Hasan Fahs
İran, Irak’ta başına gelenler karşısında ya ülkeden tamamen elini çekecek ya da protesto meydanlarının estirdiği fırtınaya boyun eğmek zorunda kalacaktı. Irak sahasında İran’ın başına gelenleri şöyle sıralamak mümkün; Eski Irak Başbakanı Adil Abdulmehdi’nin istifasıyla ortaya çıkan hükümet krizinde yaşadığı hezimetler, kendi istek ve taleplerini kabullenen kişileri başbakanlık koltuğu için yeni aday olarak dayatma ortamının olmayışı, kontrolündeki siyasi ve milis gruplar arasında yaşanan anlaşmazlıklar ve son olarak başbakanlık koltuğuna oturacak kişiye, bakanlık ve devlet makamlarının paylaşımı noktasında kendi hesaplarını önceleyen bir ön mutabakat dayatma çabalarının sonuçsuz kalması.
İran ya başına gelen tüm bu olaylardan sonra Irak’tan tümüyle çekilecek ya da Iraklı müttefiklerinin faaliyetleri nedeniyle halkın onayının giderek zayıflamasına ve protesto meydanlarının estirdiği fırtınaya teslim olacaktı. Buna ilave olarak ABD’nin, İran’ın Irak sahasında tek aktör olarak kalmasına rıza göstermeyişi, İran’ın daha önce izlediği yoldan farklı olarak gösterilen adayı kabul etmesi ve böylece Ulusal İstihbarat Başkanı Mustafa el-Kazimi’nin başbakanlık koltuğuna oturması ve Kazimi’nin İran’ın vizyonuna muhalif faaliyetleri karşısında Tahran’ın sessiz kalması gibi gelişmeleri İran’ın içinde bulunduğu durumu tasvir etmesi açısından zikredebiliriz.
Kazimi ile İran destekli grupların arasındaki tek ortak nokta, Irak’ın egemenliğini ve bağımsızlığını savunmak ve ülke topraklarının başka Washington ve Tahran’ın kozlarını paylaştığı bir platforma dönüşmesini engelleme isteğidir.
İran’ın önünde Irak’tan çekilmenin karşısında yer alan ikinci şıkkı seçmekten başka bir yol yoktu. Böylece Irak’ta karşı karşıya kaldığı baskı ve zorluklar karşısında taktiksel geri çekilme stratejisini hayata geçirdi. Tahran’ın bu stratejiyi benimsemek zorunda kalmasının arkasında, yönetimde kalmalarını sağlayan İran şemsiyesini ve korumasını kaybetmeleri halinde varlıklarının tehlikeye gireceğini hesaplayamayan müttefik gruplar arasındaki çıkar çatışmalarından kaynaklı anlaşmazlık ve bölünmelerin yaşanması ve ABD’nin kuşatması gösterilebilir. İran’ın bakış açısına göre, Irak’taki müttefiklerine sağlamış olduğu bu koruma şemsiyesi esasında Şii blokun yönetimdeki yerini sağlamlaştırmasını hedefliyor. Şii gruplara sağladığı bu koruma şemsiyesi, Irak’ın varlığını tehdit etme pahasına da olsa kendi şahsi ve dar hesaplarını korumayı amaçlıyor.
3 Ocak 2020’de Bağdat Havalimanı’nda İranlı General Kasım Süleymani ve Haşdi Şabi Başkan Yardımcısı Ebu Mehdi el-Mühendis’in hayatını kaybettiği ABD hava saldırılarının hemen sonrasında Irak’taki İran yanlısı siyasi gruplar, Süleymani sonrası oluşan boşluktan istifade etme ve İran’ın esas oyuncusu olma rolünü kapmak için harekete geçti.
Bu siyasi gruplar, Tahran’ın Irak dosyasına bakan etkili isimlerin projelerini hayata geçirmek için artık kendilerine ihtiyaç duydukları düşüncesine kapıldılar. Bu düşünce, siyasi yetkinlik aşamasına ulaştıklarını, bölgesel-uluslararası dengeleri kurmada temel bir ortak olma gücüne sahip olduklarını zannetmelerine ve Abdulmehdi’nin ardından yeniden yönetimin başına geçmek için başta İran olmak üzere istedikleri taraflara siyasi şantaj uygulama gücüne sahip oldukları hissiyatına kapılmalarına neden oldu.
Bu gruplar arasında çıkan ayrışmalarla Tahran’ın ciddi darbe aldığı bir süreçte, ABD ise İran’ın Süleymani suikastına vereceği yanıtın hacim ve boyutlarını hesaplamaya çalışıyordu. Irak’ın eski Başbakanı Nuri el-Maliki bu dönemi, Irak sınırları dışından gelecek desteğe ihtiyaç duymaksızın siyaset kurumu üzerinde kendi otoritesini ve kararlarını dayatmak için fırsat olarak değerlendirdi. Ancak Maliki’nin Irak’ta yönetimin tepesini ele geçirme isteği, böyle bir kararın bölgesel, uluslararası ve Iraklı çevrelerin tümünün ortak rızasına dayandığı gerçeğine tosladı. Yönetim makamına giden yolda önüne hiçbir engel çıkmayacağını zanndeden Maliki, kendisine bağlı birkaç adayın başarısız olmasıyla bu gerçeğin farkına vardı. Nitekim bu girişim hem meydanlardaki protestoların hem de uluslararası aktörlerin iradesine tosladı. Irak Cumhurbaşkanı Berhem Salih de kendisine sunulan seçenekleri kabul etmediğini ve bu aday isimlerinin devlet makamlarını bölüşme anlaşmalarının yapıldığı pazarlık masasında kararlaştırıldığını belirtmişti.
Fakat İran’ın kararı gayet açıktı. Bu karar, İran Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Genel Sekreteri Ali Şemhani ve Süleymani’nin yerine geçen İsmail Kaani’nin Irak’a düzenlediği ziyarette müttefik gruplara iletildi. Söz konusu karar Kazimi’nin başbakanlık koltuğuna oturmasının kabul edilmesini ifade ediyordu. Nuri el-Maliki, bu karar karşısında hayal kırıklığına uğradı. Zira Maliki, başbakanlık koltuğunun boş olduğu süreçte verdiği çabaların ve ABD’ye gönderdiği mesajlarla İran’dan tamamen bağımsız bir politika yürüteceği sözünü vererek yeniden başbakan olma taleplerine rağmen kendisini siyasi denklemin dışında buldu. Maliki, bunun üzerine İran tarafına kızgınlığını ifade eden mesajlar göndermekte tereddüt etmedi. Yaptığı tüm itirazların havada kalması, İran’ın Maliki’yi gözden çıkardığına işaret ediyor.
İran, yönetimin başına geçmeye ve siyasi parti hesaplarına odaklanan Maliki’nin tavırlarından duyduğu rahatsızlığı dile getirirken, Irak sahasında siyasal İslam düşüncesinin en belirgin savunucusu olan Dava Partisi’nin aldığı yenilgi, parti yöneticilerini Maliki’nin neden olduğu gidişatı değiştirme ve bir çıkış yolu için arayış girişimlerine sevk etti. Nitekim bu yöneticiler, Maliki’nin parti kadroları arasında partinin konumunu yeniden güçlendirme ve 2003 sonrası siyasal İslam hakkında oluşan olumsuz imajın düzeltme potansiyeline sahip yöneticileri uzaklaştırmasından rahatsızlık duyuyor.
Irak sahasında, Tahran’ın Kazimi’yi benimsemek zorunda kalması başta olmak üzere son yaşanan gelişmelerle birlikte Maliki’nin İran ile bozulmaya başlayan ilişkilerini izlediğimde aklıma Mısırlı yazar İbrahim Aslan’ın ‘Üzgün Malik’ isimli romanından başka bir şey gelmiyor. Romanı 1991’de ‘Kit Kat’ ismiyle tiyatroya uyarlayan Davud Abdusselam, oyuna bazı yeni roller eklemesine ve olay kahramanlarının rollerinde birkaç değişiklik yapmasına rağmen güzel bir şekilde ele almıştı. Romanda, ana karakterlerden olan Şeyh Hüsni ed-Darir’in dışlanışı ve yalnızlığı işleniyor. Darir ise bu duruma ayak uydurmak için tuhaf ve gülünç yollara başvuruyor.
* Şarku’l Avsat tarafından Independent Arabia’dan tercüme edilmiştir
Libya’nın başkentinde düzenlenen üst düzey Libya-Sudan askeri toplantısından bir kare, 5 Nisan 2026 (UBH Genelkurmay Başkanlığı)
Libya Başkanlık Konseyi Başkanı Muhammed el-Menfi, Şubat 2024’te Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı ve Ordu Komutanı Orgeneral Abdulfettah el-Burhan’ı karşıladı. (Libya Başkanlık Konseyi)
Hamas ve İslami Cihad Hareketi’ne bağlı silahlı güçler Gazze’de konuşlandırıldı. (AFP)
Bir polis aracını hedef alan İsrail saldırısının gerçekleştiği yeri inceleyen Filistinliler (Reuters)