WHO’dan Şarku’l Avsat’a: Hazır olmayan aşıları kullanmak Kovid-19’u şiddetlendirecek

Koronavirüs aşısına yönelik tartışmalar devam ediyor. (Reuters)
Koronavirüs aşısına yönelik tartışmalar devam ediyor. (Reuters)
TT

WHO’dan Şarku’l Avsat’a: Hazır olmayan aşıları kullanmak Kovid-19’u şiddetlendirecek

Koronavirüs aşısına yönelik tartışmalar devam ediyor. (Reuters)
Koronavirüs aşısına yönelik tartışmalar devam ediyor. (Reuters)

Dünya Sağlık Örgütü (WHO), klinik deney aşamaları tamamlanmayan veya acil durumlarda kullanılması için etkinlik ve güvenlik şartlarını karşılamayan aşıların çeşitli ülkeler arasında kullanımının hızlanmasının sonuçlarına ilişkin uyarılarının ardından, aşıların tüm test aşamalarını geçmeden önce dağıtımını onaylamak için bilimsel otoritelerin maruz kaldığı siyasi ve ekonomik baskılara yönelik eleştirilerini de artırdı.
WHO’da uzun yıllardır Aşı Araştırmaları Bölümü’nü denetleyen epidemiyolog Ana Maria Henao-Restrepo, Şarku’l Avsat ile yaptığı özel röportajda konuyla alakalı şu ifadeleri kullandı:
“Korktuğumuz şey, Kovid-19’a karşı henüz tüm aşamaları tamamlanmayan aşıların kullanımını hızlandırmaya yönelik siyasi ve ekonomik baskıların, etkinlik oranı yüzde 10'u ve yüzde 20'yi geçmeyen düşük etkili aşıların dolaşıma girmesine yol açması. Yüzde 100 bir etkinin aşı biliminde bir hayal olduğunu biliyoruz, ancak koronavirüse karşı geliştirilen ilk aşılardan bazılarının bir aşı olmaması durumundan daha kötü bir duruma yol açması mümkün.”
WHO’daki uzman tarafından yapılan bu açıklamalar, Beyaz Saray'ın ABD'nin Kovid-19’a karşı aşı geliştirmeye yönelik yürüttüğü araştırmaya “Dünya Sağlık Örgütü gibi çok taraflı çevrelerin kısıtlamalarına tabi değil” bahanesiyle bağımsız olarak devam edeceğini ve Washington'un WHO tarafından koordine edilen ve Çin'in çıkarlarına hizmet etmekle suçladığı COVAX aşısına erişimi yaygınlaştırmak için WHO ile işbirliği yapmayacağını açıklamasından birkaç saat sonra yapıldı.
WHO uzmanları, Kovid-19'un yayılmasını durdurmak için aşıların gerekli etkinlik düzeyini henüz belirleyemediklerini kabul ediyor. Konuyla alakalı açıklamalarda bulunan Henao, sözlerini şu ifadelerle sürdürdü:
“Aşının tek dozda olmasını ve etkinliğinin yüzde 70'in altında olmamasını tercih ediyoruz. Ancak geçen Nisan ayında belirlenen kriterlere göre şuan ilk aşama için tüm dünyada her hafta 40 bin kişinin hayatını yitirmesine yol açan bu salgına karşı yüzde 50 etkili iki dozlu bir  aşı ile yetinebiliriz.”
WHO’nun gözetiminde bazı üniversitelerde yapılan araştırmalara göre ise diğer önleyici tedbirlere başvurmadan yeni pandemilerle mücadele etmenin, tüm nüfusa dağıtıldığında etkinliği yüzde 60'tan az olmayan, dörtte üçüne dağıtıldığında yüzde 70'den az olmayan, yarısına dağıtıldığında ise yüzde 80'in altında olmayan bir aşı gerektirdiğini gösterdi.
Bilimsel olarak hazır olmayan aşıları kullanmak için acele edilmesi durumunda pandemiyi şiddetlendirebilecek nedenlerle ilgili olarak Henao, “Tehlike, aşının salgının yayılma oranında önemli bir düşüşe yol açacağına dair yanlış varsayımdan ve bu durumun aşı olduklarında önleyici tedbirlere artık uymalarını gerektirmeyen yeterli bağışıklığa sahip olduklarına dair bir düşünceye yol açmasından kaynaklanıyor” ifadelerini kullandı.
WHO uzmanları, geliştirilmekte olan aşıların etkinliğini belirlemek için bir dizi deneysel aşının eşzamanlı çalışmasını ve aralarında yüzde 50 oranında yayılma riskini azaltabilecek etkili bir aşı belirlemek için yeterli olduğuna inandıkları 6 aylık bir süre boyunca aşılar arasında karşılaştırma yapılmasını öneriyor.
WHO, tüm uluslararası laboratuvarları ve etkilenen ülkeleri, aşılama çalışmalarını koordine etmek ve sonuçlarını karşılaştırmak için aylar önce geliştirdiği programa katılmaya çağırdı. Ayrıca, bu alanda uluslararası işbirliğinin ülkenin çeşitli yerlerinde salgını ortadan kaldırmanın tek yolu olduğunu vurguladı. 
Oxford Üniversitesi, ABD’deki Moderna, Inovio, Arcturus, Janssen şirketleri, Alman CureVac şirketi ve Çinli Cansino gibi büyük uluslararası şirket ve laboratuvarların geçen Nisan ayında bu alanda işbirliği yapma, bilgi alışverişi ve ara sonuçların karşılaştırılmasına dair bir anlaşma imzaladıkları biliniyor. Ancak, tüm bu otoriteler tarafından yapılan deneylerde son klinik aşamalara aralarında herhangi bir işbirliği veya koordinasyon olmadan ulaşıldı.
Oxford Üniversitesi ve Moderna Şirketi gibi aşı geliştirmeye yönelik en gelişmiş laboratuvarlardaki bazı araştırmacılar, şu ana kadar umut verici sonuçlara rağmen denemeden aylar önce aşının etkinlik ve güvenlik düzeyini belirlemenin mümkün olmayacağı konusunda defalarca uyardılar. Ayrıca salgının olası aşamalarından birinin ortadan kalkmasının etkinliğini belirleme çabalarının başarısız olmasına yol açacağı endişesini dile getirdiler. WHO, aşı geliştirme çabalarını tüm taraflar arasında "dayanışma" sloganı altında koordine etmeyi önerdiği programın, aşıların test edilmesi için yüzlerce alan sağlaması nedeniyle bu başarısızlığı önleyeceğini söylüyor. Henou konuyla alakalı, "Aşı denemelerinin tek bir bilimsel ekibin gözetiminde bu tür bir uluslararası koordinasyonu, yüksek derecede etkinlik ve güvenlikle aşıların geliştirilmesini ve hızlı ve güvenilir sonuçlar alınmasını sağlayacaktır" diye konuştu.
WHO’nun Dayanışma Programı’nı denetleyen ve aynı zamanda WHO’daki uzman ekibin bir üyesi olan Oxford Üniversitesi’nden Epidemiyolog Richard Peto yaptığı açıklamada, "Bu programın aşıyı geliştirmek için devam eden çabaları koordine etme maliyeti, Kovid-19'un neden olduğu sosyal ve ekonomik maliyet ile karşılaştırılamaz. Ancak bunun gibi bir işbirliği, bu alandaki temel bilimsel standartlara ve koşullara uymadan aşı geliştirmeye çalışan ülkeler arasındaki hararetli ulusal yarışı durduracak tek yol budur" dedi. 
Dünya Sağlık Örgütü'ne göre Oxford Üniversitesi'nde geliştirilen aşı şu ana kadar en fazla ilerleme kaydeden aşı oldu. Söz konusu aşının, herhangi bir engel çıkmazsa Aralık ortasına kadar hazır olacağı biliniyor. Ancak  Avrupa Birliği'ne bağlı Avrupa İlaç Kurumu (EMA), “Herhangi bir aşı, önümüzdeki yılın başından önce onay için hazır olmayacak" açıklamasında bulundu.
Aşı yarışına giren zengin ülkeler, klinik denemelerin bitiminden önce büyük miktarlarda aşı dozları ayırmak ve etkinlik ve güvenlik derecesini öğrenmek için hızlı davrandı. Aynı şekilde Avrupa Birliği (AB), 300 milyon doz Oxford aşısı ve Fransız şirketi Sanofi'den 300 milyon aşı satın almak için büyük sözleşmeler imzaladı. Ayrıca, Johnson and Johnson şirketinden 200 milyon ve Moderna'dan 80 milyon doz almak için imza attılar. Zengin ülkelerin satın almak için sözleşme imzaladıkları aşı dozlarının sayısı 3 milyardan fazla olsa da şu ana kadar herhangi birinin etkili olacağına dair bir garanti verilmedi.
WHO uzmanları, iki yıldır yani Kovid-19 henüz ortaya çıkmadan önce influenza virüsünün sadece Avrupa'da yarım milyondan fazla insanın ölümüne neden olduğunu ve aşının o zamanki etkinliğinin yüzde 25'i geçmediğini de hatırlatıyor. Uzmanlar, Kovid-19 ile özellikleri sürekli değişen influenza virüsü arasında şu ana kadar tespit edilen farklılığa rağmen koronavirüs ve hücrelere girmek ve vücuda yayılmak için kullandığı protein üzerindeki etkisi hakkında hala yetersiz bilgi olduğunu söylüyor.
ABD’deki Saint Louis Üniversitesi'nde yakın zamanda yapılan bir araştırmada, daha fazla insanın Kovid-19’a karşı aşılanmasını engelleyen nedenlerden biri, bağışıklık sistemini yeni virüs türlerine göre daha fazla harekete geçiren, influenza gibi başka bir virüse daha önce maruz kalması olduğu öne sürüldü.



Arakçi parlamentoya görüşmeler hakkında bilgi verdi... Laricani yarın Umman’ı ziyaret edecek

İran parlamentosunun internet sitesinde yayınlanan bir fotoğrafta, Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ve Genelkurmay Başkanı Abdurrahim Musevi’nin son dönemdeki görüşmeler ve gerginliklerle ilgili kapalı kapılar ardında yapılan toplantıya katıldıkları görülüyor.
İran parlamentosunun internet sitesinde yayınlanan bir fotoğrafta, Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ve Genelkurmay Başkanı Abdurrahim Musevi’nin son dönemdeki görüşmeler ve gerginliklerle ilgili kapalı kapılar ardında yapılan toplantıya katıldıkları görülüyor.
TT

Arakçi parlamentoya görüşmeler hakkında bilgi verdi... Laricani yarın Umman’ı ziyaret edecek

İran parlamentosunun internet sitesinde yayınlanan bir fotoğrafta, Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ve Genelkurmay Başkanı Abdurrahim Musevi’nin son dönemdeki görüşmeler ve gerginliklerle ilgili kapalı kapılar ardında yapılan toplantıya katıldıkları görülüyor.
İran parlamentosunun internet sitesinde yayınlanan bir fotoğrafta, Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ve Genelkurmay Başkanı Abdurrahim Musevi’nin son dönemdeki görüşmeler ve gerginliklerle ilgili kapalı kapılar ardında yapılan toplantıya katıldıkları görülüyor.

İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, ABD’li müzakerecilerle gerçekleştirdiği görüşmelerin ilk turunun sonuçları hakkında meclis üyelerini bilgilendirdi. Diğer yandan Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Genel Sekreteri Ali Laricani, Tahran ile Washington arasında nükleer müzakerelerde arabuluculuk rolü üstlenen Umman’a yarın bir heyetin başında gitmeyi planladığını açıkladı.

Laricani’nin ziyareti, geçen hafta sonu Umman’da yaklaşık dokuz aylık aranın ardından yapılan dolaylı görüşmelerin ilk turunu izleyen ve İran-ABD hattında ikinci bir müzakere turuna ilişkin beklentilerin arttığı bir döneme denk geliyor.

Söz konusu görüşmeler, ABD’nin İran yakınlarında deniz kuvvetlerini artırdığı ve Tahran’ın olası bir saldırıya sert karşılık vereceğini duyurduğu bir ortamda, diplomasiye yeni bir fırsat açmayı amaçlıyor.

Laricani, Telegram hesabından yaptığı açıklamada, Umman’da üst düzey yetkililerle bir araya gelerek son bölgesel ve uluslararası gelişmeleri ele alacağını, bunun yanı sıra ikili iş birliğini farklı düzeylerde değerlendireceğini belirtti.

Müzakerelerin bir sonraki turunun tarih ve yerinin ise henüz açıklanmadığı kaydedildi. Nükleer görüşmelere, İran’da Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi’nin nezaret ettiği ve nihai kararların, Dini Lider Ali Hamaney’in onayının ardından alındığı ifade edildi.

scdvfgth
İran Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Genel Sekreteri Ali Laricani, 18 Ocak’ta Tahran’da Irak Dışişleri Bakanı Fuad Hüseyin için düzenlenen resepsiyonun ardından ofisinden ayrılırken görülüyor. (Laricani’nin internet sitesi)

Laricani’nin Umman’a yapacağı ziyaretin duyurulması, Arakçi’nin bugün parlamentoyu, kapalı kapılar ardında yapılan bir oturumda görüşmelerin sonuçları hakkında bilgilendirmesiyle eş zamanlı gerçekleşti.

Parlamentonun Ulusal Güvenlik ve Dış Politika Komisyonu Başkan Yardımcısı Abbas Muktedayi, oturumun yapıldığını doğrulayarak, İran Genelkurmay Başkanı Abdurrahim Musevi’nin de Arakçi ile birlikte toplantıya katıldığını bildirdi.

Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf ise “İran sıfır zenginleştirmeyi kabul etmeyecektir” diyerek, ‘ülkenin ulusal gücünün unsurlarından biri olan füze kapasitesinin hiçbir şekilde müzakere konusu yapılamayacağını’ vurguladı.

Parlamento Başkanlık Divanı Sözcüsü Abbas Guderzi de Dışişleri Bakanı ile Genelkurmay Başkanı’nın toplantı sırasında İran’ın uranyum zenginleştirmeden vazgeçmesine karşı olduklarını açıkça ifade ettiklerini söyledi.

Guderzi, ‘müzakerelerin yeri ve çerçevesinin tamamen İslam Cumhuriyeti tarafından belirlendiğinin’ teyit edildiğini belirterek, bunun ‘İran’ın diplomasi sahasındaki gücünü yansıttığını’ dile getirdi. Ancak bu tutumun hangi tarafça ilan edildiğine dair ayrıntı vermedi.

Öte yandan Arakçi dün düzenlediği basın toplantısında, ABD’nin ‘gerçek müzakereler yürütme’ konusundaki ciddiyetine dair şüphelerini dile getirdi. Şarku’l Avsat’ın AFP’den aktardığına göre Arakçi, İran’ın ‘tüm işaretleri değerlendirdikten sonra müzakerelere devam edip etmeme konusunda karar vereceğini’ söyledi ve bu kapsamda Çin ve Rusya ile istişareler yürütüldüğünü ifade etti.

frvfr
ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı’nın Ortadoğu’daki operasyonlardan sorumlu komutanı Amiral Brad Cooper, ABD’nin Orta Doğu Özel Temsilcisi Steve Witkoff ve ABD Başkanı’nın damadı ve danışmanı Jared Kushner ile birlikte uçak gemisi “Abraham Lincoln” üzerinde (ABD Donanması – AFP).

İran, kırmızı çizgileri olarak gördüğü tutumunda ısrarcı davranıyor. Tahran, görüşmelerin yalnızca nükleer programıyla sınırlı kalmasını kabul ediyor ve barışçıl bir nükleer programa sahip olma hakkını vurguluyor. Buna karşılık, Körfez’de geniş bir deniz gücü konuşlandıran ve bölgedeki üslerde askeri varlığını artıran ABD, iki ek başlığı da içeren daha kapsamlı bir anlaşma talep ediyor. Washington’un gündemindeki bu başlıklar, İran’ın füze kapasitesinin sınırlandırılması ve Tahran’ın İsrail’e düşman silahlı gruplara verdiği desteğin sona erdirilmesi olarak öne çıkıyor.

İsrail ise bu iki başlıkta herhangi bir taviz verilmemesi gerektiğini savunuyor. Bu çerçevede İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun çarşamba günü Washington’a gitmesi bekleniyor.


Epstein Mossad ajanı mıydı? Yeni belgeler soru işaretleri oluşturuyor

ABD Adalet Bakanlığı’nın 19 Aralık 2025’te yayımladığı fotoğrafta Epstein ve Maxwell (Reuters)
ABD Adalet Bakanlığı’nın 19 Aralık 2025’te yayımladığı fotoğrafta Epstein ve Maxwell (Reuters)
TT

Epstein Mossad ajanı mıydı? Yeni belgeler soru işaretleri oluşturuyor

ABD Adalet Bakanlığı’nın 19 Aralık 2025’te yayımladığı fotoğrafta Epstein ve Maxwell (Reuters)
ABD Adalet Bakanlığı’nın 19 Aralık 2025’te yayımladığı fotoğrafta Epstein ve Maxwell (Reuters)

Amerikalı, Hint kökenli ruhani öğretmen ve çok satan sağlık kitaplarının yazarı Deepak Chopra, İsrail’e övgüler yağdırırken, Jeffrey Epstein’ın kendisine Tel Aviv’de katılması fikrine de büyük bir heyecan duyuyordu.

İngiliz The Times gazetesinin haberine göre, 2019’daki tutuklanmasından iki yıl önce Epstein, Chopra’nın Tel Aviv’deki Menora Salonu’nda vereceği konferans sırasında onunla görüşmeye davet edildi. Epstein dosyaları kapsamında yayımlanan milyonlarca belgeden birinde Chopra’nın şu ifadeleri yer aldı:
“Bizimle İsrail’e gel. Rahatla, ilginç insanlarla vakit geçir. İstersen takma isim kullan. Kızlarını da getir. Burada olman çok eğlenceli olur. Sevgiler.”

Ancak Epstein bu davete mesafeli yaklaştı ve şu yanıtı verdi:
“Başka bir yer. İsrail’i hiç sevmiyorum.”

Epstein’ın Mart 2017’de daveti reddetmesinin nedenleri, ABD Adalet Bakanlığı’nın yayımladığı dosyalardaki gizemlerden biri olmayı sürdürüyor. Belgeler, Epstein’ın özellikle İsrail ve eski Başbakan Ehud Barak ile ilişkisine dair çelişkili ve kafa karıştırıcı bir tablo ortaya koyuyor.

“Epstein casusluk eğitimi aldı” iddiası

ABD’de, Epstein’ın yabancı bir istihbarat servisi adına çalışmış olabileceğine dair iddialar yeniden gündeme geldi. Bu iddialar özellikle sağcı yorumcu Tucker Carlson ve benzer isimler tarafından dillendirildi. Dosyalar arasında, FBI’a bilgi veren gizli bir kaynağın, Epstein’ın gerçekte İsrail istihbarat servisi Mossad için çalıştığını öne sürdüğü iddialar da yer aldı.

FBI’ın Los Angeles ofisinin Ekim 2020 tarihli bir raporunda, söz konusu kaynağın “Epstein’ın Mossad tarafından devşirilmiş bir ajan olduğuna ikna olduğu” ifade edildi. Raporda ayrıca Epstein’ın Mossad adına “casusluk eğitimi aldığı”, uzun yıllar kişisel avukatlığını yapan Harvard Hukuk Fakültesi profesörü Alan Dershowitz aracılığıyla Amerikan ve müttefik istihbarat operasyonlarıyla bağlantılar kurduğu iddia edildi. Raporda, Jared Kushner ile kardeşi Josh Kushner’ın da Dershowitz’in öğrencileri arasında olduğu ifade edildi.

Ancak Dershowitz bu iddiaları alaya alarak, “Herhangi bir istihbarat servisinin ona gerçekten güveneceğini sanmıyorum. Ayrıca böyle bir şeyi benden saklayamazdı” dedi.

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ise hafta sonunda yaptığı açıklamada, Epstein’ın Ehud Barak ile olan yakın ilişkisinin onun İsrail adına casusluk yapmadığının kanıtı olduğunu savundu. Netanyahu, X platformunda, “Jeffrey Epstein ile Ehud Barak arasında alışılmadık derecedeki yakın ilişki, onun İsrail için çalıştığını değil, tam tersini gösteriyor” ifadelerini kullandı.

Belgeler, Barak ve eşi Nili’nin defalarca Epstein’ın New York’taki dairesinde kaldığını ve Epstein’ın 2019’daki son tutuklanmasından kısa süre önce yeniden ziyaret planladıklarını ortaya koyuyor. Epstein’ın, 2006’da çocuk istismarı ve insan ticareti suçlamalarıyla ilk kez tutuklanmasından sonra da ilişkilerinin devam ettiği görülüyor. Barak daha sonra Epstein ile ilişkisi nedeniyle pişmanlık duyduğunu söyledi.

2018’de Epstein, Barak’tan bir e-postada “Mossad için çalışmadığımı netleştirmesini” istedi. Bir yıl önce ise Barak’a, kendisinden “eski Mossad ajanlarını kirli soruşturmalar için bulmasının istenip istenmediğini” sormuştu.

Belgelere göre Epstein, “Carbyne” adlı (eski adıyla Reporty Homeland Security) İsrailli bir girişime 1,5 milyon dolarlık yatırım yapılmasına katkıda bulundu. Barak, “Vergiden kaçınmak için Kıbrıs’ı kullanma yönündeki İsrail numarası eski ve tehlikelidir” uyarısında bulunurken, iş insanı Nicole Junkermann, Kıbrıs yerine Lüksemburg’un tercih edilmesini önerdi.

“Kesin kanıt yok”

Epstein’ın servetinin kaynağı da uzun süredir soru işaretleri yaratıyor. Eski İngiliz askeri istihbarat subayı Lynette Nusbacher, teorik olarak Epstein’ın bir istihbarat varlığı olmasının mümkün olduğunu, ancak “suçlarıyla mahkûm olmuş biri olmanın ötesine geçtiğini kanıtlayan hiçbir delil bulunmadığını” ifade etti.

2003 yılında Epstein, partneri Ghislaine Maxwell için “çelişkili vize damgalarından kaçınmak” gerekçesiyle ikinci bir pasaport başvurusunda bulundu. Başvuruda Maxwell’in İsrail, Ürdün ve Suudi Arabistan’a seyahat etmeyi planladığı belirtiliyordu. Maxwell’in babası, eski medya patronu Robert Maxwell’in Mossad ile bağlantıları olduğu uzun süredir iddia ediliyordu.

Epstein, Yahudi bir ailede dünyaya geldi ve New York’ta, çoğunluğu Yahudilerden oluşan Sea Gate adlı kapalı sitede büyüdü. 1985 yılında ailesiyle birlikte İsrail’i ziyaret etti, Tel Aviv’de Plaza Oteli’nde ve Kudüs’te King David Oteli’nde kaldı. Ailesini gezdirmek için limuzin kiraladığı da aktarılan bilgiler arasında.

Resmî kayıtlara geçmeyen başka ziyaretler de söz konusu. 20 Mayıs 2012 tarihli bir e-postada sekreterinden Paris’ten Tel Aviv’e, oradan New York’a ya da Tel Aviv’den Yalta’ya uçuşlar araştırmasını istedi. Bir gün sonra ise “24’ünde Tel Aviv, 27’sinde New York’a birinci sınıf” diye yazdı.

Epstein ayrıca, İsrail’deki en lüks mülklerin açık artırmalarını takip eden pahalı bir emlak sitesine üyeydi.

2017 itibarıyla İsrail’e seyahat etmeye hevesli görünmese de İsrailli kadınlara ilgisini gizlemedi. Chopra’dan “çekici sarışın bir İsrailli… zihin maddenin üstündedir” diye bir istekte bulundu. Chopra ise İsrailli kadınların “savaşçı, agresif ve son derece çekici” olduğu uyarısında bulundu.

Chopra geçen hafta yaptığı açıklamada, “Hiçbir zaman suç teşkil eden ya da sömürücü bir davranışın parçası olmadım. İstismar ve suistimalin her türlüsünü kesin bir dille kınıyorum” ifadesini kullandı.

Epstein ile halen çocuklara yönelik cinsel insan ticareti ağındaki rolü nedeniyle 20 yıl hapis cezası çeken Ghislaine Maxwell arasındaki derin ve uzun süreli ilişki de Epstein’ın İsrail ile bağlantılı olduğu yönündeki komplo teorilerini destekliyor.

Maxwell’in babası Robert Maxwell’in İsrail istihbaratıyla bağlantıları olduğu uzun süredir iddia ediliyor. Maxwell’in İsrail ekonomisine milyonlar aktardığı ve dönemin Başbakanı Yitzhak Shamir’e “en az 250 milyon dolar yatırım” sözü verdiği biliniyor.

Robert Maxwell, 1991 yılında “Lady Ghislaine” adlı yatından düşerek Kanarya Adaları açıklarında ölü bulundu. Cenazesi İsrail’e götürülerek, Kudüs’te devlet elitlerine ayrılan Zeytin Dağı Mezarlığı’na defnedildi.

“Mossad mı öldürdü?”

Epstein’ın bazı e-postalarında, Robert Maxwell’in Mossad tarafından öldürüldüğüne inandığına dair ifadeler yer aldı. 15 Mart 2018 tarihli bir e-postada Epstein, başlığı “İş bitirildi” olan mesajında Maxwell’in kaderine dair spekülasyonlarda bulundu.

Bu iddialar, Gordon Thomas ve Martin Dillon’un yazdığı “Robert Maxwell’in Suikastı: İsrail’in Süper Casusu” adlı kitapta ortaya atılan teoriyle örtüşüyor. Kitapta, Maxwell’in Mossad için çalıştığı, ancak 3 milyar doları aşan borçlarının faizi olarak talep ettiği 600 milyon dolar ödenmezse her şeyi ifşa etmekle tehdit ettiği ve bunun üzerine öldürüldüğü öne sürülüyor.

The Times’ın görüştüğü pek çok uzman, Maxwell’in Mossad ile bağlantılarını ya da Epstein’ın İsrail istihbaratıyla ilişkisini doğrulayan somut bir bilgiye rastlamadıklarını belirtiyor. Ancak İsrail istihbaratıyla bağlantıları olan ve isminin açıklanmasını istemeyen bir İsrailli yazar, “Mossad’ın kimi işe alacağını asla bilemezsiniz. Herkes ajan olabilir” değerlendirmesinde bulundu.


İsrail Cumhurbaşkanı, Avustralya'daki Bondi saldırısının yaşandığı yeri ziyaret etti

Herzog, Bondi Pavilion'un önüne çelenk bıraktıktan sonra konuşuyor (Reuters)
Herzog, Bondi Pavilion'un önüne çelenk bıraktıktan sonra konuşuyor (Reuters)
TT

İsrail Cumhurbaşkanı, Avustralya'daki Bondi saldırısının yaşandığı yeri ziyaret etti

Herzog, Bondi Pavilion'un önüne çelenk bıraktıktan sonra konuşuyor (Reuters)
Herzog, Bondi Pavilion'un önüne çelenk bıraktıktan sonra konuşuyor (Reuters)

İsrail Cumhurbaşkanı Isaac Herzog, dün yaptığı açıklamada, Yahudilerin "bu kötülüğün üstesinden geleceğini" belirterek, Sidney'deki Bondi Plajı'nda Yahudi bayramını kutlayan 15 kişinin ölümüne yol açan silahlı saldırının kurbanlarına başsağlığı diledi.

Bondi Pavilion'un önüne çelenk bıraktıktan sonra konuşan Herzog, "Terör, şiddet ve nefret karşısında, tüm inançlardan ve tüm milletlerden iyi insanlar arasındaki bağlar güçlü kalacaktır" dedi.

Bu arada, Filistin yanlısı göstericiler, İsrail Cumhurbaşkanı'nın ziyaretini protesto etmek için Sidney'de toplanmayı planlıyordu. Yetkililer ziyareti büyük bir olay olarak nitelendirmiş ve kalabalığı kontrol etmek için binlerce polis memuru görevlendirmişti. Polis, kamu güvenliği gerekçesiyle göstericileri Sidney'in merkezindeki bir parkta toplanmaya çağırmıştı, ancak protesto organizatörleri bunun yerine şehrin tarihi Belediye Binası'nda toplanmayı planladıklarını söylemişti.

Yetkililer, ziyaret sırasında polise nadiren kullanılan yetkiler verdi; bunlar arasında kalabalıkları dağıtma ve yer değiştirme, belirli alanlara erişimi kısıtlama, insanları ayrılmaya yönlendirme ve araçları arama yetkisi de bulunuyordu.

Yeni Güney Galler Emniyet Müdür Yardımcısı Peter McKenna, Channel Nine News'e yaptığı açıklamada, "Protesto organizatörleriyle yakın temas halinde olduğumuz için bu yetkilerden herhangi birini kullanmak zorunda kalmayacağımızı umuyoruz" dedi. "Genel olarak, tüm toplumu güvende tutmak istiyoruz... Toplum güvenliğini sağlamak için ancak bu amaçla, büyük sayıda polis memuru görevlendireceğiz" dedi. Avustralya'nın en büyük şehri olan Sidney'de yaklaşık 3 bin polis memuru görevlendirilecek.

Herzog, Bondi Plajı'ndaki ölümcül silahlı saldırının ardından Avustralya Başbakanı Anthony Albanese'nin daveti üzerine Avustralya'yı ziyaret ediyor.

Herzog'un ziyareti, Filistin yanlısı grupların muhalefetiyle karşılandı ve Avustralya'nın büyük şehirlerinde protestolar planlandı. Filistin Eylem Grubu da beklenen protestolara getirilen kısıtlamalara karşı Sidney'deki bir mahkemede dava açtı.

Filistin Eylem Grubu yaptığı açıklamada, "BM Soruşturma Komisyonu'nun Gazze'de soykırımı kışkırttığı sonucuna varmasının ardından, bugün Isaac Herzog'un tutuklanmasını ve soruşturulmasını talep etmek için ulusal bir protesto günü olacak" ifadeleri yer aldı.

İsrail hükümetinin sert eleştirmeni olan Avustralya Yahudi Konseyi, pazartesi günü 1000'den fazla önde gelen Avustralyalı Yahudi akademisyen ve toplum figürünün imzaladığı açık bir mektup yayınlayarak Albanese'yi Herzog'a yaptığı daveti geri çekmeye çağırdı.