Rusya, Libya’daki anlaşmazlıkların derinliği nedeniyle Türkiye ile görüşmelerden aniden çekildi

Rusya, Libya’daki anlaşmazlıkların derinliği nedeniyle Türkiye ile görüşmelerden aniden çekildi
TT

Rusya, Libya’daki anlaşmazlıkların derinliği nedeniyle Türkiye ile görüşmelerden aniden çekildi

Rusya, Libya’daki anlaşmazlıkların derinliği nedeniyle Türkiye ile görüşmelerden aniden çekildi

Türkiye Dışişleri Bakanlığı’ndan Cumartesi günü yapılan açıklamada, Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov ve Savunma Bakanı Sergey Şoygu’nun Libya konulu görüşmelere katılmak üzere dün İstanbul'a yapmaları beklenen ziyaretin ertelendiği duyuruldu. Bu erteleme ani bir gelişme olarak kaydedildi.
Hem yerli hem de yabancı basın, iki ülke arasındaki görüşmelerin gerçekleşmesini beklerken Türk basını Cumartesi gecesi Rus askeri ve güvenlik yetkililerinden oluşan heyetin bakanlık düzeyindeki görüşmelere hazırlık için İstanbul'a geldiğini doğruladı. Ancak Türkiye Dışişleri Bakanlığı’ndan yapılan açıklamada görüşmelerin ertelendiği belirtilirken Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu ve Rus mevkidaşı Lavrov’un telefonda yaptıkları görüşmekle İstanbul’da yapılması planlanan bakanlar toplantısını erteleme kararı aldıkları bildirildi. Açıklamada ayrıca iki ülkenin dışişleri bakan yardımcılarının önümüzdeki süreçte iletişim kurmaya ve görüşmeye devam edecekleri, bakanlık düzeyindeki görüşmelerin daha sonraki bir tarihte yapılacağı belirtildi.
Öte yandan Rusya Dışişleri Bakanlığı’ndan yapılan açıklamada, “Ziyaret ertelendi. İki bakanın ziyareti için daha ileri bir tarih belirlenmesi kararlaştırıldı. Rusya ve Türkiye'nin Dışişleri ve Savunma Bakanları iki ülkenin lideri adına, Libya’daki uzlaşıyı desteklemek için aktif olarak çalışıyorlar. Uzmanlar, Berlin Konferansı'nın sonuçları ve uluslararası kararlar uyarınca hızlı bir ateşkes anlaşması yapmak ve Birleşmiş Milletler (BM) himayesinde Libyalı taraflar arasında siyasi ve ekonomik olarak müzakere mekanizması kurmak amacıyla geniş kapsamlı temaslarını sürdürüyorlar” ifadeleri yer aldı.
Türkiye ve Rusya dışişleri bakanları açıklamalarında ziyareti iptal etme ve müzakereleri erteleme nedenlerine değinmediler. Ancak Şarku’l Avsat’a konuşan diplomatik kaynaklar, görüşmeleri zamanında gerçekleştirme çabasıyla dün sabahın erken saatlerinden itibaren Moskova ve Ankara büyükelçilikleri de dahil olmak üzere iki ülkenin yetkilileri arasında yoğun temaslar gerçekleştiğini söyledi. Kaynaklar Türkiye’nin Rus heyetin ziyaretiyle birlikte İran Dışişleri Bakanı Muhammed Cevad Zarif’in katılımıyla Suriye konulu üçlü bir toplantı yapmayı planladığını belirttiler. Ancak kaynaklar iki taraf arasında Libya dosyası üzerindeki anlaşmazlıkların bu tür görüşmeler yapmak için bir formüle ulaşmayı zorlaştırdığının da ortada olduğunu vurguladı. Kaynaklar, Çavuşoğlu’nun Lavrov’u İstanbul’a gelmeye ikna etmek için son dakikaya kadar çabaladığını, ancak çabalarının bir sonuca ulaşmadığını ekledi.
Rusya Savunma Bakanı Sergey Şoygu’nun dün Rusya Silahlı Kuvvetleri’nin ana tapınağı İsa’nın Dirilişi Katedrali’nin açılış törenine katılması, Ankara’ya Lavrov ile İstanbul’a yapacağı ziyaretin iptaline dair bir işaret olarak görüldü. Türkiye Dışişleri Bakanlığı, Cumartesi günü ziyaretin gerçekleşeceğini duyurdu. Açıklamada, Erdoğan ve Putin’in talimatları çerçevesinde Libya'daki gelişmelere ilişkin yapılan telefon görüşmelerinin ardından iki liderin Libya'da şiddetin artması konusundaki endişelerini dile getirdiklerine dikkat çekildi.
Rusya, Fayiz es-Serrac başkanlığındaki Ulusal Mutabakat Hükümeti'yle (UMH) 27 Kasım’da Güvenlik ve Askeri İşbirliği Mutabakatı Muhtırası ve Deniz Yetki Alanlarının Sınırlandırılmasına İlişkin Mutabakat Muhtırası imzalayan Türkiye’nin Libya’ya askeri müdahalesine karşı çıkıyor. Öte yandan Birleşmiş Milletler (BM) birkaç gün önce Libya'da çatışan taraflar arasında yeni ateşkes müzakerelerinin başladığını duyurdu.
Türkiye Libya’da uluslararası toplum tarafından tanınan UMH’yi desteklerken Rusya Halife Hafter liderliğindeki Libya Ulusal Ordusu’nu (LUO) destekliyor.
Türkiye, UMH ile birlikte, Mısır’ın Libya’da ateşkes ilan edilmesi ve Libya'nın birliğini koruyan, yabancı müdahaleyi ortadan kaldıran siyasi bir sürecin başlatılması için duyurduğu ‘Kahire Bildirgesi’ni reddetti. Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi, geçtiğimiz günlerde Kahire'de LUO lideri Halife Hafter ve Libya'nın doğusunu yöneten Tobruk Temsilciler Meclisi (TM) Başkanı Akile Salih ile yaptığı görüşme sonrasında Kahire Bildirisi’ni duyurmuştu. Öte yandan Kahire Bildirgesi, Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), Bahreyn, Kuveyt, Ürdün, Arap Birliği (AL) ve Arap ülkelerinin çoğunun yanı sıra Rusya, ABD, Fransa ve Almanya tarafından destekleniyor.
Türkiye, LUO’nun Libya’nın batısındaki son gerilemesinin ardından Kahire Bildirgesi’ni Hafter’i kurtarma girişimi olduğu gerekçesiyle girişimi boşa çıkarmaya ve Ankara'nın Libya'ya müdahalesine bir tür gizli destek olarak görülen ABD’nin Rusya müdahalesini reddeden tutumundan yararlanarak Rusya ile anlaşarak Suriye'de ulaştıkları uzlaşıya benzer bir model oluşturmaya çalışıyor. Erdoğan hükümetine yakınlığıyla bilinen Demirören Haber Ajansı’nın (DHA) haberine göre, Türkiye’nin akaryakıta olan ihtiyacı ve Libya’nın Türkiye’ye olan borçlarının artması iki tarafın birbirine olan bağlarını güçlendiriyor.
Uzmanlar, Libya’nın 2011’deki kaos öncesi günlük 1,6 milyon varil yüksek kaliteli ve işlemesi kolay ham petrol ürettiğine ve üretilen petrolün yüzde 80'inin Avrupa pazarına ihraç edildiğine, bu durumun da Libya'yı kuzeyde önemli bir petrol üreticisi haline getirdiğine dikkati çektiler. Bununla birlikte uzmanlar Libya’nın küresel petrol üretiminin yüzde 3'ünü kapsayan Afrika’daki en büyük petrol rezervine sahip olduğunu belirttiler.
Libya'da 180 milyon doları aşan yatırımları bulunan Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı (TPAO) 2000 yılının başlarında Libya’da petrol arama çalışmalarına başladı, ancak çöl bölgesinin derinliklerinde petrol bulduktan sonra çıkarma faaliyetlerine başlayamadan 2014 yılında tüm faaliyetlerini durdurmak zorunda kaldı. TPAO, Sirte ve Merzuk dahil olmak üzere Libya’da Körfez bölgesinin ilk bağımsız özel sektör petrol ve gaz şirketi Crescent Petroleum ile ortak enerji projeleri geliştirerek yeniden çalışmaya başlamayı planlıyor.  Yeni petrol ve gaz işleme tesisleri, Türkiye için Libya'da önemli iş fırsatları sağlayacak ve Türkiye'nin petrol ihtiyacının büyük bir kısmını karşılayacak.



Avn: İsrail ile yapılan anlaşma son şans... ateşkesin uygulanması 24 saat içinde başlayabilir

Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn (DPA)
Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn (DPA)
TT

Avn: İsrail ile yapılan anlaşma son şans... ateşkesin uygulanması 24 saat içinde başlayabilir

Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn (DPA)
Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn (DPA)

Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn bugün yaptığı açıklamada, "Nihai onayın verilmesinin ardından ateşkesin uygulanması 24 saat içinde başlayabilir" dedi.

Baabda Sarayı'nda gazetecilerle gerçekleştirdiği sohbette açıklamalarda bulunan Avn, ilgili tüm iç taraflardan, özellikle de Hizbullah'tan yanıtların alınmasının ardından Lübnan'ın tutumunun ABD tarafına iletileceğini ve sürecin buna göre şekilleneceğini belirtti.

Avn, "Dünkü müzakereler son derece zorluydu" ifadelerini kullanarak, Lübnan müzakere heyeti başkanı Büyükelçi Simon Karam'ın kararlı bir tutum sergilediğini söyledi. Müzakerelerin kritik bir aşamaya geldiğini belirten Avn, Karam'ın kapsamlı ateşkes konusunda uzlaşma sağlanmadan başka herhangi bir başlığın görüşülmesini reddederek, müzakere turunu askıya aldığını ifade etti.

Bu durumun ardından ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio'nun devreye girdiğini ifade eden Avn, görüşmelerin yeniden başladığını ve sonunda Lübnan'ın talebi doğrultusunda kapsamlı ateşkes konusunda mutabakata varıldığını söyledi.

ABD, İsrail ve Lübnan tarafından yayımlanan ortak açıklamaya göre, Lübnan ile İsrail tam kapsamlı bir ateşkesin uygulanması konusunda anlaşmaya vardı. Anlaşma, Hizbullah'ın saldırılarını durdurması ve güçlerini Litani Nehri'nin güneyindeki bölgeden çekmesi şartına bağlandı.

Mutabakat kapsamında, Güney Lübnan'da Lübnan ordusunun tek yetkili güç olarak görev yapacağı ve Hizbullah unsurlarının bulunmayacağı "pilot bölgeler" oluşturulması; buna karşılık İsrail ordusunun bu bölgelerden çekilmesi öngörülüyor.

Pilot bölgelerle ilgili olarak Avn, başlangıç noktası olarak Doğu ve Batı Zutar, Yahmur ve Şakif Kalesi çevresinin önerildiğini belirterek, bölgenin sembolik önemine ve Nebatiye kentine yakınlığına dikkat çekti.

ABD'nin garantör rolüne güvendiklerini vurgulayan Avn, dün varılan anlaşmanın kalıcı nitelik taşıdığını ve 27 Kasım'daki anlaşmadan farklı olduğunu ifade etti.

Lübnan Cumhurbaşkanı, "Varılan anlaşma son fırsattır; aksi takdirde her taraf kendi sorumluluğunu üstlenmelidir" dedi.


Naim Kasım: Kimseye "saldırıya direnmeyeceğiz" diye taahhütte bulunmadık

Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım'ın bir konuşmasından
Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım'ın bir konuşmasından
TT

Naim Kasım: Kimseye "saldırıya direnmeyeceğiz" diye taahhütte bulunmadık

Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım'ın bir konuşmasından
Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım'ın bir konuşmasından

Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım, bugün yaptığı açıklamada, Lübnan köylerinin bombalanması ve sivillerin öldürülmesi sürdüğü sürece İsrail'in kuzeyinin güvenli olmayacağını belirtti.

Televizyonda yayımlanan konuşmasında Kasım, Hizbullah'ın herhangi bir tarafa saldırılara karşı direniş göstermeyeceğine dair taahhütte bulunmadığını vurgulayarak, “Köylerimiz güvende olmadığı sürece, yerleşim birimleri de güvende olmayacaktır” ifadesini kullandı.

Kasım ayrıca, “Lübnan için anlamsız ve aşağılayıcı” olarak nitelendirdiği doğrudan müzakerelerin sonuçlarını bütünüyle reddettiklerini ifade etti.

Doğrudan görüşmelerin temel amacının, herhangi bir anlaşmanın ön koşulu olarak “direnişin silahsızlandırılması” olduğunu öne süren Kasım, bunun “Lübnan'ın caydırıcı gücünün ortadan kaldırılması ve direnişçi halkının varlığına yönelik bir tehdit” anlamına geldiğini savundu.

Bu talebin, “İsrail'e savaşta elde edemediğini siyaset yoluyla kazandırmayı amaçladığını” belirten Kasım, bunun mümkün olmadığını söyledi.

Hizbullah lideri konuşmasının sonunda Lübnanlı yetkililere çağrıda bulunarak, “Doğrudan müzakereler adı verilen bu komedi ve aşağılanmaya son verin. Böylece halkınızın tamamının, yönetiminiz altında düşmanların da boyun eğeceği egemen bir devlet seçeneği etrafında birleşmesini sağlayarak daha güçlü olursunuz” ifadelerini kullandı.


Fırtınalı görüşmenin sonuçları: İsrail ve Lübnan'da yeni bir gerçeklik

Güney Lübnan’da ilerleyen İsrail güçleri (Reuters)
Güney Lübnan’da ilerleyen İsrail güçleri (Reuters)
TT

Fırtınalı görüşmenin sonuçları: İsrail ve Lübnan'da yeni bir gerçeklik

Güney Lübnan’da ilerleyen İsrail güçleri (Reuters)
Güney Lübnan’da ilerleyen İsrail güçleri (Reuters)

Emel Şehade

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, Savunma Bakanı Yisrael Katz ile birlikte İsrail ordusuna Beyrut'u bombalama talimatı verdiklerini ilan etmelerinden sadece birkaç saat sonra, ABD Başkanı Donald Trump ile yaptığı görüşmenin ayrıntılarını açıklayan haberlere uyandı. Bu ayrıntılar, Netanyahu'yu, tehditleri sonucunda Trump'ın görüşme sırasında kullandığı dil nedeniyle geniş çaplı eleştirilere, tartışmalara ve hatta alaylara maruz bıraktı.

Ancak İsrailliler için tüm bunlardan daha tehlikeli olan husus, Lübnan'daki ateşkesin orduya ve Kuzey İsrail sakinlerinin güvenliğini sağlama hedefine bir darbe oluşturmasıdır. Nitekim yetkililere göre bu durum Hizbullah'a, kapasitesini ve askeri altyapısını güçlendirmesi için yeni bir fırsat sunuyor.

Netanyahu'ya gelince, Trump ile yaptığı telefon görüşmesinin ardından ve ayrıntıları açıklanmadan önce, çıkıp görüşmenin “önemli” olduğunu vurguladı. Görüşme sırasında Beyrut'u kuzeydeki kasabalarla eşitleyen bir denklem kurmakta ısrar ettiğini belirtti. İsrail Başbakanı, “Başkan Trump ile görüştüm ve ona, Hizbullah şehirlerimize ve vatandaşlarımıza yönelik saldırılarını durdurmazsa, İsrail'in Beyrut'ta bazı hedefleri vuracağını, bu tutumumuzun değişmediğini söyledim. Aynı zamanda, İsrail ordusunun Güney Lübnan'daki planlı operasyonlarına devam edeceğini de belirttim” ifadelerini kullandı.

Hükümetin politikalarına ve “Netanyahu'nun Başkan Trump'a boyun eğmesi ve kuzey sakinlerini ve güvenliklerini satması” olarak tanımlanan duruma yönelik geniş çaplı eleştirilerin ardından, Savunma Bakanı Yisrael Katz da salı günü çıkıp bu denklemin üzerinde durdu. Katz şu tehditleri savurdu: “Beyrut ve güney banliyösü, İsrail'in kuzey kasabaları ile eşdeğerdir. Bu, Başbakan ve benim ilgili taraflara açıkladığımız ve netleştirdiğimiz denklemdir. Kuzey bombalanmaya devam ederse, Hizbullah'ın kalesi olan güney banliyösünün büyük bir bölümünü hedef alacağımızı vurguladık. Bu saldırılar, sakinlerin yerinden edilmesine yol açacak ve bu da Hizbullah ve Lübnan hükümetine baskı uygulayacaktır. Bu tutumumuzu Amerika Birleşik Devletleri'ne açıkladık ve aynı şekilde Lübnan hükümetini de bilgilendirdik.”

İsrail Savunma Bakanı, Lübnan içinde ateşkesin gerçekleşmediğini vurgulayarak şunları söyledi: “Ateşkes olmadı ve olmayacak da... Ordu, Sarı Hat'ın ötesindeki tüm Litani bölgesini ve kontrolümüz altındaki tüm alanı silahtan arındırma ve temizleme hedefini gerçekleştirene kadar operasyonlarına devam etmektedir. Biz savaşmaya devam edeceğiz.”

Netanyahu ve Katz'ın ardı ardına gelen tehditleri, Axios'un Trump'ın Netanyahu'ya yönelik sert eleştirilerini, onu “çılgın” ve “nankör” olarak nitelendirdiğini ifşa etmesinin ardından Netanyahu'nun aleyhine sonuçlandı. Dahası İsrailli askeri yetkililer, Trump'ın askerleri ve Beyrut'u bombalamaya giden uçakları geri çağırdığı ve bir gerilimi önlediği açıklamasının aksine, Netanyahu ve Katz'ın Beyrut'u bombalama tehditleri aceleci ve sorumsuz olduğu için operasyonun iptal edilmesine neden olduğunu açıkladı.

İsrail ordusu, Trump ile telefon görüşmesini ve sınırın iki tarafı arasında bir ateşkes anlaşmasından bahsedilmesini bile beklemedi ve askeri yetkililer, pazartesi günü yetkililer arasında koordinasyon olmadan yapılan açıklamaların “yalan olduğunu ve durumun gerçekliğini yansıtmadığını” belirtmekte acele etti.

Ciddi zarar

Askeri analist Avi Ashkenazi, Netanyahu ve Katz'ın açıklamalarının ne koordineli ne de askeri yetkililerle kararlaştırılmış olması nedeniyle İsrail ordusunun operasyonlarına ciddi zarar verdiğini ilk açıklayan kişi oldu. Bir askeri yetkilinin şu sözlerini aktardı: “Beyrut'a saldırmak, Hizbullah'ın ağırlık merkezini vurmak için bir hedef listesi hazırlamayı gerektiriyor. Ordu gerçekten de Hizbullah liderliğini, operasyon odalarını ve komuta merkezlerini hedef almayı amaçlamıştı. Ancak Başbakan ve Savunma Bakanı'nın ortak açıklaması, Hizbullah'ı şaşırtmayı ve Beyrut'taki ağırlık merkezine ağır bir darbe indirmeyi amaçlayan askeri planın iptaline neden oldu, çünkü bu açıklama sürpriz unsurunu ortadan kaldırdı.”

Trump ve Netanyahu’nun geçmişteki bir görüşmesi (Reuters)Trump ve Netanyahu’nun geçmişteki bir görüşmesi (Reuters)

Askeri yetkili şunu belirtti: “Hizbullah liderleri tehdit üzerine Beyrut'ta bulundukları yerlerden derhal ayrıldılar. Aralarında düşük rütbeli Hizbullah militanlarının ve aktivistlerin de bulunduğu bölge sakinlerinin çoğu onlarla birlikte ayrıldı.”

 Devam eden çatışmalar

Trump'ın ateşkes duyurusuna rağmen, sınırın her iki tarafında da güvenlik durumu yüksek gerilim düzeyinde kalmaya devam etti. İsrail ordusu operasyonlarına devam etti ve Güney Lübnan'da çatışmalar yoğunlaştı; bu da 24 saatten kısa bir süre içinde üçüncü bir askerin ölümüne ve en az 10 askerin yaralanmasına neden oldu. Bu arada, Kuzey İsrail'de alarm durumu devam ederken, Lübnan'dan en az 10 roket ve insansız hava aracı (İHA) fırlatılmasının ardından bölge sakinleri akşam ve sabah saatlerini sığınaklarda ve güvenli odalarda geçirdi.

Netanyahu ve Katz'ın tehditleri ile kendisini yok saymasına öfkelenen İsrail ordusu, “İranlıların Amerikan Başkanına dayattığı ve Trump'ın da İsrail'e dayattığı ateşkesin çerçevesini tanımadığını” açıkladı.

Ashkenazi, “İsrail ordusu, Hizbullah'ın denklemine dayalı bir anlaşmanın, yani sükunete karşı sükunetin çok tehlikeli bir tuzak olduğunun farkında. Böyle bir anlaşma, İkinci Lübnan Savaşı'ndan Hizbullah'ın Aksa Tufanı Savaşı'na katıldığı 8 Ekim 2023'e kadar kuzeyde var olan stratejik gerçekliği yeniden tesis edecektir” dedi.

“Askeri kurumun en büyük endişesinin, İran'ın müdahalesinden sonra Trump'ın Netanyahu'ya uyguladığı baskının Hizbullah'ın tehlikeli bir emsal oluşturmasına neden olması olduğunu; zira denklemin artık sadece kuzey sınırlarıyla sınırlı kalmayıp Hürmüz Boğazı'na da uzandığını” belirtti.

Güvenlik bölgesinin daraltılması

Haaretz'de yayınlanan bir haberde, İsrail ordusunun Güney Lübnan'da düzenlediği operasyonların stratejik kazanımlar sağlamadığı, aksine binlerce Lübnanlı sivilin ve onlarca İsrail askerinin ölümüne yol açtığı belirtildi. Habere göre “Hizbullah, 36. Tümen tarafından ele geçirilen bölgeden kademeli olarak geri çekilse de tümenin ilerleyişine insansız hava aracı saldırılarını artırarak ve yoğunlaştırarak karşılık verdi. Ordu, fiber optik insansız hava araçlarına karşı savunma ve teknolojik bir çözüm bulmakta zorluk çektiğini itiraf etti.”

İsrail'de, Washington görüşmeleri sırasında Lübnan'da bir çözüm bulunmasına yardımcı olması için çeşitli istişareler yapıldı ve öneriler formüle edildi. Bu istişareler, Hizbullah'ın İHA’larının yarattığı artan tehdit, İsrail askerleri arasında neredeyse her gün yaşanan can kayıpları ve yaralanmalar, ayrıca bu İHA’ların İsrail'in kuzeyine ulaşma, ordu mevzilerinde ve yerleşim alanlarında patlama riski de dahil olmak üzere Lübnan'daki durumun gerçekliğinin gölgesinde düzenlendi. Askeri ve güvenlik yetkililerinin, ordunun Washington tarafından ellerinin bağlı olduğu ve Lübnanlı örgütü zayıflatma ve çökertme hedefine ulaşmasını engellediği yönündeki tekrar eden iddiası da var.

Bu iki gerçeklik arasında İsrail, hava kuvvetlerinin hareket özgürlüğünü korumayı ve geniş bir güvenlik bölgesini kontrol altında tutmaya devam etmeyi amaçlıyor. Ancak Amerikan baskısı altında, Hizbullah ve kapasitesi ile mücadele etmek ve zayıflatmak için Lübnan ordusunun İsrail kontrolündeki bölgelerde faaliyet göstermesine izin veren bir öneri sundu. Buna göre İsrail, Lübnan ordusunun bu hedefe ulaşmak için yüksek bir hızla çalıştığını gözlemlediğinde, başarılı olduğu bölgelerden kademeli olarak geri çekilecek ve bu da güvenlik bölgesini kademeli olarak daraltacak.

Öte yandan İsrail, Lübnan ile İran'ı ayırmak için yoğun bir çaba sarf ediyor. Askeri analist Zvi Bar'el'e göre, Netanyahu hükümeti Washington'a şunu açıkça belirtmeli “Lübnan ile yürüttüğü müzakerelerde İran'a hiçbir şekilde yer yok.” Ancak Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia'dan aktardığı analize göre Bar’el, şimdi Tel Aviv'in kendi taktiksel başarılarının Tahran'a Lübnan'da kilit bir konum kazandırdığını, dahası Beyrut'a kıyasla Tahran'ın İsrail ile Lübnan müzakerelerinde daha fazla kazanabilecek kozu olduğunu düşünüyor.

Bar'el, Trump'ın Beyrut'un güney banliyösünün bombalanmaması talimatının, ABD Başkanının İran ve Lübnan'ın ayrı arenalar olduğu yönündeki anlatısını kesin olarak çürüttüğünü de belirtiyor.

Son olarak Bar'el, “Henüz diplomatik kanalı terk etmemiş ve Hizbullah'ın etkisini azaltmaya kararlı olan Lübnan hükümetinin aksine, İsrail, Washington'daki müzakereleri sonuçsuz bir diyaloğa dönüştürebilecek imkânsız koşullar öne sürüyor. Bu nedenle, Tel Aviv, İran arenasında yaşanan gelişmelerin gölgesinde, ateşkes için bir koşul olarak Hizbullah'ın silahsızlandırılmasının önemini yitirdiğini anlamalıdır.”

* Bu analiz Şarku’l Avsat tarafından Independent Arabia'dan çevrilmiştir.