Bölünmeye giden ‘yeni bir Güney Sudan’ mı yoksa sadece ‘sorunlu bir mesele’ mi?

Malik Akar, siyasi bağlılıklardan uzak birleşik bir ulusal ordu istiyor (Fotoğraf: Hasan Hamid)
Malik Akar, siyasi bağlılıklardan uzak birleşik bir ulusal ordu istiyor (Fotoğraf: Hasan Hamid)
TT

Bölünmeye giden ‘yeni bir Güney Sudan’ mı yoksa sadece ‘sorunlu bir mesele’ mi?

Malik Akar, siyasi bağlılıklardan uzak birleşik bir ulusal ordu istiyor (Fotoğraf: Hasan Hamid)
Malik Akar, siyasi bağlılıklardan uzak birleşik bir ulusal ordu istiyor (Fotoğraf: Hasan Hamid)

Mina Abdulfettah
Kuzey ve Güney Sudan savaşı 2005 yılında Kenya'nın Naivasha şehrinde Kapsamlı Barış Anlaşması'nın imzalanmasıyla sona erdi. Bu, 2011 yılında Güney Sudan'ın ayrılmasıyla taçlandı. Diğer taraftan Güney Sudan, Güney Kordofan ve Mavi Nil eyaletlerinden kaynaklanan siyasi, etnik ve askeri bölünmelerin yankılarını beraberinde götürmedi. Sıcak temas bölgelerini içeren bu geniş alan, “yeni Güney Sudan'a” dönüştü. Sudan Halk Kurtuluş Hareketi-Kuzey (SPLM-N) bu bölgelerde konuşlandı. Daha önce hareket, Nuba Dağları’nda güçlerini konuşlandıran Abdulaziz el-Helu’nun ve Mavi Nil Eyaleti'nde konuşlanan Malik Akar’ın liderliğini yaptığı iki ayrı kanattan oluşuyordu.
Hükümet güçleri ile Sudan Halk Kurtuluş Hareketi güçler arasında Güney Kordofan Eyaleti'nin yönetim merkezi Kadugli ve diğer bir dizi bölgede zaman zaman çatışmaların yaşandığı gözleniyor. Sudan’daki geçiş hükümeti iki kanat arasında müzakerelerini sürdürüyor. Malik Akar kanadı, anlaşmanın daha sonra Darfur hareketlerini içermesini şart koşuyor. Daha radikal olan Abdulaziz el-Helu kanadı, Abdulvahid Muhammed Nur liderliğindeki Sudan Kurtuluş Hareketi (SLM-AW) tarafından destekleniyor.
Geçiş hükümeti kapsamlı bir barış anlaşması imzalayacağına inanıyor ve böylece yıllarca süren iç savaşı sona erdirmeyi, yasama meclisini oluşturmayı, eyaletlere sivil valiler atamayı ve geçici iktidar yapılarını tamamlamayı umuyor.

Müzakere süreci
Sudan geçiş hükümetinin Sudan Halk Kurtuluş Hareketi-Kuzey (SPLM-N) ile yürüttüğü müzakereler, muhalif güçlerden ve silahlı hareketlerden oluşan Devrimci Cephe İttifakı ile olan sürecin yalnızca bir parçasıdır.
Mavi Nil ve Güney Kordofan sürecinde hükümet ile Malik Akar liderliğindeki Halk Kurtuluş Hareketi arasında bir anlaşma imzalandı. Anlaşmada yönetim meseleleri, güvenlik düzenlemeleri, düşmanlıkların sona erdirilmesi ve insani yardımların gerekli yerlere ulaştırılması gibi bir dizi mesele çözüme kavuştu.
Diğer yandan Abdulaziz el-Helu liderliğindeki Sudan Halk Kurtuluş Hareketi-Kuzey (SPLM-N) ile olan müzakereler ise ‘laik devlet ve bölge haklarının kaderlerini kendilerinin belirlemesi’ yönündeki talepler doğrultusunda çıkmaza girdi. Hükümet, yönetimim yapısında gidilecek bir bölünmenin ancak anayasal bir konferansla yapılması gerektiğini düşünüyor.
Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı habere göre, 14 Mart 2020'de Nuba Dağları ve Mavi Nil bölgelerindeki yönetim ve yetkiler konusunda 14 Mart 2020 tarihinde ön anlaşma imzalanmasına rağmen Sudan geçiş hükümeti heyeti ile Malik Akar’ın liderliğini yaptığı kanadın Cuba’da sürdürdükleri barış görüşmeleri tamamlanmadı. Bununla birlikte Nuba Dağları bölgesinde gerginlikler devam ediyor. Geçiş hükümeti ile Abdülaziz el-Helu kanadı arasındaki çıkmazla birlikte yeni bir askeri savaşa dair uyarı zili çalıyor. Abdülaziz el-Helu, imzalanan anlaşmayla herhangi bir ilgisi olmadığını açıkladı. Taraflar ortak bir ilkeler bildirgesine ulaşmakta başarısız oldular ve bunun yanı sıra laik devlet ve kendi kaderini tayin etme hakkı ile ilgili anlaşmazlıklar da devam etmektedir.

Tıkanıklığın zirvesi
Nuba Dağları'ndaki çatışma, Kurtuluş hükümetinin 1989 yılında iktidara gelmesine kadar geçen süreçte dini bir niteliğe sahip olmadı. 1984 yılından bu yana sorunlu olan bölgede 2002 yılında yeniden savaşın patlak vermesinin ardından Nuba Dağları bölgesi sakinleri, Sudan Halk Kurtuluş Hareketi’nin yönetimi altında 6 yıl boyunca özerklik talep ettiler. Bölgenin kaderi ise bu sürenin ardından belirlenecekti. Bölge vatandaşları, SPLM’ye hükümetle kendi kaderini tayin hakkı konusunda müzakere etme yetkisi verdi.
2002 yılında imzalanan ve Nuba Dağları Anlaşması olarak da bilinen anlaşma, şu hususları içeriyordu: Düşmanlık durumunun sona erdirilmesi, sivillerin hareket özgürlüğünün sağlanması, insani yardımların ilgili yerlere ulaştırılması, askeri harekatlar ile tüm şiddet eylemlerinin durdurulacağı bir ateşkes ve dini, etnik veya politik nedenlerle vatandaşların hiçbir şekilde terörize edilmemesi.
Güney Sudan’nın 2011 yılında ayrılmasının ardından Nuba bölgesi insanlarının çoğu ve özellikle Sudan Halk Kurtuluş Hareketi’ne mensup olan kişiler, hükümet ile SPLM arasında imzalanan Kapsamlı Barış Anlaşması’nın tamamlanması için kurban edildiklerini ve bahane olarak alındıklarını hissettiler. Güney Sudan için kendi kaderini tayin etme hakkını içeren anlaşma, Nuba bölgesi için sadece ‘halk istişaresi’ içeriyordu. Bu kanun ile Kapsamlı Barış Anlaşması, Güney Kordofan ve Mavi Nil eyaletlerine has oldu. Bu kapsamda kurulan mekanizma ise Kapsamlı Barış Anlaşması'nın ne ölçüde uygulandığının bilinmesi için yasama konseyi tarafından her iki eyaletten seçilecek olan kişilerden oluşan komitenin vatandaşların görüşünü almak için çalışıyordu.
Kapsamlı Barış Anlaşması'nda yer alan ‘halk istişaresi’ teriminin belirsizliğine rağmen anlaşma, bölge halkı tarafından kabul edildi. O zamanlar Ulusal Kongre Partisi mensupları, bunu bağlayıcılığı olmayan bir anket olarak gördüler. Sudan Halk Kurtuluş Hareketi mensupları ise bunu kendi kaderini tayin hakkı olarak anladılar.

Kaderini tayin
Nuba Dağları bölgesi halkının talepleri, petrol boru hatlarının geçtiği bölgenin hakkı ihmal edilmeksizin kalkınmayı sağlayacak öz-yönetim çağrısı olarak ya da ötekileştirilmiş hisseden Nuba Dağları halkı için kendi kaderini tayin hakkının tanınması olarak özetlenebilir.
Bu şuur tarih kadar eskidir. Nitekim bölge sakinleri eski sultanlar tarafından köle elde etmek amacıyla birçok kez istilalara maruz kaldılar. Böylece bölge, ekonomik ve insan kaynakları bakımından zayıfladı. Türk yönetimi sırasında marjinalleşme daha da arttı. Aynı şekilde bölge köle elde etmek adına yapılan istilalara maruz kaldı. Bu da bölge sakinlerinin dağlara sığınmasına ve tecrit olmalarına yol açtı.
Bölge halihazırda, kuzey ve güney arasında merkezi bir konumda bulunmak yerine başka bir çatışmanın odağı haline geldi. Böylece halk ordusu, meseleyi ele aldı ve buradaki hareketin vizyonunu benimsedi. Bu durum gerilimleri daha da tırmandırdı.
Çeşitli yönelimler Nuba Dağları'ndaki savaşları körükledi. Eski hükümet herhangi bir siyasi anlaşmayı reddederken, SPLM ise siyasi bir anlaşma için kendi kaderini tayin hakkını bir şart olarak öne sürmekten geri adım atmadı. Bu durum, Haziran 2017'de hareketin parçalanmasıyla sonuçlanan üçüncü bir eğilimin ortaya çıkmasına neden oldu. Nuba Dağlarını Kurtarma Konseyi, Malik Akar’ın hareketin liderliğinden alınmasını, bütün devrimci ayrıcalıklarının kaldırılmasını, Genel Sekreter Yasir Aramn’ın görevine son verilmesini, bu iki ismin ‘kurtarılmış bölgeler’ olarak isimlendirilen alanlara girmemeleri yönünde karar aldı. Karar kapsamında hareketin başına ve dolayısıyla ordunun komutanlığına Abdülaziz Helu getirildi.
Konsey ayrıca Akar ve Arman’ın hareketin Güney Kordofan'da kontrolü altında bulunan topraklara da girmelerini yasakladı. Toplantının ardından yapılan açıklamada alınan bu kararların gerekçeleri olarak, Akar ve Arman’ın ‘hükümet ile yapılan müzakerelerde kendi kaderini tayin hakkının şart koşulmasını reddetmeleri ve onlarca kişinin hayatını kaybetmesine sebep olan şiddet olaylarına sebep olmaları’ yer aldı. O tarihten itibaren Sudan'ın kurtuluşunu talep eden hareket ikiye bölündü.
Akar liderliğindeki hareket 17 Aralık 2019'da hareketin kontrolü altında olan bölgelere insani yardımın ulaştırılması için Sudan hükümeti ile bir anlaşma imzaladı. Anlaşma insani yardımların ulaştırılmasının yanı sıra düşmanlıkların durdurulması, izleme ve uygulama komitelerinin kurulması gibi bir dizi madde de içeriyordu.
Abdulaziz el-Helu liderliğindeki Sudan Halk Kurtuluş Hareketi-Kuzey (SPLM-N) ‘laik devlet ve bölge haklarının kaderlerini kendilerinin belirlemesi’ yönündeki taleplerinden vazgeçmiyor. Akar ise Güney Sudan gibi hala barışı temin edememiş bir ülkeyi göz önünde bulundurarak böyle bir talebi ciddiyetsiz görüyor. Akar devletin laikliğiyle ilgili olan talebin bir sonraki anayasal konferansında dikkate alınması gerektiğini düşünüyor. Bir diğer anlaşmazlık noktası, Akar’ın siyasi mensubiyetlerden uzak bir şekilde birleşik ve ulusal bir ordu talebine karşılık, Abdulaziz el-Helu’nun Sudan'da iki ordunun bulunmasını istemesidir.
Önceki hükümet, dağ halkının taleplerine cevap vermedi ve yaklaşık 48 bin kilometrekarelik bir alana sahip olan Nuba Dağları'ndan da vazgeçmedi. Bu bölge petrol zengini olan Güney Kordofan Eyaleti’nin bir parçasıdır. Petrol boruları dağların eteklerinden geçerken, savaş anıları eski düşmanlıklarla birlikte dağların tepelerinde yankılanıyor.
2011 yılının haziran ayının başlarında Sudan Halk Kurtuluş Hareketi'ne bağlı olan halk ordusu ile Sudan silahlı kuvvetlerinden oluşan ortak güçlerin bazı garnizonlarında çatışmalar patlak verdi. Bir savaş bitti ve bir başkası tutuşturuldu. Devrik lider Ömer el-Beşir hükümeti dönemindeki silahlı kuvvetler ve halk ordusu tarih boyunca buranın idaresinden vazgeçmediler. Oysa eski zamanlardaki savaşçılar labirentler ile dolu olan bu geniş ve tehlikeli bölgede savaşmaktan kaçınmışlardı.
Bu çatışmalar, bölge halkından olan kimseleri eyalette bazı pozisyonlara getiren eski rejimin çöküşüyle ​​ortadan kalkacak gibi görünmüyor. Bilakis bu bir kader mücadelesidir. Bu mücadele, dağların ne kadar  kararlı olduğunu gösterecek.



İran Cumhurbaşkanı: ABD ile görüşmeler ‘ileriye doğru bir adım’

Tahran’daki bir meydanda bulunan binanın üzerinde yer alan ABD karşıtı afişin önünden geçen İranlılar
Tahran’daki bir meydanda bulunan binanın üzerinde yer alan ABD karşıtı afişin önünden geçen İranlılar
TT

İran Cumhurbaşkanı: ABD ile görüşmeler ‘ileriye doğru bir adım’

Tahran’daki bir meydanda bulunan binanın üzerinde yer alan ABD karşıtı afişin önünden geçen İranlılar
Tahran’daki bir meydanda bulunan binanın üzerinde yer alan ABD karşıtı afişin önünden geçen İranlılar

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan bugün yaptığı açıklamada, cuma günü ABD ile gerçekleştirilen görüşmelerin ‘ileriye doğru bir adım’ olduğunu belirtti. Pezeşkiyan, Tahran’ın herhangi bir tehdide tolerans göstermeyeceğini vurguladı. Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ise ülkesinin uranyum zenginleştirme konusundaki kararlılığını yineleyerek, Tahran’ın ABD’nin müzakereleri sürdürme konusundaki ciddiyetine ilişkin ‘şüpheleri’ olduğunu açıkladı.

Pezeşkiyan, X platformunda yaptığı paylaşımda, “Bölgedeki dost ülkelerin yürüttüğü takip çabaları sayesinde gerçekleşen İran-ABD görüşmeleri, ileriye doğru bir adım teşkil etti” ifadesini kullandı.

Pezeşkiyan, görüşmelerin her zaman barışçıl çözümler bulma stratejisinin bir parçası olduğunu belirterek, nükleer konusundaki yaklaşımlarının Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Antlaşması’nda açıkça yer alan haklara dayandığını söyledi. Pezeşkiyan, İran halkının her zaman saygıya saygıyla karşılık verdiğini ancak güç diline hiçbir şekilde tolerans göstermediğini kaydetti.

Arakçi bugün yaptığı açıklamada, Tahran’ın uranyum zenginleştirme konusunda kararlı olduğunu ve savaşla tehdit edilse dahi bu tutumundan geri adım atmayacağını söyledi. Arakçi, hiçbir tarafın İran’a ne yapması gerektiğini dikte etme hakkına sahip olmadığını vurguladı.

Arakçi, Tahran’da düzenlenen Ulusal Dış Politika ve Dış İlişkiler Tarihi Konferansı’nda yaptığı konuşmada, “Görüşmeler, İran’ın haklarına saygı duyulup bu haklar tanındığında sonuç verir. Tahran dayatmaları kabul etmez” dedi.

Arakçi, hiçbir tarafın İran’dan uranyum zenginleştirmeyi sıfırlamasını talep etme hakkı olmadığını belirterek, buna karşın Tahran’ın nükleer programına ilişkin her türlü soruya yanıt vermeye hazır olduğunu ifade etti.

Diplomasi ve müzakerelerin temel yol olduğunu belirten Arakçi, “İran hiçbir dayatmayı kabul etmez. Çözümün tek yolu müzakerelerdir. İran’ın hakları sabittir. Bugün hedefimiz, İran halkının çıkarlarını korumaktır” diye konuştu.

Arakçi, bazı taraflarda ‘bize saldırdıklarında teslim olacağımız’ yönünde bir kanaat bulunduğunu belirterek, “Bu asla gerçekleşmez. Biz diplomasinin de savaşın da (her ne kadar savaşı istemesek de) ehliyiz” uyarısında bulundu.

Arakçi, daha sonra düzenlenen bir basın toplantısında, “Karşı tarafın uranyum zenginleştirme konusunu kabul etmesi gerektiğini, bunun müzakerelerin temeli olduğunu” söyledi. Arakçi, görüşmelerin devamının ‘karşı tarafın ciddiyetine bağlı’ olduğunu belirterek, Tahran’ın barışçıl nükleer enerji hakkından asla geri adım atmayacağını vurguladı.

Arakçi, “İran’a yeni yaptırımların uygulanması ve bazı askerî hamleler, karşı tarafın ciddiyeti ve gerçek müzakerelere hazır olup olmadığı konusunda şüpheler uyandırıyor” dedi. Ayrıca, Tahran’ın ‘tüm göstergeleri değerlendireceğini ve müzakerelerin sürdürülüp sürdürülmeyeceğine karar vereceğini’ ifade etti.

Arakçi, karşı tarafla dolaylı görüşmelerin olumlu sonuç elde etmeye engel teşkil etmediğini belirterek, müzakerelerin yalnızca nükleer dosya çerçevesinde yürütüleceğini, İran’ın füze programının hiçbir zaman görüşmelerin ana konusu olmadığını söyledi.

Yeni müzakere turunun tarihi henüz belirlenmedi; bu konuda Umman Dışişleri Bakanı ile istişare edileceği kaydedildi.

İran ve ABD, cuma günü Umman’da nükleer görüşmeler gerçekleştirdi. Arakçi, bu önemli müzakerelerin başarısızlığının Ortadoğu'da yeni bir savaşı tetikleyebileceğine dair endişelerin artması üzerine, görüşmelerin iyi bir başlangıç olduğunu ve devam edeceğini söyledi.

Arakçi, Umman’ın başkenti Maskat’ta yapılan görüşmelerin ardından, “Tehditlerden ve baskılardan vazgeçilmesi, herhangi bir diyalog için şarttır. Tahran yalnızca kendi nükleer konusunu görüşür… ABD ile başka bir konuyu tartışmayacağız” dedi.

Taraflar, uzun süredir devam eden Tahran-Batı nükleer anlaşmazlığının çözümü için diplomasiyi yeni bir şansa kavuşturma konusunda istekli olduklarını ifade ederken, ABD Dışişleri Bakanı Marko Rubio, çarşamba günü yaptığı açıklamada, Washington’un görüşmelerin nükleer programın yanı sıra balistik füze programı, İran’ın bölgede silahlı gruplara verdiği destek ve ‘kendi halkıyla ilişkisi’ konularını da kapsamasını istediğini söyledi.

İranlı yetkililer ise defalarca, bölgedeki en büyük füze stoklarından birine sahip olan ülkenin füze konusunu müzakerelerde gündeme getirmeyeceklerini belirtti. Daha önce, Tahran’ın uranyum zenginleştirme hakkının tanınmasını talep ettiği açıklanmıştı.

Washington açısından ise İran içinde yürütülen uranyum zenginleştirme faaliyetleri, potansiyel olarak nükleer silah üretimine yol açabilecek bir süreç olarak görülüyor. Tahran ise uzun süredir nükleer yakıtın silah amaçlı kullanılmasına dair herhangi bir niyetinin bulunmadığını yineliyor.


Moskova’nın Güney Kafkasya'daki duruma ilişkin tavrında değişiklik

Beyaz Saray'da Bakü ve Erivan arasında imzalanan anlaşma sırasında ABD Başkanı Donald Trump, Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev ve Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan objektiflere imzalarını gösterirken (AFP)
Beyaz Saray'da Bakü ve Erivan arasında imzalanan anlaşma sırasında ABD Başkanı Donald Trump, Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev ve Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan objektiflere imzalarını gösterirken (AFP)
TT

Moskova’nın Güney Kafkasya'daki duruma ilişkin tavrında değişiklik

Beyaz Saray'da Bakü ve Erivan arasında imzalanan anlaşma sırasında ABD Başkanı Donald Trump, Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev ve Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan objektiflere imzalarını gösterirken (AFP)
Beyaz Saray'da Bakü ve Erivan arasında imzalanan anlaşma sırasında ABD Başkanı Donald Trump, Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev ve Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan objektiflere imzalarını gösterirken (AFP)

Rusya’nın Ermenistan Büyükelçisi Sergey Kuperskin, Rusya’nın Ermenistan ile ABD arasındaki ‘Trump'ın Uluslararası Barış ve Refah Yolu’ projesini yakından takip ettiğini ve bu girişime katılma olasılığını görüşmeye hazır olduğunu açıkladı.

Bu açıklama, yüzyıllardır Moskova'nın hayati etki alanı ve Rusya'nın zayıf noktası olarak kabul edilen Güney Kafkasya bölgesinde artan Amerikan faaliyetlerine ilişkin Rusya'nın tutumunda bir değişiklik olduğunu gösterdi. Bu bölge, defalarca dalgalanmalara ve Rusya'nın etkisine yönelik tehditlere tanık oldu.

edrft
Ermenistan ve Azerbaycan arasında anlaşmanın imzalanmasının ardından Beyaz Saray'da Donald Trump, İlham Aliyev ve Nikol Paşinyan tokalaşırken, 8 Ağustos 2025 (Reuters)

Azerbaycan'ı güney Ermenistan üzerinden Nahçıvan bölgesine (Ermenistan'ın adlandırmasına göre Nahichevan) bağlayan tartışmalı ‘Zengazur Koridoru’ kara projesine atıfta bulunan Kuperskin, ülkesinin ‘projeyle ilgili gelişmeleri takip ettiğini ve diğer hususların yanı sıra, Ermenistan Cumhuriyeti'ndeki demiryolu sektörünün bakımı ve geliştirilmesinde Rusya ile Ermenistan arasındaki yakın işbirliğini de dikkate alarak, müzakerelere katılmaya ve bu girişime katılma olasılığını görüşmeye hazır olduğunu’ söyledi.

Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov daha önce bu konuyu belirsiz ifadelerle ele almıştı. Lavrov, “Bu projenin somut pratik detayları henüz şekillenmeye başladı ve projenin başlatılması biraz zaman alacak” dedi.

tvrfv
Soldan sağa: Azerbaycan, Kazakistan, Rusya, Beyaz Rusya, Özbekistan, Tacikistan ve Ermenistan liderleri 10 Ekim'de Duşanbe'deki BDT zirvesinin yapıldığı binaya doğru ilerlerken (EPA)

Rusya Dışişleri Bakanlığı Enformasyon ve Basın Dairesi Başkanı Mariya Zaharova da Rusya'nın, Rusya Demiryollarının benzersiz uzmanlığından yararlanmak da dahil olmak üzere, projeye katılım seçeneklerini araştırmaya hazır olduğunu duyurdu.

Moskova, geçtiğimiz yıl ağustos ayında Washington'da Ermenistan ve Azerbaycan arasında varılan anlaşmanın bazı ayrıntılarına ilişkin çekincelerini daha önce dile getirmişti. Bakü ve Erivan arasındaki barış çabalarından duydukları memnuniyeti dile getiren Rus yetkililer, ABD'ye bölgede doğrudan varlık gösterme hakkı verilmesine ilişkin ayrıntılara açıkça memnuniyetsizliklerini ifade ettiler.

Azerbaycan ve Ermenistan tarafları, ABD'nin himayesinde düzenlenen ve onlarca yıldır taraflar arasında doğrudan arabuluculuk yapan Moskova'nın davet edilmediği bir toplantıda, barış ve on yıllardır süren çatışmanın sona ermesi için bir ön anlaşma imzaladı. İki ülke arasında barışın tesis edilmesi ve ilişkilerin güçlendirilmesine ilişkin anlaşma, Azerbaycan ile Ermenistan üzerinden Nahçıvan Özerk Bölgesi'ni birbirine bağlayan bir koridorun oluşturulmasına ilişkin bir madde içeriyordu. Bu konu, iki ülke arasında önemli bir anlaşmazlık noktasıydı.

dcfgtyhu
Dağlık Karabağ'daki Azerbaycan kontrol noktası, Ağustos 2023 (AFP)

Erivan, ‘Trump'ın Uluslararası Barış ve Refah Yolu’ olarak adlandırılan koridorun kurulması için ABD ve üçüncü taraflarla iş birliği yapmayı kabul etti. Bu gelişme, özellikle projeyi uygulamak için Amerikan şirketlerinin davet edilmesi konusundaki tartışmaların artmasıyla, Rusya ve İran’ın bölgedeki çıkarlarına doğrudan bir tehdit oluşturdu ve ABD’nin uzun vadeli ekonomik, ticari ve güvenlik varlığının kurulması anlamına geliyordu. Moskova, Washington'u doğrudan eleştirmekten kaçınırken, bazı yetkililer sadece dolaylı olarak memnuniyetsizliklerini dile getirdiler. İran ise, bu koridorun kendisini Kafkasya'dan izole edeceği ve sınırlarına yabancı bir varlık getireceği endişesiyle, koridorun kurulmasına şiddetle karşı çıktı.

Birkaç gün önce, ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Ermenistan Dışişleri Bakanı Ararat Mirzoyan ile yaptığı görüşmede, Erivan'ın Washington'a kendi topraklarındaki koridorda bir pay vereceğini doğruladı. ABD Dışişleri Bakanlığı, yüzde 74'ü ABD'ye ait olacak şekilde, bu arazide demiryolu ve karayolu altyapısının inşasından sorumlu olacak bir şirket kurulacağını açıkladı. Dışişleri Bakanlığı'nın çerçeve metninde belirtildiği üzere, projenin ABD'nin yatırımlarına ve ‘kritik ve nadir minerallere’ ABD pazarına erişimine olanak sağlaması bekleniyor. Rubio, toplantı sırasında “Anlaşma, egemenlik ve toprak bütünlüğünden ödün vermeden ekonomik faaliyete ve refaha nasıl açılabileceğimizi gösteren, dünya için bir model olacak” dedi. “Bu, Ermenistan için, ABD için ve ilgili herkes için iyi olacak” diye ekleyen Rubio, Trump yönetiminin artık ‘anlaşmayı uygulamak için’ çalışacağını vurguladı.

sdfrgth
Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan (sağda), Erivan'da İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan ile yaptığı görüşmede imzalanan anlaşma belgelerini değiş-tokuş ederken (EPA)

Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan ise Azerbaycan'ı Nahçıvan'a bağlayan koridorun güvenliğinin ‘üçüncü bir ülke değil, Ermenistan tarafından’ garanti edileceğini vurguladı.

Rusya'nın projeye ilişkin tutumundaki gelişme ve projeye katılma isteği konusunda görüşmelerin başlamasına, Moskova'nın Avrupa ile daha geniş bir iş birliğine yönelmeden önce Rusya'nın yakın müttefiki olan Ermenistan'a gönderilen mesajlar eşlik etti.

Bakan Lavrov, birkaç gün önce Ermenistan Ulusal Meclisi Başkanı Alen Simonyan ile yaptığı görüşmede şunları söyledi:

"Ermenistan'ın, Avrupa Birliği (AB) ve Avrupa Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü (NATO) üyelerinin Rusya'ya stratejik bir yenilgi yaşatmak amacıyla açıkça savaş ilan ettiği bu durumun arkasındaki nedenleri tam olarak anladığını, şüphe ve hatta yalanlar saçan bir anlatının iki ülkemizin kamuoyunu domine etmemesini içtenlikle umuyorum.”

Ülkesinin ‘hiçbir ortağının herhangi bir yönde dış ilişkiler geliştirmesine asla itiraz etmediğini’ vurgulayan Lavrov, ancak Rusya’nın AB’deki muhataplarının, söz konusu ülkeyi sürekli olarak ‘ya bizimle ya da onlarla’ şeklindeki iki seçenek arasında seçim yapmaya zorladığını belirtti.


Netanyahu, İran ile müzakereleri görüşmek üzere çarşamba günü Washington'da Trump ile bir araya gelecek

Trump ve Netanyahu'nun Washington'da gerçekleşen daha önceki bir görüşmeden (Reuters)
Trump ve Netanyahu'nun Washington'da gerçekleşen daha önceki bir görüşmeden (Reuters)
TT

Netanyahu, İran ile müzakereleri görüşmek üzere çarşamba günü Washington'da Trump ile bir araya gelecek

Trump ve Netanyahu'nun Washington'da gerçekleşen daha önceki bir görüşmeden (Reuters)
Trump ve Netanyahu'nun Washington'da gerçekleşen daha önceki bir görüşmeden (Reuters)

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun ofisinden dün yapılan açıklamada, Netanyahu'nun çarşamba günü Washington'da ABD Başkanı Donald Trump ile bir araya gelerek İran ile müzakereleri görüşeceği bildirildi.

Reuters'ın aktardığı açıklamada, Netanyahu'nun ‘(İran ile) yapılacak herhangi bir müzakerede balistik füzelerin sınırlandırılması ve İran'ın bölgedeki vekillerine verilen desteğin durdurulmasının yer alması gerektiğine inandığı’ belirtildi.

Reuters'a göre çarşamba gün  yapılacak görüşme, ABD Başkanı Trump’ın geçtiğimiz yıl ocak ayında göreve dönmesinden bu yana Netanyahu ile Trump arasında yapılacak yedinci görüşme olacak. Öt yandan İsrail basınına göre Netanyahu, Trump'a İsrail'in İran'ın nükleer programını tamamen yok etme kararlılığını vurgulayacak.

İran ile ABD arasında geçtiğimiz cuma günü Umman'da nükleer dosyasına ilişkin görüşmeler gerçekleştirdi. İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, bu önemli müzakerelerin başarısızlığının Ortadoğu'da yeni bir savaşı tetikleyebileceği yönündeki endişelerin artması üzerine, görüşmelerin iyi bir başlangıç olduğunu ve devam edeceğini söyledi. Ancak Umman'ın başkenti Maskat'ta yapılan görüşmelerin ardından, ‘tehditlerin ve baskının kaldırılması herhangi bir diyalogun başlaması için şart’ olduğunu vurgulayan Arakçi, “(Tahran) sadece nükleer meselesini görüşecek... ABD ile başka hiçbir konuyu görüşmeyeceğiz” dedi.

Öte yandan her iki taraf da Tahran ile Batı arasında uzun süredir devam eden nükleer anlaşmazlığı çözmek için diplomasiye yeni bir şans vermeyi kabul ettiklerini belirtti. ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, geçtiğimiz çarşamba günü yaptığı açıklamada, Washington'ın müzakerelerin İran'ın nükleer programı, balistik füze programı ve bölgedeki silahlı gruplara verdiği desteğin yanı sıra ‘kendi halkına davranış biçimini’ de kapsaması istediğini söyledi.

İranlı yetkililer, bölgedeki en büyük füze programlarından biri olan İran'ın füze programını tartışmayacaklarını defalarca kez belirtmiş ve Tahran'ın uranyum zenginleştirme hakkının tanınmasını istediğini söylemişlerdi.

Diğer taraftan Washington’a göre nükleer bombaya giden potansiyel bir yol olan İran'ın uranyum zenginleştirme faaliyetleri kırmızı çizgiyi oluşturuyor. Tahran ise uzun süredir nükleer yakıtı silah amaçlı kullanma niyetinde olmadığını vurguluyor.