M4 karayolunda Rus araçlarının geçişi sırasında bombalı saldırı... Video

Geçen Nisan ayında Haseke kırsalında Türk-Rus devriyesi (Savunma Bakanlığı)
Geçen Nisan ayında Haseke kırsalında Türk-Rus devriyesi (Savunma Bakanlığı)
TT

M4 karayolunda Rus araçlarının geçişi sırasında bombalı saldırı... Video

Geçen Nisan ayında Haseke kırsalında Türk-Rus devriyesi (Savunma Bakanlığı)
Geçen Nisan ayında Haseke kırsalında Türk-Rus devriyesi (Savunma Bakanlığı)

Suriye’nin kuzeybatısında Türkiye-Rusya ortak devriyesi hedef alındı
Halep-Lazkiye yolunda dün hedef alınan Türkiye’ye ait zırhlı araç (AFP)
Moskova/Raid Cabir-Ankara/Said Abdurrazık
Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) ile Rus kuvvetlerinin dün İdlib’in güneyindeki M-4 karayolunda gerçekleştirdiği 21. ortak devriye faaliyeti sırasında bombalı saldırı düzenlendi.
Suriye'nin kuzeybatısındaki Eriha şehri yakınında meydana gelen saldırıda 3 Rus askeri yaralandı.
Dün meydana gelen saldırı, Türk ve Rus kuvvetlerinin Suriye’nin kuzeyinde yürüttüğü devriyelere yönelik en ciddi saldırı oldu.
İki ülkenin daha önce gerçekleştirdiği ortak devriyeler sırasında bazı gerginlik yaşanmış ancak bunlar devriye geçtiği esnada yola yerleştirilen patlayıcı ile saldırı düzenleme seviyesine ulaşmamıştı.
Daha önceki devriye faaliyetleri sırasında, bölge halkı ve Heyetu Tahriru’ş Şam’ın (HTŞ) Rusya’nın varlığı ve onunla varılan anlaşmaları reddetmesi nedeniyle protestolar ve bazı gerginlikler yaşanmıştı.
Rusya Savunma Bakanlığı, Eriha şehri yakınlarında yol kenarına yerleştirilen bombanın Türkiye ile Rusya'nın birlikte gerçekleştirdiği ortak devriye sırasında patlatıldığını ve 3 Rus askerinin hafif yaralandığını açıkladı.
Savunma Bakanlığı, devriye görevine ara verilerek, tüm yaralıların hızla Hmeymim Askeri Üssü’ne sevk edildiğini ve burada gerekli tıbbi yardım aldığı bilgisini de verdi.
Açıklamada, Türk askerleri arasında da yaralılar olduğu ifade edilirken, sayıları veya durumları hakkında bilgi verilmedi.
Türkiye ve Rusya, Moskova mutabakatı kapsamında 15 Mart’tan bu yana dün 21. birleşik devriyeyi gerçekleştirmişti.

Moskova hava saldırılarıyla karşılık verdi
Rusya’ya ait savaş uçakları, bombalama olayının ardından Lazkiye’nin kuzey kırsalındaki Cebel Ekrad bölgesinde yer alan Kabana tepelerine hava saldırıları düzenlerken, rejim güçleri de aynı bölgeleri füzeler ile hedef aldı.
Bu arada, saldırıyı gerçekleştiren tarafa ilişkin farklı görüşler ortaya atıldı.
Rejim medyası, İdlib’deki muhalif grupları sorumlu tutmakta acele ederek, Rusya ve Türkiye’nin İdlib’de faaliyet gösteren silahlı grupların saldırı ile bağlantılı olup olmadığını belirleyeceğini vurguladı.
Bu saldırı, Rusya’nın son dönemde ‘İdlib'deki silahlı grupların gerilimi tırmandırdığı’ konusundaki uyarısı bakımından özel bir önem taşıyor. Çünkü saldırıda sorumlulukları olduğunun teyit edilmesi, Rusya’nın Türkiye’nin başından beri karşı çıktığı şekilde İdlib’de askeri bir operasyon başlatmasına neden olabilir.
Rusya'nın Suriye'deki Tarafları Uzlaştırma Merkezi Başkanı Aleksandr Şerbitskiy, iki gün önce yaptığı bir açıklamada, İdlib’deki grupların Rusya’nın Hmeymim Hava Üssü’ne silahlı insansız hava araçlarıyla (SİHA) saldırı girişiminde bulunduğunu ve Rus hava savunma sistemlerinin SİHA’ları tespit edip düşürdüğünü bildirdi.
Şerbitskiy, “İdlib Gerginliği Azaltma Bölgesi’ndeki yasadışı silahlı gruplar, Hmeymim Hava Üssü’ne SİHA’larla saldırı düzenleme girişimlerine devam ediyor” dedi.
Rusya Savunma Bakanlığı, geçtiğimiz hafta, İdlib’deki radikal grupların bir saldırıya hazırlanmak üzere kimyasal maddelerin bulunduğu paketleri bölgeye naklettiğine ilişkin bilgilere ulaştıklarını iddia etti.
Savunma Bakanlığı üç gün önce de, İdlib’deki iki grubun Suriye ordusunun mevzilerine saldırdığını ve saldırının rejim güçleri tarafından püskürtüldüğünü açıkladı.
Açıklamada, yaklaşık 250 kişilik iki yasadışı silahlı grubun, İdlib'deki Suriye ordusu mevzilerine saldırı düzenlediği ve saldırının püskürtüldüğü bilgisi yer aldı.
Bu esnada, Türk ordusu ise İdlib’deki Gerginliğin Azaltılması Bölgesi’ne askeri takviye yapmaya devam etti.
Keferlusin'den Suriye'ye giren 350 araçlık konvoy, Türkiye’ye ait gözlem noktalarına yöneldi.
Diğer yandan, Bab el-Hava Sınır Kapısı yönetimi, ticari trafik ve insani yardım kamyonları istisna tutularak, Türkiye ile geçişlerin bir hafta süresince kapatıldığını açıkladı.



Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam, devletin ülkenin güneyine geri döneceğine söz verdi

Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam, ülkenin güneyindeki Keferşuba sakinleri tarafından çiçek ve pirinç yağmuru eşliğinde böyle karşılandı (Şarku’l Avsat)
Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam, ülkenin güneyindeki Keferşuba sakinleri tarafından çiçek ve pirinç yağmuru eşliğinde böyle karşılandı (Şarku’l Avsat)
TT

Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam, devletin ülkenin güneyine geri döneceğine söz verdi

Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam, ülkenin güneyindeki Keferşuba sakinleri tarafından çiçek ve pirinç yağmuru eşliğinde böyle karşılandı (Şarku’l Avsat)
Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam, ülkenin güneyindeki Keferşuba sakinleri tarafından çiçek ve pirinç yağmuru eşliğinde böyle karşılandı (Şarku’l Avsat)

Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam, halk ve siyasi partiler tarafından sıcak bir şekilde karşılanan iki günlük bölge gezisi sırasında, İsrail sınırındaki köylerdeki altyapının ‘birkaç hafta içinde’ yeniden inşa edilmesi ve güneydeki devlet otoritesinin yeniden tesis edilmesi için çalışacağına söz verdi.

Başbakan Selam şunları söyledi:

“Bu bölgenin devlete geri dönmesini istiyoruz ve ordunun güneyde sorumluluklarını yerine getirmeye devam etmesinden memnunuz. Ancak egemenlik sadece orduyla değil, aynı zamanda hukuk ve kurumlarla, halka sosyal koruma ve hizmetlerin sağlanmasıyla da tesis edilir.”

Bu ziyaret, Hizbullah ile Başbakan arasındaki siyasi farklılıkların önemli ölçüde aşıldığını gösterdi, zira Başbakan, birden fazla durakta Hizbullah, Emel Hareketi, Değişim bloğundan diğer milletvekilleri ve hatta etkinliklere katılan Hizbullah muhalifleri tarafından karşılandı.

Öte yandan Kuveyt Dışişleri Bakanlığı'nın Güvenlik Konseyi'nin VII. Bölüm Kapsamındaki Kararlarının Uygulanması Komitesi, terör listesine Lübnan’daki sekiz hastaneyi ekledi. Bu hastanelerin en az dördü Hizbullah tarafından işletiliyor.

Lübnan Sağlık Bakanlığı, ‘bu konuda Kuveytli yetkililerden herhangi bir inceleme veya bildirim almadığını’ açıklarken ‘konuyu açıklığa kavuşturmak, karışıklığı önlemek için doğru bilgileri sunmak ve Lübnan sağlık sistemini korumak için gerekli temasları kuracağını’ bildirdi.


İran'ın pazarlık hamleleri, Gazze anlaşmasının durgun sularını hareketlendiriyor

Filistinli çocuklar, Gazze Şeridi'nin merkezindeki Bureyc mülteci kampında bir çukurun yanında duruyor (AFP)
Filistinli çocuklar, Gazze Şeridi'nin merkezindeki Bureyc mülteci kampında bir çukurun yanında duruyor (AFP)
TT

İran'ın pazarlık hamleleri, Gazze anlaşmasının durgun sularını hareketlendiriyor

Filistinli çocuklar, Gazze Şeridi'nin merkezindeki Bureyc mülteci kampında bir çukurun yanında duruyor (AFP)
Filistinli çocuklar, Gazze Şeridi'nin merkezindeki Bureyc mülteci kampında bir çukurun yanında duruyor (AFP)

İran ile yaşanan gerilimler ve Gazze ateşkes anlaşmasındaki çıkmaz ortamında, ABD Başkanı Donald Trump ile İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu arasında, önümüzdeki çarşamba gününe ertelenen ve büyük bir merakla beklenen bir görüşme planlanıyor.

Şarku’l Avsat’a konuşan uzmanlar, yapılması planlanan görüşmenin, Gazze ateşkes anlaşmasındaki çıkmazın aşılması karşılığında İran'a yönelik baskının artırılması konusunda pazarlık içerebileceği ihtimalini göz ardı etmiyorlar.

Amerikan haber sitesi Axios'a göre 19 Şubat'ta yapılması planlanan ve ikinci aşamayı ilerletmesi beklenen Gazze "Barış Konseyi" toplantısı öncesinde, Netanyahu'nun ofisi, İran ile müzakereleri görüşmek üzere çarşamba günü Washington'da Trump ile bir araya gelmesinin beklendiğini belirtti. Açıklamada ayrıca, "İran ile yapılacak herhangi bir müzakerenin, balistik füzelerin sınırlandırılmasını ve bölgedeki İran'ın vekillerine verilen desteğin durdurulmasını içermesi gerektiğine inanılıyor" denildi.

Çarşamba günü yapılacak görüşme, ABD Başkanı Trump'ın Ocak 2025'te göreve dönmesinden bu yana Netanyahu ve Trump arasında gerçekleşecek yedinci görüşme olacak.

Mısır Dışişleri Konseyi üyesi ve eski Dışişleri Bakan Yardımcısı Büyükelçi Rakha Ahmed Hassan, Netanyahu'nun "Barış Konseyi" toplantısından önce Washington'a yaptığı ziyaretin zamanlamasının, "özellikle İran ve Gazze konularında, Washington ve Tel Aviv arasında çoğu noktada varılan anlaşma çerçevesinde" pozisyonların koordinasyonunu yansıttığına inanıyor.

Hassan, özellikle Washington'un "İran'a yapılacak bir saldırının kendi çıkarlarına daha büyük zarar vereceğinin farkına vardığı ve bunun Netanyahu için kabul edilemez göründüğü" göz önüne alındığında, iki konunun geleceğiyle ilgili "uzlaşma" olasılığına işaret etti.  

Filistinli siyasi analist Ayman al-Raqab, "uzlaşmanın mümkün olduğunu" ve Trump'ın "İran ve Gazze'nin birbirine bağlı meseleleri konusunda bir koordinasyon sağlamak isteyebileceğini ve birçok Amerikalı elçiyle, en son Steve Wittkoff ile görüşen ve başta uluslararası istikrar gücü, Hamas'ın silahsızlandırılması, yeniden yapılanma ve İsrail'in çekilmesi olmak üzere çetrefilli konuları ele alan Netanyahu ile meseleleri sonuçlandırmak isteyebileceğini" değerlendiriyor.

Gazze Şeridi'nin merkezindeki Nuseyrat mülteci kampında yıkılmış evler (AFP)Gazze Şeridi'nin merkezindeki Nuseyrat mülteci kampında yıkılmış evler (AFP)

Mısır Dışişleri Bakanı Bedr Abdulati ise dün Yunanistan Dışişleri Bakanı Giorgos Gerapetritis ile yaptığı telefon görüşmesinde, "ABD başkanının planının ikinci aşamasının gereklerini yerine getirmek için çalışmanın gerekliliğini" vurgulayarak, "Mısır'ın Barış Konseyi'ne desteğini" belirtti.

Abdulati, "Mısır'ın Gazze Şeridi Yönetimi Ulusal Komitesi'nin çalışmalarına tam desteğini" yineleyerek, bunun nüfusun günlük işlerini yönetmeyi amaçlayan ve Filistin Yönetimi'nin Şeritteki tüm sorumluluklarını yeniden üstlenmesinin yolunu açan geçici bir çerçeve olduğunu ifade etti.

Mısır Dışişleri Bakanı, "ateşkesi izlemek, Gazze Şeridi'ne insani yardım ve kurtarma desteği sağlamaya devam etmek ve erken toparlanma ile yeniden yapılanmanın yolunu açmak için uluslararası bir istikrar gücünün konuşlandırılmasının acil gerekliliğini" vurguladı.

Hassan, "Mısır, Gazze anlaşmasının tam olarak uygulanmasına bağlıdır ve gerek Barış Konseyi ve ona katılımı yoluyla gerekse uluslararası ortaklarla yapılan görüşmeler ve toplantılar yoluyla bu sürecin tamamlanmasını desteklemek için her cephede çalışmaktadır" dedi. Al-Raqab, Gazze anlaşmasının kalan konularının "barış sürecinin ilerlemesi için son derece önemli" olduğunu belirterek, İsrail'in "anlaşmada ilerlemenin önüne çok sayıda engel koyduğunu ve Trump ile Netanyahu arasındaki görüşmenin bu konuda çok önemli olacağını" ifade etti.


Meşal: Hamas silahlarını bırakmayacak ve Gazze’de yabancı yönetimi kabul etmeyecek

Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
TT

Meşal: Hamas silahlarını bırakmayacak ve Gazze’de yabancı yönetimi kabul etmeyecek

Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)

Hamas liderlerinden Halid Meşal bugün yaptığı açıklamada, Hamas’ın silahlarını bırakmayacağını ve Gazze Şeridi’nde ‘yabancı bir yönetimi’ kabul etmeyeceğini söyledi. Açıklama, ateşkes anlaşmasının, Hamas’ın silahsızlandırılmasını ve Gazze Şeridi’nin yönetimi için uluslararası bir komite kurulmasını öngören ikinci aşamasının başlamasının ardından geldi.

Hamas’ın yurt dışı sorumlusu ve eski Siyasi Büro Başkanı Meşal, 17. El Cezire Forumu’nda yaptığı konuşmada, “Direnişi, direnişin silahını ve direnişi gerçekleştirenleri suç saymak kabul edilemez” dedi.

Şarku’l Avsat’ın AFP’den aktardığına göre Meşal, “İşgal olduğu sürece direniş vardır. Direniş, işgal altındaki halkların bir hakkıdır; uluslararası hukukun, semavi dinlerin ve milletlerin hafızasının bir parçasıdır ve onunla gurur duyulur” ifadelerini kullandı.

İsrail ile Hamas arasında varılan ateşkes anlaşması, yıkıcı bir savaşın ardından, 10 Ekim’de yürürlüğe girdi. Anlaşma, Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi tarafından da desteklenen bir ABD planına dayanıyor.

Anlaşmanın ilk aşaması, 7 Ekim 2023’ten bu yana Gazze Şeridi’nde tutulan rehineler ile İsrail hapishanelerindeki Filistinli mahkûmların takasını, çatışmaların durdurulmasını, İsrail’in Filistin topraklarındaki yerleşim alanlarından çekilmesini ve Gazze Şeridi’ne insani yardımların girişini öngörüyordu.

İkinci aşama ise 26 Ocak’ta Gazze Şeridi’nde son İsrailli rehinenin cansız bedeninin bulunmasının ardından başladı. Bu aşama, Hamas’ın silahsızlandırılmasını, Gazze Şeridi’nin yaklaşık yarısını kontrol eden İsrail ordusunun kademeli olarak çekilmesini ve Gazze’nin güvenliğinin sağlanmasına ve Filistinli polis birimlerinin eğitilmesine yardımcı olmayı amaçlayan uluslararası bir istikrar gücünün konuşlandırılmasını içeriyor.

Plan kapsamında, Gazze Şeridi’nin yönetimini denetlemek üzere ABD Başkanı Donald Trump’ın başkanlığında, çeşitli ülkelerden isimlerin yer aldığı Barış Konseyi oluşturuldu. Ayrıca, Gazze Şeridi’nin günlük işlerini yürütmek üzere Filistinli teknokratlardan oluşan bir komitenin kurulması öngörüldü.

Meşal, Barış Konseyi’ne Gazze Şeridi’nin yeniden inşasını ve yaklaşık 2 milyon 200 bin nüfuslu bölgeye insani yardımların akışını mümkün kılacak ‘dengeli bir yaklaşım’ benimseme çağrısında bulundu. Meşal, aynı zamanda Hamas’ın Filistin topraklarında herhangi bir yabancı yönetimi kabul etmeyeceğini yineledi.

Meşal sözlerini şöyle sürdürdü: “Ulusal sabitelerimize bağlıyız; vesayet mantığını, dış müdahaleyi ve manda yönetimini kabul etmiyoruz… Filistinlileri Filistinliler yönetir. Gazze, Gazze halkınındır; Filistin, Filistinlilerindir. Yabancı bir yönetimi kabul etmeyeceğiz.”

Meşal’e göre bu sorumluluk yalnızca Hamas’a değil, ‘tüm canlı unsurlarıyla Filistin halkının liderliğine’ aittir.

İsrail ve ABD, Hamas’ın silahsızlandırılması ve Gazze Şeridi’nin askerden arındırılmış bir bölge haline getirilmesi talebini sürdürüyor. Hamas ise silahlarını gelecekte kurulabilecek bir Filistin yönetimine devretme ihtimalinden söz ediyor.

İsrailli yetkililer, Hamas’ın Gazze Şeridi’nde yaklaşık 20 bin savaşçıya sahip olduğunu ve hareketin elinde yaklaşık 60 bin kalaşnikof tüfek bulunduğunu öne sürüyor.

Ateşkes anlaşmasında öngörülen uluslararası gücü hangi ülkelerin oluşturacağı ise henüz netlik kazanmış değil.