Irak’ın ABD ve Körfez ülkelerine açılımı: Başarı şansı ve zorluklar

Tahran, Irak’ın ABD ve Körfez ülkelerine açılmasını üç yolla engellemeye çalışıyor.

ABD Başkanı Donald Trump, Irak Başbakanı Mustafa el-Kazimi’yi karşıladığı esnada (Fotoğraf: Cemal Bencuni)
ABD Başkanı Donald Trump, Irak Başbakanı Mustafa el-Kazimi’yi karşıladığı esnada (Fotoğraf: Cemal Bencuni)
TT

Irak’ın ABD ve Körfez ülkelerine açılımı: Başarı şansı ve zorluklar

ABD Başkanı Donald Trump, Irak Başbakanı Mustafa el-Kazimi’yi karşıladığı esnada (Fotoğraf: Cemal Bencuni)
ABD Başkanı Donald Trump, Irak Başbakanı Mustafa el-Kazimi’yi karşıladığı esnada (Fotoğraf: Cemal Bencuni)

Safa Nasır
Irak Başbakanı Mustafa el-Kazimi, ülkesinin bölgedeki ekonomik ve siyasi rolünü aktifleştirmenin ön adımı olarak ABD ve Körfez ülkelerine açılım meselesiyle başladı. Irak’ın ABD ve Körfez ülkeleriyle enerji alanında yapacağı anlaşmalar sayesinde ülkeye girecek olan ekonomik yatırımlar, İran’ın Irak üzerindeki hegemonyasını hafifletmesine katkı sağlayabilir. Bununla birlikte Kazimi’nin açılım iradesi Irak’ta İran yanlısı silahlı milis grupların ve siyasi partilerin engeliyle karşılaşabilir.

Önceki yakınlaşma çabaları
Irak’ın ABD ve Körfez ülkeleriyle yakınlaşma çabaları, eski Başbakan Haydar el-İbadi dönemine uzanır. İbadi yönetiminde Irak ile söz konusu taraflar arasında kurulan eşit ilişkiler üzerinden ilk ciddi yakınlaşma girişimine tanıklık edildi. ABD’nin 2011’de Irak’tan çekilmesinden önceki süreçte Bağdat-Washington ilişkileri yalnızca askeri alanla sınırlıydı. Aynı zamanda Arap dünyası ile Irak arasındaki siyasi ihtilaflar sebebiyle iki taraf arasındaki ilişkilerde gerilim hakimdi.
Irak ve Suudi Arabistan, iki ülke ilişkilerinin tüm alanlarda geliştirilmesi ve stratejik ortaklığın güçlendirilmesi hedefiyle Ekim 2017’de Ortak Koordinasyon Konseyi kurdu. O dönem olumlu tepkilerle karşılanan bu adım Bağdat-Riyad ilişkilerinde yeni bir sayfa açtı.
Konseyin ilk toplantı, Suudi Arabistan’ın başkenti Riyad’da Kral Selman ve dönemin ABD Dışişleri Bakanı Rex Tillerson himayesinde 2017 Ekim ayının ilk haftalarında düzenlenmişti.
İbadi’nin Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri’ni (BAE) ziyareti büyük bir memnuniyetle karşılandı. Ancak taraflar arasındaki bu koordinasyon Irak’ta Adil Abdulmehdi’nin başbakanlık koltuğuna oturmasıyla kayboldu. Zira Abdulmehdi silahlı grupların elini sıkarak, onlara Irak’ın dış politikasının anahtarlarını teslim etti.

Yeni girişimler
Kazimi ise Irak’ın dış ilişkilerinde yeniden dengeyi hakim kılma konusunda oldukça kararlı görünüyor. Bu çıkarım yalnızca Kazimi’nin yaptığı ziyaretler ve açıklamalara dayanmıyor. Bilakis Kazimi’nin Washington’a düzenlediği ziyarette Irak’ın ABD ve Körfez ülkeleriyle ortak ekonomik çıkarlarına vurgu yaparak, bu çıkarların sürdürülebilir stratejik ilişkileri güvence altına almaya hizmet etmesi yönündeki talebi söz konusu çıkarımı destekler nitelikte.
Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı habere göre, Irak hükümeti ABD’li şirketlerle sürdürülebilir enerji alanında bir dizi anlaşma imzaladı. Taraflar ayrıca Irak’ın güneydoğusundaki Zikar vilayetinde yeni enerji şirketlerinin kurulmasına ilişkin birden fazla mutabakat zaptı imzaladı. Bu anlaşmalar, İran sınırına yakın olan Zikar’daki enerji dosyasının tümüyle yönetilmesini hedefliyor.
ABD Enerji Bakanlığı’ndan yapılan açıklamada, Irak ve ABD’li şirketler arasında imzalanan anlaşmaların toplam değerinin 8 milyar dolara ulaştığı belirtildi.
Kazimi, Körfez ülkeleriyle ilişkiler konusunda ise, 13 Temmuz 2020’de, Suudi Arabistan-Irak Koordinasyon Konseyi toplantısı için Maliye Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Ali Allavi başkanlığında yeni bir Irak heyeti kurma talimatı verdi.
20 Eylül’de Suudi Arabistan’ın başkenti Riyad’da bulunan Irak heyeti, Koordinasyon Konseyi toplantısı kapsamında enerji, spor, eğitim ve yatırım alanlarında anlaşma ve birden fazla mutabakat zaptı imzaladı.
Kazimi, Bağdat-Riyad ilişkilerinin geleceğinden ümitli olduğunu belirterek, “Irak ve Suudi Arabistan arasındaki ilişkiler sağlamdır. Bu ilişkiler, ortak stratejik çıkarlara odaklanıyor ve ilişkilerin geleceği hakkında iyimser bir yapıya sahip” dedi.

İran’ın engellemeleri
Irak’ta kendisine bağlı silahlı grupların eliyle ülkenin siyasi ve ekonomik hayatına tahakküm eden İran ise bu gelişmelerden memnun değil. Tahran Irak’ı bölgedeki komşularından ve uluslararası toplumdan soyutlayarak oluşturduğu dengeden fayda sağlıyor.
İran bu dengeyi oluşturarak Irak’ı ABD yaptırımlarına karşı nefes alabileceği bir aparat haline getirirken, Meclis’te kendisine yakın gruplar eliyle de ülkenin dış ilişkilerini kendi hedefleri doğrultusunda dizayn ediyor.
Tahran, Irak’ın ABD ve Körfez ülkelerine açılmasını üç yolla engellemeye çalışıyor:
1- Mezhepçi söylem
2- Güvenlik olayları
3- Irak Meclisi’nde sahip olunan yeterli çoğunluk sayesinde söz konusu ülkelerle yapılması muhtemel her türlü anlaşmanın engellenmesi.
İran, Irak ile ticaretinden yaklaşık 12 milyar dolar kazanıyor ve bu miktarı 20 milyar dolara çıkarmayı hedefliyor. İran ürünleri normal şartlarda Irak pazarında rekabet edebilecek nitelikte ürünler değil. Ancak Irak’ın diğer ülkelerle karşılıklı ticari anlaşmalar imzalama veya dışarıya açılmasının engellenmesi, İran’a Irak ekonomisi ve siyasetini tekeline alma imkanı sağlıyor.
Gözlemciler, Irak’taki İran destekli grupların söz konusu çıkarları korumak amacıyla, kontrol ettiği medyada mezhepçi söylemleri kullanarak, Irak’ın ABD ve Arap komşularıyla her türlü yakınlaşma girişimlerini boşa çıkarmaya çabaladığını belirtiyor.
Silahlı milis grup liderleri Irak’ın Arap Körfez ülkelerine açılım denemelerini her seferinde mezhepçi söylemlerle hedef alıyor. İran destekli Asaib Ehlil Hak milislerinin lideri Kays el-Hazeli, 14 Haziran 2020 tarihli açıklamasında, “Suudi Arabistan ve BAE öncülüğündeki Körfez projesi, ülkenin yıkımını isteyen projelerden bir tanesidir” diyerek, bu iddiasını “Proje Irak’ın Şii çoğunluk tarafından yönetilmesini kabul etmiyor” sözleriyle savundu. İran destekli gruplar bu tarz söylemleri, ülkeyi kutuplaştırmak ve Irak’ın ilişkilerini yalnızca İran ile sınırlı tutmak amacıyla kullanıyor.
Hazeli, Ekim 2019’da başlayan protestoların ardından ABD, BAE ve İsrail’i Irak’ta kaos ve iç savaş çıkarmaya çalışmakla suçlamıştı. İran destekli grupların finanse ettiği medya kuruluşları, bu söylemi, ülkede yolsuzluğa bulaşanların yargılanması ve siyasi reform talebiyle yapılan protestolar döneminde yaptığı yayınlarda yoğun şekilde kullanıyordu.

Ana engelleyici faktör: Irak Meclisi
Gözlemcilere göre, Tahran destekli siyasi gruplar, Irak’ın İran dışında başka ülkelere açılma girişimiyle mücadelesinde Irak Meclisi’ni kullanıyor. Nitekim Meclis’teki İran yanlısı gruplar, Tahran’ın iradesi dışındaki anlaşmaları engelleme noktasında yeterli çoğunluğa sahipler.

Yatırımlara silah doğrultmak
Gözlemciler, son dönemde İran destekli silahlı grupların Irak’taki Uluslararası Koalisyon güçlerine lojistik malzeme taşıyan konvoylara yönelik saldırılarına işaret ederek, ABD ve Körfez karşıtlığı söylemlerinden beslenen bu grupların önümüzdeki süreçte Körfez ülkelerinin Irak’ta yapacağı yatırımlara silah doğrultmayacağının bir garantisi olmadığına dikkat çekiyor.

İran, Irak’taki güvenlik karmaşasından faydalanıyor
Bağımsız Araştırmalar Grubu Başkanı Munkız Dağr, Independent Arabia’ya verdiği demeçte, İran destekli grupların Irak’ta ABD askerlerinin konuşlandığı üslere ve başkent Bağdat’taki Yeşil Bölge’de bulunan ABD Büyükelçiliği binasına katyuşa füzeleriyle düzenlediği saldırılarla Washington’u sahada çatışmaya çekmeye çalıştığını belirterek, bunun gerçekleşmesi halinde çıkacak kaosun ülkede yatırım ortamı oluşmasını engelleyeceğini ve İran bağlantılı şirketlerin dışındaki yatırımlara izin verilmeyeceğini kaydetti.

Dağr, konuşmasında şunları kaydetti:
- İran destekli grupların füze saldırısıyla ABD çıkarlarını hedef almasının amacı, kendi nüfuzu dışındaki şirketlerin yapacağı yatırımlar için istikrarsız bir ortam hazırlamaktır. Bu durum ise Körfez ülkelerini Irak ile ekonomik ortaklığı gözden geçirmeye zorluyor.
- İran, Irak’ta 2006 ve 2007 yıllarını yeniden canlandırmak istiyor. Nitekim bu yıllarda ülke ekonomisinin yıkılması ve toplumsal dokunun bozulması, silahlı grupların bu iki alanı kontrol altına alması ve Arap ülkelerini Irak ile siyasi, güvenlik ve ekonomik ortaklık kurmaktan uzaklaştırma noktasında işini kolaylaştırmıştı.
- İran’ın Irak’taki en belirgin yatırımı güvenlik alanında ülkenin toparlanmasını engellemektir. İran ekonomik ortak rolünü oynayamadığı için güvenlik alanında gerilimi tırmandırma seçeneğine başvuruyor. İran, Irak’ın Körfez’e açılım konusundaki tüm girişimlerini mezhepçi söylemlerin dozunu artırarak ve güvenlik alanında gerilimi tırmandırarak engelliyor.

İran destekli medyanın iddiaları
Irak’ın başbakanı seçilen bir kişinin, İran’ın Bağdat’ı başka ülkelere açılmasını engelleme çabalarını boşa çıkarma isteğinde vereceği ilk sınavın ABD ve Körfez ülkelerinin Irak içinde yatırım konusundaki ciddiyeti veya ciddiyetsizliğine bağlı olduğu söylenebilir.
Bu ülkelerin Irak’a gerçekten yardım etme konusundaki ciddiyeti, İran’ın söz konusu çabalarını sonuçsuz bırakmada etkili olabilir.
Dağr, Irak’ın ABD ile ekonomik ilişkisi hakkında, “Silahlı gruplar, ABD merkezli General Electric şirketinin Irak’ın ihtiyacı olan enerjiyi karşılayamayacağını iddia ediyor. Grupların finanse ettiği medya ABD’li şirkete suçlamalar yönelterek, Elektrik Bakanlığı’nda yapılan yolsuzlukları, israf edilen paraları gözden kaçırmaya çalışıyor” dedi.

Dağr, konuşmasını şu sözlerle noktaladı:
“En başta medya ile savaş geliyor. Fakat sahada bir şeylerin yapılması bu grupların her türlü sistematik propaganda kampanyasını kesip atacaktır. En büyük meydan okuma, Irak’ın ve bölgedeki yeni dostlarının yalnızca siyasi görüşmelerle yetinmek yerine ekonomik ortaklıklar kurabilecek güce sahip olduklarını ispat etmesidir.”



Suriye: Bir telekomünikasyon şirketi, bilgi sızdıran 40 çalışanını işten çıkardı

Şam’dan genel görünüm (Arşiv – Reuters)
Şam’dan genel görünüm (Arşiv – Reuters)
TT

Suriye: Bir telekomünikasyon şirketi, bilgi sızdıran 40 çalışanını işten çıkardı

Şam’dan genel görünüm (Arşiv – Reuters)
Şam’dan genel görünüm (Arşiv – Reuters)

Şarku’l Avsat’ın Suriye’nin El Sevre gazetesinden aktardığına göre, adının açıklanmasını istemeyen bir kaynak, telekomünikasyon şirketi MTN’nin yaklaşık 40 çalışanını işten çıkardı. Haberde, çalışanların, abonelere ait bilgiler, kayıtlı görüşmeler ve Suriye devlet yetkililerine ait telefon numaralarını dış kuruluşlara sızdırdıklarının tespit edildiği belirtildi.

Kaynak ayrıca, işten çıkarılan çalışanların “Suriye’de güvenliği istikrarsızlaştırmak için faaliyet gösteren unsurlarla bağlantılı olduklarının tespit edildiğini” ifade etti.


Cidde’den New York’a… Sudan’daki ateşkesler neden başarısız oluyor?

Sudan konusunda gerçekleştirdikleri ilk toplantılarının ardından Beşli ve Dörtlü Mekanizma üyeleri (Afrika Birliği)
Sudan konusunda gerçekleştirdikleri ilk toplantılarının ardından Beşli ve Dörtlü Mekanizma üyeleri (Afrika Birliği)
TT

Cidde’den New York’a… Sudan’daki ateşkesler neden başarısız oluyor?

Sudan konusunda gerçekleştirdikleri ilk toplantılarının ardından Beşli ve Dörtlü Mekanizma üyeleri (Afrika Birliği)
Sudan konusunda gerçekleştirdikleri ilk toplantılarının ardından Beşli ve Dörtlü Mekanizma üyeleri (Afrika Birliği)

Sudanlı doktor S., savaşın ilk günlerinde meslektaşlarıyla birlikte mahsur kaldığı bir sağlık merkezinden çıkabilmek için ateşkes yapılmasını beklemek zorunda kaldı. Nil Caddesi’nden başlayarak Fetihab ve Halfaya köprülerinden geçen uzun bir yol kat eden S., sonunda Kober’deki ailesine ulaştı. Odasının duvarlarını kurşunların delik deşik ettiğini, kardeşlerinin ise birlikte ayrılmak üzere kendisini beklediğini anlatıyor. Aile yerinden edildi ve bugün hâlâ yerinden edilmiş durumda.

Mayıs 2023’te çatışmaların kısa süreliğine durması S.’nin hayatta kalmasını sağladı, ancak ailenin evinde kalmasına yetecek kadar uzun sürmedi. Bu kısa ateşkesten bu yana çeşitli girişimler ve anlaşmalar peş peşe geldi. Ancak en zor soru değişmedi: Arabulucular, savaşın iki tarafını uygulanacak ve sürdürülebilecek bir ateşkes konusunda nasıl bir araya getirebilir?

Afrika Birliği (AfB) ve ABD’nin eş başkanlığında, 23 Eylül’de New York’ta düzenlenen Dörtlü ve Beşli Mekanizma’nın ilk toplantısı, bu soruyu yeniden gündeme taşıdı. Toplantıya katılanlar insani ateşkes ve çatışmaların durdurulması çağrısında bulunurken, sivillerin korunması için çabaların koordine edilmesi ve herhangi bir anlaşmanın izlenmesi ile uygulanmasının doğrulanmasına yönelik hazırlık yapılması konusunda mutabık kaldı. Ancak toplantı bildirisi, ordu veya Hızlı Destek Kuvvetleri (HDK) ile herhangi bir anlaşmaya varıldığını açıklamadı ve iki tarafı bir araya getirecek müzakereler için bir tarih belirlemedi.

Savaş, milyonlarca Sudanlının yerinden edilmesine neden oldu. (AP)
Savaş, milyonlarca Sudanlının yerinden edilmesine neden oldu. (AP)

Düğüm, ateşkesin şartlarında başlıyor. Şarku’l Avsat’ın Reuters’tan aktardığına göre ordu tarafından yönetilen hükümet, 90 günlük ateşkese ilişkin ABD önerisinin maddelerinin çoğunu kabul etti ancak HDK’nin geri çekilmesinin belirli bölgelerle sınırlandırılmasını reddetti ve güçlerin kontrolünü ele geçirdiği tüm kentlerden çekilmesini talep etti. Sudan Dışişleri Bakanlığı da bu hafta, HDK’nin zor kullanarak oluşturduğu fiili duruma meşruiyet kazandıracağını düşündüğü herhangi bir müzakere sürecini reddettiğini açıkladı. Buna karşılık HDK ateşkes önerisini memnuniyetle karşıladığını duyurdu ancak bu açıklama çatışmaların durmasını sağlamadı. Taraflar bir anlaşma imzaladığında bile bunun uygulanması güvence altına alınamadı. Suudi Arabistan’ın Cidde kentinde ordu ile HDK, 11 Mayıs 2023’te Sivillerin Korunmasına İlişkin Taahhüt Bildirisi’ni, aynı ayın 20’sinde ise kısa süreli ateşkes ve insani düzenlemelere ilişkin bir anlaşmayı imzaladı.

Ancak çatışmaların durması kalıcı olmadı. Ordu, HDK’yi anlaşmayı ihlal etmekle suçlayarak haziran ayında müzakerelere katılımını askıya aldı.

Hartum’da savaşın yol açtığı yıkımın izleri (AFP)
Hartum’da savaşın yol açtığı yıkımın izleri (AFP)

Diğer girişimler de farklı engellerle karşılaştı. Afrika Boynuzu’nda barış çabalarını yürüten Hükümetler Arası Kalkınma Otoritesi (IGAD), Aralık 2023’te Orgeneral Abdulfettah el-Burhan ile Korgeneral Muhammed Hamdan Daklu’nun (Hamideti) kendi himayesinde doğrudan görüşme yapmayı kabul ettiğini açıkladı. IGAD, ocak ayında görüşmenin gerçekleştirilmesi yönündeki çağrısını yineledi ancak toplantı yapılamadı.

Manama’da 20 Ocak 2024’te, yayımlanan metne göre ordu adına Şemseddin el-Kebaşi, HDK adına ise Abdurrahim Daklu tarafından ‘Sudan Krizi İçin Kapsamlı Çözümün İlke ve Esasları Belgesi’ parafe edildi. Ancak ön anlaşmanın ardından nihai bir anlaşma veya sürdürülebilir bir müzakere süreci gelmedi. Daklu, Kebaşi’yi belgeye bağlı kalmamakla suçlarken Kebaşi, sürecin neden durduğuna ilişkin herhangi bir açıklama yapmadı.

Ağustos 2024’te ise savaşın taraflarından birinin katılmaması, İsviçre’de ateşkese yönelik doğrudan görüşmelerin yapılmasını engelledi. Bunun üzerine odak noktası, insani yardımların ulaştırılmasının kolaylaştırılması ve sivillerin korunmasına kaydı.

Chatham House araştırmacısı Rosalind Marsden, enstitü tarafından 18 Eylül 2024’te yayımlanan analizinde, İsviçre’de Ağustos 2024’te yürütülen ateşkes görüşmelerinin başarısız olmasının temel nedeninin ordu ile HDK’nin askeri zafer elde etme arayışlarını sürdürmesi olduğunu belirtti. Marsden’e göre tarafların o dönemde askeri kazanımlar elde etme beklentisini koruması, Darfur’a insani yardım ulaştırılmasında sınırlı ilerleme sağlanmasına rağmen müzakerelerin tıkanmasının başlıca nedenlerinden biriydi.

Dörtlü Mekanizma ise Eylül 2025’te üç aylık bir insani ateşkesle başlayan bir yol haritası sundu. Bu süre içinde yardımların Sudan’ın çeşitli bölgelerine ulaştırılması, ardından kalıcı ateşkes ve siyasi geçiş sürecine geçilmesi öngörüldü.

Ancak Dörtlü Mekanizma’nın yol haritası arabulucuların önerisi olarak kaldı ve savaşan taraflar arasında bir anlaşmaya dönüşmedi. ABD’nin son ateşkes önerisindeki geri çekilme konusundaki anlaşmazlık da iki tarafın yeni bir ateşkesin test edilebileceği şartlar üzerinde henüz uzlaşamadığını gösteriyor.

ABD Başkanı’nın Arap ve Afrika İşlerinden Sorumlu Danışmanı Massad Boulos (DPA)
ABD Başkanı’nın Arap ve Afrika İşlerinden Sorumlu Danışmanı Massad Boulos (DPA)

Araştırmacı Ahmed Süleyman, arabuluculuk girişimlerinin çokluğu ve bunlar arasındaki koordinasyonun zayıf olmasının, ateşkes çabalarının sivil güçlerin öncülük edeceği Sudanlı bir siyasi süreçle ilişkilendirilmesini gerektirdiğini belirtiyor.

Chatham House araştırmacısı Hubert Kinkoh ise enstitü tarafından 13 Şubat 2026’da yayımlanan analizinde, Sudan konusunda çok sayıda arabuluculuk kanalının bulunmasının yanı sıra bunlar arasında açık bir liderlik ve etkin koordinasyonun olmamasının, ordu ile HDK’nin ciddi tavizler vermekten kaçınmasına imkân sağladığını ifade ediyor.

Bu noktadan hareketle New York toplantısı, arabulucuların çabalarındaki dağınıklığın giderilmesine katkı sağlayabilir. Ancak toplantının gerçek değeri, savaşan tarafları açık bir anlaşma üzerinde uzlaştırabilmesi, anlaşmaya uyulup uyulmadığını izleyecek bir mekanizma oluşturabilmesi ve ihlallerle nasıl başa çıkılacağını belirleyebilmesi halinde ortaya çıkacak.

S., kısa süreli bir ateşkes sayesinde ailesine ulaşabildi ancak aile daha sonra evini terk etmek zorunda kaldı. Bugün yerinden edilenlerin ve mültecilerin beklediği ateşkes ise onlar için yardımların ulaştırılmasına imkân sağlayacak ve çatışmaların kalıcı olarak sona ermesinin başlangıcı olacak bir fırsat anlamına geliyor. Böylece evlerine ve yaşadıkları bölgelere dönüşün mümkün ve güvenli hale gelmesini umuyorlar.


Zeydi: Irak, savaş ve barış kararını tek elde toplamayı hedefliyor

Irak Başbakanı Ali Zeydi, 25 Eylül 2026’da Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nun 81. oturumunda konuşma yaparken (AP)
Irak Başbakanı Ali Zeydi, 25 Eylül 2026’da Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nun 81. oturumunda konuşma yaparken (AP)
TT

Zeydi: Irak, savaş ve barış kararını tek elde toplamayı hedefliyor

Irak Başbakanı Ali Zeydi, 25 Eylül 2026’da Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nun 81. oturumunda konuşma yaparken (AP)
Irak Başbakanı Ali Zeydi, 25 Eylül 2026’da Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nun 81. oturumunda konuşma yaparken (AP)

Irak Başbakanı Ali Zeydi, yaptığı açıklamada, hükümetinin önceliklerinden birinin savaş ve barış konusunda karar yetkisinin devlete ait olması olduğunu belirterek, silahların anayasal kurumların elinde bulunması gerektiğini vurguladı.

Zeydi, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda dün yaptığı konuşmada, “Silahların kontrol altına alınması ve savaş ile barış kararının devlete ait olması alanındaki uygulama adımları doğru yönde ilerliyor. Bu, kurumlar devletinin inşasının, egemenliğin korunmasının ve istikrarın tesis edilmesinin temelidir” ifadelerini kullandı.

Başbakan, Irak’taki uluslararası koalisyon misyonunun sona ermesinin stratejik ortaklarla ilişkileri yeni bir aşamaya taşıdığını belirterek, askeri iş birliğinden ekonomik ve kalkınma odaklı iş birliğine geçileceğini ifade etti. Zeydi, Irak’ı korumak amacıyla güvenlik ve askeri kapasitenin geliştirilmeye devam edeceğini söyledi.

Irak Başbakanı ayrıca sınırların kontrol altına alınması, açıkların giderilmesi ve aşırılığın gelişebileceği ortamların oluşmasını önlemek için sürekli teyakkuz halinde olunması çağrısında bulundu. Zeydi, Irak’ın diyalog ve diplomasiyi, krizlerin yatıştırılmasını, egemenliğe saygı gösterilmesini, içişlerine müdahale edilmemesini ve iyi komşuluk ilişkilerini destekleyen tutumunu yineledi. Çatışmaların müzakere yoluyla sona erdirilmesi ve savaşların yeniden patlak vermesinin önlenmesi çağrısı yaptı.

Irak Başbakanı Ali Zeydi, hükümetinin savaş ve barış kararının tek elde toplanmasını hedeflediğini söyledi (AP)
Irak Başbakanı Ali Zeydi, hükümetinin savaş ve barış kararının tek elde toplanmasını hedeflediğini söyledi (AP)

Zeydi, dünyaya Irak’a daha fazla açılma çağrısında bulunarak ülkesinin güvenlik ve istikrara katkı sunabilecek kapasitede olduğunu belirtti. Ayrıca “Kalkınma Yolu” projesinin önemine dikkat çekerek bunu, “Büyük Fav Limanı’nı Türkiye’ye, oradan da Avrupa’ya bağlayan, ticaret, yatırım ve enerji için stratejik bir koridor” olarak nitelendirdi.

Zeydi, “Irak hiçbir zaman kenarda kalmadı; tarihin kalbi ve bugünün nabzıdır. Geleceğe doğru ortaklık kurmayı hak ediyor” dedi.

ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio ise daha önce Bağdat’a doğrudan bir uyarıda bulunarak, “Irak’ın Lübnanlaşmasını önlemek için milislerin silahsızlandırılması” gerektiğini vurgulamıştı. Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre bu açıklama, Irak hükümeti üzerindeki silahların devletin kontrolünde toplanması yönündeki baskının arttığı bir dönemde yapıldı.

Rubio, ABD’nin Ali Falih Zeydi hükümetinin devlet otoritesini güçlendirme çabalarına desteğini teyit ederken, silahlı grupların dağıtılması gerektiğini belirtti.

Rubio, güç merkezlerinin çoğalmasının Irak devletinin parçalanmasına ve kurumlarının zayıflamasına yol açabileceği uyarısında bulundu.

Zeydi daha önce, silahlı grupların saldırıları durduracağı 90 günlük bir sürecin başlatılmasını ve silahların devlete devredilmesi sürecinin 30 Haziran 2027’ye kadar tamamlanmasını öngören bir plan sunmuştu.