Kaddafi darbesi sonucu tahtını kaybeden son Libya Kralı İdris es-Senusi’nin torunu Şarku’l Avsat’a konuştu: Libya’daki krizi Krallığın yeniden kurulması çözebilir

Prens Muhammed el-Hasan er-Rıda es-Senussi (Şarku’l Avsat)
Prens Muhammed el-Hasan er-Rıda es-Senussi (Şarku’l Avsat)
TT

Kaddafi darbesi sonucu tahtını kaybeden son Libya Kralı İdris es-Senusi’nin torunu Şarku’l Avsat’a konuştu: Libya’daki krizi Krallığın yeniden kurulması çözebilir

Prens Muhammed el-Hasan er-Rıda es-Senussi (Şarku’l Avsat)
Prens Muhammed el-Hasan er-Rıda es-Senussi (Şarku’l Avsat)

Muammer Kaddafi’nin düzenlediği askeri darbe sonucu tahtını kaybeden son Libya Kralı İdris es-Senusi’nin torunu “Prens” Muhammed el-Hasan er-Rıza es-Senusi, Libya siyasi sahnesindeki tüm kaosa rağmen iyimser bir tablo çizdi. Ancak Prens, bu iyimserliğin, ‘hoşgörü’ ruhuyla tüm taraflarca sağlanması ve ülkenin tanık olduğu engelleri aşmak için çaba sarf edilmesi gerektiğini ifade etti. Prens, çözüm girişimlerinin sahibinin siyasi taraflar değil, halk olduğunu söylerken, kendilerini memnun edecek olan hükümet sistemine de halkın karar vereceğine dikkati çekti. Kaddafi öncesi Krallığa dönüş çağrısı yaptı.
25 Kasım 1956 tarihinde İdris es-Senusi tarafından veliaht prens olarak atanan ancak 28 Nisan 1992 tarihinde hayatını kaybeden Hasan er-Rıza es-Senusi’nin oğlu olan Muhammed el-Hasan, ülkesindeki kriz hakkında Şarku’l Avsat’a verdiği röportajda, “Sağlam bir anayasal temelin olmaması, karşılaşılan ana sorunlardan biridir” dedi. Aynı şekilde yerlerinden edilmiş Libyalılara da hitap eden Muhammed el-Hasan, vatanlarından uzakta olan tüm sakinlere geri dönme çağrısı yaparken, Muammer Kaddafi’nin ailesini, karısını ve çocuklarını da ülkeye dönmeye çağırdı. Prens ayrıca, Kaddafi’nin ailesine de Libya vatandaşları olduklarını, aynı hak ve görevlere sahip olduklarını hatırlattı.
1962 doğumlu olan Muhammed, bazı Libyalılar tarafından da ‘ülke krallığını devralması için yeniden yetkilendirilmeye’ çağrılıyor. Prens ayrıca, “Müslüman Kardeşler’in saldırganlığına maruz kalan çatışmaların devam etmesini düşünemiyoruz. Bu durum, tüm kapasite ve yeteneklerin dağılmasına yol açacaktır, vatanın bileşenlerini gruplara ve sınıflara ayıracaktır ve kardeşleri birbirlerini öldürmeye ve Libya’yı parçalamaya teşvik edecektir” ifadelerini kullandı.
Prens Muhammed ayrıca, “Libya halkını temsil etmeyen bireyler ve gruplar arasındaki güç mücadelesi nedeniyle Libya toplumunda çok fazla sorun yaşanıyor” dedi.
İşte “Prens” Muhammed el-Hasan er-Rıza es-Senusi’nin Şarku’l Avsat’a verdiği röportajın tamamı;

-Prens Muhammed el-Hasan’ın, 1990’ların başında büyüme döneminde Libya’dan ayrıldığını ve İngiltere’ni başkenti Londra’da ikamet ettiğini, yani krizler ve sancılara maruz kalan Libyalılardan uzak yaşadığını söyleyenler var. Sizin durum karşısındaki görüşünüz nedir?
Babamın hastalığı dolayısıyla Libya’dan ayrıldım, Allah ona rahmet eylesin. Ama 1969 darbesinden sonra yirmi yıldan fazla bir süre Libya’daydım ve Libya’daki olayların önemli bir bölümüne şahit oldum. Aynı şekilde ülkemdeki tüm gelişmeleri yakından takip ediyorum. Benim açımdan medya organlarında olmak, Libya ve halkının karşılaştığı koşullar ve gelişmelerin gereğince oldu, sadece görünmek için değil. Ne yazık ki bazı taraflar, medya organlarında görünmenin güç kanıtlamak ya da Libya’nın tanık olduğu gelişme alanlarından uzak kalıyormuş veya seçim yarışında koşuyormuş gibi görünmek olduğu kanaatinde. Ama anayasal krallık, köklü bir kurumdur ve bizler, halkından ve arzularından uzak değiliz.

-Monarşinin ülkede tekrar tesisi ve Krallık Anayasası’nın yeniden kabul edilmesi yönündeki çalışma çerçevesinde ülkedeki krizin, sadece anayasa yokluğundan kaynaklandığını mı düşünüyor musunuz?
Rakip siyasi taraflar arasındaki güç ilişkisini kontrol eden ve yasama meclisleri ile yürütme organlarının sorumluluğunu belirleyen sağlam bir anayasal temelin bulunmaması ve Libya vatandaşlarının bu denklemde yer almaması krizin temel sorunlarından biridir. Kraliyet çağrısı, kayıp bir yönetimi onarmak için bizim tarafımızdan yapılmış bir çağrı değil. Aksine anayasal meşruiyeti yeniden sağlamak insanların derinliklerinden geliyor. Bu ismi taşıyan samimi Libyalılar liderliğinde bir hareket var. Bunlar, Libya’nın tüm bölgelerinde aktif ve daha önce de ülkenin batısından doğusuna kadar çeşitli konferanslar düzenlemişlerdir. Tüm Libya oluşumlarından saygın bireylerin katıldığı bu konferanslar, toplumumuzun yasalara saygı gösteren bir devlet inşa etme arzularını yansıtmaktadır.

-Birçoğu, zamanın artık değiştiğini söylüyor. Bu sebeple de kraliyet dönemine geri dönüş için uygun bir fırsatın mevcut olmadığına inanıyorlar. Gelecek Devlet Başkanlığı seçimlerine kendinizi aday gösterme yönündeki bir görüşü destekler misiniz?
Libya’yı ve tarihini bilmeyenler için açığa kavuşturmamız gereken bir gerçek var. Geçen yüzyılın ortalarında başardıkları şeylerin ardından ve henüz komşu ülkeler bağımsızlıklarını kazanmamışken, devlet kurma hayalini gerçekleştirebilenler, Libyalılar oldu. Hala gurur duyduğumuz bir bağımsızlığa kavuştular. Monarşi, bu rüyaya ve bu başarıya katkıda bulunan duraklardan biriydi. Sonuç olarak bu başarı, Libya halkına aittir. Arzu edilen kurum ve hukuk devleti için bir çerçeve olarak hükümet sistemine karar veren Libya halkıdır.

-Uluslararası raporlar, Libya krizine ilişkin bölgesel meseleler, kabilecilik ve silahlı milisler gibi karmaşık bir tablodan söz ediyor. Anayasa devletinin bu engellerle nasıl başa çıkabileceğini düşünüyorsunuz?
Belirttiğiniz gibi, Libya hususunda dilden dile dolaşan bazı vasıflara dair yanlış anlaşılmalar var. Libya, toplumu kabilelerden oluşur. Ancak bu kabilecilik, bu vasfa atıfta bulunanların kastettiği türden değildir. Libya, en gelişmiş Arap toplumlarından biridir. Kabileleri, aileleri ve bireyleri, bir zamanlar bir kenara itilen bağımsız bir devlete ulaşmada en önemli role sahipti. Libya halkını temsil etmeyen veya bu konuda toplumsal oluşuma dahil olmayan bireyler ve gruplar arasındaki güç ve para çatışması nedeniyle Libya toplumunda ortaya çıkan birçok sorun var. Kuzey Afrika ve Ortadoğu’da kabilenin hala önemli bir sosyal role sahip olduğu Arap ülkeleri bulunuyor. Ama bazıları, Libya’dan daha karmaşık mezheplere ve kesimlere sahip olmalarına rağmen, tüm alanlarda ileri aşamalara ulaşmayı başardı ve barış, güvenlik ve uyum içinde yaşıyorlar.

-Libya’daki krizlerin kötüleşmesinden ve Birleşmiş Milletler’in (BM) siyasi taraflar arasında uzlaşı sağlamaya çalışan bir taraf olarak arenaya dahil olmasından bu yana yerli ve yabancı birçok girişim ortaya koyuldu. Ateşkes sağlamak amacıyla BM Genel Sekreteri Antonio Guterres’e gönderdiğiniz bir mesajınız var. Peki şu aşamada Libya çözümüne yönelik bir girişim ve vizyonunuz mevcut mu?
Girişimlerin sahipleri Libya halkıdır, yerel ya da uluslararası siyasi taraflar değil. Kendilerini memnun edecek olan hükümet sistemine de halk karar verecektir. Libya Krallığı, sadece bir hükümet sistemi değildir. Aksine halkın kurum ve hukuk devleti kurma arzusunu yerine getirmekteydi. Kurucu mecliste babalarımız ve büyükbabalarımız tarafından Libya anayasasını geliştirme ve yazma süreci, Kral İdris es-Senusi tarafından bir bağış değildi. Aynı zamanda gruba veya aileye bir hizmet değildi, siyasi güçlerin, kabilelerin ya da uluslararası tarafların çıkarlarını hedeflemiyordu. Veya çatışma taraflarının kabul edeceği bir uzlaşı sürecine dayalı bir süreç değildi. Libya anayasası, içeriği ve nihayetinde de Libya Krallığı devletinin inşası, daha iyi bir gelecek için zorlu çabaların ürünüdür.

-Rusya’nın Seyfu’l İslam el-Kaddafi ile temasını, siyasi eylem hakkına yönelik destekleri ve gelecek başkanlık seçimlerine katılımını nasıl değerlendiriyorsunuz?
Anayasa ve yasalar uyarınca Libya halkının mensupları eşit hak ve göreve sahiptirler, devletin genel sistemine bağlı kaldıkları sürece, kişisel ya da siyasi görüşleri nedeniyle vatandaşları etkileyen herhangi bir haksızlık yapılmamalıdır. Ne yazık ki 1969 Darbesinden sonra, birçok adaletsizliğe ve karalamaya tanık olduk, bizim ve ailelerimizin maaşlarında kesintilere maruz kaldık. Buradan ülkeleri dışında yaşamak zorunda kalan tüm Libya vatandaşlarının geri dönmeleri için derhal güvence sağlanması çağrısı yapıyorum. Aynı şekilde Muammer Kaddafi’nin ailesi de dahil olmak üzere Libya’nın içerisinde ve dışında yerlerinden edilmiş tüm sürgünlerin geri dönüşlerinin güvence altına alınmasını talep ediyorum. Çünkü onlar da Libya vatandaşıdır ve yasalar çerçevesinde aynı hak ve görevlere sahiptirler.

-İkinci yılına giren Trablus kuşatmasını nasıl değerlendiriyorsunuz?
Libya halkına ‘anavatanlarını inşa etmek ve bireylerinin iyi yaşam arzularını gerçekleştirmek’ için çalışma fırsatı bırakmayan bu ardışık krizlerin baskısı altında ülkemizin acı çekmesine tanık oluyoruz. Müslüman Kardeşler’in saldırganlığına maruz kalan çatışmaların devam ettiğini düşünemiyoruz. Bu durum, tüm kapasite ve yeteneklerin dağılmasına yol açacaktır, vatanın bileşenlerini gruplara ve sınıflara ayıracaktır ve kardeşleri birbirlerini öldürmeye ve Libya’yı parçalamaya teşvik edecektir.
Kuşkusuz iyi bir sistem kurmak için 2011 yılında meydana gelen değişimden bu yana çok sayıda ciddi girişimde bulunuldu. Ama Libya’nın toplumsal, kültürel ve politik özelliklerini göz önünde bulunduran sağlam bir anayasal temelli projelerin olmaması, başarısızlığı da kaçınılmaz kılmıştır.

-Size göre Libya’nın istikrarını garanti eden çıkış yolu nedir?
Hoşgörü; acı, yaralar ve nefrete galip gelmeli, ellerimiz birbirimize uzanmalıdır. Siyasi düzenlemelerden önce kardeşlik ve sevgi ruhu ortaya koyulmalıdır. Bunu başardığımızı ve Libya halkının ‘herkesin başarma yolunda kabiliyetli olmadığı şeyi’ başardığını kanıtlayan tarihimizden ders almalıyız. Ülkemiz ve gelecek nesiller için daha iyi bir gelecek sağlama yolunda bu tarihi unutmamalıyız.

-Son olarak birçok Libyalı, bağımsızlığın sağlandığı ve krallığın kurulduğu yıllarda Libya’nın tanık olduğu kalkınmayı hatırlar. Böyle bir kalkınma dönemine bir kez daha geri dönmek için bir yol var mı?
Libya Krallığı, 18 yıl boyunca mevcuttu. Tecrübe, dönem ve sınırlı yetenekleriyle, binlerce Libyalının kendileri, çocukları ve torunları için bir gelecek inşa etmesini sağlayan eğitim, sanayi, tarım ve sağlık sektörleri için ilk yapı taşlarını döşedi. Gerçekte birleşik bir devlet kuran bir sistem olmadan, Libya’daki rejimlerin birbirini takip etmesi mümkün olmazdı. En hassas koşullarda Allah’ın lütfuyla ortaya çıkarak bu devleti kurabilenlerin onurlu erkekler ve vatansever önderlerin şu an torunlarının yaşadığını söyleyebilirim. Onlar, Libya’yı daha iyi bir geleceğe ulaştırabilirler.



Meşal: Hamas silahlarını bırakmayacak ve Gazze’de yabancı yönetimi kabul etmeyecek

Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
TT

Meşal: Hamas silahlarını bırakmayacak ve Gazze’de yabancı yönetimi kabul etmeyecek

Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)

Hamas liderlerinden Halid Meşal bugün yaptığı açıklamada, Hamas’ın silahlarını bırakmayacağını ve Gazze Şeridi’nde ‘yabancı bir yönetimi’ kabul etmeyeceğini söyledi. Açıklama, ateşkes anlaşmasının, Hamas’ın silahsızlandırılmasını ve Gazze Şeridi’nin yönetimi için uluslararası bir komite kurulmasını öngören ikinci aşamasının başlamasının ardından geldi.

Hamas’ın yurt dışı sorumlusu ve eski Siyasi Büro Başkanı Meşal, 17. El Cezire Forumu’nda yaptığı konuşmada, “Direnişi, direnişin silahını ve direnişi gerçekleştirenleri suç saymak kabul edilemez” dedi.

Şarku’l Avsat’ın AFP’den aktardığına göre Meşal, “İşgal olduğu sürece direniş vardır. Direniş, işgal altındaki halkların bir hakkıdır; uluslararası hukukun, semavi dinlerin ve milletlerin hafızasının bir parçasıdır ve onunla gurur duyulur” ifadelerini kullandı.

İsrail ile Hamas arasında varılan ateşkes anlaşması, yıkıcı bir savaşın ardından, 10 Ekim’de yürürlüğe girdi. Anlaşma, Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi tarafından da desteklenen bir ABD planına dayanıyor.

Anlaşmanın ilk aşaması, 7 Ekim 2023’ten bu yana Gazze Şeridi’nde tutulan rehineler ile İsrail hapishanelerindeki Filistinli mahkûmların takasını, çatışmaların durdurulmasını, İsrail’in Filistin topraklarındaki yerleşim alanlarından çekilmesini ve Gazze Şeridi’ne insani yardımların girişini öngörüyordu.

İkinci aşama ise 26 Ocak’ta Gazze Şeridi’nde son İsrailli rehinenin cansız bedeninin bulunmasının ardından başladı. Bu aşama, Hamas’ın silahsızlandırılmasını, Gazze Şeridi’nin yaklaşık yarısını kontrol eden İsrail ordusunun kademeli olarak çekilmesini ve Gazze’nin güvenliğinin sağlanmasına ve Filistinli polis birimlerinin eğitilmesine yardımcı olmayı amaçlayan uluslararası bir istikrar gücünün konuşlandırılmasını içeriyor.

Plan kapsamında, Gazze Şeridi’nin yönetimini denetlemek üzere ABD Başkanı Donald Trump’ın başkanlığında, çeşitli ülkelerden isimlerin yer aldığı Barış Konseyi oluşturuldu. Ayrıca, Gazze Şeridi’nin günlük işlerini yürütmek üzere Filistinli teknokratlardan oluşan bir komitenin kurulması öngörüldü.

Meşal, Barış Konseyi’ne Gazze Şeridi’nin yeniden inşasını ve yaklaşık 2 milyon 200 bin nüfuslu bölgeye insani yardımların akışını mümkün kılacak ‘dengeli bir yaklaşım’ benimseme çağrısında bulundu. Meşal, aynı zamanda Hamas’ın Filistin topraklarında herhangi bir yabancı yönetimi kabul etmeyeceğini yineledi.

Meşal sözlerini şöyle sürdürdü: “Ulusal sabitelerimize bağlıyız; vesayet mantığını, dış müdahaleyi ve manda yönetimini kabul etmiyoruz… Filistinlileri Filistinliler yönetir. Gazze, Gazze halkınındır; Filistin, Filistinlilerindir. Yabancı bir yönetimi kabul etmeyeceğiz.”

Meşal’e göre bu sorumluluk yalnızca Hamas’a değil, ‘tüm canlı unsurlarıyla Filistin halkının liderliğine’ aittir.

İsrail ve ABD, Hamas’ın silahsızlandırılması ve Gazze Şeridi’nin askerden arındırılmış bir bölge haline getirilmesi talebini sürdürüyor. Hamas ise silahlarını gelecekte kurulabilecek bir Filistin yönetimine devretme ihtimalinden söz ediyor.

İsrailli yetkililer, Hamas’ın Gazze Şeridi’nde yaklaşık 20 bin savaşçıya sahip olduğunu ve hareketin elinde yaklaşık 60 bin kalaşnikof tüfek bulunduğunu öne sürüyor.

Ateşkes anlaşmasında öngörülen uluslararası gücü hangi ülkelerin oluşturacağı ise henüz netlik kazanmış değil.


Libya’da Yüksek Yargı Konseyi, Anayasa Mahkemesi kararlarına karşı muhalefetini artırıyor

BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
TT

Libya’da Yüksek Yargı Konseyi, Anayasa Mahkemesi kararlarına karşı muhalefetini artırıyor

BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)

Libya Yüksek Yargı Konseyi, Trablus'taki Yüksek Mahkeme Anayasa Dairesi'nin kararlarına karşı tavrını katılaştırarak, ‘yargıyı siyasallaştırma girişimlerine’ karşı sert bir uyarıda bulundu. Konsey, ‘bu hassas aşamada yargıya müdahale etme’ konusunda sert bir uyarıda bulundu. Ülke, yargıya da neredeyse ulaşan kronik siyasi ve askeri bölünmelerden mustarip durumda.

Yüksek Yargı Konseyi’nin bu tutumu, Anayasa Mahkemesi'nin Temsilciler Meclisi tarafından çıkarılan ve Yargı Sistemi Kanunu'nda değişiklikler içeren iki kanunu geçersiz kılma kararının ardından daha da belirginleşti. Bu durum, mevcut Yargı Yüksek Konseyi’nin kurulduğu anayasal dayanağın ortadan kalktığı ve bu kanundan kaynaklanan statüsünü kaybettiği anlamına geliyor. Dolayısıyla, önceki hükümlere uygun olarak yeniden oluşturulması gerekiyor.

Yüksek Yargı Konseyi tarafından cuma akşamı yapılan açıklamada ‘anayasal çevreden’ doğrudan bahsedilmeden yargı alanında yaşananlara, özellikle de bazılarının, kurumu zararlı bir kurum ile değiştirmek için anayasal olarak ilgili olduğunu düşündükleri araçları kullanarak yargının birliğini ve bağımsızlığını zayıflatma girişimlerine ilişkin duyulan üzüntü ifade edildi.

Konsey, bu kişilerin amacının, diğer tüm yetkileri elinden almak suretiyle, yalnızca siyasi ve dar bir kişisel çıkar olarak nitelendirilebilecek hedefleri gerçekleştirmek olduğunu değerlendirdi.

Yargının birliğini korumak, sorumlu davranmak ve ülkenin yararına hizmet etmek için, sonuçsuz kalacak bir fiili durum dayatmaya çalışanların devam eden uzlaşmaz tavırları karşısında bir süre en yüksek disiplin seviyesini uyguladığını da ekleyen Konsey, ülkenin tarihinde hassas ve tehlikeli bir dönemde, birliğin her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyulduğu bir zamanda yargıya müdahale etme girişimlerine işaret etti.

fdbfb
Libya Temsilciler Meclisi'nin önceki bir oturumundan bir kare (Libya Temsilciler Meclisi)

Bu gerginlik, Temsilciler Meclisi ile (yargı otoritesini oluşturan üç sütundan biri olan) Devlet Konseyi arasındaki hukuki ve siyasi çatışmanın bir parçası olarak görülüyor. Bu çatışma, siyaset koridorlarından yargının kalbine taşınırken Temsilciler Meclisi, bazı yasal değişikliklerle Yüksek Yargı Konseyi'ni yeniden yapılandırarak yargı üzerinde daha fazla etki sahibi olmaya çalışıyor. Devlet Konseyi bu hamleyi yargının ‘siyasileştirilmesi’ olarak değerlendirdi.

Bu turda, Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri'nin Libya Özel Temsilcisi ve Libya'daki BM Destek Misyonu (UNSMIL) Başkanı Hanna Serwaa Tetteh, bu diyaloğun yeni bir hükümet seçmek için bir organ olmaktan ziyade, Libyalıların kendi ülkelerinin geleceği için kendileri tarafından formüle edilen pratik çözümler geliştirmek amacıyla yürütülen bir ‘Libyalılar arası’ süreç olduğunu teyit etti.

Seçim çerçevesine ilişkin görüşmeler de “6+6” komitesinin kuralları ve danışma komitesinin tavsiyeleri temelinde, mevcut farklılıkların altında yatan garantileri ve siyasi endişeleri anlamaya odaklanarak yürütüldü.

Katılımcı üyeler ise, görüşmelerin genel ilkelerden usul ayrıntılarına doğru ilerlediğini belirttiler. Komisyon Yönetim Kurulu'ndaki boş koltuk krizinin çözülmesinin, gelecekteki seçimlere olan güveni güçlendirmek ve seçimlerin itiraz edilmesini veya kesintiye uğramasını önlemek için temel bir unsur olduğunu vurguladılar.

ert6y
Önceki belediye seçim kampanyasından (Komisyon Yönetim Kurulu)

Turun sonunda üyeler, Berlin Süreci Siyasi Çalışma Grubu'nun büyükelçilerine ve temsilcilerine ana önerilerini sundular. Büyükelçiler ve temsilciler, sürecin mart ayında yeniden başlaması ve uzun vadeli istikrarı sağlayacak ulusal bir vizyon etrafında uzlaşma sağlanmaya devam edilmesi koşuluyla, UNSMIL tarafından kolaylaştırılan yol haritasına destek verdiklerini teyit ettiler.

Yapılandırılmış diyalogun yeni hükümetin seçimi konusunda kararlar alan bir organ olmadığını yineleyen USNMIL, devlet kurumlarını güçlendirmek amacıyla, seçimlere elverişli bir ortam yaratmak ve yönetişim, ekonomi ve güvenlik alanlarındaki en acil sorunları ele almak için pratik önerileri incelemekle ilgilendiğini belirtti. UNSMIL, bunun uzun vadeli çatışmanın nedenlerini ele almak için politika ve yasama önerilerini inceleyerek ve geliştirerek başarılacağının altını çizdi. Ayrıca, yapılandırılmış diyalogun istikrarın önünü açacak ulusal bir vizyon üzerinde uzlaşma sağlamayı amaçlayacağına da dikkati çekti.

Bu gelişme, cumartesi günü Tacura, Sayad ve el-Hashan belediyelerinde ve Tobruk'taki bir oy verme merkezinde, düzenli ve sakin bir atmosferde belediye meclisi seçimleri için oy kullanma işleminin başlamasıyla eş zamanlı gerçekleşti. Komisyon Yönetim Kurulu’nun ana operasyon odası, oy verme sürecinin disiplinli ve organize bir ortamda, önemli bir engel olmadan plana göre ilerlediğini belirtti.

Komisyon, 93 sandık merkezinden oluşan 43 merkezin tamamının açık olduğunu doğruladı. Bu tur, şeffaflığı artırmak ve her türlü sahtekarlık girişimini önlemek amacıyla Tacura belediyesinde elektronik doğrulama teknolojisi (parmak izi) kullanıldı.

u78ı9o
Huri, cumartesi günü belediye seçimlerinde bir oy verme merkezini ziyaret ederken (UNSMIL)

Öte yandan UNSMIL, sorumlu yerel yönetimin kurulmasına katkıda bulunmak için tüm kayıtlı seçmenleri oy kullanmaya çağırırken, misyonun başkan yardımcısı Stephanie Huri, Tacura'daki oy verme merkezlerini ziyaret ederek oy verme sürecini ve elektronik seçmen doğrulama sisteminin kullanımını yerinde gözlemledi.

Bu seçimler, oy vermeyi geciktiren bazı teknik ve hukuki engellerin aşılmasının ardından, Komisyonun ülke çapında belediye meclislerini seçme planını çerçevesinde gerçekleşirken söz konusu plan, son iki yılda uygulanan ve nihai sonuçların kabul edilmesi ve seçilmiş meclislerin oluşturulmasıyla sonuçlanan önceki aşamaların başarısının bir uzantısı olarak değerlendiriliyor.


Kasım, Hizbullah üzerindeki kontrolünü sıkılaştırıyor

Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
TT

Kasım, Hizbullah üzerindeki kontrolünü sıkılaştırıyor

Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)

Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım, örgütün idari kurumları üzerindeki kontrolünü sıkılaştırmaya çalışıyor. Bu yüzden söz konusu kurumlara, eski Genel Sekreter Hasan Nasrallah'ın liderliği döneminde marjinalleştirilen yakın arkadaşları ve din adamı olmayan politikacıları getirdi.

Şarku’l Avsat’a konuşan kaynaklara göre yapılan en önemli değişiklikler arasında, eski bakan ve milletvekili Muhammed Fneyş’in Hizbullah’ın ‘hükümeti’ olarak kabul edilen yürütme organının başına geçmesi, milletvekili ve parlamento grubu başkanı Muhammed Raad'ın ise genel sekreter yardımcılığına atanmasının bekleniyor.

Kaynaklar, Kasım'ın, daha önce partinin yürütme organının sorumluluğunda olan ayrıntılara girmeden liderliği elinde tutan genel sekreterlik ile örgütün tüm kurumlarını birbirine bağlayarak Hizbullah’ı kontrol etmeye çalıştığına işaret etti.

Öte yandan, Başbakan Nevaf Selam, çok sayıda kişinin İsrail'in tekrarlanan saldırılarının ardından halen yeniden inşa edilmesini beklediği güney bölgesine tarihi bir ziyaret başlattı. Başbakan Selam'ın, Hizbullah tarafından kendisine karşı başlatılan ihanet kampanyasına rağmen tüm köylerde sıcak bir şekilde karşılanması dikkati çekti.