Fransa Irak’ta ne arıyor? Asıl hedef Türkiye ve İran mı?

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ve Irak Başbakanı Mustafa el-Kazimi (AFP)
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ve Irak Başbakanı Mustafa el-Kazimi (AFP)
TT

Fransa Irak’ta ne arıyor? Asıl hedef Türkiye ve İran mı?

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ve Irak Başbakanı Mustafa el-Kazimi (AFP)
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ve Irak Başbakanı Mustafa el-Kazimi (AFP)

Ahmed es-Suheyl
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un Bağdat ziyareti, Paris’in Irak’ta oynamak istediği rol ve bu ziyaretin özellikle Ankara ve Tahran gibi Irak’ta etkili olan bölgesel güçler için problem teşkil edip etmeyeceği konusunda soru işaretlerine yol açtı.
Fransa Cumhurbaşkanı, Irak’ın egemenliğini desteklediğini belirterek, Bağdat’ın karşılaştığı sorunların başında DEAŞ örgütü ve dış müdahalelerin geldiğini söyledi.

Silahlı grupların durumu
Macron, Bağdat ziyareti sırasında çoğu İran tarafından desteklenen Şii silahlı gruplara atıfta bulunarak, Fransa’nın, Irak Başbakanı Mustafa el-Kazimi’nin bütün silahlı grupların “durumunu çözüme kavuşturmak” için gösterdiği çabaları desteklediğini söyledi.
Macron, Irak’ın egemenliğini ihlal eden tarafların isimlerini açıkça zikretmedi. Ancak gözlemciler, Macron’un bu açıklamasının, Türkiye’nin Kuzey Irak’taki askeri müdahaleleri ve İran destekli silahlı grupların diplomatik misyonlara ve ABD öncülüğündeki Uluslararası Koalisyon üslerine fırlattığı füzeleri “reddetme mesajı” niteliğinde olduğunu ve Ortadoğu'daki gerginliği tırmandırma konusunda girişimler sunmayı amaçladığını belirtiyor.
Macron, Kazimi ile ortak düzenlediği basın toplantısında, “Kararlı olmaya devam edeceğiz. Çünkü DEAŞ’a karşı savaş devam ediyor. Ancak bu, Irak’ın egemenliğine saygı duyan anlaşma ve protokol çerçevesinde olmalıdır” dedi.
Macron, Bağdat ziyaretinde yaptığı görüşmelerde, Irak’ın elektrik sıkıntısını ortadan kaldıracak nükleer santral projesi ve Bağdat Metrosu projesini ele aldığını aktardı.
Macron, Irak ziyareti öncesinde Lübnan’daki temasları sırasında yaptığı açıklamada, “Irak’ın egemenliğini desteklemek için Birleşmiş Milletler ile başlatılacak bir girişim kapsamında Bağdat’a gideceğini” söylemişti. Ancak Macron’un Irak ziyareti söz konusu “girişimi” içermediği gibi Paris’in bu çerçevede oynamaya çalıştığı rol hakkında da net bir ifade kullanılmadı. Gözlemciler ise bu girişimin ABD-İran çekişmesi başta olmak üzere gerilimin düşürülmesinde büyük bir etkisi olmayacağını ve Fransa’nın Iraklı siyasi grupları etkileme konusunda ABD ve İran ile rekabet edemeyeceğine dikkat çekiyor.

Ekonomik ortaklıkların kurulmasının önündeki engeller
Macron’un Bağdat ziyareti “Irak’ın egemenliğini destekleme” meselesine odaklanmakla birlikte ekonomik yatırımlar ve enerji alanlarında stratejik ortaklıktan söz edilmedi. Nitekim böyle bir adım, Irak pazarına büyük önem veren Tahran ve Ankara’nın çıkarabileceği engellere toslayabilir.
Irak’ta İran destekli siyasi çevrelerin Macron ziyaretine herhangi bir eleştiri yöneltmemesi, bu çevrelerin Fransa’nın Irak ekonomisindeki İran etkisi ile rekabet edemeyeceği düşüncesinden kaynaklanıyor olabilir.
Jeopolitik uzmanı Diyari el-Feyli, Fransa’nın Irak ile büyük ekonomik ortaklıklar kurmasının önünde birçok engelin olduğunu belirterek, bunları şöyle sıraladı:
- Paris’in Irak’taki istikrarsız güvenlik ortamından endişe duyması.
- Ekonomi yönetiminin başında devletin bulunmaması.
- Çok sayıda çevrenin kontrolünde bulunan ve giderek küçülen Irak ekonomisinin gölgesinde Bağdat ile yapılacak ekonomik girişimlerin geleceğinden endişe duyulması.
Feyli, İran’ın bu engelleyici faktörlerin farkında olduğunu ve bu nedenle İran destekli siyasi grupların Macron ziyaretine tepki göstermediğini söyledi.
Feyli’ye göre, Fransa’nın Bağdat’taki hareketliliğinin merkezinde iki eğilim bulunuyor. Birincisi, Irak ordusuna güvenlik danışmanlığı ve eğitim üzerinden Bağdat ile askeri işbirliği kurmak. İkincisi ise Paris’in Irak’ta NATO rolünü aktifleştirme girişimine öncülük ederek, ABD askeri varlığının ülkede oluşturduğu gerilimlerin düşürülmesidir.
Feyli, İran destekli grupların Fransa’nın Bağdat’taki hareketliliğine itiraz etmemesinin nedenlerinden birinin “Fransa’nın İran’ın içinde bulunduğu bitkin durumdan ve ABD Başkanı Donald Trump’ın seçimler konusunda girdiği çıkmazdan faydalanarak, Washington’u Tahran ile yeniden nükleer anlaşmaya geri döndürme imkanı” olduğunu söyledi.

Ankara’ya mesaj
Gözlemcilere göre, Ankara’nın çok sayıda Kuzey Afrika ülkesinde hayati noktalarda Paris ile rekabet edecek hale gelmesi nedeniyle, Macron’un en çok ilgilendiği konuların başında Türkiye’nin Irak egemenliğini sürekli ihlal etmesi meselesi geliyor.
Feyli, Macron ziyaretinin Türkiye’nin sürekli ihlalleriyle mücadelede Irak’a nasıl katkı sağlayabileceği sorusuna, “Fransa Cumhurbaşkanı’nın bu konuda net bir şey söylememesine ve sadece Irak’ın egemenliğini destekleyeceğini ifade etmekle yetinmesine rağmen, bu adım Kuzey Afrika’da ve diğer bölgelerde hayati alanlarda Fransa ile rekabet eden Türkiye üzerinde baskı kurma çabasını ifade ediyor” diye yanıt verdi.
Feyli, “Irak Kürt Bölgesel Yönetimi Başkanı’nın Bağdat’ta bulunması ve Fransa Cumhurbaşkanı ile görüşmesinde Ankara’ya net bir mesaj var: Paris Türkiye’nin müdahalelerine büyük önem veriyor. Paris, Ankara’nın Kuzey Afrika’da son olarak yaptığı gibi hayati alanlarda daha büyük bir rol oynamaya çalışıyor ve oyunun kurallarını yeniden belirlemek amacıyla Ankara’yı diyalog masasına oturtmak için baskı yapıyor” diye konuştu.

Türkiye’nin endişesi ve İran’ın rahatlığı  
Siyasi Düşünce Merkezi Başkanı İhsan eş-Şammari, “Ankara, Macron’un ziyaretine şüpheyle bakıyor. Ankara’nın Doğu Akdeniz’de ve Kuzey Afrika’da Paris’in hayati alanlarına uzanmasına yanıt olarak gelen bu ziyaret, Fransa’nın, Türkiye’nin Irak’taki etkisini sınırlandırma mesajı olarak okunabilir” dedi.
Tahran’ın Macron ziyaretine nasıl yaklaştığına değinen Şammari, “İran’daki karar alıcılar, Tahran ve Paris arasındaki dengeli ilişkiler dikkate alındığında, bu ziyaret karşısında daha rahat görünüyor. Nitekim Macron, Lübnan ziyaretinde Hizbullah’ın ülkenin bir siyasi hareketi olduğunu söyleyerek, İran’a güvence mesajı vermişti. Tahran’ın Fransa’nın ekonomik rolünün önüne engeller koyması Irak’taki çıkarlarını etkileyebilir. Paris, ülkedeki uluslararası ve bölgesel itiş kakış arasında Irak'ta ekonomik bir dayanak bulmaya çalışıyor. Irak'a açılma noktasında artan uluslararası hareketlilik, Bağdat'taki karar alıcılar açısından devleti ve istikrar şansını güçlendirmeleri için bir başlangıç noktasıdır” diye konuştu.

Tahran’ın Irak ile Lübnan’daki müttefikleri
İran’ın Irak’taki müttefikleri, Bağdat’ın ABD hariç batılı ülkelere açılmasını destekliyor (İran’ın ülkedeki ekonomik çıkarlarına zarar vermemek şartıyla) görünüyor. Gözlemciler ise Tahran için asıl sorunun Bağdat’ın batılı ülkelerle ilişkilerini geliştirmesi değil, ülkede yaşanacak herhangi bir ekonomik kalkınmanın İran destekli grupların etkisini kırması olduğunu belirtiyor. Gözlemciler, böyle bir senaryonun gerçekleşmesinin, Tahran’ın içinden geçtiği ekonomik krizde nefes almasına yarayan bir ülkeyi kaybetmesi anlamına geleceğine dikkat çekiyor.
Siyaset bilimi uzmanı Kahtan el-Hafaci, Independent Arabia’ya verdiği demeçte, “Fransa’nın Irak’ın egemenliğini desteklemesi, Lübnan’daki krizi yatıştırma hamlesinin bir parçasıdır. Paris, Irak’ta faaliyet gösteren İran destekli silahlı grupların Lübnan sahnesinde büyüyen etkisinin farkında. Bu gruplar İran’ın Lübnan’daki müttefiklerinin finanse edilmesinde en büyük kaynak konumunda” dedi.
Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia kaynaklı haberine göre Hafaci, “Irak’taki ekonomik hareketliliği ve yatırımların çoğunu kontrol eden İran, Irak’ın kendi rızasının olmadığı bir ekonomik ortaklığa şüpheyle bakıyor. İran, Irak’ın ekonomik açılım sağlayacağı diğer ülkelerin önüne çok sayıda engel çıkarır. Çünkü Tahran için Irak’ın ifade ettiği önem, İran ekonomisinin ABD yaptırımları altında çökmesini engelleyen önemli bir konumda olmasından kaynaklanıyor. ABD’nin nükleer anlaşmaya yeniden yanaşıp yanaşmayacağın bağlı olarak İran, batılı ülkelerin Irak’ta ekonomik faaliyet göstermesine izin verebilir” değerlendirmesinde bulundu.



Suriye: Bir telekomünikasyon şirketi, bilgi sızdıran 40 çalışanını işten çıkardı

Şam’dan genel görünüm (Arşiv – Reuters)
Şam’dan genel görünüm (Arşiv – Reuters)
TT

Suriye: Bir telekomünikasyon şirketi, bilgi sızdıran 40 çalışanını işten çıkardı

Şam’dan genel görünüm (Arşiv – Reuters)
Şam’dan genel görünüm (Arşiv – Reuters)

Şarku’l Avsat’ın Suriye’nin El Sevre gazetesinden aktardığına göre, adının açıklanmasını istemeyen bir kaynak, telekomünikasyon şirketi MTN’nin yaklaşık 40 çalışanını işten çıkardı. Haberde, çalışanların, abonelere ait bilgiler, kayıtlı görüşmeler ve Suriye devlet yetkililerine ait telefon numaralarını dış kuruluşlara sızdırdıklarının tespit edildiği belirtildi.

Kaynak ayrıca, işten çıkarılan çalışanların “Suriye’de güvenliği istikrarsızlaştırmak için faaliyet gösteren unsurlarla bağlantılı olduklarının tespit edildiğini” ifade etti.


Cidde’den New York’a… Sudan’daki ateşkesler neden başarısız oluyor?

Sudan konusunda gerçekleştirdikleri ilk toplantılarının ardından Beşli ve Dörtlü Mekanizma üyeleri (Afrika Birliği)
Sudan konusunda gerçekleştirdikleri ilk toplantılarının ardından Beşli ve Dörtlü Mekanizma üyeleri (Afrika Birliği)
TT

Cidde’den New York’a… Sudan’daki ateşkesler neden başarısız oluyor?

Sudan konusunda gerçekleştirdikleri ilk toplantılarının ardından Beşli ve Dörtlü Mekanizma üyeleri (Afrika Birliği)
Sudan konusunda gerçekleştirdikleri ilk toplantılarının ardından Beşli ve Dörtlü Mekanizma üyeleri (Afrika Birliği)

Sudanlı doktor S., savaşın ilk günlerinde meslektaşlarıyla birlikte mahsur kaldığı bir sağlık merkezinden çıkabilmek için ateşkes yapılmasını beklemek zorunda kaldı. Nil Caddesi’nden başlayarak Fetihab ve Halfaya köprülerinden geçen uzun bir yol kat eden S., sonunda Kober’deki ailesine ulaştı. Odasının duvarlarını kurşunların delik deşik ettiğini, kardeşlerinin ise birlikte ayrılmak üzere kendisini beklediğini anlatıyor. Aile yerinden edildi ve bugün hâlâ yerinden edilmiş durumda.

Mayıs 2023’te çatışmaların kısa süreliğine durması S.’nin hayatta kalmasını sağladı, ancak ailenin evinde kalmasına yetecek kadar uzun sürmedi. Bu kısa ateşkesten bu yana çeşitli girişimler ve anlaşmalar peş peşe geldi. Ancak en zor soru değişmedi: Arabulucular, savaşın iki tarafını uygulanacak ve sürdürülebilecek bir ateşkes konusunda nasıl bir araya getirebilir?

Afrika Birliği (AfB) ve ABD’nin eş başkanlığında, 23 Eylül’de New York’ta düzenlenen Dörtlü ve Beşli Mekanizma’nın ilk toplantısı, bu soruyu yeniden gündeme taşıdı. Toplantıya katılanlar insani ateşkes ve çatışmaların durdurulması çağrısında bulunurken, sivillerin korunması için çabaların koordine edilmesi ve herhangi bir anlaşmanın izlenmesi ile uygulanmasının doğrulanmasına yönelik hazırlık yapılması konusunda mutabık kaldı. Ancak toplantı bildirisi, ordu veya Hızlı Destek Kuvvetleri (HDK) ile herhangi bir anlaşmaya varıldığını açıklamadı ve iki tarafı bir araya getirecek müzakereler için bir tarih belirlemedi.

Savaş, milyonlarca Sudanlının yerinden edilmesine neden oldu. (AP)
Savaş, milyonlarca Sudanlının yerinden edilmesine neden oldu. (AP)

Düğüm, ateşkesin şartlarında başlıyor. Şarku’l Avsat’ın Reuters’tan aktardığına göre ordu tarafından yönetilen hükümet, 90 günlük ateşkese ilişkin ABD önerisinin maddelerinin çoğunu kabul etti ancak HDK’nin geri çekilmesinin belirli bölgelerle sınırlandırılmasını reddetti ve güçlerin kontrolünü ele geçirdiği tüm kentlerden çekilmesini talep etti. Sudan Dışişleri Bakanlığı da bu hafta, HDK’nin zor kullanarak oluşturduğu fiili duruma meşruiyet kazandıracağını düşündüğü herhangi bir müzakere sürecini reddettiğini açıkladı. Buna karşılık HDK ateşkes önerisini memnuniyetle karşıladığını duyurdu ancak bu açıklama çatışmaların durmasını sağlamadı. Taraflar bir anlaşma imzaladığında bile bunun uygulanması güvence altına alınamadı. Suudi Arabistan’ın Cidde kentinde ordu ile HDK, 11 Mayıs 2023’te Sivillerin Korunmasına İlişkin Taahhüt Bildirisi’ni, aynı ayın 20’sinde ise kısa süreli ateşkes ve insani düzenlemelere ilişkin bir anlaşmayı imzaladı.

Ancak çatışmaların durması kalıcı olmadı. Ordu, HDK’yi anlaşmayı ihlal etmekle suçlayarak haziran ayında müzakerelere katılımını askıya aldı.

Hartum’da savaşın yol açtığı yıkımın izleri (AFP)
Hartum’da savaşın yol açtığı yıkımın izleri (AFP)

Diğer girişimler de farklı engellerle karşılaştı. Afrika Boynuzu’nda barış çabalarını yürüten Hükümetler Arası Kalkınma Otoritesi (IGAD), Aralık 2023’te Orgeneral Abdulfettah el-Burhan ile Korgeneral Muhammed Hamdan Daklu’nun (Hamideti) kendi himayesinde doğrudan görüşme yapmayı kabul ettiğini açıkladı. IGAD, ocak ayında görüşmenin gerçekleştirilmesi yönündeki çağrısını yineledi ancak toplantı yapılamadı.

Manama’da 20 Ocak 2024’te, yayımlanan metne göre ordu adına Şemseddin el-Kebaşi, HDK adına ise Abdurrahim Daklu tarafından ‘Sudan Krizi İçin Kapsamlı Çözümün İlke ve Esasları Belgesi’ parafe edildi. Ancak ön anlaşmanın ardından nihai bir anlaşma veya sürdürülebilir bir müzakere süreci gelmedi. Daklu, Kebaşi’yi belgeye bağlı kalmamakla suçlarken Kebaşi, sürecin neden durduğuna ilişkin herhangi bir açıklama yapmadı.

Ağustos 2024’te ise savaşın taraflarından birinin katılmaması, İsviçre’de ateşkese yönelik doğrudan görüşmelerin yapılmasını engelledi. Bunun üzerine odak noktası, insani yardımların ulaştırılmasının kolaylaştırılması ve sivillerin korunmasına kaydı.

Chatham House araştırmacısı Rosalind Marsden, enstitü tarafından 18 Eylül 2024’te yayımlanan analizinde, İsviçre’de Ağustos 2024’te yürütülen ateşkes görüşmelerinin başarısız olmasının temel nedeninin ordu ile HDK’nin askeri zafer elde etme arayışlarını sürdürmesi olduğunu belirtti. Marsden’e göre tarafların o dönemde askeri kazanımlar elde etme beklentisini koruması, Darfur’a insani yardım ulaştırılmasında sınırlı ilerleme sağlanmasına rağmen müzakerelerin tıkanmasının başlıca nedenlerinden biriydi.

Dörtlü Mekanizma ise Eylül 2025’te üç aylık bir insani ateşkesle başlayan bir yol haritası sundu. Bu süre içinde yardımların Sudan’ın çeşitli bölgelerine ulaştırılması, ardından kalıcı ateşkes ve siyasi geçiş sürecine geçilmesi öngörüldü.

Ancak Dörtlü Mekanizma’nın yol haritası arabulucuların önerisi olarak kaldı ve savaşan taraflar arasında bir anlaşmaya dönüşmedi. ABD’nin son ateşkes önerisindeki geri çekilme konusundaki anlaşmazlık da iki tarafın yeni bir ateşkesin test edilebileceği şartlar üzerinde henüz uzlaşamadığını gösteriyor.

ABD Başkanı’nın Arap ve Afrika İşlerinden Sorumlu Danışmanı Massad Boulos (DPA)
ABD Başkanı’nın Arap ve Afrika İşlerinden Sorumlu Danışmanı Massad Boulos (DPA)

Araştırmacı Ahmed Süleyman, arabuluculuk girişimlerinin çokluğu ve bunlar arasındaki koordinasyonun zayıf olmasının, ateşkes çabalarının sivil güçlerin öncülük edeceği Sudanlı bir siyasi süreçle ilişkilendirilmesini gerektirdiğini belirtiyor.

Chatham House araştırmacısı Hubert Kinkoh ise enstitü tarafından 13 Şubat 2026’da yayımlanan analizinde, Sudan konusunda çok sayıda arabuluculuk kanalının bulunmasının yanı sıra bunlar arasında açık bir liderlik ve etkin koordinasyonun olmamasının, ordu ile HDK’nin ciddi tavizler vermekten kaçınmasına imkân sağladığını ifade ediyor.

Bu noktadan hareketle New York toplantısı, arabulucuların çabalarındaki dağınıklığın giderilmesine katkı sağlayabilir. Ancak toplantının gerçek değeri, savaşan tarafları açık bir anlaşma üzerinde uzlaştırabilmesi, anlaşmaya uyulup uyulmadığını izleyecek bir mekanizma oluşturabilmesi ve ihlallerle nasıl başa çıkılacağını belirleyebilmesi halinde ortaya çıkacak.

S., kısa süreli bir ateşkes sayesinde ailesine ulaşabildi ancak aile daha sonra evini terk etmek zorunda kaldı. Bugün yerinden edilenlerin ve mültecilerin beklediği ateşkes ise onlar için yardımların ulaştırılmasına imkân sağlayacak ve çatışmaların kalıcı olarak sona ermesinin başlangıcı olacak bir fırsat anlamına geliyor. Böylece evlerine ve yaşadıkları bölgelere dönüşün mümkün ve güvenli hale gelmesini umuyorlar.


Zeydi: Irak, savaş ve barış kararını tek elde toplamayı hedefliyor

Irak Başbakanı Ali Zeydi, 25 Eylül 2026’da Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nun 81. oturumunda konuşma yaparken (AP)
Irak Başbakanı Ali Zeydi, 25 Eylül 2026’da Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nun 81. oturumunda konuşma yaparken (AP)
TT

Zeydi: Irak, savaş ve barış kararını tek elde toplamayı hedefliyor

Irak Başbakanı Ali Zeydi, 25 Eylül 2026’da Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nun 81. oturumunda konuşma yaparken (AP)
Irak Başbakanı Ali Zeydi, 25 Eylül 2026’da Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nun 81. oturumunda konuşma yaparken (AP)

Irak Başbakanı Ali Zeydi, yaptığı açıklamada, hükümetinin önceliklerinden birinin savaş ve barış konusunda karar yetkisinin devlete ait olması olduğunu belirterek, silahların anayasal kurumların elinde bulunması gerektiğini vurguladı.

Zeydi, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda dün yaptığı konuşmada, “Silahların kontrol altına alınması ve savaş ile barış kararının devlete ait olması alanındaki uygulama adımları doğru yönde ilerliyor. Bu, kurumlar devletinin inşasının, egemenliğin korunmasının ve istikrarın tesis edilmesinin temelidir” ifadelerini kullandı.

Başbakan, Irak’taki uluslararası koalisyon misyonunun sona ermesinin stratejik ortaklarla ilişkileri yeni bir aşamaya taşıdığını belirterek, askeri iş birliğinden ekonomik ve kalkınma odaklı iş birliğine geçileceğini ifade etti. Zeydi, Irak’ı korumak amacıyla güvenlik ve askeri kapasitenin geliştirilmeye devam edeceğini söyledi.

Irak Başbakanı ayrıca sınırların kontrol altına alınması, açıkların giderilmesi ve aşırılığın gelişebileceği ortamların oluşmasını önlemek için sürekli teyakkuz halinde olunması çağrısında bulundu. Zeydi, Irak’ın diyalog ve diplomasiyi, krizlerin yatıştırılmasını, egemenliğe saygı gösterilmesini, içişlerine müdahale edilmemesini ve iyi komşuluk ilişkilerini destekleyen tutumunu yineledi. Çatışmaların müzakere yoluyla sona erdirilmesi ve savaşların yeniden patlak vermesinin önlenmesi çağrısı yaptı.

Irak Başbakanı Ali Zeydi, hükümetinin savaş ve barış kararının tek elde toplanmasını hedeflediğini söyledi (AP)
Irak Başbakanı Ali Zeydi, hükümetinin savaş ve barış kararının tek elde toplanmasını hedeflediğini söyledi (AP)

Zeydi, dünyaya Irak’a daha fazla açılma çağrısında bulunarak ülkesinin güvenlik ve istikrara katkı sunabilecek kapasitede olduğunu belirtti. Ayrıca “Kalkınma Yolu” projesinin önemine dikkat çekerek bunu, “Büyük Fav Limanı’nı Türkiye’ye, oradan da Avrupa’ya bağlayan, ticaret, yatırım ve enerji için stratejik bir koridor” olarak nitelendirdi.

Zeydi, “Irak hiçbir zaman kenarda kalmadı; tarihin kalbi ve bugünün nabzıdır. Geleceğe doğru ortaklık kurmayı hak ediyor” dedi.

ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio ise daha önce Bağdat’a doğrudan bir uyarıda bulunarak, “Irak’ın Lübnanlaşmasını önlemek için milislerin silahsızlandırılması” gerektiğini vurgulamıştı. Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre bu açıklama, Irak hükümeti üzerindeki silahların devletin kontrolünde toplanması yönündeki baskının arttığı bir dönemde yapıldı.

Rubio, ABD’nin Ali Falih Zeydi hükümetinin devlet otoritesini güçlendirme çabalarına desteğini teyit ederken, silahlı grupların dağıtılması gerektiğini belirtti.

Rubio, güç merkezlerinin çoğalmasının Irak devletinin parçalanmasına ve kurumlarının zayıflamasına yol açabileceği uyarısında bulundu.

Zeydi daha önce, silahlı grupların saldırıları durduracağı 90 günlük bir sürecin başlatılmasını ve silahların devlete devredilmesi sürecinin 30 Haziran 2027’ye kadar tamamlanmasını öngören bir plan sunmuştu.