Afrika’daki yolsuzluk sorununun üstesinden nasıl gelinebilir?

İktidardaki elitler, Afrika’da kamu parasını ele geçirmek için yetkilerini kullanıyor (AFP)
İktidardaki elitler, Afrika’da kamu parasını ele geçirmek için yetkilerini kullanıyor (AFP)
TT

Afrika’daki yolsuzluk sorununun üstesinden nasıl gelinebilir?

İktidardaki elitler, Afrika’da kamu parasını ele geçirmek için yetkilerini kullanıyor (AFP)
İktidardaki elitler, Afrika’da kamu parasını ele geçirmek için yetkilerini kullanıyor (AFP)

Emani et-Tavil
Zihnimden, “yolsuzluk seviyesinin en yüksek olduğu ülkelerden biri olarak sınıflandırılan bir Afrika ülkesinin ordusunda askeri bir komutanı beklerken, inişte uçağın altında bulunan, hayatımda ilk kez gördüğüm ‘Rolls-Royce’ model arabaya ait o anıyı” hiç çıkartamıyorum. Şaşkınlıktan dilimi yutmuştum, çünkü içindeki adamı tanıyordum. O adam, yakın zamana kadar etnik temelde hiçbir ayrım gözetmeksizin, adil bir güç ve servet paylaşımı için bir silahlı harekette savaşçıydı.

Şok sahnesi
Bu gerçek sahne, Afrika’daki yolsuzluğun, yarım asırdan daha uzun bir süredir kıtanın karşı karşıya kaldığı önemli ikilemlerden biri olduğunu gösteriyor. Bu olgu, ‘vatandaşların zorlu toplumsal sorunlara yol açan yoksulluğu, ekonomilerin zayıflaması, tamamı iç düzeyde siyasi istikrarsızlığa neden olan ulusal orduların yeteneklerine etkileri, terör olgusunun alevlenmesi, organize suçların ortaya çıkışı, insan ticareti ve kıta düzeyinde yasadışı göç gibi’ şu anda Afrika’nın karşı karşıya olduğu birçok sorunun ana verilerinden biri olarak derinleşmiş durumda.
‘Sudan’da Yolsuzlukla ve Temkinsizlikle Mücadele’ komisyonunun ortaya koyduğu şeyin, ‘iktidardaki elitlerin kamu parasını ele geçirmek için yetkilerini nasıl kullandıklarını’ ve ‘sınırlı bir yönetici sınıfın ya da onlara yakın çevrelerin ellerindeki zenginlik kaynaklarına nasıl odaklandıklarını’ gösteren bir durum olduğu söylenebilir. Gönüllü bir kuruluş olan ‘Sıfır Yolsuzluk Örgütü’ tarafından hazırlanmış istatistiklere göre bu faaliyetler, Sudan’ın kamu hazinesinden yaklaşık 18 milyar dolar kaybetmesine neden oldu. Bu çerçevede Afrika’da, son iki yılda yolsuzluk alanlarında birçok şok edici sahne kaydedildi. Bunların başında ise milyonlarca paranın, halk devrimiyle devrilen Sudan Devlet Başkanı Ömer el-Beşir’in evinden çıkması geliyor. Aynı şekilde ‘en zengin Afrikalı kadın’ olarak nitelendirilen, Angola eski cumhurbaşkanının kızı Isabel dos Santos’un, Aralık 2019’da Cumhurbaşkanı Lourenço’nun seçilmesinden aylar sonra petrol ve gaz şirketi Sonangol’un başkanlığından atılması da bu sahnelerden biri.
Bir diğer sahne ise yaygın yolsuzluk nedeniyle şu anda parlamenterlerinin yarısı ile soruşturulmakta olan Madagaskar’dan. Kongo’da da Şeffaflık Örgütü, ulusal makamlar tarafından herhangi bir uygulama ortaya koyulmadan, ülkenin siyasi elitleri tarafından kara para aklama ve zimmete para geçirme konusunda tekrarlanan raporlar yayınladı.
Tabi ki bu sahneler, Birleşmiş Milletler’in (BM) yardımların gerçek faydalanıcılarına ulaşmasını sağlamak için dünyanın diğer bölgelerine kıyasla Afrika’da iki kat daha fazla uygulama ortaya koymasına katkı sağladı. Uluslararası Şeffaflık Örgütü, bu yılın başlarında yayınladığı raporunda, Sahra altı Afrika ülkelerini ‘küresel düzeyde yolsuzluğun en fazla’ olduğu bölgeler olarak nitelendirmişti.
Bu utanç verici davranışlarda Şeyseller birinci sırada yer alırken, onu Botsvana, Ruanda, Mauritius, Güney Sudan, Ömer el-Beşir’in düşüşünden önceki Sudan ve Ekvator Ginesi takip etti.

Afrika’da yolsuzluk nedenleri
Bu dramatik sahnenin şemsiyesi altında Afrika’daki yolsuzluğun nedenlerini, bir yandan ulusal devletin selameti üzerindeki etkisi, diğer yandan da kıta sorunlarının şiddetlenmesini ele alabiliriz. Öyle ki bu etkenler, bölgesel istikrarsızlığın alevlenmesine etkili bir şekilde katkıda bulundu.
Güç aktarımının olmadığı, genellikle tüm taraflara adil bir siyasi çevrede yaklaşmayan, siyasi güçlerin ve toplumsal grupların gerçekçi bir temsilini içermeyen, şeffaf bir seçim mekanizmasının bulunmadığı uygulamalara yaklaşımı açısından siyasi sistemin doğasının, yolsuzluğun yayılmasında ya da yayılmamasında temel rol oynadığı söylenebilir.
Tüm bunlar, iktidarı uzun bir süre boyunca sınırlı siyasi elitlerin ellerine bıraktı. Bu elitler ise, kendilerine kesinlikle yasadışı olan ayrıcalıklar ve zenginlikler sağladı. Şaşırtıcı bir şekilde bu elitler, başta ulus ötesi şirketlerden gelen, batı siyasi desteği aldı. Haksız getirilerle, Afrika’nın birincil kaynaklarını ele geçirmeye yoğunlaştı. Nihayetinde de zaman zaman yolsuzluk yapan siyasi elitlere karşı caydırıcı tedbirler alma hususunda hükümetin önüne engel koydu.
Almanya ve İsviçre hükümetleri için danışman olarak çalışan araştırmacı Papa Demba Tiam'ın ifadeleri bu açıdan önemli. Öyle ki birkaç yıl boyunca finanse edilen bir proje çerçevesinde çok taraflı bir finans kurumu tarafından ortaya koyulan birkaç yüz milyon dolarlık kayıp ve israf durumu da dahil olmak üzere, birçok Afrika ülkesinde özel yolsuzluk vakalarının görüldüğüne dikkati çekti. İlgili kurum, yakın zamanda ‘projenin yeterince tatmin edici olmadığını’ belirtmişti.
Söz konusu kurumun kural ve prosedürlere uygun şekilde bir projenin belirlenmesini, hazırlanmasını, geliştirilmesini, müzakere edilmesini, onay ve denetimini yürüten bir kurum olduğu belirtiliyor.
Bununla birlikte faydalanıcı ülke, ‘projenin yanlış yönetimi” hususunda bir suçlamaya maruz kaldı. Nihayetinde ise bu fikri ve uygulanmasını denetleme başmüfettişinin aynı ülkenin finans kurumu operasyonlarının ilk sorumlusu olmasına rağmen devlet, diğer fonların reddedilmesine maruz kaldı. Projenin çöküşünde büyük bir pay sahibi olan üst düzey yetkili, ‘faydalanıcı’ ülkenin liderini azarlamaktan da geri durmadı.
İç düzeyde ise yolsuzlukla mücadele, seçimlerde oy kazanmak üzere birkaç aday için oy pusuları olarak kullanılabilir. Uluslararası Şeffaflık Örgütü’nün 2018 yılında yayınlanan bir raporuna göre belki de 2016’dan bu yana Fildişi Sahili ve Senegal cumhurbaşkanlarını yolsuzlukla mücadelenin uygulanmasında geri adım atmaya yönelten durum bu oldu.
Dikkat edilmesi gereken en önemli noktalardan biri belki de Afrika ülkelerindeki bürokrasinin, onu kuşatmak yerine yolsuzluğu desteklemedeki rolü olabilir. Öyle ki yolsuzluğu kuşatmak için siyasi bir iradeye sahip olsa bile devletin yeteneklerinin uygulanmasını engellemede temel bir rol oynadı. Bu durum yöneticilerin ellerini çeşitli makamlara uzattı. Bu ise kurumun çalışma sistemini kontrol etmelerini ve bunlarla ilgili ciddi soruşturmaları engellemelerini, ahlaki ve dürüstlük kurallarının ihlaline dair, soruşturma sistemindeki ana mekanizmaları kontrol etmelerini sağladı. Rejimi kontrolü altına almasına, onu kötüye kullanmasına, başka bir ifadeyle de yolsuzluk yapmasına olanak tanıdı. Bu durum, kendi ahlaki ve dürüstlük kurallarını ihlal ettiği, yolsuzluğu bildirilenleri de etkisiz hale getirdiği anlamına geliyor. Bu çerçevede bürokrasi, yoksulluktan kurtulmaya çalışan ülkelerin ve nüfusların yapısal kapasitelerinin yok olmasına katkıda bulundu.

Afrika yolsuzluğunun yansımaları
Söz konusu ifadelerden Afrika’daki yolsuzluk olgusunun, bölgesel istikrar süreci üzerinde korkunç yansımalara yol açtığı ve kıtadaki tüm ülkelerin ekonomilerini tehdit ettiği anlaşılabilir. Yaygın yolsuzluk uygulamalarından kaynaklanan yoksulluk, Avrupa’yı tehdit eden yasadışı göçlerin yaşanmasına neden oldu. Yoksulluk aynı zamanda terörizm olgusunda da bir faktör olarak sayılıyor, terörizm veya organize suçu geçim aracı olarak kullanan terörist milislere insan kadroları sağlamada rol oynuyor.
Yolsuzluk olgusu, devlet kurumunu ve ulusal sınırlarını korumakla görevli askeri kuruluşların ihlallerine de katkıda bulundu. Uluslararası raporlara göre örneğin, Afrika’nın Sahel ülkelerinde Boko Haram ile mücadele edilememesi, bu örgütün bu askeri kuruluşların mensuplarına düzenli rüşvetler vermesiyle bağlantılı. Bu durum ise söz konusu terör örgütünün varlığının devam etmesinin en önemli nedenlerinden biri sayılabilir.
Afrika’da devam eden yolsuzluk sorunu çerçevesinde geleneksel yöntemlere güvenmemek ve yalnızca yolsuzlukla mücadeleyle görevli kuruluşların faaliyetlerine itimat göstermeyen yeni yöntemler bulmaya çalışmak gerekebilir. Ancak aynı zamanda normal halkın yolsuzluk faaliyetlerini de bildirmek için bir mekanizma sağlayan yeni platformlar geliştirilebilir ve gözlemler genişletilebilir.
Tabi ki Afrika ülkelerinde basın özgürlüğü ve parlamentoların etkinliği, halkların yeteneklerine dayanan ve derhal modernleştirilmeye ihtiyaç duyan Afrika bürokrasilerinin değerlendirme ve takip faaliyetlerinde önemli roller oynamakta.
*Emani et-Tavil'in Independent Arabia'da yer alan bu makelenin çevirisi Şarku'l Avsat'a aittir.



Pasifik Okyanusu'nda uyuşturucu kaçakçılığı şüphesiyle bir tekneye düzenlenen ABD saldırısında iki kişi öldü

Pasifik Okyanusu'nda ABD ordusu tarafından hedef alınan ve alevler içinde kalan bir tekne (Reuters, ABD ordusuna atıfla)
Pasifik Okyanusu'nda ABD ordusu tarafından hedef alınan ve alevler içinde kalan bir tekne (Reuters, ABD ordusuna atıfla)
TT

Pasifik Okyanusu'nda uyuşturucu kaçakçılığı şüphesiyle bir tekneye düzenlenen ABD saldırısında iki kişi öldü

Pasifik Okyanusu'nda ABD ordusu tarafından hedef alınan ve alevler içinde kalan bir tekne (Reuters, ABD ordusuna atıfla)
Pasifik Okyanusu'nda ABD ordusu tarafından hedef alınan ve alevler içinde kalan bir tekne (Reuters, ABD ordusuna atıfla)

ABD ordusu dün yaptığı açıklamada, Doğu Pasifik Okyanusu'nda uyuşturucu kaçakçılığı yaptığından şüphelenilen bir tekneye düzenlenen saldırıda iki kişinin öldüğünü duyurdu.

Trump yönetimi, eylül ayından bu yana Venezuela'dan Karayipler ve Pasifik bölgelerinde faaliyet gösteren ve "uyuşturucu teröristleri" olarak adlandırdığı gruplara karşı askeri operasyon yürütüyor.

ABD Ordusu Güney Komutanlığı, X platformunda yaptığı açıklamada, "İki uyuşturucu teröristi öldürüldü, biri saldırıdan sağ kurtuldu" ifadesini kullandı.

ABD Sahil Güvenlik Teşkilatı'na, "hayatta kalan için arama ve kurtarma sistemini harekete geçirme" talimatı verildiğini belirtti.

Trump yönetimi yetkilileri, teknelerin uyuşturucu kaçakçılığıyla ilgili olduğuna dair kesin bir kanıt sunmadı; bu da operasyonların yasallığı konusunda tartışmalara yol açarak, yargısız infaz teşkil edebilecekleri endişelerini artırıyor.

Şarku'l Avsat'ın AFP'den aktardığına göre ABD'nin bugüne kadar düzenlediği 38 hava saldırısında toplam ölü sayısı en az 130'a ulaştı.

Bu, ABD özel kuvvetlerinin ocak ayında Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro'yu yakalamasından beri ABD ordusu tarafından açıklanan, uyuşturucu taşıyan bir tekneye yönelik üçüncü hava saldırısı.

Maduro, hapse girmeden önce Karayipler ve Pasifik'teki ABD askeri harekatının rejim değişikliğini hedeflediğini defalarca iddia etmişti.

Geçtiğimiz ay, saldırılardan birinde öldürülen iki Trinidadlının akrabaları, 14 Ekim'de gerçekleştirilen saldırıda haksız ölüm iddiasıyla ABD hükümetine karşı dava açtı.


Tahran, Maskat müzakerelerindeki son gelişmeler hakkında bölge ülkelerini bilgilendiriyor

Fidan ve Arakçi, İstanbul'da düzenlenen basın toplantısında (Arşiv-Reuters)
Fidan ve Arakçi, İstanbul'da düzenlenen basın toplantısında (Arşiv-Reuters)
TT

Tahran, Maskat müzakerelerindeki son gelişmeler hakkında bölge ülkelerini bilgilendiriyor

Fidan ve Arakçi, İstanbul'da düzenlenen basın toplantısında (Arşiv-Reuters)
Fidan ve Arakçi, İstanbul'da düzenlenen basın toplantısında (Arşiv-Reuters)

İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, Suudi Arabistan, Mısır ve Türkiye dışişleri bakanlarıyla ayrı ayrı telefon görüşmeleri yaparak, Maskat'ta yürütülen İran ve ABD arasındaki dolaylı müzakerelerdeki son gelişmeler hakkında bilgi verdi.

İran Dışişleri Bakanlığı'ndan yapılan açıklamada, Arakçi'nin Maskat görüşmelerini "iyi bir başlangıç" olarak nitelendirdiği, ancak Amerikan tarafının niyet ve hedeflerine ilişkin güven eksikliğinin giderilmesi gerektiğinin altını çizdiği belirtildi.

Açıklamaya göre, üç ülkenin dışişleri bakanları müzakerelerin başlamasını memnuniyetle karşıladı, siyasi ve diplomatik bir çözüme ulaşmak ve herhangi bir gerilimi önlemek için görüşmelerin devamının önemini vurguladı. Bu görüşmelerin başarısının bölgenin istikrarı ve güvenliği için hayati bir faktör olduğunu kaydettiler.

İlgili bir bağlamda, Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan dün bir televizyona verdiği röportajda, ABD ile İran arasında yakın bir savaş tehdidi görünmediğini belirterek, anlaşmaya varılması olasılığına "biraz ara verildiğini" ifade etti.

Anadolu Ajansı, bakanın, iki taraftan birinin zaman kazanmaya çalıştığına inanıp inanmadığı sorusuna verdiği cevabı aktardı: "İkisi de; bu stratejinin bir parçası." Fidan, "Bu tür görüşmelere girerken, diğer senaryoya da hazırlık yapılır" diyerek, İran'ın tecrübe sahibi olduğunu, daha önce müzakereler yürütürken saldırıya uğradığını belirterek, geçen haziran ayında İran'ın nükleer tesislerini hedef alan ABD saldırısına atıfta bulundu. Ancak Fidan, birkaç gün önce ABD ve İran arasında yapılan görüşmelerin olumlu yönünün, tarafların müzakerelere devam etme isteğini göstermeleri olduğunu ifade etti.

Fidan,"Nükleer meseleyle ilgili müzakerelere başlama kararı çok önemliydi; nükleer mesele en önemli meseledir," diye devam etti. Bölgenin başka bir savaşı kaldıramayacağı konusunda uyararak, "Olası herhangi bir savaşı önlemek için mevcut tüm araçları kullanmak istiyoruz," ifadesini kullandı.

Umman'ın başkenti Maskat, cuma günü İran ve Amerika Birleşik Devletleri arasında bir dizi müzakereye ev sahipliği yaptı. İki taraf, görüşmelere devam etme konusunda anlaştı; tarih ve yer ise daha sonra belirlenecek.


Anarşist grup, İtalya'da demiryollarını sabote etme eyleminin sorumluluğunu üstlendi

İtalyan polisi, Milano Kış Olimpiyatları'na karşı gösteri yapan protestoculara göz yaşartıcı gazla müdahale etti (EPA)
İtalyan polisi, Milano Kış Olimpiyatları'na karşı gösteri yapan protestoculara göz yaşartıcı gazla müdahale etti (EPA)
TT

Anarşist grup, İtalya'da demiryollarını sabote etme eyleminin sorumluluğunu üstlendi

İtalyan polisi, Milano Kış Olimpiyatları'na karşı gösteri yapan protestoculara göz yaşartıcı gazla müdahale etti (EPA)
İtalyan polisi, Milano Kış Olimpiyatları'na karşı gösteri yapan protestoculara göz yaşartıcı gazla müdahale etti (EPA)

Bir anarşist grup dün yaptığı açıklamada, cumartesi günü Kuzey İtalya'daki demiryolu altyapısına zarar vererek Kış Olimpiyatları'nın ilk gününde tren seferlerini aksattığını iddia etti.

Polis, cumartesi sabahı erken saatlerde farklı noktalarda üç ayrı olay yaşandığını ve özellikle Bologna çevresinde yüksek hızlı ve diğer tren seferlerinde iki buçuk saate varan gecikmelere neden olduğunu bildirdi. Olaylarda kimse yaralanmadı ve trenlerde hasar meydana gelmedi.

Anarşist grup, internette dolaşan açıklamada, Başbakan Georgia Meloni hükümetinin gösterilere yönelik baskısının sokak çatışmalarını "boşa" çıkardığını, bu nedenle başka protesto biçimleri bulmak zorunda kaldıklarını belirtti.

İtalyan polisi sabotaj ihtimalini araştırıyor (Reuters)İtalyan polisi sabotaj ihtimalini araştırıyor (Reuters)

Açıklamada şu ifadeler yer aldı: "Bu nedenle, sonraki aşamalarda hayatta kalabilmek için gizli ve merkezi olmayan çatışma yöntemleri benimsemek, cepheleri genişletmek ve öz savunma ile sabotaja başvurmak gerekli görünmektedir."

Polis henüz açıklamayla ilgili bir yorum yapmadı. Başbakan Yardımcısı Matteo Salvini, anarşist grubun peşine düşeceğine söz verdi. Aynı zamanda ulaştırma bakanı olan Salvini, X platformunda şunları yazdı: "Bu suçluları yakalamak ve nerede olurlarsa olsunlar ortadan kaldırmak, hapse atmak ve onları savunanlarla yüzleşmek için elimizden gelen her şeyi yapacağız."

Anarşist grup, Olimpiyatları "milliyetçiliğin yüceltilmesi" olarak kınadı ve etkinliğin kalabalık kontrolü ve gözetim yöntemleri için bir "test alanı" sağladığını belirtti. Meloni, pazar günü protestocuları ve vandalları kınayarak, onları "İtalya'nın düşmanları" olarak nitelendirdi.