Huawei’nin İran’la ilişkileri ifşa oluyor

Huawei logosu (Reuters)
Huawei logosu (Reuters)
TT

Huawei’nin İran’la ilişkileri ifşa oluyor

Huawei logosu (Reuters)
Huawei logosu (Reuters)

Çin merkezli Huawei şirketinin İran’a uygulanan yaptırımları delen Skycom şirketi ile ilişkileri ortaya çıktı.
Reuter Haber Ajansı’nın Çinli teknoloji şirketi Huawei hakkında elde ettiği yeni dahili belgeler, şirketin yasaklanmış ABD bilgisayar ekipmanlarını daha önce İran'a satmaya çalışan Skycom şirketi ile ilişkisini örtmeye çalıştığını ortaya çıkardı. Reuters, 2013’te, Huawei Mali İşler Direktörü ile Skycom arasında derin bağlantılar olduğunu bildirmişti.
Huawei, Skycom şirketini uzun süredir İran'da ayrı bir yerel iş ortağı olarak tanımlıyor. Reuters tarafından yeni elde edilen belgeler ise Çin teknoloji devinin Skycom’u etkili bir şekilde nasıl kontrol ettiğini gösteriyor.
Reuters’ın Huawei ve Skycom’un İran ile ilgili ticari hazinesinin bir parçası olarak nitelediği ve ilk kez yayınlandığını belirttiği söz konusu belgeler; notlar, mektuplar ve sözleşmeli anlaşmaları içeriyor.
Belgelerden biri, Huawei'nin 2013'ün başlarında Tahran'a karşı ticari yaptırımlar konusundaki endişesi nedeniyle Skycom'dan nasıl ayrılmaya çalıştığını açıklıyor.
Bu amaçla Huawei'nin, Skycom’un yöneticilerini değiştirmek, Skycom’un Tahran’daki ofisini kapatmak, milyonlarca dolar değerindeki sözleşmeleri devralmak için İran’da başka bir şirket kurmak gibi birçok adım attığı belirtiliyor.
Yeni belgelerdeki açıklamaların, ABD yetkilileri tarafından Huawei'ye ve hem kurucusunun kızı hem de Mali İşler Direktörü olan Meng Wanzhou'ya karşı yürütülen sansasyonel ceza davasını destekleyebileceği söyleniyor.
ABD, Meng'in Aralık 2018'de tutuklandığı Kanada'dan iadesini sağlamaya çalışıyor. Geçen hafta davanın devam etmesine izin veren Kanadalı bir yargıç, ABD'nin Meng aleyhindeki suçlamalarının Kanada'da suç teşkil etmediği iddialarını savunuyor.
ABD iddianamesi, Huawei ve Meng'in Huawei'nin İran'daki faaliyeti için yasaklanmış olan ABD malları ve teknolojisini elde etmek için Skycom aracılığıyla dolandırıcılık temelli bir plana katıldığını, büyük bankaları İran’dan para taşımak için aldattığını öne sürüyor.
Skycom, iddianamede, Huawei'nin yerel ortağı değil de gayriresmi ‘yan kuruluşu’ olarak tanımlanıyor.
Huawei ve Meng ise banka sahtekarlığı, elektronik dolandırıcılık ve diğer iddiaları içeren cezai suçlamaları reddediyor. Hong Kong’da kayıtlı olup sözleşmesi 2017’de feshedilen Skycom da sanık olarak görülüyor. Bir zamanlar Skycom'un hissedarı olan Huawei, hisselerini en 10 yıl önce sattı.
Huawei'nin Skycom'un sadece bir iş ortağı olduğu iddialarını baltalıyor gibi görünen son belgeler, İran'daki iki şirkette yedi yıl önce vuku bulan bazı şeylerin iç yüzünü ve bu şirketlerin nasıl iç içe geçtiğini gösteriyor. İngilizce, Çince ve Farsça dillerinde yazıldıkları görülüyor.
Huawei ise bu belgeler hakkında yorum yapmaktan kaçınıyor.
Çin Dışişleri Bakanlığı ABD'nin ekonomik ve ticari meseleleri siyasallaştırdığını, bunun Çinli veya Amerikalı şirketlerin aleyhine olduğunu söyledi.
Bakanlıktan yapılan açıklamada, “ABD’yi, Huawei dahil olmak üzere Çinli firmalara mantıksız bir baskı uygulamayı derhal durdurmaya çağırıyoruz” ifadeleri kullanıldı. Belgeyle ilgili sorular ise Huawei’ye yönlendirildi.

Normal bir iş ortaklığı
Mart ayında Reuters, Huawei’nin 2010 yılında İran’a yasaklanmış ABD bilgisayar ekipmanı göndermeyle doğrudan ilgili olduğunu gösteren şirket içi kayıtları ortaya koymuştu. Huawei ise devam eden yasal işlemlere atıfta bulunarak bu iddialara yorum yapmayı reddetti.
Yeni elde edilen belgelere göre, Huawei'nin Skycom ile ilişkisini gizleme çabaları, Aralık 2012'de Reuters’ın Skycom'un 2010'un sonlarında İran'ın en büyük cep telefonu operatörüne en az 1,3 milyon euro değerinde yasaklı Hewlett-Packard bilgisayar ekipmanı satmayı teklif ettiğini bildirmesinin ardından başladı.
Reuters’ın 2013’teki ikinci bir haberde ise, Meng'in Şubat 2008 ile Nisan 2009 arasında Skycom’un yönetim kurulunda görev yapmış olması da dahil olmak üzere Huawei'nin Skycom ile yakın finansal ve diğer bağları olduğu ifade edilmişti.
O sırada Reuters’a yanıt veren Huawei, Skycom'un ‘büyük yerel ortaklarından’ biri olduğunu, iki şirket arasındaki ilişkinin ‘normal bir iş ortaklığı’ olduğunu söylemişti.
Ancak şirketin İran’daki ofisinden elde edilen 28 Mart 2013 tarihli belge, Huawei’nin Skycom’u kontrol ettiğini gösteriyor.
Belgede, “Ticaret uyumlulukları göz önüne alındığında, A2 temsilciliği; Skycom ve Huawei'yi ayırmaya çalışıyor” ifadeleri geçiyor. ABD iddianamesine göre “A2”, Huawei’nin İran kodu.
Belge ayrıca, Huawei'nin ‘medyanın abartması riskinden acilen kaçınmak için’ İran'daki Skycom'u yönetmesi üzerine kendi çalışanlarından birini yolladığı belirtildi. Nitekim şirketin çalışan listesinde bulunan Hu Mei, acil bir karar ile 10 Mart 2013’te İran’daki Skycom’un Genel Müdürlüğüne geçirildi.
Ancak belgeye göre Huawei, bu atamanın bir hata olduğunu çabucak anladı. Zirâ Huawei’nin Çin’deki genel merkezinde çalışan Hu’nun yeni işi ise İran’da çalışmasını gerektiriyordu. Bu nedenle aynı göreve onun yerine ‘İran’da çalışan bir Çinli’ atandı. Böylece Huawei’nin İran ofisi temsilcisi Song Kai, Skycom’un İran’daki yöneticiliğine seçildi. Huawei dahilindeki bir mesajla bilgilendirilen Kai, “Lütfen özgeçmişinizi güncelleyin” komutu aldı.
Mesajda, değişimin Huawei’nin İran ofisinin “baş temsilcisi” olarak tanımlanan Lan Yun adlı biri tarafından onaylandığı söylendi. Bu konuda bir yorumda bulunmaları için ne Hu, ne Kai, ne de Yun’a ulaşılabildi.
Reuters’ın 2012 ve 2013’teki haberlerinin ardından, Batılı bankalardan birkaçı, Huawei'nin Skycom ile ilişkisini sorgulamıştı. Bunlar arasında, iki şirketin de banka hesaplarını tuttuğu HSBC Holdings PLC de vardı.
Aynı şekilde HSBC de bu belgeler hakkında yorum yapmayı reddetti.
Ağustos 2013'te HSBC’nin Asya Pasifik bölgesi küresel bankacılık başkan yardımcısıyla bir araya gelen Meng, ABD’nin iddianamesinde “Huawei’nin Skycom üzerindeki mülkiyeti ve kontrolü hakkında sayısız yanlış beyanda bulunmakla” suçlanıyor.
Toplantı sırasında yaptığı PowerPoint sunumunda, Skycom'un yalnızca ‘Huawei'nin bir iş ortağı’ olduğunu vurgulamıştı.
Reuters tarafından kısa süre önce elde edilen belgeler, Huawei'nin “Skycom” etkinliğini sonlandırma sürecine hızla doğrudan taraf olduğunu gösteriyor.
Song, İranlı büyük bir müşteri olan Mobile Telecommunication Company of Iran (MCI) Başkan Yardımcısına gönderdiği 2 Kasım 2013 tarihli bir mektupta, “Skycom’un ticari faaliyetlerini iptal etmeye, sona erdirmeye ve İran'daki şubesini feshetmeye karar verdiğini” ifadelerini kullandı.
Bu konuda bir yorumda bulunması için MCI’ya ulaşılamadı.
Ertesi gün Skycom, MCI ve Huawei’nin yeni bir İran şirketi olan Huawei Technologies Service Co Ltd, aralarında bir anlaşma imzaladı. Anlaşma da Skycom'un sözleşmelerini Huawei'nin yeni varlığına devretmeyi planladığı öngörüldü.
Anlaşmada toplam 44,6 milyon euro değerindeki sekiz sözleşme de yer aldı; kalan tutar ise 34,6 milyon euro değerindeydi. Skycom'a borçlu olunan herhangi bir para, sözleşmeler tamamlandıktan sonra Huawei’nin yeni varlığına ödenecekti. Aynı zamanda, “Tüm taraflar, bu üçlü sözleşmenin gizli kalacağı taahhüdünde bulunuyor” sözü verildi.



İsrail ordusu, Refah’ta bir tünelden çıkan dört ‘silahlı kişiyi’ öldürdü

Gazze Şeridi’nin kuzeyindeki Cibaliye Mülteci Kampı’nda yıkılan binalar (AFP)
Gazze Şeridi’nin kuzeyindeki Cibaliye Mülteci Kampı’nda yıkılan binalar (AFP)
TT

İsrail ordusu, Refah’ta bir tünelden çıkan dört ‘silahlı kişiyi’ öldürdü

Gazze Şeridi’nin kuzeyindeki Cibaliye Mülteci Kampı’nda yıkılan binalar (AFP)
Gazze Şeridi’nin kuzeyindeki Cibaliye Mülteci Kampı’nda yıkılan binalar (AFP)

İsrail ordusu bugün yaptığı açıklamada, Gazze Şeridi’nin güneyindeki Refah bölgesinde bir tünelden çıkan dört silahlı kişiyi öldürdüğünü duyurdu. Ordu, söz konusu kişilerin İsrail askerlerine ateş açtığını iddia etti.

Ordu tarafından yapılan açıklamada, “Dört silahlı terörist az önce bir tünelden çıkarak askerlerimize ateş açtı… Kuvvetlerimiz teröristleri etkisiz hale getirdi” denildi.

İsrail Ordu Sözcüsü de resmi X hesabından yaptığı paylaşımda, “Bölgeyi sabotajcılar ve terör altyapılarından temizleme faaliyetleri kapsamında, askerlerimiz Refah’ın doğusunda yer altı tünel ağı içinde bir tünel çıkışında dört sabotajcıyı fark etti. Sabotajcılar askerlerimize ateş açınca, askerlerimiz karşılık vererek dört sabotajcıyı etkisiz hale getirdi” ifadelerini kullandı.

İsrail, bir hafta önce Gazze Şeridi ile Mısır arasındaki sınır kapısını yeniden yaya geçişine açtı. Bu adım, Filistinlilerin Gazze Şeridi’nden çıkmasına ve savaş nedeniyle bölgeden kaçanların geri dönmesine imkân tanıyacak. Şarku’l Avsat’ın Reuters’tan aktardığına göre İsrail, Refah Sınır Kapısı’ndan giriş-çıkış yapan Filistinlilere güvenlik taraması yapılmasını şart koşuyor.

İsrail, sınır kapısını Mayıs 2024’te kontrol altına almıştı; bu, Gazze Şeridi’ne yönelik savaşın başlamasından yaklaşık dokuz ay sonra gerçekleşti. Savaş, ABD Başkanı Donald Trump’ın arabuluculuğunda ekim ayında uygulamaya konan ateşkesle geçici olarak sona ermişti. Sınır kapısının yeniden açılması, Trump’ın çatışmayı durdurmayı amaçlayan planının ilk aşamasında önemli bir adım olarak öne çıkıyor.


Trump, uluslararası liderleri Barış Konseyi’nin ilk toplantısına davet etti

ABD Başkanı Donald Trump, 27 Ocak 2026’da Davos’ta Gazze için bir ‘barış konseyi’ kurulmasını öngören belgeyi gösteriyor. (Reuters)
ABD Başkanı Donald Trump, 27 Ocak 2026’da Davos’ta Gazze için bir ‘barış konseyi’ kurulmasını öngören belgeyi gösteriyor. (Reuters)
TT

Trump, uluslararası liderleri Barış Konseyi’nin ilk toplantısına davet etti

ABD Başkanı Donald Trump, 27 Ocak 2026’da Davos’ta Gazze için bir ‘barış konseyi’ kurulmasını öngören belgeyi gösteriyor. (Reuters)
ABD Başkanı Donald Trump, 27 Ocak 2026’da Davos’ta Gazze için bir ‘barış konseyi’ kurulmasını öngören belgeyi gösteriyor. (Reuters)

ABD Başkanı Donald Trump tarafından kurulan Barış Konseyi’nin 19 Şubat’ta yapılması planlanan ilk toplantısına bir dizi dünya lideri davet edildi.

Arjantin Devlet Başkanı Javier Milei ve Macaristan Başbakanı Viktor Orban toplantıya katılmayı kabul ederken, Fransa, İtalya, Norveç, Çekya ve Hırvatistan liderleri daveti reddetti.

Romanya Cumhurbaşkanı Nicușor Dan dün Facebook üzerinden yaptığı açıklamada, toplantıya davet edildiğini duyurdu. Dan, ülkesinin Barış Konseyi’nin ilk oturumuna katılıp katılmama konusunda henüz nihai bir karar vermediğini ifade etti.

Dan, kararın ‘Romanya gibi fiilen konsey üyesi olmayan ancak tüzüğünün gözden geçirilmesi şartıyla katılmak isteyen ülkeler açısından toplantının formatına ilişkin Amerikalı ortaklarla yürütülecek görüşmelere’ bağlı olduğunu belirtti.

Macaristan Başbakanı Viktor Orban ise cumartesi günü yaptığı açıklamada, toplantıya davet edildiğini ve katılmayı planladığını duyurdu.

Buna karşılık Çekya Başbakanı Andrej Babis, cumartesi günü Barış Konseyi toplantısına katılmayı düşünmediğini açıkladı. Babis, TV Nova’ya yaptığı açıklamada, “Avrupa Birliği’ne (AB) üye diğer ülkelerle istişare içinde hareket edeceğiz. Bu ülkelerden bazıları konseye katılmayacaklarını ifade etti” dedi.

ABD Başkanı’nın Gazze savaşını sona erdirmeye yönelik planı uyarınca, Gazze Şeridi’nin yönetiminin, Donald Trump’ın başkanlığını yaptığı Barış Konseyi’ne bağlı olarak kurulacak Gazze Yönetimi Ulusal Komitesi tarafından geçici olarak üstlenilmesi öngörülüyor.

Ancak konseyin tüzüğünde Gazze’ye açık bir atıf yer almıyor. Metin, konseye daha geniş bir misyon yükleyerek, dünyadaki silahlı çatışmaların çözümüne katkı sunmayı hedef olarak tanımlıyor.

Konseyin önsözünde ise Barış Konseyi’nin, ‘çoğu zaman başarısız olmuş yaklaşımları ve kurumları terk etme cesaretine sahip olması gerektiği’ vurgulanarak, Birleşmiş Milletler’e (BM) örtük bir eleştiri yöneltiliyor.

Bu durum, başta Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ile Brezilya Devlet Başkanı Luiz Inacio Lula da Silva olmak üzere bazı liderlerin tepkisini çekti. Macron ve Lula da Silva, geçtiğimiz haftanın başlarında yaptıkları açıklamalarda, ABD Başkanı’nın çağrısına karşılık olarak BM’nin güçlendirilmesi gerektiğini savunmuştu.

Hoşnutsuzluk

İtalya Dışişleri Bakanı Antonio Tajani ise ülkesinin anayasal engeller nedeniyle Barış Konseyi’ne katılmayacağını yineledi.

Tajani cumartesi günü İtalyan haber ajansı ANSA’ya yaptığı açıklamada, “Anayasal kısıtlamalar nedeniyle Barış Konseyi’ne katılamıyoruz” dedi ve İtalya Anayasası’nın, tek bir liderin yönetiminde bir kuruluşa katılmayı öngörmediğini hatırlattı.

Geçtiğimiz cuma günü Brezilya Devlet Başkanı, 79 yaşındaki ABD Başkanı Donald Trump’ı, ‘yeni bir milletler topluluğunun efendisi’ olmaya çalışmakla suçladı.

Lula da Silva tek taraflılığa karşı çoğulculuğu savundu ve BM tüzüğünün adeta parçalanmasından duyduğu üzüntüyü dile getirdi.

Donald Trump, Barış Konseyi’ni geçtiğimiz ocak ayında Davos’ta düzenlenen forumda ilan etmişti.

Tüzüğe göre, Cumhuriyetçi Başkan Trump her şeye tam hâkim; yalnızca o diğer liderleri davet edebiliyor ve katılımlarını iptal edebiliyor. Sadece ‘üye devletlerin üçte ikisinin veto hakkını kullanması’ durumunda bu yetkisi sınırlanabiliyor.

Diğer liderlerin tepkisini çeken noktalar arasında, metinde Gazze’ye açık bir atıf bulunmaması ve üyelik maliyetlerinin yüksekliği yer alıyor. Konseyde kalıcı bir sandalye almak isteyen ülkelerin 1 milyar dolar ödemesi gerekiyor.


Netanyahu’nun Washington’a yapacağı ziyaretin ardında ne yatıyor?

ABD Başkanı Donald Trump ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, 29 Eylül’de Beyaz Saray’da düzenlenen basın toplantısı sırasında (Arşiv – AFP)
ABD Başkanı Donald Trump ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, 29 Eylül’de Beyaz Saray’da düzenlenen basın toplantısı sırasında (Arşiv – AFP)
TT

Netanyahu’nun Washington’a yapacağı ziyaretin ardında ne yatıyor?

ABD Başkanı Donald Trump ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, 29 Eylül’de Beyaz Saray’da düzenlenen basın toplantısı sırasında (Arşiv – AFP)
ABD Başkanı Donald Trump ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, 29 Eylül’de Beyaz Saray’da düzenlenen basın toplantısı sırasında (Arşiv – AFP)

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun ofisinin cumartesi gecesi yaptığı ve çarşamba günü Washington’da ABD Başkanı Donald Trump ile bir araya gelmesinin beklendiğini duyurduğu çarpıcı açıklama, İran’la müzakerelerin ele alınacağı ve İsrail’in taleplerinin gündeme getirileceği iddiasına rağmen, bu dosyada gerçekte yeni bir gelişmeye işaret etmiyor. Aksine, söz konusu açıklamanın esas olarak Netanyahu’nun başta iç siyasi hesapları olmak üzere gerçek hedeflerini örtmeyi amaçladığı, bunların da büyük ölçüde İsrail’de fiilen başlamış olan seçim süreciyle bağlantılı olduğu değerlendiriliyor.

Bu değerlendirmeyi güçlendiren bir diğer unsur da Netanyahu’nun Washington ziyaretinin tarihini değiştirmesini gerekçelendirirken, ‘İran dosyasının aciliyeti’ olarak nitelediği unsuru öne sürmesi oldu.

Bilindiği üzere Netanyahu, bir hafta önce Washington’a ziyaret talebinde bulunmuş, ABD yönetimi de bu talebi kabul etmişti. Ziyaretin, başta İran dosyası olmak üzere, Başkan Donald Trump’ın Filistin meselesine ilişkin planı ve Netanyahu’nun karşı karşıya olduğu yolsuzluk davalarında olası bir af konusu gibi bir dizi başlığın ele alınması amacıyla ayın 18’inde gerçekleştirilmesi planlanıyordu. Trump’ın ertesi gün, yani ayın 19’unda Washington’da Barış Konseyi’ni toplantıya çağırması üzerine, Netanyahu’nun da konsey üyesi olması nedeniyle bu toplantıya katılacağı yönünde bir beklenti oluşmuştu.

dfert
ABD Başkanı Donald Trump, İran Dini Lideri Ali Hamaney ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu (AFP)

Ancak Netanyahu daha sonra, toplantıya katılma ihtimali konusunda tereddütlerini dile getirdi ve gündemdeki planın ilerlemesi önünde koyduğu engelleri kaldırmasının istenmesinden çekindiğini ima etti. İsrail’in Kanal 12 televizyonu, ziyaret tarihinin öne çekilmesinin Netanyahu’nun 18’inde planlandığı gibi Washington’a gitmemesine ve dolayısıyla Barış Konseyi liderler toplantısına katılmamasına yol açabileceğini bildirdi. Fiiliyatta Netanyahu’nun, konsey üyelerinin Gazze konusunda yerine getirmesini talep edeceği yükümlülüklerden kaçınmak için toplantıya katılmaktan geri durduğu izlenimi oluştu.

Bu değerlendirme, Netanyahu’nun anlaşmanın ikinci aşamasının, hatta ilk aşamasının uygulanması önüne ciddi engeller koyduğuna dair uluslararası alanda giderek güçlenen kanaate dayanıyor. Tahminlere göre İsrail, anlaşmayı günde üç ila dört kez ihlal ediyor. Refah Sınır Kapısı, sahada yaşananların niteliğine dair bu bağlamdaki örneklerden yalnızca biri olarak öne çıkıyor.

Netanyahu’nun tutumundaki bu değişiklik neden oldu?

Merkezi iddia, İran dosyası etrafında şekilleniyor. İsrail Kan 11 televizyonuna göre Netanyahu, cumartesi sabahı ABD Başkanı Donald Trump’ın ‘Umman müzakerelerinde olumlu ilerleme’ sağlandığı ve İran’ın gerçekten bir anlaşmaya varmak istediği yönünde bir hissiyat oluştuğuna dair açıklamalarını takip etmesinin ardından, Washington ziyaretini ayın 18’inden öne çekme kararı aldı.

Netanyahu’nun ofisinden yapılan açıklamada, ziyaret tarihinin öne alınmasının gerekçesi olarak İran’ın ‘aldatıcı’ olduğu ve kendisine herhangi bir taviz verilmemesi gerektiği görüşü öne çıkarıldı. Açıklamada, bu tutumu pekiştirmek amacıyla, ‘Tahran’la yürütülecek her türlü müzakerenin, balistik füze programının sınırlandırılmasını ve İran ekseni olarak tanımlanan yapıya verdiği desteğin durdurulmasını içermesi gerektiği’ vurgulandı. Netanyahu’ya yakın kaynaklar ise İsrail Başbakanı’nın, Trump’tan İran’ın İsrail’i tanımasını ‘gerçek barış niyetinin kanıtı’ olarak dayatmasını talep etmeyi planladığını aktardı.

Kan 11, Tel Aviv’in, Başkan Trump’ın İran’la müzakerelere başlanmadan önce ‘İsrail’le önceden üzerinde uzlaşılan bazı noktalardan geri adım atmasından’ endişe duyduğunu bildirdi. Bu çerçevede İsrail basınında yer alan değerlendirmelerde, Netanyahu’nun ofisinin açıklaması bir güç gösterisi olarak yorumlandı; İsrail’in süreci pasif biçimde izlemediğini göstermek ve karar alma sürecinde geç kalınmadan önce ABD yönetimi üzerinde etki oluşturmak amacı taşıdığı belirtildi.

İsrail’in altı talebi

Siyasi dramanın unsurlarını tamamlamak istercesine Netanyahu, İsrail Hava Kuvvetleri Komutanı’nın da kendisine Washington ziyaretinde eşlik edeceğini açıkladı. Netanyahu, bu adımın amacının, İran’a yönelik bir saldırının gerekliliğini anlatmak olduğunu belirterek, böyle bir darbenin İran’ın kapasitesini felç edeceğini ve özgüvenini sarsacağını savundu. Netanyahu ayrıca dün hükümet koalisyonunu oluşturan parti liderleriyle bir toplantı ve bunun yanı sıra Bakanlar Kurulu’nun ayrı bir oturumunu toplama çağrısı yaptı.

Netanyahu’nun çarşamba ve perşembe günleri bir dizi görüşme gerçekleştirmesi, cuma günü ise İsrail’e dönmesi planlanıyor. Program kapsamında ABD Başkanı ile görüşmenin yanı sıra, Başkan Yardımcısı JD Vance, Dışişleri Bakanı Marco Rubio, ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM) Komutanı General Brad Cooper ve müzakere dosyasından sorumlu özel temsilciler Steve Witkoff ile Jared Kushner’la da bir araya gelmesi öngörülüyor.

fvev
İsrail'in Demir Kubbe füze savunma sistemi, İran’dan Tel Aviv’e fırlatılan balistik füzeleri önlüyor. (EPA)

Sağcı İsrail gazetesi Israel Hayom, bu çarpıcı ziyareti, Netanyahu’nun İran dosyası konusunda Trump’ı altı İsrail talebini benimsemeye ikna etme girişimi olarak yorumladı. Buna göre ilk iki talep, balistik füze dosyasının müzakerelere dahil edilmesi ve bu füzelerin menzilinin 300 kilometreyle sınırlandırılması ile İsrail’in bölgede ‘vekil güçler’ olarak tanımladığı yapılara verilen İran desteğinin sona erdirilmesini kapsıyor.

Nükleer başlık altında ise İsrail’in dört ek talep ileri sürdüğü belirtiliyor. Bu talepler; İran’ın nükleer programının tamamen ortadan kaldırılmasının garanti altına alınması, tüm zenginleştirilmiş uranyum stoklarının ülke dışına çıkarılması, oranı ne olursa olsun her türlü uranyum zenginleştirme faaliyetinden vazgeçilmesi ve Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) müfettişlerinin İran’a geri dönerek nükleer tesislere ani denetimler yapma yetkisine sahip olmalarını içeriyor.

Beyaz Saray’ın içindeki lobi

Gazete, Netanyahu’nun bu yaklaşımı Witkoff ve Kushner’a kabul ettirmeye çalıştığını, ancak müzakereler sürecinde bu iki ismin kendi tezlerine ne ölçüde bağlı kalacağından kuşku duyduğunu aktardı. Bu nedenle Netanyahu’nun, doğrudan Trump’la görüşmenin belirleyici seçenek olduğu kanaatini taşıdığı ve ABD Başkanı’nı ikna edebilecek tek kişinin kendisi olduğuna inandığı belirtildi.

Netanyahu’nun, ABD ekibinin diğer üyelerine kıyasla daha sert bir çizgide gördüğü Başkan Yardımcısı JD Vance ile Dışişleri Bakanı Marco Rubio’nun desteğini arkasına almayı hedeflediği, bu yolla İran’la anlaşmaya varılmasından yana olan eğilime karşı Beyaz Saray içinde bir baskı grubu oluşturmayı amaçladığı ifade ediliyor.

Buna karşılık İsrailli uzmanlar, füze dosyasının nükleer programla ilgili her türlü müzakerenin zaten doğal bir parçası olduğunu vurguluyor. Uzmanlara göre, nükleer başlık taşıyabilecek gelişmiş balistik füzeler olmadan bir nükleer silah üretmenin herhangi bir anlamı bulunmuyor ve ABD’li müzakereciler de bu gerçeğin farkında. Bu nedenle söz konusu çevreler, İsrail’in bu bağlamda sergilediği paniğin büyük ölçüde yapay olduğu görüşünde.

Nitekim daha önce Netanyahu hükümetinde bakan olarak görev yapan ve halen savunma sanayii şirketi Rafael’in Yönetim Kurulu Başkanlığı’nı yürüten Yuval Steinitz’in de dile getirdiği üzere, İsrail’in esasen bir nükleer anlaşmaya varılmasını istemediği belirtiliyor. Bu bakış açısına göre, koşulları ne olursa olsun her türlü anlaşma kötü kabul ediliyor ve yaptırımların kaldırılması ile mali kaynak akışının yeniden başlaması nedeniyle Tahran’daki rejimin gücünü artıracağı savunuluyor. İsrail tarafı, söz konusu kaynakların Hizbullah’tan Iraklı gruplara, Hamas ve İslami Cihad Hareketi’nden Yemen’deki Husilere kadar İran’ın bölgedeki müttefiklerine aktarılacağını öne sürüyor.

cdf
İran’ın başkenti Tahran’da ABD ve İsrail’i kınayan bir duvar resmi (AFP)

Netanyahu’ya yakın isimlerden Steinitz’e göre masadaki alternatifler ya askerî bir saldırı düzenlenmesi ya da mevcut durumun dondurulması. Steinitz, askerî seçeneği en ideal çözüm olarak görürken, böyle bir adımın İran’daki yönetimi zayıflatacağını ve çöküşe giden süreci hızlandıracağını savundu. Mevcut durumun dondurulması ise ikinci en önemli seçenek olarak değerlendiriliyor; zira bu yol, bir anlaşmaya varılmasını engelliyor, yaptırımların yürürlükte kalmasını sağlıyor ve rejimi ekonomik ve toplumsal açıdan zayıflatmayı hedefliyor.

Steinitz, bu bağlamda Netanyahu’nun elinde haziran ayındaki savaşla ilgili önemli bir koz bulunduğunu da vurguladı. O dönemde ağır darbeler indirildiğini, buna karşın tek bir Amerikan askerinin dahi zarar görmediğini hatırlattı.

Steinitz’e göre Netanyahu, her hâlükârda Trump’tan, İsrail’in geleneksel tutumuna destek vermesini sağlamaya çalışıyor. Bu tutum, İsrail’in İran’la yapılabilecek herhangi bir anlaşmanın tarafı olmadığı ve böyle bir anlaşmanın kendisini bağlamadığı anlayışına dayanıyor. Steinitz, bu yaklaşımın ardında, İran üzerinde savaş tehdidi kılıcını sürekli olarak sallandırma gerekliliğine dair güçlü bir inancın yattığını belirtiyor.

Bu durum, Netanyahu’nun söz konusu tutumu Trump’ın otoritesine zarar vermeden nasıl dile getireceği ve Witkoff ile Kushner’a karşı Beyaz Saray içinde bir lobi oluşturup oluşturamayacağı sorularını gündeme getiriyor. Aynı zamanda Netanyahu’nun, İran liderliğini provoke edecek ve müzakerelerden çekilmeye zorlayacak adımlar atmayı mı hedeflediği, yoksa İranlı yetkililerin yeterli siyasi olgunluk göstererek Netanyahu’nun hamlelerini boşa çıkarıp Trump’la bir anlaşmaya doğru ilerleyip ilerlemeyeceği de tartışma konusu oluyor.

Netanyahu’nun bu aşamada asıl odağının, fiilen başlamış olan seçim süreciyle birlikte derinleşen iç siyasi krizi ve kamuoyu yoklamalarında gerileyen konumu olduğu dikkate alındığında, şu anki temel hedefinin iç kamuoyundaki yerini güçlendirecek bir Amerikan tutumunun ortaya çıkması olduğu değerlendiriliyor. Netanyahu’nun, İran’a karşı duran lider, hatta Trump’ın ifadesiyle bir ‘savaşçı’ ya da ‘kahraman’ olarak sunulmasının, mevcut koşullarda kendisi açısından özel bir önem taşıdığı ifade ediliyor.