Mali darbesi: Paris ve Ankara arasındaki bilek güreşi

Askeri Konsey Sözcüsü Albay İsmail Wague Kati’de basın toplantısı düzenledi (AFP)
Askeri Konsey Sözcüsü Albay İsmail Wague Kati’de basın toplantısı düzenledi (AFP)
TT

Mali darbesi: Paris ve Ankara arasındaki bilek güreşi

Askeri Konsey Sözcüsü Albay İsmail Wague Kati’de basın toplantısı düzenledi (AFP)
Askeri Konsey Sözcüsü Albay İsmail Wague Kati’de basın toplantısı düzenledi (AFP)

Ali Yahi
Mali'deki olaylar, Cumhurbaşkanı İbrahim Boubacar Keita rejimini deviren ‘darbenin’ gerçekleşmesi ve Albay Assimi Goita'nın kendisini iktidardaki Askeri Konsey’in başkanı olarak tanıtmasının ardından tüm hızıyla devam ederken Fransa, Sahel bölgesinde terörle mücadele amaçlı yürüttüğü ‘Barkhane’ adlı askeri operasyonun devam ettiğini duyurdu. Öte yandan Mali, dışarıdan yapılan sükûnet çağrıları ile içerideki insanların korkusu arasında kaosun eşiğine gelmiş durumda.

İçeride güven, dışarıda kınama
Kendisini ‘Halkın Kurtuluşu Ulusal Komitesi’ (CNSP) başkanı olarak tanıtan Albay Goita, Askeri Konsey üyelerinin ülkede istikrarın yeniden sağlanması planını görüşmek üzere Çarşamba akşamı bakanlıkların yetkilileriyle bir araya gelmelerinin ardından 20 Ağustos 2020 Perşembe gününden itibaren vatandaşlara her zamanki gibi günlük hayatlarına dönebileceklerinin güvencesini verdi. Albay Goita yaptığı açıklamada, “Dün yaşanan ve iktidar değişikliğine yol açan olayların ardından, bakanlıklarda görevli genel sekreterler için tutumumuzun ne olduğunu netleştirmenin görevimiz olduğunu ve böylece derhal harekete geçebileceklerini düşünüyoruz” ifadelerini kullandı.
Mali devlet televizyonunda yayınlanan açıklamaya göre Askeri Konsey perşembe günü sınırların yeniden açılması için emir verdi. Buna karşın Batı Afrika Ülkeleri Ekonomik Topluluğu (ECOWAS), darbe nedeniyle ECOWAS üyelerine Mali ile sınırlarını kapalı tutmaları talimatı verdi.
Öte yandan uluslararası toplum darbeyi kınayıp anayasal düzene saygı çağrısında bulunurken, CNSP, Mali tarafından imzalanan tüm uluslararası anlaşmalara saygı duyulacağını ve Birleşmiş Milletler barışı koruma misyonu, teröre karşı yürütülen Barkhane Operasyonu’nu yöneten Fransız kuvvetleri ve G5 Sahel ülkelerinin (Mali, Moritanya, Çad, Burkina Faso ve Nijer) ortak askeri gücü ile işbirliği yapmaya ve koordinasyon kurmaya hazır olduğunu vurguladı. Bununla birlikte CNSP, Mali hükümeti ile silahlı hareketler arasında Cezayir'de imzalanan barış anlaşmasına bağlı olduğunun da altını çizdi.

Fransa ve Cezayir endişeli
İlgili bağlamda Fransa Savunma Bakanı Florence Parly, Fransız kuvvetlerinin Mali'de yürütülen Barkhane Operasyonu'ndaki görevlerine devam ettiğini belirtti. Parly yaptığı açıklamada, “Fransa, ülkede darbe yapılmasına ve cumhurbaşkanının devrilmesine rağmen Mali'de militanlara ve teröristlere yönelik askeri operasyonlarına devam edecek. Malililerin talep ettiği ve BM Güvenlik Konseyi tarafından yetkilendirilen Barkhane Operasyonu devam ediyor” ifadelerini kullandı.
Cezayir ise Mali'de anayasaya aykırı herhangi bir hükümet değişikliğini kategorik olarak reddettiğini açıkladı. Cezayir Dışişleri Bakanlığı’ndan yapılan açıklamada, ‘kardeş ve komşu ülke Mali'deki durumun büyük bir endişeyle’ takip edildiği belirtildi. Açıklamada, tüm taraflara ‘krizden bir an önce çıkılması için anayasal düzene saygı gösterilmesi’ çağrısı yapılırken ‘yalnızca sandıktan çıkanların iktidara ve meşruluğa sahip olabileceği’ vurgulandı.

Afrika’da sosyal patlamalar yaşanabileceğine dair uyarı
İndependent Arabia’ya konuşan uluslararası insan hakları savunucusu Muhammed Hadir, Cezayir'in konumu, darbelerle veya seçim yapılmadan iktidara gelmeyi reddeden Afrika Birliği'nin (AfB) ilkelerinden kaynaklanıyor. Mısır'da merhum Cumhurbaşkanı Muhammed Mursi'nin devrilmesi ve Abdulfettah es-Sisi'nin iktidara gelmesinin ardından AfB üyeliğinin askıya alınması sırasında da aynı durum söz konusuydu. Fransa ise özellikle Mali’nin en önemli nüfuz alanlarından biri olarak kabul edildiğinden ve hükümette kendi tutumunu desteklemeyen herhangi bir tarafın varlığına karşı çıkıyor. Mali'deki durumun güven vermemesi, Mali ordusunu siyasi ve askeri olarak meselelere el koymaya itti. Bu yüzden gelişmeleri beklemeli ve takip etmeliyiz” değerlendirmesinde bulundu.
Darbelerin bulaşıcı olmadığını, daha ziyade siyasi, ekonomik, güvenlik ve sosyal koşulların istikrarsız olmasının bir sonucu olduğunu söyleyen Hadir, bu yüzden Mali’deki darbenin, bazı Afrika ülkelerini kendi egemenliklerinin çalınmasına karşı savunmasız kılan, önceden ortaya çıkan bir sonuç olduğunun altını çizdi. Hadir, Mali'deki yönetimin Afrika kıtasında büyük bir nüfuza sahip olan Paris'le mücadele etmesi gerektiği ve Fransa'nın bugüne kadar hiçbir şey kaybetmediği göz önüne alındığında, Afrika’da sosyal, ekonomik ve siyasi olmayan patlamalar yaşanabileceği konusunda uyardı.

Fransa tökezliyor
Mali'deki darbeyi ihtiyatlı bir yaklaşımla ele alan Fransız basını, Paris'in Mali'de olup bitenlere endişeyle baktığını, Fransa Dışişleri Bakanlığı’nın darbeyi ‘tehlikeli bir olay’ olarak niteleyerek ‘son derece sert bir şekilde kınadığını’ aktardı. Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan  aktardığı habere göre Fransız basını iki ay önce, yani ‘5 Haziran’ hareketinin ortaya çıkışından bu yana, Bamako'da krizin giderek daha da kötüleştiğini, Fransa’nın bu konuda yetersiz kaldığını ve defalarca eleştirildiğini kabul etti. Fransa’nın eski bir sömürge ülkesi olan Mali’nin iç işlerine karıştığı şüphesinden beslenerek Fransa karşıtı duyguların kışkırtılmamasına yönelik sık sık uyarılar yapılıyor. Öte yandan darbecilerin uluslararası anlaşmalara saygı duyduklarını teyit etmelerine rağmen, Fransa Genelkurmay Başkanlığı, darbeyi yöneten isimlerle herhangi bir temasları olmadığını açıkladı. Başkent Bamako'daki siyasi darbenin, Fransa’nın yürüttüğü Barkhane Operasyonu’nu aksattığını belirten Genelkurmay Başkanlığı, bu yüzden son birkaç aydır kaydedilen başarıların kaybolmaması için, Paris’in tüm stratejisinin yeniden gözden geçirilmesini önerdi.

Paris ve Ankara arasında bilek güreşi
Afrikalı Gazeteci ve Hukukçular Birliği Genel Sekreteri Beki Binamir, Independent Arabia’ya yaptığı değerlendirmede, yaşananların darbe değil bir ‘isyan’ olduğunu söyledi. “Bazı subaylar, meşru hükümeti devirmek için İmam Mahmud Dicko liderliğindeki bir grubun girişimleriyle başlayan halk hareketinden yararlandılar. Mali'deki mevcut çekişmede iki güç var; Fransa ve Türkiye. Aralarında bir bilek güreşi yaşanıyor. Fransa bölgeyi geleneksel bir alanı olarak kabul ederken, Türkiye, Dışişleri Bakanı’nın son dönemde gerçekleştirdiği Çad ve Nijer ziyareti sırasında yapılan anlaşmaların yanı sıra Senegal Savunma Bakanı’nın Ankara ziyareti sırasında imzalanan anlaşmaların kanıtladığı üzere, Fransa ve Libya'yı kuşatmayı amaçlıyor. Malililer, Cezayir Barış ve Uzlaşı Anlaşması’nın düştüğünü düşünüyorlar. Bu nedenle, Cezayir'in bugün diplomasisini canlandırması ve bölgedeki önemli bir ülke olarak bir an evvel sahneye geri dönmesi gerekiyor” değerlendirmesinde bulundu.

Öte yandan siyasi aktivist Usame Lebid ise şunları söyledi:
“Askeri Konsey Sözcüsü Albay İsmail Wague tarafından yapılan ve imzalanan tüm anlaşmalara saygı gösterileceğine, Mali hükümeti ile ülkenin kuzeyinde konuşlu silahlı gruplar arasında 2015 yılında imzalanan Cezayir Barış ve Uzlaşı Anlaşması'na bağlı olduklarına dair açıklamalar, darbenin Fransa'nın çıkarına hizmet etmediğini ortaya koyarken diğer komşu Afrika ülkelerinde bunun yankılarının olmasını imkânsız kılıyor.”
Lebid, yaşananların, Etiyopya gibi Afrika kıtasında ekonomik ve politik gelişmelere tanık olunan bazı ülkelerin varlığı dikkat çekerken, içinde bulunulan farklı şartlar ve koşullar nedeniyle ‘Arap Baharı’ şeklinde diğer Afrika ülkelerini etkileyen bir ‘Afrika Yazı’nın başlangıcı sayılamayacağını belirtti.



Büyük riskler ve muazzam karmaşıklıklar... İran’ın uranyumunu güç kullanarak ele geçirmek ne anlama geliyor?

İran’daki Natanz Nükleer Tesisi’ni gösteren bir uydu görüntüsü (AP)
İran’daki Natanz Nükleer Tesisi’ni gösteren bir uydu görüntüsü (AP)
TT

Büyük riskler ve muazzam karmaşıklıklar... İran’ın uranyumunu güç kullanarak ele geçirmek ne anlama geliyor?

İran’daki Natanz Nükleer Tesisi’ni gösteren bir uydu görüntüsü (AP)
İran’daki Natanz Nükleer Tesisi’ni gösteren bir uydu görüntüsü (AP)

İran’ın nükleer programı etrafındaki gerilimin artmasıyla birlikte, ABD’nin bu programın askeri bir yola evrilmesini engellemek için hangi seçeneklere sahip olduğu sorusu yeniden gündeme geliyor. Zenginleştirilmiş uranyum stokunun güvence altına alınması amacıyla güç kullanımı seçeneği tartışılırken, uzmanlar ve eski yetkililer böyle bir adımın son derece karmaşık; askeri, teknik ve çevresel açıdan yüksek riskler barındıran ve uygulanması uzun sürebilecek bir süreç olacağı uyarısında bulunuyor.

Şarku’l Avsat’ın Washington Post’tan aktardığına göre, söz konusu stokun güvenliğini sağlamak amacıyla ABD askerlerinin sahaya gönderilmesi, uzun süreli bir operasyon gerektirecek. Bu tür bir müdahalenin, savaş koşullarında sahadaki zorlukların yanı sıra radyasyon ve kimyasal riskler nedeniyle ciddi tehlikeler içerdiği belirtiliyor.

Potansiyel kararın arka planı

ABD Başkanı Donald Trump, İran’a yönelik olası savaş için çeşitli gerekçeler sundu, ancak öncelikli hedefin Tahran’ın nükleer silah edinmesini engellemek olduğunu sık sık vurguladı. Bununla birlikte, nükleer malzemelerin zorla ele geçirilmesi seçeneğine ne kadar hazır olduğu hâlâ net değil.

Özel eğitimli personelin çatışma bölgesine gönderilmesiyle ilişkili riskler göz önüne alındığında, alternatif bir seçenek olarak, bu malzemelerin askeri müdahale olmadan güvence altına alınmasını sağlayacak İran ile müzakere yoluyla bir anlaşmaya varılması öne çıkıyor.

Stok miktarı ve olası depolama yerleri

Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı’na (UAEA) göre, İran yaklaşık 440,9 kilogram uranyum zenginleştirmiş durumda ve bu uranyumun yüzde 60’a kadar zenginleştirilmiş olması, teknik olarak nükleer silah üretimi için gereken yüzde 90 seviyesine oldukça yakın.

UAEA Genel Direktörü Rafael Grossi, geçen yıl AP’ye yaptığı açıklamada, bu stokun teorik olarak İran’a programını silahlandırmaya karar vermesi halinde 10 nükleer bomba üretme imkânı sağlayabileceğini belirtmiş, ancak bunun İran’ın halihazırda nükleer silaha sahip olduğu anlamına gelmediğini vurgulamıştı.

İran’ın nükleer programının barışçıl olduğunu sürekli olarak ifade etmesine rağmen, UAEA ve Batılı ülkeler, Tahran’ın 2003 yılına kadar organize bir nükleer silah programına sahip olduğunu değerlendiriyor.

Bu uranyumun, ulaşılması zor yer altı tünellerinde depolandığı tahmin ediliyor. UAEA denetçileri, İsrail ve ABD’nin saldırıları sonrasında İran’ın hava savunma sistemleri ve nükleer programının zayıflaması nedeniyle, yarı zenginleştirilmiş uranyumun bulunduğu alanları Haziran 2025’ten bu yana doğrulayamıyor. Bu durum, depolama noktalarının kesin olarak belirlenmesini daha da güçleştiriyor.

rgrbg
Analistlerin, İran’ın İsfahan kentindeki İsfahan Nükleer Teknoloji Merkezi kompleksindeki bir tünele yüksek oranda zenginleştirilmiş uranyum taşıdığına inandıkları bir kamyonun görüntüsü (AP)

Grossi, yaklaşık 200 kilogram yüksek oranda zenginleştirilmiş uranyumun, İsfahan Nükleer Tesisi yakınlarındaki tünellerde depolanmış olabileceğini belirtti. Ek uranyum stoklarının Natanz Nükleer Tesisi’nde bulunduğu, daha küçük miktarların ise Fordo Nükleer Tesisi’nde yer alabileceği tahmin ediliyor.

ABD Ulusal İstihbarat Direktörü Tulsi Gabbard ise 19 Mart’ta Temsilciler Meclisi’nde düzenlenen oturumda, Amerikan istihbarat topluluğunun bu stokların yerlerini tespit etmede ‘yüksek güvene’ sahip olduğunu ifade etti.

Radyasyon ve kimyasal riskler

Yüksek oranda zenginleştirilmiş uranyum, dolduğunda yaklaşık 50 kilogram ağırlığında olan kaplarda ve uranyum hekzaflorür gazı formunda depolanıyor. Tahminlere göre, bu kaplardan 26 civarında bulunuyor; doluluk seviyelerine bağlı olarak sayı iki katına kadar çıkabilir.

Eski nükleer silah müfettişi ve Bilim ve Uluslararası Güvenlik Enstitüsü’nün kurucusu David Albright, bu kapların dayanıklı ve depolamaya uygun şekilde tasarlandığını belirtti. Ancak, hava saldırıları gibi durumlarda kaplara gelebilecek herhangi bir zarar, tehlikeli maddelerin sızmasına yol açabilir.

Kaplara nem girmesi halinde flor oluşabilir; bu element son derece toksik olup cilt, göz ve akciğerlerde ciddi hasara neden olabilir. Bu nedenle, söz konusu tünellere girecek ekiplerin özel tehlikeli madde koruma giysileri giymesi gerekecek.

Kuvvetler için saha riskleri

Eski ABD Başkanı Joe Biden döneminde ABD Kara Kuvvetleri Genel Sekreteri olan Christine E. Wormuth, İran’ın nükleer malzemelerinin kara kuvvetleriyle güvence altına alınmasının ‘son derece karmaşık ve yüksek riskli bir askeri operasyon’ olacağını belirtti.

dc
Sol üst köşede görünen kamyonun, analistlerin tahminlerine göre İran’ın İsfahan Nükleer Teknoloji Merkezi kompleksindeki bir tünele yüksek oranda zenginleştirilmiş uranyum taşıdığı düşünülüyor. (AP)

Nükleer Tehdit Girişimi’nin Başkanı olarak konuşan Wormuth, potansiyel depolama alanlarının çokluğunun görevi daha da karmaşık hale getirdiğine dikkat çekerek, böyle bir operasyonun muhtemelen insan kayıplarına yol açabileceğini vurguladı.

Wormuth ayrıca, yalnızca İsfahan’daki tesis için gerçekleştirilecek operasyonun bile en az bin askerlik bir gücün sahaya sevk edilmesini gerektirebileceğini ifade etti.

Alternatif bir yol olarak müzakere

Buna karşın, Ulusal Nükleer Güvenlik Yönetimi bünyesinde Nükleer Malzeme Geri Alma Ofisi’nin eski yöneticisi Scott Rooker, en iyi çözümün ‘İran hükümetiyle anlaşma yaparak bu malzemelerin tamamının güvenli şekilde kaldırılması’ olduğunu savunuyor.

Rooker, bu yaklaşımı desteklemek için 1994 yılında ABD’nin Kazakistan ile iş birliği içinde Sovyetler Birliği topraklarından yaklaşık 600 kilogram nükleer silah uranyumunu gizli bir operasyon kapsamında taşıdığı Yakut Projesi’ni örnek gösteriyor. Bu malzemeler, Sovyet nükleer programının artıklarından oluşuyordu.


Macron, Trump'ı NATO'yu özünden arındırmakla suçluyor... Hürmüz'ün askeri "özgürleştirilmesini" reddediyor

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Seul'deki Kore Savaşı Anıtı'nı ziyaretinde basın mensuplarına açıklamalarda bulundu (AFP)
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Seul'deki Kore Savaşı Anıtı'nı ziyaretinde basın mensuplarına açıklamalarda bulundu (AFP)
TT

Macron, Trump'ı NATO'yu özünden arındırmakla suçluyor... Hürmüz'ün askeri "özgürleştirilmesini" reddediyor

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Seul'deki Kore Savaşı Anıtı'nı ziyaretinde basın mensuplarına açıklamalarda bulundu (AFP)
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Seul'deki Kore Savaşı Anıtı'nı ziyaretinde basın mensuplarına açıklamalarda bulundu (AFP)

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron bugün Amerikalı mevkidaşı Donald Trump'ı, ittifak içindeki bağlılığı konusunda "her gün şüphe uyandırarak" NATO'yu özünden yoksun bırakmakla suçladı ve Hürmüz Boğazı'nı "özgürleştirmek" için yapılacak herhangi bir askeri operasyonun "gerçekçi olmayacağını" vurguladı.

Macron, Güney Kore’nin başkentine yaptığı ziyarette, "Eğer her gün bağlılığımız hakkında şüphe tohumları ekersek, onu içeriğinden arındırırız" diyerek, "Bu, her sabah şunu yapacağız, bunu yapmayacağız veya başka bir şey diyecek olan Amerikalı yetkililerin bugün taşıdığı bir sorumluluktur" ifadelerini kullandı.

Macron sözlerine şöyle devam etti: “Çok fazla konuşma, çok fazla kararsızlık var. Hepimizin istikrara, sakinliğe ve barışa dönüşe ihtiyacı var; bu bir gösteri değil.”

NATO ve Ortadoğu'daki çatışmaya ilişkin olarak Macron, Trump'ın pozisyonlarına atıfta bulunarak, “Ciddi olmalıyız ve ciddi olduğumuzda, bir önceki gün söylediğimizin tam tersini söylememeliyiz” dedi.

ABD Başkanı Donald Trump (DPA)ABD Başkanı Donald Trump (DPA)

Hürmüz Boğazı'nın Kurtarılması

Hormuz Boğazı ile ilgili olarak şunları söyledi: “Hürmüz Boğazı'nın askeri bir operasyon yoluyla zorla kurtarılmasını savunanlar var; bu görüşü bazen Amerika Birleşik Devletleri de dile getiriyor.”

“Bunun gerçekçi olmadığını, çünkü çok uzun zaman alacağını ve boğazı geçen herkesi, önemli yeteneklere sahip İran Devrim Muhafızları'nın yanı sıra balistik füzeler ve bir dizi başka tehlikeyle karşı karşıya bırakacağını” vurguladı.

İran Nükleer Programı

Şarku'l Avsat'ın AFP'den aktardığına göre Macron, ABD ve İsrail'in İran'a karşı yürüttüğü savaşın İran nükleer programı sorununu çözmediğini vurgulayarak, "derinlemesine müzakereler" çağrısında bulundu.

Macron, Seul'e yaptığı devlet ziyareti sırasında gazetecilere yaptığı açıklamada, "Hedefli bir nükleer saldırı, sadece birkaç hafta sürse bile, nükleer soruna kalıcı bir çözüm sağlamayacaktır" dedi.

"Diplomatik ve teknik müzakereler için bir çerçeve oluşturulmazsa, durum aylar veya yıllar içinde tekrar kötüleşebilir. Sadece derinlemesine müzakereler ve bir anlaşmaya varılmasıyla uzun vadeli takibi garanti altına alabilir ve herkes için barış ve istikrarı koruyabiliriz" şeklinde konuştu.

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ve eşi Brigitte Macron (AFP)Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ve eşi Brigitte Macron (AFP)

Uygunsuz açıklamalar

Öte yandan Macron, Amerikalı mevkidaşı Donald Trump'ın eşi hakkında yaptığı açıklamaları "uygunsuz ve gerekli standartlara uymayan" olarak değerlendirdi ve bu açıklamaların "cevap vermeyi hak etmediğini" söyledi.

Trump, Mayıs 2025'te Brigitte Macron'un Vietnam gezisi sırasında Fransız cumhurbaşkanının yüzüne yumruk attığını gösteren bir videoya atıfta bulunarak, "Eşi tarafından çok kötü muamele gören Macron, hâlâ çenesine aldığı çok sert bir yumruğun etkisinden kurtulmaya çalışıyor" demişti. Macron daha sonra bu iddiayı yalanlayarak, videonun bir dezenformasyon kampanyasının parçası olduğunu belirtmişti.


İran savaşı yeni bir tetikleyici... Çin gizlice nükleer silahlanma yarışına giriyor

Çin, savunma stratejisi izlediğini ve nükleer silahları ilk kullanan taraf olmama ilkesine bağlı kaldığını ısrarla belirtiyor. (Arşiv – Reuters)
Çin, savunma stratejisi izlediğini ve nükleer silahları ilk kullanan taraf olmama ilkesine bağlı kaldığını ısrarla belirtiyor. (Arşiv – Reuters)
TT

İran savaşı yeni bir tetikleyici... Çin gizlice nükleer silahlanma yarışına giriyor

Çin, savunma stratejisi izlediğini ve nükleer silahları ilk kullanan taraf olmama ilkesine bağlı kaldığını ısrarla belirtiyor. (Arşiv – Reuters)
Çin, savunma stratejisi izlediğini ve nükleer silahları ilk kullanan taraf olmama ilkesine bağlı kaldığını ısrarla belirtiyor. (Arşiv – Reuters)

 

Çin’in Sichuan eyaletinde yaşayan üç köylü, 2022 yılında yerel yetkililere gönderdikleri mesajda, hükümetin arazilerine neden el koyduğunu ve kendilerini neden evlerinden çıkardığını sordu. Köylüler, sorularına “Bu bir devlet sırrıdır” şeklinde kısa bir yanıt aldı.

CNN tarafından yürütülen bir araştırma, söz konusu ‘sırrın’ Çin’in nükleer kapasitesini büyük ölçüde genişletmeye yönelik gizli planlarıyla bağlantılı olduğunu ortaya koydu.

Tahliyelerin üzerinden üç yıldan fazla süre geçmesinin ardından uydu görüntüleri, köyün tamamen yıkıldığını ve yerine Çin’in en önemli nükleer silah üretim tesislerinden bazılarını destekleyecek yeni yapıların inşa edildiğini gösterdi.

Şarku’l Avsat’ın CNN’den aktardığına göre, Sichuan eyaletindeki bu tesislerde uydu görüntüleri ve çok sayıda Çin hükümet belgesinin incelenmesiyle tespit edilen genişleme, ABD Başkanı Donald Trump yönetiminin Pekin’in onlarca yılın en büyük nükleer silah modernizasyon programını yürüttüğü yönündeki son iddialarını doğruluyor.

Trump’ın gelecek ay ‘tarihi’ olarak nitelenen bir ziyaret kapsamında Pekin’e gitmesi bekleniyor. Ziyarette, Trump’ın Çin Devlet Başkanı Şi Cinping’in nükleer programına yönelik bir sınırlama anlaşması için diyalog başlatmaya çalışacağı öngörülüyor.

Sichuan eyaletindeki en önemli tesisler

Öne çıkan tesislerden biri, Tongjiang Nehri kıyısında beş yıldan kısa sürede inşa edilen büyük ve güçlendirilmiş bir kubbe olarak öne çıkıyor. Uydu görüntülerine göre kubbenin hâlâ ekipmanla donatılma aşamasında olduğu ve henüz faaliyete geçmemiş olabileceği değerlendiriliyor.

Yaklaşık 3 bin 344 metrekarelik bir alanı kaplayan kubbe, 13 tenis kortuna eşdeğer büyüklüğe sahip. Yapı, radyasyon izleme sistemleri ve patlamaya dayanıklı kapılarla donatılmış beton ve çelik bir iskeletle çevrili bulunuyor. Ayrıca tesisin boru hattı ağı, yüksek havalandırma bacasına sahip bir binaya uzanıyor.

Uzmanlara göre bu özellikler ve gelişmiş hava işleme sistemleri, uranyum ve plütonyum gibi yüksek derecede radyoaktif maddelerin kubbe içinde tutulmasını sağlamak üzere tasarlandı. Bu durumun, Çin’in nükleer programının üretim kapasitesini artırmaya yönelik bir genişlemeye işaret ettiği belirtiliyor. Tesisin çevresinin üç katmanlı güvenlik çitiyle korunduğu da aktarıldı.

Gerileme belirtisi yok

Bu gelişme, uluslararası gerilimlerin arttığı bir döneme denk geliyor. Özellikle ABD ile Rusya arasında imzalanan ve ‘New START’ olarak bilinen nükleer silahların sınırlandırılmasına yönelik son anlaşmanın bu yılın başlarında sona ermesi ve ABD Başkanı Donald Trump’ın Moskova ile Çin’i de kapsayacak yeni ve daha kapsamlı bir anlaşma arayışı bu süreci öne çıkarıyor.

Buna karşın, CNN’in haberine göre Sichuan eyaletinde yaşanan köklü değişimler, Çin ordusunun nükleer silah geliştirme faaliyetlerinde herhangi bir yavaşlama işareti olmadığını ortaya koyuyor.

Çin ise kendisine yöneltilen suçlamaları reddediyor. Çin Savunma Bakanlığı Sözcüsü Jiang Bin, ülkesinin ‘savunma odaklı bir strateji izlediğini ve nükleer silahı ilk kullanan taraf olmama ilkesine bağlı kaldığını’ ifade etti.

Ancak bazı uzmanlar, sahadaki büyük ölçekli değişimlerin nükleer programda temel bir dönüşüme işaret ettiğini belirtiyor. Analist Decker Eveleth, “Bu kapsamlı modernizasyon, sistemin dayandığı teknolojide köklü bir yeniden yapılanmaya işaret ediyor” değerlendirmesinde bulundu.

All Source Analysis şirketinde analiz ve operasyonlardan sorumlu başkan yardımcısı olan Renny Babiarz da CNN için incelediği uydu görüntülerine dayanarak, bu tesislerde ‘yeni süreçler ve farklı ekipman türlerinin’ geliştirilmiş olabileceğini ifade etti.

Babiarz, “Sahada çok sayıda değişimin gerçekleştiği açık” dedi.

Bu genişlemenin, Çin Devlet Başkanı Şi Cinping’in bölgesel gerilimlerin arttığı bir dönemde, özellikle Tayvan meselesi bağlamında stratejik caydırıcılık kapasitesinin hızlandırılması yönündeki talimatlarıyla da örtüştüğü belirtiliyor.

Gözlemciler, söz konusu adımların Çin’in de dahil olduğu, Soğuk Savaş döneminden daha karmaşık yeni bir nükleer silahlanma yarışına yol açabileceği uyarısında bulunuyor.

Öte yandan, ABD’nin Çin’in kapasitesini olduğundan fazla değerlendirme ihtimalinin nükleer silahların yayılmasını daha da hızlandırabileceği endişesi dile getiriliyor.

Middlebury Enstitüsü’nde küresel güvenlik alanında çalışan Jeffrey Lewis, “ABD’de bazıları Çin’e karşılık verebilmek için nükleer silah üretim kapasitemizi ciddi biçimde artırmamız gerektiğini savunacaktır. Ancak biz onların yaptığını değil, yaptığını düşündüğümüz şeyi yakalamaya çalışacağız. Kendi kâbusumuzu büyüteceğiz. Bu son derece tehlikeli” ifadelerini kullandı.

İran savaşının Çin nükleer programı üzerindeki etkisi

Uzmanlar, ABD ile İsrail’in İran’a yönelik süregelen saldırılarının, Çin’in nükleer programını genişletme kararlılığını güçlendirmiş olabileceğini belirtiyor.

Lewis, “Eğer Çinli olsaydınız ve yaşananlara baksaydınız, silahsızlanmanın ya da kendinizi zayıflatmanın mantıklı bir seçenek olmadığını görürdünüz” değerlendirmesinde bulundu.

Lewis, “Trump yönetiminin İran’da attığı adımların sonuçlarından biri, Çin’i caydırmak ya da geri adım attırmak olmayacak; aksine daha fazla nükleer silah geliştirmeye yöneltecek” şeklinde konuştu.

Mevcut koşullar altında silahların sınırlandırılmasına yönelik anlaşmalara varılmasının zor göründüğünü belirten Lewis, Çin’in gerilimi düşürmek amacıyla ‘şeklî’ diyaloglara katılabileceğini, ancak esaslı tavizler vermesinin beklenmediğini kaydetti.