Muna Abdulfettah
Amerika Birleşik Devletleri, Sudan'da geçiş hükümetini baltalayan, yeni anayasa taslağının hazırlanmasını engelleyen, geçiş hükümetini zayıflatmak için çalışan, insan hakları ihlallerine ve yolsuzluğa karışan bazı Sudanlı siyasetçileri ‘yaptırım listesine’ aldığını duyurdu.
Batılılar ve özellikle ABD, Sudan’daki siyasal İslamcı akımı tek bir blok olarak değerlendirme yanılgısına düşüyorlar. Bilindiği üzere 1989’da askeri darbeyle yönetime gelen siyasal İslamcı yönetim, Nisan 2019’da bir ‘halk devrimiyle’ yönetimden düşürülmüştü. Batı’daki bu yanlış algıya yol açanlar da yine İslamcıların arasından çıkmıştır. Hasan Turabi, İslamcılar yönetime ilk geldiğinde İslami Ulusal Cepheyi feshetti. Turabi böylelikle liderliği tek başına elinde tutabilecekti. Ancak beklediği gibi olmadı, Ömer el-Beşir 1999’da, Turabi’nin feshinden aldığı güçle İslami Cepheyi kendi aleyhine darbeye karışmakla suçlayarak bu oluşumun etkisini kırmayı başardı. Turabi bu süreçte Sudan Halk Kongresi Partisi’ni kurdu. Bu parti kâh rejime yakın kâh uzak duruyordu. Son zamanlarda İslamcı kesimin kanaat önderleri ve siyasi liderleri, ‘Sudan’ın henüz İslamcılar tarafından yönetilmediği’ söylemine başvuruyor. Siyasal İslamcılar, eski rejimle birlikte çalıştıkları zamanı adeta yok sayarak ‘halk devriminin’ en etkili kesimi oldukları yönünde bir propaganda yapıyor. Kongre Partisi’ndeki İslamcı kanat bu söylentiden güç alarak adeta ‘halk devrimini’ kendilerine mal etmeye çalışıyor.
Dinin siyasallaştırılması
Sudan gerçekliğinde dini faktörün siyasi süreç üzerindeki etkisinin boyutu herkesin malumudur. Sudan'ın 1956'daki bağımsızlığından bu yana, geçirdiği kısa demokratik süreçlerde dahi dinin siyasetten ayrılmasının gerekliliği üzerinde geniş bir tartışma yapılmamış ve görüş birliği sağlanamamıştır. Sudan halkı yüzyıllardır ılımlı bir şekilde dinlerini yaşayan ve din kaynaklı çatışmalardan uzak duran bir halk olarak bilinmektedir. Ancak 20’inci yüzyılın ikinci yarısından itibaren siyasal İslamcılığın Sudan’ı tehlikeli sulara ittiği de bir gerçektir.
Hasan Turabi, kendisini hapse atan Ömer el-Beşir yönetimiyle bir dönem yakınlaşmayı seçti. (Foto: Hasan Hamid)
İslami hareket, geçen yüzyılın kırklı ve ellili yıllarında ‘Müslüman Kardeşler’ adı altında İslamcı projesini hayata geçirmek için siyasal olarak örgütlendi. Sudan özelinde, Ümmet Partisi ve Demokratik İttifakçı Parti bu örgütten filizlendi. Bu iki parti de ayrımcı görüşlerini İslam kılıfı altında gizlemeyi başardı. İslamcı referansları dolayısıyla taşra ve şehirlerde, toplumun geniş kesimleri tarafından destek bulabildiler. 1968 yılındaki anayasa çalışmalarında bu partilerin asıl hedefi ortaya çıktı. Önerdikleri anayasa, toplumun farklı düşünen kesimlerini hiçe sayıyor ve Ortaçağ anlayışıyla bir ‘şeriat’ devleti özlemini ifade ediyordu. İslamcı hareket bu süreçte birbirinin devamı niteliğindeki birçok parti kurdu ve kapattı. Bu süreçlerde de liderlik büyük ölçüde Hasan Turabi’deydi.
İslamcı hareketin sembol isimleri, İslam ümmetine bağlılığın, Sudanlı olmaktan öncelikli olduğuna inanıyor. Sudan’da İslam dininin siyasallaşmasının temeli 19’ıncı Yüzyıldaki ‘Mehdi Hareketi’ne dayanıyor.
Mehdi Hareketi, Sudan halkı nazarında siyaset ve dinin birbirinden ayrılmaz olarak tasavvur edilmesine neden oldu. İslamcı akımın ilk başlardaki amacı emperyalizme karşı direnmek ve toplumu ideolojik olarak dönüştürmekti. Ancak süreç içinde toplumun güvenini suiistimal ettiler. İslami Hareket mensuplarında halen dini duygular, vatani duyguların önündedir. 23 Temmuz 1952’de Cemal Abdunnasır Mısır’ın başına geçince ‘Nasırcılık’ adı altında tüm Arap ülkelerinde ‘ulusçu’ hareketler öne çıktı. Sudan bu süreçte ulusalcılarla İslamcılar arasında uzun yıllar devam edecek olan rekabete ve gerginliğe şahit oldu.
Sudanlı merhum yazar Tayyib Salih, 2005 yılında hapisten çıkan Hasan Turabi için şu ifadeyi kullanmıştı:
“Turabi şanslı bir adam. Hayat ona daima ikinci fırsatlar tanıyor. Hayat normalde fırsat tanıma noktasında pek cömert olarak bilinmez.”
Yine Salih, Sudan halkının dilinden düşmeyen bir yazısında “Bunlar nereden geldi?” diye sormuştu. Bu soru çok soruldu ancak halen kimse yanıt veremedi.
Turabi vefat ettiğinde öğrencileri adeta intikamını almak istercesine ‘Ulusal Kongre’ karşıtı yeni bir pozisyon aldılar. Turabi ketum davransa da oldukça öfkeliydi, Anlaşma sağladığı Numeyri daha sonra kendisine ihanet etmişti. Kendisi bir süre sonra Sadık el-Mehdi hükümetine darbe yapılmasını destekledi. Bu hükümet 1986-1989 arasında demokratik yollarla başa gelmişti. Ancak bir kez daha askerlerin oyununa geldi ve 1999’da meclisin feshedilmesiyle muhalefet liderliğine geçti. Turabi’nin 1989 askeri darbesini desteklemesi ve Ömer el-Beşir rejimini ilk başlarda müttefik olarak görmesi en büyük hatalarından olsa gerek. Sudan halkının hafızasında Ömer el-Beşir tarafından hapsedilmesi ve uzaklaştırılmasına rağmen rejime pozitif yaklaştığı sahneler halen canlıdır. Hasan Turabi, 2012’de Mısır’da Mursi cumhurbaşkanı olarak seçildiğinde Müslüman Kardeşler’e tarihi bir uyarıda bulunmuştu. Söz konusu uyarıda şöyle demişti:
“Eğer Müslüman Kardeşler Mısır’da yönetime gelebilirse, içeriye ve dışarıya açılsın. Sudan tecrübesini yakından takip etsinler ve bizim gibi başarısız olmasınlar. Sudan tecrübesinden alacakları çok ders var.”
En büyük tehdit
Ulusal Kongre Partisi’nin sembol isimlerine uygulanan yaptırımlar, henüz buzdağının görünen kısmı. Gözlemciler ‘yaptırım listesinin’ Ulusal Halk Kongre Partisi ve müttefiklerine de uzanacağı öngörüsünde bulunuyor. ABD’nin yaptırım listesindeki en önemli isimlerden biri olarak eski Sudan İstihbarat Başkanı Salah Kuş gösteriliyor. Kuş’un ‘insanlık suçu’ işlediği belirtiliyor. Kendisi ‘devrimin’ başarısız olması için elinden geleni yapmıştı. Daha sonra ‘devrimin’ kaçınılmaz olduğunu görünce gemiye binmeye kalkıştı ancak yer bulamadı. Şimdi malvarlığı donduruldu ve aile üyelerinin dahi ABD’ye girmesi yasaklandı. Sorun şu ki eski rejimle iş birliği yaparak Sudan halkını soyan siyasetçilerin çoğu malvarlıklarını çoktan akrabalarının üzerine aktarmış durumda. Uluslararası soruşturmalarda ‘mal takibine’ yeterli özen gösterilmiyor. Ayrıca ‘insan hakları ihlallerinin de’ süreç içinde unutulacağı umuluyor. Rejimle ittifak halindeki siyasal İslamcılar da bir an önce seçimlerin gerçekleşmesini istiyorlar. Böylelikle kitleleri aracılığıyla yönetimden paylarını almaya başlayabilirler. ABD yönetimi eski rejim yetkililerinin yaptırımlara takılmasını beklerken ülkedeki siyasal İslamcılar yeniden yönetime gelmenin hesabını yapıyorlar. Belki de daha önce hiç denenmemiş olduklarını düşünüyorlardır.
*Muna Abdulfettah’ın Independent Arabia’da yayımlanan yazısı Şarku’l Avsat taarfından çevrilmiştir.


