Husiler BM’nin verdiği ambulansları hizmet dışı kullanıyor

Yemenli aktivistlerin sosyal medya organlarında yayınladığı, BM aracıyla Sana’nın merkezini dolaşan Husi unsur
Yemenli aktivistlerin sosyal medya organlarında yayınladığı, BM aracıyla Sana’nın merkezini dolaşan Husi unsur
TT

Husiler BM’nin verdiği ambulansları hizmet dışı kullanıyor

Yemenli aktivistlerin sosyal medya organlarında yayınladığı, BM aracıyla Sana’nın merkezini dolaşan Husi unsur
Yemenli aktivistlerin sosyal medya organlarında yayınladığı, BM aracıyla Sana’nın merkezini dolaşan Husi unsur

3 ay önce Dünya Sağlık Örgütü (WHO), hastanelere dağıtması amacıyla Husilere yaklaşık 100 ambulans teslim etti. O dönemde de bu cömert yardımın akıbetinin ne olacağı tahmin edilebiliyordu.
Husilerin işgali altında bulunan bölgelerdeki Yemen Sağlık hizmetleri personellerinin çoğu, yardımların büyük çoğunluğunun grup ve liderlerinin ceplerinin çıkarına olduğunu biliyor.
Birleşmiş Milletler (BM), yardımlarının yanlış yönetimi ve Kovid-19 salgının görüldüğü Yemen sokaklarının öfkesi hususundaki suçlamaları güçlendirecek şekilde milislerin BM ambulanslarına el koyduğu fotoğrafları yayınlandı.
Yemenli aktivistler de sosyal medya organlarında WHO tarafından sağlanmış BM amblemli araçlardaki askeri kıyafetli Husi silahlıların fotoğraflarını yayınladı. Sağlık sektörü çalışanlarının Şarku’l Avsat’a aktardığına göre Yemen’de milislerin kontrolü altındaki çoğu hastane, hastaları transfer etmek için teçhizat ve ambulans eksikliğinden mustarip.
Durum, BM’nin birkaç ay önce mayınları sökmelerine destek vermek amacıyla Husilere onlarca araba sağladığı dönemi hatırlattı. Aynı şekilde akıllara, birçok eski BM personelinin ‘yolsuzluklarını’ getirdi.

Soruşturma vaatleri
Şarku’l Avsat, WHO yetkilileri tarafından yayınlanan fotoğraflara ilişkin bazı isimlerle röportaj yapmaya çalıştı. Bu çerçevede geçen cuma günü WHO’nun bölge ofisindeki (Doğu Akdeniz Ofisi) medya yetkililerine e-posta aracılığıyla 3 soru yönelttim. salı günü Suudi Arabistan’ın daveti üzerine düzenlenecek olan özel bağış konferansında Doğu Akdeniz bölge direktöründen ‘beklemem halinde daha fazla soruma cevap alabileceğim’ sözü aldım. Medya yetkilisi, bu hafta Yemen konulu bir bağış konferansı düzenleneceğini ve Yemen’deki Kovid-19 salgınıyla ilgili tüm meselelerin ele alınacağını belirterek, “Eğer bekleyip, soruları genişletebilirseniz, bölge direktöründen yeterli cevapları sunacağız” ifadelerini kullandı.
Bununla birlikte kuruluşun Yemen şubesi, Twitter hesabı aracılığıyla, WHO tarafından Husilere gönderilen araçlara ilişkin yayınlanan fotoğrafların gerçekliğini öğrenmeyi amaçlayan sorulara yanıt vermeye yoğunlaştı. Bu çerçevede Husilerin bu araçları ‘grup kontrolündeki bölgelerde bulunan sivillere yardım sağlanmadan savaş cephelerinde yaralananlara tedavi sunmak için’ kullanıp kullanması hususunda çeşitli sorular ortaya koyuldu.
WHO Yemen ofisi, Twitter üzerinden yaptığı açıklamada bağışların başka amaçlar için kullanılmasını sert bir dille kınadı. Açıklamada, “WHO, Yemen’deki sağlık sektörü ve halk için hayat kurtarıcı ekipmanlar ve malzemeler sağlamıştır. Bağışların, sağlık sisteminin desteklenmesi ile ilgili olmayan amaçlar için kullanılmasını şiddetle kınıyoruz. Bu durum, uluslararası insan haklarının ihlalidir ve durumu soruşturmaktayız” ifadelerine yer verildi.
Husilere bağlı Sağlık Bakanı Taha el-Mutevekkil de dahil Husi grubun ‘korona’ vakalarını test etmek için geçersiz araçlar sağlandığına dair son suçlamalarına yanıt veren WHO, Twitter üzerinde yaptığı bir başka açıklamada da “Bu zor zamanda ve koronavirüs salgını ışığında odağımızın, vatandaşların sağlığını ön plana koymak yerinde WHO’ya karşı yapılan sahte suçlamalara kayması hayal kırıklığına eden oldu. Şu an bölünde değil, dayanışma zamanı” dedi. Açıklamada, “Yemenlilerin, onların yanında mücadele verdiğimizi gördüğünü umuyoruz. Kovid-19 vakalarını ele alarak, hastaları tedavi etmek üzere gerekli tedbirleri uygulayarak, laboratuvar yeteneklerini geliştirerek ve yeterli düzeyde kişisel koruyucu ekipman sağlayarak, sağlık personellerini eğitmek üzere 7/ 24 çalışıyoruz” ifadelerine yer verildi.

Gevşeklik suçlamaları
Öte yandan Husi darbesine karşı çıkan Yemen sokakları, BM’nin Husilere karşı gevşek davrandığı hususunda emin.
Yemenli akademisyen ve araştırmacı Dr. Fares el-Bayel, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, “Uluslararası örgütler, Husilerin felaketi ve kendi arzuları arasında yer alıyor. Bu kuruluşlar, işlerinin devam etmesini istiyor çünkü bu işlerden, büyük faydalar elde ediyorlar” dedi.
Bu kuruluşların daha kesin tedbirler ortaya koymadıklarını söyleyen Bayel, “Bağışçıları kaybetmekten ve hesap verebilirlikten korkmaları dolayısıyla şikayetten kaçınıyorlar. Bu nedenle hesap verebilirlikten uzak şekilde desteklerini artırarak, Husilerin yağma ve engellerinden faydalar sağlayıp faaliyetlerini sürdürüyorlar. Bu durum, bu örgütlerin başarısızlığını ve Husi milislerin onlara, yardım ve destek planlarına karşı faaliyetleri hususunda neden sessiz kaldıklarını da açıklıyor” ifadelerini kullandı.
Diğer Yemenliler gibi Dr. Bayel de Yemenlilerin hayatları hususunda bu kuruluşların rollerinin yararsız olduğunu belirtti. Akademisyen, “Şok edici gerçek şu ki, bu resmi kurum ve kuruluşlar milyarlarca dolar elde etti. Yemen sokakları, tüm bu paralara dair bir iz bulamıyor. Bu kuruluşlar, sayıları geometrik olarak güncellemekten de kaçınmıyorlar” değerlendirmesinde bulundu.
Husilerin, bu kuruluşların varlığına ilişkin tavrına da değinen Dr. Fares el-Bayel, Husilerin bu kuruluşlar sayesinde büyük faydalar sağladığını belirtirken, “Husiler, savaşlarını finanse etmek için bir kaynak ve çirkinliklerini güzelleştirmek için manevi bir kaynak buldu” dedi.

Yeni ne var?
Bu olay, Husi milislerin uluslararası ve insani yardımları kendi savaş çabaları için kullandığı ilk durum değil.
Sana’daki sağlık kaynakları, Şarku’l Avsat’a yaptıkları açıklamada, Husi liderlerin kendi kontrolleri altındaki vilayetler arasındaki faaliyetlerinde ve savaş cephelerinde BM’nin sağladığı ambulansları sık sık kullandığını ifade etti.
Husilerin kontrolü altındaki Hudeyde şehrinden bir görgü tanığı, Şarku’l Avsat’a “Husi Sağlık Bakanı Taha el-Mutevekkil ve diğer liderler, birçok defa BM amblemi taşıyan araçlarda görüldü” dedi.
Aynı şekilde Husilere bağlı askeri hastaneden sağlık kaynakları da Şarku’l Avsat’a yaptıkları açıklamada, sivilleri bir şehirden diğerine transfer etmek için ambulans sıkıntısı yaşanırken, Husi yaralıların çoğunun, savaşın ön cephelerinden BM ambulanslarıyla nakledildiğini söyledi. Kaynaklar, ölen sivillerin defnedilmek üzere büyük miktarlarda paralar ödeyerek hastanelerdeki bazı mevcut arabaları kullandığını ifade etti.
Öte yandan WHO, geçen yıl Yemen’deki ofisinde mali ve idari yolsuzluk faaliyetlerinin olduğunu kabul etti. Durum, batılı kuruluşların konuya ilişkin yaptığı soruşturmalarda ortaya çıktı. Aynı şekilde UNICEF, Dünya Gıda Programı (WFP) ve Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı (UNDP) da dahil olmak üzere çeşitli uluslararası kuruluşlar da aynı suçlamalarla karşı karşıya kaldı.
Husi milislerin uluslararası ve insani desteği ele geçirdiğinin bir diğer kanıtı da Yemen ordusunun, haftalar önce ‘Marib şehrinin batısındaki Sirvah şehrinde Husi milislerin pençelerinden kurtarılan alanlarda WFP amblemi taşıyan büyük erzak kolileri’ bulması oldu. 
Kuruluşların Husi milislere destek sağladığı hususunda yerel ve uluslararası suçlamalar çerçevesinde Yemen hükümeti, ABD merkezli Associated Press (AP) ajansının ortaya koyduğu BM soruşturmalarının sonuçlarına ilişkin gizliliğin kaldırılması çağrısında bulundu.
Yemen hükümeti Enformasyon Bakanı Muammer er-İryani, o dönemde yaptığı resmi bir açıklamada, “BM iç soruşturma belgeleri ve AP ajansının ‘BM kuruluşlarının faaliyetlerine ilişkin olarak’ savaşçılardan topladığı bilgiler, Husilerin ihlalinin, siyasi ve mali yolsuzluğunun ve Yemen’deki yardım çabalarını kötüye kullanmasının boyutu çerçevesinde bu kurumun itibarını ve dengesini etkileyen bir skandalı ortaya çıkardı” ifadelerini kullanmıştı.
AP’nin raporu, mali yolsuzluklara katılımları ve Husilerin kişisel çıkarları için yardımları sömürmesiyle ilgili olarak BM’nin Yemen’deki kuruluşlarında çalışan çok sayıda personele ilişkin iç bir soruşturma yürüttüğünü ortaya koydu.
Yemenli Bakan, “Yolsuzluk, torpil, sahtekarlık, istihdam ihlalleri, çalışanların hesaplarına milyonlarca dolar para yatırılması, şüpheli sözleşmeler, tonlarca yiyecek, ilaç ve yakıtların saklanması, Husilere teslim edilmesi hususundaki bilgiler son derece tehlikelidir” değerlendirmesinde bulunmuştu.
Yardım bahanesi olarak ‘koronavirüs’
Yemen sokakları, BM kuruluşlarını ‘son zamanlarda yapılan faaliyetleri durdurma tehditlerine rağmen Husi engelleri ve kısıtlamalarıyla bir arada yaşama aşaması ortaya koymakla’ suçluyor. Yemenli aktivistlere göre bu kuruluşlar, koronavirüs dönemini, bu desteğin doğru yere gideceğine dair herhangi bir güvence vermeden Husilerin kontrolleri altındaki alanlara yardımlarını artırma yolunda yeni bir kapı olarak görüyor.
Bu çerçevede Yemenli yazar ve gazeteci Vaddah el-Celil, “Bu durum şaşırtıcı değil. Aksine hiç kimsenin itiraz etmediği günlük bir gerçeklik haline geldi” dedi.
Celil, “Milisler ve uluslararası güçler arasında BM’nin çalışma ve faaliyetlerini kontrol eden karşılıklı hizmetler var. Husi milisler bunları başta Suudi Arabistan olmak üzere, birçok ülkeye şantaj yapmak amacıyla kullanıyor” ifadelerini kullandı.
Vaddah el-Celil, Husi milislerin uluslararası toplumu ve WHO’yu koronavirüs testleri hususunda suçlamaları karşısında şaşkınlığını dile getirirken, bu durumun Sana’ya yardımların akışının devam etmesini neden engellemediği sorusunu gündeme getirdi. Celil, WFP tarafından sağlanan 15 tonluk bir sevkiyattan 24 saat sonra UNICEF’ten de 11 tonluk tıbbi yardımın sağlandığına dikkati çekti.
Yemenli gazeteci, bu uluslararası kargoların ‘savaş çabalarını güçlendirmek, yardımları satarak daha fazla para elde etmek veya lider ve savaşçılara hizmet etmek için kullanmak amacıyla’ Husiler tarafından bir katkı ve destek olarak görüldüğüne dair endişelerini dile getirdi.
Vaddah el-Celil ayrıca, BM’nin daha önce kurumları için bağışçılardan daha fazla fon çekmek amacıyla Yemen’deki 41 programını askıya almakla tehdit ettiğine dikkati çekti.



İran'ın pazarlık hamleleri, Gazze anlaşmasının durgun sularını hareketlendiriyor

Filistinli çocuklar, Gazze Şeridi'nin merkezindeki Bureyc mülteci kampında bir çukurun yanında duruyor (AFP)
Filistinli çocuklar, Gazze Şeridi'nin merkezindeki Bureyc mülteci kampında bir çukurun yanında duruyor (AFP)
TT

İran'ın pazarlık hamleleri, Gazze anlaşmasının durgun sularını hareketlendiriyor

Filistinli çocuklar, Gazze Şeridi'nin merkezindeki Bureyc mülteci kampında bir çukurun yanında duruyor (AFP)
Filistinli çocuklar, Gazze Şeridi'nin merkezindeki Bureyc mülteci kampında bir çukurun yanında duruyor (AFP)

İran ile yaşanan gerilimler ve Gazze ateşkes anlaşmasındaki çıkmaz ortamında, ABD Başkanı Donald Trump ile İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu arasında, önümüzdeki çarşamba gününe ertelenen ve büyük bir merakla beklenen bir görüşme planlanıyor.

Şarku’l Avsat’a konuşan uzmanlar, yapılması planlanan görüşmenin, Gazze ateşkes anlaşmasındaki çıkmazın aşılması karşılığında İran'a yönelik baskının artırılması konusunda pazarlık içerebileceği ihtimalini göz ardı etmiyorlar.

Amerikan haber sitesi Axios'a göre 19 Şubat'ta yapılması planlanan ve ikinci aşamayı ilerletmesi beklenen Gazze "Barış Konseyi" toplantısı öncesinde, Netanyahu'nun ofisi, İran ile müzakereleri görüşmek üzere çarşamba günü Washington'da Trump ile bir araya gelmesinin beklendiğini belirtti. Açıklamada ayrıca, "İran ile yapılacak herhangi bir müzakerenin, balistik füzelerin sınırlandırılmasını ve bölgedeki İran'ın vekillerine verilen desteğin durdurulmasını içermesi gerektiğine inanılıyor" denildi.

Çarşamba günü yapılacak görüşme, ABD Başkanı Trump'ın Ocak 2025'te göreve dönmesinden bu yana Netanyahu ve Trump arasında gerçekleşecek yedinci görüşme olacak.

Mısır Dışişleri Konseyi üyesi ve eski Dışişleri Bakan Yardımcısı Büyükelçi Rakha Ahmed Hassan, Netanyahu'nun "Barış Konseyi" toplantısından önce Washington'a yaptığı ziyaretin zamanlamasının, "özellikle İran ve Gazze konularında, Washington ve Tel Aviv arasında çoğu noktada varılan anlaşma çerçevesinde" pozisyonların koordinasyonunu yansıttığına inanıyor.

Hassan, özellikle Washington'un "İran'a yapılacak bir saldırının kendi çıkarlarına daha büyük zarar vereceğinin farkına vardığı ve bunun Netanyahu için kabul edilemez göründüğü" göz önüne alındığında, iki konunun geleceğiyle ilgili "uzlaşma" olasılığına işaret etti.  

Filistinli siyasi analist Ayman al-Raqab, "uzlaşmanın mümkün olduğunu" ve Trump'ın "İran ve Gazze'nin birbirine bağlı meseleleri konusunda bir koordinasyon sağlamak isteyebileceğini ve birçok Amerikalı elçiyle, en son Steve Wittkoff ile görüşen ve başta uluslararası istikrar gücü, Hamas'ın silahsızlandırılması, yeniden yapılanma ve İsrail'in çekilmesi olmak üzere çetrefilli konuları ele alan Netanyahu ile meseleleri sonuçlandırmak isteyebileceğini" değerlendiriyor.

Gazze Şeridi'nin merkezindeki Nuseyrat mülteci kampında yıkılmış evler (AFP)Gazze Şeridi'nin merkezindeki Nuseyrat mülteci kampında yıkılmış evler (AFP)

Mısır Dışişleri Bakanı Bedr Abdulati ise dün Yunanistan Dışişleri Bakanı Giorgos Gerapetritis ile yaptığı telefon görüşmesinde, "ABD başkanının planının ikinci aşamasının gereklerini yerine getirmek için çalışmanın gerekliliğini" vurgulayarak, "Mısır'ın Barış Konseyi'ne desteğini" belirtti.

Abdulati, "Mısır'ın Gazze Şeridi Yönetimi Ulusal Komitesi'nin çalışmalarına tam desteğini" yineleyerek, bunun nüfusun günlük işlerini yönetmeyi amaçlayan ve Filistin Yönetimi'nin Şeritteki tüm sorumluluklarını yeniden üstlenmesinin yolunu açan geçici bir çerçeve olduğunu ifade etti.

Mısır Dışişleri Bakanı, "ateşkesi izlemek, Gazze Şeridi'ne insani yardım ve kurtarma desteği sağlamaya devam etmek ve erken toparlanma ile yeniden yapılanmanın yolunu açmak için uluslararası bir istikrar gücünün konuşlandırılmasının acil gerekliliğini" vurguladı.

Hassan, "Mısır, Gazze anlaşmasının tam olarak uygulanmasına bağlıdır ve gerek Barış Konseyi ve ona katılımı yoluyla gerekse uluslararası ortaklarla yapılan görüşmeler ve toplantılar yoluyla bu sürecin tamamlanmasını desteklemek için her cephede çalışmaktadır" dedi. Al-Raqab, Gazze anlaşmasının kalan konularının "barış sürecinin ilerlemesi için son derece önemli" olduğunu belirterek, İsrail'in "anlaşmada ilerlemenin önüne çok sayıda engel koyduğunu ve Trump ile Netanyahu arasındaki görüşmenin bu konuda çok önemli olacağını" ifade etti.


Meşal: Hamas silahlarını bırakmayacak ve Gazze’de yabancı yönetimi kabul etmeyecek

Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
TT

Meşal: Hamas silahlarını bırakmayacak ve Gazze’de yabancı yönetimi kabul etmeyecek

Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)

Hamas liderlerinden Halid Meşal bugün yaptığı açıklamada, Hamas’ın silahlarını bırakmayacağını ve Gazze Şeridi’nde ‘yabancı bir yönetimi’ kabul etmeyeceğini söyledi. Açıklama, ateşkes anlaşmasının, Hamas’ın silahsızlandırılmasını ve Gazze Şeridi’nin yönetimi için uluslararası bir komite kurulmasını öngören ikinci aşamasının başlamasının ardından geldi.

Hamas’ın yurt dışı sorumlusu ve eski Siyasi Büro Başkanı Meşal, 17. El Cezire Forumu’nda yaptığı konuşmada, “Direnişi, direnişin silahını ve direnişi gerçekleştirenleri suç saymak kabul edilemez” dedi.

Şarku’l Avsat’ın AFP’den aktardığına göre Meşal, “İşgal olduğu sürece direniş vardır. Direniş, işgal altındaki halkların bir hakkıdır; uluslararası hukukun, semavi dinlerin ve milletlerin hafızasının bir parçasıdır ve onunla gurur duyulur” ifadelerini kullandı.

İsrail ile Hamas arasında varılan ateşkes anlaşması, yıkıcı bir savaşın ardından, 10 Ekim’de yürürlüğe girdi. Anlaşma, Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi tarafından da desteklenen bir ABD planına dayanıyor.

Anlaşmanın ilk aşaması, 7 Ekim 2023’ten bu yana Gazze Şeridi’nde tutulan rehineler ile İsrail hapishanelerindeki Filistinli mahkûmların takasını, çatışmaların durdurulmasını, İsrail’in Filistin topraklarındaki yerleşim alanlarından çekilmesini ve Gazze Şeridi’ne insani yardımların girişini öngörüyordu.

İkinci aşama ise 26 Ocak’ta Gazze Şeridi’nde son İsrailli rehinenin cansız bedeninin bulunmasının ardından başladı. Bu aşama, Hamas’ın silahsızlandırılmasını, Gazze Şeridi’nin yaklaşık yarısını kontrol eden İsrail ordusunun kademeli olarak çekilmesini ve Gazze’nin güvenliğinin sağlanmasına ve Filistinli polis birimlerinin eğitilmesine yardımcı olmayı amaçlayan uluslararası bir istikrar gücünün konuşlandırılmasını içeriyor.

Plan kapsamında, Gazze Şeridi’nin yönetimini denetlemek üzere ABD Başkanı Donald Trump’ın başkanlığında, çeşitli ülkelerden isimlerin yer aldığı Barış Konseyi oluşturuldu. Ayrıca, Gazze Şeridi’nin günlük işlerini yürütmek üzere Filistinli teknokratlardan oluşan bir komitenin kurulması öngörüldü.

Meşal, Barış Konseyi’ne Gazze Şeridi’nin yeniden inşasını ve yaklaşık 2 milyon 200 bin nüfuslu bölgeye insani yardımların akışını mümkün kılacak ‘dengeli bir yaklaşım’ benimseme çağrısında bulundu. Meşal, aynı zamanda Hamas’ın Filistin topraklarında herhangi bir yabancı yönetimi kabul etmeyeceğini yineledi.

Meşal sözlerini şöyle sürdürdü: “Ulusal sabitelerimize bağlıyız; vesayet mantığını, dış müdahaleyi ve manda yönetimini kabul etmiyoruz… Filistinlileri Filistinliler yönetir. Gazze, Gazze halkınındır; Filistin, Filistinlilerindir. Yabancı bir yönetimi kabul etmeyeceğiz.”

Meşal’e göre bu sorumluluk yalnızca Hamas’a değil, ‘tüm canlı unsurlarıyla Filistin halkının liderliğine’ aittir.

İsrail ve ABD, Hamas’ın silahsızlandırılması ve Gazze Şeridi’nin askerden arındırılmış bir bölge haline getirilmesi talebini sürdürüyor. Hamas ise silahlarını gelecekte kurulabilecek bir Filistin yönetimine devretme ihtimalinden söz ediyor.

İsrailli yetkililer, Hamas’ın Gazze Şeridi’nde yaklaşık 20 bin savaşçıya sahip olduğunu ve hareketin elinde yaklaşık 60 bin kalaşnikof tüfek bulunduğunu öne sürüyor.

Ateşkes anlaşmasında öngörülen uluslararası gücü hangi ülkelerin oluşturacağı ise henüz netlik kazanmış değil.


Libya’da Yüksek Yargı Konseyi, Anayasa Mahkemesi kararlarına karşı muhalefetini artırıyor

BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
TT

Libya’da Yüksek Yargı Konseyi, Anayasa Mahkemesi kararlarına karşı muhalefetini artırıyor

BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)

Libya Yüksek Yargı Konseyi, Trablus'taki Yüksek Mahkeme Anayasa Dairesi'nin kararlarına karşı tavrını katılaştırarak, ‘yargıyı siyasallaştırma girişimlerine’ karşı sert bir uyarıda bulundu. Konsey, ‘bu hassas aşamada yargıya müdahale etme’ konusunda sert bir uyarıda bulundu. Ülke, yargıya da neredeyse ulaşan kronik siyasi ve askeri bölünmelerden mustarip durumda.

Yüksek Yargı Konseyi’nin bu tutumu, Anayasa Mahkemesi'nin Temsilciler Meclisi tarafından çıkarılan ve Yargı Sistemi Kanunu'nda değişiklikler içeren iki kanunu geçersiz kılma kararının ardından daha da belirginleşti. Bu durum, mevcut Yargı Yüksek Konseyi’nin kurulduğu anayasal dayanağın ortadan kalktığı ve bu kanundan kaynaklanan statüsünü kaybettiği anlamına geliyor. Dolayısıyla, önceki hükümlere uygun olarak yeniden oluşturulması gerekiyor.

Yüksek Yargı Konseyi tarafından cuma akşamı yapılan açıklamada ‘anayasal çevreden’ doğrudan bahsedilmeden yargı alanında yaşananlara, özellikle de bazılarının, kurumu zararlı bir kurum ile değiştirmek için anayasal olarak ilgili olduğunu düşündükleri araçları kullanarak yargının birliğini ve bağımsızlığını zayıflatma girişimlerine ilişkin duyulan üzüntü ifade edildi.

Konsey, bu kişilerin amacının, diğer tüm yetkileri elinden almak suretiyle, yalnızca siyasi ve dar bir kişisel çıkar olarak nitelendirilebilecek hedefleri gerçekleştirmek olduğunu değerlendirdi.

Yargının birliğini korumak, sorumlu davranmak ve ülkenin yararına hizmet etmek için, sonuçsuz kalacak bir fiili durum dayatmaya çalışanların devam eden uzlaşmaz tavırları karşısında bir süre en yüksek disiplin seviyesini uyguladığını da ekleyen Konsey, ülkenin tarihinde hassas ve tehlikeli bir dönemde, birliğin her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyulduğu bir zamanda yargıya müdahale etme girişimlerine işaret etti.

fdbfb
Libya Temsilciler Meclisi'nin önceki bir oturumundan bir kare (Libya Temsilciler Meclisi)

Bu gerginlik, Temsilciler Meclisi ile (yargı otoritesini oluşturan üç sütundan biri olan) Devlet Konseyi arasındaki hukuki ve siyasi çatışmanın bir parçası olarak görülüyor. Bu çatışma, siyaset koridorlarından yargının kalbine taşınırken Temsilciler Meclisi, bazı yasal değişikliklerle Yüksek Yargı Konseyi'ni yeniden yapılandırarak yargı üzerinde daha fazla etki sahibi olmaya çalışıyor. Devlet Konseyi bu hamleyi yargının ‘siyasileştirilmesi’ olarak değerlendirdi.

Bu turda, Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri'nin Libya Özel Temsilcisi ve Libya'daki BM Destek Misyonu (UNSMIL) Başkanı Hanna Serwaa Tetteh, bu diyaloğun yeni bir hükümet seçmek için bir organ olmaktan ziyade, Libyalıların kendi ülkelerinin geleceği için kendileri tarafından formüle edilen pratik çözümler geliştirmek amacıyla yürütülen bir ‘Libyalılar arası’ süreç olduğunu teyit etti.

Seçim çerçevesine ilişkin görüşmeler de “6+6” komitesinin kuralları ve danışma komitesinin tavsiyeleri temelinde, mevcut farklılıkların altında yatan garantileri ve siyasi endişeleri anlamaya odaklanarak yürütüldü.

Katılımcı üyeler ise, görüşmelerin genel ilkelerden usul ayrıntılarına doğru ilerlediğini belirttiler. Komisyon Yönetim Kurulu'ndaki boş koltuk krizinin çözülmesinin, gelecekteki seçimlere olan güveni güçlendirmek ve seçimlerin itiraz edilmesini veya kesintiye uğramasını önlemek için temel bir unsur olduğunu vurguladılar.

ert6y
Önceki belediye seçim kampanyasından (Komisyon Yönetim Kurulu)

Turun sonunda üyeler, Berlin Süreci Siyasi Çalışma Grubu'nun büyükelçilerine ve temsilcilerine ana önerilerini sundular. Büyükelçiler ve temsilciler, sürecin mart ayında yeniden başlaması ve uzun vadeli istikrarı sağlayacak ulusal bir vizyon etrafında uzlaşma sağlanmaya devam edilmesi koşuluyla, UNSMIL tarafından kolaylaştırılan yol haritasına destek verdiklerini teyit ettiler.

Yapılandırılmış diyalogun yeni hükümetin seçimi konusunda kararlar alan bir organ olmadığını yineleyen USNMIL, devlet kurumlarını güçlendirmek amacıyla, seçimlere elverişli bir ortam yaratmak ve yönetişim, ekonomi ve güvenlik alanlarındaki en acil sorunları ele almak için pratik önerileri incelemekle ilgilendiğini belirtti. UNSMIL, bunun uzun vadeli çatışmanın nedenlerini ele almak için politika ve yasama önerilerini inceleyerek ve geliştirerek başarılacağının altını çizdi. Ayrıca, yapılandırılmış diyalogun istikrarın önünü açacak ulusal bir vizyon üzerinde uzlaşma sağlamayı amaçlayacağına da dikkati çekti.

Bu gelişme, cumartesi günü Tacura, Sayad ve el-Hashan belediyelerinde ve Tobruk'taki bir oy verme merkezinde, düzenli ve sakin bir atmosferde belediye meclisi seçimleri için oy kullanma işleminin başlamasıyla eş zamanlı gerçekleşti. Komisyon Yönetim Kurulu’nun ana operasyon odası, oy verme sürecinin disiplinli ve organize bir ortamda, önemli bir engel olmadan plana göre ilerlediğini belirtti.

Komisyon, 93 sandık merkezinden oluşan 43 merkezin tamamının açık olduğunu doğruladı. Bu tur, şeffaflığı artırmak ve her türlü sahtekarlık girişimini önlemek amacıyla Tacura belediyesinde elektronik doğrulama teknolojisi (parmak izi) kullanıldı.

u78ı9o
Huri, cumartesi günü belediye seçimlerinde bir oy verme merkezini ziyaret ederken (UNSMIL)

Öte yandan UNSMIL, sorumlu yerel yönetimin kurulmasına katkıda bulunmak için tüm kayıtlı seçmenleri oy kullanmaya çağırırken, misyonun başkan yardımcısı Stephanie Huri, Tacura'daki oy verme merkezlerini ziyaret ederek oy verme sürecini ve elektronik seçmen doğrulama sisteminin kullanımını yerinde gözlemledi.

Bu seçimler, oy vermeyi geciktiren bazı teknik ve hukuki engellerin aşılmasının ardından, Komisyonun ülke çapında belediye meclislerini seçme planını çerçevesinde gerçekleşirken söz konusu plan, son iki yılda uygulanan ve nihai sonuçların kabul edilmesi ve seçilmiş meclislerin oluşturulmasıyla sonuçlanan önceki aşamaların başarısının bir uzantısı olarak değerlendiriliyor.