Genç bir öncüsünü daha kaybeden Afganlar soruyor: Bu nereye kadar devam edecek?

Afgan insan hakları savunucusu 24 yaşındaki Fatıma Halil, bomba yüklü araçla uğradığı saldırı sonucu hayatını kaybetti (New York Times)
Afgan insan hakları savunucusu 24 yaşındaki Fatıma Halil, bomba yüklü araçla uğradığı saldırı sonucu hayatını kaybetti (New York Times)
TT

Genç bir öncüsünü daha kaybeden Afganlar soruyor: Bu nereye kadar devam edecek?

Afgan insan hakları savunucusu 24 yaşındaki Fatıma Halil, bomba yüklü araçla uğradığı saldırı sonucu hayatını kaybetti (New York Times)
Afgan insan hakları savunucusu 24 yaşındaki Fatıma Halil, bomba yüklü araçla uğradığı saldırı sonucu hayatını kaybetti (New York Times)

Afganistan'ın başkenti Kabil'de Bağımsız İnsan Hakları Komisyonu’nda (AIHRC) görevli, 24 yaşındaki Fatıma Halil, genç bir mülteci kız olarak çok yol kat etmişti. Doğar doğmaz ölümle burun buruna geldi. Çünkü maddi imkansızlıklar içinde olan ailesi doğumu için gelen ebenin ücretini ödeyemeyince ebe bu duruma kızıp, Fatıma’nın göbek bağını kesmeden gitmişti. Dini konularda yaptığı derinlemesine çalışmalarla birlikte 6 dil konuşabilen Fatıma, Orta Asya Amerikan Üniversitesi'nden mezun oldu. Bununla birlikte arkadaşları onu kendine güvenen ve ayakları üzerinde durabilen genç bir kadın olarak tanımladılar. Fatıma, tüm bu özelliklerinin yanı sıra duyarlı ve hayata sımsıkı bağlı bir insandı. Doğum günlerinde ışıl ışıl ve özellikle turuncu renkte elbiseler giymekten hoşlanan Fatıma, dans ederken herkesten daha iyi olduğunu bir kez daha gösterirdi. Ama karanlıktan da çok korkardı.
Ne var ki Fatıma geçtiğimiz cumartesi günü Kabil’de içinde bulunduğu aracın 41 yaşındaki şoförü Ahmed Cevad Fulad ile birlikte sivilleri hedef alan bombalı bir saldırı sonucu hayatını kaybetti. Bu olay, başkent Kabil’de adeta şok etkisi yarattı. Oysa Fatıma, ülkenin içinde bulunduğu karanlıkta genç nesil için adeta bir umut ışığı olmuştu.
Taliban rejiminin yıkılmasının üzerinden geçen şiddet dolu 18 yıllık süre boyunca koca bir nesil, isyancıların yeniden iktidara dönmesinden duyulan endişe ve özgürlüklerin kısıtlanma tehdidi altında büyüdü. Bu arada ABD, bu yıl Taliban ile yapılan bir anlaşma çerçevesinde ülkedeki askeri güçlerini geri çekmeye başladı.
Hükümet ve Taliban arasındaki güç dağılımı müzakerelerinin başlaması öncesinde ülkede akan kan zaten artmıştı. Hedef alınan insanların çoğu, 2001 yılından bu yana kök salmaya başlayan yeni bir hayat savunucuları, ılımlı gazeteciler ve din alimleri, kültürel şahsiyetler, aktivistler ve kamusal alanda roller üstlenen kadınlar oldu.
AIHRC Başkanı Şehrazad Ekber, “Erkek egemen bir toplumda Fatıma’nın yaptıkları büyük cesaret ister. Sadece kendi fikirlerinin de olabileceğini düşünmek dahi büyük cesaret gerektirir. Çünkü burada, kadına her gün bir aklı veya fikri olmadığı söylenir. Ancak Fatıma'nın her konuda söyleyecek bir sözü vardı. Aslında, Fatıma gibi bir kız ancak, birçoğuna sadece tevafuken rastlanabilecek bir dizi farklı faktörün bir araya gelmesiyle yetiştirilebilir ve ancak böyle bir durumda Fatıma’nın ki gibi bir şahsiyet ortaya çıkabilirdi” şeklinde konuştu.
Fatıma, 40 yıldır Afganistan’ı kasıp kavuran şiddet sürecinin erken dönemlerinde Pakistan’a kaçan mülteci bir ailede öğretmen bir anne ve babanın altıncı kızları olarak dünyaya geldi. Fatıma’nın babası Pakistan’ın Ketta şehrinde bir bakkal açarak ailesini kıt-kanaat geçindirdi. Kız kardeşi Lima, Fatıma'nın doğumunda maddi imkansızlıklar içinde oldukları için doğumunu yaptırmak üzere gelen ebenin ücretini ödeyemeyince ebenin bu duruma kızıp Fatıma’nın göbek bağını kesmeden gittiğini anlattı.
Şu anda ABD'de doktora yapan ve yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgını yüzünden uygulanan seyahat kısıtlamaları nedeniyle kız kardeşinin cenazesine katılamayan Lima, şunları söyledi:
“Ebe, onun göbek bağını kesmedi. Bunu annem yaptı. Her zaman daha doğduğu anda ebenin göbek bağını kesmeden ondan kaçtığını söyleyip, şakalaşırdık.”
Aile, sürekli olarak bir yerden başka bir yere taşınmak zorunda kalsa da, Fatıma her zaman başarılı bir öğrenci oldu. Eğitimine, Pakistan'da Suudi Arabistan merkezli bir yardım kuruluşu tarafından kurulan bir mülteci okulunda başladı. Ailesiyle Afganistan’a dönen Fatıma, Kabil’de burslu olarak okuduğu uluslararası bir Türk lisesinden mezun oldu.
Antropoloji ve insan hakları çalışmalarında uzmanlaştığı Kırgızistan'daki Orta Asya Amerikan Üniversitesi'ni bitirdi. Fatıma Arapça, Urduca, İngilizce, Rusça ve Peştuca ve Dari dillerini akıcı bir şekilde konuşabiliyordu.
Arkadaşları ve yakınları onu Natasha adıyla çağırıyorlardı. Bu ismi, annesinin onu sürekli nazlandırmasından dolayı takmışlardı. Fatıma herkes tarafından hem sevildi hem de nazlandırıldı. Büyük bir özgüvene sahip oluşu ve dürüst karakteriyle tanındı. Ancak yoğun siyasi tartışmalar sırasında neşeli ruhuna ve büyüleyici tarzına güvenerek mevcut anlaşmazlıkları görmezden geldi.
Sosyal medyadaki paylaşımları, kadınların toplumdaki ve siyaset sahnesindeki konumunun yanı sıra onların görünüşü ve elbisesi ile aşırı derecede meşgul olunması konusundaki rahatsızlığını açıkça ifade ettiğini ortaya koyuyor. Bu mücadelede büyük bir enerjisi vardı. Afganistan’ın ilk kadın Birleşmiş Milletler (BM) Daimi Temsilcisi olmayı hayal ediyordu. Uluslararası insan hakları mekanizmaları alanındaki yapıcı projelerin uygulanması amacıyla faaliyet gösterdiği kuruma sürekli yardım etmeye çalıştı.
Türk okuluna giderken aynı odayı paylaştığı arkadaşı Halide Salih onu şöyle anlattı:
“Toplumun ve gelenekçiliğin kısıtlamalarından uzak bir hayat yaşamaya çalıştı. Bazen insanlar bu yüzden onu yanlış değerlendirdi. Sakinlikle ve sabırla, onlara yaklaşmaya devam etti. Onları bir dış kıyafetin bir insanın karakterini veya kalbindeki şeyi belirlemeyeceğine ikna etmeye çalışıyordu.”
Okul içerisinde güçlü bir özgüven duygusu geliştirmeyi, mağdur kimliğinden ve söylemlerinden sıyrılmayı başaran Afgan genç kadın neslinin bir üyesiydi. Akranları arasında her zaman ön plana çıkardı. Maya Angelou’nun ‘Still I Rise’ (Hala Yükseliyorum) adlı şiirini çok severdi. Arkadaşlarını da Angelou’nın şiirinden alıntıları vücutlarına dövme olarak yazdırmaya çağırırdı. Üniversite yıllarında tanıştığı Benazir Nurzade bu konuda, “Bu şiirin bir şekilde her birimizin hayat hikayesini anlattığını düşünürdü” ifadelerini kullandı.
Fatıma, geçtiğimiz yıl üniversitenden mezun olduktan sonra, doğruca bir yüksek lisans bölümüne kaydolmayı düşünüyordu. Ancak kız kardeşi Lima önce pratik bir deneyim kazanması konusunda onu cesaretlendirdi. Uluslararası yardım koordinatörü olmak için AIHRC’ye başvurdu. ABD merkezliler de dahil olmak üzere birçok ulusal ve uluslararası kuruluşla iş görüşmeleri yaptı. Şehrazat Ekber (32) o dönem AIHRC başkanlığını henüz üstlenmişti. Kuruluşun fonlarını artırmak için bir takım reformlar gerçekleştirdi.
AIHRC Başkanı Ekber Fatıma’yla yaptığı iş görüşmesini şöyle anlattı:
“Ona AIHRC’nin tam bir kaos içinde olduğunu ve bağışçılarla arasında büyük sorunlar yaşadığını söyledim. Ona belki iki ay maaş alamayabileceğini söylememe rağmen işi kabul etti.”
Ekber, Fatıma’nın kendisine gönderdiği e-postada  şunları söylediğini aktardı:
“Çok fazla iş görüşmesi yaptım. Görüştüğüm kurumlar organizasyonlarını her zaman ülkenin en iyisi olarak göstermeye çalışıyordu. Fakat başında olduğu kurumun pek çok zorlukla karşı karşıya olduğunu söyleyen tek kişi siz oldunuz. Bu nedenle, sizinle daha faydalı işler yapabileceğimi hissediyorum.”
Geçtiğimiz cumartesi günü defnedilen Fatıma’nın kabri başında arkadaşları ve meslektaşları gözyaşlarını tutamazken babası onun samimiyetinden bahsetti.
Fatıma’nın babası kızının mezarı başında şunları söyledi:
“O sadece benim kızım değildi. Ülkesi için savaşan biriydi. Tarihte her zaman savaşlar olmuştur. Ancak bu suikastlar ve intihar bombaları, tüm savaşlardan daha kötü ve aşağılık eylemlerdir.”
*New York Times



Avrupa ve 2030 Savaşı’na hazırlık ikilemi

Litvanya’da düzenlenen ortak topçu atış tatbikatı sırasında Fransa ve Litvanya askerleri (AFP)
Litvanya’da düzenlenen ortak topçu atış tatbikatı sırasında Fransa ve Litvanya askerleri (AFP)
TT

Avrupa ve 2030 Savaşı’na hazırlık ikilemi

Litvanya’da düzenlenen ortak topçu atış tatbikatı sırasında Fransa ve Litvanya askerleri (AFP)
Litvanya’da düzenlenen ortak topçu atış tatbikatı sırasında Fransa ve Litvanya askerleri (AFP)

Antoine el-Hac

Avrupa’da savaşın genişleme ihtimali artık uzak bir senaryo ya da teorik bir varsayım olarak tartışılmıyor. Ukrayna’da savaşın başlamasından bu yana kıta, askeri çatışmanın siber saldırılar, sabotajlar, hava sahası ihlalleri, dezenformasyon kampanyaları ve altyapıya yönelik baskıyla iç içe geçtiği yeni bir güvenlik dönemine girdi. NATO’nun yakın zamanda bir saldırıya işaret eden herhangi bir belirti bulunmadığını vurgulamayı sürdürmesine rağmen, Avrupa’da on yılın sonuna doğru Rusya ile olası bir savaşa hazırlık konusunda giderek daha fazla konuşulması endişe yaratıyor.

Almanya Genelkurmay Başkanı Orgeneral Carsten Breuer, Batı Almanya’daki Nörvenich Hava Üssü’nü ziyaret ederken (AFP)  Avrupa’daki tablo b
Almanya Genelkurmay Başkanı Orgeneral Carsten Breuer, Batı Almanya’daki Nörvenich Hava Üssü’nü ziyaret ederken (AFP)

 

Avrupa’daki tablo bu nedenle iki paralel mesaj taşıyor: Birincisi, daha geniş çaplı bir çatışma riski Soğuk Savaş’ın sona ermesinden bu yana hiç olmadığı kadar ciddi hale geldi. İkincisi ise topyekûn savaşın şu aşamada yarın ya da öbür gün gerçekleşmesi beklenen bir senaryo olmadığı. Mevcut endişeler esas olarak ‘hibrit savaş’ kapsamındaki olayların birikmesine ve Moskova’nın ittifakın karşılık verme kapasitesini test etmek amacıyla sınırlı ya da gizli operasyonlara başvurabileceği ihtimaline dayanıyor.

Bu yöndeki işaretler de giderek artıyor. Son aylarda hava sahasıyla bağlantılı çeşitli olaylar yaşandı. Bunlar arasında NATO’ya bağlı savaş uçaklarının Litvanya üzerinde bir Rus insansız hava aracını (İHA) düşürmesi ile bir Rus askeri uçağı, bir Rus gemisi ve Danimarka’ya ait bir askeri helikopterin dahil olduğu diğer olaylar yer aldı. Almanya’da ise Leipzig Havalimanı’nda bir İHA’yla gerçekleştirildiği belirtilen saldırı girişimi, Rusya ile bağlantılı olduğundan şüphelenilen bir kişiyle ilişkilendirildi. Aynı zamanda Avrupa hükümetleri, sabotaj faaliyetleri, siber saldırılar ve altyapının hedef alınmasına yönelik girişimlerde artış yaşandığını belirtiyor.

Saha hazırlıkları

Mesele artık yalnızca siyasi uyarılarla sınırlı değil. Almanya, hastanelerde çok sayıda yaralının tedavi edilmesi ihtimaline karşı hazırlık yaparken, Litvanya da sivillerin tahliyesine yönelik planlarını güncelledi. Baltık Denizi bölgesi ve İskandinav ülkelerinde askeri tatbikatlar yoğunlaştırıldı. Alman ve İsveç birlikleri stratejik Gotland Adası yakınlarında ortak tatbikat gerçekleştirirken, NATO güçleri de Rusya’nın Polonya ile Litvanya arasında bulunan ve Rusya sınırına yaklaşık 360 kilometre uzaklıktaki Kaliningrad yakınlarında başka tatbikatlar düzenliyor.

Belçika’nın başkenti Brüksel’deki NATO karargâhının önünde dalgalanan NATO bayrağı (DPA)
Belçika’nın başkenti Brüksel’deki NATO karargâhının önünde dalgalanan NATO bayrağı (DPA)

Ancak tartışmanın en çok gündeme gelen boyutu yalnızca şu anda yaşananlarla değil, Avrupa’da açıkça ya da kapalı kapılar ardında dile getirilen savaş tarihiyle ilgili: 2029-2030.

Peki, neden özellikle on yılın sonu?

Avrupa ve NATO’nun resmî açıklamalarında savaşın 2030’a kadar başlayacağı belirtilmiyor. Bunun yerine değerlendirmelerde, Ukrayna’daki savaşın ardından Rusya’nın askeri kapasitesini yeniden inşa edebileceği ve NATO’nun doğu kanadını tehdit etmeye yetecek ölçüde kuvvetlerini yeniden donatabileceği döneme işaret ediliyor. Almanya Genelkurmay Başkanı Orgeneral Carsten Breuer, belirli bir tarihten söz edilmesinin bir kehanet değil, Rus ordusunun gücünü yeniden kazanabileceği döneme ilişkin bir zaman tahmini olduğunu belirtiyor. NATO’ya atfedilen değerlendirmelere göre Moskova, on yılın sonuna kadar olası bir saldırı için gerekli kaynak ve kapasiteyi biriktirmiş olabilir.

Burada Avrupa’nın siyasi açmazı ortaya çıkıyor. 2029 veya 2030’da olası bir savaşa ilişkin uyarılar tekrarlandıkça, bu tarihler de kamuoyunun gündeminin bir parçası haline geliyor. Daha da önemlisi, Avrupalı yetkililer savunma harcamalarının artırılması çağrısında bulunuyor, hükümetler askeri kapasitelerini yeniden inşa ediyor, NATO tatbikatlarını yoğunlaştırıyor ve gelecekteki bir savaşa hazırlık fikri kalıcı bir politikaya dönüşüyor.

Ukrayna’nın başkenti Kiev’de Rus füze saldırısının izleri (AFP)
Ukrayna’nın başkenti Kiev’de Rus füze saldırısının izleri (AFP)

NATO Genel Sekreteri Mark Rutte de bu yaklaşımı, Avrupa’nın ‘şu anda güvende olduğu’, ancak üç ila beş yıl sonra aynı durumun geçerli olmayabileceği sözleriyle ifade etti. Buna karşılık Avrupalı yetkililer, Rusya ile savaşa girme yönünde alınmış bir Avrupa kararından ziyade ‘Rus saldırganlığına’ karşılık vermeye hazırlıklı olunması gerektiğini dile getirdi.

Önleme ve tedavi arasında

Buradan hareketle, tablonun en dikkat çekici boyutlarından biri daha iyi anlaşılabilir: Avrupa savaşı önlemeye mi çalışıyor, yoksa savaşı gerçekleşmesi muhtemel bir sonuç olarak görüp buna hazırlanmaya mı başladı?

Aradaki fark yalnızca dilsel değil. Askeri hazırlık caydırıcılık aracı olabilir ve bunun amacı, saldırının maliyetinin yüksek olacağı konusunda karşı tarafı ikna etmek olabilir. Ancak savaş söyleminin yoğunlaşması, birkaç yıl önce uzak görünen bir senaryonun bugün siyasi tartışmaların günlük bir parçası haline gelmesine de yol açabilir.

İki adet Rus Suhoy Su-35 tipi savaş uçağı (Arşiv – Reuters)
İki adet Rus Suhoy Su-35 tipi savaş uçağı (Arşiv – Reuters)

Bu çerçevede bazı Avrupalı çevreler aynı zamanda Moskova ile yeniden diyaloğa dönülmesi çağrısında bulunmaya başladı. Finlandiya Cumhurbaşkanı Alexander Stubb, Avrupa Birliği’nin (AB) Rusya ile iletişim kanallarını açmaya başlamasının zamanının geldiğini belirtirken, Avrupa Konseyi Başkanı Antonio Costa da Avrupa’nın Ukrayna konusunda müzakereler yürütülmesi ihtimaline hazır olduğunu söyledi. AB’de bu görüşmeleri yürütmek üzere bir muhatap belirlenmesi de gündemde.

Askeri hazırlık ile diyalog ihtiyacı arasındaki bu çelişki, Avrupa’nın karşı karşıya olduğu gerçek açmazı yansıtıyor. Bir yandan kamuoyundaki savaşı sona erdirme ve silahlara harcanan parayı azaltma yönündeki baskı artıyor. Antoine el Hac'ın Şarku’l Avsat için kaleme aldığı analize göre diğer yandan Avrupa hükümetleri, savaşın Rusya’nın askeri gücünü hızla yeniden inşa etmesine imkân verecek koşullarda sona ermesinin mümkün olduğunu değerlendiriyor. Avrupa ise aynı dönemde ordularını yeniden silahlandırma sürecinden geçiyor.

Ukrayna ise kendisini bu denklemin merkezinde buluyor. Avrupa’nın askeri desteğinin sürmesi, Kiev’e silah akışının devam etmesi anlamına geliyor; ancak aynı zamanda savaşın da sürmesi demek. Böylece askeri destek, bir yandan Ukrayna’ya yardım etmenin, diğer yandan Avrupa’nın savunma kapasitesini yeniden kazanmasını beklerken Rusya üzerindeki askeri baskıyı sürdürmenin aracı haline geliyor.

Psikolojik bir kampanya mı?

Ancak tüm bu hesaplamalar, Rusya ile NATO arasında bir savaşın kaçınılmaz hale geldiği anlamına gelmiyor. Aksine, NATO kaynakları şu aşamada yakın zamanda gerçekleşmesi beklenen bir saldırı tehdidinin bulunmadığını belirtiyor. İttifakın resmi değerlendirmesinde de bir değişiklik yaşanmadığı ve müttefiklere yakın zamanda bir saldırıya işaret eden yeni istihbarat bilgileri konusunda resmi bir bilgilendirme yapılmadığı ifade ediliyor.

Avrupa Konseyi Başkanı Antonio Costa, 15 Eylül 2026’da Roma’ya yaptığı ziyaret sırasında İtalya Başbakanı Giorgia Meloni ile el sıkışıyor. (DPA)
Avrupa Konseyi Başkanı Antonio Costa, 15 Eylül 2026’da Roma’ya yaptığı ziyaret sırasında İtalya Başbakanı Giorgia Meloni ile el sıkışıyor. (DPA)

Litvanya Dışişleri Bakanı Kestutis Budrys’in, siyasi açıklamaların Moskova’yı NATO’nun kolektif savunmayı düzenleyen 5. maddesini test etme konusunda uyarmaya yönelik koordineli bir kampanyanın parçası olabileceğini söylemesi dikkat çekti.

Ancak rakamlar da endişenin nedenini ortaya koyuyor. Ukrayna’daki Sahaidachny Güvenlik Merkezi’nin verilerine göre Avrupa’da Ocak-Ağustos 2026 döneminde resmi olarak kayda geçen 100 hibrit savaş vakası yaşandı. Bu sayı geçen yılın aynı döneminde 60’tı. NATO’dan bir kaynak, ittifat kurumlarına yönelik siber saldırıların bu hesaba dahil edilmemesi halinde gerçek vaka sayısının 200’ü aşabileceğini belirtti. Kaynak, siber saldırıların ittifak kurumlarına yönelik ayda binlerce saldırıya ulaştığını söyledi.

Avrupa’daki endişenin boyutunu ortaya koyan gelişmelerden biri de Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un 18 Eylül’de Elysee Sarayı’nda siyasi parti liderleri ve gelecek cumhurbaşkanlığı seçimlerinin adaylarını gizli bir güvenlik toplantısında bir araya getirmesi oldu. Katılımcılara üst düzey istihbarat yetkilileri tarafından tehdidin seyri konusunda brifing verildi. Macron, Avrupa’daki Rusya kaynaklı tehdidin niteliğinin değiştiğini ve daha önce ağırlıklı olarak hükümet ya da askeri tesisleri hedef alan sabotaj faaliyetlerinin, sivil kayıplara yol açabilecek hedeflere yönelmeye başlayabileceğini söyledi.

Avrupa bugün böylece iki savaşın arasında sıkışmış görünüyor: Ukrayna’da devam eden savaş ve on yılın sonunda yaşanması ihtimaline karşı hazırlıkların yapıldığı olası bir savaş. Bu ikisinin arasında ise geniş bir caydırıcılık, sabotaj, siber savaş, askeri tatbikatlar ve uyarılar alanı bulunuyor.

2029 veya 2030’dan söz edilmesi, Avrupa’nın askeri kapasitesini yeniden inşa etmesine yönelik yalnızca bir planlama çerçevesi olabilir ya da Moskova’nın NATO’yu test etmeyi düşünmesini engellemeyi amaçlayan bir caydırıcılık stratejisinin parçası olabilir. Ancak asıl risk, savaşa hazırlığın kalıcı bir duruma dönüşmesi ve savaş senaryosunun barış senaryosundan daha sıradan hale gelmesi.

 T-72 tipi bir Rus tankı (Arşiv – Reuters)
T-72 tipi bir Rus tankı (Arşiv – Reuters)

Sonuç olarak, mevcut veriler Avrupa’nın Rusya ile kaçınılmaz olarak savaşa sürüklendiğini göstermiyor. Ancak daha karmaşık bir tabloya işaret ediyor: Avrupa, buna hazırlıklı olması gerektiği varsayımıyla hareket etmeye başlarken, aynı zamanda savaşın çıkmasını engelleyebilecek yolu aramayı sürdürüyor. İkinci seçenek ise her iki tarafın da sorumluluğunu gerektiriyor.


Çin'in Tayvan mesajı, ABD'nin tutumunu nasıl etkileyecek?

Şi ve Trump'ın görüşmesinde birçok konu ele alınsa da beklenen somut sonuçlar gelmedi (AP)
Şi ve Trump'ın görüşmesinde birçok konu ele alınsa da beklenen somut sonuçlar gelmedi (AP)
TT

Çin'in Tayvan mesajı, ABD'nin tutumunu nasıl etkileyecek?

Şi ve Trump'ın görüşmesinde birçok konu ele alınsa da beklenen somut sonuçlar gelmedi (AP)
Şi ve Trump'ın görüşmesinde birçok konu ele alınsa da beklenen somut sonuçlar gelmedi (AP)

Çin Devlet Başkanı Şi Cinping ve ABD Başkanı Donald Trump'ın görüşmesinin ardından Tayvan, Washington'dan silah tedariki talebini gündemde tutmayı sürdürüyor.

Şi'nin üç günlük ABD ziyareti dün sonlandı. Çin liderini özel törenle Beyaz Saray'da ağırlayan Trump, "Ülkelerimiz için daha iyi bir gelecek inşa etmek üzere birlikte çalışmayı sürdüreceğiz" dedi.

Şi de görüşmenin, "stratejik istikrar temelli Çin-ABD ilişkilerine yeni bir boyut kazandırdığını ve ikili ilişkiler için yeni bir stratejik yol haritası sunduğunu" söyledi.

Tayvan meselesi de görüşmenin önemli başlıklarından biri oldu. Şi, ABD'nin Tayvan'a silah satışlarının Çin'in kırmızı çizgisi olduğunu tekrar vurgulayarak Washington'ın konuyu "ihtiyatla ele almasını umduğunu" belirtti. Ayrıca Tayvan'a yönelik tutumun "ikili stratejik işbirliği ve Çin-ABD ilişkilerinin geliştirilmesi için sağlam bir temel" oluşturması gerektiğini ifade etti.

Perşembe günü iki liderin kapalı kapılar ardında yaptığı görüşme sonrasında Çin Dışişleri Bakanlığı'ndan yayımlanan açıklamada, Şi'nin Washington'dan "Tayvan'ın bağımsızlığına karşı çıkmasını" istediği de bildirildi.

Brüksel merkezli düşünce kuruluşu Uluslararası Kriz Grubu'ndan William Yang, Çin liderinin artık Washington'ın Tayvan meselesini ele alış biçimini ABD-Çin ilişkilerinin temel unsurlarından biri olarak konumlandırdığına dikkat çekiyor.

Şi'nin Tayvan meselesini bu şekilde ele almasının, Washington'ın gelecekte Taipei'yle ilişkilerini karmaşıklaştırabileceğini ifade ediyor.

Diğer yandan Tayvan Dışişleri Bakan Yardımcısı Francois Wu, Tayvan'a askeri teçhizat ve silah satışının sürdürülmesinin ABD'nin çıkarına olacağını savundu.

Washington'ın Taipei'ye "kendini savunmaya yetecek kadar askeri kapasite sağlamasını" isteyen bakan yardımcısı, ülkesinin yarı iletken endüstrisindeki başarılarının da ABD'nin çıkarlarıyla örtüştüğünü ifade etti.

Trump yönetimi henüz Şi'nin Tayvan'la ilgili açıklamalarına yanıt vermedi. Ancak Cumhuriyetçi lider, mayısta Şi'yle yaptığı görüşmenin ardından Tayvan'a 14 milyar dolarlık silah paketinin onayını ertelemişti.

Singapur merkezli haber kanalı CNA'ya konuşan Amerikan Girişim Enstitüsü'nden Zack Cooper, Trump'ın silah paketini onaylamak için 2027'ye kadar bekleyebileceğini savunuyor. Analist, ABD Başkanı'nın paketi bölerek farklı dönemlere yayabileceği tahminini de paylaşıyor.

Pekin, "tek Çin" politikası kapsamında Tayvan'ı kendi toprağı olarak görüyor. Son yıllarda askeri baskıyı artıran Çin, adanın anakarayla yeniden birleşmesi için gerekirse güç kullanabileceğini vurguluyor.

Taipei yönetimiyse Çin tehdidine karşı ABD'nin askeri ve siyasi desteğine güveniyor. ABD'de 1979'da yürürlüğe konan Tayvan İlişkileri Yasası kapsamında Washington, olası bir Çin saldırısına karşı Tayvan'a kendini koruyacak askeri teçhizatı sağlamak zorunda.

Independent Türkçe, Reuters, Japan Times, Global Times, Focus Taiwan, China Daily


Netanyahu, Mısır ve BAE'nin Hamas uyarılarını neden dikkate almadı?

İsrail'in Ekim 2023'ten beri Gazze'ye düzenlediği saldırılarda 73 binden fazla kişi öldürülürken, sivil altyapının yüzde 90'ı yıkıldı (Reuters)
İsrail'in Ekim 2023'ten beri Gazze'ye düzenlediği saldırılarda 73 binden fazla kişi öldürülürken, sivil altyapının yüzde 90'ı yıkıldı (Reuters)
TT

Netanyahu, Mısır ve BAE'nin Hamas uyarılarını neden dikkate almadı?

İsrail'in Ekim 2023'ten beri Gazze'ye düzenlediği saldırılarda 73 binden fazla kişi öldürülürken, sivil altyapının yüzde 90'ı yıkıldı (Reuters)
İsrail'in Ekim 2023'ten beri Gazze'ye düzenlediği saldırılarda 73 binden fazla kişi öldürülürken, sivil altyapının yüzde 90'ı yıkıldı (Reuters)

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, Gazze'de Hamas'ın üst düzey isimlerine yönelik askeri operasyonların Suudi Arabistan'la normalleşme görüşmelerini tehlikeye atabileceği gerekçesiyle bunlara karşı çıkmış.

Haaretz'in 8 Eylül'deki haberinde, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) Devlet Başkanı Muhammed bin Zayid Al Nahyan'ın 23 Eylül 2023'te Netanyahu'yu arayarak Hamas'ın bir operasyon planladığı hakkında uyarıda bulunduğu öne sürülmüştü.  

İsrail Başbakanlık Ofisi ise iddiaları reddetmiş, gazeteye dava açılacağı duyurulmuştu.

New York Times'ın dün (25 Eylül) yayımladığı haberde ise Haaretz'in haberindeki bazı iddiaları destekleyen yeni bilgiler aktarıldı.

NYT'nin haberine göre Netanyahu, bu uyarıyı aldıktan sonra Suudi Arabistan'la ABD arabuluculuğunda yürütülen normalleşme görüşmelerinin tehlikeye girebileceği endişesiyle Gazze'de Hamas'a yönelik hava saldırılarına izin vermek istememiş.

İsrail liderinin bunu, 1 Ekim 2023'te düzenlediği güvenlik toplantısında dile getirdiği aktarılıyor. Ancak NYT'nin incelediği toplantı kayıtlarına göre Netanyahu, BAE tarafından yapılan uyarıyı güvenlik yetkilileriyle paylaşmamış.

Bunun yerine Gazze'deki üst düzey Hamas yetkililerine yönelik askeri operasyon düzenlenmesini öngören planlara karşı çıkarak bölgede tansiyonun artırılmamasını istemiş.

Riyad ve Tel Aviv, Hamas'ın 7 Ekim 2023'teki Aksa Tufanı saldırısı öncesinde tarafların normalleşme anlaşmasına yakın olduğuna dair açıklamalar yapmıştı. Ancak Gazze savaşının patlak vermesiyle süreç askıya alınmıştı.

Adlarının paylaşılmaması şartıyla NYT'ye konuşan kaynaklar, BAE liderinin Netanyahu'yu arayarak paylaşılan istihbaratın eline geçip geçmediğinden emin olmak istediğini öne sürüyor. Kaynaklara göre Netanyahu, BAE lideriyle görüşmesinde mesajı aldığını ve konuyla ilgilendiğini söylemiş.

Diğer yandan Amerikan dergisi The Atlantic'in dünkü (25 Eylül) haberinde, dönemin Mısır İstihbarat Başkanı Abbas Kamil'in 26 Eylül 2023'te İsrailli yetkililere Hamas'ın saldırı düzenleyebileceğine dair uyarıda bulunduğu ileri sürüldü.  

Adının gizli tutulması kaydıyla konuşan İsrailli bir yetkiliye göre Kamil, "Eğer tutumunuzu değiştirmezseniz Gazze meselesi elinizde patlayacak" mesajını iletmiş.

İsrail'deki Ben Gurion Havalimanı'nda yapılan görüşmede Kamil'in, muhtemel bir çatışmayı önlemek için İsrail'den Gazze'ye yönelik politikasını değiştirmesini, Hamas'a ekonomik baskıyı hafifletmesini istediği aktarılıyor.

Aksa Tufanı sırasında İsrail Ulusal Güvenlik Konseyi Başkanı olarak görev yapan Tzachi Hanegbi ise The Atlantic'e açıklamasında, Kamil'in İsrail'e böyle bir ziyarette bulunmadığını ve Mısır'dan herhangi bir uyarı almadıklarını savundu.

Independent Türkçe, Times of Israel, Haaretz, New York Times, Atlantic