acil sorunları ele almak için pratik önerileri incelemekle ilgilendiğini belirtti. UNSMIL, bunun uzun vadeli çatışmanın nedenlerini ele almak için politika ve yasama önerilerini inceleyerek ve geliştirerek başarılacağının altını çizdi. Ayrıca, yapılandırılmış diyalogun istikrarın önünü açacak ulusal bir vizyon üzerinde uzlaşma sağlamayı amaçlayacağına da dikkati çekti.

Bu gelişme, cumartesi günü Tacura, Sayad ve el-Hashan belediyelerinde ve Tobruk'taki bir oy verme merkezinde, düzenli ve sakin bir atmosferde belediye meclisi seçimleri için oy kullanma işleminin başlamasıyla eş zamanlı gerçekleşti. Komisyon Yönetim Kurulu’nun ana operasyon odası, oy verme sürecinin disiplinli ve organize bir ortamda, önemli bir engel olmadan plana göre ilerlediğini belirtti.

Komisyon, 93 sandık merkezinden oluşan 43 merkezin tamamının açık olduğunu doğruladı. Bu tur, şeffaflığı artırmak ve her türlü sahtekarlık girişimini önlemek amacıyla Tacura belediyesinde elektronik doğrulama teknolojisi (parmak izi) kullanıldı.

u78ı9o
Huri, cumartesi günü belediye seçimlerinde bir oy verme merkezini ziyaret ederken (UNSMIL)

Öte yandan UNSMIL, sorumlu yerel yönetimin kurulmasına katkıda bulunmak için tüm kayıtlı seçmenleri oy kullanmaya çağırırken, misyonun başkan yardımcısı Stephanie Huri, Tacura'daki oy verme merkezlerini ziyaret ederek oy verme sürecini ve elektronik seçmen doğrulama sisteminin kullanımını yerinde gözlemledi.

Bu seçimler, oy vermeyi geciktiren bazı teknik ve hukuki engellerin aşılmasının ardından, Komisyonun ülke çapında belediye meclislerini seçme planını çerçevesinde gerçekleşirken söz konusu plan, son iki yılda uygulanan ve nihai sonuçların kabul edilmesi ve seçilmiş meclislerin oluşturulmasıyla sonuçlanan önceki aşamaların başarısının bir uzantısı olarak değerlendiriliyor.


Kasım, Hizbullah üzerindeki kontrolünü sıkılaştırıyor

Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
TT

Kasım, Hizbullah üzerindeki kontrolünü sıkılaştırıyor

Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)

Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım, örgütün idari kurumları üzerindeki kontrolünü sıkılaştırmaya çalışıyor. Bu yüzden söz konusu kurumlara, eski Genel Sekreter Hasan Nasrallah'ın liderliği döneminde marjinalleştirilen yakın arkadaşları ve din adamı olmayan politikacıları getirdi.

Şarku’l Avsat’a konuşan kaynaklara göre yapılan en önemli değişiklikler arasında, eski bakan ve milletvekili Muhammed Fneyş’in Hizbullah’ın ‘hükümeti’ olarak kabul edilen yürütme organının başına geçmesi, milletvekili ve parlamento grubu başkanı Muhammed Raad'ın ise genel sekreter yardımcılığına atanmasının bekleniyor.

Kaynaklar, Kasım'ın, daha önce partinin yürütme organının sorumluluğunda olan ayrıntılara girmeden liderliği elinde tutan genel sekreterlik ile örgütün tüm kurumlarını birbirine bağlayarak Hizbullah’ı kontrol etmeye çalıştığına işaret etti.

Öte yandan, Başbakan Nevaf Selam, çok sayıda kişinin İsrail'in tekrarlanan saldırılarının ardından halen yeniden inşa edilmesini beklediği güney bölgesine tarihi bir ziyaret başlattı. Başbakan Selam'ın, Hizbullah tarafından kendisine karşı başlatılan ihanet kampanyasına rağmen tüm köylerde sıcak bir şekilde karşılanması dikkati çekti.