Suriye’de 2012’den bu yana ilk kez aralıksız 6 ay boyunca askeri temas hatlarında herhangi bir değişiklik yaşanmadı. Rusya’nın 2015 yılı eylül ayının sonlarında Suriye’ye askeri müdahalesinin üzerinden 5 yıl geçmesine rağmen 185 bin kilometrekarelik Suriye toprağı halen 3 nüfuz bölgesine ayrılmış durumda: Ülke topraklarının üçte ikisi, Rusya ve İran destekli Suriye hükümetinin kontrolünde bulunuyor. Suriye topraklarının dörtte birini oluşturan kuzeydoğudaki bölgeler ABD liderliğindeki Uluslararası Koalisyon destekli Arap ve Kürt savaşçıların bir araya geldiği Suriye Demokratik Güçleri’nin (SDG) denetiminde bulunuyor. Türk ordusunun desteklediği savaşçı gruplar ise ülkenin kuzey ve kuzeybatısındaki toprakları kontrol ediyor.
Geri çekilmenin ve gücün zirvesi
Suriye’deki askeri güç haritasında geçtiğimiz 9 yılda büyük değişiklikler meydana geldi. Suriye merkezli Cusur (Köprüler) Araştırma Merkezi’ne göre, Mart 2011’de barışçıl protestoların silahlı hareketlere dönüşmesinin ardından rejim, 2012’nin sonunda bu toprakların üçte birini zar zor kontrol edebiliyordu. Silahlı muhalefet ise tüm oluşumlarıyla birlikte toprakların diğer üçte ikisini kontrol ediyordu. Rejimin 2015-2016 arasında kontrol ettiği toprakların oranı dörtte bire düştü.
2015 yılının ortalarında muhalif grupların kontrolü, hükümet güçlerinin geri çekilmesi zirveye ulaştı. Cusur Araştırma Merkezi, bu dönemle ilgili değerlendirmesinde, “Rejimin kontrolü artmadan önce bile muhalefetin kontrolü büyük ölçüde azaldı. Zira 2013’ün sonlarında DEAŞ’ın sahaya bir aktör olarak çıkması askeri oyun kurallarının değişmesine yol açtı. Nitekim DEAŞ rejimin bölgelerine kıyasla muhalefetin denetimindeki bölgeleri hızla yutmaya başladı. 2015 yılında örgüt Suriye topraklarının yarısından fazlasını kontrol eder hale geldi” ifadelerine yer verdi.
ABD liderliğindeki Uluslararası Koalisyon güçlerinin Eylül 2014’te DEAŞ’a karşı savaş başlatmasıyla birlikte Kürt YGP güçleri aşamalı bir şekilde rejimin denetimindeki bölgelere yerleşti. Ekim 2015’te Uluslararası Koalisyon desteğiyle DEAŞ’a karşı savaşta çatı örgütü olarak Suriye Demokratik Güçleri (SDG) kuruldu. SDG aşamalı olarak 2016’da Suriye toprağının yüzde 15’inde, 2017’de yüzde 20’sinde ve 2018’in ikinci yarısında yüzde 27’sinde kontrolü ele geçirdi. Geçen yılın sonbaharında bu oran çok az ölçüde düştü.
Muhalefet 2015’ten sonra yeni hiçbir bölgeyi ele geçiremedi. Elbette Türkiye’nin müdahalesiyle halihazırda kontrol ettiği topraklar bu kapsama dahil değil. Suriye’nin kuzey ve kuzeybatısında yer alan bu bölgeler, Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) ve desteklediği muhalif grupların ortak yürüttüğü Fırat Kalkanı, Zeytin Dalı, Barış Pınarı ve Barış Kalkanı operasyonları sırasında ele geçirildi.
Rus yetkililer, birçok münasebetle yaptıkları açıklamalarda, Eylül 2015’te ordularının müdahalesinden Suriye hükümet güçlerinin ülke topraklarının yüzde 10’undan fazlasını kontrol etmediğini dile getiriyorlar. Akabinde hükümet güçleri Rus kuvvetlerin desteğiyle birlikte aşamalı olarak daha fazla ilerlemeye başladı ve rejim 2018’den bu yana toprakların üçte ikisini kontrol ediyor.
Savaşlar ve anlaşmalar
Askeri operasyonlar 2012 ve 2016 arasında güç bölgelerinin ve temas hatlarındaki değişikliklerin temelini teşkil ediyordu. 2017’nin başında Rusya, Türkiye ve İran arasında Astana süreci başladı. Cusur Merkezi’ne göre, bu sürecin başlaması, Aralık 2016’da muhalefetin stratejik Halep kentini kaybetmesinden sonra gelir. Süreç askeri operasyon planlarının yeniden düzenlenmesinde etkili oldu. Zira süreç, tarafların hızlı bir uzlaşı yapmada başarısızlığını yansıtan mevsimsel bir karaktere dönüştü veya bir tarafın yeni oturum başlamadan hemen önce müzakerelerdeki baskı düzeyini artırmak için kullanıldı.
Askeri operasyon yöntemleri, hava saldırıları ve varil bombalarının yanı sıra bazı taraflar özellikle de hükümet geçleri diğer araçları kullanarak nüfuz alanını genişletti. Bu araçların en önemlisi kuşatmaydı. Rejim Şam Kırsalı, Şam ve Humus’ta bu yöntemi uygulayarak kuşatma altındaki yerel taraflarla uzlaşı anlaşmaları yaptı. Bu anlaşmaların çoğu bölgedeki savaşçıların kuzeye doğru kaydırılması ve bu bölgelerin rejimin kontrolüne geçmesiyle sonuçlandı. Cusur Merkezi’nin değerlendirmesinde, “Yerel aktörler ile bazen dışardaki arabulucuların da katılımıyla yapılan anlaşmalar, rejimin güç haritasını genişletti. Nisan 2017’de Rusya’nın bölgesel himayesinde yapılan 4 Şehir Anlaşması, rejim ve muhalifler arasındaki güç dengesini önemli ölçüde değiştirdi. Nitekim bu anlaşmayla birlikte muhalif güçler, İdlib kırsalındaki Kefraya ve Feva beldelerinin boşaltılması karşılığında Şam kırsalındaki Zebdani ve Madaya kentlerinden çıktı” ifadesini kullandı.
Suriye sahasında zaman zaman yapılan uluslararası anlaşmalar da yerel aktörler arasında savaş olmadan güç haritasında değişimlere yol açtı. Örneğin Rusya ve ABD’nin 2018 ortalarında yaptığı anlaşma sonucu Rusya destekli hükümet güçleri Dera ve Kuneytra’yı aldı. Aynı şekilde Fırat’ın doğusundaki Barış Pınarı Harekatı kapsamında Türkiye ve ABD anlaşması ile Türkiye sınır hattına yerleşti. Ankara ve Moskova arasında yapılan anlaşmalar sonucunda da ülkenin kuzeybatısındaki durum kontrol altına alındı.
Uzayan donukluk
Cusur Merkezi’nin hazırladığı Ağustos 2020 askeri güç haritasına bakıldığında Şubat ayından bu yana çatışma tarafları arasında bir durgunluğun olduğu görülüyor. Muhalifler yüzde 10.98’lik bir alandaki denetimini koruyor. Bu alanlar, Ürdün-Suriye-Irak sınırının Suriye tarafındaki ABD Tanf Üssü’nü de kapsıyor. Aynı zaman diliminde, Suriye hükümeti kontrol ettiği yüzde 63.38’lik alanı, SDG de yüzde 25.64’lük alanı korumaya devam ediyor. Cusur Merkezi’nin değerlendirmesinde, “Şubat 2019’dan beri DEAŞ’ın Suriye toprakları üzerinde hiçbir askeri kontrolü kalmadı” ifadesi kullanıldı. Ancak Fırat’ın doğusunda ve Suriye çölünde örgüt hücreleri halen bulunuyor.
Suriye krizinin başlangıcından bu yana ilk kez temas hatlarının 6 ay boyunca korunmasının arkasında Türkiye, ABD ve Rusya’nın Suriye’nin kuzeydoğusuyla ilgili imzaladığı anlaşmalarla bağlantılı olarak iç ve dış bir dizi etken bulunuyor. Bu çerçevede Moskova ve Ankara’nın İdlib ile ilgili yaptığı anlaşma, koronavirüs salgını ve ABD’nin Ceaser Yasası kapsamında uyguladığı yaptırımlar sonucu Şam’ı vuran ekonomik kriz gösterilebilir.
Zor uzlaşı
2017’nin ortasında ABD ve Rusya orduları çatışmasızlık anlaşması imzaladı. Bu anlaşmanın içeriğinde tarafların karşılıklı olarak Suriye içindeki hareketlerini bildirmesini öngören bir koordinasyon kuruldu. Bunun için de görece bir şekilde temas hattı olarak Fırat Nehri seçildi. Buna göre Fırat’ın doğusunda ABD ve müttefikleri, batısında ise Rusya ve müttefiklerinin yer alması kararlaştırıldı. ABD Tanf Üssü ve Münbiç’in batısında kalmasına karşılık, Suriye hükümeti Fırat’ın doğusundaki Kamışlı ve Haseke’deki güvenlik noktalarındaki varlığını korudu.
Temas hatları Ekim 2019’a kadar nispeten istikrarlı kaldı. ABD Başkanı Donald Trump’ın güçlerini Türkiye sınırından çekmesi, Türk ordusunu desteklediği muhalif gruplarla birlikte başlattığı Barış Pınarı Harekatı ile Tel Abyad ve Rasulayn arasında ilerleme konusunda cesaretlendirdi. Türk ordusunun ilerlemesi üzerine SDG, Şam’a başvurdu. İki taraf arasında yapılan anlaşma sonucu Suriye ve Rus ordusu Türkiye’nin boşalttığı bölgelere yaklaşık 10 bin asker konuşlandırdı ve Halep-Kamışlı yolunda Rus helikopterlerin eşliğinde Rusya-Türkiye ortak devriye faaliyetleri başladı. Ayrıca Suriye Sınır Muhafızları, Türkiye sınırında Barış Pınarı bölgesi dışında kalan bölgelere konuşlandı.
Trump, çekilme kararı sonrasında yaptığı ikinci bir açıklamada 500 Amerikan askerinin Fırat’ın doğusunda ve 100 askerin de Tanf Üssü’nde kalmaya devam edeceğini açıkladı. Bu açıklamayla birlikte Fırat’ın doğusunun çeşitli taraflar arasında nüfuz bölgelerine dönmesi, kafa karışıklığını da beraberinde getirdi. Bu da ABD ve Rusya’nın iki ordu arasında ‘çatışmasızlık’ anlaşmasını teyit etmesini gerektirdi. Geçtiğimiz aralık ayında yapılan ‘çatışmasızlık’ anlaşması yenilendi.
Rusya’nın bir taraftan yerel sakinleri silah altına alma çabalarını yoğunlaştırırken, diğer taraftan üs ve kontrol noktası kurarak, Rakka ve Haseke’de devriye icra ederek veya Irak sınırına ulaşmaya çalışarak karada ‘çatışmasızlık’ anlaşmasını test etmesi dikkat çekiyor. ABD Merkez Kuvvetler (CENTCOM) Komutanı Orgeneral Kenneth F. McKenzie, Haziran ayında yaptığı açıklamada, Uluslararası Koalisyon’un Rusların bölgeye askeri teçhizat yığdığını gözlemlediğini ve Rusya’nın Kamışlı Havalimanı’nda üs kurduklarından haberdar olduklarını belirtti. ABD tarafı, Rusya’nın varlığının “çalışmalarını zorlaştırdığını” kaydetmişti.
Haziran sonuna doğru Rus kuvvetleri Uluslararası Koalisyon’un bölgelerine girmeye başladı. Bu, Uluslararası Koalisyonu kasıtlı bir biçimde bölgeden “kovma” hamlesinin bir parçasıydı. ABD Ulusal Güvenlik Danışmanı Robert O'Brien, önceki gün yaptığı açıklamada, Suriye’de Rus askeri aracın kendi araçlarına çarpması konusunda ABD’nin Rusya’ya endişelerini aktardığını söyledi. O'Brien, Beyaz Saray’da düzenlediği basın toplantısında, “Durum kendilerine tüm açıklığıyla (Rusya’ya) iletildi. Bu uygun bir düzeyde yapıldı” dedi. Ancak Moskova anlaşmaya halen bağlılığını sürdürüyor ve İsrail’in Deyrizor kırsalında İran mevzilerine hava saldırıları düzenlemeye devam ettiği bir dönemde Şam’dan bu anlaşmaya bağlı kalmasını istiyor.
Kırılgan ateşkes
Geçtiğimiz iki yıllık süre zarfında, hükümet güçleri İran ve Rusya’nın desteğiyle, İdlib ve kırsalı, Hama, Halep ve Lazkiye’yi içine alan “Kuzey Üçgeni”ne çok sayıda saldırı düzenledi, Hama’nın kuzeyi ile Halep’in batısında ilerledi, Halep-Şam otoyolunu açtı ve Türkiye ile Rusya’nın Soçi Anlaşması uyarınca ‘gerilimi azaltma’ bölgesi içinde yer alan Serakib’de kontrolü ele geçirdi. Bununla birlikte Suriye hükümet güçlerinin ocak ayı sonunda İdlib’in güneyindeki Maarrat en-Numan’ı ele geçirmesi üzerine Türk ordusu Şubat ayında Suriye’nin kuzeybatısına benzeri görülmemiş bir takviye hareketi başlattı. Cusur Merkezi’ne göre bu kapsamda Türkiye, TSK bünyesindeki Özel Kuvvetler Komutanlığı'na bağlı binlerce asker tanklar, zırhlı araçlar, topçu ve füze birlikleri eşliğinde Suriye topraklarına gönderdi. Çok sayıda kaynak TSK’nın hükümet güçlerini ülkenin kuzeybatısındaki operasyonlarını sürdürme noktasında “caydırmak” için İdlib ve kırsalına 12 binden fazla asker ve binlerce askeri araç konuşlandırdığını bildirdi.
Mart başında Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Moskova’da İdlib’de gerilimin düşürülmesi için bir anlaşma imzaladı. Anlaşmada Halep-Lazkiye otoyolunun (M4) güney ve kuzey tarafında 6’şar kilometre derinlikte bir koridorun oluşturulmasına karar verildi. Bunun amacı, Rus ve Türk savunma bakanlıkları arasındaki iletişim kanalları üzerinden güvenli geçiş çalışmalarını koordine etmek ve Halep-Lazkiye otoyolunda Serakib’in batısındaki Ternaba beldesinden Ayn el-Hur beldesine uzanan hatta Türkiye ve Rusya arasındaki ortak devriyeleri başlatmaktı.
Rusya ve Türkiye ortak devriyeleri Halep-Lazkiye otoyolunda birçok saldırıya uğradı. Hükümet güçleri ve muhalif güçler de İdlib’in güneyinde karşılıklı saldırılar düzenliyor. Bunun yanı sıra zaman zaman hava saldırıları gerçekleşirken, İdlib’deki radikal güçler drone’lar ile hedef alınıyor. Ancak bazı ihlallere rağmen ateşkes halen devam ediyor. İki taraf şimdiye kadar 25 kez ortak devriye gerçekleştirdi. Özellikle iki tarafın ordularının ortak tatbikatlar düzenlemesi “terörle mücadelede” ortak çalışmaya zemin hazırlıyor. Siyasi olarak, iki taraf Astana formatı kapsamında Cenevre’deki Suriye Anayasa Komitesi çalışmalarını desteklemeye devam ediyor.
Koronavirüs salgını
Rusya Savunma Bakanı Sergey Şoygu mart ayında, Şam’a giderek, Rusya ve Türkiye’nin imzaladığı anlaşmaya bağlı kalmanın ve koronavirüs salgınının yayıldığı bir süreçte kapsamlı bir savaştan kaçınmanın gerekliliğine vurgu yaptı. Salgının son dönemde kontrol altına alınmasına rağmen ağustos başında Şam’da ve rejimin kontrol ettiği bölgelerde vaka sayılarında büyük bir artış kaydedildi. Virüs son olarak rejim ordusuna ve subaylarına da sıçradı. Salgına ek olarak ekonomik kriz derinleşti, Suriye lirası birçok sebepten dolayı değer kaybetti. Bu sebeplerin başında ABD’nin Haziran ortalarında Ceaser Yasası kapsamında onlarca Suriyeli yetkililere ve şahsiyetlere uyguladığı yaptırımlar geliyor. Washington ayrıca Şam ile normalleşme adımları atmaması ve ülkede yeniden imar faaliyetlerine katılmaması için Arap ve Avrupa ülkelerine baskı uyguluyor. Hatta Ceaser Yasası, ister Suriye uyruklu olsun, ister olmasın imar ve askeri faaliyetlere finansman sağlayanlara yaptırım uygulanmasını öngörüyor. ABD’li yetkililer, bu yaptırımlarla “rejim savaşı kazansa bile barışı kazanmasını engellemeyi, rejimi temas hatlarını değiştirecek askeri operasyonların finansmanında kullanacağı kaynaktan mahrum bırakmayı ve tüm Suriye topraklarında kapsamlı bir ateşkes sağlamayı” amaçladıklarını belirtiyorlar.
Suriye’nin kuzeybatı ve kuzeydoğu bölgelerindeki temas hatlarının akıbeti, Suriye ekonomik krizi ve batı yaptırımlarına karşı nasıl bir yol izleneceği, Anayasa Komitesi çalışmalarının hızı ve Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin (BMGK) 2254 sayılı kararının uygulanması gibi konular önümüzdeki saatlerde üst düzey Rus siyasi askeri ve ekonomik heyetin Şam’da yapacağı temaslarda ele alınması bekleniyor. Heyet, Şam ziyareti kapsamında Devlet Başkanı Beşşar Esed ve yardımcılarının yanı sıra üst düzey yetkililerle bir araya gelecek. Bu görüşmenin, Suriye’de üçe bölünen güç haritasında değişikliğin olup olmayacağı yoksa mevcut haliyle mi kalacağı yönünde soruların dile getirildiği bir süreçte gelmesi dikkat çekti.



