Türkiye’nin Libya’daki genişlemesi, Avrupa’nın endişelerini artırıyor

Başkent Trablus yakınlarındaki Ayn Zara bölgesinde bulunan LUO unsurları (Reuters)
Başkent Trablus yakınlarındaki Ayn Zara bölgesinde bulunan LUO unsurları (Reuters)
TT

Türkiye’nin Libya’daki genişlemesi, Avrupa’nın endişelerini artırıyor

Başkent Trablus yakınlarındaki Ayn Zara bölgesinde bulunan LUO unsurları (Reuters)
Başkent Trablus yakınlarındaki Ayn Zara bölgesinde bulunan LUO unsurları (Reuters)

Zayed Hediyye
Türkiye’nin Libya krizine ve askeri çatışmalara artan müdahalesiyle birlikte uluslararası ve bölgesel kaygılar da son günlerde artış gösterdi. Bu noktada en büyük endişeyi ise Avrupa taşıyor.
Son haftalardaki gelişmeler, sahadaki önemli değişiklikler ve Türkiye’nin Libya’nın askeri ve stratejik sahalarının kontrolünü elinde tutması, bölgedeki yerel ve uluslararası açıdan aktif oyuncuların çıkarlarını etkileyerek uluslararası boyutlara ulaştı. Endişe seviyesi sürekli artarken, Ankara’nın silah ve asker desteği sağladığı Trablus’taki müttefiki Ulusal Mutabakat Hükümeti’nden (UMH) elini çekmesi çağrıları arttı. Koşullar, Libya’yı gerginliğin yuvası olmaya aday hale getirdi ve göçmenlerin Avrupa’ya açıldığı bir başlangıç ​​noktası yaptı. Aynı şekilde ülke, orta ve uzun vadede dünyanın dört bir yanından savaşçıları da kendisine çekti.
Resmi ve basın raporlarına göre Libya krizinin ülkelere yönelik jeopolitik ve güvenlik etkileri endişeleri çerçevesinde bu gibi faktörlerin, Avrupa’yı diğer ülkelerden daha fazla kaygılandırması doğal. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Avrupa’ya yönelik tehdidin UMH’nin devrilmesi halinde artacağına işaret etti. Zira kendisi, Libya’dan yasadışı bir göç dalgasının patlak vermesine karşı uyarılarda bulundu. Bu çerçevede ABD merkezli ‘Politico’ gazetesinde yayınlanan bir makalede, UMH’nin devrilmesinin, Avrupa’yı yeni bir dizi güvenlik tehdidiyle karşı karşıya bırakacağı belirtilirken, Avrupa Birliği’ne (AB) de bu adımları takip etme ve Trablus hükümetini destekleme çağrısı yapıldı.

Avrupa güvenliğine tehdit
Almanya’da yayın yapan ‘Der Spiegel’ dergisi, 24 Mayıs Cumartesi günü ‘Türkiye’nin Libya müdahalesinin, Avrupa kıtasının güvenliğine doğrudan bir tehdit oluşturduğunu’ yazdı. Dergide, “Türk müdahalesi, sadece Libya egemenliğini ihlal etmekle kalmıyor, aynı zamanda Avrupa’yı da ciddi şekilde tehdit ediyor” denildi. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Libya’daki koşullar üzerindeki kontrolünün, ciddi yansımaları olacağı belirtilen dergide, “Libya, Afrikalı mültecilerin Avrupa’ya kaçış noktasına dönüştü. Erdoğan’ın bu kâğıdı, mülteci meselesi hususunda Avrupa’ya şantaj yapmak amacıyla kullanma olasılığı var. Erdoğan aylar önce mültecilerin Türkiye toprakları üzerinden Avrupa’ya geçmeleri için kapılarını açtı. Bu durum, Libya’da da benzer bir senaryoyu mümkün kılıyor ve Avrupa güvenliği için büyük bir tehdit oluşturuyor” ifadelerine yer verildi.

Olası çatışma
Bingazi Üniversitesi’nde siyaset bilimi profesörü Cemal eş-Şatşat, Independent Arabia’ya yaptığı açıklamada, “Bu analizler, Libya’nın Avrupa-Türkiye arasında bir çatışma alanına dönüşeceği konusunda endişeleri artırıyor. Fransa, Almanya ve İtalya gibi büyük Avrupa ülkeleri, Türkiye’nin Libya’daki siyasi ve askeri genişlemesi sonrasında artık büyük bir tehdit altında” dedi. Şatşat, “Türkiye ve UMH’nin ‘Libya’da petrol ve gaz sektörüne yapılan büyük yatırımlar şeklinde’, Ankara’ya özel imtiyazlar verileceği yönündeki açıklamalarının çoğalması, Avrupa’nın endişesini artırmaya büyük katkıda bulundu” ifadelerini kullandı.
Cemal eş-Şatşat, “Akdeniz’deki enerji kaynakları meselesi, Türkiye- Avrupa egemenlik çatışması, göç meselesi, Libya’daki çatışmalar, Türk uçakları, Avrupa ülkelerine hareketleri ve güvenlik tehditleri bu yaşlı kıtanın gerçek endişelerini oluşturuyor” açıklamasında bulundu. Bu Avrupa endişelerinin, ‘Libya’daki politikalarından geri adım atmaması halinde’ Türkiye ile doğrudan çatışmalara dönüşeceğini belirten Şatşat, “Erdoğan’ın Libya’daki politikalarının neden olduğu tehdidi ortadan kaldırmak için yakın ve geniş bir Avrupa hareketi, Trablus’a silah ve savaşçı tedarikinin önlenmesine ilişkin uluslararası kararların uygulanıp uygulanmadığını takip eden Irini deniz operasyonunun daha fazla aktifleştirilmesine yol açabilir” dedi.

AB uyardı
Geçen hafta dışişleri bakanlığı düzeyinde düzenlenen bir toplantının ardından AB, yaptığı ortak bir açıklamada, Türkiye’nin Libya’ya yönelik askeri müdahalesinin tehlikeleri konusunda uyardı. Ankara’nın ülkenin batısındaki savaşa askeri katkısını artırdığını ilan etmesi üzerine AB, müdahalenin tüm kıtanın çıkarlarını ve güvenliğini tehdit ettiğini vurguladı.
Ankara, AB’nin tehditlerini kabul etmezken, Cumhurbaşkanı Erdoğan da ‘kimsenin, ülkesinin Libya’ya dair politikalarını eleştirme hakkına sahip olmadığını’ vurguladı. Erdoğan ayrıca, “Türkiye, Türkiye’ye düşman dış güçlerin desteklediği Libya Ulusal Ordusu (LUO) tarafından tehdit edilen çıkarlarını savunuyor” dedi.
Cumhurbaşkanı, resmi bir kanala yaptığı açıklamada, ülkesinin Libya’daki politikasının açık olduğunu ve kimsenin bunu eleştiremeyeceğini vurgulayarak, Türkiye’nin Libya ve bölgedeki politikalarını sürdüreceğine dikkati çekti. Erdoğan ayrıca, tüm bu güçleri yeneceklerini ve zaferlerinin, Türkiye’ye karşı komplo uygulayanların hezimeti olacağını ifade etti.

Washington’dan baskı
Libya’daki Türk varlığının genişlemesine yönelik endişe, Avrupa kıtasını aşarak ABD’nin sınırlarına kadar ulaştı. Bu endişe, Washington’daki üst düzey yetkililerinin Libya’nın batısındaki son gelişmeleri ele almak için Türk mevkidaşlarıyla yaptıkları telefon görüşmeleri hususunda nerdeyse günlük şekilde yapılan ABD açıklamalarına da yansıdı.
ABD kaynakları, geçtiğimiz Cumartesi günü bu meseleyi ele alma çağrısı yaparken ABD Ulusal Güvenlik Danışmanı ​​Robert O’Brien ve Türkiye Cumhurbaşkanlığı sözcüsü İbrahim Kalın da bir dizi farklı meseleye yoğunlaştı. Bu çerçevede Beyaz Saray, yayınladığı bir bildiride, ABD Başkanı Donald Trump’ın bir telefon görüşmesi sırasında Erdoğan’a ‘Libya’ya yönelik dış müdahalelerin kötüleşmesi’ dolayısıyla endişelerini ve savaşa hızlı şekilde son verilmesi talebini dile getirdiği belirtildi. Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia kaynaklı haberine göre, ABD idaresi sözcüsü ise yaptığı açıklamada, Trump ve Erdoğan’ın ‘koronavirüs salgını ortasında dünya ekonomilerini yeniden canlandırma meselesinin yanı sıra Libya ve Suriye’deki gelişmeleri’ ele aldığını belirtti.
Görüşmeden bir gün önce de ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo, UMH Başkanı Fayiz es-Serrac ile temasa geçerek, kendisine “ülkesinin Libya’ya silah ve mühimmat akışından memnun olmadığı’ bilgisini verdi. ABD Dışişleri Bakanlığı, yayınladığı bir bildiride “Pompeo, Serrac’a saldırgan eylemlerin derhal sonlandırılması ve siyasi diyaloğa dönülmesi gerektiğini belirtti” ifadelerine yer verdi.

Türkiye geri çekiliyor mu?
ABD’nin Libya’daki gelişmelere yönelik ilgisi ve Washington’un Trablus ile Ankara’daki yetkililerle son temaslarında yaptığı uyarılar, gelecek haftalarda Türkiye’nin Libya’ya silah ve asker akışıyla ilgili müdahale düzeyini azaltmasına yol açabilir. Bu çerçevede Libyalı gazeteci Hişam bin Sariti, Independent Arabia’ya yaptığı açıklamada, “ABD yönetimi tarafından çizilen kırmızı çizgiler diğerlerine benzemiyor. UMH Başkanı Fayiz es-Serrac ve Erdoğan açısından da bu kırmızı çizgiler göz ardı edilemez. Trump ve Dışişleri Bakanı’nın onlara gönderdiği gizli mesajlar, önümüzdeki dönemde pek çok durumu siyasi ve askeri olarak değiştirecek” dedi.



Arap ve İslam dünyası, İsrail’in Batı Şeria üzerinde egemenlik kurma girişimini reddediyor

İşgal altındaki Batı Şeria’nın El Halil kentinin batısında, Filistinlilere ait evler ve dükkanlar İsrail buldozerleri tarafından enkaz yığınlarına dönüştürüldü. (AFP)
İşgal altındaki Batı Şeria’nın El Halil kentinin batısında, Filistinlilere ait evler ve dükkanlar İsrail buldozerleri tarafından enkaz yığınlarına dönüştürüldü. (AFP)
TT

Arap ve İslam dünyası, İsrail’in Batı Şeria üzerinde egemenlik kurma girişimini reddediyor

İşgal altındaki Batı Şeria’nın El Halil kentinin batısında, Filistinlilere ait evler ve dükkanlar İsrail buldozerleri tarafından enkaz yığınlarına dönüştürüldü. (AFP)
İşgal altındaki Batı Şeria’nın El Halil kentinin batısında, Filistinlilere ait evler ve dükkanlar İsrail buldozerleri tarafından enkaz yığınlarına dönüştürüldü. (AFP)

Suudi Arabistan, Ürdün, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), Katar, Endonezya, Pakistan, Mısır ve Türkiye dışişleri bakanları, İsrail’in işgal altındaki Batı Şeria’da yasa dışı İsrail egemenliğini dayatmayı, yerleşimleri pekiştirmeyi ve yeni bir hukuki ve idari fiili durum oluşturmayı hedefleyen karar ve uygulamalarını en sert ifadelerle kınadı. Söz konusu adımların, Batı Şeria’nın yasa dışı ilhakına yönelik girişimleri hızlandırdığı ve Filistin halkının zorla yerinden edilmesine yol açtığı vurgulandı.

Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı tarafından yayımlanan ortak bildiride, İsrail’in işgal altındaki Filistin toprakları üzerinde herhangi bir egemenliğinin bulunmadığı bir kez daha yinelendi. Bakanlar, İsrail’in Batı Şeria’da sürdürdüğü yayılmacı politikalar ve hukuka aykırı uygulamaların bölgede şiddeti ve çatışmayı körüklediği uyarısında bulundu.

fevfev
İsrail ordusuna ait buldozerler, Batı Şeria’nın Ramallah kentinin batısındaki Şukba köyünde Filistinlilere ait üç evi yıktı. (AFP)

Bakanlar, bu hukuka aykırı uygulamaları kesin bir dille reddettiklerini belirterek, söz konusu adımların uluslararası hukukun açık bir ihlali olduğunu, iki devletli çözümü baltaladığını ve Filistin halkının 4 Haziran 1967 sınırları içinde, başkenti Kudüs olan, bağımsız ve egemen bir devlet kurma yönündeki devredilemez hakkına saldırı niteliği taşıdığını vurguladı. Açıklamada, bu uygulamaların bölgede barış ve istikrarın sağlanmasına yönelik devam eden çabaları da sekteye uğrattığı ifade edildi.

Bakanlar ayrıca, işgal altındaki Batı Şeria’da hayata geçirilen bu yasa dışı uygulamaların hükümsüz ve geçersiz olduğunu, Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi’nin özellikle 1967’den bu yana, Doğu Kudüs dahil olmak üzere işgal altındaki Filistin topraklarının demografik yapısını, karakterini ve statüsünü değiştirmeyi amaçlayan tüm İsrail uygulamalarını kınayan 2334 sayılı kararı başta olmak üzere BM kararlarının açık ihlali anlamına geldiğini kaydetti. Açıklamada, 2024 yılında Uluslararası Adalet Divanı (UAD) tarafından yayımlanan danışma görüşüne de atıf yapılarak, İsrail’in işgal altında bulunan Filistin topraklarındaki politika ve uygulamalarının ve bu topraklardaki varlığının hukuka aykırı olduğu hatırlatıldı.

sdfrg
İsrailli askerler, işgal altındaki Batı Şeria’nın El Halil kentinde yerleşimcilerin yaptığı bir tur sırasında nöbet tutuyor. (Reuters)

Bakanlar, uluslararası topluma yasal ve ahlaki sorumluluklarını üstlenmesi çağrısını yineleyerek, İsrail’i işgal altındaki Batı Şeria’da tehlikeli tırmanışı ve yetkililerinin kışkırtıcı açıklamalarını durdurmaya zorlaması gerektiğini vurguladı.

Açıklamada, Filistin halkının kendi kaderini tayin etme hakkının ve iki devletli çözüm temelinde, uluslararası meşruiyet kararları ile Arap Barış Girişimi doğrultusunda devletini kurma yönündeki meşru taleplerinin karşılanmasının, bölgede güvenlik ve istikrarı garanti altına alacak adil ve kapsamlı bir barışa ulaşmanın tek yolu olduğu ifade edildi.


Irak: Cumhurbaşkanlığı seçim oturumu için tarih belirleme konusunda yine karar veremedi

Meclis Başkanı, Cumhurbaşkanı seçiminin sonuçlandırılmasını görüşmek üzere 1 Şubat'ta bir toplantı düzenledi (X)
Meclis Başkanı, Cumhurbaşkanı seçiminin sonuçlandırılmasını görüşmek üzere 1 Şubat'ta bir toplantı düzenledi (X)
TT

Irak: Cumhurbaşkanlığı seçim oturumu için tarih belirleme konusunda yine karar veremedi

Meclis Başkanı, Cumhurbaşkanı seçiminin sonuçlandırılmasını görüşmek üzere 1 Şubat'ta bir toplantı düzenledi (X)
Meclis Başkanı, Cumhurbaşkanı seçiminin sonuçlandırılmasını görüşmek üzere 1 Şubat'ta bir toplantı düzenledi (X)

Irak parlamentosu, bugün gündemine yeni bir cumhurbaşkanı seçimini dahil etmeyi başaramadı; bu, parlamento seçimlerinin üzerinden iki aydan fazla zaman geçmesine rağmen yaşanan üçüncü başarısızlık oldu.

Bu geri adım, Şii ve Kürt güçleri arasında devam eden siyasi anlaşmazlıkların ortasında geldi; bu anlaşmazlıklar, cumhurbaşkanı adayı konusunda uzlaşmaya varmalarını engelledi ve ülkedeki siyasi çıkmazın devam etmesine neden oldu.

Mevcut Başbakan Muhammed Şiya es-Sudani, yeni bir hükümet kurma ve cumhurbaşkanı seçme için anayasal sürelerin aşılmasının ardından geçici hükümete liderlik ediyor; bu durum Irak siyasi sahnesini daha da karmaşıklaştırarak, anayasal kurumların etkinliğini zayıflatmaktadır.

Gözlemciler, bu durumun devam etmesinin, siyasi güçler arasındaki gerilim ve bölünme ortamında, devlet çalışmalarında daha fazla olumsuzluğa yol açabileceğine ve diğer anayasal hakların tamamlanmasını geciktirebileceğine dikkat çekiyor.


Meşal: Hamas, silah bırakmayı ve yabancı yönetimi reddediyor

Gazze Şeridi'nin kuzeyindeki Cibaliye mülteci kampında, dün yıkılan binaların enkazı arasında oynayan çocuklar (AFP)
Gazze Şeridi'nin kuzeyindeki Cibaliye mülteci kampında, dün yıkılan binaların enkazı arasında oynayan çocuklar (AFP)
TT

Meşal: Hamas, silah bırakmayı ve yabancı yönetimi reddediyor

Gazze Şeridi'nin kuzeyindeki Cibaliye mülteci kampında, dün yıkılan binaların enkazı arasında oynayan çocuklar (AFP)
Gazze Şeridi'nin kuzeyindeki Cibaliye mülteci kampında, dün yıkılan binaların enkazı arasında oynayan çocuklar (AFP)

Hamas'ın yurt dışı siyasi bürosunun başkanı Halid Meşal, hareketin silahlarından vazgeçmeyi ve Gazze Şeridi'nde "yabancı yönetimi" kabul etmeyi reddettiğini teyit etti.

Meşal, dün 17. Doha Forumu'nda yaptığı konuşmada, "direnişi, direniş silahlarını ve direnişi gerçekleştirenleri suçlu ilan etmenin" kabul edilemez bir şey olduğunu ifade etti. Şarku'l Avsat'ın AFP'den aktardığına göre Meşal konuşmasına şöyle devam etti: "İşgal olduğu sürece direniş de vardır. Direniş, işgal altındaki halkların hakkıdır ve uluslararası hukukun, ilahi yasaların, ulusların hafızasının bir parçasıdır ve uluslar bununla gurur duyarlar."

Meşal, ABD Başkanı Donald Trump başkanlığındaki “Barış Konseyi”ne, Gazze Şeridi'nin yeniden inşasına ve yaklaşık 2,2 milyon sakinine yardım ulaştırılmasına olanak sağlayacak “dengeli bir yaklaşım” benimsemesi çağrısında bulundu.

Fetih ise İsrail'i, Gazze'yi yönetmekle görevli ulusal komitenin Şeride girişini engellemeye devam etmekle suçladı ve bunu, İsrail'in ateşkes anlaşmasının bir sonraki aşamasını uygulamaya geçmeyi reddetmesi olarak değerlendirdi.