Türkiye, Sirte savaşında Mısır’ın kırmızı çizgileriyle karşı karşıya

Türkiye, Sirte savaşında Mısır’ın kırmızı çizgileriyle karşı karşıya
TT

Türkiye, Sirte savaşında Mısır’ın kırmızı çizgileriyle karşı karşıya

Türkiye, Sirte savaşında Mısır’ın kırmızı çizgileriyle karşı karşıya

Gözler, Libya’nın Sirte şehrinin, Türk ordusunun desteklediği Ulusal Mutabakat Hükümeti (UMH) güçleri ve Mısır ordusu destekli Libya Ulusal Ordusu (LUO) güçleri arasında tanık olabileceği olası bir savaşa çevrildi. Bu çerçevede ABD’nin tavrı, savaşa girme ve savaştan kaçınma açısından oldukça önemli.
ABD’lilerin Libya’daki Türk askeri katılımına yönelik ‘kör’ olarak nitelendirilen tavrının karşı karşıya kaldığı eleştirilere rağmen, son resmi açıklamalar, ‘saldırgan’ mücadeleyi reddettiklerini ve Libya- Libya diyaloğuna geri dönülmesi gerektiğini vurgulayarak, yaklaşan savaşı durdurma eğilimi olduğunu gösteriyor.
ABD’li siyasi ve askeri yetkililer, Şarku’l Avsat’ın Libya hususundaki ABD politikasına ilişkin sorularını yanıtladı. Ancak yanıtları, bizzat Türkiye ismine değinmeme, yalnızca "Libya’ya müdahale eden dış taraflar" hakkında kamuoyuna açıklama yapma şeklindeydi.
Aşağıdaki rapor, mevcut aşamada Libya’yla ilgili bazı sıcak sorulara cevaplar bulmaya çalışıyor;

Sirte- Cufra savaşı
UMH güçleri, Mısrata şehrinin doğusundan sahil kenti Sirte’ye ve Libya çölünün derinliğindeki Cufra’ya (Sirte’nin 270 km güneyi) doğru ilerlemek üzere haftalardır hazırlık yapıyor. Bu seferberlik, Türkiye’nin hava araçları ve binlerce Suriyeli paralı askerle desteklediği UMH güçlerinin, LUO’nun geri çekilmek zorunda kalmasıyla tüm batı bölgesini kontrol etmesi sonrasında ortaya çıktı. Ülkenin batısındaki birçok cepheye, yani el-Vatiyye hava üssü, batı sahili şehirleri (Sabratha ve Sorman), batı dağı cepheleri (el-Asaba), Trablus’un güney ve güneydoğu cepheleri, oradan Tarhuna ve Beni Velid’e konuşlanmalarının ardından LUO’nun geri çekilmesi, UMH güçlerinin ağırlıklarını sadece iki cepheye (Sirte ve Cufra) odaklamasına izin verdi. Batı bölgelerinin kontrolü tamamen ele geçirildikten sonra UMH güçleri, LUO hezimetinden faydalanarak hızlı şekilde harekete geçti, Sirte’ye doğru ilerlemeye çalıştı ve elektrik santralinin (şehrin 30 km batısında) kontrolünü ele geçirdi. Ancak hava saldırılarına maruz kalmasından sonra saldırısı başarısız oldu. Bu durumun ise UMH güçlerinin kalesi sayılan Mısrata şehrinde onlarca vatandaşın ölümüne yol açtığı biliniyor.

Kim bombaladı?
Tam açık değil. LUO, hava kuvvetlerinin Sirte’yi korumak için hava koruması sağlamak da dahil olmak üzere, gerekli görevleri yerine getirdiğini söyledi. Ancak diğer raporlar, bunu gerçekleştirenin, Rus ‘Wagner’ grubu savaşçıları olduğunu belirtiyor.
ABD Afrika Kuvvetleri Komutanlığı’na (AFRICOM) göre bu Rus gruplara ait savaş uçakları, şu anda Sirte’nin yakınlarında (büyük bir hava üssü olan Gasr Bu Hadi’de) aynı şekilde Cufra’da yaşanan savaşlara katılıyor.
AFRICOM, yakın zamanda Libya’ya Suriye üzerinden doğrudan Rusya’dan en az 14 MiG-29 ve Sukhoi 24 türü savaş uçağının geldiğini doğrulayan görüntüler yayınladı. AFRICOM sözcüsü, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, ABD’nin şu anda Libya’daki Rus uçaklarının Rus silahlı kuvvetleri tarafından uçurulduğuna dair kanıta sahip olmadığını belirtti. Ancak Rus uçaklarının, bu işi yapmak için deneyimsiz paralı askerler tarafından kullanıldığı endişesi mevcut. AFRICOM, Libya'da Wagner için yaklaşık 2 bin kişinin çalıştığını da doğrulayabilir. Ancak sözcü, AFRICOM’un Wagner grubunun, Kremlin’deki en yüksek otoriteden onay almadan Libya’da konuşlanabileceğine inanıp inanmadığını söylemeyi reddetti. Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, ülkesinin Libya’ya müdahalede bulunmadığını birçok defa dile getirdi ve Libya’da Rus vatandaşları varsa, bunların hükümetini temsil etmediklerine de dikkati çekti. AFRICOM sözcüsü, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, “Wagner grubu gibi Rus hükümetinin desteklediği özel güvenlik şirketleri, Afrika kıtasında Libya da dahil 16 ülkede faaliyet gösteriyor” dedi.

Rusya ne istiyor?
ABD, kısa süre önce NATO’nun güvenliğine karşı potansiyel bir tehdit olarak, Rusya’nın Libya’da bir üs kurmasına izin verilme tehlikesi hakkında birçok defa uyarı yaptı. AFRICOM operasyonları direktörü ve ABD Deniz Piyadeleri komutanı Bradford Gering, Rusya’nın NATO’nun güney kanadında stratejik bir baskı yapmaya devam ettiğini, bu durumun da masum Libyalılara bedel ödettiğini belirtti.
Rusya’nın Libya kıyısında bu amaçla bir üs kurması halinde, Suriye’nin Tartus şehri sonrasında bu üs Akdeniz’deki ikinci üs olacak. Bu durumda, Avrupa’ya yakın stratejik bir alanda uzun menzilli bir füze sistemi kurabilecek. Durum, ABD askeri yetkilileri tarafından ‘oyunun kurallarında değişiklik’ olarak tanımlanıyor.
ABD’li yetkililer, iddia edilen Rus üssüne ilişkin ayrıntılara girmeyi reddetti. Uyarısının, yalnızca Avrupa’da NATO’ya yönelik olası bir tehdide yol açacak güvenlik korkusundan mı kaynaklanıyor, yoksa Rusların zaten Libya’da bir üs kurmak için çalıştığına dair kanıt var mı yönündeki sorulara da yanıt vermekten kaçındı.
ABD’liler, konu hakkında açıklama yaparken oldukça dikkatli davranıyor. AFRICOM sözcüsü de yalnızca, “Rusya’nın Libya’ya müdahalesinin sadece siyasi çözümü ertelediğine inanıyoruz” ifadelerini kullandı.
UMH, birkaç gün önce, Libya’da 2019 yılından bu yana tutuklu bulunan bir Rus casus olarak nitelendirilen sosyolog Maxim Shugaley tarafından yapılan ‘itirafları’ yayınladı. İtiraflar, Rusya’nın Libya’da bir üs kurmak için çalıştığını içeriyordu. Shugaley’in çalıştığı şirket, Trablus hükümetinin suçlamalarını reddetti ve haftalar önce Shugaley’in serbest bırakılması için baskı yapmak üzere bir medya kampanyası başlattı. Moskova, Libyalı yetkililerle (Başkanlık Konseyi Başkanı Yardımcısı Ahmed Maitik) konu hakkında görüşmeler yaptı. Trablus hükümetinin dikkatini, Shugaley’in hareketlerine çekenin ve tutuklanmasına neden olanın ABD’liler olduğu yönünde spekülasyonlar mevcut.
Rusya’nın Libya'da bir üs arayışıyla ilgili açıklama da dahil olmak üzere, UMH’nin kendi diliyle yayınladığı sözde ‘itiraflar’ doğrulanırsa ABD’liler, Akdeniz’in güney kıyısından NATO'ya yönelik tehdit hakkında söylediklerinden kesinlikle daha fazlasını biliyorlar demektir.

Türkiye ne istiyor?
ABD Dışişleri Bakanlığı sözcüsü, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, “Açık olalım, ABD Libya’ya her yönden dış askeri müdahalenin tırmanmasına karşı çıkıyor. Ateşkesin derhal sağlanması ve Birleşmiş Milletler’in (BM) tüm taraflara uyguladığı silah ambargosuna saygı duyulması gerekiyor. Tüm tarafları ateşkese uymaya ve hemen müzakereleri yeniden canlandırmaya çağırıyoruz. BM himayesinde UMH ve LUO arasında gerçekleşen 5+5 müzakereleri ve Berlin süreciyle kazanılan ilerlemeyi geliştirmeliyiz” değerlendirmesinde bulundu.
Acil ateşkes, ABD’lilerin UMH ve Türklerin hazırlandığı saldırıya karşı olduğu anlamına geliyor. Bu durum, UMH’nin Başkanlık Konseyi Başkanı Fayiz es-Serrac’ı, ABD'nin Libya Büyükelçisi Richard Norland ve AFRICOM Komutanı General Stephen Townsend ile 22 Haziran’da Libya’nın batısındaki Zuvare şehrinde görüşmeye itti.
AFRICOM komutanı, “Bu toplantı, Libya’da barışın askeri yollarla değil, siyasi bir süreçle gerçekleştirilmesi gerektiği konusundaki ABD tutumunu vurgulamak için yapıldı. Toplantıda, acil bir ateşkes ve tüm taraflardan askeri operasyonlara son verilmesi gerekliliği üzerinde duruldu” ifadelerini kullandı.
Saldırılara ilişkin bu açık ‘redde’ rağmen UMH ve Türk yetkililerin ifadeleri, LUO’nun Sirte ve Cufra’dan geri çekilmeden, ateşkesi reddettikleri yönünde oldu.

Mısır’ın kırmızı çizgisi
Mısır liderliği, Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi aracılığıyla Türkiye’nin Libya’daki varlığına ilişkin olarak kırmızı çizgilerine dikkati çekti. Mısır’ın tavrı, Libyalı taraflar arasındaki siyasi uzlaşı müzakerelerini sürdürme ve ateşkese uyma çağrısıyla başlayacaktı. Bu durum, askeri mevzilenme hatlarının, LUO’nun ülkenin batısından geri çekilmesi sonrasında aynı kaldığı anlamına geliyor. Ancak Türkiye ve müttefikleri, Türk savaşçıların Mısrata’ya yeni bir hava köprüsü kurduğu ve silah ve ekipman takviyeleri yaptığı raporları ortasında, ‘doğuya doğru ilerleme, Sirte ve Cufra’yı kontrol etme’ tehditlerini sürdürdü. Görünüşe göre bu durum, Cumhurbaşkanı Sisi’nin, askerlerine ‘Libya’da askeri harekat olasılığına hazırlanmaları’ bilgisi verdiği, Mısır’ın batısındaki Sidi Barrani üssüne taşınmasını gerektiriyordu. Nitekim Sisi, Cufra’nın ülkesinin ulusal güvenliği için kırmızı bir çizgi olduğunu da açıkça ilan etti.
Mısırlıların, Türkiye’nin Libya için planlarının, ‘Trablus’taki Müslüman Kardeşlere bağlı bir sistem kurarak, kendilerini doğrudan hedef aldığını’ düşündükleri açık. Bu, Mısır ile doğrudan bir temas hattı olması için Türkiye tarafından korunan ‘Mısır Müslüman Kardeşler’inin Libya’ya taşınmasının mümkün olduğu anlamına geliyor. Görünüşe göre Mısır, koşulların eski döneme dönmesine izin vermeyi reddederek, böyle bir olasılığı endişeyle karşılıyor.

Fransa- Türkiye
Türkiye’nin Libya’daki rolüne karşı olan Fransa’nın mevcut tavrı açık. Bu tavır, Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron tarafından da açıkça dile getirildi. Fransızlar, Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın daha önce Avrupa’yı ‘işgal etmek’ üzere ülkesinin sınır kapılarını açtığı göçmen kartıyla yaptığı gibi, Libya’yı da Avrupa’ya şantaj yapmak için kullanmasından korkuyor.
Fransızlar, Erdoğan’ın Libya’da bir üs kurmasından endişe ediyor. Türklerin bu ülkeye, bazıları radikal olarak nitelendirilen gruplardan, yaklaşık 10 bin civarında Suriyeli paralı asker naklettiğini  iddia ediyorlar.
Türkler ise, Fransızların, ‘yasadışı’ olarak gördükleri Mareşal Halife Hafter liderliğindeki LUO’yu desteklediklerini ifade ediyor.
Serrac hükümeti, BM tarafından tanınıyor. Ancak eleştirmenler, bu hükümetin Libya parlamentosunun güvenini kazanmadığı için meşruiyetten yoksun olduğunu savunuyor. Aynı zamanda 2015 Aralık ayında Fas’ın Suheyrat şehrinde imzalanan ve UMH’ye meşruiyet veren anlaşmanın, bir buçuk sene olan geçerlilik süresinin dolduğunu ve bu meşruiyetin üzerinden uzun bir zaman geçtiğini vurguluyor.
Fransa, UMH ile iletişim kurmaya devam etse de Paris’in, meşruiyet tanımını geri çekme olasılığı var. Bu tavır, Libya’da meşruiyete sahip tek tarafın, 2014 seçimlerinden halk tarafından seçilen parlamento olduğunu belirten Mısır’ın tavrına da yakın. Zira Temsilciler Meclisi Başkanı Akile Salih de Türkiye’nin Sirte ve Cufra’yı kontrol etmeye ve doğuda Petrol Hilali’ne doğru ilerlemeye çalışırsa askeri olarak müdahale etme olasılığı da dahil, Mısır’dan açık desteğini isteyeceklerini açıklamıştı.

Libya Temsilciler Meclisi
Libya Temsilciler Meclisi Başkanının rolü, son haftalarda dikkat çekici. Öyle ki kendisi, Cumhurbaşkanı Sisi’nin Libya- Libya diyaloğu (Kahire Bildirgesi) başlatma girişimini açıkladığı ve Mareşal Halife Hafter ile düzenlediği  basın toplantısında yer aldı. Aynı şekilde Akile Salih, Cezayir’e ziyarette bulundu. Libyalılar arasında arabuluculuk yapmayı teklif eden ve daha sonra Serrac ile de bu çabalar çerçevesinde bir araya gelen Cumhurbaşkanı Abdulmecid Tebbun ile görüştü. Libya Temsilciler Meclisi Başkanının, daha önce de Libya’daki çözümü engelleyen taraflardan biri olduğu biliniyor. Son dönemde ABD’liler, Libya’nın doğusundaki "siyasi hareketlenmeleri" takip ettiklerini söylerken durum, Mareşal Hafter’e tam bağlılık duymayan seslerin varlığını da göstermiş oldu. Son dönemde iki adam arasında anlaşmazlıkların ortaya çıktığı, bu anlaşmazlığın da Hafter’in Trablus’a doğru ilerlemede başarısız olan ‘halk yetkisi’ alma girişimi sonrasında tırmandığı biliniyor. Parlamento, Abdullah es-Sini başkanlığında ülkenin doğusundaki paralel hükümete bağlı.
ABD’lilerin Libya’nın doğusundaki "siyasi hareketlenmelerin" takibi, Hafter ve paralel hükümete karşı net bir öfkeyi de ortaya koyuyor. Bu hoşnutsuzluğun bir göstergesi de doğu hükümetinin Şam’daki Devlet Başkanı Beşşar Esed hükümetine açılması ve Suriye’nin başkentinde Libya büyükelçiliğinin yeniden açılması oldu. Durum, Suriye rejimini ekonomik olarak izole etmeyi, boğmayı, onunla her türlü anlaşmayı önlemeyi ve bunu yapanları cezalandırması amaçlayan Washington’un politikası ile tamamen tutarsız.
ABD’lilerin son haftalarda Karakas’ta Mareşal Hafter’in uçaklarının takip edildiği haberlerinden endişe duyduklarını söylemeleri de dikkat çekici olan bir diğer durum. Washington’un ayrıca, Venezuela lideri Nicolas Maduro rejimini de bastırmaya çalıştığı biliniyor.
ABD’liler, Libya’nın doğusundaki hükümet ve LUO arasındaki bir diğer anlaşmazlık noktası, geçen yılın sonundan bu yana durmuş olan Libya petrolünün ihracatı kartıdır. Doğu hükümeti ve Hafter, Libya devletinin hazinesinden Suriye paralı askerlerinin maaşlarını ödemek de dahil, Serrac hükümetine Türk müdahalesini finanse etmeyi durdurması için baskı yapmak amacıyla ülkenin güneyindeki petrol limanlarından ve petrol sahalarından petrol ihracatını engellemişti. Libya Ulusal Petrol Kurumu, 26 Haziran’da yaptığı açıklamada, Rus paralı askerlerin ve diğer ulusların, petrol ihracatının yeniden başlamasını önlemek için ülkenin güneyindeki Şerare petrol sahasına girdiğini duyurdu.



İsrail ordusu, Gazze'de kendi adına çalışan 5 milis gücüne sahip olmakla övünüyor

 Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan İzzeddin el-Kassam Tugayları mensupları (Arşiv- Reuters)
Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan İzzeddin el-Kassam Tugayları mensupları (Arşiv- Reuters)
TT

İsrail ordusu, Gazze'de kendi adına çalışan 5 milis gücüne sahip olmakla övünüyor

 Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan İzzeddin el-Kassam Tugayları mensupları (Arşiv- Reuters)
Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan İzzeddin el-Kassam Tugayları mensupları (Arşiv- Reuters)

İsrail ordusu, Gazze Şeridi’nde Hamas’a karşı faaliyet gösteren 5 Filistinli milis grubun oluşturulmasıyla övünürken, iktidardaki sağ çevreler bu grupların rolü konusunda uyarılarda bulunuyor. Sağcı çevreler, bu tür yapılanmaların en iyi ihtimalle para hırsıyla hareket ettiğini, daha fazla ödeme yapan bir taraf bulmaları hâlinde İsrail’e karşı da dönebilecekleri görüşünü dile getiriyor.

Ordu bu eleştirilere verdiği yanıtta, söz konusu güçlerin yakından izlendiğini ve dikkatli davranıldığını vurguladı. Açıklamada, bu milislerin bugün “sarı hat” olarak adlandırılan bölgede Hamas hücrelerine karşı görevler yürüttüğü, bu görevlerin İsrail ordusu tarafından yapılması hâlinde askerlerin hayatının ciddi risk altına gireceği ifade edildi.

Ordu, bu grupların Hamas’a yönelik suikastlar gerçekleştirdiğini ve onları kamuoyu önünde küçük düşürdüğünü ileri sürdü.

Ancak sağ kanat bu değerlendirmelere temkinli yaklaşıyor. Bu milislerin kişisel çıkarlara, aşiretler arası çatışmalara ve suç çeteleri arasındaki rekabete dayandığını savunan sağcılar, bu yapılarla güvenli ilişkiler kurulamayacağını belirtiyor.

Gazze’de silahlı bir milis gruba liderlik eden ve yakın zamanda öldürülen Yasir Ebu Şebab (Yediot Aharonot)

Gazze’de silahlı bir milis gruba liderlik eden ve yakın zamanda öldürülen Yasir Ebu Şebab (Yediot Aharonot)

İsrailli kaynaklara göre Gazze’de hâlihazırda faaliyet gösteren 5 silahlı milis grubu bulunuyor: İlki kuzeyde Beyt Lahiya bölgesinde ve Eşref el-Mansi tarafından yönetiliyor. İkincisi Gazze kentinin kuzeyindeki Şucaiyye Mahallesi yakınlarında, lideri Rami Adnan Halis. Üçüncüsü orta kesimde Deyr el-Belah civarında ve Şevki Ebu Nasira tarafından yönetiliyor. Dördüncüsü Han Yunus’ta, lideri Husam el-Esdal. Beşinci milis ise Refah’ta faaliyet gösteriyordu ve Yasir Ebu Şebab tarafından yönetiliyordu; Şebab’ın öldürülmesinin ardından yerini Gassan ed-Dehini aldı. Gazze’de son dönemde ed-Dehini’nin bir suikast girişiminde yaralandığına dair söylentiler yayıldı.

Yediot Aharonot gazetesine konuşan güvenlik kaynakları, kuzey ve güneyde faaliyet gösteren milislerin aşiretlere dayandığını ve suç geçmişi olan kişiler tarafından kontrol edildiğini belirtirken, orta kesimdeki iki grubun liderlerinin geçmişte Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ) ile bağlantılı isimler olduğunu belirtti. Bu nedenle söz konusu iki grubun ulusal saiklerle hareket ediyor olabileceği ve İsrail ordusunun aslında Filistin çıkarları doğrultusunda kullanılıyor olabileceği ihtimali dile getirildi.

Gazete, İsrail çevrelerinde bu silahların kontrolden çıkabileceği ve ister milis liderlerinin elinden çıksın isterse bölgedeki diğer tarafların eline geçsinler, işgal ordusuna karşı kullanılmaları olasılığı konusunda endişeler olduğunu belirtti.

Han Yunus’ta İsrail yanlısı bir milis grubuna liderlik eden Husam el-Esdal (Filistin Basın Ağı sayfası)Han Yunus’ta İsrail yanlısı bir milis grubuna liderlik eden Husam el-Esdal (Filistin Basın Ağı sayfası)

Gazete ayrıca, işgal ile iş birliği yapan Gassan ed-Dehini’nin yayımladığı ve Hamas ile direniş güçlerini tehdit ettiği videoya da değindi. Videoda ed-Dehini’nin, Refah’ta İsrail hava desteği altında esir alınan Kassam Tugayları saha komutanı Edhem el-Aker’e hakaret ettiği görülüyor. Videoda ed-Dehini’nin, Gazze’de daha önce bulunmayan kamuflajlı askeri üniforma ve kurşun geçirmez yelek giydiği, nadir ve pahalı bir sigara içtiği, arka planda ise modern “pick-up” araçların ve yakın mesafede İsrail askeri mevzisi olduğu tahmin edilen bir binanın yer aldığı ifade edildi.

Öte yandan, CNN ve Wall Street Journal, İsrail kaynaklarına atıfta bulunarak, İsrail’in bu milisleri çok sayıda tüfek ve mühimmatla silahlandırdığını yazdı. Bu durum, Oslo Anlaşmaları döneminde İsrail’in Filistin Yönetimi’ne silah edinme izni vermesini ve sağ kesimin o dönemde dile getirdiği “Onlara silah vermeyin” sloganını hatırlattı.

Wall Street Journal, yedek subaylara dayandırdığı haberinde, İsrail’in Hamas’a karşı faaliyet gösteren bu milislere yaptığı yatırımları artırdığını, askeri teçhizat sağladığını, üyelerini İsrail’deki hastanelerde tedavi ettirdiğini ve ailelerine destek verdiğini belirtti. Gazete, bu kişilerin bazılarının Filistin Yönetimi ile bağlantılı olduğunu, özellikle Refah’taki bazı unsurların ise suç kayıtlarının bulunduğunu yazdı.

Gazze’deki Cibaliye Mülteci Kampı’nda Hamas’a bağlı Kassam Tugayları mensuplarının önünde duran Filistinli bir çocuk (Arşiv – EPA)Gazze’deki Cibaliye Mülteci Kampı’nda Hamas’a bağlı Kassam Tugayları mensuplarının önünde duran Filistinli bir çocuk (Arşiv – EPA)

Haberde, İsrail’in bu gruplara yakıt, gıda, araç, hatta sigara sağladığı; onları İsrail askerlerine yakın “sarı hat” bölgesinde konuşlandırmaya yardımcı olduğu ve bu desteğin maliyetinin İsrail güvenlik bütçesinden on milyonlarca şekele ulaşabileceği ifade edildi.

Şarku’l Avsat’ın Yediot Aharonot'tan aktardığına göre İsrail güvenlik kurumları içinde bu milislerin desteklenmesi konusunda görüş ayrılığı bulunuyor. Destekleyenler, bu yaklaşımın Hamas’a karşı taktiksel fayda sağladığını ve askerler üzerindeki riski azalttığını savunurken; karşı çıkanlar, silahların başka ellere geçmesi ya da bazı unsurların Filistin toplumuna yeniden entegre olabilmek için İsrail’e karşı dönmesi ihtimaline dikkat çekiyorlar.

Gazete, bu milislerin Hamas ve askeri kanadıyla baş edebilecek birleşik örgütsel yapıya sahip olmadığını, fiilen sadece İsrail ordusu ve Şin Bet’in denetimi altında hareket ettiklerini vurguladı.

Sonuç bölümünde Yediot Aharonot, bu grupların kısa vadeli taktik çözüm sunabileceğini, özellikle geniş çaplı yıkım operasyonları öncesinde Hamas mensuplarını tünellerde veya enkaz altında aramak için kullanılabileceğini belirtti. Ancak, örgütsel çatıdan yoksun bu yapıların Hamas’ın yerine geçme şansının bulunmadığını, Hamas’ın ateşkes sürecinde gücünü yeniden toparladığını ve kontrolünü pekiştirdiğini kaydetti.

Gazeteye konuşan sağcı bir siyasi kaynak, bu milislerin İsrail’e Lübnan Savaşı’nı hatırlattığını belirtti. O dönemde İsrail’in Filistin Kurtuluş Örgütü’ne ve daha sonra Hizbullah’a karşı Lübnanlı milisleri devreye soktuğunu hatırlatan kaynak, bu milislerin Sabra ve Şatilla mülteci kamplarında katliamlar gerçekleştirdiğini ve bunun sorumluluğunun İsrail’e yüklendiğini belirtti. Bu nedenle aşırıya kaçılmaması ve bu tür gruplara bel bağlanmaması gerektiğini vurguladı.


Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı: Silahlarını bırakıp barış yolunu seçen herkesi memnuniyetle karşılıyoruz

Sudan'ın el Gedarif eyaletindeki Ebu el-Nece kampında bulunan yerinden edilmiş Sudanlılar (AFP)
Sudan'ın el Gedarif eyaletindeki Ebu el-Nece kampında bulunan yerinden edilmiş Sudanlılar (AFP)
TT

Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı: Silahlarını bırakıp barış yolunu seçen herkesi memnuniyetle karşılıyoruz

Sudan'ın el Gedarif eyaletindeki Ebu el-Nece kampında bulunan yerinden edilmiş Sudanlılar (AFP)
Sudan'ın el Gedarif eyaletindeki Ebu el-Nece kampında bulunan yerinden edilmiş Sudanlılar (AFP)

Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı Abdulfettah el-Burhan yaptığı açıklamada, devletin barışı veya ateşkesi reddetmediğini, ancak ateşkesin "düşmanı yeniden güçlendirmek için bir fırsat" olmaması gerektiğini söyleyerek, Hızlı Destek Kuvvetleri'ne (HDK) atıfta bulundu.

Egemenlik Konseyi tarafından dün yayınlanan açıklamada belirtildiği üzere, Burhan Cezire Eyaleti'ne yaptığı ziyarette, "silahlarını bırakıp barış yolunu benimseyen herkesi memnuniyetle karşıladığını" ifade etti. Ayrıca, "ülkeye ve orduya karşı kışkırtıcılık yapanların hesap vereceğini" vurguladı.

ABD Başkanı Donald Trump perşembe günü yaptığı açıklamada, ülkesinin Sudan'daki savaşı sona erdirmek için yoğun çaba sarf ettiğini ve buna çok yaklaştığını söyledi.

Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre Sudan ordusu ile HDK arasındaki savaş, sivil yönetime geçiş için seçimlere yol açması beklenen geçiş döneminde yaşanan iktidar mücadelesinin ardından 2023 Nisan ayının ortalarında patlak verdi.


Sudanlı doktorlar, Kuzey Kordofan'da HDK saldırısında 24 kişinin öldüğünü bildirdi

Hartum'da hasar görmüş bir binanın önünde insanlar mallarını satıyor (DPA)
Hartum'da hasar görmüş bir binanın önünde insanlar mallarını satıyor (DPA)
TT

Sudanlı doktorlar, Kuzey Kordofan'da HDK saldırısında 24 kişinin öldüğünü bildirdi

Hartum'da hasar görmüş bir binanın önünde insanlar mallarını satıyor (DPA)
Hartum'da hasar görmüş bir binanın önünde insanlar mallarını satıyor (DPA)

Sudan Doktorlar Ağı'na göre Hızlı Destek Kuvvetlerinin (HDK yerinden edilmiş insanları taşıyan bir araca saldırısı sonucu, aralarında sekiz 8 çocuğun ve birkaç kadının da bulunduğu 24 kişi hayatını kaybetti.

Ağ, aracın Güney Kurdufan eyaletinden kaçan yerinden edilmiş insanları taşıdığını ve el-Rahad şehrine geldiğinde hedef alındığını, bunun sonucunda ikisi bebek olmak üzere 24 kişinin öldüğünü ve çok sayıda kişinin de tedavi için şehrin hastanelerine kaldırıldığını belirtti.

Doktorlar Ağı, bölgenin ciddi tıbbi kaynak sıkıntısı çektiği, bu durumun yaralı ve yerinden edilmiş kişilerin acılarını daha da artırdığı son derece karmaşık sağlık ve insani koşullar altında saldırının gerçekleştiğini ifade etti.