Sina'da terör ne zaman bitecek?

Sina'daki Mısır askeri kuvvetleri (Reuters)
Sina'daki Mısır askeri kuvvetleri (Reuters)
TT

Sina'da terör ne zaman bitecek?

Sina'daki Mısır askeri kuvvetleri (Reuters)
Sina'daki Mısır askeri kuvvetleri (Reuters)

Mısırlıların Albay Ahmed Mansi'nin kahramanlığını ve Mısır ordusunun Sina'da terörle mücadele çabalarını ele alan ‘el-İhtiyar’ dizisini ekranları başında takip ettiği bir dönemde Sina'nın kuzeyinde yer alan Bir’u el-Abid bölgesinde zırhlı bir araca yönelik gerçekleştirilen saldırıda 10 asker hayatını kaybetti ve yaralandı.
Diğer taraftan güvenlik güçleri ile Sina'da bulunan terörist unsurlar arasındaki çatışmalarda yeni bir dizi gelişme yaşandı. DEAŞ’a bağlı Sina Vilayeti örgütü, 9 Nisan'da yaptığı açıklamasında, düzenlediği çeşitli saldırıların sorumluluğunu üstlendi. Kasravit ve Tuffah’ın yanı sıra kentin güneyindeki bir dizi bölgede konuşlanan örgüt, buradaki operasyonlarını ‘Bir’u el-Abid Askeri Araçları Yutuyor’ başlığıyla yayınladı.
Zamanlama
Bu terör saldırısı birkaç önemli gelişmenin yaşandığı bir zamanda gerçekleştirildi. Saldırı, geçen yılın ortasından bu yana Bir el-Abed ve çevresinde artan operasyonlar kapsamında düzenlendi. Son yıllarda Refah, Şeyh Züveyd ve Ariş operasyon üçgeninin dışında yer alan şehir, silahlı kuvvetler ile DEAŞ-Sina Vilayeti olarak isimlendirilen örgütün çatışma alanlarına dahil oldu.
Ayrıca yeni terör saldırısı, ‘el-İhtiyar’ dizisinin vizyona girmesiyle aynı zamana denk geldi. Bu durum, saldırının faillerinin Mısır kamuoyuna, ‘terör unsurlarının gerektiği ve istedikleri zaman zarar verecek stratejik ve güvenlik gücüne sahip oldukları’ yönünde bir mesaj göndermeye çalıştıklarını gösteriyor. Diğer taraftan bu saldırı, terör eylemi gerçekleştikten hemen sonra karşılık veren güvenlik güçlerine bu bağlamda aldıkları bazı önlemleri gözden geçirmeleri için de bir mesaj taşıyor.
Güvenlik güçleri, gerçekleştirdikleri 22 baskın ve 16 özel operasyonla bir dizi teröristi etkisiz bir duruma getirdiler ve aranan yahut şüpheli olan 266 suçluyu tutukladılar. Ayrıca güvenlik güçleri, Mansi dizisinin yayınlanmasının ardından terör örgütleri tarafından buna tepki gösterileceği beklentisi içerisindeydi. Bu bağlamda sahip olunan ve sürekli bir şekilde geliştirilen veri tabanının güncellenmesi doğrultusunda ve politik ve stratejik tutumun da takdiriyle iyi bir hesap yapıldığı söylenebilir.
Daha önceki terör operasyonları Ramazan ayında gerçekleştirilmişti ve en ünlüsü Refah’taki saldırılardı. Dolayısıyla yine bu tür operasyonların düzenleneceği bekleniyordu. Bazılarının düşündüğü gibi sürpriz olmadı. Bununla birlikte zaten mutlak bir güvenlik durumundan söz edilemez. ABD, İngiltere ve Fransa gibi ülkeler başta olmak üzere büyük ülkelerin bile tam bir güvenlik durumu oluşturabilmeleri mümkün değil.
Kuzey Sina'da ve Mısır'ın genelindeki terör saldırılarında bir düşüş gözlendi. Ancak bu güvenlik güçleri liderlerinin peşin hüküm vermelerine yol açmadı. Nitekim terör örgütleri ortadan kalkmadılar, yalnızca gizlendiler ve hedeflerine ulaşmak için ellerine uygun bir fırsatın geçmesini beklediler. Silahlı güçlerin geniş kapsamlı operasyonları devam ediyor. Zira henüz görevlerini tamamlamadılar. Bu operasyonların devam etmesi, ordunun Sina'daki faaliyetlerini ne zaman sona erdireceğini soranlara bir yanıttı.
Mısır da dahil olmak üzere bir dizi arabulucu, Hamas ve İsrail arasında esir mübadelesi anlaşmasının tamamlanması, ateşkesin kararlı bir şekilde devam etmesi ve uzun süreli bir sakinliği sağlanmasına dair temaslarını sürdürüyor. Uluslararası bilgi servisleri tarafından, el-Kaide ve DEAŞ başta olmak üzere bir dizi terör örgütünün korona krizinin sonuçlarından faydalanacaklarına dair yapılan değerlendirmelerin doğru çıkmaması, bir sonraki aşamada bu servislerin görevlerinde ve rollerinde değişiklikler olacağını gösteriyor.

Sina'daki istikrarsızlık veya buranın yeniden imar edilmesi yönündeki çabalar İsrail'in yararınadır (AFP)
Bir’u el-Abid’in Kuzey Sina'daki DEAŞ terör örgütü unsurlarıyla yapılan çatışmaların dairesine girmesi ile birlikte operasyonlar, şehrin doğusunda yer alan et-Telul ve Sadat köyleri ile güneydeki Tuffah köyü çevresinde yoğunlaştı. Sina'daki son operasyondan sonra tekfirci örgütlerin silahlı güçleri ağır kayıplar verdiler. Refah, Şeyh Züveyd ve Bir el-Abed gibi terör örgütlerinin kaleleri mesabesinde olan şehirlerde birçok terör unsuru etkisiz hale getirildi. Hava kuvvetleri, terör örgütlerine ait olan sığınakların yanı sıra saklanma yerlerini, barınakları, depoları ve araçları imha etti.

Çatışmanın tarafları
Sina'daki güvenlik denklemindeki bazı tarafların rolü şu şekilde ifade edilebilir:

1) Ensar Beyt el-Makdis ya da Sina Eyaleti
Bu örgüt, Sina'daki son operasyonda ana şüpheli olmaya devam ediyor. Nitekim örgütün dağılması ve Sina'daki büyük etkisinin sona ermesi başta olmak üzere çeşitli gelişmelerin yanı sıra bazı unsurların yeniden örgütlenmesi, örgütü yeniden kurmaya çalışması ve büyük bir medya kampanyası başlatması dikkate alındığında böyle bir kanıya varabiliriz. Ancak farklı bölgelerdeki alt örgütlenmeler düzeyinde Irak ve Suriye'de son günlerde operasyonların yoğunlaştığı görülüyor.
Diğer taraftan örgüt, unsurlarının bölgedeki bazı kabilelerle ve aşiretlerle olan irtibatı aracılığıyla burada kendisi için elverişli bir ortam oluşturmuştur. Bu çerçevede izleme, bilgi edinme ve lojistik bakımdan destek almaktadır. Bir’u El-Abid ve çevresindeki köyler terör unsurlarının operasyonlarının hedefi olarak görülüyor. Bunun sebeplerinden biri güvenlik güçlerinin Sina’daki kapsamlı operasyonu sırasında Ariş bölgesinde sıkı güvenlik önlemleri uygulamış olmasıdır.

2) Müslüman Kardeşler (İhvan)
Örgüt, ‘hükümetin gerçek başarıların altına imza attığı, halkın devlet kurumlarından ve ülkedeki durumu idare etmekte gösterilen performansa yönelik memnuniyetinin arttığı ve mali kurumların ülkede büyük bir mali ve güvenlik istikrarı sağlandığına tanıklık ettiği bir dönemde’ siyasi istikrarsızlıkta ısrar ediyor. Bu durum, örgüt unsurlarını harekete geçmeye ve medyada boy göstermeye sevk etti. Örgüt gençlerinin bazılarının sosyal medyadaki tepkilerinde bu açıkça görünüyor. Bunların muhtemel sonuçları karşısında uyanık olmak gerekiyor.
Müslüman Kardeşler’in (İhvan) uluslararası örgütlenmesi, terör operasyonlarına yeniden dönmeyi istiyor ve bu doğrultuda dünyanın önünde Sina'da terörizmin hala var olduğuna dair bir resim çiziyor. Oysa terörün yüzde 90'dan fazla bir oranda ortadan kaldırıldığı bölge için böyle bir değerlendirme doğru değil. Diğer taraftan Sina'da da bir uzantısı olan İzzeddin el-Kassam Tugayları’nın seçkin komutanları artık mevcut değiller.

3) Gazze Şeridi’nden gelen örgütler
Hamas, bir yandan İzzeddin el-Kassam Tugayları ile siyasi büro arasında, diğer yandan hareketin yurtiçi ve yurtdışındaki kurumları arasında yaşanan bölünmelerle bağlantılı bir krizle karşı karşıya bulunuyor. Burada başıboş olan taraf veya taraflar ile Mısır’daki DEAŞ unsurları arasında bir koordinasyon olması muhtemeldi. Nitekim örgütteki güvenlik biriminin yetkilisi olduğu düşünülen Ebu Menna’nın bir diğer tarafla gözlenen temaslar mevcut.

4) Kabileler içindeki unsurlar
Bazı kabilelere yönelik suçlamalar ve bu kabilelerden bazılarının terör unsurlarıyla olan ilişkileri dikkate alınmaksızın, ‘Sina'daki sosyal haritanın içerisinden bazı teröristlere destek verilmesi’ esas sorunu teşkil ediyor. Bununla birlikte bedevi bölgeler, yöneltilen bazı suçlamalara rağmen Mısır için güvenli bir sırtı temsil ediyor. Bundan dolayı örgütün unsurları ile Tarabin kabilesi üyeleri tarafından DEAŞ yanlısı bir örgütlenmeye karşı kurulmuş olan Sina Kabileler Birliği arasında izleme faaliyetleri devam ediyor. Bazı örgüt unsurları, birliğin Tarabin kabilesinin önde gelen üyelerini hedef alan bir dizi saldırı düzenlediler. 
Diğer yandan DEAŞ ile İsrail arasındaki ilişki, dünyanın en gizemli ve belirsiz ilişkilerinden biridir. Her iki taraf bir dizi eksende kesişmektedir. Bazıları, DEAŞ örgütünün işlediği  suçlara rağmen İsrail'e henüz saldırmamış olmasını göz önünde bulundurarak taraflar arasında bir tür anlaşma olduğunu düşünüyor. Diğer bazı kimseler, örgütün sergilediği zayıflık durumunun İsrail ordusunun gücünden kaynaklandığını ifade ediyor.

5) Bölgesel taraflar
Sina'daki istikrarsızlık veya yeni Refah'ta birçok projeyi tamamlayan devlet planı doğrultusunda buranın yeniden imar edilmesi yönündeki çabalar İsrail'in çıkarınadır. Bu nedenle İsrail Başbakanı Netanyahu, Mısır ordusunun İsrail ile olan sınırlar boyunca konuşlandığı yönünde suçlamada bulundu. Geçtiğimiz aylar içinde binlerce terör unsuru Suriye ve Irak'tan, Libya'ya ve Sahra'nın güneyinde uzanan bölgelere geçti. Bu, Katar'ın oynadığı rolün aynısıdır. Çünkü Katar, Boko Haram ve diğer Afrika örgütlerinin yeni unsurlarını Libya'ya sevk ederek Libya'daki önceliklerini yeniden düzenliyor. Bundan amaç, Mısır'ı muhasara altına almak ve güvenlik ve stratejik çabalarını dağıtmaktır.
İsrail İç İstihbarat Servisi Şin-Bet, başlıca görevi Sina'da İsrail'e yönelik terör saldırılarını önlemek olan bir tugay oluşturdu. Bu tugayın büyüklüğü, Batı Şeria'daki Filistinlilere karşı faaliyet gösteren Şin-Bet tugayının büyüklüğüyle hemen hemen aynıdır.
Mossad Direktörü Yossi Kohen ve İsrail Ordusu Güney Bölgesi Komutanı Orgeneral Herzl Halevi, 8 Mart 2020'de iki taraf arasındaki koordinasyonu sağlamak ve bilgi alışverişinde bulunmak için Katar'ı ziyaret ettiler. Bu ziyaretin amacı, Gazze'yi Yeniden İmar Komitesi Başkanı Muhammed el-İmadi’nin siyasi düzeyde sorumluluğunu üstlendiği ortak işbirliği mekanizmaları geliştirmekti. Mossad Direktörü Kohen’in vizyonuna göre Hamas ve Gazze Şeridi’ndeki diğer bazı organizasyonlarda neler olup bittiğini izlemek için Katar ve İsrail arasındaki ilişkileri geliştirmek adına bir plan bulunuyor. Bu, İsrail ve Katar istihbarat unsurları için oldukça önemli bir husus olmakla birlikte bu operasyonun Mısır, İsrail ve Ürdün yönünde genişleyebileceği ihtimalini de beraberinde getiriyor.
Terörist unsurlar geçtiğimiz aylarda Sina'ya sızdılar. Bunun yanı sıra Suriye’nin Rakka kentinden kaçan DEAŞ liderlerinin Sina’da oldukları görüldü.

Özel koşullar
Sina'da terör olgusunun önüne geçmek için odaklanabilecek bazı seçenekler var:

1) Askeri seçenek
Bu, yüksek maliyetine rağmen sürecek olan güvenlik seçeneğidir. Bu seçenek, bölgesel ve uluslararası bir planla mücadelenin esasını oluşturuyor. İsrail ve ABD'deki tanınmış çevrelerin bu şeytani planlarının arkasında, Sina'daki hareket alanlarını genişletmek ve güvenlik hedeflerini gerçekleştirmek arzusu var.

2) Ateşkes seçeneği
Bunun diğer anlamı, Sina'daki durumu belirli siyasi ve sosyal fikir birliği ile yönetmeye devam etmektir. Bu hususta silahların teslim edilmesi yönünde bir öneri bulunuyor. Mısır, Sina'da kapsamlı operasyonu gerçekleştirdikten sonra bu hususu dile getirdi. Müslüman Kardeşler başta olmak üzere terör örgütlerinin bir vizyonlarının bulunmaması dolayısıyla bu doğrultuda buluşulabilecek gerçek bir zemin yok. Nitekim Bir’u el-Abid bölgesindeki son operasyonun ardından Mısır devletinin kendi gücünü ve kapasitesini ispat etmesi ışığında halihazırda mevcut olan durum budur.

Sina'daki teröre, ancak kapsamlı askeri harekatla son verilecek (Mısır askeri sözcüsünün resmi sayfası)

3) Geçiş seçeneği
Bu, Mısır devleti tarafından benimsenen geniş bir strateji ile birlikte durumu olduğu haliyle korumak ve tırmandırmamaktır. Bu maliyetli olmakla birlikte söz konusu olmayacak bir seçenektir. Çünkü böylece örgüt bu süreçte kapasitesini artırabilir ve herhangi bir güvenlik açığı durumunda bunu kullanabilir.
Sonuç
Her halükarda, Sina'da terörizme son verilmesinin ancak kapsamlı askeri harekâtla sağlanacağı gözden kaçırılmamalıdır. Özellikle Gazze Şeridi ile tampon bölge oluşturma çalışmaları devam ederken ve son zamanlarda alınan güvenlik önlemleri göz önünde bulundurulduğunda geniş kapsamlı askeri harekâtın maliyetli olacağı söylenebilir.

Asıl soru şudur: Sina'da tam güvenlik için gerekli koşullar nelerdir?
- Sınırları tamamen güvenceye almak için mevcut plana göre hareket edilmesi gerekiyor. Bu, Hamas’tan gelen unsurların, Gazze Şeridi'ndeki bazı terör örgütlerinin ve onların Sina'daki uzantılarının yarattığı tehditle yüzleşmek de dahil olmak üzere bu bağlamdaki mekanizmaların etkinleştirilmesini gerektiriyor. Ayrıca Müslüman Kardeşler'in uluslararası örgütlenmesi karşısında teyakkuzda olmak gerekiyor. Zira örgüt, Mısır güvenlik güçlerinin Sina'nın içindeki ölümcül üçgende teröre son vermesinden sonra silahlı cihat fikrini yeniden canlandırmaya çalışıyor.
- Mısır, İsrail ile olan güvenlik koordinasyonu ile barış antlaşması çerçevesinde Gazze Şeridi'nde neler olup bittiğine ve bunun Sina'daki uzantılarına ilişkin güncel verileri paylaşması için İsrail'i zorlamalıdır. Çünkü ancak bu şekilde güvenlik politikalarını ve prosedürlerini sürekli bir şekilde gözden geçirebilir.
- Sina içinde birden fazla ve çeşitli politikalar benimsemek faydalı olabilir. Bu bağlamda sadece kabile sistemi değil, aynı zamanda İsrail ile etkileşim ağları da göz önünde bulundurulabilir. Bu sistem, büyük Mısır devletinin bu konudaki kapasitesine bağlı olarak yeni temellere ve verilere ihtiyaç duyuyor.
 
*Bu analiz Şarku’l Avsat tarafından Independent Arabia’dan özetlenerek tercüme edilmiştir.



Nasrallah’ın öldürülmesinin ardından Hizbullah’da liderlik krizi

Hizbullah destekçisi bir kadın, ABD arabuluculuğunda yürütülen Lübnan-İsrail müzakerelerine karşı Beyrut merkezindeki protestolar sırasında, örgütün eski Genel Sekreteri Hasan Nasrallah’ın fotoğrafını taşıyor (Arşiv- EPA)
Hizbullah destekçisi bir kadın, ABD arabuluculuğunda yürütülen Lübnan-İsrail müzakerelerine karşı Beyrut merkezindeki protestolar sırasında, örgütün eski Genel Sekreteri Hasan Nasrallah’ın fotoğrafını taşıyor (Arşiv- EPA)
TT

Nasrallah’ın öldürülmesinin ardından Hizbullah’da liderlik krizi

Hizbullah destekçisi bir kadın, ABD arabuluculuğunda yürütülen Lübnan-İsrail müzakerelerine karşı Beyrut merkezindeki protestolar sırasında, örgütün eski Genel Sekreteri Hasan Nasrallah’ın fotoğrafını taşıyor (Arşiv- EPA)
Hizbullah destekçisi bir kadın, ABD arabuluculuğunda yürütülen Lübnan-İsrail müzakerelerine karşı Beyrut merkezindeki protestolar sırasında, örgütün eski Genel Sekreteri Hasan Nasrallah’ın fotoğrafını taşıyor (Arşiv- EPA)

Hizbullah’ın eski Genel Sekreteri Hasan Nasrallah’ın öldürülmesinin ikinci yıl dönümünde örgüt, otuz yılı aşkın süre boyunca liderliğini üstlenen ve Genel Sekreterlik makamını siyasi, örgütsel, askeri ve kitlesel açıdan telafisi zor bir ağırlık merkezine dönüştüren Nasrallah’ın yokluğunu henüz gerçek manada aşabilmiş değil.

Hizbullah, Nasrallah ve halefi Haşim Safiyuddin’in öldürülmelerinin ikinci yıl dönümünü yarın anıyor. Bu kapsamda, Nasrallah’ın Beyrut’un güney banliyölerindeki mezarı başında kitlesel bir tören düzenlenecek. Örgütün yeni Genel Sekreteri Naim Kasım’ın da törende konuşma yapması bekleniyor. Tören nedeniyle eski havalimanı yolu ve Ziyad Rahbani Otoyolu üzerinden mezarlık alanına ulaşan yolların kapatılması ve trafiğin alternatif güzergâhlara yönlendirilmesi de dahil olmak üzere çeşitli güvenlik önlemleri alındı.

Hizbullah’a yakın kaynaklar ve örgüte muhalif isimlere göre, mevcut Genel Sekreter Naim Kasım’ın selefinin bıraktığı boşluğu doldurmayı başardığı söylenemez. Buna karşılık örgüt içerisindeki karar merkezinde giderek daha belirgin bir dönüşüm yaşandığı, iç inisiyatif alanının daralırken, İran’dan doğrudan gelen kararların ağırlığının arttığı görülüyor.

Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım, ekrandan bir konuşmasını gerçekleştirirken (Arşiv- sosyal medyada dolaşımda)
Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım, ekrandan bir konuşmasını gerçekleştirirken (Arşiv- sosyal medyada dolaşımda)

Örgütün muhalifleri, meselenin yalnızca iki isim arasındaki karizma ve kitlesel görünürlük farkından ibaret olmadığını, aynı zamanda Nasrallah’ın örgüt içerisindeki rolünün niteliğiyle ilgili olduğunu belirtiyor. Nasrallah, siyasi, örgütsel ve askeri liderliği şahsında birleştiriyor; örgütün tabanı ile İran’daki müttefiki arasında temel bağlantı noktası işlevi görüyordu. Bugün ise örgütün daha kolektif ve kurumsal bir liderlik yapısına yöneldiği, ancak seçeneklerin ve kararların şekillendirilmesinde İran’ın daha doğrudan bir rol üstlendiği ifade ediliyor.

Hizbullah’a yakın isimler, örgütün aldığı ağır darbelere rağmen Naim Kasım liderliğinde saflarını yeniden düzenlemeyi ve bütünlüğünü korumayı başardığını savunurken, muhalifleri Nasrallah sonrası dönemin bir liderlik krizini ve seferberlik kapasitesinde gerilemeyi ortaya çıkardığını, ayrıca Kasım’ın performansı nedeniyle örgüt içerisinde bölünmelerin belirginleştiğini ileri sürüyor.

Yeni koşullara karşı yeni bir performans

Hizbullah’ın tutumuna yakından vakıf siyasi yazar Dr. Kasım Kasir, Nasrallah sonrası dönemde örgütün “uzun süren merkezi liderlik döneminin ardından, iç ve dış birçok engelle karşı karşıya kaldığını” kabul ediyor. Nasrallah’ın 1992’den 2024’e kadar yaklaşık 33 yıl boyunca örgütün yönetimini elinde tuttuğunu ve son derece zor koşullarda öldürüldüğünü belirten Kasir, “İki genel sekreterini (Nasrallah ve Haşim Safiyuddin) ve çok sayıda kadro ve liderini kaybetmesine rağmen Hizbullah, Şeyh Naim Kasım’ın liderliğinde saflarını yeniden düzenlemeyi, güvenlik ve örgütsel yapısını yeniden yapılandırmayı başardı” değerlendirmesinde bulunuyor.

Kasir, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, “Hizbullah bugün yeni zorluklarla karşı karşıya ve bu durum onu hem iç hem de dış düzeyde farklı bir yaklaşım benimsemeye itti” ifadelerini kullandı. Kasir şöyle devam etti:

“Eğer Hizbullah geçmişte önemli bir bölgesel aktör idiyse, bugün büyük ölçüde iç durumuna, Lübnan’ın güneyine ve İsrail’le mücadeleye odaklanıyor. Doğru, artık iç siyasi sahnede geçmişte olduğu kadar güçlü bir siyasi aktör değil; ancak hâlâ önemli bir siyasi güç ve iç ve dış aktörler onu Lübnan denkleminde başlıca taraflardan biri olarak görmeye devam ediyor.”

Hizbullah destekçileri, Kasım 2019’da Beyrut’un güney banliyölerindeki camilerden birinde büyük ekrandan Hasan Nasrallah’ın konuşmasını izliyor (Arşiv- AP)
Hizbullah destekçileri, Kasım 2019’da Beyrut’un güney banliyölerindeki camilerden birinde büyük ekrandan Hasan Nasrallah’ın konuşmasını izliyor (Arşiv- AP)

Nasrallah’ın sahip olduğu ve birçok kişinin Naim Kasım’da bulunmadığını düşündüğü karizma hakkındaki soruya Kasir şu cevabı veriyor:

“Şüphesiz bu karizmanın kendine özgü bir niteliği vardı. Ancak Şeyh Naim, son derece önemli bir örgütsel ve idari kişilik. Çok zor bir dönemde örgütün saflarını yeniden düzenlemeyi ve bütünlüğünü korumayı başardı. Zira örgüt, siyasi, askeri veya ‘cihatçı’ düzeyde yeni bir yaklaşımı gerektiren farklı bir dönemle karşı karşıya.”

Kayıp liderlik

Buna karşılık, Hizbullah’a muhalif Şii siyasetçi ve “Lübnanlı Demokratlar Koalisyonu” Başkanı Cad el-Ahavi, “Naim Kasım’ın şimdiye kadar Hasan Nasrallah’ın bıraktığı boşluğu doldurabildiğini söylemek zor” görüşünde.

Ahavi’ye göre mesele yalnızca karizma ile ilgili değil; Nasrallah’ın otuz yılı aşkın süre içerisinde inşa ettiği liderliğin niteliği ve örgütsel, siyasi ve askeri liderliği bir araya getirme ve Hizbullah tabanıyla iletişim kurma becerisiyle ilgili. Ahavi, Kasım’ın ise kitlelere hitap etmekten ziyade örgütsel ve ideolojik bir geçmişten geldiğini, onlarca yıl boyunca Genel Sekreter Yardımcılığı görevinde bulunduğunu ve hiçbir zaman örgütün birincil ağırlık merkezi olmadığını belirtiyor.

Ahavi Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, Kasım’ın kamuoyuna yönelik görüntülü konuşmalarının niteliğine de dikkat çekiyor. Kasım’ın ekran üzerinden konuştuğunu ancak bunun Nasrallah’ın imajının temel unsurlarından biri olan halkla doğrudan temasın yerini tutmadığını belirten Ahavi, bazı görüntülü konuşmaların “son derece kontrollü ve kurgulanmış” olduğunu, bunun da zaman zaman izleyicide “doğrudan kitlesiyle etkileşim kuran siyasi bir liderden ziyade yapay zekâyla üretilmiş bir görüntü veya karakterle karşı karşıyaymışız” izlenimi oluşturduğunu belirtiyor.

Hizbullah İran’a teşekkür ederken, Lübnan-İsrail arasındaki doğrudan müzakerelere tepki gösteriyor (Arşiv- Şarku’l Avsat)
Hizbullah İran’a teşekkür ederken, Lübnan-İsrail arasındaki doğrudan müzakerelere tepki gösteriyor (Arşiv- Şarku’l Avsat)

Ahavi şöyle devam ediyor:

“Nasrallah yalnızca bir genel sekreter değildi; örgütün tabanı açısından seferberlik, ikna ve karar alma mekanizmasının bir parçasıydı. Naim Kasım ise şimdiye kadar bu işlevlerin tamamını devralabildiğini kanıtlayamadı. Dolayısıyla mesele artık yalnızca Kasım’ın Nasrallah’ın bıraktığı boşluğu doldurup dolduramayacağı değil; Hizbullah’ın kendisinin, eski liderlik yapısının önemli bir bölümünün çökmesinin ardından benzer bir liderlik üretebilip üretemeyeceğidir.”

Kararların adresi İran

Siyasi aktivist ve Lübnan Üniversitesi’nde psikoloji profesörü Dr. Mona Fayad ise Hizbullah’ın insanları seferber etme kapasitesine dikkat çekiyor. Fayad, Naim Kasım’ın Genel Sekreterliği döneminde bu kapasitenin büyük ölçüde gerilediğini belirterek, “Örgüt, Kasım’ı destekleyenlerle ona karşı çıkanlar arasında iç bölünmeler yaşıyor. Bu durum karar alma biçimini ve mevcut dönemin yönetilmesini etkiledi” diyor.

Mona Fayad, Kasım’ın mevcut performansının “İsrail’e hizmet ettiğini” ve bu nedenle İsrail’in onu hedef almasının kendi çıkarına olmayacağını savunuyor. Fayad ayrıca örgüt içerisindeki kararların artık doğrudan İran’dan geldiğini ve Lübnan’daki karar alma alanının asgari düzeye indiğini düşünüyor.

Bu bağlamda Fayad, İran’ın Beyrut’taki büyükelçisinin görevde kalması konusunda gösterdiği “ısrara” da dikkat çekiyor. Fayad’a göre büyükelçinin rolü diplomatik faaliyetlerin ötesine geçerek, güvenlik alanındaki görevlere uzanıyor. Büyükelçiyi “istihbarat görevlisi” olarak nitelendiren Fayad, Tahran’ın yürüttüğü görevleri tamamlayabilmesi için onun görevde kalmasını istediğini ileri sürüyor.


Suriye: Bir telekomünikasyon şirketi, bilgi sızdıran 40 çalışanını işten çıkardı

Şam’dan genel görünüm (Arşiv – Reuters)
Şam’dan genel görünüm (Arşiv – Reuters)
TT

Suriye: Bir telekomünikasyon şirketi, bilgi sızdıran 40 çalışanını işten çıkardı

Şam’dan genel görünüm (Arşiv – Reuters)
Şam’dan genel görünüm (Arşiv – Reuters)

Şarku’l Avsat’ın Suriye’nin El Sevre gazetesinden aktardığına göre, adının açıklanmasını istemeyen bir kaynak, telekomünikasyon şirketi MTN’nin yaklaşık 40 çalışanını işten çıkardı. Haberde, çalışanların, abonelere ait bilgiler, kayıtlı görüşmeler ve Suriye devlet yetkililerine ait telefon numaralarını dış kuruluşlara sızdırdıklarının tespit edildiği belirtildi.

Kaynak ayrıca, işten çıkarılan çalışanların “Suriye’de güvenliği istikrarsızlaştırmak için faaliyet gösteren unsurlarla bağlantılı olduklarının tespit edildiğini” ifade etti.


Cidde’den New York’a… Sudan’daki ateşkesler neden başarısız oluyor?

Sudan konusunda gerçekleştirdikleri ilk toplantılarının ardından Beşli ve Dörtlü Mekanizma üyeleri (Afrika Birliği)
Sudan konusunda gerçekleştirdikleri ilk toplantılarının ardından Beşli ve Dörtlü Mekanizma üyeleri (Afrika Birliği)
TT

Cidde’den New York’a… Sudan’daki ateşkesler neden başarısız oluyor?

Sudan konusunda gerçekleştirdikleri ilk toplantılarının ardından Beşli ve Dörtlü Mekanizma üyeleri (Afrika Birliği)
Sudan konusunda gerçekleştirdikleri ilk toplantılarının ardından Beşli ve Dörtlü Mekanizma üyeleri (Afrika Birliği)

Sudanlı doktor S., savaşın ilk günlerinde meslektaşlarıyla birlikte mahsur kaldığı bir sağlık merkezinden çıkabilmek için ateşkes yapılmasını beklemek zorunda kaldı. Nil Caddesi’nden başlayarak Fetihab ve Halfaya köprülerinden geçen uzun bir yol kat eden S., sonunda Kober’deki ailesine ulaştı. Odasının duvarlarını kurşunların delik deşik ettiğini, kardeşlerinin ise birlikte ayrılmak üzere kendisini beklediğini anlatıyor. Aile yerinden edildi ve bugün hâlâ yerinden edilmiş durumda.

Mayıs 2023’te çatışmaların kısa süreliğine durması S.’nin hayatta kalmasını sağladı, ancak ailenin evinde kalmasına yetecek kadar uzun sürmedi. Bu kısa ateşkesten bu yana çeşitli girişimler ve anlaşmalar peş peşe geldi. Ancak en zor soru değişmedi: Arabulucular, savaşın iki tarafını uygulanacak ve sürdürülebilecek bir ateşkes konusunda nasıl bir araya getirebilir?

Afrika Birliği (AfB) ve ABD’nin eş başkanlığında, 23 Eylül’de New York’ta düzenlenen Dörtlü ve Beşli Mekanizma’nın ilk toplantısı, bu soruyu yeniden gündeme taşıdı. Toplantıya katılanlar insani ateşkes ve çatışmaların durdurulması çağrısında bulunurken, sivillerin korunması için çabaların koordine edilmesi ve herhangi bir anlaşmanın izlenmesi ile uygulanmasının doğrulanmasına yönelik hazırlık yapılması konusunda mutabık kaldı. Ancak toplantı bildirisi, ordu veya Hızlı Destek Kuvvetleri (HDK) ile herhangi bir anlaşmaya varıldığını açıklamadı ve iki tarafı bir araya getirecek müzakereler için bir tarih belirlemedi.

Savaş, milyonlarca Sudanlının yerinden edilmesine neden oldu. (AP)
Savaş, milyonlarca Sudanlının yerinden edilmesine neden oldu. (AP)

Düğüm, ateşkesin şartlarında başlıyor. Şarku’l Avsat’ın Reuters’tan aktardığına göre ordu tarafından yönetilen hükümet, 90 günlük ateşkese ilişkin ABD önerisinin maddelerinin çoğunu kabul etti ancak HDK’nin geri çekilmesinin belirli bölgelerle sınırlandırılmasını reddetti ve güçlerin kontrolünü ele geçirdiği tüm kentlerden çekilmesini talep etti. Sudan Dışişleri Bakanlığı da bu hafta, HDK’nin zor kullanarak oluşturduğu fiili duruma meşruiyet kazandıracağını düşündüğü herhangi bir müzakere sürecini reddettiğini açıkladı. Buna karşılık HDK ateşkes önerisini memnuniyetle karşıladığını duyurdu ancak bu açıklama çatışmaların durmasını sağlamadı. Taraflar bir anlaşma imzaladığında bile bunun uygulanması güvence altına alınamadı. Suudi Arabistan’ın Cidde kentinde ordu ile HDK, 11 Mayıs 2023’te Sivillerin Korunmasına İlişkin Taahhüt Bildirisi’ni, aynı ayın 20’sinde ise kısa süreli ateşkes ve insani düzenlemelere ilişkin bir anlaşmayı imzaladı.

Ancak çatışmaların durması kalıcı olmadı. Ordu, HDK’yi anlaşmayı ihlal etmekle suçlayarak haziran ayında müzakerelere katılımını askıya aldı.

Hartum’da savaşın yol açtığı yıkımın izleri (AFP)
Hartum’da savaşın yol açtığı yıkımın izleri (AFP)

Diğer girişimler de farklı engellerle karşılaştı. Afrika Boynuzu’nda barış çabalarını yürüten Hükümetler Arası Kalkınma Otoritesi (IGAD), Aralık 2023’te Orgeneral Abdulfettah el-Burhan ile Korgeneral Muhammed Hamdan Daklu’nun (Hamideti) kendi himayesinde doğrudan görüşme yapmayı kabul ettiğini açıkladı. IGAD, ocak ayında görüşmenin gerçekleştirilmesi yönündeki çağrısını yineledi ancak toplantı yapılamadı.

Manama’da 20 Ocak 2024’te, yayımlanan metne göre ordu adına Şemseddin el-Kebaşi, HDK adına ise Abdurrahim Daklu tarafından ‘Sudan Krizi İçin Kapsamlı Çözümün İlke ve Esasları Belgesi’ parafe edildi. Ancak ön anlaşmanın ardından nihai bir anlaşma veya sürdürülebilir bir müzakere süreci gelmedi. Daklu, Kebaşi’yi belgeye bağlı kalmamakla suçlarken Kebaşi, sürecin neden durduğuna ilişkin herhangi bir açıklama yapmadı.

Ağustos 2024’te ise savaşın taraflarından birinin katılmaması, İsviçre’de ateşkese yönelik doğrudan görüşmelerin yapılmasını engelledi. Bunun üzerine odak noktası, insani yardımların ulaştırılmasının kolaylaştırılması ve sivillerin korunmasına kaydı.

Chatham House araştırmacısı Rosalind Marsden, enstitü tarafından 18 Eylül 2024’te yayımlanan analizinde, İsviçre’de Ağustos 2024’te yürütülen ateşkes görüşmelerinin başarısız olmasının temel nedeninin ordu ile HDK’nin askeri zafer elde etme arayışlarını sürdürmesi olduğunu belirtti. Marsden’e göre tarafların o dönemde askeri kazanımlar elde etme beklentisini koruması, Darfur’a insani yardım ulaştırılmasında sınırlı ilerleme sağlanmasına rağmen müzakerelerin tıkanmasının başlıca nedenlerinden biriydi.

Dörtlü Mekanizma ise Eylül 2025’te üç aylık bir insani ateşkesle başlayan bir yol haritası sundu. Bu süre içinde yardımların Sudan’ın çeşitli bölgelerine ulaştırılması, ardından kalıcı ateşkes ve siyasi geçiş sürecine geçilmesi öngörüldü.

Ancak Dörtlü Mekanizma’nın yol haritası arabulucuların önerisi olarak kaldı ve savaşan taraflar arasında bir anlaşmaya dönüşmedi. ABD’nin son ateşkes önerisindeki geri çekilme konusundaki anlaşmazlık da iki tarafın yeni bir ateşkesin test edilebileceği şartlar üzerinde henüz uzlaşamadığını gösteriyor.

ABD Başkanı’nın Arap ve Afrika İşlerinden Sorumlu Danışmanı Massad Boulos (DPA)
ABD Başkanı’nın Arap ve Afrika İşlerinden Sorumlu Danışmanı Massad Boulos (DPA)

Araştırmacı Ahmed Süleyman, arabuluculuk girişimlerinin çokluğu ve bunlar arasındaki koordinasyonun zayıf olmasının, ateşkes çabalarının sivil güçlerin öncülük edeceği Sudanlı bir siyasi süreçle ilişkilendirilmesini gerektirdiğini belirtiyor.

Chatham House araştırmacısı Hubert Kinkoh ise enstitü tarafından 13 Şubat 2026’da yayımlanan analizinde, Sudan konusunda çok sayıda arabuluculuk kanalının bulunmasının yanı sıra bunlar arasında açık bir liderlik ve etkin koordinasyonun olmamasının, ordu ile HDK’nin ciddi tavizler vermekten kaçınmasına imkân sağladığını ifade ediyor.

Bu noktadan hareketle New York toplantısı, arabulucuların çabalarındaki dağınıklığın giderilmesine katkı sağlayabilir. Ancak toplantının gerçek değeri, savaşan tarafları açık bir anlaşma üzerinde uzlaştırabilmesi, anlaşmaya uyulup uyulmadığını izleyecek bir mekanizma oluşturabilmesi ve ihlallerle nasıl başa çıkılacağını belirleyebilmesi halinde ortaya çıkacak.

S., kısa süreli bir ateşkes sayesinde ailesine ulaşabildi ancak aile daha sonra evini terk etmek zorunda kaldı. Bugün yerinden edilenlerin ve mültecilerin beklediği ateşkes ise onlar için yardımların ulaştırılmasına imkân sağlayacak ve çatışmaların kalıcı olarak sona ermesinin başlangıcı olacak bir fırsat anlamına geliyor. Böylece evlerine ve yaşadıkları bölgelere dönüşün mümkün ve güvenli hale gelmesini umuyorlar.