Irak: Haşimi’yi Hizbullah Tugayları mı öldürdü?

İran destekli Hizbullah Tugayları Bağdat’taki bir askeri geçit töreni sırasında (AFP-Arşiv)
İran destekli Hizbullah Tugayları Bağdat’taki bir askeri geçit töreni sırasında (AFP-Arşiv)
TT

Irak: Haşimi’yi Hizbullah Tugayları mı öldürdü?

İran destekli Hizbullah Tugayları Bağdat’taki bir askeri geçit töreni sırasında (AFP-Arşiv)
İran destekli Hizbullah Tugayları Bağdat’taki bir askeri geçit töreni sırasında (AFP-Arşiv)

Irak kamuoyunda gündemde olan iddia şöyle: “Haşimi suikasti “Irak Hizbullah Tugayları, Bağdat’taki Yeşil Bölge’ye saldırı hazırlığındaydı. Örgüt, bu hazırlığın Hişam el-Haşimi tarafından Başbakan Mustafa Kazimi’ye bildirildiğini öğrenince Haşimi’yi öldürdü.”
Irak’ta silahlı bir grubun 6 Temmuz Pazartesi akşamı siyaset ve güvenlik uzmanı Hişam el-Haşimi’ye düzenlediği suikast, Iraklı çevrelerin öfkesine yol açmasının yanı sıra güvenlik güçlerinin daima “faili meçhul” diye nitelendirdiği saldırılar yapan milis gruplarla ilgili bazı soruları gündeme getirdi. Haşimi’ye yakın isimler ise onun geçtiğimiz günlerde İran destekli gruplar tarafından ölümle tehdit edildiği bilgisini verdi.

Linç kampanyaları
Haşimi’nin yaptığı iş, DEAŞ ve ondan önce El Kaide’nin faaliyetlerini rapor haline getirmek ve DEAŞ’ın elindeki toprakları kurtarmaya çalışan Irak güvenlik güçlerine örgütle ilgili danışmanlık hizmeti sunmaktı. Haşimi ayrıca silahlı grupların liderleri ile iletişim halinde olan, DEAŞ ile mücadele zamanlarında onlarla diyalog kuran bir isimken, aşamalı bir şekilde gazeteciler ve aktivistlerle birlikte linç kampanyalarının hedefi haline getirildi.
2018’in sonlarında DEAŞ tehlikesinin ortadan kalkmasıyla birlikte DEAŞ ile mücadele döneminde oluşan devlet kontrolü dışındaki silahlı grupların lağvedilmesi çağrıları da arttı. Bunun üzerine silahlı grupların finanse ettiği medya organları, ekranlarda ve sosyal medya mecralarında ‘devletin saygınlığı, silahların devlet elinde toplanması ve Haşdi Şabi’nin orduya entegre edilmesi’ gibi meseleleri dile getiren gazeteci ve aktivistlere karşı sürekli bir hedef gösterme ve linç kampanyası yürüttü.
Aktivistlere ve gazetecilere karşı yürütülen bu kampanyaların dozu 2019’un sonlarına gelindiğinde artık zirveye ulaşmıştı. Zira o dönemlerde Haşdi Şabi’nin kontrolündeki medya, artık açık bir şekilde isim isim gazeteci ve aktivistleri hedef göstermeye başladı. Söz konusu medya medyada o dönemde Haşimi’nin de aralarında bulunduğu birtakım gazeteci ve yazar için ‘ABD ajanı’ ve ‘İsrail ile normalleşme projesinin taşeronu’ gibi ifadeler kullanıldı.
Irak Basın Özgürlüğü İzleme Örgütü 3 Eylül 2019’da yayınladığı raporda, Haşimi’nin de yer aldığı ‘fişleme listesini’ sosyal medyada dolaşıma koyulmasında Haşdi Şabi’nin parmağının olduğunu belgeledi.

Çatışmanın dozu yüseldi
Terörle Mücadele Kurumu’nun 26 Haziran’da Hizbullah Tugayları mensubu 14 kişiyi tutuklamasının ardından Haşimi ile Hizbullah Tugayları arasındaki çatışmanın dozu daha da arttı. Hizbullah Tugayları’nın finanse ettiği medya kanalları söz konusu kişilerin serbest bırakıldığı yönündeki haberleri dolaşıma koyduğu esnada Haşimi Twitter hesabı üzerinden bu kişilerin halen tutuklu olduğunu yazdı. Hizbullah Tugayları yetkilisi Ebu Ali el-Askeri, Haşimi’nin mesajına tepki göstererek, sosyal medya hesabından, “Emin olman için seni Hizbullah Tugayları karargahına getirmemi ister misin?” diyerek bir tehdit mesajı yayınlamıştı.
Ebu Ali el-Askeri, Hizbullah Tugayları’nın sosyal medyadaki sözcüsü ve grubun açıklamalarını duyurmak için kullanılan takma bir isim. Bu hesabı yöneten kişi daha önce tehdit ettiği ülkeler ve yetkililer arasında ABD ve Suudi Arabistan’ın yanı sıra Başbakan Kazimi, Meclis Başkanı Muhammed el-Halbusi ve Cumhurbaşkanı Berhem Salih de bulunuyor. Nitekim Ebu Ali el-Askeri isimli hesap daha önce gösterilere destek veren açıklamalarda bulunduğu için Salih’i başkent Bağdat’a girmesine izin vermemekle tehdit etmişti. Aynı hesap, silahlı grupların Bağdat’ta içki satan bir mağazaya düzenlediği bombalı eylem için tebrik mesajları yayınlamıştı.
Bu hesap üzerinden ayrıca Kazimi’den önce yoğun gösterilerin baskısı altında Başbakanlıktan istifa eden Adil Abdulmehdi’nin göreve iade edilmesiyle ilgili bir kampanya yürütülse de İran destekli siyasi gruplar bu konuda başarılı olamadı.

Haşimi, Ebu Ali Askeri’nin kimliğini deşifre etti
Gözlemciler, Haşimi’ye yönelik saldırının arkasında, Twitter’daki Ebu Ali Askeri isimli hesabın kullanıcısının kimliğini deşifre eden tweet’i de olduğu görüşünde.
Haşimi, Twitter hesabından paylaştığı mesajda, “Ebu Ali el-Askeri’nin ismi büyük ihtimalle Hüseyin Muennes’tir. Muennes, Hizbullah Tugayları Şura Meclisi üyesi ve devlete tahakküm eden devletsizlik ağlarından sorumlu kişidir” diye yazarak, Muennes’in fotoğrafını paylaşıma ekledi.

Katyuşa hücresi ve Haşimi suikastı
Haşimi’ye yakın gazeteci ve aktivistler önceki akşam gerçekleşen suikast ile ‘Haşimi’nin ‘katyuşa ağıyla’ ilgili bilgilerin resmi makamlara ulaştırılmasında oynadığı aktif rol’ arasında ilişki kuruyor.
Siyasi alanda araştırmalar yapan Ahmed el-Yasiri, suikast öncesinde Haşimi’nin kendisine gönderdiği bir mesajı yayınladı. Söz konusu mesajda Haşimi, Hizbullah Tugayları’nın kendisini ölümle tehdit ettiğini ifade ediyor.
Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı habere göre Yasiri, “Aramızdaki mesaj uzundu ve milislerin yaptığı suçlamalarla ilgili bir video hakkındaydı. Haşimi birçok münasebetle, Hizbullah Tugayları’nın kendisini doğrudan tehdit ettiğini söyledi. Hizbullah Tugayları, katyuşa füzesiyle Yeşil Bölge’ye saldırı için yaptığı hazırlıkların bilgisini Irak Başbakanı Mustafa el-Kazimi’ye veren kişinin Hişam el-Haşimi olduğunu öğrendikten sonra Haşimi’yi öldürdü” dedi.
Yasiri, “Haşimi suikastı doğrudan Kazimi’nin şahsına ve Iraklılara bir tehdit mesajıdır. DEAŞ’ın işin içinde olduğuna ihtimal vermiyorum” ifadesini kullandı.

Sahte DEAŞ açıklaması
Silahlı grupların finanse ettiği sosyal medya hesapları, DEAŞ’ın Haşimi suikastını üstlendiği yönündeki bir açıklamayı yoğun bir şekilde paylaşmaya başladı. Ancak şüpheli haberleri inceleyen bir doğrulama platformu rolü üstlenen Barış İçin Teknoloji Merkezi, yaptığı açıklamada DEAŞ’a ait medya organlarında suikastın üstlenildiğine dair bir açıklamanın bulunmadığını ve bu iddianın doğru olmadığını belirtti.
Yasiri, “Haşimi’nin suikastı ‘Ekim devriminin’ doğru yolda olduğunu kanıtlıyor. Haşimi’yi öldürdünüz ancak o sizin kökünüzü kazıyacak. İran, Kazimi’nin son hamlesini (14 kişinin tutuklanması) Irak’taki etkisinin son bulması şeklinde okudu ve bu olaylar İran’ın son hamleye yönelik tepkisidir” dedi.

Filistin Caddesi ve Hizbullah Tugayları’nın ağırlığı
Bağdat’ta bulunan Filistin Caddesi ile Haşimi’nin suikasta uğradığı Zeyyune bölgeleri geçtiğimiz yıllarda güvenlik güçleri ile silahlı gruplar arasındaki çatışmalara sahne oldu.
Bağdat Operasyonlar Komutanlığı’nın söz konusu iki bölge üzerinde kontrolü sağlamak için uzun yıllardır gösterdiği çabalar sonuç vermedi.
Öte yandan Başbakan Kazimi, Filistin Caddesi ile Zeyyune bölgelerinin güvenlik sorumlusunu görevden aldı. İçişleri Bakanlığı’ndan yapılan açıklamada, Kazimi’nin talimatı üzerine söz konusu iki bölgeden sorumlu Federal Polis 1. Tümen Komutanı Muhammed Kasım’ı görevden alındığı belirtildi.
Filistin Caddesi, Hizbullah Tugayları’nın en önemli merkezi olarak biliniyor. Hizbullah Tugayları’nın bu bölgeyi faaliyetleri için kullanması nedeniyle geçtiğimiz dönemlerde güvenlik güçleri ile Hizbullah Tugayları arasında çok sayıda çatışma yaşandı.
Eylül 2015’te Hizbullah Tugayları’nın Türk işçileri rehin aldığı yönündeki suçlamalar üzerine güvenlik güçleri Filistin Caddesi’nde Hizbullah Tugayları’na baskın düzenlemiş, Meclis Güvenlik Komisyonu Başkanı Hakim ez-Zamili’nin arabulucu rolüyle olaya müdahalesinin ardından iki taraf arasında muhtemel bir çatışma engellenmişti.
2018’in sonlarında güvenlik güçleri ile Hizbullah Tugayları arasında çatışma meydana geldi. Dönemin İçişleri Bakanı Kasım el-Araci’nin müdahalesiyle çatışmalar son buldu.
Bir güvenlik kaynağı, o dönemki açıklamasında, Hizbullah Tugayları’nın Filistin Caddesi’ni kendisi için güvenli bölge ilan etmeye çalıştığını ancak hükümetin güvenlik alanında aldığı tedbirler sayesinde bundan sonra böyle bir şeye cesaret edemeyeceğini söylemişti.
Filistin Caddesi’nin ismi, hükümet binaları ve yabancı misyon temsilciliklerinin bulunduğu Yeşil Bölge’ye yönelik saldırılarda sık sık gündeme geliyor. Irak hükümetine bağlı Güvenlik Medya Ağı, Şubat’ta Yeşil Bölge’ye yönelik roketli saldırının akabinde, Hizbullah Tugayları’na ait karargahların bulunduğu Filistin Caddesi’nde füze fırlatma rampaları ele geçirdiğini duyurmuştu.

Kazimi’ye çağrı
Muvatinun Grubu lideri Gays et-Tamimi, Haşimi’nin son olara kendisine gönderdiği mesajları yayınlayarak, Haşimi’nin geçtiğimiz dönemlerde Hizbullah Tugayları tarafından tehditler aldığını söyledi.
Tamimi, Twitter hesabından Haşimi’nin fotoğrafını ekleyerek paylaştığı mesajda, “Söz verdiğim gibi, Ey Hişam! sana karşı bir vefa olarak susmayacağım. Delilleri kamuoyundan gizleyerek ölümüne ortak olmayacağım” diye yazdı.
Tamimi, mesajının devamında, “Hişam’ın kanı bizim sorumluluğumuzdadır. Gençler! Onların suçları karşısında susmamalıyız, katiller güven içinde uyumamalıdır. Kazimi kardeşim, sorumluluk senindir, bizde daha fazlası var” ifadesini kullandı.
Tamimi, Başbakan Kazimi’yi etiketlediği diğer tweet’inde ise elinde Haşimi cinayetine kimin karıştığını gösteren belgeler olduğunu söyledi. Tamimi, “Haşimi onları (belgeleri) bana verdi ve ben de size bütün detayları aktarmaya hazırım” diye yazdı.
ABD merkezli El-Hurra televizyon kanalına konuşan Tamimi, Haşimi ile aralarında geçen diyalogda, Haşimi’nin kendisine, “Hizbullah Tugayları beni ölümle tehdit etti” dediğini aktardı.

Maskeler düştü
Haşimi’ye yakın gazeteci ve yazarlar, Hizbullah Tugayları’nı Haşimi suikastında parmağı olmakla suçlayarak, silahlı örgütlerin geçirdiği bu dönüşümün Irak için oldukça tehlikeli olduğuna dikkat çekiyorlar.
Güvenlik tehlikesi nedeniyle isminin açıklanmasını istemeyen Iraklı bir gazeteci, Independent Arabia’ya verdiği demeçte, “Faaliyetlerinde gerçekleşen dönüşüme bakılırsa silahlı gruplar artık gelişmelere savaş durumu gözüyle bakıyor ve yanında olmayan herkesi düşman olarak görüyor. Hişam el-Haşimi, Terörle Mücadele Kurumu’nun Hizbullah Tugayları’na yaptığı baskına güçlü destek verdi” diye konuştu.
Gazeteci, “Kazimi artık maskelerin düştüğünü ve silahlı grupların kendileriyle mücadeleye yeltenenlere ‘karşılık vermek için kurşunumuz var’ diye yanıt vermeye başladıklarını görmelidir. Bana göre, önceden korkutma amaçlı yapılan tehditler artık eyleme dökülüyor. Şu an tehdit değil, öldürme döneminde yaşıyoruz. Kazimi hükümetinin gerçekçi ve büyük bir adım atmaması halinde Kazimi de dahil Cumhurbaşkanı ve bütün askeri liderlerin hayatı tehlikeye girer. Bugün sokağın güvenliği devletin değil, bu grupların elinde” ifadelerini kullandı.

Son tweet
Haşimi, hayatını kaybettiği olaydan yaklaşık 1 saat önce, Twitter hesabı üzerinden paylaştığı mesajda, Irak’ta bölünmelerin iyice derinleşmesinde etkili olan 3 maddeyi şöyle sıraladı:
1- İşgalle birlikte gelen kotaların benimsenmesi (Şii, Sünni, Kürt, Türkmen ve azınlıklar). Bunlar Irak’taki oluşumların özüdür.
2- Bölünmeler üzerinden kazanımlarını pekiştirmek isteyen etkin partiler (Şii, Sünni, Kürt ve Türkmen).
3- Parti rekabetini mezhepçi rekabetle değiştiren dini partiler.
İngiltere merkezli Chatham House ve ABD merkezli Uluslararası Politika Merkezi gibi ileri gelen düşünce merkezlerine makaleler yazan Haşimi, DEAŞ başta olmak üzere silahlı radikal gruplar konusunda araştırmalar yürütüyordu.
Haşimi, Irak ve Suriye’de DEAŞ’a karşı savaş verilen yıllarda akademik bilgilerinden yola çıkarak yaptığı güvenilir analizler sayesinde örgütün tepe kadrosunun çözülmesine katkı sağladı. Haşimi ayrıca DEAŞ lideri Ebubekir el-Bağdadi gibi örgüt içindeki üst düzey mevkilerde bulunan isimlerle ilgili geniş bir arşive sahipti.



Nasrallah’ın öldürülmesinin ardından Hizbullah’da liderlik krizi

Hizbullah destekçisi bir kadın, ABD arabuluculuğunda yürütülen Lübnan-İsrail müzakerelerine karşı Beyrut merkezindeki protestolar sırasında, örgütün eski Genel Sekreteri Hasan Nasrallah’ın fotoğrafını taşıyor (Arşiv- EPA)
Hizbullah destekçisi bir kadın, ABD arabuluculuğunda yürütülen Lübnan-İsrail müzakerelerine karşı Beyrut merkezindeki protestolar sırasında, örgütün eski Genel Sekreteri Hasan Nasrallah’ın fotoğrafını taşıyor (Arşiv- EPA)
TT

Nasrallah’ın öldürülmesinin ardından Hizbullah’da liderlik krizi

Hizbullah destekçisi bir kadın, ABD arabuluculuğunda yürütülen Lübnan-İsrail müzakerelerine karşı Beyrut merkezindeki protestolar sırasında, örgütün eski Genel Sekreteri Hasan Nasrallah’ın fotoğrafını taşıyor (Arşiv- EPA)
Hizbullah destekçisi bir kadın, ABD arabuluculuğunda yürütülen Lübnan-İsrail müzakerelerine karşı Beyrut merkezindeki protestolar sırasında, örgütün eski Genel Sekreteri Hasan Nasrallah’ın fotoğrafını taşıyor (Arşiv- EPA)

Hizbullah’ın eski Genel Sekreteri Hasan Nasrallah’ın öldürülmesinin ikinci yıl dönümünde örgüt, otuz yılı aşkın süre boyunca liderliğini üstlenen ve Genel Sekreterlik makamını siyasi, örgütsel, askeri ve kitlesel açıdan telafisi zor bir ağırlık merkezine dönüştüren Nasrallah’ın yokluğunu henüz gerçek manada aşabilmiş değil.

Hizbullah, Nasrallah ve halefi Haşim Safiyuddin’in öldürülmelerinin ikinci yıl dönümünü yarın anıyor. Bu kapsamda, Nasrallah’ın Beyrut’un güney banliyölerindeki mezarı başında kitlesel bir tören düzenlenecek. Örgütün yeni Genel Sekreteri Naim Kasım’ın da törende konuşma yapması bekleniyor. Tören nedeniyle eski havalimanı yolu ve Ziyad Rahbani Otoyolu üzerinden mezarlık alanına ulaşan yolların kapatılması ve trafiğin alternatif güzergâhlara yönlendirilmesi de dahil olmak üzere çeşitli güvenlik önlemleri alındı.

Hizbullah’a yakın kaynaklar ve örgüte muhalif isimlere göre, mevcut Genel Sekreter Naim Kasım’ın selefinin bıraktığı boşluğu doldurmayı başardığı söylenemez. Buna karşılık örgüt içerisindeki karar merkezinde giderek daha belirgin bir dönüşüm yaşandığı, iç inisiyatif alanının daralırken, İran’dan doğrudan gelen kararların ağırlığının arttığı görülüyor.

Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım, ekrandan bir konuşmasını gerçekleştirirken (Arşiv- sosyal medyada dolaşımda)
Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım, ekrandan bir konuşmasını gerçekleştirirken (Arşiv- sosyal medyada dolaşımda)

Örgütün muhalifleri, meselenin yalnızca iki isim arasındaki karizma ve kitlesel görünürlük farkından ibaret olmadığını, aynı zamanda Nasrallah’ın örgüt içerisindeki rolünün niteliğiyle ilgili olduğunu belirtiyor. Nasrallah, siyasi, örgütsel ve askeri liderliği şahsında birleştiriyor; örgütün tabanı ile İran’daki müttefiki arasında temel bağlantı noktası işlevi görüyordu. Bugün ise örgütün daha kolektif ve kurumsal bir liderlik yapısına yöneldiği, ancak seçeneklerin ve kararların şekillendirilmesinde İran’ın daha doğrudan bir rol üstlendiği ifade ediliyor.

Hizbullah’a yakın isimler, örgütün aldığı ağır darbelere rağmen Naim Kasım liderliğinde saflarını yeniden düzenlemeyi ve bütünlüğünü korumayı başardığını savunurken, muhalifleri Nasrallah sonrası dönemin bir liderlik krizini ve seferberlik kapasitesinde gerilemeyi ortaya çıkardığını, ayrıca Kasım’ın performansı nedeniyle örgüt içerisinde bölünmelerin belirginleştiğini ileri sürüyor.

Yeni koşullara karşı yeni bir performans

Hizbullah’ın tutumuna yakından vakıf siyasi yazar Dr. Kasım Kasir, Nasrallah sonrası dönemde örgütün “uzun süren merkezi liderlik döneminin ardından, iç ve dış birçok engelle karşı karşıya kaldığını” kabul ediyor. Nasrallah’ın 1992’den 2024’e kadar yaklaşık 33 yıl boyunca örgütün yönetimini elinde tuttuğunu ve son derece zor koşullarda öldürüldüğünü belirten Kasir, “İki genel sekreterini (Nasrallah ve Haşim Safiyuddin) ve çok sayıda kadro ve liderini kaybetmesine rağmen Hizbullah, Şeyh Naim Kasım’ın liderliğinde saflarını yeniden düzenlemeyi, güvenlik ve örgütsel yapısını yeniden yapılandırmayı başardı” değerlendirmesinde bulunuyor.

Kasir, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, “Hizbullah bugün yeni zorluklarla karşı karşıya ve bu durum onu hem iç hem de dış düzeyde farklı bir yaklaşım benimsemeye itti” ifadelerini kullandı. Kasir şöyle devam etti:

“Eğer Hizbullah geçmişte önemli bir bölgesel aktör idiyse, bugün büyük ölçüde iç durumuna, Lübnan’ın güneyine ve İsrail’le mücadeleye odaklanıyor. Doğru, artık iç siyasi sahnede geçmişte olduğu kadar güçlü bir siyasi aktör değil; ancak hâlâ önemli bir siyasi güç ve iç ve dış aktörler onu Lübnan denkleminde başlıca taraflardan biri olarak görmeye devam ediyor.”

Hizbullah destekçileri, Kasım 2019’da Beyrut’un güney banliyölerindeki camilerden birinde büyük ekrandan Hasan Nasrallah’ın konuşmasını izliyor (Arşiv- AP)
Hizbullah destekçileri, Kasım 2019’da Beyrut’un güney banliyölerindeki camilerden birinde büyük ekrandan Hasan Nasrallah’ın konuşmasını izliyor (Arşiv- AP)

Nasrallah’ın sahip olduğu ve birçok kişinin Naim Kasım’da bulunmadığını düşündüğü karizma hakkındaki soruya Kasir şu cevabı veriyor:

“Şüphesiz bu karizmanın kendine özgü bir niteliği vardı. Ancak Şeyh Naim, son derece önemli bir örgütsel ve idari kişilik. Çok zor bir dönemde örgütün saflarını yeniden düzenlemeyi ve bütünlüğünü korumayı başardı. Zira örgüt, siyasi, askeri veya ‘cihatçı’ düzeyde yeni bir yaklaşımı gerektiren farklı bir dönemle karşı karşıya.”

Kayıp liderlik

Buna karşılık, Hizbullah’a muhalif Şii siyasetçi ve “Lübnanlı Demokratlar Koalisyonu” Başkanı Cad el-Ahavi, “Naim Kasım’ın şimdiye kadar Hasan Nasrallah’ın bıraktığı boşluğu doldurabildiğini söylemek zor” görüşünde.

Ahavi’ye göre mesele yalnızca karizma ile ilgili değil; Nasrallah’ın otuz yılı aşkın süre içerisinde inşa ettiği liderliğin niteliği ve örgütsel, siyasi ve askeri liderliği bir araya getirme ve Hizbullah tabanıyla iletişim kurma becerisiyle ilgili. Ahavi, Kasım’ın ise kitlelere hitap etmekten ziyade örgütsel ve ideolojik bir geçmişten geldiğini, onlarca yıl boyunca Genel Sekreter Yardımcılığı görevinde bulunduğunu ve hiçbir zaman örgütün birincil ağırlık merkezi olmadığını belirtiyor.

Ahavi Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, Kasım’ın kamuoyuna yönelik görüntülü konuşmalarının niteliğine de dikkat çekiyor. Kasım’ın ekran üzerinden konuştuğunu ancak bunun Nasrallah’ın imajının temel unsurlarından biri olan halkla doğrudan temasın yerini tutmadığını belirten Ahavi, bazı görüntülü konuşmaların “son derece kontrollü ve kurgulanmış” olduğunu, bunun da zaman zaman izleyicide “doğrudan kitlesiyle etkileşim kuran siyasi bir liderden ziyade yapay zekâyla üretilmiş bir görüntü veya karakterle karşı karşıyaymışız” izlenimi oluşturduğunu belirtiyor.

Hizbullah İran’a teşekkür ederken, Lübnan-İsrail arasındaki doğrudan müzakerelere tepki gösteriyor (Arşiv- Şarku’l Avsat)
Hizbullah İran’a teşekkür ederken, Lübnan-İsrail arasındaki doğrudan müzakerelere tepki gösteriyor (Arşiv- Şarku’l Avsat)

Ahavi şöyle devam ediyor:

“Nasrallah yalnızca bir genel sekreter değildi; örgütün tabanı açısından seferberlik, ikna ve karar alma mekanizmasının bir parçasıydı. Naim Kasım ise şimdiye kadar bu işlevlerin tamamını devralabildiğini kanıtlayamadı. Dolayısıyla mesele artık yalnızca Kasım’ın Nasrallah’ın bıraktığı boşluğu doldurup dolduramayacağı değil; Hizbullah’ın kendisinin, eski liderlik yapısının önemli bir bölümünün çökmesinin ardından benzer bir liderlik üretebilip üretemeyeceğidir.”

Kararların adresi İran

Siyasi aktivist ve Lübnan Üniversitesi’nde psikoloji profesörü Dr. Mona Fayad ise Hizbullah’ın insanları seferber etme kapasitesine dikkat çekiyor. Fayad, Naim Kasım’ın Genel Sekreterliği döneminde bu kapasitenin büyük ölçüde gerilediğini belirterek, “Örgüt, Kasım’ı destekleyenlerle ona karşı çıkanlar arasında iç bölünmeler yaşıyor. Bu durum karar alma biçimini ve mevcut dönemin yönetilmesini etkiledi” diyor.

Mona Fayad, Kasım’ın mevcut performansının “İsrail’e hizmet ettiğini” ve bu nedenle İsrail’in onu hedef almasının kendi çıkarına olmayacağını savunuyor. Fayad ayrıca örgüt içerisindeki kararların artık doğrudan İran’dan geldiğini ve Lübnan’daki karar alma alanının asgari düzeye indiğini düşünüyor.

Bu bağlamda Fayad, İran’ın Beyrut’taki büyükelçisinin görevde kalması konusunda gösterdiği “ısrara” da dikkat çekiyor. Fayad’a göre büyükelçinin rolü diplomatik faaliyetlerin ötesine geçerek, güvenlik alanındaki görevlere uzanıyor. Büyükelçiyi “istihbarat görevlisi” olarak nitelendiren Fayad, Tahran’ın yürüttüğü görevleri tamamlayabilmesi için onun görevde kalmasını istediğini ileri sürüyor.


Suriye: Bir telekomünikasyon şirketi, bilgi sızdıran 40 çalışanını işten çıkardı

Şam’dan genel görünüm (Arşiv – Reuters)
Şam’dan genel görünüm (Arşiv – Reuters)
TT

Suriye: Bir telekomünikasyon şirketi, bilgi sızdıran 40 çalışanını işten çıkardı

Şam’dan genel görünüm (Arşiv – Reuters)
Şam’dan genel görünüm (Arşiv – Reuters)

Şarku’l Avsat’ın Suriye’nin El Sevre gazetesinden aktardığına göre, adının açıklanmasını istemeyen bir kaynak, telekomünikasyon şirketi MTN’nin yaklaşık 40 çalışanını işten çıkardı. Haberde, çalışanların, abonelere ait bilgiler, kayıtlı görüşmeler ve Suriye devlet yetkililerine ait telefon numaralarını dış kuruluşlara sızdırdıklarının tespit edildiği belirtildi.

Kaynak ayrıca, işten çıkarılan çalışanların “Suriye’de güvenliği istikrarsızlaştırmak için faaliyet gösteren unsurlarla bağlantılı olduklarının tespit edildiğini” ifade etti.


Cidde’den New York’a… Sudan’daki ateşkesler neden başarısız oluyor?

Sudan konusunda gerçekleştirdikleri ilk toplantılarının ardından Beşli ve Dörtlü Mekanizma üyeleri (Afrika Birliği)
Sudan konusunda gerçekleştirdikleri ilk toplantılarının ardından Beşli ve Dörtlü Mekanizma üyeleri (Afrika Birliği)
TT

Cidde’den New York’a… Sudan’daki ateşkesler neden başarısız oluyor?

Sudan konusunda gerçekleştirdikleri ilk toplantılarının ardından Beşli ve Dörtlü Mekanizma üyeleri (Afrika Birliği)
Sudan konusunda gerçekleştirdikleri ilk toplantılarının ardından Beşli ve Dörtlü Mekanizma üyeleri (Afrika Birliği)

Sudanlı doktor S., savaşın ilk günlerinde meslektaşlarıyla birlikte mahsur kaldığı bir sağlık merkezinden çıkabilmek için ateşkes yapılmasını beklemek zorunda kaldı. Nil Caddesi’nden başlayarak Fetihab ve Halfaya köprülerinden geçen uzun bir yol kat eden S., sonunda Kober’deki ailesine ulaştı. Odasının duvarlarını kurşunların delik deşik ettiğini, kardeşlerinin ise birlikte ayrılmak üzere kendisini beklediğini anlatıyor. Aile yerinden edildi ve bugün hâlâ yerinden edilmiş durumda.

Mayıs 2023’te çatışmaların kısa süreliğine durması S.’nin hayatta kalmasını sağladı, ancak ailenin evinde kalmasına yetecek kadar uzun sürmedi. Bu kısa ateşkesten bu yana çeşitli girişimler ve anlaşmalar peş peşe geldi. Ancak en zor soru değişmedi: Arabulucular, savaşın iki tarafını uygulanacak ve sürdürülebilecek bir ateşkes konusunda nasıl bir araya getirebilir?

Afrika Birliği (AfB) ve ABD’nin eş başkanlığında, 23 Eylül’de New York’ta düzenlenen Dörtlü ve Beşli Mekanizma’nın ilk toplantısı, bu soruyu yeniden gündeme taşıdı. Toplantıya katılanlar insani ateşkes ve çatışmaların durdurulması çağrısında bulunurken, sivillerin korunması için çabaların koordine edilmesi ve herhangi bir anlaşmanın izlenmesi ile uygulanmasının doğrulanmasına yönelik hazırlık yapılması konusunda mutabık kaldı. Ancak toplantı bildirisi, ordu veya Hızlı Destek Kuvvetleri (HDK) ile herhangi bir anlaşmaya varıldığını açıklamadı ve iki tarafı bir araya getirecek müzakereler için bir tarih belirlemedi.

Savaş, milyonlarca Sudanlının yerinden edilmesine neden oldu. (AP)
Savaş, milyonlarca Sudanlının yerinden edilmesine neden oldu. (AP)

Düğüm, ateşkesin şartlarında başlıyor. Şarku’l Avsat’ın Reuters’tan aktardığına göre ordu tarafından yönetilen hükümet, 90 günlük ateşkese ilişkin ABD önerisinin maddelerinin çoğunu kabul etti ancak HDK’nin geri çekilmesinin belirli bölgelerle sınırlandırılmasını reddetti ve güçlerin kontrolünü ele geçirdiği tüm kentlerden çekilmesini talep etti. Sudan Dışişleri Bakanlığı da bu hafta, HDK’nin zor kullanarak oluşturduğu fiili duruma meşruiyet kazandıracağını düşündüğü herhangi bir müzakere sürecini reddettiğini açıkladı. Buna karşılık HDK ateşkes önerisini memnuniyetle karşıladığını duyurdu ancak bu açıklama çatışmaların durmasını sağlamadı. Taraflar bir anlaşma imzaladığında bile bunun uygulanması güvence altına alınamadı. Suudi Arabistan’ın Cidde kentinde ordu ile HDK, 11 Mayıs 2023’te Sivillerin Korunmasına İlişkin Taahhüt Bildirisi’ni, aynı ayın 20’sinde ise kısa süreli ateşkes ve insani düzenlemelere ilişkin bir anlaşmayı imzaladı.

Ancak çatışmaların durması kalıcı olmadı. Ordu, HDK’yi anlaşmayı ihlal etmekle suçlayarak haziran ayında müzakerelere katılımını askıya aldı.

Hartum’da savaşın yol açtığı yıkımın izleri (AFP)
Hartum’da savaşın yol açtığı yıkımın izleri (AFP)

Diğer girişimler de farklı engellerle karşılaştı. Afrika Boynuzu’nda barış çabalarını yürüten Hükümetler Arası Kalkınma Otoritesi (IGAD), Aralık 2023’te Orgeneral Abdulfettah el-Burhan ile Korgeneral Muhammed Hamdan Daklu’nun (Hamideti) kendi himayesinde doğrudan görüşme yapmayı kabul ettiğini açıkladı. IGAD, ocak ayında görüşmenin gerçekleştirilmesi yönündeki çağrısını yineledi ancak toplantı yapılamadı.

Manama’da 20 Ocak 2024’te, yayımlanan metne göre ordu adına Şemseddin el-Kebaşi, HDK adına ise Abdurrahim Daklu tarafından ‘Sudan Krizi İçin Kapsamlı Çözümün İlke ve Esasları Belgesi’ parafe edildi. Ancak ön anlaşmanın ardından nihai bir anlaşma veya sürdürülebilir bir müzakere süreci gelmedi. Daklu, Kebaşi’yi belgeye bağlı kalmamakla suçlarken Kebaşi, sürecin neden durduğuna ilişkin herhangi bir açıklama yapmadı.

Ağustos 2024’te ise savaşın taraflarından birinin katılmaması, İsviçre’de ateşkese yönelik doğrudan görüşmelerin yapılmasını engelledi. Bunun üzerine odak noktası, insani yardımların ulaştırılmasının kolaylaştırılması ve sivillerin korunmasına kaydı.

Chatham House araştırmacısı Rosalind Marsden, enstitü tarafından 18 Eylül 2024’te yayımlanan analizinde, İsviçre’de Ağustos 2024’te yürütülen ateşkes görüşmelerinin başarısız olmasının temel nedeninin ordu ile HDK’nin askeri zafer elde etme arayışlarını sürdürmesi olduğunu belirtti. Marsden’e göre tarafların o dönemde askeri kazanımlar elde etme beklentisini koruması, Darfur’a insani yardım ulaştırılmasında sınırlı ilerleme sağlanmasına rağmen müzakerelerin tıkanmasının başlıca nedenlerinden biriydi.

Dörtlü Mekanizma ise Eylül 2025’te üç aylık bir insani ateşkesle başlayan bir yol haritası sundu. Bu süre içinde yardımların Sudan’ın çeşitli bölgelerine ulaştırılması, ardından kalıcı ateşkes ve siyasi geçiş sürecine geçilmesi öngörüldü.

Ancak Dörtlü Mekanizma’nın yol haritası arabulucuların önerisi olarak kaldı ve savaşan taraflar arasında bir anlaşmaya dönüşmedi. ABD’nin son ateşkes önerisindeki geri çekilme konusundaki anlaşmazlık da iki tarafın yeni bir ateşkesin test edilebileceği şartlar üzerinde henüz uzlaşamadığını gösteriyor.

ABD Başkanı’nın Arap ve Afrika İşlerinden Sorumlu Danışmanı Massad Boulos (DPA)
ABD Başkanı’nın Arap ve Afrika İşlerinden Sorumlu Danışmanı Massad Boulos (DPA)

Araştırmacı Ahmed Süleyman, arabuluculuk girişimlerinin çokluğu ve bunlar arasındaki koordinasyonun zayıf olmasının, ateşkes çabalarının sivil güçlerin öncülük edeceği Sudanlı bir siyasi süreçle ilişkilendirilmesini gerektirdiğini belirtiyor.

Chatham House araştırmacısı Hubert Kinkoh ise enstitü tarafından 13 Şubat 2026’da yayımlanan analizinde, Sudan konusunda çok sayıda arabuluculuk kanalının bulunmasının yanı sıra bunlar arasında açık bir liderlik ve etkin koordinasyonun olmamasının, ordu ile HDK’nin ciddi tavizler vermekten kaçınmasına imkân sağladığını ifade ediyor.

Bu noktadan hareketle New York toplantısı, arabulucuların çabalarındaki dağınıklığın giderilmesine katkı sağlayabilir. Ancak toplantının gerçek değeri, savaşan tarafları açık bir anlaşma üzerinde uzlaştırabilmesi, anlaşmaya uyulup uyulmadığını izleyecek bir mekanizma oluşturabilmesi ve ihlallerle nasıl başa çıkılacağını belirleyebilmesi halinde ortaya çıkacak.

S., kısa süreli bir ateşkes sayesinde ailesine ulaşabildi ancak aile daha sonra evini terk etmek zorunda kaldı. Bugün yerinden edilenlerin ve mültecilerin beklediği ateşkes ise onlar için yardımların ulaştırılmasına imkân sağlayacak ve çatışmaların kalıcı olarak sona ermesinin başlangıcı olacak bir fırsat anlamına geliyor. Böylece evlerine ve yaşadıkları bölgelere dönüşün mümkün ve güvenli hale gelmesini umuyorlar.