Biri sorabilir: ABD ve Çin arasında yeni bir soğuk savaşa mı tanık oluyoruz? Bu durum, dünya düzenini nasıl değiştirecek? Akademisyenler bu iki sorunun cevabının net olamayacağına inanıyor, ancak ABD’nin şu anda küresel sistemden ayrıldığına dair göstergeler mevcut. Trump’ın göreve başlamasının ikinci gününde Trans-Pasifik Ortaklığı’ndan çekilmesi ve ‘ABD kuvvetlerinin Almanya’dan geri çekilmesi, NATO harcamalarına verilen desteğin durdurulması ve Dünya Sağlık Örgütü üyeliğinden geri çekilme gibi vaatlerde bulunması’, ABD'nin uluslararası diplomasiye olan bağlılığının azaldığını gösteriyor. ABD Başkanı Donald Trump’ın popülist stratejisinin kanıtı olarak benimsediği ‘önce Amerika’ ilkesine yönelik eleştirilere rağmen durum, ABD’nin küresel çabalarında, katlandığını iddia ettiği maliyetlere mantıklı bir yanıt oldu. Trump’ın çatışmacı diplomasisi iki yeni dünya bloğu yarattı. Şu anda ise ABD tarafından yönetilen tek kutuplu bir sistemden, iki büyük gücü yani ABD ve Çin’i içeren iki kutuplu bir dünyaya geçişe tanık olunuyor.
Pekin ve Washington arasındaki gerilim, gün geçtikçe artıyor. İki ülke arasındaki ilişkilerin geleceği hususunda spekülasyonlar hızla çoğalıyor ve bu durumun, ikili ve küresel düzeyde etkileri belirsiz. Ancak Houston’daki Thomas Üniversitesi’nde Uluslararası Çalışmalar alanında Yardımcı Doçent ve Uluslararası Çalışmalar ve Modern Diller Bölüm Başkanı Dr. Yao-Yuan Pei, ABD Purdue Üniversitesi’nde siyaset bilimi doktora adayı Charles KS Wu, Nevada Las Vegas Üniversitesi’nde siyaset bilimi Yardımcı Doçenti Dr. Austin Wang ve Michigan Üniversitesi’nden siyaset bilimci Prof. Dr. Fang-Yu Chen, ABD’nin küresel hegemonyasının sona ermesinin iki kutuplu bir küresel sisteme geçiş anlamına geldiği konusunda hemfikirler. Alman Haber Ajansı’nın (DPA) belirttiğine göre söz konusu dört akademisyen, ABD merkezli National Interest dergisi tarafından yayınlanan bir raporda, ABD Dışişleri Bakanlığı’nın ‘ABD vatandaşlarının fikri mülkiyetini ve bilgilerini korumak’ amacıyla Çin’den Houston’daki konsolosluğunu kapatmasını talep ettiğini söyledi. Cumhuriyetçi Senatör Marco Rubio, Twitter üzerinden yaptığı açıklamada, “Houston’daki Çin Konsolosluğu, diplomatik bir kurum değildir. Komünist Parti’nin, ABD’deki kapsamlı casusluk ağının ve etkili operasyonlarının ana merkezidir” ifadelerine yer verdi.
Bu diplomatik çekişmenin yanı sıra Trump yönetimi, geçtiğimiz günlerde Çin’in Güney Çin Denizi ile ilgili iddialarına itirazda bulundu. Çin, ABD hükümetinin Güney Çin Denizi’ndeki çatışmada ilk kez bir pozisyon aldığı yönünde iddiada bulunmuştu. ABD, kararlı bir duruş sergilemek üzere askeri tatbikat alanına iki uçak gemisi gönderdi. Yanıt olarak Çin Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Zhao Lijian, ABD’nin ‘bölge ülkeleri arasında bölünmelere yol açtığını ve Güney Çin Denizi’ni askerileştirdiğini’ söyledi.
Akademisyenler, raporlarında askeri ve diplomatik gerilimlerin artmasını, Çin’in ABD liderliğindeki mevcut egemen rejimi sona erdirmeye çalıştığının bir göstergesi olarak yorumladı. Aynı şekilde aktarılana göre, Çin’in yıldızının yükselişine karşı koymak için çok taraflılık ve ekonomi karşılıklı bağımlılıkla karakterize edilen küresel liberal düzeni sömürmeye yönelik ABD çabalarının yerini ‘artık askeri sürtüşme ve diplomatik anlaşmazlığa’ bıraktığı pek çok kişi için giderek daha açık hale geldi.
ABD Başkan Yardımcısı Mike Pence, ABD ve Çin arasındaki çatışmayı, ‘demokrasi, özgürlük ve sermaye piyasası ekonomisi’ değerleri ve Çin’in benimsediği karşıt değerler arasındaki bir savaş olarak tasvir ediyor. Rapor, bu görüşün çok basit olduğunu ifade ederken, birçok ülkenin tek bir bloğa bağlı kalmaya çalıştığına dikkati çekti. Ayrıca raporda mevcut küresel düzenin tam olarak iki kampa bölünmediğini söyledi. Dünyayı iki bloğa bölmek için kurumsal ve değer farklılıklarının sömürülmesi yerine ortak tarihsel bağlar, ABD liderliğine muhalefet ve Çin devlet kapitalizmine güven; yeni iki kutuplu uluslararası düzende devletlerin özelliklerini tanımlamak için en iyi göstergelerdir. İngiltere, İngiliz Milletler Topluluğu ülkeleri ve ABD askeri desteğine bağlı olan diğer Doğu Asya ülkeleri, tereddütsüz şekilde ABD bloğuna katılacaktır. Bununla birlikte Çin ile ekonomik bağlar göz önüne alındığında Japonya ve Güney Kore gibi bazı ülkeler, bunu yapma konusunda daha isteksiz olacaklar. Bu ülkeler, ABD’nin onlara güvenlik sağlamasıyla parçalandı. Ancak Çin, genellikle yiyeceklerini masada tutmalarına yardımcı oluyor. Bu çerçevede esas olarak silah ve yiyecek arasında bir seçim söz konusu.
Avrupa Birliği (AB), artık Çin’e meylediyor gibi görünüyor. Hiç şüphe yok ki Çin, ‘Bir Kuşak, Bir Yol’ girişimi gibi planlar çerçevesinde AB’den büyük yatırımlarla nüfuz elde ediyor. Açıkçası Çin, AB ülkelerinin kendilerini ABD’den kurtarmaları ve eski ihtişamlarını ve nüfuzlarını geri kazanmaları için en iyi seçim olarak görülüyor. Belki de AB ülkelerinin, Çin ile daha yakın ekonomik entegrasyon elde etmelerinin arkasındaki sebep de bu olabilir. En önemlisi Çin- ABD ilişkilerinde artan gerilim ve askeri çarpışma olasılığının artması, maalesef bu ülkelerin katıldıkları kamp açısından seçeneklerini düşünebilecekleri kısa bir döneme yol açıyor. Pek çok nedenden ötürü yukarıdakilerin hepsinin gerçekleşmemesi son derece muhtemeldir. Ancak yanlış anlama, yanlış hüküm verme ve yanlış iletişimin yaygın olduğu göz önüne alındığında ABD- Sovyet Soğuk Savaşı, Kore Savaşı, Irak’taki ABD savaşında olduğu gibi tarih, pek iyimser değil. ABD- Çin ilişkilerindeki mevcut izler iyimserliği daha da azaltıyor. Genel olarak konuşursak olası bir Çin- ABD savaşına karışmak zor. Ancak hayali imkansız değil.
ABD ile Çin arasında ‘Yeni Soğuk Savaş’ mı?
Çin’in Siçuan bölgesindeki ABD konsolosluğu geçen Temmuz ayında kapandı (AFP)
ABD ile Çin arasında ‘Yeni Soğuk Savaş’ mı?
Çin’in Siçuan bölgesindeki ABD konsolosluğu geçen Temmuz ayında kapandı (AFP)
لم تشترك بعد
انشئ حساباً خاصاً بك لتحصل على أخبار مخصصة لك ولتتمتع بخاصية حفظ المقالات وتتلقى نشراتنا البريدية المتنوعة




