Etiyopya Nahda Barajı’nı iki hafta içinde doldurmaya başlayacağını duyurdu

Mısır Cumhurbaşkanı Sisi cuma günü baraj ile ilgili düzenlenen Afrika Zirvesi’ne telekonferans aracılığıyla katılırken ekranda Etiyopya Etiyopya Başbakanı Abiy Ahmed görülüyor (Mısır Cumhurbaşkanlığı)
Mısır Cumhurbaşkanı Sisi cuma günü baraj ile ilgili düzenlenen Afrika Zirvesi’ne telekonferans aracılığıyla katılırken ekranda Etiyopya Etiyopya Başbakanı Abiy Ahmed görülüyor (Mısır Cumhurbaşkanlığı)
TT

Etiyopya Nahda Barajı’nı iki hafta içinde doldurmaya başlayacağını duyurdu

Mısır Cumhurbaşkanı Sisi cuma günü baraj ile ilgili düzenlenen Afrika Zirvesi’ne telekonferans aracılığıyla katılırken ekranda Etiyopya Etiyopya Başbakanı Abiy Ahmed görülüyor (Mısır Cumhurbaşkanlığı)
Mısır Cumhurbaşkanı Sisi cuma günü baraj ile ilgili düzenlenen Afrika Zirvesi’ne telekonferans aracılığıyla katılırken ekranda Etiyopya Etiyopya Başbakanı Abiy Ahmed görülüyor (Mısır Cumhurbaşkanlığı)

Etiyopya dün, önümüzdeki iki hafta içinde Nahda (Rönesans) Barajı’nı doldurmaya başlamayı planladığını açıklarken bu süre zarfında Afrika Birliği'nin (AfB) gözetiminde Mısır ve Sudan ile son bir anlaşmaya varmaya söz verdi. Ancak Başbakan Abiy Ahmed tarafından dün sabah yapılan açıklama, Mısırlı ve Sudanlı yetkililer tarafından cumartesi akşamda yapılan açıklamalarla - kısmen -  çelişiyordu. Mısırlı ve Sudanlı yetkililer, konuyla ilgili nihai bir anlaşmaya varılana kadar barajın doldurulmasını durdurmak için diğer üç Afrika ülkesiyle telekonferans aracılığıyla bir araya geldikleri bir zirve sırasında üç ülke arasında bir anlaşmaya vardıklarını ifade ettiler. Bu projeyi ‘bekasına’ yönelik bir tehdit olarak gören Mısır, geçtiğimiz hafta Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'ni (BMGK) konuya müdahale etmeye çağırdı. BMGK’nın yarın konuyla ilgili bir toplantı yapması bekleniyor. Kahire ve Hartum cumartesi akşamı birer resmi açıklama yaparak AfB’nin mevcut dönem başkanı olan Güney Afrika Devlet Başkanı Cyril Ramaphosa başkanlığında telekonferans aracılığıyla yapılan mini zirve sırasında Nahda Barajı'nın rezervuarının doldurulmasının üç ülke arasında bir anlaşma imzalanana kadar ertelendiğini duyurdu.
Mısır Cumhurbaşkanlığı tarafından yapılan açıklamada, söz konusu anlaşmanın, bir anlaşmaya varmadan önce barajın doldurulması da dahil olmak üzere tek taraflı her türlü adımın atılmasından kaçınılması ve bu konuda BMGK’ya bir yazı gönderilmesini öngördüğü belirtildi.
Sudan hükümetinden yapılan açıklamada ise barajın doldurulmasının bir anlaşma imzalanana kadar ertelenmesine karar verildiği bildirildi. Fransız Haber Ajansı’nın (AFP) dünkü haberine göre üç Afrika ülkesi iki hafta içinde bir anlaşmaya varmak amacıyla müzakerelerin derhal teknik komite düzeyinde başlaması konusunda da bir anlaşmaya vardılar. Buna karşın Addis Ababa’dan dün yapılan açıklamada herhangi bir ertelemeden bahsedilmezken aksine Etiyopya daha önce açıkladığı barajın önümüzdeki Temmuz ayında doldurulmaya başlanmasını öngören programa aynı şekilde sadık kalmaya devam ediyor gibi görünüyordu. Üç ülke, söz konusu iki haftalık süreçte halen beklemede olan birkaç nokta üzerinde nihai bir anlaşmaya varılması konusunda anlaştılar. Bu arada mini zirveye Güney Afrika Devlet Başkanı Ramaphosa, Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi, Etiyopya Başbakanı Abiy Ahmed, Sudan Başbakanı Abdullah Hamduk, Kenya Cumhurbaşkanı Uhuru Kenyatta, Kongo Demokratik Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Felix Tshisekedi, Mali Cumhurbaşkanı İbrahim Boubacar Keita ve AfB Komisyonu Başkanı Musa Faki Muhammed katıldı. Ancak, ülkelerin sonuçlarla ilgili açıklanmaları sırasında zirveye dair ifadelerde bir çelişki ortaya çıktı. Kahire ve Hartum, iki ayrı açıklamada, ‘bir anlaşmaya varılmadan önce tek taraflı olarak barajın doldurulmamasına karar verildiğini’ belirtirken, Addis Ababa açıklamasında, ‘iki hafta içinde barajın doldurulmaya başlanacağını ve bu süre zarfında bir anlaşmaya varılmaya çalışılacağını’ söyledi.
Mısır Cumhurbaşkanlığı’ndan cumartesi günü yapılan açıklamada, Cumhurbaşkanı Sisi’nin Nahda Barajı konusunu görüşmek üzere video konferans aracılığıyla AfB Başkanlık Ofisi devlet başkanları mini zirvesine katıldığı belirtildi. Açıklamada Mısır Cumhurbaşkanı’nın zirvede ülkesinin ‘Etiyopya'nın istediği ekonomik kalkınmaya ulaşmasını ve ihtiyaç duyduğu elektriği üretme kabiliyetlerini artırmasını sağlayacak şekilde, ancak Mısır ve Sudan'ın çıkarlarını göz önünde bulundurarak su haklarına zarar vermemek kaydıyla Nahda Barajı üzerinde adil ve dengeli bir anlaşmaya varmaya açık olduğunu vurguladığı kaydedildi. Mısır Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Bessam Radi yaptığı açıklamada, “Zirvenin sonunda, AfB Başkanlığı üyesi olan Afrika ülkelerinden ve üç ülkeden (Mısır, Sudan ve Etiyopya) yasal ve teknik uzmanlardan oluşan bir komitenin kurulmasına karar verildi. Komitede ayrıca barajı doldurma ve işletme kuralları ile ilgili tüm tarafları bağlayan nihai bir yasal anlaşmaya ulaşmak amacıyla uluslararası organlardan da temsilciler yer alacak. Bununla birlikte bir anlaşmaya varmadan önce barajın doldurulması da dahil olmak üzere tek taraflı eylemlerden kaçınılması ve yetkili makam olarak BMGK’ya baraj konusunu görüşmek üzere yapacağı toplantısında dikkate alınacak hususlarla ilgili bir yazı gönderilmesi kararlaştırıldı” dedi.
Sudan hükümetinden yapılan açıklamada ise, ‘barajın doldurulmasının bir anlaşma imzalanıncaya kadar ertelenmesine karar verildiği ve iki hafta içinde bir anlaşmaya varılması amacıyla müzakerelerin derhal teknik komite düzeyinde başlatılmasının da kabul edildiği’ belirtildi.
Ancak Etiyopya Başbakanlık Ofisi’nden dün yapılan açıklama diğerlerinden farklıydı. Açıklamada, ‘önümüzdeki iki hafta içinde barajın doldurulmaya başlanmasından’ bahsedilirken bu süre zarfında ‘AfB’nin gözetiminde Mısır ve Sudan ile son bir anlaşmaya varmaya çalışma’ sözü verildi. Herhangi bir anlaşmaya varmadan barajın doldurulması sorunu, Etiyopya Dışişleri Bakanlığı’ndan yapılan açıklamada barajın ‘anlaşmalı veya anlaşma olmaksızın’ doldurulmaya devam edileceğinin vurgulanması nedeniyle taraflar arasında geçtiğimiz hafta büyük bir anlaşmazlığa neden oldu.
Mısır Merkezli El-Ahram Stratejik Araştırmalar Merkezi uzmanı Dr. Hani Raslan konuya ilişkin değerlendirmesinde, AfB Zirvesi’nin ‘Mısır için açık bir diplomatik zafer olduğunu’ söyledi. Addis Ababa'nın ise ‘anlaşmalı veya anlaşma yapılmaksızın barajı doldurmaya devam etmekte ısrarcı tutumundan vazgeçtiğini’ belirten Raslan, “İki haftalık süre kaçacak bir yer olmadığı anlamına geliyor” dedi.
Raslan, zirvenin sonuçlarının yapılması planlanan BMGK toplantısına ne gibi etkileri olabileceğine dair ise şunları söyledi:
“BMGK’yı sağlanan görüş birliği konusunda bilgilendirmek, ondan bu aşamada bölgesel çabaları desteklemesinin istenmesi ve iki haftalık süre dolduktan sonra tüm seçeneklerin açık kalması anlamına gelir.”



Denizler ve okyanusların yönetimine ilişkin uluslararası sistem çöküşün eşiğinde

Arktik buzullarının erimesi yeni ticaret yollarının önünü açıyor (Reuters)
Arktik buzullarının erimesi yeni ticaret yollarının önünü açıyor (Reuters)
TT

Denizler ve okyanusların yönetimine ilişkin uluslararası sistem çöküşün eşiğinde

Arktik buzullarının erimesi yeni ticaret yollarının önünü açıyor (Reuters)
Arktik buzullarının erimesi yeni ticaret yollarının önünü açıyor (Reuters)

Son beş yüzyıl boyunca insan toplulukları arasındaki rekabet ve çatışmaların merkezinde kara parçaları yer aldı. Antarktika dışında dünyanın neredeyse her karışının bir devletin egemenliği altına girmesine karşın, okyanuslar ve denizler büyük ölçüde bu egemenliğin dışında kaldı.

Panama City, önemini Panama Kanalı’ndan alan bir şehir (AFP).
Panama City, önemini Panama Kanalı’ndan alan bir şehir (AFP).

Bazı devletler denizler üzerinde hâkimiyet kurmaya ve onları düzenlemeye çalıştığında ise bu girişimler başarısız oldu. Çünkü denizler, uzun süreli kontrolü son derece zorlaştıracak kadar genişti. 20. yüzyılın ikinci yarısındaki Soğuk Savaş döneminde ABD ve Sovyetler Birliği de okyanusları ele geçirmek için yoğun bir rekabete girmekten kaçındı.

Bunun yerine hükümetlerin çoğu, uluslararası sularda seyrüsefer özgürlüğünü güvence altına almaya çalışan bir dizi anlaşma ve kurum aracılığıyla denizleri yönetme konusunda uzlaştı. Kıyı devletlerine ise karasuları ve münhasır ekonomik bölge statüleriyle belirli deniz alanları tahsis edildi.

Ancak Chicago Üniversitesinde siyaset bilimi profesörü Michael Albertus, Foreign Affairs dergisinde yayımlanan analizinde, denizler ve okyanuslara ilişkin bu uluslararası sistemin bugün çökmekte olduğunu belirtiyor. Yemen’de Husilerin Bab el-Mendeb Boğazı’ndaki deniz trafiğini aksattığını, Hürmüz Boğazı çevresinde ise bir çatışmanın yaşandığını kaydediyor.

ABD Başkanı Donald Trump, temmuz ayında Hürmüz Boğazı’ndan geçişler için ABD’nin ücret talep etmesi fikrini gündeme getirmiş, ancak daha sonra bu plandan geri adım atmıştı.

Hürmüz Boğazı yakınlarında Umman sularında demirleyen gemiler (AFP).
Hürmüz Boğazı yakınlarında Umman sularında demirleyen gemiler (AFP).

Bu sırada başka hükümetler de uluslararası sular ve deniz kaynakları üzerinde kontrol kurmak için rekabet ediyor. Rusya Arktik Okyanusu’ndaki geniş deniz alanları ve deniz tabanları üzerindeki kontrolünü artırmaya çalışırken, Çin Güney Çin Denizi’nde yapay adalar inşa ediyor. ABD ise münhasır ekonomik bölgesinin ötesindeki deniz tabanlarında nüfuz alanını genişletiyor. Çok sayıda ülke de okyanuslardan kritik ve nadir mineralleri çıkarmaya hazırlanıyor.

Küresel eğilim

Deniz ulaşım güzergâhları veya geniş deniz ve okyanus alanları üzerinde kontrol kurmaya yönelik bu küresel eğilim, onlarca yıldır okyanuslarda seyrüsefer özgürlüğünü koruyan uluslararası kurum ve anlaşmaların gücünü kaybettiği bir dönemde gerçekleşiyor.

Hükümetlerin, karalarda yaptıkları gibi dünya denizleri üzerinde de egemenlik kurmaya yönelmesi halinde küresel ticaret varoluşsal bir tehditle karşı karşıya kalabilir. Bu durum, dünyayı yeni bir deniz çatışmaları dönemine sürükleyebilir.

Yayımlanmayı bekleyen “The Return of Conquest” adlı kitabın yazarı Albertus, okyanusların bölüşüldüğü bir dünyanın kaçınılmaz olarak daha yoksul ve daha tehlikeli olacağını belirtiyor.

Bab el-Mendeb yakınlarında Yemen kıyısı açıklarında demirleyen bir yük gemisi (AFP).
Bab el-Mendeb yakınlarında Yemen kıyısı açıklarında demirleyen bir yük gemisi (AFP).

İran’ın, ABD ve İsrail’in şubat ayının sonunda düzenlediği saldırıların ardından fiilen kontrol edip kapattığı Hürmüz Boğazı’ndan geçiş ücreti uygulama niyetini açıklamasının ardından Endonezya Maliye Bakanı da Malakka Boğazı’nda benzer bir geçiş ücreti getirilmesi ihtimaline işaret etti. Ancak bakan daha sonra bu açıklamasından geri adım attı.

Güneydoğu Asya’daki kritik deniz geçişlerinden biri olan Malakka Boğazı’ndan dünya deniz yoluyla taşınan petrol arzının yaklaşık yüzde 29’u geçiyor.

Çin de 2016 yılında Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi kapsamında verilen ve Güney Çin Denizi’ndeki geniş kapsamlı hak iddialarını reddeden bağlayıcı kararı uzun süredir dikkate almıyor. Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgiye göre Pekin, tartışmalı resifler üzerinde yapay adalar inşa ederek, Filipinler’in münhasır ekonomik bölgesine müdahale ederek ve Tayvan’ı kuşatarak bu karara aykırı hareket ediyor.

Rusya ise denizaltı kablolarını kesmek amacıyla kimliklerini gizleyen gemileri kullandığı yönündeki şüphelerle karşı karşıya. Bu faaliyetlerin, Avrupa ülkelerinin Ukrayna’ya verdiği desteğe karşı yürütülen daha geniş kapsamlı bir istikrarsızlaştırma kampanyasının parçası olduğu öne sürülüyor.

İklim değişikliği

İklim değişikliğinin okyanuslar üzerinden yeni çatışmalara yol açması bekleniyor. Arktik buzullarının erimesi sürdükçe, Avrupa ile Asya’yı Rusya’nın Arktik kıyıları boyunca birbirine bağlayan yeni deniz güzergâhındaki gemi trafiğinin artması bekleniyor.

Moskova’nın bu güzergâhta serbest geçişe izin vermesi ise zor görünüyor. Rusya hâlihazırda bu rotayı kullanan yabancı gemileri karmaşık ve ağır bir izin-lisans sistemine tabi tutuyor. Ayrıca Sibirya kıyıları açıklarındaki Vilkitski Boğazı gibi bazı su yollarını uluslararası boğazlar yerine Rusya’nın yargı yetkisine tabi iç sular olarak değerlendiriyor.

Okyanuslardaki rekabet yalnızca deniz ulaşımının kontrolüyle sınırlı değil. Çin’in küresel nadir toprak elementi tedarikindeki hâkimiyetini güçlü bir baskı aracına dönüştürmesiyle birlikte diğer ülkeler de okyanus tabanlarından mineral çıkarma potansiyelini araştırıyor.

Hawai ile Meksika arasında Kuzey Pasifik’te yer alan Clarion-Clipperton Bölgesi, Orta Hint Okyanusu Havzası ve Güney Pasifik’teki Penrhyn Havzası gibi bölgelerin deniz tabanlarında kritik mineraller içeren büyük miktarda kaya ve nodül bulunduğu belirtiliyor.

Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi kapsamında faaliyet gösteren Uluslararası Deniz Yatağı Otoritesi, hükümetlerin okyanus tabanını araştırmasına ve haritalandırmasına, çevresel veriler toplamasına ve madencilik teknolojilerini test etmesine izin veren onlarca arama sözleşmesi düzenledi.

Ancak kurum, üyeler çevresel standartlar ve bunların uygulanmasına ilişkin kurallar konusunda anlaşamadığı için ticari deniz madenciliğine şu aşamada izin vermiyor.

Deniz tabanındaki kaynaklar

ABD’nin açık denizlerde madencilik projeleri yürütmeye başlaması halinde, Çin, Hindistan ve Rusya gibi okyanuslardaki çıkarma faaliyetlerini sınırlayan uluslararası anlaşmalara taraf ülkelerin buna itiraz etmesi bekleniyor.

Pekin ve Moskova diğer deniz hukuku kurallarını göz ardı etse de ABD’nin deniz madenciliğine başlamasını kendi politikalarını meşrulaştırmak için gerekçe olarak kullanabilir.

Tayvan’a ait bir denizaltının kulesi Tayvan Boğazı sularında görülüyor (Reuters).
Tayvan’a ait bir denizaltının kulesi Tayvan Boğazı sularında görülüyor (Reuters).

Kurallara dayalı diğer uluslararası sistemlerde olduğu gibi, okyanusların yönetimine ilişkin düzenin bir anda çökmesi beklenmiyor. Büyük güçler, bazı alanlarda düzenlemelere ihtiyaç duymaya devam ediyor. Örneğin balıkçılığın yönetimi, kuralsızlığın başka alanlarda sağlayabileceği avantajlara rağmen devletlerin ortak çıkarlarından biri olmayı sürdürüyor.

Bu nedenle sistemin daha çok aşamalı biçimde aşınması bekleniyor.

Albertus son olarak, devletlerin okyanuslar üzerinde kontrol için rekabet ettiği bir dünyada ticaretin yavaşlayacağı uyarısında bulunuyor. Gemiler denizlerde daha dolambaçlı rotalar izlemek zorunda kalacak, boğazlardan geçiş ücretleri artacak, malların fiyatları yükselecek ve tedarik zincirleri daha fazla aksama ve kesinti riskiyle karşı karşıya kalacak.

Okyanusların paylaşılması süreci zamanla kara parçalarının ele geçirilmesine benzer bir nitelik kazanabilir. Güçlü olan veya ilk davranan devletler kaynakların mülkiyetini ele geçirmeye çalışabilir. Hükümetlerin okyanuslardan mümkün olan en büyük payı almak ve iddia ettikleri egemenliği güç kullanarak korumak için yarışması, jeopolitik gerilim noktalarının da artmasına yol açabilir.


Washington ve Tahran yeni bir çatışmanın eşiğine yaklaşıyor

USS George Washington uçak gemisi, Ortadoğu'daki karasularında seyir halindeyken hava operasyonları gerçekleştiriyor (CENTCOM)
USS George Washington uçak gemisi, Ortadoğu'daki karasularında seyir halindeyken hava operasyonları gerçekleştiriyor (CENTCOM)
TT

Washington ve Tahran yeni bir çatışmanın eşiğine yaklaşıyor

USS George Washington uçak gemisi, Ortadoğu'daki karasularında seyir halindeyken hava operasyonları gerçekleştiriyor (CENTCOM)
USS George Washington uçak gemisi, Ortadoğu'daki karasularında seyir halindeyken hava operasyonları gerçekleştiriyor (CENTCOM)

Diplomatik girişimlerin sonuçsuz kalmasıyla birlikte Washington ile Tahran yeni bir askeri çatışmanın eşiğine yaklaşırken, açıklamalar ve tehditlerin tonu da giderek sertleşiyor. Her iki tarafın da sert tutumlarını sürdürdüğü bir dönemde, Hürmüz Boğazı'ndan geçen gemiler saldırıların hedefi olmaya devam ediyor.

ABD Başkanı Donald Trump son dönemde yaptığı açıklamalarda, Tahran'ın yönetimiyle bir anlaşmaya varmaması halinde İran'a “çok büyük bir güçle” saldıracağını defalarca dile getirdi. Trump, böyle bir saldırının gelecek ay yapılacak Kongre ara seçimlerinden sonra, hatta belki de seçimlerden önce gerçekleşebileceğini belirtti. Trump ayrıca Tahran'a, “çok geç olmadan doğru kararı” alması çağrısında bulunurken, İran'da “kiminle muhatap olduğunu bilmediğini” belirtti. Tahran ise buna karşılık, Washington'un saldırılarını yeniden başlatması halinde silahlı kuvvetlerinin “yıpratma savaşına” veya “hızlı bir operasyona” hazır olduğunu açıkladı.

Gerilimin arttığı bu süreçte İngiltere Deniz Ticaret Operasyonları Kurumu (UKMTO), üçüncü bir taraftan, bir tankerin Hürmüz Boğazı'ndan geçişi sırasında kimliği belirsiz bir mühimmatın isabetine uğradığı ve bunun sonucunda gemide yangın çıktığı yönünde bir ihbar aldığını duyurdu. İran'ın son dönemde boğazdan geçen ticari gemilere yönelik saldırılarını artırdığı; Şarku’l Avsat’ın New York Times’ten aktardığına göre Batılı bir güvenlik yetkilisi gizli verilere dayanarak, İran'ın haftada yaklaşık 30 insansız hava aracı (İHA) ve 10 gemisavar füze saldırısı düzenlediğini belirtti.

Yetkili ayrıca son 10 gün içinde en az 4 ticari geminin İran saldırılarında isabet aldığını söyledi. İngiliz denizcilik makamlarının raporlarına göre ise 10 Eylül'den bu yana çoğunluğu petrol tankeri olmak üzere en az 13 gemi mühimmat veya mühimmat parçalarının isabet etmesi sonucu hasar gördü.


Rusya’nın saldırısı Kiev’deki ikinci önemli köprüyü de vurdu

Kiev’de köprülere yönelik saldırıların ardından trafik yoğunluğu (Reuters)
Kiev’de köprülere yönelik saldırıların ardından trafik yoğunluğu (Reuters)
TT

Rusya’nın saldırısı Kiev’deki ikinci önemli köprüyü de vurdu

Kiev’de köprülere yönelik saldırıların ardından trafik yoğunluğu (Reuters)
Kiev’de köprülere yönelik saldırıların ardından trafik yoğunluğu (Reuters)

Rusya’nın bugün düzenlediği saldırılarda Ukrayna’nın başkenti Kiev’deki önemli köprülerden biri olan Kuzey Köprüsü vuruldu. Kiev Belediye Başkanı Vitali Kliçko, saldırının iki gün önce Güney Köprüsü’nün hedef alınmasının ardından gerçekleştiğini belirtti.

Kliçko, Kiev’de insansız hava araçları (İHA) saldırısı uyarısıyla sirenlerin çalmasının ardından Telegram hesabından yaptığı açıklamada, “Kuzey Köprüsü vuruldu, acil durum ekipleri olay yerine gidiyor” ifadelerini kullandı. Köprünün yol yüzeyinin ve elektrikli otobüslerin kullandığı elektrik kablolarının hasar gördüğünü belirten Kliçko, köprünün trafiğe kapatıldığını bildirdi.

Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre bu, son günlerde Kiev’de hedef alınan ikinci büyük köprü oldu. Güney Köprüsü de perşembe günü ve dün Rus İHA’larının saldırılarına maruz kalmış ve trafiğe kapatılmıştı. Saldırılar, Dinyeper Nehri’nin ikiye böldüğü kentte yoğun trafik sıkışıklığına yol açtı.

Rusya’nın Şubat 2022’de Ukrayna’yı işgal etmesinden bu yana Kiev yönetimi, başkentin ulaşım açısından kritik öneme sahip sekiz büyük karayolu ve demiryolu köprüsünün hedef alınmasından endişe ediyor.

Kiev Belediyesi dün, herhangi bir saldırı bildirimi bulunmamasına rağmen Paton ve Metro köprülerinde de trafik kısıtlamaları uyguladı. AFP muhabiri de aynı gün sabah saatlerinde Darnitski Köprüsü’nde trafik kısıtlamaları getirildiğini bildirdi.