ABD yaptırımlarının Etiyopya üzerindeki etkileri nedir?

Etiyopya, ulusal bir proje olarak Nahda Barajı’na bağlı (AFP)
Etiyopya, ulusal bir proje olarak Nahda Barajı’na bağlı (AFP)
TT

ABD yaptırımlarının Etiyopya üzerindeki etkileri nedir?

Etiyopya, ulusal bir proje olarak Nahda Barajı’na bağlı (AFP)
Etiyopya, ulusal bir proje olarak Nahda Barajı’na bağlı (AFP)

Mana Abdulfettah
ABD’nin Nahda (Rönesans) Barajı’nın Mısır ve Sudan ile anlaşma olmaksızın doldurulması sebebiyle Etiyopya’ya finansal yardımlarının bir kısmını askıya aldığını açıklaması sonrasında Etiyopya hükümeti, bu yaptırımların uzun sürmeyeceğini duyurdu. ‘Etiyopya- İsrail ilişkileri desteklenen ABD ve Etiyopya arasındaki yakın ilişkiler de dahil, çeşitli faktörler ve ABD’nin Somali’de DEAŞ ile mücadele etmek için Etiyopya ile işbirliği’ göz önüne alındığında Etiyopya, açıklamasını kendinden emin bir tavırla yaptı.
Etiyopya, ABD’nin yardım kesintilerine ilişkin kararını yeniden gözden geçirmesini beklerken, iki ülke arasındaki diplomatik ilişkilerin zarar görmemesini umuyor. Bu açıklama, Mısır’ın talebi üzerine ABD tarafından yürütülen ve bu yılın Şubat ayında sona eren arabuluculuk başta olmak üzere diğer çatışma taraflarının müdahalesine ilişkin Etiyopya’nın önceki çekincelerini de yeniden gündeme getirdi. Nitekim Etiyopya, ABD’yi Kahire’nin yanında taraf olmakla suçladı.

ABD desteği
Etiyopya, Nahda Barajı’nın müzakere pozisyonunu ele alırken, siyasi ve askeri durumların coğrafi durumla, jeolojik durumun etnik ve kültürel durumlarla karıştığı tarihi gerçekleri görmezden geldi. Mehmet Ali Paşa döneminde 1863 yılında Avrupalı gezginler Nil kaynaklarının keşfedilmesine yönelmiş ve bu ilgi, 1871 yılında ekvator yakınlarında Mısır bayrağını yükselten Hidiv İsmail Paşa dönemine kadar devam etmişti.
Etiyopya’nın inancı, İngiltere’nin Sudan’a yönelik sömürge politikasının Nil sularına odaklandığı ve bu inancın, Mısır ve Sudan arasında 1959 anlaşmasının imzalanmasıyla desteklendiği yönündeydi. Daha sonra Mısır, kaynak ülkelere danışmadan, fiili olarak 1960 yılında başladığı ve 1971 yılında resmi olarak açtığı Asvan Barajı’nı inşa etme kararı aldı. Bu karar, Nil Havzası bölgesinde birçok kargaşaya ve siyasi etkileşime neden oldu. Asvan Barajı projesine yanıt olarak Etiyopya, nehir üzerinde çalışmalar yapmak ve elektrik üretme olasılığını tartmak için 1960’larda ABD’nin desteğiyle Nil sularına yatırım yapmaya yöneldi. O dönemlerde Sovyetler Birliği’nin Mısır’daki Asvan Barajı inşasına verdiği destek ve finansmana karşılık Etiyopya’da iktidardaki Haile Selassie rejimini destekleyen ABD’nin hamlesi geldi. Sadece bu da değil, Mısır Devlet Başkanı Enver Sedat’ın Aralık 1979’da Nil sularının bir kısmını Kudüs’e yönlendirme niyetini açıklaması sonrasında Mısır’ın Nil suları üzerinde egemenlik arayışı karşısında Etiyopya öne atıldı. Bu çerçevede Etiyopya, nehir yatağında askeri güçle değişiklik yapma tehdidinde bulundu.

İsrail’in tavrı
Etiyopya, güçlü konumunu 84 milyar metreküplük Mavi Nil’in tüm sularının, yani Nil Nehri’nin toplam suyunun yaklaşık yüzde 86’sının kaynağı olmasından ve aynı şekilde iç ve dış savaş durumundan kurtulmasından alıyor. Bin yılın ilk on yılında  ‘dünyanın en yoksul üçüncü ülkesi’ olarak adlandırıldıktan sonra ekonomik koşulları iyileşmeye tanık oldu. Aynı şekilde Kızıldeniz ve Hint Okyanusu’ndaki stratejik deniz yolları boyunca, Afrika Boynuzu’nun önemli bir kısmında Etiyopya’nın konumu büyük bir öneme sahip. Dahası İsrail’in, kendisine tarihi bir müttefik olarak öne çıkması, gelecekteki çatışmalara karşı güçlü bir güvenlik vanası oluşturmasına hizmet etti. İsrail ayrıca Etiyopya’ya, su yönetimi, tarım, enerji, uzay ve teknoloji alanlarında destek vaatlerinde bulundu.
Etiyopya ile İsrail arasındaki tarihi ilişkilerin ve İsrail’deki Etiyopyalı Yahudiler kartının kullanılmasının yanı sıra Etiyopya’nın konumu, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun 2016’da “Afrika’ya Dönüş” sloganıyla açıkladığı stratejinin unsurlarından biri olarak ek güç kazandı. İsrail, baştan beri Etiyopya’nın hırsını ‘iki ülke arasındaki karşılıklı yarar ilkesiyle’ besledi ve bu genişlemenin başka bir boyutunu temsil etmek dışında Afrika Boynuzu’na yönelmedi.

Çift ilişkiler
Etiyopya’nın taktik uygulamaları yeni bir aşamaya tanık olurken, uluslararası müdahaleyi reddetme hususundaki tavrına uygun olarak Etiyopya, İsrail’den doğrudan yardım istemenin kendi çıkarına olmadığı düşüncesine yöneldi. Ancak 2018 yılında Mısır, İsrail’in yardımlarına başvurdu. Onu bu adımı atmaya teşvik eden şey ise, İsrail’in Mısır’dan, Filistinlilerin geri dönüş yürüyüşlerini durdurmak için Hamas Hareketi ve Gazze Şeridi’ndeki diğer gruplarla arabuluculuk yapmasını talep etmesiydi. Krizi çözmek amacıyla İsrail’e yönelik hamleler, üç ülke arasındaki Nahda Barajı krizini çözmek için Mart 2017’de Mısır ve Sudan’ı ziyaret eden ABD’nin Doğu Afrika İşlerinden Sorumlu eski Dışişleri Bakanı Yardımcısı Erik Stromeyer’in hamlelerini tamamlayıcı nitelikte kabul edildi. O dönemde Addis Abada’yı ziyaret etmeye hazır olmadığını duyurmuştu. ABD, daha sonra Etiyopya’ya, üst düzey bir heyete başkanlık eden ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı Büyükelçi Donald Yamamoto’nun ziyaretinden oluşan bir girişimde bulundu.
Etiyopya, Mısır’ın hamlesini ‘Nahda Barajı krizine herhangi bir uluslararası tarafın dahil olmasını reddetmesi nedeniyle’ bir meydan okuma olarak nitelendirdi. Etiyopya, Dünya Bankası’nın dahil olması önerisine de karşı çıkmıştı. Bu neden, diğer nedenlerin de yanı sıra Etiyopya’nın Mısır’ı ‘ciddi olmamakla’ suçlamasına yol açtı. Bu durum, daha önce Mısır’ın önerisinde ve Mısır- Sudan arasında imzalanan, (Sudan’a 18,5 milyar metreküp verilirken) Nil Nehri sularının yıllık 55,5 milyar küpünü Mısır’a sağlayan 1959 anlaşmasında da açıkça görülüyordu. Belki de Etiyopya ve Mısır arasındaki çifte İsrail ilişkisi, daha sonra müzakere maddelerini dağıtmış olabilir. Mısır’ın Etiyopya ile arabuluculuk yapma talebine ABD’nin verdiği destek karşısında İsrail’in yanıtı, Filistinlilerin geri dönüş meselesini de gündeme getirdi.

Terörle mücadele
Etiyopya, Somali’de eş-Şebab Hareketi, DEAŞ örgütü ve Etiyopya’ya uzantısına ve Afrika Boynuzu’ndaki kırılgan güvenlik durumu nedeniyle bu grupların artan etkisine karşı mücadele vermek için ABD ile ortak çalışıyor. Terörizm, ideolojik faktörlerin radikalizm yanlısı fikirlerle örtüşmesi ve sosyal, politik ve ekonomik eşitsizliklerden doğan genel tatminsizlik nedeniyle verimli topraklar buldu.
ABD Afrika Komutanlığı (AFRICOM), Somali’de radikalizm yanlılarına karşı onlarca hava saldırısı gerçekleştirdi. Ancak ABD’nin çabaları hala daha fazla genel desteğe ve Afrika Boynuzu’ndaki kargaşa mekanizmalarına göre denge bulmaya yönelik farklı bir yaklaşım benimsemeye ihtiyaç duyuyor.
ABD stratejisi, dünyanın birçok yerinde özellikle çatışma bölgelerinde genellenebilir görünüyor. Ancak Afrika Boynuzu’ndaki koşullar göz önüne alındığında uygulaması, uzun vadeli ekonomik, askeri ve siyasi nüfuzunun ve ayrıcalıklarının devamlılığını garanti edebilir.
ABD’nin ilişki yöntemi, terörizmle mücadelede Etiyopya ile işbirliğini durdurmanın etkileri konusunda uzun vadeli bir beklentiye yol açtı. Afrika Boynuzu’ndaki radikalizm yanlısı örgütlerin yayılma tehditlerinin etki düzeyi, şimdi ve gelecekte ABD’nin çıkarları üzerinde olabilir. Bu örgütlerin yetkililerinin, askeri güçle kaldırılabilecek olması ise tehlike oluşturuyor. Ancak zaman zaman çeşitli ve sofistike biçimlerde hala üretilmeye devam eden ideolojinin devamı nedeniyle de endişe aynı şekilde devam edecek.

Siyasi hamleler
Etiyopya’nın bu baraja bağlılığı ve Dünya Bankası’nın desteğini beklemeyi reddetmesi sonrasında bunu, iç kurumları ‘bağışlar ve ulusal yatırımlar için’ harekete geçiren ulusal bir projeye dönüştürmesinin yanı sıra Etiyopya, yerel tüketim için yeterli olan yaklaşık 6400 megavat elektrik üretme ve Sudan, Kenya ve Cibuti gibi komşu ülkelere elektrik ihraç etme hırsının bir nedeni olarak bu barajı pazarlıyor. Ancak uzmanlar, tahmini ihracat oranının bölgesel beklentilerin büyüklüğüne uymadığını belirtti. Nahda Barajı projesi, Afrika ülkelerindeki çatışmaların enkazından ortaya çıkan kalkınma projelerinin diyalektiğini ve bunları ulusal duygularla silahlandırma gayretini yansıtıyor. Bu noktada bu projelere bir şekilde ortak olması gereken bölge ülkeleri, sahada ya da siyasi ve diplomatik alanda başka çatışmalara yol açabilecek tehlikelerin farkında.
Nil Nehri’nin su sistemi, Etiyopya takviminde duraksamış durumda değil. Nitekim bir yandan Mısır ve Sudan’ı, diğer yandan da Nil Havzası ülkelerini görmezden geliyor. Ulusal barış ve güvenliği koruyan bir strateji geliştirmek için iki aşağı havza ülkesinin odaklandığı teknik etkilerin yanı sıra siyasi etkileri de beraberinde taşıyor. Etiyopya’nın görmezden geldiği en önemli noktalardan biri de Nil suyunun adil kullanımını sağlamak için çekişmenin bölgesel işbirliği ilkesine boyun eğmemek ve tarihi faktörlere göz yummaktır.



Husilerin bölgesel düzeydeki faaliyetleri Hudeyde Limanı’nın kurtarılmasına yol açacak mı?

Sana’da İran bayrağını taşıyan Husiler (EPA)
Sana’da İran bayrağını taşıyan Husiler (EPA)
TT

Husilerin bölgesel düzeydeki faaliyetleri Hudeyde Limanı’nın kurtarılmasına yol açacak mı?

Sana’da İran bayrağını taşıyan Husiler (EPA)
Sana’da İran bayrağını taşıyan Husiler (EPA)

İran ile ABD-İsrail arasında süren savaşın ilk ayının sona ermesiyle birlikte, Husiler de çatışmalara dahil oldu. Örgüt, Tahran’a destek amacıyla İsrail’e karşı roket saldırıları başlattığını duyurdu.

İran Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) ile bağları bilinen Husilerin bu müdahalesi, Yemen’deki dengelerde derin değişimlerin kapısını aralıyor. Analistler, bu adımın çatışma haritasının yeniden şekillenmesini hızlandırabileceğini ve Kızıldeniz kıyısındaki Hudeyde vilayeti ile limanının kurtarılması amacıyla olası askeri operasyonların yeniden başlamasına yol açabileceğini, hatta daha geniş kapsamlı etkiler doğurabileceğini belirtiyor.

Bu gelişmeler, Birleşmiş Milletler’in (BM) Hudeyde Anlaşmasını Destekleme Misyonu’nu mart sonu itibarıyla sona erdirme kararıyla aynı döneme denk geliyor. Uzmanlar, bunun Batı sahili cephesinin yeniden silahlı çatışma alanına dönme ihtimalini güçlendirdiğini, bölgesel gerilimlerin tırmanması ve barış süreçlerinin yavaşlamasıyla bu riskin arttığını vurguluyor.

Bölgesel ve uluslararası endişeler, Husilerin Babu’l Mendeb Boğazı’nı kapatma ihtimaline de odaklanıyor. Bu adımın, Tahran’ın Hürmüz Boğazı’ndaki hareketlerinin bir devamı niteliğinde olabileceği ve stratejik deniz geçitlerine baskıyı artıracağı değerlendiriliyor.

Askeri uzman Adnan el-Ceberni, “BM misyonunun çekilmesi ile Husilerin İran lehine yeni bir savaşa girmesi ve bunun Yemen ile bölge üzerindeki muhtemel etkileri, tüm olasılıkları açık bırakıyor” dedi.

El-Ceberni Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, Husilerin müdahalesinin, örgütün önceliklerinin ve hareket noktalarının esas olarak İran ve müttefikleriyle bağlantılı olduğunu gösterdiğini belirterek, bunun Yemen halkı ve çıkarları için ciddi bir tehdit oluşturduğunu, ayrıca bölge genelinde de riskleri artırdığını vurguladı.

efdvf
Husilerin bölgesel savaşa dahil olması, Hudeyde vilayetinin ve limanının kurtarılmasına yönelik olası bir operasyona yol açabilir. (Haber ajansları)

El-Ceberni, Husilerin iç politikada ciddi bir tıkanma ve izolasyon yaşadığını belirterek, “Halkın öfkesi ve toplumsal izolasyonları benzeri görülmemiş düzeylere ulaştı. Bu durum, onları dış çatışmalara daha fazla katılmaya zorluyor; bu da örgütün geleceği için yüksek maliyetli olabilir” dedi.

Avrupa Birliği (AB) misyonu ise Husilerin Kızıldeniz ve Aden Körfezi’nde gemilere yönelik saldırılar düzenleme ihtimalini dışlamayarak, bu bölgeden geçen deniz taşımacılığı için dikkatli olunması uyarısında bulundu.

Öte yandan, BM çatısı altındaki Washington Yemen Araştırmaları Merkezi araştırmacısı Mervan Numan, Hudeyde şehrinin Husilerin elinden alınmasının zamanı geldiğini belirtti. Numan, 2022’de kurulan Başkanlık Konseyi’nin, Yemen krizinin çözümünün ya barış ya da savaş yoluyla olacağını ortaya koyduğunu vurguladı.

Numan, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, Başkanlık Konseyi Başkanı Reşad el-Alimi’nin yakın zamanda Kızıldeniz’de Husilerin tehditlerine karşı uluslararası bir koalisyon kurulmasını talep ettiğini ve bölgedeki yeni gelişmelerin Hudeyde’nin özgürleştirilmesini zorunlu kıldığını ifade etti.

Numan, Husilerin DMO’nun yönlendirmesiyle İran’ın bölgesel istikrarı bozma ve genişleme hedeflerine hizmet etmesinin, örgütün sonunu hazırlayan adım olduğunu bildirdi.

dvde
Analistlere göre Husiler en kötü dönemini yaşıyor. (EPA)

Yemenli siyaset yazarı Hemdan el-Aliy, Stockholm Anlaşması’nın sona ermesi ve BM misyonunun çekilmesini, Yemenliler, bölge ve uluslararası toplum için Hudeyde’de devlet kurumlarını yeniden tesis etme ve nihayetinde Sana’ya ulaşma açısından gerçek bir fırsat olarak değerlendirdi.

El-Aliy, Hudeyde ve limanının kurtarılmasının, Babu’l Mendeb Boğazı’ndaki deniz geçitlerini Husilerin saldırılarından korumaya katkı sağlayacağını belirterek, “Görünüşe göre yeni bir karşılaşma söz konusu… Husilerin herhangi bir yeni ihlali, bu stratejik bölgenin kurtarılmasına yol açabilecek farklı bir aşamayı başlatabilir” dedi.

Yemenli siyaset analisti Abdullah İsmail ise Hudeyde ve Yemen’in diğer bölgelerinin kurtarılması mücadelesinin kaçınılmaz olduğuna dair çok sayıda gösterge olduğunu belirtti, ancak zamanlamanın kritik olduğunu vurguladı. İsmail, “Bana göre Hudeyde ve diğer bölgelerin kurtarılması savaşı gelecekte yaşanacak. Bunun zamanlaması, Husilerin güç toplamasından veya Yemenlileri manipüle etmesinden fayda sağlamalarını önleyecek bir dizi kriter ve düzenlemeye bağlı” ifadelerini kullandı.

İsmail, “Karşı karşıya olduğumuz değişkenler açık; belki de Yemen içindeki ayaklanma belirleyici olacak. Zira birçok kişi grubun kendi eliyle mezarını kazdığını düşünüyor” dedi.

Askerî açıdan ise Yemen Ortak Operasyonlar Komutanı Danışmanı Albay Muhammed Cabir, mevcut yerel ve bölgesel verilerin, ‘İran rejiminin projesiyle sert bir çatışmaya doğru gidildiğini’ gösterdiğini belirtti.

Cabir, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, Stockholm Anlaşması’nın siyasi ve askerî açıdan çökmesinin ardından Hudeyde ve Batı sahili cephesinin önümüzdeki günlerde açık çatışma alanına dönüşmesine dair net göstergelerin ortaya çıktığını ifade etti.

ervfe
 Batı sahilindeki Ulusal Direniş Güçleri’ne bağlı birlikler (Yemen ordusu)

Cabir, Husilerin 2026 başından itibaren benzeri görülmemiş bir askeri seferberlikle Batı sahilini İran rejiminin bölgesel çatışmalarında kullanılacak bir füze üssüne dönüştürmeyi ve Babu’l Mendeb’i siyasi pazarlık kartı olarak kullanmayı amaçladığını söyledi.

Yemen Enformasyon Bakanı Muammer el-İryani’ye göre, son tırmanışla eş zamanlı olarak, geçtiğimiz hafta DMO liderleri ve uzmanları Sana’ya geldi.

Cabir, meşru hükümet ve askeri komite tarafından, Suudi Arabistan denetiminde yürütülen son hareketlerin, cepheleri ortak bir komuta altında birleştirmek, Husileri caydırmak ve limanları geri almak için ciddi hazırlıklar yapıldığını gösterdiğini belirtti.

Cabir, Husilerin kendi iradeleriyle bölgesel çatışmaya dahil olduklarını, kendilerini DMO ile bağlantılı operasyon odasının bir yürütme aracı olarak sunduklarını ve bölgesel çatışma önceliklerini Yemen’in ve Yemenlilerin çıkarlarının önüne koyduklarını vurguladı. Cabir, bu kararın Husileri hem Yemen halkıyla iç çatışmaya hem de bölgesel ve uluslararası çevreyle doğrudan karşı karşıya bırakacağını, bu durumun örgüt için sonu hızlandırabileceğini ifade etti.


Sisi: Savaşı durdurabilecek tek kişi Trump

Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah Sisi ve ABD Başkanı Donald Trump (Mısır Cumhurbaşkanlığı)
Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah Sisi ve ABD Başkanı Donald Trump (Mısır Cumhurbaşkanlığı)
TT

Sisi: Savaşı durdurabilecek tek kişi Trump

Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah Sisi ve ABD Başkanı Donald Trump (Mısır Cumhurbaşkanlığı)
Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah Sisi ve ABD Başkanı Donald Trump (Mısır Cumhurbaşkanlığı)

Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah Sisi, bugün (Pazartesi) yaptığı açıklamada, bölgedeki savaşı durdurabilecek tek kişinin ABD Başkanı Donald Trump olduğunu belirtti.

Sisi, Mısır Uluslararası Enerji Konferansı ve Fuarı (EGYPS) açılışında bölgedeki bu savaşı durdurabilecek tek kişinin Trump olduğunu ifade etti.

Sisi, arz eksikliği ve fiyat artışlarının etkisine dikkat çekerek, petrol fiyatının varil başına 200 doları aşabileceğine dair analistlerin endişeleri ve tahminlerin abartılı olmadığını vurguladı.

Sisi, Ortadoğu’daki karışıklıklar nedeniyle gübre kıtlığı ve bunun sonucunda küresel gıda güvenliği krizinin olası olduğunu söyledi. Sisi, “Zengin ülkeler bunu karşılayabilir, ancak orta gelirli ve kırılgan ekonomiler için bu durum ciddi istikrarsızlık yaratabilir” ifadelerini kullandı.

Cumhurbaşkanı Sisi, Trump’ı Gazze’deki savaşı sona erdirmedeki rolünden ötürü övdü. Sisi, Kasım ayında Mısır’ın Şarm El-Şeyh kentinde imzalanan ateşkes anlaşmasından önce de ABD Başkanı’nın tek çözümün kendisi olduğunu söylediğini hatırlattı.

 

Mısır, İran’ın Körfez ülkelerine yönelik saldırılarını kınayarak, bölgesel bir savaşın önlenmesi için diplomatik girişimlerde bulundu.

Buna karşılık, Körfez İşbirliği Konseyi (KİK) Genel Sekreteri Casim Muhammed el-Budeyvi video konferansla yaptığı konuşmada uluslararası toplumu hayati deniz yollarını korumaya çağırdı ve İran’ın Hürmüz Boğazı’nı kapatmasını ve enerji altyapısına yönelik saldırılarını kınadı. Budeyvi, İran’ın agresyonunun tüm dünyayı tehdit ettiğini belirtti.

ABD Başkanı Trump, ABD-İsrail savaşının “İran rejiminde değişim” sağladığını ve mevcut liderleri “çok mantıklı” olarak nitelendirdiğini söyledi. Trump, aynı zamanda İranlılarla bir “anlaşma” yapacağını da belirtti.

Trump, Financial Times’a verdiği röportajda, “İran petrolünü ele geçirmek istediğini” ifade ederek, İran’ın petrol ihracat merkezi olan Hark Adası’nı kontrol edebileceğini söyledi. Trump ayrıca, İran Meclisi Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf’ın Hürmüz Boğazı’ndan tankerlerin geçişine izin verdiğini belirtti.

İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Bekayi ise ABD’nin aracılar üzerinden ilettiği müzakere mesajlarını “gerçekçi olmayan, mantıksız ve abartılı” olarak nitelendirdi.

Pakistan Dışişleri Bakanı Muhammed Ishak Dar, dün Suudi Arabistan, Türkiye ve Mısır dışişleri bakanlarıyla yaptığı görüşmelerin ardından, İslamabad’ın önümüzdeki günlerde ABD ve İran arasında “ciddi müzakerelere ev sahipliği yapmaya ve bunları kolaylaştırmaya hazır olduğunu” belirtti. Amaç, süregelen çatışmaya kalıcı ve kapsamlı bir çözüm bulmak.


Sur’daki kontrol noktasına düzenlenen İsrail saldırısında Lübnanlı bir asker hayatını kaybetti

İsrail’in düzenlediği hava saldırısının ardından Beyrut’un güney banliyölerinden yükselen dumanlar (Reuters)
İsrail’in düzenlediği hava saldırısının ardından Beyrut’un güney banliyölerinden yükselen dumanlar (Reuters)
TT

Sur’daki kontrol noktasına düzenlenen İsrail saldırısında Lübnanlı bir asker hayatını kaybetti

İsrail’in düzenlediği hava saldırısının ardından Beyrut’un güney banliyölerinden yükselen dumanlar (Reuters)
İsrail’in düzenlediği hava saldırısının ardından Beyrut’un güney banliyölerinden yükselen dumanlar (Reuters)

Lübnan ordusu bugün yaptığı açıklamada, ülkenin güneyindeki Sur kentinde bir askeri kontrol noktasına düzenlenen İsrail saldırısında bir askerin hayatını kaybettiğini duyurdu.

Bu saldırı, Hizbullah ile İsrail arasında çatışmaların başlamasından bu yana ordu noktalarına yönelik ilk doğrudan hedef alma olarak kayda geçti.

Lübnan ordusu tarafından yapılan açıklamada, el-Amiriye bölgesinde, el-Kalile-Sur yolu üzerindeki bir kontrol noktasının hedef alındığı, saldırı sonucu bir askerin yaşamını yitirdiği ve diğer askerlerin yaralandığı belirtildi. Yaralı sayısına ilişkin detay verilmedi.

2 Mart’ta başlayan çatışmalardan bu yana Lübnan ordusu, güney ve doğu bölgelerinde görev yerleri dışında İsrail ateşi sonucu hayatını kaybeden sekiz asker için taziye açıklaması yayımladı.

Öte yandan, İsrail ordusunun yedi mahalle için tahliye uyarısı yapmasının ardından, bu sabah Beyrut’un güney banliyösüne hava saldırısı düzenlendi. Üç gün aradan sonra bölgeye gerçekleştirilen ilk saldırı sonrası hedef alınan noktadan dumanlar yükseldi. Sürekli saldırılar ve tahliye uyarıları nedeniyle bölge sakinlerinin büyük kısmının daha önce göç ettiği belirtildi.

İsrail ordusu ise yaptığı açıklamada, Beyrut’ta Hizbullah’a ait olduğunu öne sürdüğü ‘altyapı hedeflerini’ vurduğunu bildirdi.

sdvsd
İsrail’in düzenlediği hava saldırısının ardından Beyrut’un güney banliyölerinden yükselen dumanlar (AFP)

İsrail Ordu Sözcüsü Avichay Adraee, X platformundaki resmi hesabından yaptığı açıklamada, Beyrut’un güney banliyölerinde yaşayanlara acil tahliye uyarısında bulundu. Adraee, özellikle Haret Hreik, el-Gubeyri, el-Leyleki, el-Hadath, Burc el-Baracne, Tahvita el-Gadir ve eş-Şiyah mahallelerinin hedef alınabileceğini belirtti.

Adraee açıklamasında, “İsrail ordusu, Beyrut’un güneyindeki farklı bölgelerde Hizbullah’a ait askeri altyapıyı hedef almaya devam ediyor. Size zarar vermek niyetinde değiliz, bu nedenle güvenliğiniz için derhal tahliye olmanız gerekiyor” ifadelerini kullandı.

Öte yandan İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu dün yaptığı açıklamada, orduya Lübnan’daki ‘tampon bölgeyi genişletme’ talimatı verdiğini duyurdu.

Netanyahu, yayımladığı video mesajda, “Lübnan’da mevcut tampon bölgenin daha da genişletilmesi için orduya talimat verdim” dedi. Bu adımın amacının, Hizbullah mensuplarının olası saldırı riskini tamamen ortadan kaldırmak ve sınır hattında tanksavar füzesi atışlarını engellemek olduğunu ifade etti.