Parçalanan Yemen Genel Halk Kongresi birleşebilecek mi?

Yemen Genel Halk Kongresi Partisi’nin eski yürüyüşlerinden bir görüntü (Independent Arabia)
Yemen Genel Halk Kongresi Partisi’nin eski yürüyüşlerinden bir görüntü (Independent Arabia)
TT

Parçalanan Yemen Genel Halk Kongresi birleşebilecek mi?

Yemen Genel Halk Kongresi Partisi’nin eski yürüyüşlerinden bir görüntü (Independent Arabia)
Yemen Genel Halk Kongresi Partisi’nin eski yürüyüşlerinden bir görüntü (Independent Arabia)

Kenan el-Hamiri
Yemen Genel Halk Kongresi (GHK), keskin bir iç bölünme çerçevesinde kuruluşunun 38’inci yıldönümünü kutluyor. Yemen’deki siyasi sürecin bir sonucu olarak, Husilerin başkent Sana’yı işgal edip, devlet ve kurumlarına Eylül 2014’de  el koyması ve meşru hükümete karşı yapılan bu darbe sonrasında yaşanan gerginlikler, GHK’yi de etkilemişti.

Diaspora
Onlarca yıldır iktidardaki en büyük Yemen partisinin kuruluşunun yıldönümünde içeriden bir grup, çok sayıda fırtınalı olayın ardından iyileşen siyasi yönelim uyarınca kutlama yapıyor.
Öte yandan Kahire’de, eski Yemen Dışişleri Bakanı Ebu Bekir el-Kırbi liderliğindeki bir grup, Abdurabbu Mansur el-Hadi’nin meşruiyetini tanımazken, tanımak için ise birkaç şart öne sürüyor.
Öte yandan Cumhurbaşkanı Hadi ve eski Başbakan Ahmed Ubeyd Bin Dağr liderliğinde Riyad’daki bir başka grup ise, “liderin parti başkanı olduğunu” şart koşan iç tüzüklerine bağlı.
Üçüncü olarak ise Sadık Ebu Ras liderliğindeki Husi grup, Sana’da partinin meşru temsilcisi olarak tanınıyor.
GHK, en büyük ve köklü Yemen partilerinden biri olarak tanınıyor. 24 Ağustos 1982 tarihinde merhum Cumhurbaşkanı Ali Abdullah Salih ve kabile şeyhi Abdullah bin Hüseyin el-Ahmer önderliğinde kuruldu. Tüm seçimleri kazandığı 2011 yılına kadar resmi olarak Yemen siyasi hayatına egemen oldu ve lideri Salih, tek başına hükümet kurdu.
Parti çatısı altında kabileci, askeri, ticari ve nüfuz sahibi akımlar bulunuyor. Siyasi analistlere göre Yemen siyasetinde nüfuz sahibi olmanın neredeyse tek yolu olduğu için, açık bir ideolojiye ve siyasi programa sahip değil.
Yerel ve uluslararası sınıflandırmalara göre yönetimi sırasında, yolsuzluk, liderlerini yasadışı zenginleştirmek ve Yemen’i başarısız devletler seviyesine getirmekle de suçlandı.

Kongre sona mı yaklaştı?
İç bölünmelerin, kırk yıldır Yemen’i yöneten partiyi, sesini kısmakla tehdit ettiği bir zamanda içeriden ve dışından sesler yükselmeye başladı ve partiye, diasporasını toparlama, kararlarını birleştirme çağrısı yaptı.
Partinin maruz kaldığı durumu özetleyen Cumhurbaşkanı Danışmanı ve parti Genel Sekreteri Ahmed Ubeyd bin Dağr, “Yemen’de otuz sekiz yıllık ulusal çalışmadan sonra ne Kongre ne de herhangi bir ulusal parti aynıdır” diyerek, tüm unsurlara bir araya gelme ve Cumhurbaşkanı Hadi’nin meşruiyetinin arkasında durma çağrısı yaptı.

Parçalanmak
Bin Dağr, “Bugün Kongre, partimin bulunduğu koşullar çerçevesinde ve başkentler arasında bölünmüş durumdadır. İçerideki ve cephedeki direniş militanlarına söyleyebileceğimiz hiçbir söz yok. Husi darbesi ve İran’ın ulusal egemenliğini ihlal etmesi karşısında, tüm liderlik ve tabana yalnızca birlik çağrısı yapılabilir” dedi.

Kaynaşma çağrısı
Bilinen uluslararası çabaların bir parçası ve diasporayı bir araya getirmenin bir çabası olarak Bin Dağr, partinin kuruluş yıldönümünde “Tüm Kongre temsilcilerini bir araya gelmeye, meşruiyetin arkasında birleşmeye veya en azından onu dağıtmaktan vazgeçmeye çağırdık ve çağırmaya devam ediyoruz. Bir başka meşruiyet yoktur ve bugün, birliğin başlığı budur. Adil ve kapsamlı bir barışa ulaşmadan koşullar bozulursa, bir şartname olmadan adil bir barış sağlanmazsa, darbeye boyun eğmiş oluruz ve bunun sonucunda büyük bir zarara uğrarız ve milletimiz de büyük bir tehlikeyle karşılaşmış olur” açıklamasında bulundu.
GHK’nin maruz kaldığı parçalanmışlığa dikkati çeken Ahmed Ubeyd bin Dağr, “Koşullarımızın neye dönüştüğüne yakından bakmalıyız. Allah’a şükür Husiler, cehaletleri ve ırkçılıkları üzerine galip gelemediler. İran, bizden ve içerimizdeki Araplardan istediğine kavuştu. Kongre parçalanırken ve bununla birlikte devletin sivil ve askeri kurumları bölünürken Cumhuriyetçilerin saflarında tırmanış baş gösterdi. Fırtınalı bir dönüşüm ve denge kaybı anında birbirlerini yüz üstü bıraktılar” dedi.

Karanlık tünel
Bin Dağr, “Husiler Yemen’i karanlık bir tünele soktu. Her gün yaşadığımız tüm bu trajedilere neden oldular. Yemenlilerin devrimde göz ardı ettiği batıl bir geçmişten geldiler. Ancak Yemenliler, bu büyük dönüşüme eşlik eden darbeyi etme gücünü korumakta büyük zorluklarla karşılaşıyorlar” ifadelerini kullandı.
Ahmed Ubeyd bin Dağr, “Özgürlük olmazla onur ve vatan olmaz. Husilerin ırkçılığı ile özgürlük olmaz. İmametle birlik olmaz. Birliğin kaybıyla da cumhuriyet olmaz. Kaynağı ne olursa olsun her karışı tehdit altında olan bir vatanı savunmanın onuruyla hiçbir şey kıyaslanamaz. Kongre’deki ulusal sorunla hepimizi ilgilendiriyorsa, kendimizden başlayalım” dedi.

Coğrafi bölünme
Bugün kuruluşun koşullarına ilişkin olarak eski Dışişleri Bakanı ve parti liderlerinden Ebu Bekir el-Kırbi, Independent Arabia’ya yaptığı açıklamada, Kongrenin bölünmesinin  bir yandan coğrafi dağılımlarının, Kongre başkanlığı ve Kongrenin iç düzeninden sapma girişimlerine ilişkin anlaşmazlığın bir sonucu olarak geldiğini söyledi.
“Kongre liderlerinin ve kadrolarının çoğunluğu, tüzüğüne, iç düzenine ve içerideki liderliğe bağlıdır” diyen Kırbi, ülke içerisindeki kitleye atıf yaparak, Kongre’nin içerideki bileşenlerin temel olduğunu vurguladı.
Bin Dağr’ın açıklamasında gelen birleştirme çağrılarına ilişkin olarak Kırbi, Bin Dağr’ın Kongrenin ve Yemen’in birliği konusunda istekli olduğuna dikkati çekti.

Son uyarı
Parti içerisinde yükselen çağrılar karşısında ve yaklaşımının ve kararlarının birliğini sağlama çerçevesinde Genel Halk Kongresi’nin basın sorumlularından Sabit el-Ahmedi, Bin Dağr’ın ifadelerinin ‘son dönemde siyasi sahnede zengin bir deneyime sahip olduğu göz önüne alındığında, son bir uyarı’ olduğunu ifade etti.
Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı habere göre Ahmedi, Kongrenin mevcut koşullar altında tanık olduklarının, devletin ve diğer partilerin tanık olduklarının bir benzeri olduğunu ve herkesin, farklı düzeylerde iç dengesizliklerden mustarip olduğunu kaydetti. Sabit el-Ahmedi, “Devlet, egemenlik kavramıyla bugün ilk ve en büyük hedef olmaya devam ediyor” dedi.
GHK’nin de bugün büyük zorlukla karşı karşıya olduğunu söyleyen Ahmedi, “Bunlardan belki de en önemlisi maruz kaldığı ve kesinlikle devlet üzerinde olumsuz etkisi olan bu korkunç bölünmenin ışığında hayatta kalma zorluklarıdır” dedi.

Yemen’in yakın tarihi
Nüfusunun yüzde 56’sı Sünni yüzde 44’ü Zeydi mezhebine mensup olan Yemen’de bir aşiret olan Husiler, 1979 İran Devrimi sonrası Tahran rejimi tarafından 12 İmam Şiiliğine dönüştürüldüler. Politik olarak Tahran rejimine bağlı bir 12 İmamcı Şii teokrasisi kurmayı hedefleyen Husilerin nüfusa oranı ise yüzde 2’yi geçmiyor. 
1978’den bu yana Kuzey Yemen’i, 1990’daki Kuzey-Güney birleşmesinden bu yana da tüm ülkeyi yöneten Ali Abdullah Salih rejimi “Arap Baharı” sürecinde Kasım 2011’de son buldu.
Salih’in yerine Başkan Yardımcısı ve GHK liderlerinden Abdu Rabbuh Mansur al-Hadi Ocak 2012’de yapılan seçimlerde cumhurbaşkanı seçilirken genel seçimleri de Islah Partisi kazandı.
İran rejimi tarafından silahlandırılan ve ideolojik/dini dönüşüme uğrayan Husiler ise Eylül 2014'ten bu yana başkent Sana ve bazı bölgeleri işgal ederek yönetime askeri darbe yaptı. Darbe sonrası Husiler ile ittifak yapan GHK lideri Ali Abdullah Salih ise Aralık 2017’de ittifakı bozduğu için Husiler tarafından öldürüldü. GHK bu süreçten sonra pek çok parçaya bölündü.
Meşru Yemen Cumhurbaşkanı ve Hükümeti ise darbecilerle mücadele için ülkenin ikinci büyükşehiri Aden’i geçici başkent ilan etti. Yemen Ulusal Ordusu Husi işgalini geriletse de mücadelesi sürüyor.



Suriye: Bir telekomünikasyon şirketi, bilgi sızdıran 40 çalışanını işten çıkardı

Şam’dan genel görünüm (Arşiv – Reuters)
Şam’dan genel görünüm (Arşiv – Reuters)
TT

Suriye: Bir telekomünikasyon şirketi, bilgi sızdıran 40 çalışanını işten çıkardı

Şam’dan genel görünüm (Arşiv – Reuters)
Şam’dan genel görünüm (Arşiv – Reuters)

Şarku’l Avsat’ın Suriye’nin El Sevre gazetesinden aktardığına göre, adının açıklanmasını istemeyen bir kaynak, telekomünikasyon şirketi MTN’nin yaklaşık 40 çalışanını işten çıkardı. Haberde, çalışanların, abonelere ait bilgiler, kayıtlı görüşmeler ve Suriye devlet yetkililerine ait telefon numaralarını dış kuruluşlara sızdırdıklarının tespit edildiği belirtildi.

Kaynak ayrıca, işten çıkarılan çalışanların “Suriye’de güvenliği istikrarsızlaştırmak için faaliyet gösteren unsurlarla bağlantılı olduklarının tespit edildiğini” ifade etti.


Cidde’den New York’a… Sudan’daki ateşkesler neden başarısız oluyor?

Sudan konusunda gerçekleştirdikleri ilk toplantılarının ardından Beşli ve Dörtlü Mekanizma üyeleri (Afrika Birliği)
Sudan konusunda gerçekleştirdikleri ilk toplantılarının ardından Beşli ve Dörtlü Mekanizma üyeleri (Afrika Birliği)
TT

Cidde’den New York’a… Sudan’daki ateşkesler neden başarısız oluyor?

Sudan konusunda gerçekleştirdikleri ilk toplantılarının ardından Beşli ve Dörtlü Mekanizma üyeleri (Afrika Birliği)
Sudan konusunda gerçekleştirdikleri ilk toplantılarının ardından Beşli ve Dörtlü Mekanizma üyeleri (Afrika Birliği)

Sudanlı doktor S., savaşın ilk günlerinde meslektaşlarıyla birlikte mahsur kaldığı bir sağlık merkezinden çıkabilmek için ateşkes yapılmasını beklemek zorunda kaldı. Nil Caddesi’nden başlayarak Fetihab ve Halfaya köprülerinden geçen uzun bir yol kat eden S., sonunda Kober’deki ailesine ulaştı. Odasının duvarlarını kurşunların delik deşik ettiğini, kardeşlerinin ise birlikte ayrılmak üzere kendisini beklediğini anlatıyor. Aile yerinden edildi ve bugün hâlâ yerinden edilmiş durumda.

Mayıs 2023’te çatışmaların kısa süreliğine durması S.’nin hayatta kalmasını sağladı, ancak ailenin evinde kalmasına yetecek kadar uzun sürmedi. Bu kısa ateşkesten bu yana çeşitli girişimler ve anlaşmalar peş peşe geldi. Ancak en zor soru değişmedi: Arabulucular, savaşın iki tarafını uygulanacak ve sürdürülebilecek bir ateşkes konusunda nasıl bir araya getirebilir?

Afrika Birliği (AfB) ve ABD’nin eş başkanlığında, 23 Eylül’de New York’ta düzenlenen Dörtlü ve Beşli Mekanizma’nın ilk toplantısı, bu soruyu yeniden gündeme taşıdı. Toplantıya katılanlar insani ateşkes ve çatışmaların durdurulması çağrısında bulunurken, sivillerin korunması için çabaların koordine edilmesi ve herhangi bir anlaşmanın izlenmesi ile uygulanmasının doğrulanmasına yönelik hazırlık yapılması konusunda mutabık kaldı. Ancak toplantı bildirisi, ordu veya Hızlı Destek Kuvvetleri (HDK) ile herhangi bir anlaşmaya varıldığını açıklamadı ve iki tarafı bir araya getirecek müzakereler için bir tarih belirlemedi.

Savaş, milyonlarca Sudanlının yerinden edilmesine neden oldu. (AP)
Savaş, milyonlarca Sudanlının yerinden edilmesine neden oldu. (AP)

Düğüm, ateşkesin şartlarında başlıyor. Şarku’l Avsat’ın Reuters’tan aktardığına göre ordu tarafından yönetilen hükümet, 90 günlük ateşkese ilişkin ABD önerisinin maddelerinin çoğunu kabul etti ancak HDK’nin geri çekilmesinin belirli bölgelerle sınırlandırılmasını reddetti ve güçlerin kontrolünü ele geçirdiği tüm kentlerden çekilmesini talep etti. Sudan Dışişleri Bakanlığı da bu hafta, HDK’nin zor kullanarak oluşturduğu fiili duruma meşruiyet kazandıracağını düşündüğü herhangi bir müzakere sürecini reddettiğini açıkladı. Buna karşılık HDK ateşkes önerisini memnuniyetle karşıladığını duyurdu ancak bu açıklama çatışmaların durmasını sağlamadı. Taraflar bir anlaşma imzaladığında bile bunun uygulanması güvence altına alınamadı. Suudi Arabistan’ın Cidde kentinde ordu ile HDK, 11 Mayıs 2023’te Sivillerin Korunmasına İlişkin Taahhüt Bildirisi’ni, aynı ayın 20’sinde ise kısa süreli ateşkes ve insani düzenlemelere ilişkin bir anlaşmayı imzaladı.

Ancak çatışmaların durması kalıcı olmadı. Ordu, HDK’yi anlaşmayı ihlal etmekle suçlayarak haziran ayında müzakerelere katılımını askıya aldı.

Hartum’da savaşın yol açtığı yıkımın izleri (AFP)
Hartum’da savaşın yol açtığı yıkımın izleri (AFP)

Diğer girişimler de farklı engellerle karşılaştı. Afrika Boynuzu’nda barış çabalarını yürüten Hükümetler Arası Kalkınma Otoritesi (IGAD), Aralık 2023’te Orgeneral Abdulfettah el-Burhan ile Korgeneral Muhammed Hamdan Daklu’nun (Hamideti) kendi himayesinde doğrudan görüşme yapmayı kabul ettiğini açıkladı. IGAD, ocak ayında görüşmenin gerçekleştirilmesi yönündeki çağrısını yineledi ancak toplantı yapılamadı.

Manama’da 20 Ocak 2024’te, yayımlanan metne göre ordu adına Şemseddin el-Kebaşi, HDK adına ise Abdurrahim Daklu tarafından ‘Sudan Krizi İçin Kapsamlı Çözümün İlke ve Esasları Belgesi’ parafe edildi. Ancak ön anlaşmanın ardından nihai bir anlaşma veya sürdürülebilir bir müzakere süreci gelmedi. Daklu, Kebaşi’yi belgeye bağlı kalmamakla suçlarken Kebaşi, sürecin neden durduğuna ilişkin herhangi bir açıklama yapmadı.

Ağustos 2024’te ise savaşın taraflarından birinin katılmaması, İsviçre’de ateşkese yönelik doğrudan görüşmelerin yapılmasını engelledi. Bunun üzerine odak noktası, insani yardımların ulaştırılmasının kolaylaştırılması ve sivillerin korunmasına kaydı.

Chatham House araştırmacısı Rosalind Marsden, enstitü tarafından 18 Eylül 2024’te yayımlanan analizinde, İsviçre’de Ağustos 2024’te yürütülen ateşkes görüşmelerinin başarısız olmasının temel nedeninin ordu ile HDK’nin askeri zafer elde etme arayışlarını sürdürmesi olduğunu belirtti. Marsden’e göre tarafların o dönemde askeri kazanımlar elde etme beklentisini koruması, Darfur’a insani yardım ulaştırılmasında sınırlı ilerleme sağlanmasına rağmen müzakerelerin tıkanmasının başlıca nedenlerinden biriydi.

Dörtlü Mekanizma ise Eylül 2025’te üç aylık bir insani ateşkesle başlayan bir yol haritası sundu. Bu süre içinde yardımların Sudan’ın çeşitli bölgelerine ulaştırılması, ardından kalıcı ateşkes ve siyasi geçiş sürecine geçilmesi öngörüldü.

Ancak Dörtlü Mekanizma’nın yol haritası arabulucuların önerisi olarak kaldı ve savaşan taraflar arasında bir anlaşmaya dönüşmedi. ABD’nin son ateşkes önerisindeki geri çekilme konusundaki anlaşmazlık da iki tarafın yeni bir ateşkesin test edilebileceği şartlar üzerinde henüz uzlaşamadığını gösteriyor.

ABD Başkanı’nın Arap ve Afrika İşlerinden Sorumlu Danışmanı Massad Boulos (DPA)
ABD Başkanı’nın Arap ve Afrika İşlerinden Sorumlu Danışmanı Massad Boulos (DPA)

Araştırmacı Ahmed Süleyman, arabuluculuk girişimlerinin çokluğu ve bunlar arasındaki koordinasyonun zayıf olmasının, ateşkes çabalarının sivil güçlerin öncülük edeceği Sudanlı bir siyasi süreçle ilişkilendirilmesini gerektirdiğini belirtiyor.

Chatham House araştırmacısı Hubert Kinkoh ise enstitü tarafından 13 Şubat 2026’da yayımlanan analizinde, Sudan konusunda çok sayıda arabuluculuk kanalının bulunmasının yanı sıra bunlar arasında açık bir liderlik ve etkin koordinasyonun olmamasının, ordu ile HDK’nin ciddi tavizler vermekten kaçınmasına imkân sağladığını ifade ediyor.

Bu noktadan hareketle New York toplantısı, arabulucuların çabalarındaki dağınıklığın giderilmesine katkı sağlayabilir. Ancak toplantının gerçek değeri, savaşan tarafları açık bir anlaşma üzerinde uzlaştırabilmesi, anlaşmaya uyulup uyulmadığını izleyecek bir mekanizma oluşturabilmesi ve ihlallerle nasıl başa çıkılacağını belirleyebilmesi halinde ortaya çıkacak.

S., kısa süreli bir ateşkes sayesinde ailesine ulaşabildi ancak aile daha sonra evini terk etmek zorunda kaldı. Bugün yerinden edilenlerin ve mültecilerin beklediği ateşkes ise onlar için yardımların ulaştırılmasına imkân sağlayacak ve çatışmaların kalıcı olarak sona ermesinin başlangıcı olacak bir fırsat anlamına geliyor. Böylece evlerine ve yaşadıkları bölgelere dönüşün mümkün ve güvenli hale gelmesini umuyorlar.


Zeydi: Irak, savaş ve barış kararını tek elde toplamayı hedefliyor

Irak Başbakanı Ali Zeydi, 25 Eylül 2026’da Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nun 81. oturumunda konuşma yaparken (AP)
Irak Başbakanı Ali Zeydi, 25 Eylül 2026’da Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nun 81. oturumunda konuşma yaparken (AP)
TT

Zeydi: Irak, savaş ve barış kararını tek elde toplamayı hedefliyor

Irak Başbakanı Ali Zeydi, 25 Eylül 2026’da Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nun 81. oturumunda konuşma yaparken (AP)
Irak Başbakanı Ali Zeydi, 25 Eylül 2026’da Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nun 81. oturumunda konuşma yaparken (AP)

Irak Başbakanı Ali Zeydi, yaptığı açıklamada, hükümetinin önceliklerinden birinin savaş ve barış konusunda karar yetkisinin devlete ait olması olduğunu belirterek, silahların anayasal kurumların elinde bulunması gerektiğini vurguladı.

Zeydi, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda dün yaptığı konuşmada, “Silahların kontrol altına alınması ve savaş ile barış kararının devlete ait olması alanındaki uygulama adımları doğru yönde ilerliyor. Bu, kurumlar devletinin inşasının, egemenliğin korunmasının ve istikrarın tesis edilmesinin temelidir” ifadelerini kullandı.

Başbakan, Irak’taki uluslararası koalisyon misyonunun sona ermesinin stratejik ortaklarla ilişkileri yeni bir aşamaya taşıdığını belirterek, askeri iş birliğinden ekonomik ve kalkınma odaklı iş birliğine geçileceğini ifade etti. Zeydi, Irak’ı korumak amacıyla güvenlik ve askeri kapasitenin geliştirilmeye devam edeceğini söyledi.

Irak Başbakanı ayrıca sınırların kontrol altına alınması, açıkların giderilmesi ve aşırılığın gelişebileceği ortamların oluşmasını önlemek için sürekli teyakkuz halinde olunması çağrısında bulundu. Zeydi, Irak’ın diyalog ve diplomasiyi, krizlerin yatıştırılmasını, egemenliğe saygı gösterilmesini, içişlerine müdahale edilmemesini ve iyi komşuluk ilişkilerini destekleyen tutumunu yineledi. Çatışmaların müzakere yoluyla sona erdirilmesi ve savaşların yeniden patlak vermesinin önlenmesi çağrısı yaptı.

Irak Başbakanı Ali Zeydi, hükümetinin savaş ve barış kararının tek elde toplanmasını hedeflediğini söyledi (AP)
Irak Başbakanı Ali Zeydi, hükümetinin savaş ve barış kararının tek elde toplanmasını hedeflediğini söyledi (AP)

Zeydi, dünyaya Irak’a daha fazla açılma çağrısında bulunarak ülkesinin güvenlik ve istikrara katkı sunabilecek kapasitede olduğunu belirtti. Ayrıca “Kalkınma Yolu” projesinin önemine dikkat çekerek bunu, “Büyük Fav Limanı’nı Türkiye’ye, oradan da Avrupa’ya bağlayan, ticaret, yatırım ve enerji için stratejik bir koridor” olarak nitelendirdi.

Zeydi, “Irak hiçbir zaman kenarda kalmadı; tarihin kalbi ve bugünün nabzıdır. Geleceğe doğru ortaklık kurmayı hak ediyor” dedi.

ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio ise daha önce Bağdat’a doğrudan bir uyarıda bulunarak, “Irak’ın Lübnanlaşmasını önlemek için milislerin silahsızlandırılması” gerektiğini vurgulamıştı. Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre bu açıklama, Irak hükümeti üzerindeki silahların devletin kontrolünde toplanması yönündeki baskının arttığı bir dönemde yapıldı.

Rubio, ABD’nin Ali Falih Zeydi hükümetinin devlet otoritesini güçlendirme çabalarına desteğini teyit ederken, silahlı grupların dağıtılması gerektiğini belirtti.

Rubio, güç merkezlerinin çoğalmasının Irak devletinin parçalanmasına ve kurumlarının zayıflamasına yol açabileceği uyarısında bulundu.

Zeydi daha önce, silahlı grupların saldırıları durduracağı 90 günlük bir sürecin başlatılmasını ve silahların devlete devredilmesi sürecinin 30 Haziran 2027’ye kadar tamamlanmasını öngören bir plan sunmuştu.