Dünya, yeni ilaçlar ve maske zorunluluğu ile salgını yeniyor

Milano’daki bir restoranın çalışanları, önleyici tedbirlere dikkat çekiyor (EPA)
Milano’daki bir restoranın çalışanları, önleyici tedbirlere dikkat çekiyor (EPA)
TT

Dünya, yeni ilaçlar ve maske zorunluluğu ile salgını yeniyor

Milano’daki bir restoranın çalışanları, önleyici tedbirlere dikkat çekiyor (EPA)
Milano’daki bir restoranın çalışanları, önleyici tedbirlere dikkat çekiyor (EPA)

Dünya, sosyal izolasyon kuralları ve bulunan yeni ilaçlar ile yeni tip koronavirüs (Kovid-19) uykusundan uyanıyor. Çıkarılan her yeni ilacın koronavirüsün neden olduğu hastalığın tedavisindeki etkisi ve faydası hakkında kapsamlı bilimsel tartışmalar yapılıyor. Etkili, güvenilir bir aşı ve uzmanların bu konudaki onayını bekleyen ülkeler, bir yandan da katı izolasyon önlemlerini yavaş yavaş gevşetiyor. Çoğu ülke; toplu taşımalar, kalabalık mekanlar, hatta iş yerlerinde maske takılmasını şart koşuyor.

Kök hücre tedavisi
Koronavirüs salgını, hakkındaki ilk araştırma ve bulguların 1960'larda Ernest McCulloch ve James Till tarafından sağlandığı kök hücre (vücudumuzdaki ana hücre türleri) tedavisi araştırmalarına yeni bir ivme kazandırdı.
Bağışıklık sistemi bozuklukları, bazı sinir sistemi hastalıkları, retina ve eklemlerle ilgili hastalıklar gibi şuanda kök hücre tedavisinin uygulandığı 40’tan fazla hastalık bulunuyor. Koronavirüs salgını ile beraber, dünya çapındaki birçok araştırma ekibi, kök hücrenin kullanıldığı klinik denemeler üzerinde çalışmaya başladı. Bunlardan biri de Birleşik Arap Emirlikleri’nde (BAE) gerçekleşti.
Koronavirüs hastaları için Abu Dabi Kök Hücre Merkezinde araştırmacı ve doktorlardan oluşan bir ekip tarafından geliştirilen kök hücre tedavisi, hastanın kanından kök hücrelerin alınmasının ardından bunların etkinleştirilip tekrar hastaya verilmesiyle gerçekleştiriliyor. Toz haline getirilen bu hücrelerin, sprey aracılığıyla hastaya verilip akciğerlere ulaşması sağlanıyor.
Mısır’daki Zevail Bilim ve Teknoloji Şehri’nde Kök Hücre Araştırmaları Merkezi Müdürü Dr. Necva el-Bedri, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, BAE’de gerçekleştirilen çalışmaların ABD, Çin, Ürdün gibi diğer ülkelerde yine koronavirüs tedavisi için yapılan 20’den fazla klinik çalışmadan farklı olduğunu söylüyor. BAE’deki çalışmalarda kök hücrenin hastanın kanından alındığını, diğer ülkelerdekilerin ise kök hücrenin farklı kaynaklardan alımına dayandığını ifade ediyor.
Nitekim bazı deneylerde ilik, göbek bağı, diş özü gibi kaynaklar kullanılabiliyor; ya da kök hücreler çeşitli ilaçlar ile birleştirilebiliyor.
Dr. Bedri, kök hücre çalışmalarının genelde hastanın damarlarına enjekte yoluyla yürütüldüğünü, ancak BAE’de yapılan çalışmanın bu hücrelerin akciğerlere solunması ile gerçekleştirildiğine dikkat çekiyor. Bu şekilde tedavinin, doğrudan akciğerin hedeflenmesi nedeniyle daha etkili ve hasta için daha rahat bir deneyim olacağını da ekliyor.
Dr. Bedri, aynı zamanda “Kök hücrenin direk hastanın kendi kanından alınması, vücudun bu hücreleri reddetme şansını zayıflatıyor. Hastaya verilmeden önce etkinleştiriliyor olmaları ise sitokin fırtınasını (sitokin salınım sendromu) azaltmaya yardımcı olacak bazı etmenlerin salgılanmasını sağlıyor” ifadelerini kullanıyor. Nitekim hücre tedavilerinde yan etki olarak betimlenen sitokin fırtınası, yoğun bakım ünitelerindeki hastaların hayatta kalmak için savaşmak zorunda kaldığı azılı düşmanlardan sayılıyor.
Sitokin salınım sendromu, tetikleme durumunda çok sayıda hücrenin aktive edildiği ve bu hücrelerin bağışıklık reaksiyonlarında vücudu korumak için oluşturulan sitokinleri serbest bıraktığı yanıt türüdür.  
Dr. Bedri’nin BAE’nin söz konusu çalışmasında dikkat çektiği önemli özelliklerden biri de tedavinin çok sayıda hastada denenmiş olması. Nitekim BAE haber ajansı (WAM), tedavinin 73 vakada denendiği, toz halinde sprey vasıtasıyla bu kişilere verilen kök hücrelerin akciğerlere ulaşmasının ardından test sonuçlarının negatif sonuç verdiğini aktarmıştı. Diğer yandan, örneğin Çin’de bu tür bir tedavi yalnızca 7 kişi üzerinde denenmişti.
Dr. Bedri, BAE’de yürütülen çalışmanın, tedavinin etkinliğinden emin olunması için hala daha fazla sayıda hasta üzerinde denendiğini dile getiriyor.

Plazma kullanımı
İngiltere’de de Kovid-19 hastalarına kan plazması tedavisi uygulanması planlanıyor. Bu kişilerin virüsle mücadele eden bağışıklık sistemlerine koronavirüsü atlatan hastalardan alınan kandaki antikorlar vasıtasıyla destek verilmesi hedefleniyor. Başbakan Boris Johnson’un hayatını kurtarmasına yardımcı olduğunu belirttiği Londra’daki Guy's and St Thomas Hastanesi, Kovid-19’u yenen donörlerden alınan plazmalara başvuracak.
Reuters’ın haberine göre, hastanenin yoğun bakım danışmanı Dr. Manu Shankar-Hari, “Şuana kadar Kovid-19’la mücadelede etkisi kanıtlanmış bir tedavi şekli mevcut değil. İyileşen kişilerden alınan plazma ise vücutları yeterince antikor üretemeyen hastalar için umut verici olabilir. Denemeler başarılı olduğu taktirde bu tedavi şekli yaygın hale gelebilir” ifadelerini kullanıyor.
Öte yandan, Fransa’daki Ulusal İlaç ve Sağlık Ürünleri Güvenliği Ajansı (ANSM) tarafından Perşembe günü yapılan açıklamada, durumu ağır Kovid-19 hastalarının tedavisinde immün plazma tedavisinin uygulanmasına izin verildiği bildirildi. Nitekim ülkede aslında 7 Nisan’da uygulanmaya başlanan bu tedavi şekli, daha önceden yalnızca klinik denemeler ile sınırlandırılmıştı. Ancak AFP’nin haberine göre ANSM tarafından yapılan açıklamada, “durumu ağır hastaların hayatta kalma şansını artırmak” için bu tedaviye izin verildiği belirtildi.
Söz konusu açıklamada, iyileşen kişilerden alınan plazmaların Kovid-19 hastalarının tedavisindeki etkinliğini ve güvenilirliğini değerlendirmeyi amaçlayan klinik çalışmaların devam ettiği belirtildi. Aynı zamanda “Bazı veriler, Kovid-19 hastalarının sahip olduğu plazmanın virüsle mücadele eden aktif antikorlar içerdiğini göstermekte; bu, şiddetli akut solunum yolu sendromundan muzdarip hastaların iyileşme oranlarını artırabilir” ifadeleri kullanıldı.
Plazmanın Kovid-19’la mücadeledeki etkisinin henüz kanıtlanmadığını belirten ANSM, “Bu nedenle plazma kullanımı, mümkün olduğu sürece klinik denemeler çerçevesinde yapılmalıdır” açıklamasında bulundu.

Maske zorunluluğu
Kovid-19’la mücadelede alınan izolasyon önlemlerinin yavaş yavaş hafifletildiği İspanya’da, Başbakan Sanchez, dün, toplu ulaşım araçlarında maske takmanın 4 Mayıs itibariyle zorunlu olacağını açıkladı. Hükümet, maske kullanımını düne kadar yalnızca tavsiye etmekle yetiniyordu.
Nitekim Sanchez, vatandaşların bu kurala uyabilmeleri için ülke çapında 6 milyon, belediye ve valiliklere 7 milyon, Uluslararası Kızılhaç Komitesi gibi sosyal kurumlara ise 1,5 milyon maske dağıtılacağını duyurdu. 25 bin 100 can kaybı ile, Kovid-19 salgınından en çok etkilenen ülkelerden biri olan İspanya, 14 Mart’ta uygulanmaya başlanan izolasyon prosedürlerini geçen hafta hafifletmeye başlamıştı.
İzolasyonun kademeli olarak kaldırılmasının ilk aşaması, birkaç küçük adada yarın, ülke çapında ise 11 Mayıs'ta uygulanmaya başlayacak. Ticari işletmeler; AVM’ler hariç ve restoranların dış mekanları dahil olmak üzere, belirli koşullar altında çalışmaya devam edebilecek. Bu aşamalı tedbirler, salgının gidişatına göre, Haziran ayı sonuna kadar devam edecek.
Almanya, bu hafta başlarında, ülkenin dört bir yanında maske kullanımını zorunlu hale getirmişti. Toplu taşıma araçlarında maske takmanın zorunlu hale getirilmesinin ardından, Berlin İçişleri Senatörü Andreas Geisel’in açıklamalarına göre, başkent bunun ticari işletmelerde de uygulanması kararı aldı. Burun ve ağzın kapanmasını gerektiren karar dahilinde, mendil kullanımına da izin veriliyor. 15 bölgenin daha benzer bir karar almasıyla, bu kural ülkenin dört bir yanında uygulanır hale geldi.
Fransa’da da toplu taşımalarda maske takımı zorunlu olacak. Başbakan Edouard Philippe, maskelerin virüsle bir arada yaşama planının bir parçası olacağını söylüyor. Anaokulları ve ilkokulların 11 Mayıs itibariyle gönüllü olarak yeniden açılacağını söyleyen Philippe, 18 Mayıs’ta ise ortaokulların açılmaya başlayacağını, öğrencilere maske takma zorunluluğunun getirileceğini belirtti.



İsrail kabinesi, Batı Şeria topraklarının ilhakını genişletme kararlarını onayladı

İşgal altındaki Batı Şeria’nın El Halil kentinin batısında, Filistinlilere ait evler ve dükkanlar İsrail buldozerleri tarafından enkaz yığınlarına dönüştürüldü. (AFP)
İşgal altındaki Batı Şeria’nın El Halil kentinin batısında, Filistinlilere ait evler ve dükkanlar İsrail buldozerleri tarafından enkaz yığınlarına dönüştürüldü. (AFP)
TT

İsrail kabinesi, Batı Şeria topraklarının ilhakını genişletme kararlarını onayladı

İşgal altındaki Batı Şeria’nın El Halil kentinin batısında, Filistinlilere ait evler ve dükkanlar İsrail buldozerleri tarafından enkaz yığınlarına dönüştürüldü. (AFP)
İşgal altındaki Batı Şeria’nın El Halil kentinin batısında, Filistinlilere ait evler ve dükkanlar İsrail buldozerleri tarafından enkaz yığınlarına dönüştürüldü. (AFP)

Ynet haber sitesi bugün, İsrail kabinesinin Batı Şeria’daki arazi tescili ve mülkiyet prosedürlerinde temel değişiklikleri onayladığını bildirdi. Yeni düzenlemeler, Filistinlilere ait bazı evlerin yıkılmasına izin veriyor.

Yedioth Ahronoth’un internet sitesi Ynet, yeni kararların İsrail'in işgal altındaki Batı Şeria’nın A Bölgesi’nde Filistinlilere ait binaları yıkmasına izin vereceğini ve Batı Şeria genelinde yerleşim faaliyetlerinin önemli ölçüde genişlemesine yol açacağını doğruladı.

zsdcfgt
Batı Şeria’daki İsrail askerleri (Reuters)

Şarku’l Avsat’ın Ynet’ten aktardığına göre İsrail kabinesinin aldığı kararlar, Oslo Barış Anlaşmaları kapsamında ilk asker çekilme dalgasında İsrail ordusunun çekilmediği tek şehir olan El Halil’de İsrail-Filistin çatışmasını çözmeye yönelik geçici bir adım olması amaçlanan 1997 El Halil Protokolü’nün ilkelerine aykırı.


Rusya'da 15 yaşındaki saldırgan dehşet saçtı: Nazi sembolü çizdi

Moskova'da bir polis aracı (Temsili/Reuters)
Moskova'da bir polis aracı (Temsili/Reuters)
TT

Rusya'da 15 yaşındaki saldırgan dehşet saçtı: Nazi sembolü çizdi

Moskova'da bir polis aracı (Temsili/Reuters)
Moskova'da bir polis aracı (Temsili/Reuters)

Rusya'nın Başkurdistan Cumhuriyeti'nde cumartesi günü bir üniversite yurdunda bir gencin bıçaklı saldırı dizisi sonucu en az 6 kişi yaralandı. Yaralananlar arasında öğrenciler de var.

Haberlere göre bıçak taşıdığı belirtilen 15 yaşındaki çocuk, cumartesi günü Ufa'daki Devlet Tıp Üniversitesi'nin yurduna girip öğrencilere saldırmaya başladı. Gencin milliyetçi sloganlar attığı ve Nazi sembolü çizdiği bildirildi.

Rusya İçişleri Bakanlığı Sözcüsü Tümgeneral Irina Volk, RTVI haber sitesine yaptığı açıklamada, "Saldırgan gözaltına alınmaya direndi ve bu sırada iki polis memuru bıçaklandı. Ayrıca şüpheli kendine de zarar verdi" dedi. Şüpheli, ağır yaralı halde yerel bir çocuk hastanesine kaldırıldı.

Moskova'nın yaklaşık 1200 km doğusundaki Ufa'daki yetkililer, olayla ilgili üst düzey soruşturma başlattı. Saldırıda yaralanan en az 4 kişi hastaneye kaldırıldı ve birinin durumunun kritik olduğu düşünülüyor. Yaralananlar arasında Hintli öğrenciler de bulunuyor.

Moskova'daki Hindistan Büyükelçiliği, "Ufa'da talihsiz bir saldırı yaşandı. Aralarında 4 Hintli öğrencinin de bulunduğu birçok kişi yaralandı" açıklamasını yaptı.

Büyükelçilik, yetkililerle temas halinde olduğunu ve "Kazan'daki konsolosluktan yetkililerin yaralı öğrencilere yardım etmek üzere Ufa'ya hareket ettiğini" belirtti.

Görgü tanıkları, kaotik anları "her yer kan içindeydi" diyerek anlattı. Ren TV, yaralıların ambulanslarla hastaneye taşındığını gösteren görüntüleri yayımladı.

Yerel Baza kanalına göre, şüpheli yasaklı bir neo-Nazi örgütüne mensuptu. Economic Times'a göre Rusya'daki üniversitelerde 30 binden fazla Hintli öğrencinin eğitim gördüğü tahmin ediliyor.

Independent Türkçe


New START anlaşmasının sona ermesinin ardından büyük nükleer güçler arasındaki gerilim tırmanıyor

Pekin'de İkinci Dünya Savaşı'nın sona ermesini anmak için düzenlenen askeri geçit töreninden bir kare, 3 Eylül 2025 (Reuters)
Pekin'de İkinci Dünya Savaşı'nın sona ermesini anmak için düzenlenen askeri geçit töreninden bir kare, 3 Eylül 2025 (Reuters)
TT

New START anlaşmasının sona ermesinin ardından büyük nükleer güçler arasındaki gerilim tırmanıyor

Pekin'de İkinci Dünya Savaşı'nın sona ermesini anmak için düzenlenen askeri geçit töreninden bir kare, 3 Eylül 2025 (Reuters)
Pekin'de İkinci Dünya Savaşı'nın sona ermesini anmak için düzenlenen askeri geçit töreninden bir kare, 3 Eylül 2025 (Reuters)

Rusya ve ABD arasında her iki ülkedeki nükleer silahları sınırlandırmak için imzalanan New START anlaşmasının bu hafta sona ermesinden bu yana, dünyanın önde gelen nükleer güçleri arasındaki gerilim tırmanıyor. Washington, gelecekteki herhangi bir anlaşmaya Pekin'i de dahil etmek isterken, Moskova ise Paris ve Londra'nın nükleer silahlanma konusunda yapılacak çok taraflı müzakerelere katılmasını talep ediyor. İki nükleer güç New START anlaşmasının kısıtlamalarından kurtulduğundan, uzmanlar her iki tarafın da taviz vermeden kazanç elde etmeye çalışacağı yeni bir silahlanma yarışından endişe duyuyor.

Çin'in belirsiz tutumu

Çin, nükleer silahların yayılmasını sınırlamak için yeni bir antlaşma müzakerelerine katılma fikrini reddetti. Batılı bir diplomat, Pekin'in iki büyük nükleer güce yetişmenin ne kadar zor olacağı konusunda ‘kasıtlı olarak belirsiz’ kalmayı tercih ettiğini söyledi. Çin'in toplamda yaklaşık 600 nükleer savaş başlığı var. Bu sayı, ABD ve Rusya'nın şu anda sahip olduğu toplam bin 700 savaş başlığından çok daha az ve iki büyük nükleer gücün cephaneliklerindeki toplam nükleer savaş başlığı sayısından da çok daha az. Ancak çoğu gözlemci, Çin'in nükleer savaş başlığı üretimini artırdığı konusunda hemfikir. ABD'nin tahminlerine göre bu sayı 2030 yılına kadar bine, 2035 yılına kadar ise bin 500'e ulaşabilir.

Eski ABD Stratejik Komutanlığı (STRATCOM) Komutanı emekli Amiral Charles A. Richard, ABD Senatosu Silahlı Kuvvetler Komitesi'nde verdiği ifadesinde, Çin'in yeteneklerinin ‘istihbarat topluluğunun raporlarından’ daha yüksek tahmin edilmesini istedi. Emekli Amiral, bu rakamın gerçeklere daha yakın olması için ‘iki veya üç katına çıkarılması gerektiğini’ de sözlerine ekledi.

Öte yandan Singapur Ulusal Üniversitesi'nden Siyaset Bilimci Ja Ian Chong, Çin'in bu konudaki şeffaflık eksikliğinin birçok soruna yol açtığını savundu.

Fransız Haber Ajansı AFP’ye konuşan Ja Ian Chong, “Bu şeffaflık eksikliği ve gizlilik, yanlış hesaplama riskini artırıyor” dedi.

Siyaset Bilimci, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Bazı analistler, Pekin'in gerçek kapasitesini gizlemeye çalıştığına inanıyor. Bu, nükleer silahlarını koruyabilir ve potansiyel düşmanlarının karşı önlemler geliştirmesini engellemede belirli bir avantaj sağlayabilir.”

Çin'in nükleer kapasitesini ulusal güvenlik için gerekli minimum düzeyde tuttuğunu ısrarla savunduğunu belirten Chong, “Ancak bu iddiayı bağımsız olarak doğrulamanın bir yolu yok” ifadelerini kullandı.

Sıcak hat... Ancak Çin'in durumu farklı

Rusya ile ABD arasında 1962 yılında neredeyse bir savaşın patlak vermesine yol açan Küba Füze Krizi'nden bir yıl sonra, iki ülkenin liderleri, olası benzer bir acil durumda hızlı bir şekilde iletişim kurabilmeleri için bir sıcak hat (kırmızı telefon) kurdular, ancak Çin'in durumu farklı.

ABD Senatosu komitesine “Rusya ve ABD'nin Soğuk Savaş sırasında öğrendiği şey, bu kadar büyük yıkıcı güce sahip sistemleri sorumlu bir şekilde yönetmekti” diyen emekli Amiral Richard, “Çin'in ise aynı dersleri alıp almadığını bilmiyoruz” diye ekledi.

Diğer taraftan Londra merkezli Chatham House'da araştırmacı olan Georgia Cole, “Çin'in nükleer silahları sınırlamayı amaçlayan görüşmelere katılmakta isteksiz olmasının nedenlerinden biri, diğer iki büyük gücün çok gerisinde kalmasıdır” yorumunda bulundu.

Trump'ın Pekin'in müzakere masasında olmasını istediğini söyleyen Georgia Cole, ancak ‘Çin, Washington ve Moskova ile eşit düzeye gelmedikçe resmi nükleer silah azaltma görüşmelerine katılmayacağını ısrarla vurguladığı için bunun şu anda olası olmadığını’ belirtti.

Rusya'nın manevrası

Rusya ise, ABD'nin Çin'in katılımında ısrarcı tutumuna karşılık olarak, BM Güvenlik Konseyi (BMGK) üyesi olan Avrupa’daki iki nükleer güç olan İngiltere ve Fransa'dan da aynı şeyi talep etti. Rusya'nın Cenevre'deki BM Ofisi Daimi Temsilcisi Gennady Gatilov geçtiğimiz cuma günü yaptığı açıklamada, ülkesinin katılım isteğinin ‘ABD'nin NATO'daki askeri müttefikleri’ olan İngiltere ve Fransa'nın katılımına bağlı olduğunu söyledi.

Bu arada Fransa Uluslararası İlişkiler Enstitüsü'nün güvenlik uzmanı Elouaz Fayeh'e göre iki Avrupa ülkesinin toplam nükleer savaş başlığı sayısı 500'den az, ancak Rusya, hepsini Batılı güçler olarak görerek, bunların ABD ile aynı ‘kefeye’ konulmasını istiyor.

Fayeh, bunun iki ülkeyi ‘iki süper gücün pazarlık kozu’ haline getireceğini ve Fransa'nın bunu sık sık reddettiğini belirtti. Nükleer tehditler

Washington'da, New START anlaşmasının eski ABD baş müzakerecisi Rose Gottemoeller, ABD Senato Komitesi’ne verdiği ifadede Pekin'in gelecekteki nükleer müzakerelere katılmasının gerekliliğini vurguladı. Gottemoeller, Pekin'in nükleer tehditler konusunda ABD ile diyalog başlatmanın yollarını bulmaya büyük ilgi gösterdiğini” düşündüğünü söyledi.

Dolayısıyla Pekin silah kontrolü ile ilgili görüşmelere katılmayı reddetse bile, bu tehlikeler ele alınmalı. Silah cephanelerinin ABD’ninkinden çok daha küçük olduğunu belirten Gottemoeller, buna karşın füzelerin ateşlenmeden önceden bildirilmesinin ve acil hat düzenlemeleri gibi hususların, nükleer silahları müzakere masasına getirme ve modernizasyon programlarında yapılanlara dair bu düzeyde bir belirsizliğin sürdürülmemesi konusunda bir diyalog başlatmak için önemli araçlar olduğunu açıkladı.

Gottemoeller, bunun ‘niyetlerini öğrenmek için onlarla konuşmak’ şeklindeki başlıca ve en önemli hedef olması gerektiğinin de altını çizdi.