ABD ile Çin arasında ‘Yeni Soğuk Savaş’ mı?

Çin’in Siçuan bölgesindeki ABD konsolosluğu geçen Temmuz ayında kapandı (AFP)
Çin’in Siçuan bölgesindeki ABD konsolosluğu geçen Temmuz ayında kapandı (AFP)
TT

ABD ile Çin arasında ‘Yeni Soğuk Savaş’ mı?

Çin’in Siçuan bölgesindeki ABD konsolosluğu geçen Temmuz ayında kapandı (AFP)
Çin’in Siçuan bölgesindeki ABD konsolosluğu geçen Temmuz ayında kapandı (AFP)

Biri sorabilir: ABD ve Çin arasında yeni bir soğuk savaşa mı tanık oluyoruz? Bu durum, dünya düzenini nasıl değiştirecek? Akademisyenler bu iki sorunun cevabının net olamayacağına inanıyor, ancak ABD’nin şu anda küresel sistemden ayrıldığına dair göstergeler mevcut. Trump’ın göreve başlamasının ikinci gününde Trans-Pasifik Ortaklığı’ndan çekilmesi ve ‘ABD kuvvetlerinin Almanya’dan geri çekilmesi, NATO harcamalarına verilen desteğin durdurulması ve Dünya Sağlık Örgütü üyeliğinden geri çekilme gibi vaatlerde bulunması’, ABD'nin uluslararası diplomasiye olan bağlılığının azaldığını gösteriyor. ABD Başkanı Donald Trump’ın popülist stratejisinin kanıtı olarak benimsediği ‘önce Amerika’ ilkesine yönelik eleştirilere rağmen durum, ABD’nin küresel çabalarında, katlandığını iddia ettiği maliyetlere mantıklı bir yanıt oldu. Trump’ın çatışmacı diplomasisi iki yeni dünya bloğu yarattı. Şu anda ise ABD tarafından yönetilen tek kutuplu bir sistemden, iki büyük gücü yani ABD ve Çin’i içeren iki kutuplu bir dünyaya geçişe tanık olunuyor.
Pekin ve Washington arasındaki gerilim, gün geçtikçe artıyor. İki ülke arasındaki ilişkilerin geleceği hususunda spekülasyonlar hızla çoğalıyor ve bu durumun, ikili ve küresel düzeyde etkileri belirsiz. Ancak Houston’daki Thomas Üniversitesi’nde Uluslararası Çalışmalar alanında Yardımcı Doçent ve Uluslararası Çalışmalar ve Modern Diller Bölüm Başkanı Dr. Yao-Yuan Pei, ABD Purdue Üniversitesi’nde siyaset bilimi doktora adayı Charles KS Wu, Nevada Las Vegas Üniversitesi’nde siyaset bilimi Yardımcı Doçenti Dr. Austin Wang ve Michigan Üniversitesi’nden siyaset bilimci Prof. Dr. Fang-Yu Chen, ABD’nin küresel hegemonyasının sona ermesinin iki kutuplu bir küresel sisteme geçiş anlamına geldiği konusunda hemfikirler. Alman Haber Ajansı’nın (DPA) belirttiğine göre söz konusu dört akademisyen, ABD merkezli National Interest dergisi tarafından yayınlanan bir raporda, ABD Dışişleri Bakanlığı’nın ‘ABD vatandaşlarının fikri mülkiyetini ve bilgilerini korumak’ amacıyla Çin’den Houston’daki konsolosluğunu kapatmasını talep ettiğini söyledi. Cumhuriyetçi Senatör Marco Rubio, Twitter üzerinden yaptığı açıklamada, “Houston’daki Çin Konsolosluğu, diplomatik bir kurum değildir. Komünist Parti’nin, ABD’deki kapsamlı casusluk ağının ve etkili operasyonlarının ana merkezidir” ifadelerine yer verdi.
Bu diplomatik çekişmenin yanı sıra Trump yönetimi, geçtiğimiz günlerde Çin’in Güney Çin Denizi ile ilgili iddialarına itirazda bulundu. Çin, ABD hükümetinin Güney Çin Denizi’ndeki çatışmada ilk kez bir pozisyon aldığı yönünde iddiada bulunmuştu. ABD, kararlı bir duruş sergilemek üzere askeri tatbikat alanına iki uçak gemisi gönderdi. Yanıt olarak Çin Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Zhao Lijian, ABD’nin ‘bölge ülkeleri arasında bölünmelere yol açtığını ve Güney Çin Denizi’ni askerileştirdiğini’ söyledi.
Akademisyenler, raporlarında askeri ve diplomatik gerilimlerin artmasını, Çin’in ABD liderliğindeki mevcut egemen rejimi sona erdirmeye çalıştığının bir göstergesi olarak yorumladı. Aynı şekilde aktarılana göre, Çin’in yıldızının yükselişine karşı koymak için çok taraflılık ve ekonomi karşılıklı bağımlılıkla karakterize edilen küresel liberal düzeni sömürmeye yönelik ABD çabalarının yerini ‘artık askeri sürtüşme ve diplomatik anlaşmazlığa’ bıraktığı pek çok kişi için giderek daha açık hale geldi.
ABD Başkan Yardımcısı Mike Pence, ABD ve Çin arasındaki çatışmayı, ‘demokrasi, özgürlük ve sermaye piyasası ekonomisi’ değerleri ve Çin’in benimsediği karşıt değerler arasındaki bir savaş olarak tasvir ediyor. Rapor, bu görüşün çok basit olduğunu ifade ederken, birçok ülkenin tek bir bloğa bağlı kalmaya çalıştığına dikkati çekti. Ayrıca raporda mevcut küresel düzenin tam olarak iki kampa bölünmediğini söyledi. Dünyayı iki bloğa bölmek için kurumsal ve değer farklılıklarının sömürülmesi yerine ortak tarihsel bağlar, ABD liderliğine muhalefet ve Çin devlet kapitalizmine güven; yeni iki kutuplu uluslararası düzende devletlerin özelliklerini tanımlamak için en iyi göstergelerdir. İngiltere, İngiliz Milletler Topluluğu ülkeleri ve ABD askeri desteğine bağlı olan diğer Doğu Asya ülkeleri, tereddütsüz şekilde ABD bloğuna katılacaktır. Bununla birlikte Çin ile ekonomik bağlar göz önüne alındığında Japonya ve Güney Kore gibi bazı ülkeler, bunu yapma konusunda daha isteksiz olacaklar. Bu ülkeler, ABD’nin onlara güvenlik sağlamasıyla parçalandı. Ancak Çin, genellikle yiyeceklerini masada tutmalarına yardımcı oluyor. Bu çerçevede esas olarak silah ve yiyecek arasında bir seçim söz konusu.
Avrupa Birliği (AB), artık Çin’e meylediyor gibi görünüyor. Hiç şüphe yok ki Çin, ‘Bir Kuşak, Bir Yol’ girişimi gibi planlar çerçevesinde AB’den büyük yatırımlarla nüfuz elde ediyor. Açıkçası Çin, AB ülkelerinin kendilerini ABD’den kurtarmaları ve eski ihtişamlarını ve nüfuzlarını geri kazanmaları için en iyi seçim olarak görülüyor. Belki de AB ülkelerinin, Çin ile daha yakın ekonomik entegrasyon elde etmelerinin arkasındaki sebep de bu olabilir. En önemlisi Çin- ABD ilişkilerinde artan gerilim ve askeri çarpışma olasılığının artması, maalesef bu ülkelerin katıldıkları kamp açısından seçeneklerini düşünebilecekleri kısa bir döneme yol açıyor. Pek çok nedenden ötürü yukarıdakilerin hepsinin gerçekleşmemesi son derece muhtemeldir. Ancak yanlış anlama, yanlış hüküm verme ve yanlış iletişimin yaygın olduğu göz önüne alındığında ABD- Sovyet Soğuk Savaşı, Kore Savaşı, Irak’taki ABD savaşında olduğu gibi tarih, pek iyimser değil. ABD- Çin ilişkilerindeki mevcut izler iyimserliği daha da azaltıyor. Genel olarak konuşursak olası bir Çin- ABD savaşına karışmak zor. Ancak hayali imkansız değil.



Yeni hukukun üstünlüğü raporu: Yalnızca bir AB üyesi ilerleme gösteriyor

Pazartesi yayımlanan raporda AB de eleştirildi (Reuters)
Pazartesi yayımlanan raporda AB de eleştirildi (Reuters)
TT

Yeni hukukun üstünlüğü raporu: Yalnızca bir AB üyesi ilerleme gösteriyor

Pazartesi yayımlanan raporda AB de eleştirildi (Reuters)
Pazartesi yayımlanan raporda AB de eleştirildi (Reuters)

Avrupa Sivil Özgürlükler Birliği yeni yayımladığı raporda Avrupa Birliği (AB) üyelerinden 5'i, hukukun üstünlüğünü "kasten ve sürekli" yok etmekle suçlandı. 6 ülkede de standartların gerilediği bildirildi. 

22 ülkedeki 40 sivil toplum örgütünden alınan verilere dayandırılan raporda Bulgaristan, Hırvatistan, İtalya, Macaristan ve Slovakya yönetimlerinin hukukun üstünlüğüne bilerek zarar verdiği iddia edildi. 

Özellikle Slovakya'ya dikkat çekilirken Moskova yanlısı hükümetin hukukun üstünlüğüne dair tüm başlıklarda ülkeyi gerilettiği ileri sürüldü. 

Robert Fico yönetiminin sivil toplumun denetim ve denge görevi, medya özgürlüğü, yolsuzlukla mücadele ve adalet üzerindeki olumsuz etkilerine dikkat çekildi. 

12 Nisan'da genel seçime gidecek Macaristan'da da 16 yıllık Viktor Orbán iktidarının gerilemede "başlı başına bir kategori" oluşturduğu ifade edildi. 

Budapeşte yönetiminin hiçbir olumlu değişim emaresi göstermediği ve yeni kanunların standartları daha da gerilettiği dile getirildi. 

Hukukun üstünlüğüne dair bazı alanlarda 6 ülkenin gerilemeye girdiği belirtilirken bunların Almanya, Belçika, Danimarka, İsveç, Fransa ve Malta olduğu açıklandı. 

844 sayfalık raporda Çekya, Estonya, İrlanda, İspanya, Hollanda, Litvanya, Polonya, Romanya, Slovenya, Yunanistan'ın hukuk devleti nitelikleri açısından ne uzadığı ne de kısaldığı öne sürüldü. 

Letonya'nınsa bu konuda olumlu yönde adım atan tek devlet olduğu bildirildi. 

Avrupa Sivil Özgürlükler Birliği, AB'nin hukukun üstünlüğünü korumak ve teşvik etmek için yeterli mekanizmalara sahip olmadığını vurguladı. 

Avrupa Komisyonu'nun 2025'te hazırladığı hukukun üstünlüğü raporundaki önerilerin yüzde 93'ünün bir önceki yıllarda da dile getirildiği aktarıldı. 

Independent Türkçe, Guardian, Balkan Insight


İsrail'in kayaklı askerleri Lübnan'a girdi

İsrail'in kayaklı askerleri Lübnan'a girdi
TT

İsrail'in kayaklı askerleri Lübnan'a girdi

İsrail'in kayaklı askerleri Lübnan'a girdi

Pazar sabahı erken saatlerde İsrail birlikleri, Suriye'de kısa süre önce ele geçirdikleri topraklardan güney Lübnan'a kayakla geçti.

Bu, İsrail Savunma Kuvvetleri (IDF) Dağcı Birliği tarafından gerçekleştirilen bu türdeki ilk sınır ötesi operasyon oldu.

İsrail, haftalardır Lübnan'ın güneyindeki Tahran destekli Hizbullah güçleriyle çatışırken, ülkenin doğusundaki ve başkent Beyrut'taki önemli altyapı tesisleriyle sivil yapılara da hava saldırıları düzenliyor.

IDF'in açıklamasına göre, 810. "Dağlar" Bölgesel Tugayı'nın yedek Dağcı Birliği, "karmaşık dağlık arazide faaliyet gösterdi ve Suriye'deki Hermon'dan güney Lübnan'daki Dov Dağı bölgesine karda tırmanarak geçti; bölgeyi taradı, istihbarat topladı ve bölgedeki düşman terör altyapısını tespit etti".

Bu birlikler, Litani Nehri'ne doğru kuzeye ilerleyen, Lübnan'ın güneyinde bir düzineden fazla köyde faaliyet gösteren daha geniş İsrail güçlerine katılıyor.

vfd
26 Mart'ta Lübnan'ın güneyindeki Kfar Roummane köyünü hedef alan İsrail hava saldırısının ardından olay yerine gelen ilk yardım ekipleri (AFP)

IDF'in bölgedeki operasyonel hedefleri daha da netleştikçe, uzun süreli işgal endişeleri artıyor. İsrail Savunma Bakanı Yisrael Katz, bölgenin tüm sakinlerinden arındırılacağını ve "temas hattı köylerindeki" evlerin "Gazze'deki Beyt Hanun ve Refah modeline uygun olarak" yıkılacağını duyurdu.

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu pazar günü yaptığı açıklamada, "Mevcut güvenlik tampon bölgesini daha da genişletme talimatını az önce verdim. [İsrail'in] kuzeyindeki durumu kökten değiştirmeye kararlıyız" dedi.

Lübnan, İran'ın dini lideri Ayetullah Ali Hameney'in öldürülmesinin ardından Hizbullah'ın İsrail'e füze fırlatmasıyla ABD - İsrail'in Ortadoğu'da süregelen savaşına 2 Mart'ta dahil olmuştu.

O tarihten bu yana Lübnan’da 1200’den fazla kişi öldürüldü ve bir milyon kişi yerinden edildi; bu da ülke nüfusunun beşte birine denk geliyor.

Hafta sonu öldürülenler arasında üç gazeteci ve 10 kurtarma görevlisi de bulunuyor; böylece İsrail ateşiyle öldürülen sağlık çalışanlarının toplam sayısı 52'ye ulaştı.

Hermon Dağı, Suriye - Lübnan sınırında yer alıyor ancak eski başkan Beşar Esad'ın devrilmesinin hemen ardından Aralık 2024'te IDF tarafından ele geçirilmişti.

Bu, İsrail'in Suriye'de daha önce elde ettiği toprak kazanımlarını genişletmişti. Bunlar arasında 1967'de Golan Tepeleri'nin ele geçirilmesi de yer alıyor; İsrail hükümetinin 1981'de resmileştirdiği bu ilhakı sadece Birleşik Devletler tanıyor.

İsrail, Suriye'nin güneyinde en az 9 askeri üs bulunduruyor; bunlardan ikisi Hermon Dağı'nın Suriye tarafında yer alıyor ve bu üslerden topçu birlikleri 35 kilometre uzaklıktaki Şam'ı vurabiliyor. Ayrıca 1974'te kurulan ve BM gözetiminde olan bir tampon bölgede de 7 üs daha bulunuyor.

İsrail ordusu, buradaki varlığının, "düşman güçlerin" kullanabileceği silahları ele geçirmek için gerekli olduğunu iddia ediyor.

Independent Türkçe


Savaşın gölgesinde 2028 seçimleri: Vance–Rubio rekabetinde Trump kimi destekleyecek?

Donald Trump ile birlikte, Başkan Yardımcısı J. D. Vance ve Dışişleri Bakanı Marco Rubio, 25 Haziran 2025’te Oval Office’te (AP)
Donald Trump ile birlikte, Başkan Yardımcısı J. D. Vance ve Dışişleri Bakanı Marco Rubio, 25 Haziran 2025’te Oval Office’te (AP)
TT

Savaşın gölgesinde 2028 seçimleri: Vance–Rubio rekabetinde Trump kimi destekleyecek?

Donald Trump ile birlikte, Başkan Yardımcısı J. D. Vance ve Dışişleri Bakanı Marco Rubio, 25 Haziran 2025’te Oval Office’te (AP)
Donald Trump ile birlikte, Başkan Yardımcısı J. D. Vance ve Dışişleri Bakanı Marco Rubio, 25 Haziran 2025’te Oval Office’te (AP)

İran savaşı, ABD Başkanı Donald Trump’ın mirasını tehdit ederken, halef adayları arasında öne çıkan iki isim olan Başkan Yardımcısı J.D. Vance ve Dışişleri Bakanı Marco Rubio üzerindeki siyasi bahisler de artıyor.

Her iki isim de geniş çapta Trump sonrası başkanlık yarışında öne çıkan adaylar olarak görülüyor ve savaşın sona erdirilmesine yönelik müzakerelerde ön plana çıkarılmış durumda. Cumhuriyetçi Parti ise şimdiden Trump sonrası dönemi planlamaya başladı. Vance, ABD’nin savaşa katılımına karşı  temkinli bir tutum sergilerken, Rubio Trump ile yakın bir pozisyonda, askeri harekâtın açık bir savunucusu olarak öne çıkıyor.

Trump, her iki ismin de İran’ı nükleer ve füze programlarını tasfiye etmeye ve Hürmüz Boğazı’ndan petrol geçişinin güvenliğini sağlamaya ikna etme çabalarına katıldığını ifade etti. Yaklaşan 2028 başkanlık seçimleri öncesinde Trump, özel görüşmelerde müttefiklerine ve danışmanlarına “J.D. mi, yoksa Marco mu?” sorusunu yöneltti.

2028 için hazırlık

Analistler ve Cumhuriyetçi yetkililere göre, beşinci haftasına giren Amerikan askeri operasyonlarının seyri, her iki adayın 2028 şanslarını belirleyebilir. Savaşın hızlı bir şekilde sona ermesi, “krizlerde sabit bir el” olarak görülen ve aynı zamanda Ulusal Güvenlik Danışmanı görevini yürüten Rubio’nun konumunu güçlendirebilir. Öte yandan çatışmanın uzaması, Vance’a Trump tabanında savaş karşıtı eğilimleri temsil etme alanı sağlayabilir.

vcdvdf
ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, 9 Ekim 2025’te Washington, D.C.’daki Oval Office’te Başkan Yardımcısı J. D. Vance’e bir şey fısıldıyor (AP)

Trump’ın kendi konumu da test altında. Reuters/Ipsos tarafından geçen hafta yapılan bir ankete göre yakıt fiyatlarının artışı ve İran savaşına geniş çaplı muhalefet nedeniyle Trump’ın onayı son günlerde %36’ya gerileyerek Beyaz Saray’a dönüşünden bu yana en düşük seviyeye ulaştı.

Bazı Cumhuriyetçiler, Trump’ın tercih ettiği üst düzey yardımcıları dikkatle izliyor. Bazıları, Trump’ın Rubio’ya eğilim gösterdiğine dair işaretler gözlemliyor, ancak Trump’ın fikrini hızla değiştirebileceği de kabul ediliyor. Beyaz Saray ise, Trump’ın tercih sinyalleri verdiği iddialarını reddediyor. Sözcü Stephen Chung, “Vance ve Rubio hakkındaki medya spekülasyonları bu yönetimi Amerikan halkı için savaşma görevinden alıkoyamaz” dedi.

Rakiplerden olası mirasçılara

41 yaşındaki Vance, eski bir Deniz Piyadesi mensubu olarak Irak’ta görev yaptı ve uzun süredir ABD’nin dış savaşlara müdahalesine karşı çıktı. İran konusundaki kamuoyuna yönelik açıklamaları sınırlı ve ölçülü oldu. Trump ise aralarındaki “felsefi farklılıklar”a dikkat çekti.

Vance, siyasi kariyerinin başında kendisini “Trump karşıtı” olarak tanımlamıştı. 2023’te Wall Street Journal’da yayımlanan bir makalesinde, Trump’ın ilk dönemindeki en iyi dış politikasının savaş başlatmamak olduğunu savunmuştu. Beyaz Saray ise Başkan ile Başkan Yardımcısı arasındaki olası çatışmayı minimize etmeye çalıştı. Vance, bu ayın başında Trump’ın yanında Oval Ofis’te durarak, İran’ın nükleer silaha sahip olmasını engelleme konusunda Başkan’ın politikasını desteklediğini belirtti.

ferfer
J. D. Vance’in İran’a yönelik askeri harekâtı eleştirme konusunda temkinli davrandığı görülüyor (Reuters)

Vance, Başkan’ın özel temsilcisi Steve Witkoff ve Trump’ın damadı Jared Kushner’in ilerleme kaydetmesi halinde müzakerelerde daha doğrudan bir rol üstlenebilir. Vance’in sözcüsü, “Başkan Trump liderliğinde Amerika’yı daha güvenli ve refah içinde kılmak için etkili bir ekibin parçası olmaktan gurur duyuyoruz” dedi.

Beyaz Saray’daki üst düzey bir yetkili, Trump’ın yardımcılardaki ideolojik farklılıklara, sadık kaldıkları sürece tolerans gösterdiğini belirterek, Vance’in şüpheci tavrının Trump’a tabanının görüşlerini aktarmasına yardımcı olduğunu söyledi.

Vance, Kasım’daki ara seçimler sonrasına kadar 2028 için aday olup olmayacağına karar vermeyi planlıyor. Conservative Political Action Conference (CPAC) katılımcıları arasında yapılan bir ankette, yaklaşık 1 bin 600 kişi arasından yüzde 53 oy alarak Cumhuriyetçi Parti’nin bir sonraki adayı olarak öne çıktı. Rubio ise yüzde 35 ile ikinci sırada yer aldı; geçen yıl sadece yüzde 3 oy almıştı.

54 yaşındaki Rubio, Vance aday olursa kendisinin başkanlığa aday olmayacağını belirtti ve kaynaklara göre Vance’in yanında bir başkan yardımcısı olarak yer almaktan memnuniyet duyacak. Ancak Vance’in herhangi bir zayıflığı, Rubio ve diğer Cumhuriyetçiler için cesaret verici olabilir. Stratejist Ron Bonjean, “Trump uzun hafızalıdır; Vance’in sadakat eksikliğini hatırlayabilir. MAGA tabanında Trump hâlâ popülerse, bu Vance için olumsuz olabilir” dedi.

dsgfr
ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Perşembe günü White House’ta düzenlenen toplantıda Başkan Donald Trump ile birlikte (EPA)

Trump, Vance ve Rubio’nun birlikte aday olmasını önerdi; bunun olası rakipler için kazanmayı zorlaştıracağını düşündü. Rubio’nun 2016’daki başkanlık hedefleri Trump ile sert bir karşılaşma sonrası engellenmişti, ancak sonrasında ilişkileri düzeldi. Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Tommy Beigot, Rubio’nun Trump ekibiyle hem profesyonel hem de kişisel olarak mükemmel bir ilişkiye sahip olduğunu belirtti.

Rubio ve Beyaz Saray, bazı açıklamalarının muhafazakar Trump destekçilerini öfkelendirmesi sonrası durumu kontrol altına almak zorunda kaldı. Rubio, savaşta ABD’nin İsrail’in yönlendirmesiyle hareket ettiği izlenimi vermişti, ancak Trump sonrasında Rubio’nun askeri harekâta verdiği desteği övdü. Rubio’nun uzun süren bir savaşın siyasi geleceğini etkileyeceği konusunda endişelenip endişelenmediği sorulduğunda, “Buna tek bir saniye bile düşünmedim” yanıtını verdi.

Belirgin Farklılıklar

CPAC yöneticisi Matt Schlapp, İran’a karşı yürütülen kampanyanın ABD iç siyasetinde önemli sonuçlar doğuracağını belirterek, “Bu savaş hedeflerini başarıyla gerçekleştirirse, insanlar siyasi olarak ödüllendirilecektir. Aksi takdirde maliyeti yüksek olacaktır” dedi.

Anketler, İran politikasının ABD iç siyasetinde keskin bir kutuplaşma yarattığını ortaya koyuyor. Reuters/Ipsos verilerine göre Cumhuriyetçi tabanın yüzde 75’i askeri operasyonları desteklerken, Demokrat seçmenlerde destek oranı yalnızca yüzde 6’da kalıyor. Bağımsızlar ise yüzde 24 ile iki blok arasında sınırlı bir destek sergiliyor.

ugt
ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, 27 Mart’ta Paris yakınlarında düzenlenen toplantı mekânına varırken (Reuters)

Geçen Perşembe televizyonda yayımlanan bir hükümet toplantısında, Rubio ve Vance’ın yaklaşım farkları öne çıktı. Rubio, Trump’ın İran’a yönelik saldırısını güçlü biçimde savunarak, Başkan’ın böylesi bir tehdidi görmezden gelemeyeceğini söyledi. Vance ise daha temkinli bir tutum sergileyerek, İran’ın nükleer silaha sahip olmasını engelleme seçeneklerine odaklandı. Askeri personele seslenirken, “Sizlerin yanındayız ve her adımda desteğimiz devam ediyor” ifadelerini kullandı.