Suriye’de istatistikler ve adaletsizlik: Geçmiş, şimdi ve gelecek

Suriye’de istatistikler ve adaletsizlik: Geçmiş, şimdi ve gelecek
TT

Suriye’de istatistikler ve adaletsizlik: Geçmiş, şimdi ve gelecek

Suriye’de istatistikler ve adaletsizlik: Geçmiş, şimdi ve gelecek

Barışçıl protestoların 15 Mart 2011’de patlak vermesinin üzerinden geçen dokuz yılın ardından Suriye’deki çatışma 3 tür adaletsizlikle sonuçlandı:
Geçmişte kalan adaletsizlik
Mevcut adaletsizlik
Geleceğe dönük adaletsizlik
Bu adaletsizliklerin sonuçları arasında, Suriye'de 20 milyon civarında olan ve ülkenin yaklaşık olarak yüzde 86'sını oluşturan kesimin yoksulluk sınırının altına düşmesinin yanı sıra altyapının yaklaşık yüzde 40'ın zarar görmesi ve mali kayıpların yarım trilyon doların üzerine çıkması bulunuyor.
Bir diğer acı haber, yayınlanan yeni istatistiklere göre kurbanların sayının 700 bine yükselmiş olmasıdır. Geçmişe ilişkin bu rakamlarla birlikte 3 milyondan fazla Suriyeli çocuğun okula gitmediğinin tespiti de geleceğe ilişkin olarak ortaya çıkan bir diğer hususu teşkil ediyor. Bu sayı, okul çağındaki Suriyeli çocuk sayısının neredeyse yarısına eşittir. Bu çocukların yarısı aileleriyle birlikte, yaklaşık 13 milyon insanın yer aldığı mülteci kamplarında yaşamaktadır.
Uluslararası sınıflandırmaya göre Suriye, İkinci Dünya Savaşı'ndan bu yana ‘en büyük insani felaketi’ yaşıyor. İstatistiklerin bunu göstermesi şaşırtıcı değil. Çünkü Suriye İnsani Gelişme Endeksi’nde 189 ülke arasında 180’inci sırada, basın özgürlüğü alanında 180 ülke içinden 174’üncü sırada ve çocukların korunması konusunda ise en kötü durumda yer alıyor.
Bunlar Suriye Politika Araştırmaları Merkezi’ni (SCPR) tarafından hazırlanan ‘Çatışmanın Üstesinden Gelmek için Adalet- Suriye’deki Çatışmanın Etkileri’ başlıklı raporda kaydedilenlerin bir özetidir. Bu araştırma, çatışmanın 3 tür adaletsizliğe yol açtığını söylüyor:
- Birikmiş olan maddi ve manevi servetin yok edilmesini içeren geçmişe dönük adaletsizlik,
- Halihazırdaki adaletsizlik üretimini temsil eden mevcut adaletsizlik,
- Egemen güçlerin temel unsurlarını teşkil ettiği geleceğe dönük adaletsizlik.

Ekonomik adaletsizlik
Suriye’deki çatışma, parçalanmış devlet içinde farklı ve parçalanmış ekonomilerin ortaya çıkmasına yol açtı. Raporda kaydedildiğine göre ekonomik bileşenler devam eden şiddettin kaynaklarına dönüştürüldü ve bu bağlamda sermayenin büyük bir kısmı heder edilerek çatışmalara kanalize edildi.
Raporda 2019 yılının sonu itibariyle çatışma dolayısıyla yaşanan kayıpların 530,1 milyar dolara ulaştığı ifade ediliyor. Bu, 2010 yılında kaydedilen GSYİH'nın 9,7 katına denk geliyor. Aynı dönemde hükümet desteği 2011'de yüzde 20,2'den 2019'da yüzde 4,9'a geriledi. Rus yetkililer 3 yıl önce Suriye'yi yeniden inşa etmenin maliyetinin 400 milyar dolara ulaşabileceğini söylediler. Dünya Bankası ise 3 yıl önce bu tutarın yaklaşık 300 milyar dolar olacağını açıkladı. Ancak o zamandan bu yana -her ne kadar çatışmalar daha da kötüleşse de ve askeri operasyonlar devam ediyor olsa da- uluslararası ilgi azalmasıyla birlikte Suriye dosyasına ilişkin çalışmalar durdu.
Rus ordusunun 2015 yılı sonunda müdahalesinden bu yana hükümet güçleri, kontrol ettiği alanları yüzde 10'dan yüzde 64’e çıkardı. Geriye kalan yüzde 26’lık kısım, ABD öncülüğündeki uluslararası koalisyon tarafından desteklenen Kürtlerin kontrolünde bulunuyor. Yüzde 10’luk kısım ise Türk destekli grupların kontrolü altında.
2011 yılında 1 dolar 46 Suriye lirası (SYP) değerinde iken, o zamandan bu yana ciddi bir değer kaybı yaşandı. Geçen eylül ayında yüzde 43 oranında bir düşüş yaşandı. Ekim 2019 ve Ocak 2020 arasındaki dönemde ise değer kaybının yüzde 96'ya ulaşmasıyla birlikte ABD doları (USD) için yaklaşık 1700 lira oldu.
Çatışmalarla birlikte istihdam sayısında ciddi bir düşüş yaşandı. İşçi sayısı 5 milyon 184 binden 3 milyon 58’e geriledi. İşsizlik oranı yüzde 14,9'dan yüzde 42,3'e yükseldi. İş piyasasında yaklaşık 3.,7 milyon iş kaybedildi.

İnsani sıkıntılar
Suriye içindeki nüfus 2018'de yüzde 0,9 ve 2019'da yüzde 1,1 artarak 19,584 milyona ulaştı. Çatışmalar dolayısıyla güvenli bir yer arayışına giren 5,6 milyondan fazla insan Lübnan, Türkiye, Ürdün ve diğer ev sahibi ülkelere göç etti. Ağustos ayına kadar ülke içinde yerinden olmuş insan sayısı 6,14 milyona ulaştı. Bu, dünya üzerinde çatışmalar nedeniyle ülke içinde yerinden olmuş en fazla kişi sayısını temsil etmektedir. Birleşmiş Milletler İnsani İşler Koordinasyon Ofisi (OCHA), Suriye'de 11,7 milyon insanın ‘insani yardıma ve korunmaya’ ihtiyacı olduğunu söylüyor.
İdlib'deki son askeri operasyonlar, bir milyondan fazla insanın Türkiye sınırlarına göç etmesine yol açtı. Birleşmiş Milletler'in (BM) raporuna göre ülkenin kuzeybatısında yarısı en az bir kez yerinden olmuş 3 milyon sivil bulunuyor. Diğer taraftan 3.6 milyondan fazla Suriyeli mülteci Türkiye'ye gitti. Bu kişilerin yarısı sadece İstanbul’da bulunuyor. Suriyeli mülteciler yaklaşık bir milyon kişiye mülteciye ev sahipliği yapan Lübnan gibi diğer ülkelerde ciddi sıkıntılar yaşıyorlar.
Bu sıkıntılardan ve acılardan ülke içindeki vatandaşlar da mustarip. Çünkü yoksulluk oranı 2016 yılının sonunda yüzde 89,4'e ulaştı, 2019'da yüzde 86'ya düştü. Lübnan'daki ekonomik kriz ekonomik durumu daha da kötüleştirdi. Korona salgını ailelerin yüklerini daha da ağırlaştırdı. 2019 yılına kıyasla yoksulluk ve işsizlik oranlarında önemli bir artışa yol açtı. Önümüzdeki haziran ayından itibaren uygulanacak olan Sezar Yasası’nın ve Avrupa yaptırımlarının uzatılmasının, hayat ve ekonomik standartları kötüleştirmesi bekleniyor.

Askeri harcamalar
Çatışmanın devam etmesinin hükümetin ekonomi politikaları üzerinde büyük etkisi oldu. Bu politikalar, askeri harcamalara öncelik veriyor. Dolayısıyla kaynaklar, kamu sektörü faaliyetleri ve hizmetlerinden ziyade bu alana kanalize ediliyor. Rapora göre hükümet, çeşitli ücretler ve vergiler uygulayarak gelirleri artırmaya çalıştı.
İran, 9 yıl içinde 20 ila 30 milyar dolar arasında rejime destekte bulunduğunu açıklamıştı. Rusya askeri katkıları dolayısıyla gerek egemenlik alanında gerekse de ekonomik olarak tazminat talep etti.
Kalkınma için yapılan kamu harcamaları yüzde 7,3'ten 2,9'a düştü. Çünkü kalkınma harcamalarının çoğu orduya tahsis edildi. Destek harcamaları 2011'de yüzde 20,2 iken 2019'da yüzde 4,9'a düştü. Toplam bütçe açığı 2018'de yüzde 33,5'e, 2019'da yüzde 26'ya ulaştı.

Dış borç
Mali politikalar, iç ve dış kamu borçlarındaki artışta kendini gösteren büyük bir ekonomik açığa sebep oldu. Bu, çatışmanın gelecek nesillere ağır bir yük bırakacağı ve zamanın geçmesiyle durumun daha da kötüleşeceği anlamına geliyor.
Kamu borcu 2010'da yüzde 30 iken 2019'da yüzde 208'e yükseldi. İç borç, 2010 yılında yüzde 17 iken 2019'da yüzde 93'e yükselmiş ve enflasyonda önemli bir artışa neden olmuştur.
Diğer taraftan ülkenin çatışma sonrası dönemde daha fazla krediye ihtiyacı olacak. Bu durum borçların daha da artmasına ve bu adaletsizliğin gelecek nesillere de uzamasına sebep olacak.

Kayıp bir nesil
Suriye’de milyonlarca çocuk eğitim öğretimden mahrum durumda. Okula gitmeyen 5-17 yaş arası çocuk sayısı 2019'da 2,4 milyona ulaştı. Araştırmada ifade edildiği kadarıyla halihazırdaki sonuç bir felaket. Çünkü milyonlarca çocuk, çatışmanın diğer etkilerine ek olarak beceri ve bilgi eksikliğinden mustarip olacak. Çatışmalar, Suriye genelinde müfredatta tutarlılık kaybına da neden oldu. Her bölgede farklı bir eğittim müfredatı uygulandı. Şu an ülkede okullarda takip edilen 6 farklı müfredat var.
BM Raporuna göre, geçen yıl ülkenin kuzeybatısında öldürülen 900 çocuk da dahil olmak üzere 5 bin 427 çocuk öldürüldü ve 3 bin 739 çocuk da yaralandı. Bununla birlikte 4 bin 619 silahlandırılarak savaşa sokuldu. UNICEF’e göre bir milyonu komşu ülkelerde olmak üzere Mart 2011'den bu yana yaklaşık 6 milyon Suriyeli çocuk doğdu. 7,5 milyon Suriyeli çocuğun yardıma ihtiyacı var ve bunların 5 milyonu Suriye içinde bulunuyor.
Bu nedenle Suriye'de ‘kayıp bir nesilden’ söz ediliyor.

700 bin kurban
Rapora göre 570 bin kişi doğrudan öldürülürken, 120 bin kişi ise ilaç sıkıntısı ve yetersiz yaşam şartları dolayısıyla hayatını kaybetti. Önceki istatistikler, 116 binden fazla sivil de dahil olmak üzere en az 384 bin kişinin öldürüldüğünü gösteriyor. Savaş, on binlerce tutuklu ve kayıp kimsenin yanı sıra çok sayıda kişiyi de yaralı ve sakat bıraktı. BM Genel Sekreteri Antonio Guterres, 10 yıldır devam eden bu savaşın ‘yıkım ve kaostan’ başka bir şey getirmediğini belirterek sivil anlamda en büyük kaybın yaşandığını dile getirdi.
2011'den bu yana on binlerce kişi gözaltına alındı ​​ya da saklandı. Ayrıca binlerce kişi işkence ve korkunç gözaltı koşulları nedeniyle hayatını kaybetti. 2019 yılında hükümet, kaybolduğu veya öldüğü düşünülen yüzlerce kişinin kayıtlarını güncelledi. Ancak ailelerinin hiçbiri sevdiklerinin cesetlerine ulaşamadı ve yetkililerden bilgi alamadı.

İnsani Gelişme Endeksi
Sağlık, eğitim ve gelir olmak üzere insani gelişmenin temel boyutları referans alınarak yapılan İnsani Gelişme Endeksi'ne göre 2010-2019 yılları arasında ülkedeki durum yüzde 42 oranında kötüleşti. Bunun sebeplerinden biri, yüzde 67’lık düşüş yaşanan kurumsal performansın çökmüş olmasıdır.
Çatışma sırasında karar alma süreçleri bozuldu ve uluslararası boyut kazandı. Birçok iç ve dış taraf, çıkarları ve birbiriyle çelişen öncelikleri doğrultusunda bu sürece katılmaya çalıştı. Çatışan kurumlar, insanlar, sosyal ilişkiler ve kaynaklar üzerinde olumsuz etkisi olan radikal stratejiler benimsediler. Her ne kadar 2017-2019 yılları arasındaki dönemde çatışmaların yoğunluğu azalsa da ‘hukukun üstünlüğü, katılım ve hesap verebilirlik’ konuları göz ardı edildi.
Raporda sivil toplum da dahil olmak üzere beş iç aktör arasındaki büyük çelişkilere dikkat çekiliyor ve adalet, özgürlük, şeffaflık, katılım ve demokrasi gibi değerlerin egemen güçlerin öncelikler listesinin en alt sırasında yer aldığı kaydediliyor.

Utanç verici uygulama
Diğer taraftan raporda küresel sistemin Suriye'deki sivilleri korumadaki başarısızlığına dikkat çekiliyor. Suriye’deki çatışmada uluslararası hukukun uygulanmasının utanç verici olduğunun belirtildiği raporda, bu durumun sivillerin çektiği acıların hafiflemesini engellediği ve savaşın uzaması için bir zemin teşkil ettiği kaydediliyor.
Dünya üzerindeki iktidar mücadelesinin Suriye’deki çatışmada doğrudan bir etkisinin olduğunun ifade edildiği raporun devamında şu değerlendirmeler yer alıyor:
“Bu çatışma, BM Güvenlik Konseyi'nin beş daimi üyesinin Suriye savaşı ve etkilerini ele almada takip etmiş oldukları yaklaşımlarını şekillendiriyor ve birbiriyle çelişkili olan politikalarına ve önceliklerine yansıyor. Bunlar arasında çıkarları çatışan bölgesel tarafların geniş bir katılımın yanı sıra siyasi ve askeri müdahaleler, yaptırımlar, ekonomik ve insani destekler de yer alıyor.”
Ayrıca Şarku’l Avsat’ın aktardığı raporda, ülke içerisindeki dinamiklerin ve ana aktörlerin politik ekonomisinin analiz edilmesine dayanılarak çatışmanın üstesinden gelme sürecini başlatmak için alternatif yaklaşımlar öneriliyor.



Sudanlı Doktorlar: Sudan'ın kuzeyinde Nil Nehri'nde batan feribottan 15 ceset çıkarıldı

Mavi Nil nehrinin kıyısında yer alan Sudan'ın başkenti Hartum'un silüeti ve şehri yakındaki Tuti adasına bağlayan Tuti Köprüsü (Arşiv- AFP)
Mavi Nil nehrinin kıyısında yer alan Sudan'ın başkenti Hartum'un silüeti ve şehri yakındaki Tuti adasına bağlayan Tuti Köprüsü (Arşiv- AFP)
TT

Sudanlı Doktorlar: Sudan'ın kuzeyinde Nil Nehri'nde batan feribottan 15 ceset çıkarıldı

Mavi Nil nehrinin kıyısında yer alan Sudan'ın başkenti Hartum'un silüeti ve şehri yakındaki Tuti adasına bağlayan Tuti Köprüsü (Arşiv- AFP)
Mavi Nil nehrinin kıyısında yer alan Sudan'ın başkenti Hartum'un silüeti ve şehri yakındaki Tuti adasına bağlayan Tuti Köprüsü (Arşiv- AFP)

Sudan Doktorlar Ağı dün yaptığı açıklamada, aralarında kadın ve çocukların da bulunduğu en az 27 kişiyi taşıyan bir feribotun Sudan'ın kuzeyindeki Nil Nehri'nde batmasının ardından 15 cesedin bulunduğunu bildirdi.

Grup Facebook paylaşımında, altı kişinin kurtulduğunu, sivil savunmanın ise Shendi bölgesinde batan feribottan kayıp kişileri arama çalışmalarının devam ettiğini belirtti.


Yemen Başbakanı Zindani, Şarku’l Avsat’a konuştu: Hükümet yakında Aden’e dönecek… Dışişlerini reformları tamamlamak için muhafaza ettim

TT

Yemen Başbakanı Zindani, Şarku’l Avsat’a konuştu: Hükümet yakında Aden’e dönecek… Dışişlerini reformları tamamlamak için muhafaza ettim

Yemen Başbakanı Zindani, Şarku’l Avsat’a konuştu: Hükümet yakında Aden’e dönecek… Dışişlerini reformları tamamlamak için muhafaza ettim

Yemen Başbakanı ve Dışişleri Bakanı Dr. Şai Muhsin ez-Zindani, hükümetinin anayasal yeminin üzerinden 24 saat geçmeden ilk hareket sinyalini verdi. Bir sonraki duraklarının Aden olacağını ve bunun yakın zamanda gerçekleşeceğini söyledi.

Dışişleri portföyünü muhafaza etmesini, yarım kalan yapısal düzenlemeleri sonuçlandırma ihtiyacıyla ilişkilendiren Zindani, hükümetin ülke içine taşınmasının sembolik değil, icrai bir gereklilik olduğunu dile getirdi. Aden’de varlık göstermenin, karar alma ve uygulama kapasitesiyle desteklenmesi gerektiğini belirterek, önceliğin kurumsal disiplinin yeniden tesisi olduğunu kaydetti.

Riyad’daki Kral Abdullah Finans Merkezi (KAFD) içinde yer alan SRMG merkezindeki “Eş-Şark” televizyonu stüdyolarında ekonomik baskının arttığı ve siyasi beklentilerin yükseldiği bir dönemde Şarku’l Avsat Podcast özel açıklamalarda bulunan Zindani, “Bu aşama geniş söylemleri kaldırmaz; kademeli ve güveni yeniden inşa eden bir çalışmaya ihtiyaç var. Kurumsal ritmin istikrara kavuşturulmasının, hedeflerin genişletilmesinden önce geliyor” dedi.

Hükümetin oluşumu ve öncelikleri

Hükümetin oluşum süreci, öncelikleri, ortaklarla ilişkiler ve siyasi sürecin geleceğine ilişkin değerlendirmelerde bulunan Zindani,  yarım asrı aşan kamu hizmeti tecrübesine dair kişisel okumalarını paylaştı.

Hükümetin oluşumunun “salt mesleki kriterlere” dayandığını belirten Zindani, “tercihlerin liyakat, uzmanlık ve tecrübe arasında yapılan karşılaştırmaya göre belirlendiğini, parti dayatmalarından uzak durulduğunu” söyledi. Hükümete özgeçmişler ulaştığını ancak herhangi bir kota talebiyle karşılaşmadıklarını ifade ederek, “Siyasi arka planlardan ziyade dosyaları yönetme kapasitesine odaklandık” dedi.

Açıklanan bakan sayısının fiili portföy sayısını yansıtmadığını kaydeden Zindani, “gerçek bakanlık sayısının yaklaşık 26 olduğunu; devlet bakanlarının ise belirli görevler ve gençlerin sürece katılımını sağlamak amacıyla atandığını” belirtti. Coğrafi ve ulusal dengenin gözetildiğini vurgulayan Zindani, temsilin “kazanç paylaşımı için değil, devletin çeşitliliğini yansıtmak amacıyla” dikkate alındığını söyledi.

Hükümet programının merkezinde vatandaşların yer aldığını ifade eden Zindani “İnsan, hükümetin ilgi odağıdır… Yaşam koşullarının iyileştirilmesi, hizmetlerin geliştirilmesi ve ekonomik toparlanma önceliğimizdir” dedi.

Kurumsal yeniden inşa ve denetimin güçlendirilmesi üzerinde çalıştıklarını belirten Zindani, kurumsal yapının zayıflığının geçmişteki aksaklıkların temel nedeni olduğunu ifade etti. Özellikle elektrik hizmetlerinde Suudi Arabistan’ın desteğiyle nispi bir iyileşme sağlandığını, ancak asıl zorluğun ekonomik reformların sürdürülmesi ve kaynak yönetimi olduğunu kaydetti.

Hesap verebilirlik konusunda ise siyasi kararın birleşmesinin hukukun uygulanması için fırsat sunduğunu belirterek, “Yetki birleştiğinde ödül ve ceza mümkün olur” dedi.

Zindani, hükümetinin oluşumunu yalnızca icrai adımlar çerçevesinde değil, devlet ile toplum arasındaki ilişkinin yeniden tanımlanması bağlamında değerlendirdi. Olağanüstü koşullarda kurulan hükümetin, günlük dosyaları yönetmenin yanı sıra “düzenli performans, güvenin yeniden tesisi ve kamu görevlerinde liyakat ölçütünün hâkim kılınması yoluyla devlet fikrini toplumsal bilinçte yeniden sabitlemeyi” hedeflediğini söyledi.

Bu yaklaşımın, Yemen krizinin yalnızca siyasi ya da güvenlik boyutuyla sınırlı olmadığını; “vatandaş ile yönetim kurumları arasında süregelen bir güven krizi” içerdiğini ortaya koyduğunu belirten Zindani, kalıcı istikrarın ancak bu güvenin yeniden inşasıyla mümkün olacağını vurguladı.

Ekonomi ve denetim

Ekonomi dosyasında hızlı vaatlerden kaçındığını belirten Zindani, kaynak yönetimi ve önceliklerin yeniden düzenlenmesi diliyle konuşmayı tercih ettiğini söyledi. Toparlanmanın parçalı kararlarla değil, mali yönetimin yeniden yapılandırılması, şeffaflığın güçlendirilmesi ve etkin denetimle mümkün olacağını ifade etti.

Kaynakların disipline edilmesi ve verimli kullanılması, iç güvenin yeniden kazanılması ve dış desteğin çekilmesi için ilk adım olarak görülüyor. Zindani’ye göre mali istikrar, vatandaşların hayatında somut iyileşmenin temelini oluşturuyor.

Hükümetin Aden’e geçişi de bu bağlamda hem pratik hem de ulusal bir gereklilik olarak değerlendiriliyor. Yürütme organının ülke içinde bulunmasının idari bir tercih değil, kararın etkinliği ve sahayla temas kapasitesi için zorunlu bir şart olduğunu belirtti.

İçeriden çalışmanın hükümete toplumun önceliklerini daha iyi anlama ve onlarla etkileşim kurma imkânı sunduğunu kaydeden Zindani, devletin kamusal alandaki varlığının çatışma yıllarında gerilediğini hatırlattı. Riyad’da yemin edilmesini ise dönemin anayasal ve güvenlik koşullarının dayattığı bir durum olarak nitelendirdi; odaklanılması gerekenin sembolik mekân değil, hükümetin icraatı olduğunu söyledi.

Güvenlik ve askeri yapı

Güvenlik alanında temkinli ama gerçekçi bir dil kullanan Zindani, geçmiş yılların birikiminin kısa sürede silinemeyeceğini belirtti. Ancak güvenlik birimleri arasındaki koordinasyonun ve siyasi kararın birleşmesinin sahada nispi bir iyileşme sağladığını ifade etti.

Protestoların geçiş dönemlerinde kamusal hayatın bir parçası olduğunu kabul eden Zindani, bununla birlikte eylemlerin yasal çerçeve içinde kalmasının istikrarın korunması ve toparlanma sürecinin sekteye uğramaması açısından hayati olduğunu vurguladı.

Askeri güçlerin yeniden düzenlenmesine ilişkin olarak ise komuta birliğinin sağlanması ve birliklerin şehir dışına konuşlandırılmasının devlet otoritesinin pekiştirilmesi ve güvenlik-askerî roller arasındaki örtüşmenin azaltılması açısından gerekli olduğunu söyledi.

Geçmiş dönemdeki çoklu sadakat yapısının kurumların işlevselliğini zayıflattığını belirten Zindani, bunun aşılmasının istikrarın yeniden inşası ve hükümetin icra kapasitesinin güçlendirilmesi için temel teşkil ettiğini kaydetti.

Dış politika ve bölgesel ilişkiler

Zindani’nin açıklamaları, siyasi temsilin netliğinin Yemen’in uluslararası konumunu güçlendirmedeki önemine işaret etti. Birleşik karara sahip bir hükümetin diplomatik etkileşimi kolaylaştıracağını ve Yemen’e daha güçlü ve tutarlı bir hukuki temsil sağlayacağını belirtti.

Dışişleri portföyünü muhafaza etmesini, bakanlık ve dış temsilciliklerin yeniden düzenlenmesiyle başlayan reform sürecini tamamlama ihtiyacıyla gerekçelendiren Zindani, diplomatik işleyişin düzenli hâle getirilmesini devlet kurumlarının yeniden inşasının doğal uzantısı olarak gördüğünü söyledi.

Suudi Arabistan ile ilişkileri “geleneksel desteğin ötesine geçen, çok boyutlu bir ortaklık” olarak tanımlayan Zindani, son yıllarda sağlanan desteğin hayati sektörlere yansıdığını ve mevcut aşamada iş birliğinin kalkınma ve ekonomik istikrar alanlarında genişletilmesinin hedeflendiğini belirtti. Bu ortaklığın, bölgesel karmaşıklıklar içinde istikrarın temel dayanaklarından biri olduğunu ifade etti.

Husilere ilişkin olarak ise hükümetin barış sürecine esneklikle yaklaştığını ancak anlaşmalara bağlılık konusunda sorun yaşandığını söyledi. Son askerî ve ekonomik gelişmelerin grubun pozisyonunu zayıflattığını öne süren Zindani, gelecekteki müzakerelerin açık referanslara dayanması gerektiğini vurguladı. Husilere karşı güçlerin birleşmesinin, hızlı bölgesel ve uluslararası değişimler ışığında hükümete daha güçlü ve tutarlı bir müzakere konumu sağladığını belirtti.

Yarım asırlık kamu hizmeti

Mesleki kariyerine değinen Zindani, elli yılı aşkın bir tecrübeye sahip olduğunu; genç yaşta eğitim alanında başlayan kariyerinin diplomatik görevlerle devam ettiğini anlattı.

Yemen’in derin dönüşümler yaşadığını, bunun kurumsal yapının kırılganlığını ortaya çıkardığını ve devlet istikrarını etkilediğini söyledi. Buna rağmen geleceğin geçmişten ders çıkararak okunması gerektiğini belirten Zindani, nihayetinde kalıcı olanın makamlar değil, vatandaşın çıkarı olduğunu vurguladı.

Mevcut aşamadaki iyimserliğin siyasi bir söylem değil, karmaşık koşullar karşısında pratik bir tercih olduğunu ifade eden Zindani, asıl bahsin devlet ile toplum arasındaki güveni yeniden inşa etmek ve bölgesel ile uluslararası ortaklarla ortak çalışmayı güçlendirmek olduğunu söyledi. Bunun, Yemen’i istikrar ve toparlanma rotasına yeniden yerleştirecek bir aşamanın kapısını aralayabileceğini sözlerine ekledi.


Somali Cumhurbaşkanı: Suudi Arabistan önderliğindeki ortaklarımızla, İsrail’in Somaliland’ı tanımasını geçersiz kılmak için çalışıyoruz

Suudi Arabistan Başbakanı ve Veliaht Prensi Muhammed bin Selman, Mekke’de Somali Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud’u kabul etti. (Arşiv – SPA)
Suudi Arabistan Başbakanı ve Veliaht Prensi Muhammed bin Selman, Mekke’de Somali Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud’u kabul etti. (Arşiv – SPA)
TT

Somali Cumhurbaşkanı: Suudi Arabistan önderliğindeki ortaklarımızla, İsrail’in Somaliland’ı tanımasını geçersiz kılmak için çalışıyoruz

Suudi Arabistan Başbakanı ve Veliaht Prensi Muhammed bin Selman, Mekke’de Somali Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud’u kabul etti. (Arşiv – SPA)
Suudi Arabistan Başbakanı ve Veliaht Prensi Muhammed bin Selman, Mekke’de Somali Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud’u kabul etti. (Arşiv – SPA)

Somali Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud, ülkesinin İsrail’in Somaliland bölgesini tanıma kararını geçersiz kılmak amacıyla üç siyasi ve hukuki adımdan oluşan bir paket uygulamaya koyduğunu açıkladı. Mahmud, Suudi Arabistan öncülüğündeki ortaklarla yakın koordinasyon içinde olduklarını, bölgesel istikrarın korunması ve Afrika Boynuzu’nun ‘hesaplanmamış bir tırmanıştan’ uzak tutulması için çalıştıklarını söyledi.

Şarku’l Avsat’a verdiği röportajda Mahmud, İsrail’in söz konusu tanıma kararından çıkar sağlayabilecek bölge ülkeleri bulunduğunu, ancak isim vermek istemediğini belirtti. Mahmud, “Belirli bir ülke ya da ülkeleri anmak istemem. Ancak bazı tarafların, bu tanımayı Somali’nin birliği ve bölgenin istikrarı pahasına dar ve kısa vadeli çıkarlar için bir fırsat olarak gördüğü açık” dedi.

Somali’nin egemenliğinin ‘kırmızı çizgi’ olduğunu vurgulayan Mahmud, ülkesinin ulusal birliği ve egemenliği korumak için gerekli tutumu takındığını ifade etti. Mahmud, “Herkese mesajımız net: İsrail’in sorumsuz maceralarına aldanılmamalı” ifadesini kullandı.

Mahmud, Somali ile dayanışmanın önemine dikkat çekerek, bölgeyi ‘sonu olmayan bir kaosa’ sürüklemeyi amaçlayan planlara karşı uyanık olunması çağrısında bulundu. Suudi Arabistan’ı ülkesinin istikrar ve birliğinin desteklenmesinde, yeniden imar ve kalkınma çabalarında ve Kızıldeniz ile hayati deniz geçiş yollarının güvenliğinin sağlanmasında kilit bir stratejik ortak olarak nitelendirdi.

Üç adım

Somali Cumhurbaşkanı Mahmud, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun Somaliland’ı bağımsız bir devlet olarak tanımasına ilişkin olarak, hükümetinin attığı adımlara dair açıklamalarda bulundu. Mahmud, “En açık ve kararlı ifadelerle vurguluyorum ki Somaliland’ın bağımsız bir devlet olarak tanınması, Somali Federal Cumhuriyeti’nin egemenliği ve birliğine yönelik açık bir ihlaldir” dedi.

Mahmud, söz konusu tanımanın uluslararası hukuk ilkeleri, Birleşmiş Milletler (BM) Şartı ve Afrika ülkelerinin sömürge döneminden kalan sınırlarının korunmasını öngören Afrika Birliği (AfB) kararlarına da aykırı olduğunu belirtti. Bu çerçevede Somali’nin bir dizi eş zamanlı adım attığını ve atmaya devam edeceğini ifade etti.

Mahmud, bu kapsamda ilk olarak BM, AfB ve İslam İşbirliği Teşkilatı (İİT) nezdinde derhal diplomatik girişimlerde bulunulduğunu, söz konusu tanımanın hukuki ve siyasi olarak reddedilmesi için harekete geçildiğini söyledi.

Mahmud, ülkesinin ‘İsrail’in egemenliğe ve ulusal birliğe yönelik açık ihlali’ konusunda BM Güvenlik Konseyi’nde resmi bir oturum talep ettiğini ve söz konusu oturumun gerçekleştirildiğini belirtti. Mahmud, Somali’nin hâlihazırda BM Güvenlik Konseyi üyesi olmasının da katkısıyla bu sürecin önemli bir diplomatik kazanım olduğunu ifade etti.

Somali lideri, AfB, Arap Birliği, İİT, Körfez İşbirliği Konseyi (KİK), Hükümetlerarası Kalkınma Otoritesi (IGAD) ve Avrupa Birliği (AB) başta olmak üzere uluslararası ortaklardan gelen dayanışma ve kınama mesajları için ‘derin minnettarlık’ duyduklarını dile getirdi.

Mahmud’a göre, İsrail’in Somaliland’ı tanıma kararını geçersiz kılmaya yönelik planın ikinci adımı, Arap, İslam ve Afrika ülkeleri arasında ortak ve koordineli bir tutum oluşturmayı hedefliyor. Mahmud, “Suudi Arabistan’ın Somali’nin birliğine yönelik herhangi bir müdahaleyi açık ve net bir şekilde kınayan ilk ülkelerden olmasını büyük takdirle karşılıyoruz” dedi.

Mahmud, Suudi Arabistan’ın tutumunun, ülkelerin egemenliği ve toprak bütünlüğüne saygı konusundaki kararlı yaklaşımını yansıttığını belirterek, Suudi Arabistan Bakanlar Kurulu’nun Somali’ye yönelik ‘sabit ve ilkesel destek’ mesajının bu zor dönemde önemli bir anlam taşıdığını ifade etti.

Somali Cumhurbaşkanı, birçok Arap, İslam ve Afrika ülkesinin yanı sıra Latin Amerika ve Asya’dan da çeşitli ülkelerin dayanışma ve kınama mesajları yayımladığını kaydetti. Mahmud, “Saygın gazeteniz aracılığıyla hepsine teşekkür ediyoruz. Somali ulusal hafızası bu tarihi dayanışmayı unutmayacaktır” şeklinde konuştu.

Mahmud’a göre planın üçüncü adımı ise tüm siyasi meselelerin tek ve birleşik Somali devleti çerçevesinde, dış müdahale ve dayatmalardan uzak biçimde ele alınması amacıyla iç ulusal diyaloğun güçlendirilmesini öngörüyor.

Bölgesel ve uluslararası barış

Hasan Şeyh Mahmud, İsrail’in Somaliland’ı tanımasının bölgesel dengeleri yeniden şekillendirebileceği ve Kızıldeniz ile Afrika Boynuzu’nun güvenliğini tehdit edebileceği yönündeki kaygılarla ilgili olarak, “Bu tanıma, kararlı bir tutumla karşılanmazsa, bölgesel ve uluslararası barış ile güvenliği sarsacak tehlikeli bir emsal oluşturabilir” dedi.

Mahmud, söz konusu adımın yalnızca Afrika Boynuzu’nda değil, Afrika genelinde ve Arap dünyasında da ayrılıkçı eğilimleri teşvik edebileceğini, bunun da bölgesel istikrarı tehdit edeceğini belirtti. Sudan ve Yemen gibi ‘kardeş ülkelerde’ yaşanan gelişmelerin, devletlerin parçalanmasının ve ulusal yapılarının çökmesinin maliyetini açıkça gösterdiğini ifade etti.

Kızıldeniz’in güvenliğine olası etkiler konusunda ise Mahmud, “Küresel bir deniz ticaret hattından ve Arap ulusal güvenliğinin temel unsurlarından söz ediyoruz. Somali kıyılarında yaşanacak herhangi bir siyasi ya da güvenlik gerilimi, doğrudan uluslararası ticaretin ve enerji güvenliğinin güvenliğini etkileyecektir” değerlendirmesinde bulundu.

Bu etkinin, başta Suudi Arabistan, Mısır, Sudan, Eritre, Yemen ve Ürdün olmak üzere kıyıdaş ülkelerin istikrarına da yansıyacağını belirten Mahmud, Somali’nin birliğinin korunmasının Kızıldeniz’in kolektif güvenliğinin temel dayanaklarından biri olduğunu vurguladı.

Bölgesel hakimiyete giriş

Somali Cumhurbaşkanı Mahmud, İsrail’in Somaliland’ı tanımasının ardındaki gerçek amacını ve bu adımın Somali’nin tarihsel ayrılık karşıtı duruşunu nasıl test ettiğini şu cümlelerle açıkladı: “Gördüğümüz üzere amaç, yalnızca siyasi bir tanımanın ötesine geçiyor… Amaç siyasi hedefin ötesine geçiyor; İsrail’in Afrika Boynuzu’nda, Kızıldeniz’e doğrudan yakın bir stratejik üs edinmesini sağlamak ve Babu’l Mendeb Boğazı üzerinde etkili olarak Kızıldeniz’e kıyısı olan tüm ülkelerin ulusal güvenliğini tehdit etmek.”

Bu hamlenin Somali, Arap ve Afrika duruşunun egemenlik ve devlet birliği konusundaki kararlılığını test etmeye yönelik bir girişim olduğunu vurgulayan Mahmud sözlerini şöyle sürdürdü: “Burada açıkça belirtmek isterim ki, Somali’nin ayrılık karşıtı tutumu geçici veya taktiksel bir yaklaşım değildir. Bu, köklü bir ulusal ilke olup, geniş Arap ve Afrika desteğine sahiptir, ön saflarında ise Suudi Arabistan’ın desteği vardır.”

Mahmud, İsrail’in bu tanıma girişiminin Ortadoğu’daki çatışmayı Somali topraklarına taşıma amacı taşıdığını belirterek, “Açıkça söylüyorum, Somali’nin ulusal çıkarları ve bölgesel güvenliği için ülkemizi uluslararası veya bölgesel çatışmaların sahası haline getirmeye izin vermeyeceğiz” ifadesini kullandı.

Somali’nin barış, yeniden inşa ve sürdürülebilir kalkınma hedeflediğini, Ortadoğu’nun krizlerini ithal etmek veya kıyılarını ve bölgesel sularını askerileştirmek istemediğini vurgulayan Mahmud, “Başta Suudi Arabistan olmak üzere ortağımız olan Arap ülkeleri ile sıkı koordinasyon içinde çalışıyoruz; amacımız bölgenin istikrarını korumak ve Afrika Boynuzu’nu herhangi bir kontrolsüz tırmanıştan uzak tutmak” dedi.

cdvfgrth
Somali Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud (Riyad’daki Somali Büyükelçiliği)

Mahmud, tecrübelerin, devletlerin parçalanmasının istikrar yaratmadığını, aksine ciddi güvenlik boşlukları oluşturduğunu ve etkilerinin yalnızca tek bir ülkeyle sınırlı kalmayıp tüm bölgeyi etkilediğini gösterdiğini vurguladı. “Bu nedenle, İsrail’in boş ve tehlikeli maceralarına kanmamalarını tavsiye ediyoruz” dedi.

Mahmud ayrıca, Arap ülkelerine, özellikle Kızıldeniz ve Aden Körfezi’ne kıyısı olan devletlere Somali’nin ulusal güvenlikleri için güney kapısı niteliğinde olduğunu anlamaları çağrısında bulundu. Afrika’daki komşu ülkeleri ise Somali ile dayanışma içinde olmaya ve bölgeyi sonsuz bir kaosa sürüklemeye yönelik planlara karşı dikkatli olmaya çağırdı.

Suudi Arabistan-Somali ilişkileri

Somali Cumhurbaşkanı Mahmud, Suudi Arabistan ile Somali arasındaki ilişkilerin stratejik önemini ve Kızıldeniz’in güvenliğine katkısını vurguladı. Mahmud, “İkili ilişkilerimiz tarihî ve derin köklere sahip stratejik bir ilişkidir; bu ilişki kardeşlik, din ve ortak kader temellerine dayanır. Suudi Arabistan, Somali’nin istikrarını ve birliğini desteklemede, yeniden imar ve kalkınma çabalarında, ayrıca Kızıldeniz ve kritik deniz yollarının güvenliğinin sağlanmasında merkezi bir stratejik ortaktır” ifadelerini kullandı.

Mahmud, Suudi Arabistan’ın Vizyon 2030 stratejisine ve Kral Selman bin Abdulaziz ile Veliaht Prens Muhammed bin Selman liderliğinde elde edilen ekonomik başarılara büyük hayranlık duyduklarını belirtti. “Somali, bu alanlarda Suudi deneyiminden yararlanmayı hedefliyor” dedi.

Mahmud, mevcut şartlar altında Suudi liderliğinin bilgeliği, gücü ve bölgesel ve uluslararası ağırlığı sayesinde Somali’nin yeniden güçlü, birleşik ve onurlu bir şekilde kalkınmasında merkezi bir rol oynayabileceğine inandıklarını söyledi.

Suudi diplomasisinin Somali’ye uluslararası destek ve dayanışmayı sağlamakta kilit bir rol oynayacağını vurgulayan Mahmud, “Somali zorlu dönemlerden geçti, ancak bugün hızla toparlanıyor” şeklinde konuştu.

Mahmud, Somali’nin deneyimlerinden hareketle, günümüzde benzer zorluklarla karşı karşıya olan halklara karşı içten bir dayanışma hissettiklerini ve Suudi Arabistan’ın Yemen, Sudan ve Suriye’deki samimi ve kararlı rolünü takdir ettiklerini belirtti.

Son olarak, Suudi Arabistan Bakanlar Kurulu’nun, Kral Selman bin Abdulaziz başkanlığında, Somali’nin toprak bütünlüğüne yönelik herhangi bir bölünme girişimini reddetme kararını büyük memnuniyetle karşıladıklarını ifade etti.

Mahmud sözlerini şu ifadelerle noktaladı: “Bu tutum, Suudi Arabistan’ın Somali toprak bütünlüğü ve egemenliğine tarihî desteğinin bir uzantısıdır. Suudi liderliğinin açıkça Somali’nin birliğine yönelik girişimleri reddetmesi, ülkelerimiz arasındaki kardeşlik ilişkilerini güçlendiriyor, bölgesel istikrarı pekiştiriyor ve uluslararası topluma devletlerin egemenliğine saygı gösterilmesinin önemini vurgulayan güçlü bir mesaj gönderiyor.”