Serrac, ordu komutasında yaptığı sürpriz değişikliklerle Başağa’nın önünü kesti

UMH lideri Fayiz es-Serrac'ın dün genelkurmay başkanı olarak atadığı Korgeneral Muhammed Ali Ahmed el-Haddad ile bir süre önce gerçekleştirdiği görüşmeden bir kare. (AFP)
UMH lideri Fayiz es-Serrac'ın dün genelkurmay başkanı olarak atadığı Korgeneral Muhammed Ali Ahmed el-Haddad ile bir süre önce gerçekleştirdiği görüşmeden bir kare. (AFP)
TT

Serrac, ordu komutasında yaptığı sürpriz değişikliklerle Başağa’nın önünü kesti

UMH lideri Fayiz es-Serrac'ın dün genelkurmay başkanı olarak atadığı Korgeneral Muhammed Ali Ahmed el-Haddad ile bir süre önce gerçekleştirdiği görüşmeden bir kare. (AFP)
UMH lideri Fayiz es-Serrac'ın dün genelkurmay başkanı olarak atadığı Korgeneral Muhammed Ali Ahmed el-Haddad ile bir süre önce gerçekleştirdiği görüşmeden bir kare. (AFP)

Libya Ulusal Mutabakat Hükümeti (UMH) içinde yaşanan anlaşmazlıklarda yeni bir gerginlik başlığı meydana çıktı. UMH Başkanlık Konseyi Başkanı Fayiz es-Serrac, görevden aldığı İçişleri Bakanı Fethi Başağa’nın önünü kesmek amacıyla yeni bir savunma bakanı ve genelkurmay başkanı atadı. Fethi Başağa, ülkedeki kamu hizmetlerinin ve hayat şartlarının kötüleşmesine karşı günler süren halk protestolarının ardından, Türkiye’den dönüşünde, eşi benzeri görülmemiş bir askeri geçit töreniyle, subaylar ve destekçileri tarafından büyük bir coşkuyla karşılanmıştı.
Söz konusu gelişmeler, Birleşmiş Milletler Libya Destek Misyonu (UNSMIL) Genel Sekreter Vekili Stephanie Williams’ın cumartesi akşamı Mısır Dışişleri Bakanı Samih Şukri ve Mısır Genel İstihbarat Servisi (GID) Başkanı Tuğgeneral Abbas Kamil ile Kahire’de ‘Libya’daki gerilimi durdurmanın ve bir an önce BM himayesinde kapsamlı bir siyasi sürece dönmenin yollarını’ tartışmak üzere bir araya geldiği görüşmelerin ardından gerçekleşti. Dün dağıtılan açıklamada Williams, ‘Mısır'ın Berlin Konferansı'nın sonuçlarının ele alınmasında ve Libyalı tüm taraflarla iletişimdeki olumlu rolüne’ dikkat çekti.
Diğer yandan Türkiye'den dönen Başağa için başkent Trablus’taki Mitiga Uluslararası Havalimanı'na inişinde askeri geçit töreni düzenlenmesi dikkat çekiciydi. Kendisini karşılayanlar arasında yaklaşık 300 silahlı araç ile havalimanında görev yapan Türkiye Savunma Bakanlığı görevlileri de vardı.
Kalabalıkta ‘yerel terör örgütleriyle şüpheli ilişkileri olan, adam kaçırma olayları ve cinayetlerle suçlanan milis grupların liderlerinin de bulunduğu’ belirtildi. 
Başağa, hakkındaki zamanlaması ve yeri henüz belirlenemeyen bir hükümet soruşturması açılmasından saatler önce, destekçilerinin UMH merkez binasını basarak hükümeti devirme tehditleri yaptığı bir ortamda evinin güvenliğini sağlamak için Sidi Bilal Kampı’na yerleştirilen silahlı gruplarla birlikte çok büyük bir konvoyla havaalanından başkentin Canzur bölgesindeki ikametgahına giden eş-Şat yolu üzerinden Trablus'un merkezine doğru yola koyuldu. Yerel basında yer alan haberlerde, Trablus'un batısındaki Gut eş-Şaal bölgesindeki protestocuların Başağa'yı UMH saflarında savaşan Suriyeli paralı askerler aleyhine sloganlar atarak karşıladıkları aktarıldı.
İçişleri Bakanlığı’ndan yapılan kısa açıklamada, İçişleri Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı, daire başkanları ve güvenlik teşkilatları, daire başkanları, emniyet müdürleri, bakanlıktaki subay ve astsubayların Başağa’yı havaalanında karşıladıkları belirtildi.
Başağa cumartesi akşamı ülkeye dönüşünde, gazetecilere yaptığı açıklamada  “Herhangi bir gruba veya kişiye karşı değilim. Yolsuzluk denen hastalıklı bir durumdan söz ediyorum” ifadelerini kullandı.
Cumartesi akşamı geç saatlerde televizyondan yaptığı açıklamalarında Başağa, ‘yasal eksiklikler’ olarak nitelediği ‘UMH Başkanlık Konseyi'nin kendisini görevden alma ve hakkında soruşturma açma kararına uyacağını’ duyurdu. Halkın öfkesinin protesto gösterileri şeklinde patlaması konusunda uyarıda bulunan Başağa, ‘hükümet içinde veya dışında yolsuzluğa karşı savaşını’ sürdürdüğünün de altını çizdi.
Serrac’ın Ofisi, Başağa'nın ülkeye dönüşüyle eş zamanlı olarak Serrac tarafından imzalanan iki kararla ilgili bir açıklama dağıttı. Açıklamada Korgeneral Muhammed el-Haddad'ın Genelkurmay Başkanı olarak General Muhammed eş-Şerif'in yerine atanırken Şerif’in yardımcısı General Salim Cuha'nın da görevinden alındığı bildirildi. Ülkenin batısındaki ez-Zaviye şehrinden Albay Salahaddin Ali Abdullah en-Nemruş da Savunma Bakanı olarak atandı.
Orta Askeri Bölge Komutanı olarak görev yapan Korgeneral Haddad, Mareşal Halife Hafter liderliğindeki Libya Ulusal Ordusu’na (LUO) karşı UMH ile birlikte savaşan silahlı grupların merkez üssü olan başkent Trablus'un 200 kilometre doğusundaki Misrata’dan bir isim. Haddad, başkent Trablus'a asker göndermeyi reddeden bazı gruplarla sözlü tartışmaların yaşandığı bir askeri toplantı sonrasında, Eylül 2018'de Misrata şehrinin güneyindeki Karazaz bölgesinde kaçırılmıştı.
Serrac söz konusu yeni atamaları, Trablus’ta ve kontrolü altındaki Libya’nın batısındaki diğer şehirlerde halkın artan memnuniyetsizliğine karşı hükümet içinde değişiklik yapıldığını duyurmasından günler sonra gerçekleştirdi. UMH Başkanlık Konseyi, son dört gün içinde yaptığı üçüncü toplantısında ekonomi ve hizmet sektörü ile ilgili bir dizi acil önlem alınması ve kamu harcamalarının nerelere yapıldığının takip edilmesi gibi konuları ele aldı.
Mevcut durumun görüşmeye devam etme kararı alan Başkanlık Konseyi, son iki yıl içinde sağlık sektörü harcamalarını gözden geçirecek bir komisyonun yanı sıra ‘işsiz gençlere istihdam sağlamak ve eğitmek’ için de bir komisyon oluşturdu.
UMH’ye bağlı Askeri Savcılık, ‘yolsuzluk ve kamu parasını israf etmekle’ suçlanan askeri sağlık hizmetlerinden üst düzey 6 yetkilinin de yer aldığı listede adı bulunan Sağlık Bakanı Yardımcısı’nın Türkiye'ye gitmesine izin vermişti.
Diğer yandan Müslüman Kardeşler’in (İhvan) siyasi kolu olan Adalet ve İnşaat Partisi, UMH Başkanlık Konseyi’ne ülkeyi mevcut krizden çıkarabilecek ve anayasa referandumu ile başkanlık ve parlamento seçimleri gibi anayasal süreçlerin yürütülmesi için gerekli ortamı hazırlayabilecek yetkin bir hükümet kurma kararlarını tek taraflı olarak almak yerine üyeleri arasındaki anlaşmazlıkları çözme ve istişare etme çağrısında bulundu.
Sahada ise LUO, 73. piyade tugayı ve 166. piyade tabur birliklerinin güvenlik hizmetlerine yardımcı olmak için Sirte sokaklarında konuşlandırıldığını duyurdu. Bununla birlikte yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgını nedeniyle vatandaşların sağlığını korumak ve güvenliğini sağlamak amacıyla sokağa çıkma yasağı ilan edildiğini bildirdi.
UMH'ye bağlı güçler tarafından yürütülen Burkan al-Gadab (Öfke Volkanı) Operasyonu Sözcüsü Albay Muhammed Kununu, doğudan üç noktada toplanan silahlı gruplarının hareketlerinin gözlemlendiğini duyurdu.  Kanunu, Cancavid (Sudanlı milisler) çeteleri, Wagner (Rus paralı askerler) çeteleri, Suriyeliler ve Yemenlilerden oluşan grupların lojistik destekle 112 silahlı araç ve mühimmat yüklü araçlar üzerinde yaklaştıkları bilgisini verdi.
LUO’nun Sirte'nin doğusundan Cufra’ya ve oradan da Sabha'nın güneyine uzanan kontrol noktaları kurduğunu belirten Kanunu, son olarak çok sayıda Cancavid paralı askerleriyle birlikte 70 silahlı araç ve mühimmat yüklü kamyonun Sirte'ye ulaştığını kaydetti.



Dünya Sağlık Örgütü, Gazze’ye yardım girişindeki gecikmeleri kınadı

Filistinliler Gazze kentinde düzenlenen anma törenine katılıyor (AFP)
Filistinliler Gazze kentinde düzenlenen anma törenine katılıyor (AFP)
TT

Dünya Sağlık Örgütü, Gazze’ye yardım girişindeki gecikmeleri kınadı

Filistinliler Gazze kentinde düzenlenen anma törenine katılıyor (AFP)
Filistinliler Gazze kentinde düzenlenen anma törenine katılıyor (AFP)

Dünya Sağlık Örgütü (WHO) dün yaptığı açıklamada, İsrail üzerinden Gazze’ye insani yardım girişinde “art arda gecikmeler” yaşandığını belirterek, tıbbi malzemelerde kronik “kıtlık” bulunduğunu bildirdi.

WHO’nun Filistin topraklarındaki temsilcisi Reinhelde Van de Weerdt, Gazze Şeridi’ndeki sağlık durumunun “son derece kötü” olmaya devam ettiğini ve bölgedeki hastanelerin hiçbirinin tam kapasiteyle çalışamadığını söyledi.

Van de Weerdt, Kudüs’ten Cenevre’deki gazetecilere yaptığı açıklamada, “Gazze’ye yeterli miktarda insani yardım girmiyor. Sağlık hizmetlerini etkili biçimde genişletmek ve yeniden işler hale getirmek için kesinlikle yeterli değil” ifadelerini kullandı.

Tıbbi malzemeler ve diğer insani yardımların Gazze’ye girişinde İsrail’in onay sisteminin başlıca engellerden biri olduğunu belirten Van de Weerdt, sürecin zahmetli ve uzun sürdüğünü, ayrıca sonuç garantisi bulunmadığını ifade etti.

WHO’nun son analizlerine göre, büyük miktarlardaki tıbbi malzeme giriş izni için ortalama 74 gün bekliyor. Van de Weerdt, izin alınamadığında uzun ve karmaşık sürecin baştan başlatıldığını söyledi.

Onay sisteminin yeni kuralların getirilmesiyle sürekli değiştiğini belirten Van de Weerdt, temel ve yaygın kullanılan tıbbi malzemelerin en düşük onay oranlarına sahip olduğunu kaydetti. X-ray cihazları, sterilizasyon ekipmanları ve bilgisayarlı tomografi cihazları için gerekli yedek parçaların da “tekrar tekrar reddedildiğini” belirtti.

Van de Weerdt, yalnızca son altı ay içinde protez ve yardımcı tıbbi cihazlardan oluşan bir sevkiyatın dört ayrı kez reddedildiğini söyledi.

Buna karşılık ilaçların Gazze’ye girişinin “nispeten iyi” ilerlediğini belirten Van de Weerdt, ilaçların yaklaşık yüzde 87’sinin onaylandığını ifade etti.

“Burada tek bir engelden söz etmiyoruz; gecikmelerin birbirini izlediği bütün bir sistem söz konusu ve her gecikmenin arkasında bekleyen bir hasta var” diyen Van de Weerdt, insani ve sağlık yardımlarının Gazze’ye “engelsiz, düzenli ve büyük miktarlarda” ulaştırılması gerektiğini vurguladı.

İsrail’in en azından tıbbi malzemelere yönelik kısıtlamaları hafifletmesini umduğunu belirten Van de Weerdt, Gazze Şeridi’ne daha fazla geçiş noktası açılması ve prosedürler ile gerekli koşullara ilişkin “açık ve kamuoyuna ilan edilmiş yönergeler” sağlanması çağrısında bulundu.

Van de Weerdt ayrıca yardımın etkinliğinin sınırı geçen kamyon sayısıyla ölçülmemesi gerektiğini belirterek, bu sayının halkın gerçek sağlık ihtiyaçlarının karşılanıp karşılanmadığı konusunda çok az şey ifade ettiğini söyledi.

“Öncelikli olmayan malzemelerle dolu bir kamyonun ulaşması veya gerekli malzemelerin çok geç gelmesi hayat kurtarmaz” dedi.

İsrail, askerî amaçlarla kullanılabileceğini değerlendirdiği malzemelerin Gazze’ye girişini engellediğini ve Hamas’ı 7 Ekim 2023’te İsrail’e düzenlediği saldırının ardından yeni şiddet eylemleri planlamakla suçladığını belirtiyor.

Şarku’l Avsat’ın aladığı bilgiye Hamas’ın 7 Ekim 2023’te İsrail’e düzenlediği saldırıda, AFP’nin İsrail’in resmî verilerine dayanarak yaptığı hesaplamaya göre bin 221 kişi hayatını kaybetti.

Buna karşılık, İsrail’in saldırıya yanıt olarak Gazze’de başlattığı savaşta, Hamas yönetimindeki Gazze Sağlık Bakanlığına göre 74 binden fazla kişi öldü. Birleşmiş Milletler, bakanlığın açıkladığı verileri güvenilir kabul ediyor.


İsrail medyası: Hamas’ın üst düzey yöneticisi Ali el-Amudi Gazze’de hedef alındı 

Gazze kentinin batısında İsrail hava saldırısının ardından yıkılan bir konut dairesi (EPA)
Gazze kentinin batısında İsrail hava saldırısının ardından yıkılan bir konut dairesi (EPA)
TT

İsrail medyası: Hamas’ın üst düzey yöneticisi Ali el-Amudi Gazze’de hedef alındı 

Gazze kentinin batısında İsrail hava saldırısının ardından yıkılan bir konut dairesi (EPA)
Gazze kentinin batısında İsrail hava saldırısının ardından yıkılan bir konut dairesi (EPA)

İsrail medyası güvenlik kaynaklarına dayandırdığı haberlerde, dün gece Gazze kentinde Hamas’ın üst düzey yöneticilerinden Ali el-Amudi’yi hedef alan bir hava saldırısı düzenlendiğini bildirdi. Şarku’l Avsat’ın Filistin medyasından aktardığına göre saldırıda 5 kişinin hayatını kaybettiğini aktardı.

The Times of Israel’in haberine göre saldırı, Gazze kentinin batısındaki bir binayı hedef aldı.

Filistin medyasına göre hayatını kaybedenler arasında bir genç, bir anne ve kızı ile 2 kadın daha bulunuyor. El-Amudi’nin adı ise ölenler arasında yer almadı.

İsrail ordusu, saldırının sonuçlarına ilişkin değerlendirmelerin sürdüğünü belirterek henüz olayla ilgili açıklama yapmadı.

Haberlere göre el-Amudi, halen Gazze Şeridi’nde Hamas’ın fiilî olarak en üst düzey siyasi yetkilisi konumunda bulunuyor.


Hizbullah-Şam görüşmesi: Uzlaşmanın başlangıcı mı, yoksa husumetin planlanması mı?

Humus kırsalındaki el-Kusayr kentinde Hizbullah’a ait tahrip olmuş bir karargâh (Independent Arabia)
Humus kırsalındaki el-Kusayr kentinde Hizbullah’a ait tahrip olmuş bir karargâh (Independent Arabia)
TT

Hizbullah-Şam görüşmesi: Uzlaşmanın başlangıcı mı, yoksa husumetin planlanması mı?

Humus kırsalındaki el-Kusayr kentinde Hizbullah’a ait tahrip olmuş bir karargâh (Independent Arabia)
Humus kırsalındaki el-Kusayr kentinde Hizbullah’a ait tahrip olmuş bir karargâh (Independent Arabia)

Mustafa Rüstem

‘Siperlerden otellere’ ifadesi, dün ile bugünün düşmanları ve onların on beş yıl boyunca sürdürdüğü amansız savaşlar için birebir geçerli bir nitelendirme. Ancak bugün, yıllarca Suriye’nin kuzeyindeki temas hatlarında birbirlerine roket ve mermi yağdıran Hizbullah ile yeni Suriye hükümeti, Reuters’ın sızdırdığı bilgilere göre gizli görüşmelerde masanın iki ucunda yüz yüze gelerek karşılıklı müzakere şartlarını sunuyor.

Suriye halkının yaşadığı acı iç savaş sayfasının kapanmasıyla birlikte, Şam hükümetinin iç düzeni sağlama ve dış ilişkilerini büyük bir titizlik ve temkinle yürütme çabası netleşmiş durumda. Beyaz Saray, Suriye Cumhurbaşkanı’na ordunun Lübnan’a girmesi ve Lübnan hükümetinin kararıyla faaliyetleri yasaklanan Hizbullah’ın silahsızlandırılması yönünde yoğun baskı yaparken, Suriye Cumhurbaşkanı askeri gücünü dağıtmamaya çalışıyor. Zira oradaki dağlık arazi yapısının kendi ülkesindeki gibi olmadığını ve bunun sınırları dışında, kendisini doğrudan ilgilendirmeyen bir muharebe olduğunu çok iyi biliyor.

Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şera, pragmatik bir kişiliğe sahip olması ve bölgenin istikrarı ile İsrail de dahil olmak üzere komşu ülkelerle dostane ilişkiler kurmak amacıyla bütün tarafları kazanmaya çalışması sebebiyle, Suriye hükümeti ve Hizbullah temsilcilerinin aynı masaya oturması şaşırtıcı olmadığı gibi zaten beklenen bir gelişmeydi. İki taraf arasındaki gerilimi düşürme çabaları kapsamında Türkiye’de doğrudan görüşmeler gerçekleştiren taraflar, bu türdeki ilk bilinen toplantıda ortak güvenlik endişelerini ele aldı.

New York’tan Ankara’ya

Dış politika araştırmacısı Ali el-Esmer, toplantının mimarisinin New York’ta, Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurulu kulislerinde atılmış olabileceğini değerlendiriyor. Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın, bölgesel istişareler kapsamında Suriyeli mevkidaşı Esad eş-Şeybani ile bir araya geldiği bu görüşmelerin ardından, Ankara’nın Şam ile Hizbullah arasında doğrudan bir kanal açılması yönünde baskı yaptığı ortaya çıktı; ancak toplantı kararının kesin olarak New York’ta alındığını doğrulayan yayımlanmış bir bilgi bulunmuyor.

Hizbullah’a ait bir askeri araç, Esed’in devrildiği gece geri çekilirken bırakıldı. (Independent Arabia)
Hizbullah’a ait bir askeri araç, Esed’in devrildiği gece geri çekilirken bırakıldı. (Independent Arabia)

Olayların silsilesi, bu ihtimali siyasi ve diplomatik açıdan mantıklı kılmakta. Toplantının kendisi ise Türkiye tarafından resmi olarak açıklanmamış olmasına rağmen, gazetecilik güvenilirliği açısından son derece sağlam bir zemine dayanıyor. Nitekim Reuters haberi, aralarında iki Suriyeli yetkili, Hizbullah’a yakın Lübnanlı bir güvenlik kaynağı ve bir ABD’li yetkilinin de bulunduğu altı kaynağa dayandırdı.

El-Esmer değerlendirmesine şöyle devam etti: “Görüşme görünüşe göre eski ilişkileri ihya etme çabasından ziyade, önceki rejimin çöküşünün ardından yeni oyun kurallarını belirleme girişimiydi. Şam masaya net bir güvenlik perspektifiyle oturdu: Sınır ötesi kaçakçılığı durdurmak ve Suriye topraklarında, özellikle de güneyde Hizbullah ile bağlantılı bütün hücre ve ağların varlığına son vermek.”

El-Esmer değerlendirmesini şöyle sürdürdü: “Hizbullah’ın temel önceliği, Suriye’nin kendisine karşı ikincil bir cepheye veya Lübnan içinde kendisini hedef alacak herhangi bir askeri girişimde doğrudan bir tarafa dönüşmeyeceğinden emin olmaktı. Bu nedenle, kaynaklara göre Suriye tarafının Hizbullah’a silahsızlandırma amacıyla Lübnan’a askeri olarak girmeyi planlamadığını bildirmesi kritik önem taşıyordu; buna karşılık örgüt de Suriye’nin iç işlerine karışmamaya, sınır ve hücreler meselesini kontrol altına almaya çağrıldı. Sadece bu husus bile toplantının geleneksel bir siyasi diyalogdan ziyade karşılıklı kırmızı çizgilerin müzakeresine daha yakın olduğunu gösteriyor… Bence en önemli nokta, Türkiye’nin burada arabulucu rolünden Suriye çevresindeki yeni angajman kurallarının bölgesel garantörü rolüne geçmeye çalışmasıdır. Bu nedenle, bu görüşmeyi Şam ile Hizbullah arasında bir barışma başlangıcı olarak değil, düşmanlığın yönetilmesi girişimi olarak görüyorum. Ne eski ittifaka dönüş var ne de şu aşamada açık bir çatışmaya girme arzusu.”

İran’ın yokluğu

Hükümetin veya Hizbullah’ın şu ana kadar doğrulamadığı ya da yalanlamadığı bu gizli görüşmenin Türkiye’de gerçekleşmiş olması şaşırtıcı değil. Nitekim Türkiye, 2024 sonlarında Beşşar Esed rejiminin yankı uyandıran çöküşüne ve Heyet-u Tahriru’ş Şam’ın (HTŞ) liderliğini üstlenip Saldırganlığı Caydırma Operasyonu askerî harekât komuta merkezini yöneten eş-Şera’nın yükselişine yol açan silahlı Suriye muhalefetine destek vermede öne çıkan bir rol oynamıştı.

Bu gelişme İran tarafının yokluğunda gerçekleşirken, uluslararası ilişkiler uzmanı Muhammed Hac Osman yaptığı özel açıklamada bunu, Şam’ın Tahran ile ilişkileri eski haline getirmek istememesiyle açıklıyor. Bunun nedenleri arasında, Esed’i düşürmeyi hedefleyen silahlı çatışma dönemindeki 14 yıllık çetin savaş boyunca İran Devrim Muhafızları Ordusu’nun (DMO), rejimin bu kadar süre ayakta kalmasını sağlayan uzman, savaşçı ve silah desteğini vermiş olması ve bunun yanı sıra, molla rejiminin Suriye sahasından ani çıkışının ardından kuşatılmış halde tutulması ve geri dönmemesine yönelik uluslararası irade yer alıyor.

Osman şöyle devam etti: “İran’ın katılmaması, yeni Suriye yönetiminin pragmatik karakterinden faydalanarak bu dönemin nabzını tutma ve Şam’daki yeni yetkililerin Tahran ile diyalog kurmaya ne kadar açık olduğunu görme bağlamında da okunabilir.”

Osman, toplantının şu ana kadar somut bir meyve vermediğini, daha ziyade diğer tarafı yakından tanıma ve her bir tarafın diğerine ne sunabileceğini görme politikasına yakın olduğunu belirtiyor. Gelecekteki olası savaşlardan bölgeyi soğutma ya da beklenen bir askeri harekata hazırlık olarak zaman kazanma evresi de olabilir; bu durum ister Suriye kanadından bir saldırı, isterse karada bir çatışma halinde Hizbullah’ın savunmasını güçlendirmesi şeklinde gelişsin. Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia'dan aktardığı analize göre Osman, her iki tarafın da özellikle bu hassas dönemde sahada silahlı bir çatışmaya girmek istemediği görüşünde.

Humus kırsalındaki el-Kusayr kentinde Hizbullah’a ait tahrip olmuş bir karargâh (Independent Arabia)
Humus kırsalındaki el-Kusayr kentinde Hizbullah’a ait tahrip olmuş bir karargâh (Independent Arabia)

Osman, kendi değerlendirmesine göre toplantıların herhangi bir sonuca ulaşmayacağını düşünüyor ve bunları sonuçsuz görüyor. Özellikle de Suriye makamlarının, toplantıların gerçekleşmesinden sonra, geçtiğimiz salı günü Suriye’nin güneyinde Hizbullah’a bağlı bir hücreyi çökerttiğini duyurmasının ardından... Dolayısıyla bu durum ya bir sonuca varılamadığını ya da yaklaşan herhangi bir askerî harekâtı meşrulaştırmak adına Hizbullah üzerindeki bir baskı yöntemini açıklıyor.

Buna karşılık Hizbullah, çökertildiği duyurulan hücreyle herhangi bir bağlantısı olduğunu reddetti. Aynı zamanda, Suriye makamlarının geçen 29 Eylül’de Hizbullah ile bağlantılı olduklarını ve füze fırlatma platformları hazırlamak üzere çalıştıklarını belirttiği üç kişiyi gözaltına aldığını açıklamasının ardından, Suriye toprakları içinde askeri bir varlığının veya herhangi bir güvenlik ve askeri faaliyete katılımının bulunmadığını vurguladı.

Suriye Dışişleri Bakanı Esad eş-Şeybani, geçen temmuz ayında ülkesinin Hizbullah ile görüşmeye açık olduğunu ima etmiş, Genel Sekreter Naim Kasım da televizyondan yayınlanan bir konuşmasında bu isteğe karşılık vermişti.

Şam ile Hizbullah arasındaki ilişki

El-Esmer, Şam ile Hizbullah arasındaki ilişkilerin Esed dönemindeki haline dönmesini hayal etmenin zor olduğunu belirtti. Nitekim Hizbullah açısından Suriye, artık kendisi için coğrafi derinlik ile İran ve Lübnan arasında siyasi ve askeri koridor sağlayan bir müttefik olmaktan çıktı. El-Esmer sözlerine şöyle devam etti: “Suriye artık egemenliğini, sınırlarını ve çıkarlarını önceki denklemin dışında yeniden tanımlamaya çalışan bir devlet haline geldi. Ancak bu durum, ilişkinin kalıcı bir çatışmaya dönüşeceği anlamına gelmiyor. Çünkü Şam’ın önünde daha acil iç ve güvenlik meseleleri var. Aynı şekilde Hizbullah da Lübnan içinde ve İsrail ile olan çatışmasında büyük baskılarla karşı karşıya. Dolayısıyla yeni bir Suriye-Lübnan cephesinin açılmasını önlemekte ortak çıkar bulunuyor. Bu durum soğuk bir güvenlik ve bir arada yaşama biçimini şekillendirebilir: Şam’ın Lübnan içindeki Hizbullah silahı mücadelesinde doğrudan taraf olmaması karşılığında, Hizbullah da Suriye içinde faaliyet göstermekten ve Suriye topraklarını bir silah koridoru olarak kullanmaktan kaçınır.”

El-Esmer ayrıca şu değerlendirmede bulundu: “Özellikle Lübnanlı bir kaynağın Tahran’ın devre dışı bırakılmasından rahatsız olduğunu belirtmesi, İran’ın en zorlu düğüm olduğunu gösteriyor. Bu durum, Şam’ın Hizbullah’ı Tahran ile olan ilişkilerinden kısmen bağımsız, Lübnanlı bir güvenlik dosyası olarak ele almaya çalıştığının bir göstergesidir. Bu nedenle önümüzdeki dönemde Şam ile Hizbullah arasında güvenlik nitelikli ve sınırlı temaslara tanık olmamız muhtemeldir. Şam ile Tahran arasındaki ilişkilerin yeniden tesisi ise çok daha zor olacaktır; zira buradaki anlaşmazlık sadece sınır ayrıntılarıyla değil, İran'ın Suriye devletinin bizzat içindeki konumu ve eski nüfuzu ile ilgilidir.”

Suriye’den yapılan yalanlama

Diğer taraftan Suriye Dışişleri Bakanlığı Arap İşleri Danışmanı Muhammed Taha el-Ahmed, Hizbullah ile temas veya görüşmeler gerçekleştiğine dair basında yer alan haberleri yalanladı. Ülkesinin Suriye-Lübnan ilişkilerinin kesin gerçeklere ve verilere dayanmayan anlatılara dahil edilmesini reddettiğini belirten el-Ahmed; Lübnan ile iletişimin, Lübnan’ın egemenliğine ve bağımsız kararlarına duyulan saygı çerçevesinde yalnızca meşru Lübnan devlet kurumları üzerinden yürütüldüğünü vurguladı. Suriye’nin, Lübnan devletinin kendi toprakları üzerinde otorite tesis etmesini ve silahların tek bir elde, devlette toplanmasını desteklediğine dikkat çeken el-Ahmed, Lübnan ile ilişkilerin devletten devlete esaslı olduğunu, karşılıklı saygı, iç işlerine karışmama ve her iki ülkenin çıkarına olacak şekilde ortak çalışma prensiplerine dayandığını altını çizerek ifade etti.

*"Bu analiz Şarku’l Avsat tarafından Independent Arabia'dan çevrilmiştir."