İsrail ile normalleşme hususunda Sudanlıların kafası karışık

Şubat ayı başlarında Uganda’nın Entebbe şehrinde Abdulfettah Burhan ve Binyamin Netanyahu arasında bir toplantı gerçekleştirildi (Reuters)
Şubat ayı başlarında Uganda’nın Entebbe şehrinde Abdulfettah Burhan ve Binyamin Netanyahu arasında bir toplantı gerçekleştirildi (Reuters)
TT

İsrail ile normalleşme hususunda Sudanlıların kafası karışık

Şubat ayı başlarında Uganda’nın Entebbe şehrinde Abdulfettah Burhan ve Binyamin Netanyahu arasında bir toplantı gerçekleştirildi (Reuters)
Şubat ayı başlarında Uganda’nın Entebbe şehrinde Abdulfettah Burhan ve Binyamin Netanyahu arasında bir toplantı gerçekleştirildi (Reuters)

İsmail Muhammed Ali
Hartum ve Tel Aviv arasında temasların varlığını teyit eden Sudan Dışişleri Bakanlığı sözcüsü, ülkesinin, değerlerinden ve ilkelerinden taviz vermeden, İsrail ile eşitlik ve menfaat esaslı bir barış anlaşması imzalamayı beklediğini belirtti. Bunun üzerine Dışişleri Bakanı Ömer Kamaruddin, Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Haydar Bedevi’nin Sudan’ın İsrail ile ilişkiler kurma çabasına ilişkin açıklamasını şaşkınlıkla karşıladığını açıkladı. Sudan Dışişleri Bakanlığı’nda İsrail ile hiçbir şekilde bir görüşmenin gerçekleştirilmemesi ve sözcünün bu konuda herhangi bir açıklama yapmak için görevlendirilmemesi dolayısıyla söz konusu ifadeler, netleştirilmesi gereken belirsiz bir duruma neden oldu.
İsrail İstihbarat Bakanı Eli Cohen’in Sudan ve ülkesi arasında bir barış anlaşmasına ulaşmak için görüşmelerin devam ettiğini açıkladığı bir dönemde, Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı Abdulfettah el-Burhan ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu da Şubat ayı başlarında Uganda’nın Entebbe şehrinde bir araya gelmişti. Görüşmenin ardından Sudan- İsrail ilişkileri hususundaki gerçeğe ilişkin soru işaretleri ortaya çıktı.

Büyük bir hata
Bu çerçevede Eski Dışişleri Bakanı İbrahim Taha Eyyub, “İsrail ile normalleşme konusunu ele almak, Dışişleri Bakanlığı sözcüsünün meselesi değildir. Bu, Dışişleri Bakanlığı’nın kendisi, Bakanlar Konseyi’nin ya da Sudan’daki Egemenlik Konseyi’nin de meselesi değil. Çünkü bu, ülkenin egemenliği ile ilgili bir meseledir. Bu nedenle konunun, Sudan halkı tarafından seçilen bir parlamento ve bir hükümetin huzurunda tartışılması gerekiyor” açıklamasında bulundu. Bunların dışında her türlü konuşmanın kabul edilemez olduğunu söyleyen Taha Eyyub, “Bu nedenle Sudan Egemenlik Konseyi başkanının, geçtiğimiz günlerde İsrail Başbakanı ile görüşmek için attığı hamle, onun yetki alanına veya sorumluluklarına girmediği ve ulusal mutabakata ihtiyaç duyduğu için büyük bir hatadır” dedi.
İbrahim Taha Eyyub, İsrail ile ilişkinin ülkenin dış politikasının sağlam temellerine dayanan konulardan biri olduğunu ve buna kişisel bir karar mantığıyla bakılamayacağını ifade etti. Eski Bakan, “Böyle bir yaklaşım ve karar, Sudan halkının onayını gerektirir. Bu, mevcut geçiş dönemi sona erene ve bir sivil hükümet seçilene kadar gerçekleşemez. Bu yüzden şu anda hiçbir resmi kurumun bu konuyla yakından uzaktan ilgisi yoktur” dedi.
İbrahim Taha Eyyub, Dışişleri Bakanlığı sözcüsünün davranışının sorumsuzca ve yanlış olduğunu, açıklamasının da yanlış bir vakitte geldiğini söyledi. Ülkede çoğunluk, hükümetin, Beşir rejimini deviren devrim kararlarını uygulamak için herhangi bir şey yapmadığına inanıyor. Öyle ki bu davranışın, ‘ekonomik mesele, barışın tesisi veya Yasama Konseyi’nin oluşturulması olsun, ülkenin tanık olduğu birçok sorunu çözme yavaşlığı dolayısıyla’ sokak baskısıyla karşı karşıya kalan Başbakan Abdullah Hamduk hükümeti için bir utanç kaynağı sayıldığı belirtiliyor.

Güvenlik koordinasyonu
Sudan Üniversitesi’nde Siyasi İktisat Profesörü Hac Hamad, söz konusu meseleden sorumlu Sudan Güvenlik ve İstihbarat Servisi ile koordinasyon yoluyla, teröre dahiliyetten ona karşı savaşa yönelmesinin ardından Sudan ve İsrail tarafları arasındaki temasların, bir önceki hükümet döneminde başladığını belirtti. Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı habere göre Hamad, Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı Abdulfettah Burhan’ın Netanyahu ile görüşmek için kapı aralamasının, eski iktidar döneminde MOSSAD ile uzun süredir devam eden güvenlik koordinasyonunun bir devamı olduğuna dikkati çekti.
Sudan Dışişleri Bakanlığı sözcüsünün, devletin dış politikasına bağlı kalmadığı için profesyonel olmadığını savunan Hac Hamad, bu nedenle tepki olarak görevden alındığını ve bakanlığın bu hususta açıklananları yalanlayan bir açıklama yaptığını ifade etti. Hamad, “Tarihsel olarak, 1967 yılında Sudan parlamentosu, İsrail’i boykot etme ve Sudan vatandaşlarının İsrail’e seyahat etmesini önleme kararı aldı. Bu karar hala yürürlükte bulunuyor. Şu anda bu konuda karar verecek seçilmiş bir parlamento yok. Gelen hiçbir parlamentonun, normalleşmeyi kabul edeceğini sanmıyorum. Bu durum, birçok ilkeye dayanmaktadır. Bunların başında ise İsrail rejiminin ırkçılıkla derinden ilgilenmesi ve özgürlükleri tanımaması geliyor. Ancak bununla birlikte Sudan, siyasi kazanımlar elde etmek için herhangi bir şekilde Arap ve İslam ülkelerinde bir dayanak noktası ve uzlaşma pozisyonları arıyor” değerlendirmesinde bulundu.

Gizli temaslar
Hac Hamad, “İsrail ile ilişkiyi ele almak, ülkedeki mevcut geçiş hükümetinin meselesi değildir. Şu anda yaşanan durum, , 80’li yıllarda Sudan toprakları aracılığıyla Etiyopya’dan İsrail’e sürgün edilen Falaşa Yahudilerinin (Etiyopyalı siyahi Yahudiler) başına gelenler gibi Beşir rejimi döneminde İsrail’e sızan yaklaşık 5 bin Sudanlı olması nedeniyle, sosyal medyada Sudanlı ve İsrailli taraflar arasında yakınlaşma sağlanmasıyla ilgilenen bir Sudanlı aktivistin mevcut olmasından kaynaklanıyor. Genel olarak bu konu Sudan sokaklarında destek bulmuyor ve hükümet, bu meseleyi gündeme getiremeyecek. Ancak aynı zamanda Sudan’daki askeri bileşenler, İsrail ile gizli temaslarını da sürdürecek” açıklamasında bulundu. Sudan’ın Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ve İsrail arasındaki barış anlaşmasıyla hiçbir ilişkisi veya bağlantısı bulunmadığını söyleyen Hamad, söz konusu anlaşmanın, Sudan- İsrail ilişkilerini de etkilemeyeceğini ifade etti.
Sudan’ın terörizme sponsorluk yapan ülkeler listesinden çıkarılması karşılığında ABD’nin bu yöndeki baskısına ilişkin olarak ise Hamad, “Elbette Siyonist lobinin, bu yönde baskı yapması hususunda ABD’de etkisi mevcut. Ayrıca Washington, geçtiğimiz dönemde bunun bir yolunu buldu. Sudan’ın bu listeden çıkarılmasına katkı sağlayacağı inancıyla eski Sudan Dışişleri Bakanı tavizler vermeye devam etti. Maalesef bu bir devlet modeli değil. ABD ve İsrail taraflarının durmayacağına inanıyorum. Normalleşme için baskı yapmaya devam edecekler. Ama diğer taraftan bu adım karşısında duran bir sokak hareketi mevcut” dedi.

Askıdaki meseleler
Sudanlı siyasi analist Muhammed Latif, “Sudan ve İsrail tarafları arasında son dönemde temasların yürütüldüğü kesin. Bir adım atmadan iki ülke liderleri arasında bir görüşme hayal etmenin mümkün olmaması dolayısıyla istenen hedefe ulaşmak için bu yönde pek çok adım ve düzenlemenin olması doğaldır” dedi. Temasların ve istişarelerin devam ettiğinin bir delili olarak, İsrail tarafından bazı güvencelerin verilmiş olduğuna dikkati çeken Latif, temasların tamamlanmak üzere olduğunu kaydetti.
Sudan hükümetinin geri adım atması ve Dışişleri Bakanlığı sözcüsünün açıklamasını reddetmesi hususuna da değinen Muhammed Latif, “Bu açıklama nedeniyle Sudan Dışişleri Bakanlığı sözcüsünün görevden alınması kararına bakılmaksızın, bu kişinin (sözcü) karar alma alanında oturduğu, bu konudaki olayların gidişatı hakkında doğru ve eksiksiz bilgiye sahip olduğu ve konuşmasında güven verici olduğu görülüyor. Ancak Sudan hükümeti içerisinde, bu meseleyi açıklamak için doğru zamanın olmadığı yönünde bir görüş olabilir. Ancak bu nedenle kendisine verilen cezanın, görevinden alınarak başka bir daireye nakledilmesi nedeniyle ağır olmaması, bu durum, diplomatik mutfakta bir anormallik olmadığı anlamına geliyor” değerlendirmesinde bulundu.
Aynı şekilde Latif, hükümeti, bu adımdan vazgeçmeye iten birçok husus olduğunu da söylerken, “Geçiş hükümetinin karşı karşıya olduğu birçok sorun var. Görevini üstlendiği ilk altı ayda önceliklerinden biri sayılan barışa henüz ulaşamadı” dedi. Ekonomik durumun kötüleşmesinin yanı sıra iktidar yapılarının ve mevzuatlarının tamamlanmadığına ve askıda birçok sorunun bulunduğuna dikkati çeken Muhammed Latif, hükümetin, adımı ilan etmeyi ‘kamuoyunun gözlerine bu konuda kum fırlatmak ve dikkatlerini dağıtmak’ olarak gördüğüne inandığını ifade etti.

Sözcünün gerekçeleri
Normalleşmeye ilişkin açıklamaları nedeniyle Sudan Dışişleri Bakanlığı sözcüsünün görevinden alınmasının ardından Sözcü Haydar Bedevi, “Özgür bir halk devrimi, sadece Dışişleri Bakanlığı’nda sorumlu bir büyükelçi olarak değil, kendi fikrini de ifade etmesini sağladığı özgür bir Sudan vatandaşı olarak İsrail ile normalleşme hususunda Sudan merkezli olsun olmasın birçok medya kuruluşuna konuştum” açıklamasında bulundu.
Bedevi, “Medya, bana İsrail İstihbarat Bakanı’nın sözlerine ilişkin sorular sormayı sürdürdü. Hükümet sessiz kaldı. Egemenlik Konseyi Başkanı Burhan’ın, Netanyahu ile görüşmesi sonrasında Sudan’ın doğru yöne döndüğünü söylemesinden daha büyük bir şey söylemedim. Hiçbir Sudanlı yetkilinin, İsrail İstihbarat yetkilisinin söylediklerini inkar etmemesi, beni normalleşme çizgisinin devletin yöneldiği yol olduğu sonucuna götürdü. Bunun üzerine bakanlığın kısa bir açıklamayla yalanladığı ifadelerimi kullandım” dedi.



İran-Hizbullah hattında değişmeyen denklem: Kasım’a gönderilen Hamaney mesajında tek cephe vurgusu

Güney Lübnan’da İsrail hava saldırısında öldürülen gazetecilerin cenaze törenine katılan bir kadın (AFP)
Güney Lübnan’da İsrail hava saldırısında öldürülen gazetecilerin cenaze törenine katılan bir kadın (AFP)
TT

İran-Hizbullah hattında değişmeyen denklem: Kasım’a gönderilen Hamaney mesajında tek cephe vurgusu

Güney Lübnan’da İsrail hava saldırısında öldürülen gazetecilerin cenaze törenine katılan bir kadın (AFP)
Güney Lübnan’da İsrail hava saldırısında öldürülen gazetecilerin cenaze törenine katılan bir kadın (AFP)

İran Dini Lideri Mücteba Hamaney’in, Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım’a gönderdiği ve ‘babasının İslam Devrimi lideri olarak hayatını kaybetmesi dolayısıyla ilettiği taziye için teşekkür’ içeren mesaj, bölgesel gerilimin kritik bir aşamasında geldi. Bu durum, mesajın hem iç hem de dış kamuoyuna doğrudan siyasi mesajlar taşıdığı şeklinde yorumlandı. Mesajın, İran ile Hizbullah arasındaki ilişkinin sürekliliğini teyit ettiği ve örgütün Tahran’ın yürüttüğü strateji içindeki yerini pekiştirdiği değerlendirilirken, aynı zamanda açık çatışmanın sürdürülmesine yönelik bir teşvik içerdiği ifade edildi.

Hamaney’in mesajında Lübnan devletine yer verilmemesi dikkat çekerken, söz konusu mesajın, Lübnanlı yetkililerin İran ile ‘bağları koparma’ yönünde adımlar attığı bir döneme denk gelmesi öne çıktı. Bu kapsamda, Hizbullah’ın güney cephesinde İran’a destek amacıyla başlattığı çatışmaların ardından Lübnan’da İran büyükelçisinin sınır dışı edilmesi ve örgütün askeri kanadının yasaklanması gibi çeşitli adımların atıldığı belirtildi.

Kesin olanın teyidi

Bu çerçevede Lübnanlı bakanlık kaynakları, İran’ın yeni Dini Lideri’nin mesajına ilişkin değerlendirmelerini ‘kesin olanın teyidi’ şeklinde özetledi. Kaynaklar, Şarku’l Avsat’a yaptıkları açıklamada, “Mesaj herhangi bir yenilik içermiyor; aksine önceden bilinen ve var olan bir durumu pekiştirme bağlamında geliyor. İran ile Hizbullah arasındaki ilişkide hiçbir aşamada kopuş yaşanmadı; karşılıklı destek ve sürekli koordinasyon çerçevesinde sabit kaldı. Devam eden savaşta gerçekleşen ortak operasyonlar bunun en açık göstergesidir” ifadelerini kullandı.

dfbfd
İran’ın yeni Dini Lideri Mücteba Hamaney’in Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım’a gönderdiği mesaj (Sosyal medya)

Kaynaklar, “Mesajın içeriği her iki tarafın da kamuoyuna açıkladığı söylemle tamamen örtüşüyor, bu da onu mevcut tutumların yeniden teyidi haline getiriyor. Dolayısıyla tartışma artık kullanılan ifadelerle ilgili değil; ilişkinin özü açık ve görünür hale gelmiş, geleneksel devlet anlayışını aşan bir yaklaşımı yansıtan kalıcı bir siyasi tablonun parçası olmuştur” dedi.

Savaş birliği ve ABD’nin düşman olarak kabul edilmesi

İran mesajının satır aralarına ilişkin değerlendirmesinde siyasi analist Ali el-Emin, metnin İran ile Hizbullah’ın yürüttüğü mücadelenin ‘tek bir savaş’ olduğunu açık şekilde yansıttığını belirtti. El-Emin, Mücteba Hamaney’in ifadelerinde yer alan ‘ABD ve İsrail’e karşı direniş ve sebat’ vurgusuna dikkat çekerek, bunun iki tarafın aynı cephede konumlandığını ortaya koyduğunu ifade etti. El-Emin, “Hizbullah ve İran’a ait, İsrail tarafından hedef alınan isimlere ilişkin sunulan anlatı, iki tarafın izlediği yol ve yöntemin ortak olduğunu teyit etmeye yönelik bir çabadır. Bu durum takipçiler açısından yeni olmasa da, aynı çizginin, yakın ilişkinin ve bu savaş bağlamında ortak kaderin altını çizme girişimidir” değerlendirmesinde bulundu.

fv
Sana’da bir Husi, babasının öldürülmesinin ardından İran’ın yeni Dini Lideri olan Mücteba Hamaney’in fotoğrafını kaldırıyor. (EPA)

Analist, mesajda dikkat çeken unsurlardan birinin de ABD’nin İsrail ile aynı düzeyde ‘düşman’ olarak konumlandırılması olduğunu belirterek, bunun metnin sonunda yer alan ‘Amerikan-Siyonist düşmanın yenilgisi’ vurgusunda açıkça görüldüğünü söyledi.

Öte yandan Hamaney, mesajında Kasım’a hitaben, ‘direniş tarihinin bu kritik anında hareketi yönettiğini’ ifade ederek, ‘düşmanın planlarını boşa çıkarma ve Lübnan halkına yeniden onur ve refah kazandırma konusunda onun tecrübesine, zekâsına ve cesaretine güvendiğini’ dile getirdi.

Mesajın sonunda ise İran’ın politikasının, ‘merhum Dini Lider ve şehit komutanın izlediği çizgi doğrultusunda sabit olduğu’ vurgulanarak, ‘İsrail ve ABD’ye karşı direnişe desteğin süreceği’ ifade edildi.

Lübnan devletinin yokluğu ve Hizbullah çevresinin çilesi

El-Emin, mesajda Lübnan devletinin yok sayılması noktasına da dikkat çekerek, “Metinde Lübnan devletiyle ilgili herhangi bir ifadeye yer verilmediği açıkça görülüyor” dedi. “Halktan söz ediliyor ancak egemenliği ve saygınlığı olan devletten bahsedilmiyor” ifadesini kullanan el-Emin, mesajda yalnızca ‘Lübnan halkına’ atıf yapıldığını, devlete ise hiçbir şekilde değinilmediğini belirtti. El-Emin, mesajın doğrudan Hizbullah’a yönelik olduğunu vurgulayarak, bunun Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım’a hitaben kullanılan “Direniş tarihinin bu kritik anında hareketi bugün o yönetiyor” ifadesinde de açıkça görüldüğünü kaydetti.

dvdsv
Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım (Reuters)

El-Emin, mesajın odağının tamamen ‘çatışma’, Hizbullah’ın rolü ve ‘direniş’ olarak tanımlanan çizgi üzerinde yoğunlaştığını belirterek, “Metinde Lübnan devletinin varlığına, resmi otoriteye ya da karar alma yetkisine sahip bir yapıya dair hiçbir unsurun dikkate alınmadığı açıkça görülüyor” dedi.

Bu çerçevede el-Emin, mesajın Lübnan’ın yaşadığı yıkım, yerinden edilme ve insani kayıplara da değinmediğini vurgulayarak, “Bir milyondan fazla yerinden edilmiş kişinin bulunduğu, büyük kısmının Şii topluluğa mensup olduğu ve önemli bir bölümünün Hizbullah destekçilerinden oluştuğu bir tabloda, bu acılara özellikle değinilmesi gerekirdi. Evlerini terk etmek zorunda kalan ve ülkenin farklı bölgelerine dağılan bu insanların yaşadıkları göz ardı ediliyor” ifadelerini kullandı.


SDG'ye bağlı YPJ'den bir heyet, Şam'da Savunma Bakanı ile görüştü

Suriye'nin kuzeydoğusunda düzenlenen tatbikat sırasında Kürt ağırlıklı YPJ üyeleri (Arşiv – X)
Suriye'nin kuzeydoğusunda düzenlenen tatbikat sırasında Kürt ağırlıklı YPJ üyeleri (Arşiv – X)
TT

SDG'ye bağlı YPJ'den bir heyet, Şam'da Savunma Bakanı ile görüştü

Suriye'nin kuzeydoğusunda düzenlenen tatbikat sırasında Kürt ağırlıklı YPJ üyeleri (Arşiv – X)
Suriye'nin kuzeydoğusunda düzenlenen tatbikat sırasında Kürt ağırlıklı YPJ üyeleri (Arşiv – X)

Dün Suriye’nin başkenti Şam'da Kürtlerden oluşan Kadın Koruma Birlikleri’nden (YPJ) bir heyet ile Suriye Savunma Bakanı Murhaf Ebu Kasra arasında bir görüşme gerçekleşti. Şarku’l Avsat’a konuşan Kürt kaynaklar, Suriye Demokratik Güçleri’ne (SDG) bağlı YPJ'nin Suriye devlet kurumlarına entegrasyonuyla ilgili mekanizmalara ilişkin görüşmelerin ‘henüz olgunlaşmadığını’ ve bu konuda uzlaşmanın ‘daha fazla diyalog ve biraz sabır’ gerektirdiğini belirtti.

Bu gelişme öncesinde Şam'ın Suriye ordusunun yapısında kadın birliklerine yer verilmeyeceği yönündeki açıklamaları ve YPJ’den gönüllü olanların İçişleri Bakanlığı'na bağlı kadın polis teşkilatına katılmaları önerilmişti.

Kürtçe yayın yapan Hawar Haber Ajansı ANHA’nın haberine göre heyetin kadrosunda Suzdar Haci ve Ruhlat Afrin'in yanı sıra Kamışlı Tugayı’na bağlı Kadın Taburu’nun komutanı Halise Ayid ve YPJ Sözcüsü Roksan Muhammed yer alıyordu. ANHA, heyetin YPJ’nin devlet kurumlarına entegrasyonu süreciyle ilgili görüşmelerin ardından dün Şam'dan döndüğünü bildirdi.

Görsel kaldırıldı.
Suriye Savunma Bakanı Murhaf Ebu Kasra

SDG ile Suriye hükümeti arasında imzalanan ‘29 Ocak 2026 Anlaşması’ kapsamında gerçekleştirilen görüşme, entegrasyon sürecinin uygulanmasına yönelik mekanizmaların oluşturulmasını amaçlıyor.

ANHA’nın YPJ heyetindeki kaynaklardan aktardığına göre görüşmenin ana gündem maddesinin YPJ'nin orduya katılım şekliydi. YPJ heyetinin, görüşmenin ayrıntılarını ve sonuçlarını içeren resmi bir açıklama yapması bekleniyor.

SDG'nin Suriye resmi kurumlarına entegrasyon süreci devam ederken, erkek komutanlar Savunma Bakanlığı ve yerel yönetimde atanmış olsa da kadın unsurların entegrasyonu konusu belirsizliğini koruyor.

Kürtlerden oluşan Demokratik Birlik Partisi’nin (PYD) yetkilisi Muhammed Aybaş, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, YPJ'nin Suriye ordusuna entegrasyonu konusundaki tartışmaların henüz olgunlaşmadığını söyledi. Aybaş, “Çünkü Şam tarafında bir ret var, buna karşılık ise YPJ'nin İçişleri Bakanlığı ve sivil dairelere entegre edilmesi önerisi var” diye ekledi.

Görsel kaldırıldı.
YPJ Sözcüsü Roksan Mohammad (solda), iç güvenlik güçlerinden kadın savaşçılarla birlikte Kamışlı Havalimanı yakınlarında beklerken, 8 Şubat 2026 (AFP)

Şam, daha önce, yapısında kadınlara özel tugaylar bulunmadığı için YPJ'nin Suriye Arap Ordusu’na entegre edilemeyeceğini, ‘ancak hizmetlerine devam etmek isteyenler, iç güvenlik alanındaki deneyimlerinden yararlanmak üzere İçişleri Bakanlığı'na gönüllü olarak başvurabileceklerini’ açıklamıştı.

Şam ile SDG arasında varılan anlaşmanın uygulanmasını denetlemekle görevli Cumhurbaşkanlığı ekibinin sözcüsü Ahmed el-Hilali, Şarku’l Avsat’a, Suriye hükümetinin Haseke-Şam yolu üzerinde heyete güvenlik koruması sağladığını söyledi.

Dün Savunma Bakanlığı ile yapılan görüşmelerin bir anlaşmaya varıp varmadığı sorusuna ise, “Görüşmeler, belirli bir konuda anlaşmaya varıldığı anlamına gelmez. Görüşmenin sonuçlarının resmi olarak açıklanmasını bekliyoruz” yanıtını verdi.

Şarku’l Avsat, görüşmenin ayrıntılarını öğrenmek için Savunma Bakanlığı'nın Halkla İlişkiler ve Medya Ofisi ile iletişime geçmeye çalıştı, ancak yanıt alamadı.


Yeni bir Libya otoritesinin kurulmasına yönelik öneri, geçiş döneminin uzayacağına dair endişeleri artırıyor

Libya Ulusal Birlik Hükümeti (UBH) Başbakanı Abdulhamid Dibeybe ile ABD Başkanı Donald Trump’ın Arap ve Afrika İşlerinden Sorumlu Başdanışmanı Massad Boulos’un geçtiğimiz ocak ayında Trablus’ta yaptıkları görüşmeden (UBH)
Libya Ulusal Birlik Hükümeti (UBH) Başbakanı Abdulhamid Dibeybe ile ABD Başkanı Donald Trump’ın Arap ve Afrika İşlerinden Sorumlu Başdanışmanı Massad Boulos’un geçtiğimiz ocak ayında Trablus’ta yaptıkları görüşmeden (UBH)
TT

Yeni bir Libya otoritesinin kurulmasına yönelik öneri, geçiş döneminin uzayacağına dair endişeleri artırıyor

Libya Ulusal Birlik Hükümeti (UBH) Başbakanı Abdulhamid Dibeybe ile ABD Başkanı Donald Trump’ın Arap ve Afrika İşlerinden Sorumlu Başdanışmanı Massad Boulos’un geçtiğimiz ocak ayında Trablus’ta yaptıkları görüşmeden (UBH)
Libya Ulusal Birlik Hükümeti (UBH) Başbakanı Abdulhamid Dibeybe ile ABD Başkanı Donald Trump’ın Arap ve Afrika İşlerinden Sorumlu Başdanışmanı Massad Boulos’un geçtiğimiz ocak ayında Trablus’ta yaptıkları görüşmeden (UBH)

Libyalıların, 2011 yılından bu yana devam eden geçiş sürecinin sona erdirilmesi yönündeki çağrıları gerek resmî ve siyasi düzeyde gerekse halk nezdinde sürüyor. Uzun süredir devam eden siyasi tıkanıklık ve bölünmüşlüğün son bulmasına yönelik güçlü beklenti dikkat çekiyor.

Ancak Birleşmiş Milletler’in (BM) himayesinde yürütülen ‘yapılandırılmış diyalog’ sürecine atfedilen bir sızıntı, geçiş döneminin yeniden uzatılabileceği endişelerini gündeme getirdi. Söz konusu önerilerde yeni bir geçiş otoritesinin oluşturulmasından bahsedilirken, bazı Libyalılar bunu çözümden ziyade krizin yeniden üretilmesi olarak değerlendiriyor.

Yeni bir otorite oluşturmak

Taslak metin, coğrafi dengeyi gözeterek Berka, Trablus ve Fizan bölgelerini temsil edecek şekilde bir devlet başkanı ve yardımcısından oluşan yeni bir yönetim yapısının kurulmasını öngörüyor. Seçimin ise BM gözetimindeki diyalog süreci üzerinden ‘tek liste’ sistemiyle yapılması ve adayların, diyalog üyelerinin yüzde 25’inin desteğini alması şart koşuluyor. Görev süresinin uzatılamaz şekilde 36 ayla sınırlandırılması planlanırken, sınırlı mali güvenceler sağlanması ve sürenin sonunda uluslararası tanınırlığın sona erdirilmesi de taslakta yer alan düzenlemeler arasında bulunuyor.

 Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri’nin Libya Özel Temsilcisi Hanna Tetteh, geçtiğimiz şubat ayında BM Güvenlik Konseyi’ne brifing verdi. (Arşiv – UNSMIL)Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri’nin Libya Özel Temsilcisi Hanna Tetteh, geçtiğimiz şubat ayında BM Güvenlik Konseyi’ne brifing verdi. (Arşiv – UNSMIL)

‘Yapılandırılmış diyalog’ sürecine katılan bazı isimler, aralarında Esad Ziyu’nun da bulunduğu üyeler, söz konusu önerinin ‘resmî çerçevenin dışında bir taslak olduğu ve diyalog sürecini yansıtmadığı’ yönünde hızlı bir şekilde açıklama yaptı. Ancak buna rağmen taslağın dolaşıma girmesi, art arda gelen geçiş süreçlerinin ne istikrar sağlayabildiği ne de belirleyici seçimlerin yapılmasına imkân tanıyabildiği bir ortamda, Libyalılar arasında ciddi endişelere yol açtı.

BM Libya Destek Misyonu (UNSMIL) Sözcüsü Muhammed el-Esadi, BM Genel Sekreteri’nin Libya Özel Temsilcisi Hanna Tetteh tarafından geçtiğimiz ağustos ayında önerilen ve BM Güvenlik Konseyi tarafından desteklenen yol haritasını, 2011’den bu yana süren geçiş dönemlerini sona erdirmeyi amaçlayan ‘pratik bir girişim’ olarak nitelendirdi. Söz konusu planın, genel ve şeffaf seçimlere ulaşmak için süreci hızlandırmayı ve zaman dilimini daraltmayı hedeflediği belirtildi.

Nisan ayında yeniden başlaması planlanan ‘yapılandırılmış diyalog’ süreci, Tetteh’in yol haritasının bir parçası olarak öne çıkıyor. Bu plan, seçim yasalarının değiştirilmesi, seçim komisyonundaki boş kadroların doldurulması ve birleşik bir hükümet kurulmasını da içeriyor.

El-Esadi, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, “UNSMIL’in uygulamaya koyduğu yol haritası, Libya’daki siyasi tıkanıklık ve bölünmüşlüğe son vermeyi amaçlıyor” dedi. Ayrıca, BM çerçevesinde yürütülen herhangi bir girişimin resmî olarak misyon tarafından duyurulması gerektiğini, bu çerçevenin dışındaki önerilerin ise yalnızca ilgili tarafların görüşlerini yansıttığını vurguladı.

Geçtiğimiz şubat ayında başkent Trablus’ta düzenlenen yapılandırılmış diyalog oturumlarından (Arşiv – UNSMIL)Geçtiğimiz şubat ayında başkent Trablus’ta düzenlenen yapılandırılmış diyalog oturumlarından (Arşiv – UNSMIL)

Buna karşın, geçiş süreçlerine ilişkin tartışmalar, Libya kamuoyunun geçici dönemin sona erdirilmesine yönelik beklentileri ile ülkenin hâlâ iç dengeler ve uluslararası çekişmelerin etkisi altında olan siyasi gerçekliği arasındaki uçurumu ortaya koyuyor.

Bu çerçevede, Libya Devlet Yüksek Konseyi (DYK) üyesi Ebu’l Kasım Kuzeyt, ülkenin ‘geçiş aşamalarını aşmaktan hâlâ uzak’ olduğunu belirterek, ‘yolsuzluğun kurumsallaşması ve gelecekte kalıcı olması gereken kurumlar içinde otoriter yönetim biçimlerinin yeniden üretilmesi’ riskine dikkat çekti.

Kuzeyt, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, Libyalıların geniş bir kesiminin tartışmalı ya da yolsuzlukla suçlanan isimlerin kalıcı devlet yapısında yer almasına karşı çıktığını ifade etti.

Öte yandan, geçiş sürecinin sona erdirilmesine yönelik resmî temaslar da sürüyor. Bu kapsamda, Libya Başkanlık Konseyi Başkanı Muhammed el-Menfi ile DYK Başkanı Muhammed Takala arasında yapılan görüşmelerde, ulusal seçimlerin gerçekleştirilmesi için gerekli şartların oluşturulmasına yönelik ‘somut adımlar’ ele alındı.

Ayrıca, Cebel-i Garbi bölgesindeki yerel yetkililer ve aşiret liderleri de Libya Başkanlık Konseyi Başkan Yardımcısı Abdullah el-Lafi ile yaptıkları son görüşmede, geçiş sürecinin sona erdirilmesine yönelik çabalara destek verdiklerini açıkladı.

‘Genel bıkkınlık’ durumu

Araştırmalara göre bu siyasi hareketlilik, ardışık geçiş süreçlerinden kaynaklanan ‘genel bir bıkkınlık’ hissini gizleyemiyor. Libya Araştırma ve Geliştirme Merkezi Direktörü es-Senusi Biseykri, ülkenin ‘siyasi yorgunluk, güvenlik ve askeri bölünmeler’ içinde olduğunu ve bunun doğrudan yaşam koşullarına yansıdığını, enflasyon, nakit sıkıntısı ve hizmetlerde gerileme gibi sorunlara yol açtığını belirtti.

Biseykri, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, bu krizlerin yüksek düzeyde yolsuzlukla daha da derinleştiğine dikkat çekti. Ayrıca, BM taslak raporunda bazı askeri kişilerin petrol kaçakçılığına karıştığının yer aldığını ve ‘yapılandırılmış diyalog’ süreciyle ilgili sızıntıların, her ne kadar üzerinde uzlaşı sağlanmamış olsa da, siyasi mesajlar içerdiğini ifade etti.

ABD’nin Libya Büyükelçiliği Maslahatgüzarı Jeremy Brent, geçtiğimiz şubat ayında Trablus’ta düzenlenen yapılandırılmış diyalog oturumlarına katıldı. (UNSMIL)ABD’nin Libya Büyükelçiliği Maslahatgüzarı Jeremy Brent, geçtiğimiz şubat ayında Trablus’ta düzenlenen yapılandırılmış diyalog oturumlarına katıldı. (UNSMIL)

Biseykri, ülkenin doğu ve batısındaki iki hükümeti birleştirme çabalarının da aksadığını belirtti. Bu süreçte, Mossad Boulos, ABD Başkanı Donald Trump’ın Arap ve Afrika İşlerinden Sorumlu Başdanışmanı olarak yürüttüğü girişimlerle öne çıktı, ancak taraflar arasındaki anlaşmazlıklar devam ediyor.

Boulos, daha önce Avrupa başkentlerinde doğu ve batı Libya’daki siyasi aktörler arasında hükümetleri birleştirmeyi hedefleyen görüşmeler yürüttü. Ancak bu girişimler, özellikle DYK içindeki bir kesim tarafından eleştirildi.

Siyasi analist Hazım er-Rayis, halktaki memnuniyetsizliğin ‘açık şekilde’ gözlemlendiğini belirterek, sürecin bir krizi çözmek yerine ‘tekrarlamak’ yönünde bir eğilim olarak algılandığını söyledi. Mevcut siyasi yapılarla devam etmenin, seçimlere götürecek herhangi bir sürece duyulan güveni zayıflattığını vurguladı.

Er-Rayis, ‘yapılandırılmış diyaloğun’ bu endişeleri gidermediğini, özellikle çıktılarının bağlayıcı olmamasının önceki seçim yasası deneyimlerini hatırlattığını ifade etti. Uluslararası aktörlerin, başta Boulos’un girişimleri olmak üzere, sürece müdahalelerinin, ulusal çıkarlar yerine dış aktörlerin çıkarlarını gözetebileceği uyarısında bulundu.

Er-Rayis, UNSMIL’in performansını değerlendirirken, sürecin ‘tereddütlü ve çelişkili’ yürütüldüğünü; hem mevcut kurumlarla devam etme hem de onları aşma ihtimali arasında gidip gelindiğini belirtti. Ayrıca, BM Güvenlik Konseyi içindeki kararlı uluslararası destek eksikliğinin, sürecin ‘uluslararası dengelere bağlı bir çözüm’ izlenimi verdiğini ve iç politik iradeden ziyade dış faktörlere dayandığını ortaya koyduğunu söyledi.

Daha önce Tetteh, geçtiğimiz şubat ayında BM Güvenlik Konseyi’ne verdiği brifingde, Temsilciler Meclisi (TM) ve DYK’nin seçim yol haritasında ilerleme sağlayamamasını eleştirerek, yol haritasının iki temel adımını doğrudan ele almak üzere küçük bir grup oluşturma niyetini açıklamıştı. Ancak bu adım henüz fiilen uygulanmadı.