Rami Mahluf’un açıklamaları sonrasında Suriye para birimi değer kaybetti

Şam'ın merkezindeki bir ana cadde. (AFP)
Şam'ın merkezindeki bir ana cadde. (AFP)
TT

Rami Mahluf’un açıklamaları sonrasında Suriye para birimi değer kaybetti

Şam'ın merkezindeki bir ana cadde. (AFP)
Şam'ın merkezindeki bir ana cadde. (AFP)

Şam’daki analistler, Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esed’in kuzeni Rami Mahluf'un açıklamalarının, Suriye hükümetinin acil para ihtiyacının, ekonomik çöküşün boyutunun ve hükümetin buna çözüm bulamadığının göstergesi olduğu görüşünde. Yapılan değerlendirmelerde Suriye lirasının ABD doları karşısında hızla değer kaybettiğine ve gıda ürünlerinde yüzde 200’lere varan ciddi fiyat artışları olduğuna işaret edildi.

Dolar düğümü daha da ciddileşti
Suriye’nin onlarca yıldır en önde gelen iş adamlarından olan ve ülke ekonomisinin sütunlarından biri olarak kabul edilen 51 yaşındaki Mahluf  ile hükümet arasındaki anlaşmazlık mayıs ayı başlarında gün yüzüne çıktı, ardından ülkeye endişeli bir atmosfer hakim oldu. Mahluf, Facbook üzerinden yayınladığı bir video ile Suriye hükümetinin 180 milyon dolarlık vergi ödemesini istediğini söyledi.  Mahluf daha sonra gönderdiği bir diğer videoda da hükümetin talebini reddetti. Ülkede ‘adaletsizliğin ayyuka çıktığını’ belirten Mahluf’un açıklamalarının ardından Suriye lirası yaklaşık yüzde 35 oranında değer kaybetti. Artık 10’uncu yılına giren savaş öncesinde 45-50 liradan işlem gören dolar Mart 2011’den sonra bin 200 ila bin 600 lira arasında işleme tutuldu.
Şarku’l Avsat’a açıklamalarda bulunan ekonomi uzmanları, hükümet ile Mahluf arasındaki krizin uzun yıllar saklı kaldığını ancak şimdi gün yüzüne çıkmasıyla ‘hükümetin acil dolar ihtiyacını ve liranın kararlılığının bozulduğunu ortaya koyduğunu’ belirtti. Bu durumun nedeni ise savaş yıllarında uygulanan yaptırımlar sebebiyle Suriye Merkez Bankası’nın 20 milyar dolar olan döviz rezervlerinin sıfırlanması ve ekonomik sektörlerin büyük bölümünün zarar görmesi sonucu hükümet gelirlerindeki önemli düşüş olarak gösterildi. Uzmanlara göre ‘Şam’ın müttefiki İran’ın Batı ülkelerinin uyguladığı yaptırımlar ve ardından gelen koronavirüs salgını baskısı altında karşı karşıya kaldığı ekonomik zorluklar yüzünden mali desteklerini durdurması’ da mevcut durumun nedenlerinden biri.
Mahluf'un, Şam ile arasındaki kriz henüz ortaya çıkmamışken, 2019'un başlarından bu yana Suriye’den büyük miktarlarda dolar çıkarmaya çalıştığını söyleyen bir uzman “Birçok iş adamı son zamanlarda benzer şekilde hareket etti. Bu da İçeride dolar talebini artırırken değerini de yükseltti” diye konuştu.
Şarku’l Avsat’a değerlendirmelerde bulunan bir diğer uzman da şunları söyledi:
“Lira dolar karşısında tıpkı ekonomistlerin ve iş adamlarının 2019 yılı sonlarından bu yana beklediği gibi düşüş gösterdi ve 850 liradan işlem gören dolar şubat ayı başlarında bin 500 liraya yükseldi. Sadece hükümetin döviz kurunu kontrol etme sürecinde dolarla yapılan işlemlerle ilgili kontrolleri sıkılaştırması ve güvenlik çözümünü takip etmesi kaçınılmaz sonu biraz erteledi o kadar.”
Uzman, Mahluf ve hükümet arasındaki krizin patlak vermesinin yanı sıra komşu ülke Lübnan'daki ekonomik krizin Suriye’yi etkilemesi nedeniyle döviz kurundaki dalgalanmanın daha yakın bir zamanda arttığına işaret etti. Yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgınına karşı alınan ilgili tedbirler kapsamında iki ülke arasındaki sınırların kapanmasına ve Lübnan'ın Suriye pazarından çekilmesine rağmen iki ülke arasındaki hareketliliğin bu durumdan etkilenmeyen Hizbullah unsurları aracılığıyla devam ettiğini belirten söz konusu uzman ancak 17 Ekim'den sonra Lübnan rezervlerindeki doların Şam pazarından çekilmesinin Suriye lirasına baskı yapan ana faktör olduğunun altını çizdi.

Halkın alım gücü zayıfladı
Dünya Bankası’nın tahminlerine göre hükümetin kontrolü altındaki bölgelerde yaşayan halkın yüzde 87’si yoksulluk sınırının altında yaşıyor ve Kovid-19 salgını nedeniyle hükümet tarafından alınan tedbirlerin tetiklediği yüksek fiyatlarla boğuşuyor. Hükümet ile Mahluf arasındaki anlaşmazlığın gün yüzüne çıkması da liranın daha önce eşi benzeri görülmemiş şekilde değer kaybetmesine neden oldu.
Dünya Gıda Programı (WFP), Suriye’de gıda fiyatlarının bir yılda yüzde 107 oranında artacağı tahmininde bulunurken vatandaşlar ve perakendeciler de Kovid-19 salgınının patlak vermesiyle önceleyici tedbirlerin uygulanması öncesinde de mevcut fiyatların eskisinden yüzde 100'ü aşkın bir oranda arttığını belirttiler. Hükümet ve Mahluf arasındaki anlaşmazlığın ortaya çıkışının salgın krizine eşlik etmesiyle fiyatlardaki artış yüzde 200’e çıktı.
Bugün halkın çoğu çarşı-pazarda yiyecek ve sebze fiyatları karşısında adeta dehşete düşmüş durumda. Kovid-19 krizinden önce yaklaşık 650 lira olan bir litre bitkisel yağın fiyatı yaklaşık bin 200 liraya yükseldi. Şu an ise hükümet ve Mahluf arasındaki krizin patlak vermesiyle yaklaşık 2 bin liraya kadar çıktı. Bununla birlikte 600 lira olan bir kilogram humusun fiyatı ikinci kriz sonrasında dükkan sahiplerinin ruh haline göre bin 400 ile bin 800 lira arasında değişiyor.
Şam'ın merkezindeki bir halk pazarında alışveriş yapan bir müşteri, satıcılardan birinin müşterilerini çekmek için ardı ardına yüksek sesle ‘bir kilo çilek 800 lira’ seslenişlerini duyduğunda şaşırdığını ifade etti. Satıcıya “Neden böyle bağırıyorsun?” diye soran müşteri, “Bu ucuz olduğu anlamına mı geliyor?” diye serzenişte bulundu. Müşteri, çileğin kilosunun 200 liraya satılsa dahi vatandaşlar için uygun bir fiyat olmadığına inandığını kaydetti.
Etrafındaki diğer insanlarla konuşan müşteri, duyduğu büyük sıkıntıyı ve üzüntüyü dile getirdi. Hayat şartlarının artık kendisini de zorladığını belirten müşteri, “Bir aile aylık 30 bin lirayla onurlu bir hayat sürebiliyordu. Şimdi ise bunun olması için ancak 500 bin lira gerekiyor. Fakat aldığım maaş 50 bin lira!” dedi.

Akaryakıt
Tüm bunlarla birlikte Petrol ve Maden Kaynakları Bakanlığı pazar günü, krizlerin üst üste geldiğini ve Şam'ın petrol ve türevleriyle ilgili harcamaları kısıtlamak zorunda kaldığını yansıtan yeni bir kemer sıkma önlemi duyurdu. Daha fazla yakıt tüketen araçlara sübvansiyonlu benzin vermeyi bıraktığını açıkladı. Petrol ve Maden Kaynakları Bakanı Ali Ganem, ayrıntı vermediği ‘hizmet ve kalkınma projelerine’ fon sağlamak amacıyla ‘2000 cc’ ve üzeri motor kapasitesine sahip özel araçlar ile ister şahıs ister şirket olsun birden fazla araca sahip olanlara sübvansiyonlu akaryakıt tedarikinin bırakıldığını belirtti. Daha önce sübvansiyonlu olarak 20 litre benzini 5 bin liradan alanların artık söz konusu karar kapsamında araçları için akaryakıtlarını normal fiyattan, yani 20 litresi 9 bin liradan alması gerekiyor. Karar, hem sosyal medyada hem de sokakta eleştirilere yol açarken hükümet yetkilileri de bunun nedenini birkaç Arap ve Batı ülkesinin uyguladığı, petrol tankerlerinin gelişini engelleyen ekonomik yaptırımlara bağlıyorlar.
ABD’nin Şam'ın önde gelen destekçisi Tahran'a uyguladığı yaptırımlar, Suriye'deki yakıt krizini daha da derinleştirdi. Bakan Ganem birkaç gün önce ülkesinin günlük 146 bin varil ham petrole ihtiyaç duyduğunu ancak şu anda günlük olarak sadece 24 bin varil üretildiğini, yani günlük olarak 122 bin varillik açık olduğunu söyledi.
Suriye'nin 2011 yılında, savaşın patlak vermesinden önceki petrol üretimi günlük yaklaşık 380 bin varildi. Ancak savaş nedeniyle petrol sektörü büyük zarara uğradı. Petrol ve doğal gaz alanlarının çoğu halen ülkenin kuzeyinde ve doğusunda ABD destekli Suriye Demokratik Güçleri’nin (SDG) kontrolü altında bulunuyor.
Hükümetin kararı hem rejimin destekçileri hem de muhalifleri tarafından sert bir şekilde eleştirildi.

Hükümet ve Merkez Bankası seyirci kalıyor
Hükümetin ekonomik krize çözüm bulamadığını ve liradaki değer kaybını kontrol edemediğinin tartışmasız bir şekilde gözler önüne serildiği bir ortamda hükümet ve Merkez Bankası, liranın değerindeki en son, en büyük ve en hızlı bozulma dalgası sırasında herhangi bir şey yapmadan sadece seyretmekle yetiniyorlar.
Bir ekonomi uzmanı, bu tür krizler sırasında piyasaya dolar pompalanması gerektiğini ancak hükümetin böyle bir imkana sahip olmadığını, sadece zar zor bir şekilde buğday, şeker ve pirinç getirmekle ilgilendiğini söyledi. Uzman açıklamalarını şöyle sürdürdü:
“ABD’nin Suriye ile diğer ülkelere ve yapılara uyguladığı yaptırımlar bağlamında, bölgede kökünü kurutmayı planladığı dolarla piyasaları nasıl dolduracaksınız? Eğer hükümet Suriye çatışması dosyasında uluslararası alanda büyük bir esneklik göstermezse ülkedeki ekonomik durum, özellikle ABD'nin ‘Sezar Suriye Sivil Koruma Yasası’nı önümüzdeki ay yürürlüğe koymasıyla birlikte daha da kötüleşecek.”
Ancak hükümetin gıda fiyatlarındaki artış konusundaki tutumu, liranın değer kaybetmesine ilişkin tutumundan biraz farklı olsa da bu durum rejimin kontrolü altındaki bölgelerde yaşayan halka yansımadı. Satıcıların ürünlere fahiş fiyatlar uygulaması veya son kullanma tarihi geçmiş ürünleri satmaları nedeniyle kasıtlı olarak çok sayıda ihlal yaşanıyor. Yükselmeye devam eden fiyatlar nedeniyle birçok dükkan kepenk kapatmak zorunda kaldı.
Uzmanlara göre hükümetin yıllarca süren savaş ve kötü yönetim nedeniyle büyük bir gerileme yaşayan ve Kovid-19 salgınıyla mücadele için uygulanan kapatma tedbirleri nedeniyle yeni bir şoka daha maruz kalan ekonomiyi canlandırması gerekiyor.
Uzmanlardan biri, tüccarların ve iş adamlarının iş dünyası üzerindeki sıkı tutumlarını gevşetmeleri gerektiğini, aksi takdirde bu durumun feci bir savaşın ardından dayanılmaz bir ekonomik bunalıma yol açacağını söyledi. Uzmana göre buna Rusya ve İran'ın Şam'a verdiği desteğin gerilemesi, başta Suriye'nin ekonomik ciğerleri olan ve dolar cinsinden finansmanının kaynaklarını oluşturan Irak ve Lübnan olmak üzere bölge ülkelerinin ekonomilerinde artan sıkıntılar ve Batı’nın yaptırımlarını artırması eşlik edecek.



Meşal: Hamas silahlarını bırakmayacak ve Gazze’de yabancı yönetimi kabul etmeyecek

Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
TT

Meşal: Hamas silahlarını bırakmayacak ve Gazze’de yabancı yönetimi kabul etmeyecek

Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)

Hamas liderlerinden Halid Meşal bugün yaptığı açıklamada, Hamas’ın silahlarını bırakmayacağını ve Gazze Şeridi’nde ‘yabancı bir yönetimi’ kabul etmeyeceğini söyledi. Açıklama, ateşkes anlaşmasının, Hamas’ın silahsızlandırılmasını ve Gazze Şeridi’nin yönetimi için uluslararası bir komite kurulmasını öngören ikinci aşamasının başlamasının ardından geldi.

Hamas’ın yurt dışı sorumlusu ve eski Siyasi Büro Başkanı Meşal, 17. El Cezire Forumu’nda yaptığı konuşmada, “Direnişi, direnişin silahını ve direnişi gerçekleştirenleri suç saymak kabul edilemez” dedi.

Şarku’l Avsat’ın AFP’den aktardığına göre Meşal, “İşgal olduğu sürece direniş vardır. Direniş, işgal altındaki halkların bir hakkıdır; uluslararası hukukun, semavi dinlerin ve milletlerin hafızasının bir parçasıdır ve onunla gurur duyulur” ifadelerini kullandı.

İsrail ile Hamas arasında varılan ateşkes anlaşması, yıkıcı bir savaşın ardından, 10 Ekim’de yürürlüğe girdi. Anlaşma, Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi tarafından da desteklenen bir ABD planına dayanıyor.

Anlaşmanın ilk aşaması, 7 Ekim 2023’ten bu yana Gazze Şeridi’nde tutulan rehineler ile İsrail hapishanelerindeki Filistinli mahkûmların takasını, çatışmaların durdurulmasını, İsrail’in Filistin topraklarındaki yerleşim alanlarından çekilmesini ve Gazze Şeridi’ne insani yardımların girişini öngörüyordu.

İkinci aşama ise 26 Ocak’ta Gazze Şeridi’nde son İsrailli rehinenin cansız bedeninin bulunmasının ardından başladı. Bu aşama, Hamas’ın silahsızlandırılmasını, Gazze Şeridi’nin yaklaşık yarısını kontrol eden İsrail ordusunun kademeli olarak çekilmesini ve Gazze’nin güvenliğinin sağlanmasına ve Filistinli polis birimlerinin eğitilmesine yardımcı olmayı amaçlayan uluslararası bir istikrar gücünün konuşlandırılmasını içeriyor.

Plan kapsamında, Gazze Şeridi’nin yönetimini denetlemek üzere ABD Başkanı Donald Trump’ın başkanlığında, çeşitli ülkelerden isimlerin yer aldığı Barış Konseyi oluşturuldu. Ayrıca, Gazze Şeridi’nin günlük işlerini yürütmek üzere Filistinli teknokratlardan oluşan bir komitenin kurulması öngörüldü.

Meşal, Barış Konseyi’ne Gazze Şeridi’nin yeniden inşasını ve yaklaşık 2 milyon 200 bin nüfuslu bölgeye insani yardımların akışını mümkün kılacak ‘dengeli bir yaklaşım’ benimseme çağrısında bulundu. Meşal, aynı zamanda Hamas’ın Filistin topraklarında herhangi bir yabancı yönetimi kabul etmeyeceğini yineledi.

Meşal sözlerini şöyle sürdürdü: “Ulusal sabitelerimize bağlıyız; vesayet mantığını, dış müdahaleyi ve manda yönetimini kabul etmiyoruz… Filistinlileri Filistinliler yönetir. Gazze, Gazze halkınındır; Filistin, Filistinlilerindir. Yabancı bir yönetimi kabul etmeyeceğiz.”

Meşal’e göre bu sorumluluk yalnızca Hamas’a değil, ‘tüm canlı unsurlarıyla Filistin halkının liderliğine’ aittir.

İsrail ve ABD, Hamas’ın silahsızlandırılması ve Gazze Şeridi’nin askerden arındırılmış bir bölge haline getirilmesi talebini sürdürüyor. Hamas ise silahlarını gelecekte kurulabilecek bir Filistin yönetimine devretme ihtimalinden söz ediyor.

İsrailli yetkililer, Hamas’ın Gazze Şeridi’nde yaklaşık 20 bin savaşçıya sahip olduğunu ve hareketin elinde yaklaşık 60 bin kalaşnikof tüfek bulunduğunu öne sürüyor.

Ateşkes anlaşmasında öngörülen uluslararası gücü hangi ülkelerin oluşturacağı ise henüz netlik kazanmış değil.


Libya’da Yüksek Yargı Konseyi, Anayasa Mahkemesi kararlarına karşı muhalefetini artırıyor

BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
TT

Libya’da Yüksek Yargı Konseyi, Anayasa Mahkemesi kararlarına karşı muhalefetini artırıyor

BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)

Libya Yüksek Yargı Konseyi, Trablus'taki Yüksek Mahkeme Anayasa Dairesi'nin kararlarına karşı tavrını katılaştırarak, ‘yargıyı siyasallaştırma girişimlerine’ karşı sert bir uyarıda bulundu. Konsey, ‘bu hassas aşamada yargıya müdahale etme’ konusunda sert bir uyarıda bulundu. Ülke, yargıya da neredeyse ulaşan kronik siyasi ve askeri bölünmelerden mustarip durumda.

Yüksek Yargı Konseyi’nin bu tutumu, Anayasa Mahkemesi'nin Temsilciler Meclisi tarafından çıkarılan ve Yargı Sistemi Kanunu'nda değişiklikler içeren iki kanunu geçersiz kılma kararının ardından daha da belirginleşti. Bu durum, mevcut Yargı Yüksek Konseyi’nin kurulduğu anayasal dayanağın ortadan kalktığı ve bu kanundan kaynaklanan statüsünü kaybettiği anlamına geliyor. Dolayısıyla, önceki hükümlere uygun olarak yeniden oluşturulması gerekiyor.

Yüksek Yargı Konseyi tarafından cuma akşamı yapılan açıklamada ‘anayasal çevreden’ doğrudan bahsedilmeden yargı alanında yaşananlara, özellikle de bazılarının, kurumu zararlı bir kurum ile değiştirmek için anayasal olarak ilgili olduğunu düşündükleri araçları kullanarak yargının birliğini ve bağımsızlığını zayıflatma girişimlerine ilişkin duyulan üzüntü ifade edildi.

Konsey, bu kişilerin amacının, diğer tüm yetkileri elinden almak suretiyle, yalnızca siyasi ve dar bir kişisel çıkar olarak nitelendirilebilecek hedefleri gerçekleştirmek olduğunu değerlendirdi.

Yargının birliğini korumak, sorumlu davranmak ve ülkenin yararına hizmet etmek için, sonuçsuz kalacak bir fiili durum dayatmaya çalışanların devam eden uzlaşmaz tavırları karşısında bir süre en yüksek disiplin seviyesini uyguladığını da ekleyen Konsey, ülkenin tarihinde hassas ve tehlikeli bir dönemde, birliğin her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyulduğu bir zamanda yargıya müdahale etme girişimlerine işaret etti.

fdbfb
Libya Temsilciler Meclisi'nin önceki bir oturumundan bir kare (Libya Temsilciler Meclisi)

Bu gerginlik, Temsilciler Meclisi ile (yargı otoritesini oluşturan üç sütundan biri olan) Devlet Konseyi arasındaki hukuki ve siyasi çatışmanın bir parçası olarak görülüyor. Bu çatışma, siyaset koridorlarından yargının kalbine taşınırken Temsilciler Meclisi, bazı yasal değişikliklerle Yüksek Yargı Konseyi'ni yeniden yapılandırarak yargı üzerinde daha fazla etki sahibi olmaya çalışıyor. Devlet Konseyi bu hamleyi yargının ‘siyasileştirilmesi’ olarak değerlendirdi.

Bu turda, Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri'nin Libya Özel Temsilcisi ve Libya'daki BM Destek Misyonu (UNSMIL) Başkanı Hanna Serwaa Tetteh, bu diyaloğun yeni bir hükümet seçmek için bir organ olmaktan ziyade, Libyalıların kendi ülkelerinin geleceği için kendileri tarafından formüle edilen pratik çözümler geliştirmek amacıyla yürütülen bir ‘Libyalılar arası’ süreç olduğunu teyit etti.

Seçim çerçevesine ilişkin görüşmeler de “6+6” komitesinin kuralları ve danışma komitesinin tavsiyeleri temelinde, mevcut farklılıkların altında yatan garantileri ve siyasi endişeleri anlamaya odaklanarak yürütüldü.

Katılımcı üyeler ise, görüşmelerin genel ilkelerden usul ayrıntılarına doğru ilerlediğini belirttiler. Komisyon Yönetim Kurulu'ndaki boş koltuk krizinin çözülmesinin, gelecekteki seçimlere olan güveni güçlendirmek ve seçimlerin itiraz edilmesini veya kesintiye uğramasını önlemek için temel bir unsur olduğunu vurguladılar.

ert6y
Önceki belediye seçim kampanyasından (Komisyon Yönetim Kurulu)

Turun sonunda üyeler, Berlin Süreci Siyasi Çalışma Grubu'nun büyükelçilerine ve temsilcilerine ana önerilerini sundular. Büyükelçiler ve temsilciler, sürecin mart ayında yeniden başlaması ve uzun vadeli istikrarı sağlayacak ulusal bir vizyon etrafında uzlaşma sağlanmaya devam edilmesi koşuluyla, UNSMIL tarafından kolaylaştırılan yol haritasına destek verdiklerini teyit ettiler.

Yapılandırılmış diyalogun yeni hükümetin seçimi konusunda kararlar alan bir organ olmadığını yineleyen USNMIL, devlet kurumlarını güçlendirmek amacıyla, seçimlere elverişli bir ortam yaratmak ve yönetişim, ekonomi ve güvenlik alanlarındaki en acil sorunları ele almak için pratik önerileri incelemekle ilgilendiğini belirtti. UNSMIL, bunun uzun vadeli çatışmanın nedenlerini ele almak için politika ve yasama önerilerini inceleyerek ve geliştirerek başarılacağının altını çizdi. Ayrıca, yapılandırılmış diyalogun istikrarın önünü açacak ulusal bir vizyon üzerinde uzlaşma sağlamayı amaçlayacağına da dikkati çekti.

Bu gelişme, cumartesi günü Tacura, Sayad ve el-Hashan belediyelerinde ve Tobruk'taki bir oy verme merkezinde, düzenli ve sakin bir atmosferde belediye meclisi seçimleri için oy kullanma işleminin başlamasıyla eş zamanlı gerçekleşti. Komisyon Yönetim Kurulu’nun ana operasyon odası, oy verme sürecinin disiplinli ve organize bir ortamda, önemli bir engel olmadan plana göre ilerlediğini belirtti.

Komisyon, 93 sandık merkezinden oluşan 43 merkezin tamamının açık olduğunu doğruladı. Bu tur, şeffaflığı artırmak ve her türlü sahtekarlık girişimini önlemek amacıyla Tacura belediyesinde elektronik doğrulama teknolojisi (parmak izi) kullanıldı.

u78ı9o
Huri, cumartesi günü belediye seçimlerinde bir oy verme merkezini ziyaret ederken (UNSMIL)

Öte yandan UNSMIL, sorumlu yerel yönetimin kurulmasına katkıda bulunmak için tüm kayıtlı seçmenleri oy kullanmaya çağırırken, misyonun başkan yardımcısı Stephanie Huri, Tacura'daki oy verme merkezlerini ziyaret ederek oy verme sürecini ve elektronik seçmen doğrulama sisteminin kullanımını yerinde gözlemledi.

Bu seçimler, oy vermeyi geciktiren bazı teknik ve hukuki engellerin aşılmasının ardından, Komisyonun ülke çapında belediye meclislerini seçme planını çerçevesinde gerçekleşirken söz konusu plan, son iki yılda uygulanan ve nihai sonuçların kabul edilmesi ve seçilmiş meclislerin oluşturulmasıyla sonuçlanan önceki aşamaların başarısının bir uzantısı olarak değerlendiriliyor.


Kasım, Hizbullah üzerindeki kontrolünü sıkılaştırıyor

Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
TT

Kasım, Hizbullah üzerindeki kontrolünü sıkılaştırıyor

Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)

Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım, örgütün idari kurumları üzerindeki kontrolünü sıkılaştırmaya çalışıyor. Bu yüzden söz konusu kurumlara, eski Genel Sekreter Hasan Nasrallah'ın liderliği döneminde marjinalleştirilen yakın arkadaşları ve din adamı olmayan politikacıları getirdi.

Şarku’l Avsat’a konuşan kaynaklara göre yapılan en önemli değişiklikler arasında, eski bakan ve milletvekili Muhammed Fneyş’in Hizbullah’ın ‘hükümeti’ olarak kabul edilen yürütme organının başına geçmesi, milletvekili ve parlamento grubu başkanı Muhammed Raad'ın ise genel sekreter yardımcılığına atanmasının bekleniyor.

Kaynaklar, Kasım'ın, daha önce partinin yürütme organının sorumluluğunda olan ayrıntılara girmeden liderliği elinde tutan genel sekreterlik ile örgütün tüm kurumlarını birbirine bağlayarak Hizbullah’ı kontrol etmeye çalıştığına işaret etti.

Öte yandan, Başbakan Nevaf Selam, çok sayıda kişinin İsrail'in tekrarlanan saldırılarının ardından halen yeniden inşa edilmesini beklediği güney bölgesine tarihi bir ziyaret başlattı. Başbakan Selam'ın, Hizbullah tarafından kendisine karşı başlatılan ihanet kampanyasına rağmen tüm köylerde sıcak bir şekilde karşılanması dikkati çekti.