Hamduk, Şarku’l Avsat’a konuştu: Washington ile ilişkilerimiz ilerliyor. Etiyopya’ya dair endişemiz yok. Barış çok yakın

Hamduk, Şarku’l Avsat’a konuştu: Washington ile ilişkilerimiz ilerliyor. Etiyopya’ya dair endişemiz yok. Barış çok yakın
TT

Hamduk, Şarku’l Avsat’a konuştu: Washington ile ilişkilerimiz ilerliyor. Etiyopya’ya dair endişemiz yok. Barış çok yakın

Hamduk, Şarku’l Avsat’a konuştu: Washington ile ilişkilerimiz ilerliyor. Etiyopya’ya dair endişemiz yok. Barış çok yakın

Sudan Başbakanı Abdullah Hamduk, ülkesinin yakın bir zamanda ABD’nin terör listesinden çıkabileceğini söyledi. ABD ile ilişkilerde önemli bir ilerleme kaydedildiğini ve birçok anlayış sağlandığını belirten Hamduk, bu anlayışların kapsamında Nairobi ve Darusselam’daki ABD Büyükelçiliklerine yönelik saldırıyla ilgili olarak tazminat ödenmesi hususunda küçük bir kısmın olduğuna da değinerek, “Bu konuda da büyük adımlar attık. Yakın zamanda sona ulaşmayı umuyoruz” dedi. Sudan Başbakanı, “İktidara geldiğimizden beri, terörizm meselesiyle mücadele etmek için çalışıyoruz. Büyük bir ilerleme kaydettik ve meselenin sonlanmasını umuyoruz” ifadelerini kullandı.
Şarku’l Avsat’a kapsamlı bir röportaj veren Hamduk, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ile işbirliği ve yardımların ötesinde güçlü ilişkiler kurulması çağrısında bulundu. Abdullah Hamduk, Riyad ve Abu Dabi ile ilişkilere de dikkati çekerken, “İlişkiler çok iyi. Onlardan aldığımız desteği takdir ediyoruz. Ancak ilişkilerin daha geniş bir yelpazeye ulaşmasını istiyoruz” dedi.
Hamduk, Etiyopya ile son dönemde tırmanışa geçen gerginlikle ilgili bir endişe hissetmediğini ve iki ülkenin krizle mücadelede yardımcı olabilecek bazı mekanizmalara sahip olduğunu söyledi. Ülkesinin ‘Nahda (Rönesans) Barajı hususunda asıl taraf olduğunu ve çok büyük faydalar beklediğini’ ifade etti.
Sudan’ın ekonomik krizlerini çözme yeteneğine sahip olduklarını söyleyen Sudan Başbakanı, “Ekonomik krizle başa çıkabileceğime inanmasaydım, koltuğumda bir gün bile kalmazdım.. Pek çok kaynağa sahip zengin bir ülke olduğumuza inanıyoruz. Tamamen çökmüş bir ekonomi miras aldık. Ancak birliğimiz ve çevremizdeki yerel bileşene ve dış dünyaya hitap etme yeteneğimizle, kısa vadede içinde bulunduğumuz çukurdan çıkmamıza yardımcı olacak bir atmosfer oluşturabiliriz” değerlendirmesinde bulundu.

İşte Hamduk’a yönelttiğimiz sorular ve Hamduk’un cevapları…

-Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi (BMGK), hükümetin ‘Sudan için siyasi bir misyon oluşturma ve UNAMİD misyonunun süresini uzatma’ talebine yanıt olarak iki karar verdi. Bunların Sudan’daki durum üzerindeki etkileri nelerdir?
Altıncı madde kapsamında Sudan’a siyasi bir misyon gönderilmesini talep ettik. Talep, uluslararası toplumdan ve BMGK’dan olumlu bir yanıt aldı. Bu misyon, başta barış süreci olmak üzere geçiş döneminin zorluklarında bize yardımcı olacak. Sudan’ı 15 yıldır içinde olduğu, yedinci maddenin zorluklarından ve sorunlarından kurtarmaya çalışıyoruz.
Bu süreç, Sudan hükümetinin vizyonuna göre yürütülüyor. BMGK ise sürecin, ulusal egemenliğin korunarak yürütülmesi gerektiğini belirtiyor.
Cuba’daki barış müzakereleri iyi şekilde ilerliyor. Şu an müzakerelere katılmayan hareketler de dahil, bir barış anlaşmasına ulaşacağız. Barışın mültecilerin ve yerinden edilmiş kişilerin geri dönüşü, onlara gıda güvenliği, çeşitli hizmetlerinin sağlanması da dahil olmak üzere birçok faydası var. BM misyonu barışın gereksinimlerini karşılamak için kaynak toplamamıza yardımcı olacak.
Misyon ayrıca, seçimlere hazırlık sürecinde de bize yardımcı olacak. Bu süreç, savaşlardan ve çatışmalardan çıkan tüm ülkeler için maliyetlidir. Kararın alınmasından mutluyuz.
Misyonun askeri güçleri içerdiği yönündeki söylentilere gelince, bu durum doğru değil. Misyon, vizyonumuz uyarınca geldi. Onu yönlendiren ve öncülük eden biziz.

-Ulusal egemenliği ihlal eden misyonun varlığı hakkındaki konuşmalara ilişkin düşünceniz nedir?
Sudan, BM üyesidir. Dolayısıyla bu tür konuşmalar gariptir. Destek istenmesi doğal. Ulusal egemenlik üzerine ağlayanların, 15 yıldan uzun bir süredir, yedinci madde altında ülkede binlerce uluslararası gücün var olduğunu unutması da garip.

-Bu karar, terör listesi hususunda Sudan ve ABD arasında var olan anlaşmazlıklar Sudan’ın uluslararası ilişkilerini nasıl etkileyebilir?
İktidara geldiğimizden beri terör meselesi üzerinde çalışıyoruz. Büyük ilerleme kaydettik ve bu meselesinin sona ulaşmasını bekliyoruz.

-Sudan’ı terörizme sponsorluk yapan devletler listesinden kaldırmak için ABD ile diyalogda gelinen son aşama nedir?
Oldukça büyük bir gelişmeler oldu0,. Bu konuda büyük anlayışlara ulaştık. Bu anlayışlar kapsamında Nairobi ve Darusselam’daki ABD büyükelçiliklerine yönelik saldırılar hususunda tazminat ödenmesiyle ilgili küçük bir anlaşmazlık var. Bu konuda da büyük adımlar attık. Yakın bir zamanda sona ulaşmayı umuyoruz.

-Tazminat parasını nereden ödeyeceksiniz?
Bu meseleyi, ABD’liler ve bölgedeki kardeşlerimizle ele alacağız. İktidara geldiğimizden bu yana üzerinde çalıştığımız bir dosyada anlayışlara ulaşmayı umuyoruz. Yakın bir zamanda büyük bir atılım bekliyoruz.

-Sudan’ın adının ne zaman terör listesinden kaldırılacağını umuyorsunuz?
Beklentimiz, Sudan isminin 4 Haziran’da terörizm listesinden çıkartılmasıydı. Ama acil bir şekilde kaldırılmasını bekliyorum.

-Sudan, Washington’a büyükelçi atadı. Washington, ilişkileri büyükelçilik düzeyine çıkarmayı kabul etti. Büyükelçiler ne zaman ülkelere ulaşacak?
Geçen Aralık ayında Washington’a yaptığım ziyarette büyükelçi ataması hususunda uzlaşı sağladık. ABD’nin 23 yıl yıldır Sudan’da büyükelçisi bulunmuyordu. Bu yüzden büyükelçi atamaya karar verdiler. Bu durum, iki ülke arasındaki ilişkilerde büyük bir gelişme olarak nitelendiriliyor. Koronavirüs salgınıyla ilgili koşulların, ABD’nin Hartum büyükelçisinin atanmasını geciktirdiğine inanıyorum.

-Silahlı hareketlerle barış süreci hususunda tartışmalar var. Bazıları, ordunun barış sürecini engellediği yönünde de eleştiriler yöneltiyor.
Bu doğru değil. Çünkü geçiş hükümetinin kurulmasından bu yana ekonomik ve toplumsal kalkınma konularını, hukuk reformunu, tazminatları ve uzlaşıyı, geçiş adaletini, güvenlik düzenlemelerini ve insani yardımları ele alan bir barış vizyonu ortaya koyduk. Tüm müzakere konuları Bakanlar Kurulu tarafından hazırlandı. Bazı bakanlar, Cuba’daki silahlı hareketlerle müzakerelere giriyor. Ben şahsen Cuba’ya ziyarette bulundum.
Devrimci Cephe liderleri ve müzakerelerde yer almayan diğer silahlı hareketlerle doğrudan ve sürekli temas halindeyim. Barış meselesi hakkında konuşmak gerekirse, bu bir başarı değil. Egemenlik Konseyi, geçici yönetimin bir parçasıdır. Biz entegre bir geçiş hükümetiyiz. Aramızda rekabet yok.
Şu an müzakerelere liderlik eden isim, Egemenlik Konseyi’nin bir üyesi olan Muhammed Hasan et-Teayişi’dir. O bir sivil, barış müzakereleri sorununa gelince, müzakereleri uzatan eksenlere hitap ettiğinden daha fazla yol ele aldı.
Geçici hükümetin kurulmasından sonraki bir ay içinde barış sağlanacağı konusunda büyük bir iyimserlik mevcuttu. Hükümeti kurmama ve silahlı mücadele hareketlerinin hükümette yer alması için bir ay beklemek bir teklif vardı, çünkü o döneme hesap verebilirlik ve iyimserlik ruhu hakimdi ve bu iyimserlik haklı bir yaklaşımdı. Zira silahlı mücadele güçleri devrimin ve değişimin bir parçasıdır ve ona çok fazla katkıda bulundular.
Biz, Cuba’da ‘müzakerede’ ne olup bittiği üzerinde durmuyoruz, aksine iki taraf arasında bir diyalog olarak adlandırıyoruz. Abdulvahid en-Nur liderliğindeki Sudan Kurtuluş Hareketi ve Abdulaziz el-Hulu liderliğindeki Sudan Halk Kurtuluş Hareketi- Kuzey gibi şu ana kadar uzlaşı sağlamamış konular var. Onlarla müzakerelere başladık. Bu müzakereler, daha sonra bazı anlamazklıklar nedeniyle durdu. Barışın ikinci aşamasında, ilk aşamada ortaya çıkan tüm artı ve eksileri değerlendirmek istiyoruz. İki hareketin liderleriyle de sürekli temas halindeyim.

-Fakat Abdulaziz el-Hulu’un hareketi, laik bir devletin kurulmasıyla ilgili müzakere pozisyonuna hala bağlı mı?
Barış sürecinde belirli bir duruma ve sıfır denklemine dikkat etmemek oldukça önemlidir. Kırmızı çizgiler olmadan, açık bir zihinle müzakerelere ve tüm konularda yüksek bir ulusal ruha girmemiz gerekiyor. Bu hususlarda bir anlayışa ulaşacak olmamız muhtemel. 1955 yılında düzenlenen Mısır konulu Asmara Konferansı’nda dinin devletle ilişkilerine ve 2005 yılında geçiş anayasasındaki konulara ilişkin yaklaşımlara değinildi. Ülkeye, kalkınma ve demokrasinin sürdürülebilirliğine meraklı olduğumuz sürece, tüm konularda diyalog masasına oturacağız ve bir anlaşmaya ulaşacağız.
-Uzun süren müzakerelerin hükümetin performansı üzerinde bir etkisi var mı?
Barışın bu kadar uzun bir vakit alması, beklediğimiz bir durum değildi. Bunun nedeni, savaşın durdurulması ve barışın inşasıyla iyimserliğin artmasıdır. Eğer gerçekleşmemiş olsaydı, sürdürülebilir demokrasi ile ilgili her türlü bahis askıda kalırdı.

-Hükümetin, bu hafta Darfur’da ordu ve Sudan Kurtuluş Hareketi arasında meydana gelen gerginlikler hakkındaki görüşü nedir?
Geçiş sürecinin başlamasından bu yana Darfur, Port Sudan, Kassala ve Kadugli vilayetlerinde etnik ve kabilelerle ilgi çatışmalar ve sorunlar durmadı. Bu çatışmalar, devrik rejimin ortaya koyduğu kapsamlı yıkımla, bölgeselciliğe olan bağlılığı ve kabileler arasındaki çatlakları körüklemesiyle bağlantılıdır.
Bu durumlar, hükümetin karşı karşıya olduğu zorluklardır. Öldürülen Sudanlılarla ilgili sorunların da çözülmesi gerekiyor.

-Anayasal belgeye göre geçiş yapıları neden yavaş bir şekilde tamamlanıyormuş gibi görünüyor?
Sivil valilerin atanması ve Yasama Konseyi’nin kurulması yavaş şekilde ilerliyor. Bu iki husus, devrimden sonra hüküm süren iyimserlik ruhu ve barışı sağlamakla bağlantılılar. Barış kurumlarında ve geçiş hükümetinde bir sonuca ulaştık. Bu bağlantının doğru olmadığı ve bunları, barışla ilişkilendirmemiz gerektiği bir hatadır. Ancak barışın yakın olduğu beklentileri de mevcut. Silahlı mücadele güçlerini bu iki yapının oluşumuna dahil etme ruhu içinde, bunları birlikte gerçekleştirme çağrısı yaptık. İki veya üç hafta önce onlarla birlikte geçici valiler atanması ve barışa ulaşmadan önce Yasama Konseyi’nin kurulması hususlarında uzlaşı sağladık. Konuyla tam bir ciddiyetle ilgileniliyor.
Yasama Konseyi... Ekim 1964 ve Nisan 1985 dönemlerine kıyasla üçüncü geçiş dönemi için gerçek bir durum var. Anayasal belgeyi imzalayanlar, kolay bir ek olmayan bir Yasama Konseyi'nin kurulmasın hususunda uzlaşı sağladı ve ben buna “Ulusal Meclis” diyorum. Bu bir yasama konseyi değil. Eğer durum erken olsaydı, bize ülkenin ana meselelerini, laiklik hikayesini, devletin şeklini, seçimleri, anayasayı tartışma fırsatı verirdi. Tüm bu konular, Yasama Konseyi’nde siyasi taraflardan farklı temsilcilerle tartışılabilirdi. Ama yine de bunu yapmak için bir fırsat var. Bir anlayışa ulaşmalı, net bir karar almalıyız. Siyasi taraflar da bizimle bu konuda hemfikir olmalıdır.

-Maaşları, yüzde 500’den fazla artırma kararı, enflasyonun etkilerinden doğan beklenti sonuçları neticesinde mi alındı?
Bu yönün farkındayız. Bu yüzden bu karardan aylar önce, 10’dan fazla stratejik ürünü tanımlayan bir program olan ‘Emtia Programı’ olarak iki ana paket hazırladık ve bütçelerini oluşturduk. Doğrudan üreticiden tüketiciye gitme konusunda üreticilerle ayrıntılı olarak konuyu ele aldık. Bu durum, aracıyı engelleyerek emtiaların fiyatının yüzde 30 ila 40 ucuzlamasını sağladı. Büyük bir ciddiyetle başlattığımız diğer durum ise vatandaşlara mal sağlamak için işbirliği ekonomilerini harekete geçirmektir. Maaşlarda artışa ve herhangi bir enflasyon etkisinden kaynaklanabilecek koşullara yardımcı olacak büyük adımlar attık.

-Kurtarma sisteminin feshi hususunda durumu, ‘geçiş dönemi adaleti’ hakkında konuşan ve bunu ‘İslamcıları bu kapıdan cepheye geri döndürme girişimi’ olarak nitelendiren açıklamalarla mı ilişkilendirdiniz?0
Bu husustaki siyasi güçlere, İslamcılara veya diğerlerine değinmedim. Ancak ülkenin bağımsızlığından bu yana geçen 60 yıldan uzun bir süreden bahsettim. İstikrar için bir model oluşturamadık. Sudan'ın istikrarını ve demokrasinin sürdürülebilirliğini koruyan ulusal bir proje ortaya koyamadık. Bu nedenle tüm Sudanlıların uzlaşı sağlayacağı ulusal bir proje hakkında bir anlayış sağlamalıyız. Projenin birincil kısmı olarak Sudan halkının seçimlerini kimin yöneteceği meselesini geride bıraktık. Ama ikinci kısım, sürdürülebilir kalkınma konularını ele alan bir kalkınma projesinin oluşturulmasıyla ilgili. Bu iki kol, birlikte ulusal projeyi oluşturmaktadır.
Bu proje, herhangi bir bileşene veya politikacıya hitap ederken ayrıntıya girmiyor. Hiçbir partinin dahil olmadığı bir geçiş dönemindeyiz ve bu ihtiyaca cevap veren ulusal bir projeden bahsediyoruz.

-Ancak Gazi el-Atabani gibi bazı İslamcı sembollerle bir araya geldiniz.
Bizimle görüşmek istedi. Bazı Sudanlılarla ile bir araya geldik. Atabani, Özgürlük ve Değişim Bildirgesi’nin tüm güçleriyle bir araya geldi. Siyasi bir gündemimiz yok.

-Etiyopya ve Sudan arasındaki sınır son zamanlarda bir güvenlik ve askeri gerilime tanık oldu. Doğu komşusuyla koşullar nereye gidiyor?
Etiyopya ile komşuluk ilişkileri, kültür ve tarihi açıdan bir aradayız. Krizle mücadeleye yardımcı olabilecek bazı mekanizmalara sahibiz. Bizim tarafımızdan Bakanlar Kurulu bakanlarından, onların tarafından ise başbakan yardımcısı, iki ülkenin dışişleri bakanları ve istihbarat başkanlarından oluşan beş üyeli ortak bir komitemiz var. Komite, geçen ay bir araya geldi. Bu ay içerisinde krizle mücadele hususunda toplantı düzenlemeyi bekliyoruz. Biz, bu tırmanış hususunda endişeli değiliz.

- Sudan, Mısır ve Libya’yı Nahda (Rönesans) Barajı sorununu çözmek için müzakere masasına geri döndürmek için bir girişim başlattınız. Bu konuda durum hangi aşamada?
Nahda Barajı hususunda aracı değiliz, asıl tarafız. Barajdan çok önemli faydalar sağlıyoruz. Etiyopya’nın gölü doldurmaya başlamadan önce barajı doldurmaya başlaması için yaptığımız şeyler var; üç tarafa yardım etmek, yetkileri durdurmak, müzakere masasına dönmek. Gölü doldurmaya başlamadan önce Etiyopya'nın baraj gölünü doldurmasını sağlayan bir anlaşmaya varmak.

-Başta Suudi Arabistan ve BAE olmak üzere, Körfez ülkeleriyle iyi ilişkileriniz var. Ancak gözlemciler bir anlaşmazlık hakkında konuşuyor. Bu konuda ne söylersiniz?
Suudi Arabistan ve BAE ile ilişkilerimiz oldukça iyi ve bu iki kardeş ülkeden aldığımız desteğe minnettarız. Ama bu ilişkilerin daha geniş bir yelpazeye yükselmesini istiyoruz. Belirli bir tavan olmadan ortak çıkarlara ve yatırıma dayalı bir ilişki istiyoruz. Milyarlarca dolarlık yatırımlarla Suudi Arabistan ve BAE’nin sermayelerinin bize akması için çabalıyoruz. Çünkü entegrasyonu mümkün kılacak yeteneklere ve avantajlara sahibiz. Yardım sınırlarında durmayan, aksine daha geniş ufuklara uzanan, sınırsız tavana sahip ilişkiler istiyoruz.

-Koronavirüs salgını öncesinde bağışçılar konferansını düzenlemeye yönelik çalışmalar çok iyi gidiyordu. Ancak sonrasında duraksadı. Peki, şu an hangi düzeyde?
Ona yeni bir isim verdik: ‘Sudan Ortaklık Konferansı’. Tüm dost ve kardeşlerle, koronavirüs nedeniyle sanal şekilde düzenlenecek. Ana ortaklar Sudan, Almanya, Birleşmiş Milletler (BM) ve Avrupa Birliği'dir (AB).

- Valilerin atanması ve Yasama Konseyi’nin oluşturulması için birçok çağrı aldınız, ama sonrasında geri adım atıldı. Bu ne zaman gerçekleşecek?
Hayır. Bir geri adım olmadı. Valilerin adlandırılması gecikti. Çünkü gerçek zorluklar yaşanıyor. Halkımızı kandırmayacağız, çözmeye çalıştığımız zorluklar var.

-Özellikle sivil valilerin atanmasıyla ilgili bu zorluklar nelerdir?
Valilerin atanmasıyla ilgili üç zorluk var. Özgür ve Değişim Bildirgesi Güçleri ile görüşmemizde, onlara valilerin, her eyaletin toplumsal ve etnik koşullarını ve karmaşıklıkları ele almasını istediğimizi söyledik. Sorun yaratan bir vali istemiyoruz. Aksine problemleri çözen bir vali istiyoruz. Bu yüzden belirli vilayetlerdeki bileşenlerle uyumlu olmak zorundalar.
Aynı şekilde eyalet yönetimlerinde kadınların temsil edilmesi sorunu da var. Bu da karşımızda duran sorunlardan biri. İkinci zorluk ise silahlı mücadele güçleriyle uzlaşı. Çünkü onlarla birlikte Cuba Bildirgesi’ni imzaladık. Yönetici atanmasının barış gelene kadar ertelenmesini şart koştuk. Bu durumun, barış süreci üzerinde çok olumsuz bir etkisi olabilir. Bu üç zorlukta büyük ölçüde bir anlayışa ulaşıldı ve valileri atamaya yaklaştık.

-Atamalar ne zaman gerçekleşecek?
Bir zaman belirleyemem, daha önce geçen Mayıs ayının sonu olarak belirledik. Ama bunun üzerinde çalışıyoruz. Çünkü diğer tüm taraflardan daha istekliyiz, çünkü bu durum yürütme organlarına da yardımcı olacak. Vilayetlerde meydana gelen değişimi hissetmeyen halkımız var. Bu gerçekleşmeli. Sizi temin ederim ki sivil valilerin atanması gecikirse, bu, insanların bu konu üzerinde çalışmadığı gerekçesiyle değildir, aksine onarmaya çalıştığımız gerçek karışıklıkların sonucudur.

-Özgürlük ve Değişim Bildirgesi Güçleri, önerilen valilerin isim listesini sundu. Bu konuda bir görüşe sahipsiniz. Sunulan liste tekrar gözden geçiriliyor mu?
Bunu düzenli olarak tartışıyoruz.

-Yasama Konseyi’nin kurulmasını ne engelliyor?
Bildiğiniz gibi Yasama Konseyi’nin atanması, yürütme organının yetkisi dahilinde değil. Biz yardımcı oluyoruz ve görüşleri daha da yakınlaştırmak için çalışıyoruz. Özgürlük ve Değişim Bildirgesi Güçleri’ne tavsiyelerde bulunuyoruz. Seçme sorumluluğu tamamen onlara aittir.

-Geçişin mevcut şeklini benzeri olmayan bir Sudan modeli olarak tanımladınız. Sudan büyük adımlar atabilir. Ancak her dönemden sonra, bileşenler arasında faaliyetler açısından sorunlar ortaya çıkıyor mu?
Sudan modelinden bahsediyoruz ve bunu bu şekilde isimlendiriyoruz. Çünkü Arap Baharı veya çevremizdeki Afrika ülkelerinin tecrübeleri çerçevesinde benzersiz özelliklere sahip. Buna, siviller ve ordu arasındaki ittifak gibi, benzersiz özellikleri dolayısıyla Sudan modeli diyoruz. Özgürlük ve Değişim gibi siyasi bir bileşene de sahip. Önceki deneyimlerimizde bile buna paralel bir deneyim mevcut değildi. Ama mutlaka bu modelin de sorunları var. Bu nedenle tutarlı olmayan her konuşma, yanlıştır.
Özgürlük ve Değişim İttifakı çok geniş bir ittifaktır. İçerisindeki sorunları ve anlaşmazlıkları yürütme veya egemenlik faaliyetleri, tüm geçiş dönemine, siviller ve askeri personeller arasında ilişkilere de yansır. Tüm bu süreç ‘anayasal belge’ tarafından yönetilir. Bu belge de hataları ve sorunları olan bir belgedir. Uygulanması da yeni karmaşalara ve sorunlara neden olur. Bir hedefe ulaşmak için sabır göstermek ve karmaşıklıkları çözmek çok önemlidir. Eğer yürütme organı, Egemenlik Konseyi ya da Özgürlük ve Değişim Bildirgesi Güçleri dahilindeysek, bu halkı sürdürülebilir demokrasi ve kalkınma dönemine geçirmekten başka hedefimiz olamaz. Bunlar geçiş döneminin hedefleridir. Bu yüzden bunun gibi herhangi bir deneyimin doğal olarak sorunları da vardır.

-İnsanlara sabır çağrısı yaptınız. Onlar da sabrediyorlar. Bu sabır ne kadar devam edecek?
İnsanlar otuz yıldır sabırlılar. 9 ay ya da geçiş dönemi de ‘sabır’ olarak mı isimlendiriliyor?

-Ancak siz beklenti tavanını yükseltiyorsunuz.
Halkımızın semaya bağlı olma, beklentilerini dile getirme hakları var, bununla ilgili bir anlaşmazlık yok. Çünkü en büyük devrimi gerçekleştirdiler. Ama biz cennet sözü vermedik. Daha ziyade, tüm sorunları ele almak için halkımızla çalışmaya geldik.

-Ekonomi meselesine ilişkin olarak, ülkeyi yaşadığınız sıkıntılı krizden kurtarabileceğinizden emin misiniz?
Ekonomik krizle mücadeleye odaklanmış olmasaydım koltuğumda bir gün bile kalmazdım. Pek çok kaynak bakımından zengin bir ülkeyiz ve tamamen çökmüş bir ekonomiyi miras aldık. Ancak birliğimizle, çevremizdeki yerel bileşene ve dış dünyaya hitap edebilme yeteneğimizle, kısa vadede içinde bulunduğumuz ‘çukurdan’ çıkmamıza yardımcı olan bir atmosfer oluşturabiliriz. Pek çok kaynak bakımından zengin bir ülkeyiz ve tamamen çökmüş bir ekonomiyi miras aldık. Ancak birliğimizle, çevremizdeki yerel bileşene ve dış dünyaya hitap edebilme yeteneğimizle, kısa vadede içinde bulunduğumuz ‘çukurdan’ çıkmamıza yardımcı olan bir atmosfer oluşturabiliriz. Çok zengin bir ülke olmamıza rağmen içinde bulunduğumuz "delik" nedeniyle, ekonomik politikalar hakkında özel bir kısım olmalı. Derinliği 60 milyar dolar olan bir borç deliğini mirasını aldık ve ister iç ister dış dengesizlik olsun, giderler ile gelirler arasındaki tutarsızlık ve ihracat ve ithalat ile ilgili kredi, bağış ve borçlarla uğraşma olsun, sorunlarla ilgili birçok konuyu ele alan özel bir kısım var.

-Medyada ilk görünmenizde Başbakan olarak anayasal yemininizi ettikten sonra üretim ekonomisine, bağımlılığa ve ülkenin yerli yeteneklerinden yararlanmaya dikkati çektiniz. Ancak birçok kesim, hükümetin ekonomik faaliyetlerinin hala bağışlara, hibelere ve kredilere bağlı olduğuna inanıyor.
Bu durum, yüzde 100 doğru değil. Kimse bize hediye vermiyor.

-Sunulan vizyon ne düzeyde?
Ekonomimizin kendi ayakları üzerinde durması için çalışıyoruz ve bu temel şeylere bağlıdır. Eğer borç meselesini ele almazsanız, ‘ülkeyi yatırımına açma, yerli veya yabancı sermayeyi çekme’ konusundaki hiçbir konuşma başarılı sonuç vermez. Ülkenin onarımı, iç ve dış dengesizlikleri ele alan eksiksiz bir makroekonomik politika paketine ihtiyaç duymaktadır.
İç sıkıntı, gelir ve harcamalarla ilgilidir ve gelirlerin merkezinde vergiler vardır. Kurtarma dönemi boyunca bir ülke olarak, milli gelirin yüzde 6’sını vergi gelirlerinden ele ettik. Afrika ve küçük ülkelerde yüzde 15’i, diğer bölgelerde de milli gelirin yüzde 20’sinden fazlası vergilerden sağlanmaktadır.
Saygın bir ülkeyi yönetmek için vergilerin, ulusal gelirin en az yüzde 15’ini sağlaması gerekli. Biz bunu yaşamadık. Çünkü hâkim olan koşul, vergi tahsilatı değil, ‘vergi muafiyeti’ ve vergi kaçakçılığıdır. Bu nedenle devlet, elini eğitim ve sağlık alanına uzatmak zorunda kaldı. Buradan, ekonomik iyileşmeye katkı sunmak amacıyla gerçekleştiği düzeyde fayda sağlamak istiyoruz. Hiçbir ülke, eğitim ve sağlığa harcama yapmadan gelişemez. Bu yüzden bunu maaş yapısında da ele aldık. İkinci olarak, tamamen yıkılan altyapıyı (yollar, ulaşım, yol, hava, nehir taşımacılığı, elektrik) onarmak istiyoruz. Bir ülke, bu gibi yıkılmış sektörlerle nasıl gelişebilir?
Bunlar ekonomimizi iyileştireceğine inandığımız konulardır. Dış sorunlar ise ihracat gelirleriyle ele alınıyor. Şu anda ihracatımız yok. Tarım sektörünü tamamen yok ettiler. Bunu Sudan ekonomisinin bel kemiği olacak şekilde sağlığına kavuşturmak için çalışıyoruz. Sanayileşmeyle bağlantılı bir tarım ekonomisinden bahsediyoruz. Çünkü hala hammadde ihracatına dayalı, sömürgecilik mirası modele dayanıyoruz. Örneğin hayvanları canlı olarak ihraç ettiğinizde onlarla kaç ürün ithal etmektesiniz?
Bunu söylemek kolay. Ama çok fazla gereksinimiz var. Biz, ekonomimizi iyileştirmek istiyoruz. Üretime bağımlı olduğumuzu söylediğimizde de bunu kastediyoruz. Bu hususta, bir dizi politika mevcut. Ancak diğer altyapı hususlarında da gereksinimler var.

-Özgürlük ve Değişim Bildirgesi Güçleri de dahil olmak üzere insanlar, altı aydır ülkenin mücadele edecek bir bütçesi olmadığını söylüyor. Bu doğru mu?
Bu doğru değil. Geçen Aralık ayında iki konseyin ortak toplantılarında bir bütçe ortaya koyduk. Destek hususunda sadece bir anlaşmazlık meydana geldi. Bu konuda nihai bir karara varılmasını ulusal ekonomi konferansına erteledik. Konferansın, geçtiğimiz Mart ayında yapılması planlandı. Kimse, koronavirüs salgınının her şeyin ertelenmesine neden olacağını beklemiyordu.
Ancak bu dönem boyunca, hükümetteki ekonomi bürokrasisi ile Özgürlük ve Değişim Ekonomik Komitesi arasında, ekonomik reform paketi görüşünü yakınlaştıran son derece faydalı bir diyalog gerçekleşti. Bu diyalog, 5 belirleyiciden oluşur. Dördü üzerinde yüzde yüz uzlaşı sağladık ve beşincisi kaldı. Bu da emtianın desteklenmesiyle ilgili bir mesele. Aynı şekilde daha sonradan bunda da bir uzlaşı sağlandı. Destek hakkında değil, bunun kaldırılması hakkında konuşuyoruz. Yakıt gibi sektörlerden bahsediyoruz. Az sayıda tüketici olmasına rağmen, benzine büyük destekler sağlamaya gerek yok. Darfur’daki, kuzeydeki, doğudaki ve ülkenin her yerindeki üreticilerin benzinle bir ilişkileri bulunmuyor.
Benzinin desteklenmesi meselesi, sadece tüketimle ilgili değil, aynı şekilde tüketim modelindeki dengesizliğin nedeniyle de ilgilidir. Ucuz olduğunda tüketim artar. bunların en önemlisi yakıt kaçakçılığıdır. Çevremize kıyasla beş kat daha fazla satış yapıyoruz. Bu yüzden maceracılar, büyük bir kazanç sağladıkları için kaçakçılıktan geri adım atmayacak. Sonuç olarak, yakıtın yüzde 40’ı mahallelere kaçırılıyor.

-Geçici hükümetin kuruluşundan bu yana dokuz ay geçti. Sizce neler başarıldı?
Ülkedeki rejimin 30 yıllık mirasını aldık. Anayasal belge rehberliğinde başta barış ve ekonomi meselesi olmak üzere geçiş dönemi için 10 önceliğe dayalı bir program belirledik. Bu sorunların büyük bir kısmını ele aldık ve barış sürecinin yavaş ilerlemesine rağmen, doğru yönde seyrettiğine inanıyoruz.
Hükümetin en büyük başarısı, kış tarım sezonunun başarısı ve buğday mahsulünün yüksek verimliliğindir. Çiftçiler sayesinde buğday yeterliğini sağlayabiliyor, hatta yurtdışına ihraç edebiliyoruz.
Maaş yapısının değiştirilmesi meselesini de ele aldık. Halkımıza güven vermiyoruz, çünkü elde ettiğimiz başarılar, bu büyük insanların beklentilerinden daha azdır. Geçiş birimlerinin yavaş şekilde tamamlandığı doğru. Ama bu konu üzerinde çok çalışacağız.



İsrail ordusu, Gazze'de kendi adına çalışan 5 milis gücüne sahip olmakla övünüyor

 Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan İzzeddin el-Kassam Tugayları mensupları (Arşiv- Reuters)
Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan İzzeddin el-Kassam Tugayları mensupları (Arşiv- Reuters)
TT

İsrail ordusu, Gazze'de kendi adına çalışan 5 milis gücüne sahip olmakla övünüyor

 Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan İzzeddin el-Kassam Tugayları mensupları (Arşiv- Reuters)
Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan İzzeddin el-Kassam Tugayları mensupları (Arşiv- Reuters)

İsrail ordusu, Gazze Şeridi’nde Hamas’a karşı faaliyet gösteren 5 Filistinli milis grubun oluşturulmasıyla övünürken, iktidardaki sağ çevreler bu grupların rolü konusunda uyarılarda bulunuyor. Sağcı çevreler, bu tür yapılanmaların en iyi ihtimalle para hırsıyla hareket ettiğini, daha fazla ödeme yapan bir taraf bulmaları hâlinde İsrail’e karşı da dönebilecekleri görüşünü dile getiriyor.

Ordu bu eleştirilere verdiği yanıtta, söz konusu güçlerin yakından izlendiğini ve dikkatli davranıldığını vurguladı. Açıklamada, bu milislerin bugün “sarı hat” olarak adlandırılan bölgede Hamas hücrelerine karşı görevler yürüttüğü, bu görevlerin İsrail ordusu tarafından yapılması hâlinde askerlerin hayatının ciddi risk altına gireceği ifade edildi.

Ordu, bu grupların Hamas’a yönelik suikastlar gerçekleştirdiğini ve onları kamuoyu önünde küçük düşürdüğünü ileri sürdü.

Ancak sağ kanat bu değerlendirmelere temkinli yaklaşıyor. Bu milislerin kişisel çıkarlara, aşiretler arası çatışmalara ve suç çeteleri arasındaki rekabete dayandığını savunan sağcılar, bu yapılarla güvenli ilişkiler kurulamayacağını belirtiyor.

Gazze’de silahlı bir milis gruba liderlik eden ve yakın zamanda öldürülen Yasir Ebu Şebab (Yediot Aharonot)

Gazze’de silahlı bir milis gruba liderlik eden ve yakın zamanda öldürülen Yasir Ebu Şebab (Yediot Aharonot)

İsrailli kaynaklara göre Gazze’de hâlihazırda faaliyet gösteren 5 silahlı milis grubu bulunuyor: İlki kuzeyde Beyt Lahiya bölgesinde ve Eşref el-Mansi tarafından yönetiliyor. İkincisi Gazze kentinin kuzeyindeki Şucaiyye Mahallesi yakınlarında, lideri Rami Adnan Halis. Üçüncüsü orta kesimde Deyr el-Belah civarında ve Şevki Ebu Nasira tarafından yönetiliyor. Dördüncüsü Han Yunus’ta, lideri Husam el-Esdal. Beşinci milis ise Refah’ta faaliyet gösteriyordu ve Yasir Ebu Şebab tarafından yönetiliyordu; Şebab’ın öldürülmesinin ardından yerini Gassan ed-Dehini aldı. Gazze’de son dönemde ed-Dehini’nin bir suikast girişiminde yaralandığına dair söylentiler yayıldı.

Yediot Aharonot gazetesine konuşan güvenlik kaynakları, kuzey ve güneyde faaliyet gösteren milislerin aşiretlere dayandığını ve suç geçmişi olan kişiler tarafından kontrol edildiğini belirtirken, orta kesimdeki iki grubun liderlerinin geçmişte Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ) ile bağlantılı isimler olduğunu belirtti. Bu nedenle söz konusu iki grubun ulusal saiklerle hareket ediyor olabileceği ve İsrail ordusunun aslında Filistin çıkarları doğrultusunda kullanılıyor olabileceği ihtimali dile getirildi.

Gazete, İsrail çevrelerinde bu silahların kontrolden çıkabileceği ve ister milis liderlerinin elinden çıksın isterse bölgedeki diğer tarafların eline geçsinler, işgal ordusuna karşı kullanılmaları olasılığı konusunda endişeler olduğunu belirtti.

Han Yunus’ta İsrail yanlısı bir milis grubuna liderlik eden Husam el-Esdal (Filistin Basın Ağı sayfası)Han Yunus’ta İsrail yanlısı bir milis grubuna liderlik eden Husam el-Esdal (Filistin Basın Ağı sayfası)

Gazete ayrıca, işgal ile iş birliği yapan Gassan ed-Dehini’nin yayımladığı ve Hamas ile direniş güçlerini tehdit ettiği videoya da değindi. Videoda ed-Dehini’nin, Refah’ta İsrail hava desteği altında esir alınan Kassam Tugayları saha komutanı Edhem el-Aker’e hakaret ettiği görülüyor. Videoda ed-Dehini’nin, Gazze’de daha önce bulunmayan kamuflajlı askeri üniforma ve kurşun geçirmez yelek giydiği, nadir ve pahalı bir sigara içtiği, arka planda ise modern “pick-up” araçların ve yakın mesafede İsrail askeri mevzisi olduğu tahmin edilen bir binanın yer aldığı ifade edildi.

Öte yandan, CNN ve Wall Street Journal, İsrail kaynaklarına atıfta bulunarak, İsrail’in bu milisleri çok sayıda tüfek ve mühimmatla silahlandırdığını yazdı. Bu durum, Oslo Anlaşmaları döneminde İsrail’in Filistin Yönetimi’ne silah edinme izni vermesini ve sağ kesimin o dönemde dile getirdiği “Onlara silah vermeyin” sloganını hatırlattı.

Wall Street Journal, yedek subaylara dayandırdığı haberinde, İsrail’in Hamas’a karşı faaliyet gösteren bu milislere yaptığı yatırımları artırdığını, askeri teçhizat sağladığını, üyelerini İsrail’deki hastanelerde tedavi ettirdiğini ve ailelerine destek verdiğini belirtti. Gazete, bu kişilerin bazılarının Filistin Yönetimi ile bağlantılı olduğunu, özellikle Refah’taki bazı unsurların ise suç kayıtlarının bulunduğunu yazdı.

Gazze’deki Cibaliye Mülteci Kampı’nda Hamas’a bağlı Kassam Tugayları mensuplarının önünde duran Filistinli bir çocuk (Arşiv – EPA)Gazze’deki Cibaliye Mülteci Kampı’nda Hamas’a bağlı Kassam Tugayları mensuplarının önünde duran Filistinli bir çocuk (Arşiv – EPA)

Haberde, İsrail’in bu gruplara yakıt, gıda, araç, hatta sigara sağladığı; onları İsrail askerlerine yakın “sarı hat” bölgesinde konuşlandırmaya yardımcı olduğu ve bu desteğin maliyetinin İsrail güvenlik bütçesinden on milyonlarca şekele ulaşabileceği ifade edildi.

Şarku’l Avsat’ın Yediot Aharonot'tan aktardığına göre İsrail güvenlik kurumları içinde bu milislerin desteklenmesi konusunda görüş ayrılığı bulunuyor. Destekleyenler, bu yaklaşımın Hamas’a karşı taktiksel fayda sağladığını ve askerler üzerindeki riski azalttığını savunurken; karşı çıkanlar, silahların başka ellere geçmesi ya da bazı unsurların Filistin toplumuna yeniden entegre olabilmek için İsrail’e karşı dönmesi ihtimaline dikkat çekiyorlar.

Gazete, bu milislerin Hamas ve askeri kanadıyla baş edebilecek birleşik örgütsel yapıya sahip olmadığını, fiilen sadece İsrail ordusu ve Şin Bet’in denetimi altında hareket ettiklerini vurguladı.

Sonuç bölümünde Yediot Aharonot, bu grupların kısa vadeli taktik çözüm sunabileceğini, özellikle geniş çaplı yıkım operasyonları öncesinde Hamas mensuplarını tünellerde veya enkaz altında aramak için kullanılabileceğini belirtti. Ancak, örgütsel çatıdan yoksun bu yapıların Hamas’ın yerine geçme şansının bulunmadığını, Hamas’ın ateşkes sürecinde gücünü yeniden toparladığını ve kontrolünü pekiştirdiğini kaydetti.

Gazeteye konuşan sağcı bir siyasi kaynak, bu milislerin İsrail’e Lübnan Savaşı’nı hatırlattığını belirtti. O dönemde İsrail’in Filistin Kurtuluş Örgütü’ne ve daha sonra Hizbullah’a karşı Lübnanlı milisleri devreye soktuğunu hatırlatan kaynak, bu milislerin Sabra ve Şatilla mülteci kamplarında katliamlar gerçekleştirdiğini ve bunun sorumluluğunun İsrail’e yüklendiğini belirtti. Bu nedenle aşırıya kaçılmaması ve bu tür gruplara bel bağlanmaması gerektiğini vurguladı.


Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı: Silahlarını bırakıp barış yolunu seçen herkesi memnuniyetle karşılıyoruz

Sudan'ın el Gedarif eyaletindeki Ebu el-Nece kampında bulunan yerinden edilmiş Sudanlılar (AFP)
Sudan'ın el Gedarif eyaletindeki Ebu el-Nece kampında bulunan yerinden edilmiş Sudanlılar (AFP)
TT

Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı: Silahlarını bırakıp barış yolunu seçen herkesi memnuniyetle karşılıyoruz

Sudan'ın el Gedarif eyaletindeki Ebu el-Nece kampında bulunan yerinden edilmiş Sudanlılar (AFP)
Sudan'ın el Gedarif eyaletindeki Ebu el-Nece kampında bulunan yerinden edilmiş Sudanlılar (AFP)

Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı Abdulfettah el-Burhan yaptığı açıklamada, devletin barışı veya ateşkesi reddetmediğini, ancak ateşkesin "düşmanı yeniden güçlendirmek için bir fırsat" olmaması gerektiğini söyleyerek, Hızlı Destek Kuvvetleri'ne (HDK) atıfta bulundu.

Egemenlik Konseyi tarafından dün yayınlanan açıklamada belirtildiği üzere, Burhan Cezire Eyaleti'ne yaptığı ziyarette, "silahlarını bırakıp barış yolunu benimseyen herkesi memnuniyetle karşıladığını" ifade etti. Ayrıca, "ülkeye ve orduya karşı kışkırtıcılık yapanların hesap vereceğini" vurguladı.

ABD Başkanı Donald Trump perşembe günü yaptığı açıklamada, ülkesinin Sudan'daki savaşı sona erdirmek için yoğun çaba sarf ettiğini ve buna çok yaklaştığını söyledi.

Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre Sudan ordusu ile HDK arasındaki savaş, sivil yönetime geçiş için seçimlere yol açması beklenen geçiş döneminde yaşanan iktidar mücadelesinin ardından 2023 Nisan ayının ortalarında patlak verdi.


Sudanlı doktorlar, Kuzey Kordofan'da HDK saldırısında 24 kişinin öldüğünü bildirdi

Hartum'da hasar görmüş bir binanın önünde insanlar mallarını satıyor (DPA)
Hartum'da hasar görmüş bir binanın önünde insanlar mallarını satıyor (DPA)
TT

Sudanlı doktorlar, Kuzey Kordofan'da HDK saldırısında 24 kişinin öldüğünü bildirdi

Hartum'da hasar görmüş bir binanın önünde insanlar mallarını satıyor (DPA)
Hartum'da hasar görmüş bir binanın önünde insanlar mallarını satıyor (DPA)

Sudan Doktorlar Ağı'na göre Hızlı Destek Kuvvetlerinin (HDK yerinden edilmiş insanları taşıyan bir araca saldırısı sonucu, aralarında sekiz 8 çocuğun ve birkaç kadının da bulunduğu 24 kişi hayatını kaybetti.

Ağ, aracın Güney Kurdufan eyaletinden kaçan yerinden edilmiş insanları taşıdığını ve el-Rahad şehrine geldiğinde hedef alındığını, bunun sonucunda ikisi bebek olmak üzere 24 kişinin öldüğünü ve çok sayıda kişinin de tedavi için şehrin hastanelerine kaldırıldığını belirtti.

Doktorlar Ağı, bölgenin ciddi tıbbi kaynak sıkıntısı çektiği, bu durumun yaralı ve yerinden edilmiş kişilerin acılarını daha da artırdığı son derece karmaşık sağlık ve insani koşullar altında saldırının gerçekleştiğini ifade etti.