Türkiye’nin Libya’daki genişlemesi, Avrupa’nın endişelerini artırıyor

Başkent Trablus yakınlarındaki Ayn Zara bölgesinde bulunan LUO unsurları (Reuters)
Başkent Trablus yakınlarındaki Ayn Zara bölgesinde bulunan LUO unsurları (Reuters)
TT

Türkiye’nin Libya’daki genişlemesi, Avrupa’nın endişelerini artırıyor

Başkent Trablus yakınlarındaki Ayn Zara bölgesinde bulunan LUO unsurları (Reuters)
Başkent Trablus yakınlarındaki Ayn Zara bölgesinde bulunan LUO unsurları (Reuters)

Zayed Hediyye
Türkiye’nin Libya krizine ve askeri çatışmalara artan müdahalesiyle birlikte uluslararası ve bölgesel kaygılar da son günlerde artış gösterdi. Bu noktada en büyük endişeyi ise Avrupa taşıyor.
Son haftalardaki gelişmeler, sahadaki önemli değişiklikler ve Türkiye’nin Libya’nın askeri ve stratejik sahalarının kontrolünü elinde tutması, bölgedeki yerel ve uluslararası açıdan aktif oyuncuların çıkarlarını etkileyerek uluslararası boyutlara ulaştı. Endişe seviyesi sürekli artarken, Ankara’nın silah ve asker desteği sağladığı Trablus’taki müttefiki Ulusal Mutabakat Hükümeti’nden (UMH) elini çekmesi çağrıları arttı. Koşullar, Libya’yı gerginliğin yuvası olmaya aday hale getirdi ve göçmenlerin Avrupa’ya açıldığı bir başlangıç ​​noktası yaptı. Aynı şekilde ülke, orta ve uzun vadede dünyanın dört bir yanından savaşçıları da kendisine çekti.
Resmi ve basın raporlarına göre Libya krizinin ülkelere yönelik jeopolitik ve güvenlik etkileri endişeleri çerçevesinde bu gibi faktörlerin, Avrupa’yı diğer ülkelerden daha fazla kaygılandırması doğal. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Avrupa’ya yönelik tehdidin UMH’nin devrilmesi halinde artacağına işaret etti. Zira kendisi, Libya’dan yasadışı bir göç dalgasının patlak vermesine karşı uyarılarda bulundu. Bu çerçevede ABD merkezli ‘Politico’ gazetesinde yayınlanan bir makalede, UMH’nin devrilmesinin, Avrupa’yı yeni bir dizi güvenlik tehdidiyle karşı karşıya bırakacağı belirtilirken, Avrupa Birliği’ne (AB) de bu adımları takip etme ve Trablus hükümetini destekleme çağrısı yapıldı.

Avrupa güvenliğine tehdit
Almanya’da yayın yapan ‘Der Spiegel’ dergisi, 24 Mayıs Cumartesi günü ‘Türkiye’nin Libya müdahalesinin, Avrupa kıtasının güvenliğine doğrudan bir tehdit oluşturduğunu’ yazdı. Dergide, “Türk müdahalesi, sadece Libya egemenliğini ihlal etmekle kalmıyor, aynı zamanda Avrupa’yı da ciddi şekilde tehdit ediyor” denildi. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Libya’daki koşullar üzerindeki kontrolünün, ciddi yansımaları olacağı belirtilen dergide, “Libya, Afrikalı mültecilerin Avrupa’ya kaçış noktasına dönüştü. Erdoğan’ın bu kâğıdı, mülteci meselesi hususunda Avrupa’ya şantaj yapmak amacıyla kullanma olasılığı var. Erdoğan aylar önce mültecilerin Türkiye toprakları üzerinden Avrupa’ya geçmeleri için kapılarını açtı. Bu durum, Libya’da da benzer bir senaryoyu mümkün kılıyor ve Avrupa güvenliği için büyük bir tehdit oluşturuyor” ifadelerine yer verildi.

Olası çatışma
Bingazi Üniversitesi’nde siyaset bilimi profesörü Cemal eş-Şatşat, Independent Arabia’ya yaptığı açıklamada, “Bu analizler, Libya’nın Avrupa-Türkiye arasında bir çatışma alanına dönüşeceği konusunda endişeleri artırıyor. Fransa, Almanya ve İtalya gibi büyük Avrupa ülkeleri, Türkiye’nin Libya’daki siyasi ve askeri genişlemesi sonrasında artık büyük bir tehdit altında” dedi. Şatşat, “Türkiye ve UMH’nin ‘Libya’da petrol ve gaz sektörüne yapılan büyük yatırımlar şeklinde’, Ankara’ya özel imtiyazlar verileceği yönündeki açıklamalarının çoğalması, Avrupa’nın endişesini artırmaya büyük katkıda bulundu” ifadelerini kullandı.
Cemal eş-Şatşat, “Akdeniz’deki enerji kaynakları meselesi, Türkiye- Avrupa egemenlik çatışması, göç meselesi, Libya’daki çatışmalar, Türk uçakları, Avrupa ülkelerine hareketleri ve güvenlik tehditleri bu yaşlı kıtanın gerçek endişelerini oluşturuyor” açıklamasında bulundu. Bu Avrupa endişelerinin, ‘Libya’daki politikalarından geri adım atmaması halinde’ Türkiye ile doğrudan çatışmalara dönüşeceğini belirten Şatşat, “Erdoğan’ın Libya’daki politikalarının neden olduğu tehdidi ortadan kaldırmak için yakın ve geniş bir Avrupa hareketi, Trablus’a silah ve savaşçı tedarikinin önlenmesine ilişkin uluslararası kararların uygulanıp uygulanmadığını takip eden Irini deniz operasyonunun daha fazla aktifleştirilmesine yol açabilir” dedi.

AB uyardı
Geçen hafta dışişleri bakanlığı düzeyinde düzenlenen bir toplantının ardından AB, yaptığı ortak bir açıklamada, Türkiye’nin Libya’ya yönelik askeri müdahalesinin tehlikeleri konusunda uyardı. Ankara’nın ülkenin batısındaki savaşa askeri katkısını artırdığını ilan etmesi üzerine AB, müdahalenin tüm kıtanın çıkarlarını ve güvenliğini tehdit ettiğini vurguladı.
Ankara, AB’nin tehditlerini kabul etmezken, Cumhurbaşkanı Erdoğan da ‘kimsenin, ülkesinin Libya’ya dair politikalarını eleştirme hakkına sahip olmadığını’ vurguladı. Erdoğan ayrıca, “Türkiye, Türkiye’ye düşman dış güçlerin desteklediği Libya Ulusal Ordusu (LUO) tarafından tehdit edilen çıkarlarını savunuyor” dedi.
Cumhurbaşkanı, resmi bir kanala yaptığı açıklamada, ülkesinin Libya’daki politikasının açık olduğunu ve kimsenin bunu eleştiremeyeceğini vurgulayarak, Türkiye’nin Libya ve bölgedeki politikalarını sürdüreceğine dikkati çekti. Erdoğan ayrıca, tüm bu güçleri yeneceklerini ve zaferlerinin, Türkiye’ye karşı komplo uygulayanların hezimeti olacağını ifade etti.

Washington’dan baskı
Libya’daki Türk varlığının genişlemesine yönelik endişe, Avrupa kıtasını aşarak ABD’nin sınırlarına kadar ulaştı. Bu endişe, Washington’daki üst düzey yetkililerinin Libya’nın batısındaki son gelişmeleri ele almak için Türk mevkidaşlarıyla yaptıkları telefon görüşmeleri hususunda nerdeyse günlük şekilde yapılan ABD açıklamalarına da yansıdı.
ABD kaynakları, geçtiğimiz Cumartesi günü bu meseleyi ele alma çağrısı yaparken ABD Ulusal Güvenlik Danışmanı ​​Robert O’Brien ve Türkiye Cumhurbaşkanlığı sözcüsü İbrahim Kalın da bir dizi farklı meseleye yoğunlaştı. Bu çerçevede Beyaz Saray, yayınladığı bir bildiride, ABD Başkanı Donald Trump’ın bir telefon görüşmesi sırasında Erdoğan’a ‘Libya’ya yönelik dış müdahalelerin kötüleşmesi’ dolayısıyla endişelerini ve savaşa hızlı şekilde son verilmesi talebini dile getirdiği belirtildi. Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia kaynaklı haberine göre, ABD idaresi sözcüsü ise yaptığı açıklamada, Trump ve Erdoğan’ın ‘koronavirüs salgını ortasında dünya ekonomilerini yeniden canlandırma meselesinin yanı sıra Libya ve Suriye’deki gelişmeleri’ ele aldığını belirtti.
Görüşmeden bir gün önce de ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo, UMH Başkanı Fayiz es-Serrac ile temasa geçerek, kendisine “ülkesinin Libya’ya silah ve mühimmat akışından memnun olmadığı’ bilgisini verdi. ABD Dışişleri Bakanlığı, yayınladığı bir bildiride “Pompeo, Serrac’a saldırgan eylemlerin derhal sonlandırılması ve siyasi diyaloğa dönülmesi gerektiğini belirtti” ifadelerine yer verdi.

Türkiye geri çekiliyor mu?
ABD’nin Libya’daki gelişmelere yönelik ilgisi ve Washington’un Trablus ile Ankara’daki yetkililerle son temaslarında yaptığı uyarılar, gelecek haftalarda Türkiye’nin Libya’ya silah ve asker akışıyla ilgili müdahale düzeyini azaltmasına yol açabilir. Bu çerçevede Libyalı gazeteci Hişam bin Sariti, Independent Arabia’ya yaptığı açıklamada, “ABD yönetimi tarafından çizilen kırmızı çizgiler diğerlerine benzemiyor. UMH Başkanı Fayiz es-Serrac ve Erdoğan açısından da bu kırmızı çizgiler göz ardı edilemez. Trump ve Dışişleri Bakanı’nın onlara gönderdiği gizli mesajlar, önümüzdeki dönemde pek çok durumu siyasi ve askeri olarak değiştirecek” dedi.



Meşal: Hamas silahlarını bırakmayacak ve Gazze’de yabancı yönetimi kabul etmeyecek

Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
TT

Meşal: Hamas silahlarını bırakmayacak ve Gazze’de yabancı yönetimi kabul etmeyecek

Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)

Hamas liderlerinden Halid Meşal bugün yaptığı açıklamada, Hamas’ın silahlarını bırakmayacağını ve Gazze Şeridi’nde ‘yabancı bir yönetimi’ kabul etmeyeceğini söyledi. Açıklama, ateşkes anlaşmasının, Hamas’ın silahsızlandırılmasını ve Gazze Şeridi’nin yönetimi için uluslararası bir komite kurulmasını öngören ikinci aşamasının başlamasının ardından geldi.

Hamas’ın yurt dışı sorumlusu ve eski Siyasi Büro Başkanı Meşal, 17. El Cezire Forumu’nda yaptığı konuşmada, “Direnişi, direnişin silahını ve direnişi gerçekleştirenleri suç saymak kabul edilemez” dedi.

Şarku’l Avsat’ın AFP’den aktardığına göre Meşal, “İşgal olduğu sürece direniş vardır. Direniş, işgal altındaki halkların bir hakkıdır; uluslararası hukukun, semavi dinlerin ve milletlerin hafızasının bir parçasıdır ve onunla gurur duyulur” ifadelerini kullandı.

İsrail ile Hamas arasında varılan ateşkes anlaşması, yıkıcı bir savaşın ardından, 10 Ekim’de yürürlüğe girdi. Anlaşma, Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi tarafından da desteklenen bir ABD planına dayanıyor.

Anlaşmanın ilk aşaması, 7 Ekim 2023’ten bu yana Gazze Şeridi’nde tutulan rehineler ile İsrail hapishanelerindeki Filistinli mahkûmların takasını, çatışmaların durdurulmasını, İsrail’in Filistin topraklarındaki yerleşim alanlarından çekilmesini ve Gazze Şeridi’ne insani yardımların girişini öngörüyordu.

İkinci aşama ise 26 Ocak’ta Gazze Şeridi’nde son İsrailli rehinenin cansız bedeninin bulunmasının ardından başladı. Bu aşama, Hamas’ın silahsızlandırılmasını, Gazze Şeridi’nin yaklaşık yarısını kontrol eden İsrail ordusunun kademeli olarak çekilmesini ve Gazze’nin güvenliğinin sağlanmasına ve Filistinli polis birimlerinin eğitilmesine yardımcı olmayı amaçlayan uluslararası bir istikrar gücünün konuşlandırılmasını içeriyor.

Plan kapsamında, Gazze Şeridi’nin yönetimini denetlemek üzere ABD Başkanı Donald Trump’ın başkanlığında, çeşitli ülkelerden isimlerin yer aldığı Barış Konseyi oluşturuldu. Ayrıca, Gazze Şeridi’nin günlük işlerini yürütmek üzere Filistinli teknokratlardan oluşan bir komitenin kurulması öngörüldü.

Meşal, Barış Konseyi’ne Gazze Şeridi’nin yeniden inşasını ve yaklaşık 2 milyon 200 bin nüfuslu bölgeye insani yardımların akışını mümkün kılacak ‘dengeli bir yaklaşım’ benimseme çağrısında bulundu. Meşal, aynı zamanda Hamas’ın Filistin topraklarında herhangi bir yabancı yönetimi kabul etmeyeceğini yineledi.

Meşal sözlerini şöyle sürdürdü: “Ulusal sabitelerimize bağlıyız; vesayet mantığını, dış müdahaleyi ve manda yönetimini kabul etmiyoruz… Filistinlileri Filistinliler yönetir. Gazze, Gazze halkınındır; Filistin, Filistinlilerindir. Yabancı bir yönetimi kabul etmeyeceğiz.”

Meşal’e göre bu sorumluluk yalnızca Hamas’a değil, ‘tüm canlı unsurlarıyla Filistin halkının liderliğine’ aittir.

İsrail ve ABD, Hamas’ın silahsızlandırılması ve Gazze Şeridi’nin askerden arındırılmış bir bölge haline getirilmesi talebini sürdürüyor. Hamas ise silahlarını gelecekte kurulabilecek bir Filistin yönetimine devretme ihtimalinden söz ediyor.

İsrailli yetkililer, Hamas’ın Gazze Şeridi’nde yaklaşık 20 bin savaşçıya sahip olduğunu ve hareketin elinde yaklaşık 60 bin kalaşnikof tüfek bulunduğunu öne sürüyor.

Ateşkes anlaşmasında öngörülen uluslararası gücü hangi ülkelerin oluşturacağı ise henüz netlik kazanmış değil.


Libya’da Yüksek Yargı Konseyi, Anayasa Mahkemesi kararlarına karşı muhalefetini artırıyor

BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
TT

Libya’da Yüksek Yargı Konseyi, Anayasa Mahkemesi kararlarına karşı muhalefetini artırıyor

BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)

Libya Yüksek Yargı Konseyi, Trablus'taki Yüksek Mahkeme Anayasa Dairesi'nin kararlarına karşı tavrını katılaştırarak, ‘yargıyı siyasallaştırma girişimlerine’ karşı sert bir uyarıda bulundu. Konsey, ‘bu hassas aşamada yargıya müdahale etme’ konusunda sert bir uyarıda bulundu. Ülke, yargıya da neredeyse ulaşan kronik siyasi ve askeri bölünmelerden mustarip durumda.

Yüksek Yargı Konseyi’nin bu tutumu, Anayasa Mahkemesi'nin Temsilciler Meclisi tarafından çıkarılan ve Yargı Sistemi Kanunu'nda değişiklikler içeren iki kanunu geçersiz kılma kararının ardından daha da belirginleşti. Bu durum, mevcut Yargı Yüksek Konseyi’nin kurulduğu anayasal dayanağın ortadan kalktığı ve bu kanundan kaynaklanan statüsünü kaybettiği anlamına geliyor. Dolayısıyla, önceki hükümlere uygun olarak yeniden oluşturulması gerekiyor.

Yüksek Yargı Konseyi tarafından cuma akşamı yapılan açıklamada ‘anayasal çevreden’ doğrudan bahsedilmeden yargı alanında yaşananlara, özellikle de bazılarının, kurumu zararlı bir kurum ile değiştirmek için anayasal olarak ilgili olduğunu düşündükleri araçları kullanarak yargının birliğini ve bağımsızlığını zayıflatma girişimlerine ilişkin duyulan üzüntü ifade edildi.

Konsey, bu kişilerin amacının, diğer tüm yetkileri elinden almak suretiyle, yalnızca siyasi ve dar bir kişisel çıkar olarak nitelendirilebilecek hedefleri gerçekleştirmek olduğunu değerlendirdi.

Yargının birliğini korumak, sorumlu davranmak ve ülkenin yararına hizmet etmek için, sonuçsuz kalacak bir fiili durum dayatmaya çalışanların devam eden uzlaşmaz tavırları karşısında bir süre en yüksek disiplin seviyesini uyguladığını da ekleyen Konsey, ülkenin tarihinde hassas ve tehlikeli bir dönemde, birliğin her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyulduğu bir zamanda yargıya müdahale etme girişimlerine işaret etti.

fdbfb
Libya Temsilciler Meclisi'nin önceki bir oturumundan bir kare (Libya Temsilciler Meclisi)

Bu gerginlik, Temsilciler Meclisi ile (yargı otoritesini oluşturan üç sütundan biri olan) Devlet Konseyi arasındaki hukuki ve siyasi çatışmanın bir parçası olarak görülüyor. Bu çatışma, siyaset koridorlarından yargının kalbine taşınırken Temsilciler Meclisi, bazı yasal değişikliklerle Yüksek Yargı Konseyi'ni yeniden yapılandırarak yargı üzerinde daha fazla etki sahibi olmaya çalışıyor. Devlet Konseyi bu hamleyi yargının ‘siyasileştirilmesi’ olarak değerlendirdi.

Bu turda, Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri'nin Libya Özel Temsilcisi ve Libya'daki BM Destek Misyonu (UNSMIL) Başkanı Hanna Serwaa Tetteh, bu diyaloğun yeni bir hükümet seçmek için bir organ olmaktan ziyade, Libyalıların kendi ülkelerinin geleceği için kendileri tarafından formüle edilen pratik çözümler geliştirmek amacıyla yürütülen bir ‘Libyalılar arası’ süreç olduğunu teyit etti.

Seçim çerçevesine ilişkin görüşmeler de “6+6” komitesinin kuralları ve danışma komitesinin tavsiyeleri temelinde, mevcut farklılıkların altında yatan garantileri ve siyasi endişeleri anlamaya odaklanarak yürütüldü.

Katılımcı üyeler ise, görüşmelerin genel ilkelerden usul ayrıntılarına doğru ilerlediğini belirttiler. Komisyon Yönetim Kurulu'ndaki boş koltuk krizinin çözülmesinin, gelecekteki seçimlere olan güveni güçlendirmek ve seçimlerin itiraz edilmesini veya kesintiye uğramasını önlemek için temel bir unsur olduğunu vurguladılar.

ert6y
Önceki belediye seçim kampanyasından (Komisyon Yönetim Kurulu)

Turun sonunda üyeler, Berlin Süreci Siyasi Çalışma Grubu'nun büyükelçilerine ve temsilcilerine ana önerilerini sundular. Büyükelçiler ve temsilciler, sürecin mart ayında yeniden başlaması ve uzun vadeli istikrarı sağlayacak ulusal bir vizyon etrafında uzlaşma sağlanmaya devam edilmesi koşuluyla, UNSMIL tarafından kolaylaştırılan yol haritasına destek verdiklerini teyit ettiler.

Yapılandırılmış diyalogun yeni hükümetin seçimi konusunda kararlar alan bir organ olmadığını yineleyen USNMIL, devlet kurumlarını güçlendirmek amacıyla, seçimlere elverişli bir ortam yaratmak ve yönetişim, ekonomi ve güvenlik alanlarındaki en acil sorunları ele almak için pratik önerileri incelemekle ilgilendiğini belirtti. UNSMIL, bunun uzun vadeli çatışmanın nedenlerini ele almak için politika ve yasama önerilerini inceleyerek ve geliştirerek başarılacağının altını çizdi. Ayrıca, yapılandırılmış diyalogun istikrarın önünü açacak ulusal bir vizyon üzerinde uzlaşma sağlamayı amaçlayacağına da dikkati çekti.

Bu gelişme, cumartesi günü Tacura, Sayad ve el-Hashan belediyelerinde ve Tobruk'taki bir oy verme merkezinde, düzenli ve sakin bir atmosferde belediye meclisi seçimleri için oy kullanma işleminin başlamasıyla eş zamanlı gerçekleşti. Komisyon Yönetim Kurulu’nun ana operasyon odası, oy verme sürecinin disiplinli ve organize bir ortamda, önemli bir engel olmadan plana göre ilerlediğini belirtti.

Komisyon, 93 sandık merkezinden oluşan 43 merkezin tamamının açık olduğunu doğruladı. Bu tur, şeffaflığı artırmak ve her türlü sahtekarlık girişimini önlemek amacıyla Tacura belediyesinde elektronik doğrulama teknolojisi (parmak izi) kullanıldı.

u78ı9o
Huri, cumartesi günü belediye seçimlerinde bir oy verme merkezini ziyaret ederken (UNSMIL)

Öte yandan UNSMIL, sorumlu yerel yönetimin kurulmasına katkıda bulunmak için tüm kayıtlı seçmenleri oy kullanmaya çağırırken, misyonun başkan yardımcısı Stephanie Huri, Tacura'daki oy verme merkezlerini ziyaret ederek oy verme sürecini ve elektronik seçmen doğrulama sisteminin kullanımını yerinde gözlemledi.

Bu seçimler, oy vermeyi geciktiren bazı teknik ve hukuki engellerin aşılmasının ardından, Komisyonun ülke çapında belediye meclislerini seçme planını çerçevesinde gerçekleşirken söz konusu plan, son iki yılda uygulanan ve nihai sonuçların kabul edilmesi ve seçilmiş meclislerin oluşturulmasıyla sonuçlanan önceki aşamaların başarısının bir uzantısı olarak değerlendiriliyor.


Kasım, Hizbullah üzerindeki kontrolünü sıkılaştırıyor

Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
TT

Kasım, Hizbullah üzerindeki kontrolünü sıkılaştırıyor

Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)

Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım, örgütün idari kurumları üzerindeki kontrolünü sıkılaştırmaya çalışıyor. Bu yüzden söz konusu kurumlara, eski Genel Sekreter Hasan Nasrallah'ın liderliği döneminde marjinalleştirilen yakın arkadaşları ve din adamı olmayan politikacıları getirdi.

Şarku’l Avsat’a konuşan kaynaklara göre yapılan en önemli değişiklikler arasında, eski bakan ve milletvekili Muhammed Fneyş’in Hizbullah’ın ‘hükümeti’ olarak kabul edilen yürütme organının başına geçmesi, milletvekili ve parlamento grubu başkanı Muhammed Raad'ın ise genel sekreter yardımcılığına atanmasının bekleniyor.

Kaynaklar, Kasım'ın, daha önce partinin yürütme organının sorumluluğunda olan ayrıntılara girmeden liderliği elinde tutan genel sekreterlik ile örgütün tüm kurumlarını birbirine bağlayarak Hizbullah’ı kontrol etmeye çalıştığına işaret etti.

Öte yandan, Başbakan Nevaf Selam, çok sayıda kişinin İsrail'in tekrarlanan saldırılarının ardından halen yeniden inşa edilmesini beklediği güney bölgesine tarihi bir ziyaret başlattı. Başbakan Selam'ın, Hizbullah tarafından kendisine karşı başlatılan ihanet kampanyasına rağmen tüm köylerde sıcak bir şekilde karşılanması dikkati çekti.