Hizbullah, İsrail ile kapsamlı bir çatışmaya başvurur mu?

Hizbullah, İsrail ile kapsamlı bir çatışmaya başvurur mu?
TT

Hizbullah, İsrail ile kapsamlı bir çatışmaya başvurur mu?

Hizbullah, İsrail ile kapsamlı bir çatışmaya başvurur mu?

Tarık Fehmi
Hizbullah ve İsrail arasında çekişmenin başlaması ve saatler içinde iki tarafın durumu kontrol altına alması garip bir durum değil. İsrail tarafının anlatımına göre, İsrail ordusu 4 kişiden oluşan bir Hizbullah hücresinin Şebaa Çiftlikleri bölgesindeki Cebel Rus’a sızma girişimini engelledi.
Her iki tarafın da çekişmeyi başlatan taraf olduğuna itiraz etmesine rağmen, konuyla ilgili analizler, İsrail ordusunun muhtemel bir çatışma için alarm halinde olduğuna ve son dönemde popülaritesi iyice düşen İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun bu olaydan faydalanmaya çalışacağına işaret ediyor. Nitekim İsrail’de yeni tip koronavirüs (Kovid-19) nedeniyle ekonomideki durumların kötüye gitmesi üzerine binlerce vatandaş son günlerde Netanyahu’nun görevden alınması talebiyle gösteriler düzenliyor.
Diğer taraftan Hizbullah da Lübnan’daki kötü ekonomik koşulların gölgesinde yapısal krizlerden payını alıyor. Netanyahu, Hizbullah’ın muhtemel bir misillemesine karşı Lübnan’ı sorumlu tutacağını ve bu nedenle bedel ödeyebileceğini söyledi.

Önemli işaretler
Eldeki tüm veriler Hizbullah’ın gerçek anlamda bir savaşa kalkışmayacağına işaret ediyor. Hatta bunun da ötesinde mevcut statükoyu ve İsrail ile anlaştığı angajman kurallarını koruyacağını gösteriyor. Netanyahu ise mevcut koşullar altında Hizbullah cephesini kızıştırma gibi bir kumar oynama lüksüne sahip değil. Böyle bir çatışmanın patlak vermesi halinde Netanyahu için olumsuz sonuçları olabilir. Diğer taraftan İsrail’deki hükümet koalisyonu da Netanyahu’nun askeri seçeneğine yeşil ışık yakmıyor aksi takdirde bu seçenek koalisyonun dağılmasıyla sonuçlanabilir.
Buna karşılık Hizbullah tarafı da Lübnan’ın hassasiyetlerini korumasının kendisi için ne kadar önemli olduğunun farkında. Bu hassasiyetleri gözetmemesi halinde de Suriye’de kalmaya devam etme durumunu gözden geçirmek zorunda kalacağını biliyor. Lübnan’daki ekonomik durum giderek kötüleşiyor. Hizbullah’ın halihazırda ihtiyaç duyduğu en son şey İsrail ile savaşmaktır.

Caydırma denklemi
İsrail’deki yaygın kanaate göre, kısa vadede gerçek manada bir çatışmanın patlak vermesi veya Hizbullah’ın daha önce iki taraf arasında imzalanan caydırma denklemini -İsrail’in Suriye’deki İran ve Hizbullah mevzilerine düzenlediği hava saldırılarına rağmen- ihlal etmesi beklenmiyor. Zira bu iki tarafın da çıkarlarına uygun.
Hizbullah Genel Sekreteri Hasan Nasrallah, daha önceki açıklamasında İsrail’in Suriye’deki hava saldırılarında herhangi bir Hizbullah üyesinin ölmesi halinde misilleme yapma sözü vermişti. Ancak İsrail’in Şam’da düzenlediği saldırılarda Hizbullah’ın saha komutanlarından Ali Kamil Muhsin'in ölümü sonrası gözler Hizbullah tarafına çevrildi. Hizbullah, misilleme yapma kararını sırf ‘misilleme yapmış olmak için’ almamalı. Bilakis kapsamlı stratejik bir vizyonu ve özel birtakım değerlendirmeleri hesaba katmalıdır.

Yaklaşım biçimleri
İsrail hükümetinin önümüzdeki süreçte Hizbullah’a yaklaşımında iki yol izlemesi bekleniyor. Birinci yol olarak İsrail, İran ve Hizbullah ile iyi ilişkilere sahip olan Rusya üzerinden stratejik dengeleri koruma ve çatışma seçeneğine başvurmaktan kaçınma mesajı verebilir. Özellikle İsrail’deki siyasi söylem ve medya şunu gösteriyor: İsrail uzun bir süredir Suriye’deki hava saldırıları sırasında Hizbullah üyelerini hedef almaktan kaçınmaya çalışıyor. Nitekim İsrail’in Eylül 2019’dan bu yana Suriye’de düzenlediği onlarca hava saldırılarında hiçbir Hizbullah unsurunun ölmemesi bu gözlemi destekliyor.
İkinci yol ise İsrail ordusunun, Lübnan ile olan Kuzey sınırındaki askeri alarm seviyesini üst seviyeye çıkarması ve sınıra askeri takviye göndermesidir. Bu bağlamda İsrail ordusunun Lübnan sınırında yapılması kararlaştırılan geniş kapsamlı deniz tatbikatını iptal etmesine dikkat çekmek gerekir.
İsrail bundan sonraki süreçte muhtemelen kendini en kötü senaryoya hazırlayarak, ülkenin batısından Golan Tepeleri’ne uzanan Kuzey sınırında her türlü zamanlamaya karşı askeri teyakkuzu üst seviyede tutmaya çalışacak. Dolayısıyla İsrail, hangi yaklaşımı benimserse benimsesin, Lübnan’daki siyasi ve ekonomik durum nedeniyle Hizbullah’ın kafa karışıklığı yaşadığını ve iyi bir durumda olmaması gerçeğine dayanan stratejiye odaklanacak.
Lübnan’daki koronavirüs krizinin Hizbullah üzerindeki baskıyı artırmasını göz önüne alan İsrail, şu iki ihtimali değerlendiriyor: Hizbullah -misilleme hakkının önümüzdeki süreçte saklı olduğunu ilan etmiş olsa bile- ya mevcut durumda misilleme yapma fikrini erteleyecek ya da İsrail’i karşı misilleme yapmak zorunda bırakmayacak şekilde bir yanıt verecek.

Hizbullah’a karşılık verme
Hizbullah’ın Suriye’de bir üyesinin öldüğünü duyurması, İsrail’e misilleme yapacağı anlamına geliyor. Hizbullah Genel Sekreteri Hasan Nasrallah, Suriye’deki İsrail hava saldırılarında örgüt üyelerinden birinin ölmesi halinde misillemenin olacağını açıklamıştı.

Peki, Hizbullah’ın bu misillemeyi yapması halinde İsrail tarafının karşılık verme ihtimali var mı? İsrail Genelkurmay Başkanı Aviv Kochavi, seleflerinden farklı olarak Hizbullah’ın saldırılarına yanıt vermekten kaçınmayı asla kabul etmemesiyle biliniyor. Nitekim Kochavi, son aylarda iki tarafın karşılıklı kara, deniz ve hava ihlalleri sonrasında Lübnan-İsrail sınırında gerilimi tırmandırmıştı.

Muhtemel senaryolar
Hizbullah, kendisini ciddi bir baskı altında hissettiği bu dönemde, bir taraftan Lübnan ve dışındaki imajını korumak diğer taraftan mensuplarına moral mesajı vermek adına İsrail’e karşı sembolik bir misilleme yapmakla yetinebilir. Bu, mevcut koşullarda en muhtemel senaryo olarak görülüyor.
İkinci senaryo ise Hizbullah’ın gerçek bir askeri saldırı düzenlemesidir. Ancak bunun tıpkı Eylül 2019’daki saldırı gibi İsrail tarafında can kaybı veya askeri zayiat verilmeden yapılması gerekir. Nitekim Hizbullah Eylül 2019’da İsrail’in Lübnan sınırına yakın noktada bulunan Avivim bölgesinde, İsrail ordusunu kornet füzeleriyle vurduğunu duyurmuştu. Ancak bu saldırıda İsrail tarafında ölen veya yaralanan olmamıştı.
Üçüncü senaryo olarak Hizbullah, stratejik saldırı yerine Şebaa Çiftlikleri bölgesinde taktiksel bir saldırı seçebilir. Hizbullah 2002’de söz konusu bölgeye katyuşa ve anti tank füzeleriyle saldırmıştı. Ancak kapsamlı bir savaştan kaçınan Hizbullah’ın bu seçeneğe başvurması uzak bir ihtimal olarak görülüyor. Ayrıca İsrail de böyle bir saldırıyı angajman kurallarının ihlali olarak değerlendirebilir.
Bu çerçevede dördüncü bir senaryodan söz edilebilir. Bu senaryoya göre, Hizbullah angajman kurallarını değiştirerek ‘Suriye Cephesi’nden İsrail’e saldırabilir. Örgüt daha önce Suriye’den saldırı düzenlememişti. İran, 2018’de Suriye’den İsrail’e füze fırlatmıştı. İran, bu saldırıyı Suriye’deki T-4 Hava Üssü’nden havalandırdığı insansız silahlı hava aracını İsrail’e doğru göndererek düzenlemişti. Ancak bu senaryo çatışmanın seyrini tümüyle değiştirebilir.

İran’ın rolü
Lübnan-İsrail sınırında son yaşanan güvenlik sorunun İran’ın talimatları doğrultusunda gerçekleşmiş olması ihtimal dahilinde. İran, bu talimatı, son olarak İran’daki Natanz nükleer tesisini vuran siber saldırılar nedeniyle vermiş olabilir. Zira bu saldırılar hem İran dini lideri Ali Hamaney’i hem de İran halkının uluslararası kamuoyu önünde zor duruma sokmuştu. Hamaney’in öldürülen İranlı General Kasım Süleymani için verdiği misilleme sözüne şu ana kadar sadık kalmaması da Tahran’ın böyle bir talimat vermesi ihtimalini güçlendiriyor.
İsrail Genelkurmay Başkanı Aviv Kochavi, İran’a yönelik siber saldırıların bir ön mesaj niteliğinde olduğunu belirterek, İsrail’in bu saldırılarda rol aldığının sinyalini verdi. Kochavi, İsrail’in farklı askeri araçları kullanmaya devam edeceğini de sözlerine ekledi. İsrail'in eski Askeri İstihbarat Başkanı Amos Yadlin, İran’ın İsrail'de su altyapı sistemini hedef alan ve büyük zararlar vermekte başarısız olan siber saldırısının, İsrail’in Suriye’deki İranlı güçlere düzenlediği hava saldırılarına misilleme olarak yapıldığını ifade etmişti. Tahran, ayrıca söz konusu siber saldırısını daha önce İran’ın Bender Abbas Limanı’na gerçekleştirilen siber saldırısına karşılık olarak verdi.
Hizbullah, İran’ın bölgedeki vekilleri arasında gösteriliyor. Tıpkı Hamas, İslami Cihad, Haşdi Şabi ve Husi örgütü gibi. Ancak İran ile müttefiklik yükünü tek başına yüklenen bir vekil değil. Ayrıca İsrail de Arap-İsrail ilişkileri ve resmi olmayan ilişkilerin başlamasının, kendisini çatışmalara girmekten alıkoyduğunun farkında.
İran’ın siyasi ve stratejik denklemde İsrail-İran mücadelesinde tek başına olmadığı şüphe götürmez bir gerçek. Zira bu denklemde bir de İran’ın bölgedeki vekilleri bulunuyor.
Tahran’ın açık bir askeri çarpışmaya girmek istemediği doğru fakat İsrail’in pozisyonu göz önüne alındığında İran’ın nabız yoklama girişimlerinden geri durmadığı görülebilir. Sözgelimi İran, gönderdiği mesajlarla, karşılıklı caydırma dengesi oluşturma arzusunu ve bölgede gerilimi tırmandıracak alternatif araçlara sahip olduğunu gösteriyor. İsrail ise buna karşılık olarak 2006’da Lübnan Savaşı sırasında Lübnan altyapısına zarar vermekten kaçındığı dönemin sona erdiğini ve İsrail’in hayati hedeflerine verilecek zararın bedelini Lübnan Devleti’nin ödeyeceğini belirtiyor.

Uzun lafın kısası
İsrail’in Hizbullah’ın misilleme ihtimaline karşı attığı adımlar bir kenara bırakılırsa, Hizbullah ve İsrail halihazırda tümüyle bir çatışmanın içine girmek istemiyor. Bu bağlamda Nasrallah’ın ‘direniş ekseni, daha sonra beyan edeceği sebeplerden ötürü İsrail’in Suriye’deki operasyonlarına karşılık vermekten kaçınıyor’ ifadesini hatırlatmakta fayda var.
Nasrallah ayrıca Hizbullah’ın İsrail operasyonlarına nihai bir şekilde misilleme yapmayı seçtiğini ifade etmişti. Dolayısıyla Hizbullah, Lübnan haricinde Batı Şeria, Gazze ve Suriye’de bu misillemeyi gerçekleştirebilir. Çeşitli stratejik değerlendirmeler, ABD Başkanlık Seçimlerinden önce İsrail’e yönelik kuzey sınırından (Suriye-Lübnan) savaş açılması ihtimalini dışarda bırakmıyor.
*Bu makale Şarku’l Avsat tarafından Independent Arabia’dan çevrilmiştir.
 



Meşal: Hamas silahlarını bırakmayacak ve Gazze’de yabancı yönetimi kabul etmeyecek

Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
TT

Meşal: Hamas silahlarını bırakmayacak ve Gazze’de yabancı yönetimi kabul etmeyecek

Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)

Hamas liderlerinden Halid Meşal bugün yaptığı açıklamada, Hamas’ın silahlarını bırakmayacağını ve Gazze Şeridi’nde ‘yabancı bir yönetimi’ kabul etmeyeceğini söyledi. Açıklama, ateşkes anlaşmasının, Hamas’ın silahsızlandırılmasını ve Gazze Şeridi’nin yönetimi için uluslararası bir komite kurulmasını öngören ikinci aşamasının başlamasının ardından geldi.

Hamas’ın yurt dışı sorumlusu ve eski Siyasi Büro Başkanı Meşal, 17. El Cezire Forumu’nda yaptığı konuşmada, “Direnişi, direnişin silahını ve direnişi gerçekleştirenleri suç saymak kabul edilemez” dedi.

Şarku’l Avsat’ın AFP’den aktardığına göre Meşal, “İşgal olduğu sürece direniş vardır. Direniş, işgal altındaki halkların bir hakkıdır; uluslararası hukukun, semavi dinlerin ve milletlerin hafızasının bir parçasıdır ve onunla gurur duyulur” ifadelerini kullandı.

İsrail ile Hamas arasında varılan ateşkes anlaşması, yıkıcı bir savaşın ardından, 10 Ekim’de yürürlüğe girdi. Anlaşma, Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi tarafından da desteklenen bir ABD planına dayanıyor.

Anlaşmanın ilk aşaması, 7 Ekim 2023’ten bu yana Gazze Şeridi’nde tutulan rehineler ile İsrail hapishanelerindeki Filistinli mahkûmların takasını, çatışmaların durdurulmasını, İsrail’in Filistin topraklarındaki yerleşim alanlarından çekilmesini ve Gazze Şeridi’ne insani yardımların girişini öngörüyordu.

İkinci aşama ise 26 Ocak’ta Gazze Şeridi’nde son İsrailli rehinenin cansız bedeninin bulunmasının ardından başladı. Bu aşama, Hamas’ın silahsızlandırılmasını, Gazze Şeridi’nin yaklaşık yarısını kontrol eden İsrail ordusunun kademeli olarak çekilmesini ve Gazze’nin güvenliğinin sağlanmasına ve Filistinli polis birimlerinin eğitilmesine yardımcı olmayı amaçlayan uluslararası bir istikrar gücünün konuşlandırılmasını içeriyor.

Plan kapsamında, Gazze Şeridi’nin yönetimini denetlemek üzere ABD Başkanı Donald Trump’ın başkanlığında, çeşitli ülkelerden isimlerin yer aldığı Barış Konseyi oluşturuldu. Ayrıca, Gazze Şeridi’nin günlük işlerini yürütmek üzere Filistinli teknokratlardan oluşan bir komitenin kurulması öngörüldü.

Meşal, Barış Konseyi’ne Gazze Şeridi’nin yeniden inşasını ve yaklaşık 2 milyon 200 bin nüfuslu bölgeye insani yardımların akışını mümkün kılacak ‘dengeli bir yaklaşım’ benimseme çağrısında bulundu. Meşal, aynı zamanda Hamas’ın Filistin topraklarında herhangi bir yabancı yönetimi kabul etmeyeceğini yineledi.

Meşal sözlerini şöyle sürdürdü: “Ulusal sabitelerimize bağlıyız; vesayet mantığını, dış müdahaleyi ve manda yönetimini kabul etmiyoruz… Filistinlileri Filistinliler yönetir. Gazze, Gazze halkınındır; Filistin, Filistinlilerindir. Yabancı bir yönetimi kabul etmeyeceğiz.”

Meşal’e göre bu sorumluluk yalnızca Hamas’a değil, ‘tüm canlı unsurlarıyla Filistin halkının liderliğine’ aittir.

İsrail ve ABD, Hamas’ın silahsızlandırılması ve Gazze Şeridi’nin askerden arındırılmış bir bölge haline getirilmesi talebini sürdürüyor. Hamas ise silahlarını gelecekte kurulabilecek bir Filistin yönetimine devretme ihtimalinden söz ediyor.

İsrailli yetkililer, Hamas’ın Gazze Şeridi’nde yaklaşık 20 bin savaşçıya sahip olduğunu ve hareketin elinde yaklaşık 60 bin kalaşnikof tüfek bulunduğunu öne sürüyor.

Ateşkes anlaşmasında öngörülen uluslararası gücü hangi ülkelerin oluşturacağı ise henüz netlik kazanmış değil.


Libya’da Yüksek Yargı Konseyi, Anayasa Mahkemesi kararlarına karşı muhalefetini artırıyor

BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
TT

Libya’da Yüksek Yargı Konseyi, Anayasa Mahkemesi kararlarına karşı muhalefetini artırıyor

BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)

Libya Yüksek Yargı Konseyi, Trablus'taki Yüksek Mahkeme Anayasa Dairesi'nin kararlarına karşı tavrını katılaştırarak, ‘yargıyı siyasallaştırma girişimlerine’ karşı sert bir uyarıda bulundu. Konsey, ‘bu hassas aşamada yargıya müdahale etme’ konusunda sert bir uyarıda bulundu. Ülke, yargıya da neredeyse ulaşan kronik siyasi ve askeri bölünmelerden mustarip durumda.

Yüksek Yargı Konseyi’nin bu tutumu, Anayasa Mahkemesi'nin Temsilciler Meclisi tarafından çıkarılan ve Yargı Sistemi Kanunu'nda değişiklikler içeren iki kanunu geçersiz kılma kararının ardından daha da belirginleşti. Bu durum, mevcut Yargı Yüksek Konseyi’nin kurulduğu anayasal dayanağın ortadan kalktığı ve bu kanundan kaynaklanan statüsünü kaybettiği anlamına geliyor. Dolayısıyla, önceki hükümlere uygun olarak yeniden oluşturulması gerekiyor.

Yüksek Yargı Konseyi tarafından cuma akşamı yapılan açıklamada ‘anayasal çevreden’ doğrudan bahsedilmeden yargı alanında yaşananlara, özellikle de bazılarının, kurumu zararlı bir kurum ile değiştirmek için anayasal olarak ilgili olduğunu düşündükleri araçları kullanarak yargının birliğini ve bağımsızlığını zayıflatma girişimlerine ilişkin duyulan üzüntü ifade edildi.

Konsey, bu kişilerin amacının, diğer tüm yetkileri elinden almak suretiyle, yalnızca siyasi ve dar bir kişisel çıkar olarak nitelendirilebilecek hedefleri gerçekleştirmek olduğunu değerlendirdi.

Yargının birliğini korumak, sorumlu davranmak ve ülkenin yararına hizmet etmek için, sonuçsuz kalacak bir fiili durum dayatmaya çalışanların devam eden uzlaşmaz tavırları karşısında bir süre en yüksek disiplin seviyesini uyguladığını da ekleyen Konsey, ülkenin tarihinde hassas ve tehlikeli bir dönemde, birliğin her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyulduğu bir zamanda yargıya müdahale etme girişimlerine işaret etti.

fdbfb
Libya Temsilciler Meclisi'nin önceki bir oturumundan bir kare (Libya Temsilciler Meclisi)

Bu gerginlik, Temsilciler Meclisi ile (yargı otoritesini oluşturan üç sütundan biri olan) Devlet Konseyi arasındaki hukuki ve siyasi çatışmanın bir parçası olarak görülüyor. Bu çatışma, siyaset koridorlarından yargının kalbine taşınırken Temsilciler Meclisi, bazı yasal değişikliklerle Yüksek Yargı Konseyi'ni yeniden yapılandırarak yargı üzerinde daha fazla etki sahibi olmaya çalışıyor. Devlet Konseyi bu hamleyi yargının ‘siyasileştirilmesi’ olarak değerlendirdi.

Bu turda, Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri'nin Libya Özel Temsilcisi ve Libya'daki BM Destek Misyonu (UNSMIL) Başkanı Hanna Serwaa Tetteh, bu diyaloğun yeni bir hükümet seçmek için bir organ olmaktan ziyade, Libyalıların kendi ülkelerinin geleceği için kendileri tarafından formüle edilen pratik çözümler geliştirmek amacıyla yürütülen bir ‘Libyalılar arası’ süreç olduğunu teyit etti.

Seçim çerçevesine ilişkin görüşmeler de “6+6” komitesinin kuralları ve danışma komitesinin tavsiyeleri temelinde, mevcut farklılıkların altında yatan garantileri ve siyasi endişeleri anlamaya odaklanarak yürütüldü.

Katılımcı üyeler ise, görüşmelerin genel ilkelerden usul ayrıntılarına doğru ilerlediğini belirttiler. Komisyon Yönetim Kurulu'ndaki boş koltuk krizinin çözülmesinin, gelecekteki seçimlere olan güveni güçlendirmek ve seçimlerin itiraz edilmesini veya kesintiye uğramasını önlemek için temel bir unsur olduğunu vurguladılar.

ert6y
Önceki belediye seçim kampanyasından (Komisyon Yönetim Kurulu)

Turun sonunda üyeler, Berlin Süreci Siyasi Çalışma Grubu'nun büyükelçilerine ve temsilcilerine ana önerilerini sundular. Büyükelçiler ve temsilciler, sürecin mart ayında yeniden başlaması ve uzun vadeli istikrarı sağlayacak ulusal bir vizyon etrafında uzlaşma sağlanmaya devam edilmesi koşuluyla, UNSMIL tarafından kolaylaştırılan yol haritasına destek verdiklerini teyit ettiler.

Yapılandırılmış diyalogun yeni hükümetin seçimi konusunda kararlar alan bir organ olmadığını yineleyen USNMIL, devlet kurumlarını güçlendirmek amacıyla, seçimlere elverişli bir ortam yaratmak ve yönetişim, ekonomi ve güvenlik alanlarındaki en acil sorunları ele almak için pratik önerileri incelemekle ilgilendiğini belirtti. UNSMIL, bunun uzun vadeli çatışmanın nedenlerini ele almak için politika ve yasama önerilerini inceleyerek ve geliştirerek başarılacağının altını çizdi. Ayrıca, yapılandırılmış diyalogun istikrarın önünü açacak ulusal bir vizyon üzerinde uzlaşma sağlamayı amaçlayacağına da dikkati çekti.

Bu gelişme, cumartesi günü Tacura, Sayad ve el-Hashan belediyelerinde ve Tobruk'taki bir oy verme merkezinde, düzenli ve sakin bir atmosferde belediye meclisi seçimleri için oy kullanma işleminin başlamasıyla eş zamanlı gerçekleşti. Komisyon Yönetim Kurulu’nun ana operasyon odası, oy verme sürecinin disiplinli ve organize bir ortamda, önemli bir engel olmadan plana göre ilerlediğini belirtti.

Komisyon, 93 sandık merkezinden oluşan 43 merkezin tamamının açık olduğunu doğruladı. Bu tur, şeffaflığı artırmak ve her türlü sahtekarlık girişimini önlemek amacıyla Tacura belediyesinde elektronik doğrulama teknolojisi (parmak izi) kullanıldı.

u78ı9o
Huri, cumartesi günü belediye seçimlerinde bir oy verme merkezini ziyaret ederken (UNSMIL)

Öte yandan UNSMIL, sorumlu yerel yönetimin kurulmasına katkıda bulunmak için tüm kayıtlı seçmenleri oy kullanmaya çağırırken, misyonun başkan yardımcısı Stephanie Huri, Tacura'daki oy verme merkezlerini ziyaret ederek oy verme sürecini ve elektronik seçmen doğrulama sisteminin kullanımını yerinde gözlemledi.

Bu seçimler, oy vermeyi geciktiren bazı teknik ve hukuki engellerin aşılmasının ardından, Komisyonun ülke çapında belediye meclislerini seçme planını çerçevesinde gerçekleşirken söz konusu plan, son iki yılda uygulanan ve nihai sonuçların kabul edilmesi ve seçilmiş meclislerin oluşturulmasıyla sonuçlanan önceki aşamaların başarısının bir uzantısı olarak değerlendiriliyor.


Kasım, Hizbullah üzerindeki kontrolünü sıkılaştırıyor

Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
TT

Kasım, Hizbullah üzerindeki kontrolünü sıkılaştırıyor

Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)

Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım, örgütün idari kurumları üzerindeki kontrolünü sıkılaştırmaya çalışıyor. Bu yüzden söz konusu kurumlara, eski Genel Sekreter Hasan Nasrallah'ın liderliği döneminde marjinalleştirilen yakın arkadaşları ve din adamı olmayan politikacıları getirdi.

Şarku’l Avsat’a konuşan kaynaklara göre yapılan en önemli değişiklikler arasında, eski bakan ve milletvekili Muhammed Fneyş’in Hizbullah’ın ‘hükümeti’ olarak kabul edilen yürütme organının başına geçmesi, milletvekili ve parlamento grubu başkanı Muhammed Raad'ın ise genel sekreter yardımcılığına atanmasının bekleniyor.

Kaynaklar, Kasım'ın, daha önce partinin yürütme organının sorumluluğunda olan ayrıntılara girmeden liderliği elinde tutan genel sekreterlik ile örgütün tüm kurumlarını birbirine bağlayarak Hizbullah’ı kontrol etmeye çalıştığına işaret etti.

Öte yandan, Başbakan Nevaf Selam, çok sayıda kişinin İsrail'in tekrarlanan saldırılarının ardından halen yeniden inşa edilmesini beklediği güney bölgesine tarihi bir ziyaret başlattı. Başbakan Selam'ın, Hizbullah tarafından kendisine karşı başlatılan ihanet kampanyasına rağmen tüm köylerde sıcak bir şekilde karşılanması dikkati çekti.