Schenker: Körfez’deki bölünme, Katar'ı İran rejimine ‘haraç’ ödemek zorunda bırakıyor

ABD Dışişleri Bakanı Yardımcısı, bu ayın ortalarında Doha ile komşularıyla olan anlaşmazlıkları ve terörle mücadele konusunda ‘verimli bir diyalog’ gerçekleştirmeyi bekleniyor

ABD Dışişleri Bakanı'nın Yakın Doğu İşlerinden Sorumlu Yardımcısı David Schenker (AP)
ABD Dışişleri Bakanı'nın Yakın Doğu İşlerinden Sorumlu Yardımcısı David Schenker (AP)
TT

Schenker: Körfez’deki bölünme, Katar'ı İran rejimine ‘haraç’ ödemek zorunda bırakıyor

ABD Dışişleri Bakanı'nın Yakın Doğu İşlerinden Sorumlu Yardımcısı David Schenker (AP)
ABD Dışişleri Bakanı'nın Yakın Doğu İşlerinden Sorumlu Yardımcısı David Schenker (AP)

Mustafa el-Ensari
ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı David Schenker, gerçekleştirdiği son Ortadoğu turunun, komşuları tarafından boykot edilen Katar’ın mevcut durumundan yararlanarak onu ‘haraca bağladığını’ söylediği İran rejimine karşı daha sağlam bir seferberlik için Körfez ülkeleri arasındaki bölünmenin acilen sona ermesi gerektiğine dair inancını daha da arttırdığını söyledi.
Dün ABD Dışişleri Bakanlığı tarafından telekonferans aracılığıyla düzenlenen basın toplantısında konuşan Schenker, Ortadoğu turunun ilk durağı Kuveyt ile ilgili olarak, “Stratejik diyalogumuzu gözden geçirirken, uzun vadeli ortaklığımıza ve yakın işbirliğimize verdiğimiz değeri bir kez daha vurguladım. Körfez ihtilafını çözmek ve arabuluculuk yapmak için gösterdikleri çabalardan dolayı kendilerine teşekkür ettim” dedi.
Schenker açıklamalarını şöyle sürdürdü:
“Ayrıca 14-15 Eylül tarihlerinde gerçekleşecek stratejik diyalogumuzu gözden geçirmek için Katar'da bir takım toplantılar yaptım. Diyalogun verimli olacağına ve çok çeşitli konuları kapsayacağına dair beklentilerimiz yüksek.  Ayrıca terörizmle mücadele alanındaki mükemmel bir gelişim gösteren işbirliğimizi de ele aldık.”
 Ortadoğu turunun duraklarından biri de Lübnan olan Schenker, burada Lübnanlı yetkililerle ‘Lübnan'ın muazzam potansiyeli önünde engel teşkil eden yolsuzluk olaylarının sona ermesi’ konusunu ve kendisinin kesinlikle karşı olduğu Hizbullah'ın ‘mermi ve sandık’ seçimini masaya yatırdıklarını belirtti.
Anlaşmazlık, iki tarafın da düşmanlarına hizmet ediyor
Kuveyt ve Katar'da yaptığı görüşmelerin ön plana çıkan özelliğinin Körfez bölgesindeki anlaşmazlığın sona ermesine odaklı olması olduğuna dikkati çeken Schenker, Kuveyt'in söz konusu anlaşmazlığı sona erdirmek için arabuluculuk yapmakta aktif bir rol oynadığını ve en azından söz konusu anlaşmazlığın etkilerini azaltmaya yönelik çabaları olduğunu vurguladı. Körfez bölgesindeki anlaşmazlığın sona ermesi ihtiyacının benzer görüşmelerin değişmeyen konusu olduğunu belirten Schenker, “Körfez ülkeleri arasındaki anlaşmazlık, sadece düşmanlarımızın çıkarlarına hizmet etmekle kalmıyor, aynı zamanda ortak çıkarlarımıza da zarar veriyor. Birlikte yapacağımız önemli işler var ve ilgili tarafların bu anlaşmazlığı çözmesini istiyoruz. Körfez Arap Ülkeleri İşbirliği Konseyi’nin (KİK) bölgesel tehditler karşısında her zamankinden daha fazla kenetlenmesi zorunlu bir hal aldı. Tüm Körfez ülkelerinin, karşılaştıkları güçlüklerle mücadele edebilmek için birleşmesinin zamanı geldi” şeklinde konuştu.
Aylardır, ABD'nin Körfez ülkelerine tüm tarafları tatmin edecek bir anlaşmaya varmaları ve müttefiklerini rahatsız eden bölünmeyi sona erdirmek için baskı uyguladığına dair haberler basında yer aldı. Ancak, ABD’nin baskısı tarafların tutumlarını değiştirmelerini sağlamasa da krizin derinleşmeden durmasını sağladı.
İran'ın hava sahası Katar için güvenli bir alternatif değil
Ancak ABD'nin bu konudaki girişimlerinin halen devam ettiğini belirten Schenker şunları söyledi:
“Washington, İran'ın bölgedeki kötü nüfuzuyla mücadelede bu konuya önem veriyor. Geçtiğimiz ay, KİK üyesi altı ülkenin Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nden (BMGK) İran'a uygulanan silah ambargosunun uzatması talebinde bulunmalarıyla ileriye yönelik güçlü bir adım attıklarına şahit olduk. Bu gelişme, barış ve güvenliği teşvik etmek için gerekli olan Körfez birliğinin ortak gücünün önemini ortaya koyuyor. Bu nedenle, önümüzdeki hafta Katar ile başlayacak bir dizi stratejik diyalog çerçevesinde Körfez ülkeleriyle olan ortaklıklarımızı sürdürmeyi dört gözle bekliyoruz.”
Bu arada ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı, kendisine yöneltilen ABD’li üst düzey yetkililerin Körfez dosyasına bir çözüm bulunması konusundaki çabalarının önümüzdeki Kasım ayında ABD yapılacak başkanlık seçimleriyle ilgili olup olmadığı şeklindeki soruya, olumsuz yanıt verdi. Ancak Washington yönetiminin söz konusu anlaşmazlığa hızla bir çözüm getirmekle İran’ın önünü kesmek için ilgilendiğini söyledi.
Konuya büyük bir ilginin olduğunu ve bu yüzden ABD yönetiminin önceliklerinden biri haline geldiğini vurgulayan Schenker, “Körfez ülkeleri arasındaki bölünmelerin İran dışında hiçbir tarafın çıkarına hizmet etmediğini ve Katar'ın ek hava sahası ücreti ödemek zorunda kalmasının Tahran rejimine ek fon sağladığını düşünüyoruz” ifadelerini kullandı.
Bundan birkaç ay önce İran hava sahasında Ukrayna Havayolları’na ait bir yolcu uçağının düşürülmesi olayını hatırlatan Schenker, Katarlıların ve diğer ülkelerden yolcuların İran hava sahasını kullanırken tehlikeye girmekten kurtaracak yeni bir çözüme işaret ederek, “Yani evet, anlaşmazlığı çözmek ve bu çözüme üst düzey katılımlar sağlamak için çalışıyoruz. Bu konuyu önceliyoruz” dedi.
Ancak Katar, Körfez ülkeleri tarafından boykot edildiğinde İran'ın kapılarını açtığını söylerken Katar Emiri, bu yılın başlarında İran Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani ile yaptığı görüşmede, ‘Tahran'ın tutumu ve boykot sırasında gerek limanlarını gerek hava sahasını açarak Doha'ya sunduğu imkanları’ övdü. İki ülkenin köklü ilişkilere sahip olduğunu belirten Emir, bu ilişkilerin büyük gelişmelere tanık olduğunu ve iki taraf arasındaki kanalların her zaman açık tutulduğunu’ vurguladı.
Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), Bahreyn ve Mısır’ın, Katar’ı kendilerini hedef alan muhalifleri ve terörist unsurları çeşitli yollarla desteklemekle suçlamasının ardından Körfez ülkeleri arasında bir bölünme yaşandı. Söz konusu ülkeler, Katar ile ilişkilerin eski haline gelmesi için yaptıkları suçlamalara neden olan düşmanca tutumlarından vazgeçmesini şart koştular. Ancak Mısır dışındaki diğer ülkeleri bir araya getiren KİK bünyesinde, Katar ile çalışmalar eskisi gibi devam ediyor.



İsrail neden Avrupa'daki radikal sağcılarla yakınlaşıyor?

Netanyahu'nun BM Genel Kurulu'nda geçen ay yaptığı konuşma sırasında birçok kişi tepki olarak salonu terk etmişti (AP)
Netanyahu'nun BM Genel Kurulu'nda geçen ay yaptığı konuşma sırasında birçok kişi tepki olarak salonu terk etmişti (AP)
TT

İsrail neden Avrupa'daki radikal sağcılarla yakınlaşıyor?

Netanyahu'nun BM Genel Kurulu'nda geçen ay yaptığı konuşma sırasında birçok kişi tepki olarak salonu terk etmişti (AP)
Netanyahu'nun BM Genel Kurulu'nda geçen ay yaptığı konuşma sırasında birçok kişi tepki olarak salonu terk etmişti (AP)

Uluslararası arenada yalnızlaşan İsrail, Avrupa'daki radikal sağcıları kazanmaya çalışıyor.

Fransa'da radikal sağcı Ulusal Birlik (RN) Genel Başkanı Jordan Bardella'nın gençken Yahudiler hakkında aşağılayıcı ifadeler kullandığına yönelik iddialar gündemden düşmezken, İsrail Diaspora İşleri Bakanı Amihay Şikli, 31 yaşındaki siyasetçiyi "Avrupa'da Hamas'a karşı en net seslerden biri" diye niteleyerek savundu.

Bardella, Marine Le Pen'in gelecek yılki cumhurbaşkanlığı seçimini kazanması halinde başbakan olabilir.

Times of Israel'in analizine göre İsrail yönetiminin radikal sağcı Avusturya Özgürlük Partisi'yle (FPÖ) ilişkileri de değişti.

Eski SS üyesi olan Anton Reinthaller tarafından kurulan FPÖ, 2000'de hükümete katılınca İsrail, tepki olarak Viyana'daki büyükelçisini geri çekmişti.

Ancak analizde, Binyamin Netanyahu'nun FPÖ'yle ilişkileri normalleştirdiğine işaret ediliyor. Şikli, FPÖ lideri Herbert Kickl'ın antisemitizmle mücadele sözü vermesini "tarihi bir dönüm noktası" diye nitelemişti.

Netanyahu yönetiminin ayrıca İsveç, İspanya ve Britanya'daki radikal sağcı liderlerle de yakınlaştığına dikkat çekiliyor.

İsrail'in eski Berlin Büyükelçisi Jeremy Issacharoff, Avrupa'daki bazı radikal sağ partilerin Tel Aviv'le iyi ilişki kurarak geçmişteki antisemitist söylemlerinden uzaklaştıkları görüntüsü vermeye çalıştığını savunuyor. Eski büyükelçi, bunun uzun vadede İsrail'in uluslararası itibarına zarar verebileceğini söylüyor.

İsrail'in radikal sağ partilerle yakınlaşmasının Avrupa'daki Yahudi topluluklarına etkisinin de dikkate alınması gerektiğini vurguluyor.

Prag Uluslararası İlişkiler Enstitüsü'nden Azriel Bermant ise Netanyahu'nun Avrupa içindeki bölünmeleri artırmak istediğini savunuyor.

Diğer yandan İsrail, radikal sağcı Almanya için Alternatif'le (AfD) mesafesini koruyor.

Tel Aviv Üniversitesi'nden Rémi Daniel, "İsrail'de bazıları, radikal sağın İsrail için hayal edilebilecek en doğal ya da en uygun ortak olduğunu düşünüyor" derken, AfD'nin bu tabloya uymadığını söylüyor:

Almanya sözkonusu olduğunda durum böyle değil. AfD içinde, Almanya ve geçmişiyle ilgili endişe verici tutumların yanı sıra İsrail karşıtı akımlar da var.

Almanya'nın Saksonya-Anhalt eyaletinde 6 Eylül'de düzenlenen seçimde AfD, oyların yüzde 43,8'ini alarak tarihi bir zafer elde etmişti.

Amerikan Yahudi Komitesi'nin açıklamasında "Holokost'tan bu yana ilk kez radikal sağcı bir parti Almanya'da bir eyalet seçimini kazandı" denmişti.

Independent Türkçe, Times of Israel, Washington Post


Denizler ve okyanusların yönetimine ilişkin uluslararası sistem çöküşün eşiğinde

Arktik buzullarının erimesi yeni ticaret yollarının önünü açıyor (Reuters)
Arktik buzullarının erimesi yeni ticaret yollarının önünü açıyor (Reuters)
TT

Denizler ve okyanusların yönetimine ilişkin uluslararası sistem çöküşün eşiğinde

Arktik buzullarının erimesi yeni ticaret yollarının önünü açıyor (Reuters)
Arktik buzullarının erimesi yeni ticaret yollarının önünü açıyor (Reuters)

Son beş yüzyıl boyunca insan toplulukları arasındaki rekabet ve çatışmaların merkezinde kara parçaları yer aldı. Antarktika dışında dünyanın neredeyse her karışının bir devletin egemenliği altına girmesine karşın, okyanuslar ve denizler büyük ölçüde bu egemenliğin dışında kaldı.

Panama City, önemini Panama Kanalı’ndan alan bir şehir (AFP).
Panama City, önemini Panama Kanalı’ndan alan bir şehir (AFP).

Bazı devletler denizler üzerinde hâkimiyet kurmaya ve onları düzenlemeye çalıştığında ise bu girişimler başarısız oldu. Çünkü denizler, uzun süreli kontrolü son derece zorlaştıracak kadar genişti. 20. yüzyılın ikinci yarısındaki Soğuk Savaş döneminde ABD ve Sovyetler Birliği de okyanusları ele geçirmek için yoğun bir rekabete girmekten kaçındı.

Bunun yerine hükümetlerin çoğu, uluslararası sularda seyrüsefer özgürlüğünü güvence altına almaya çalışan bir dizi anlaşma ve kurum aracılığıyla denizleri yönetme konusunda uzlaştı. Kıyı devletlerine ise karasuları ve münhasır ekonomik bölge statüleriyle belirli deniz alanları tahsis edildi.

Ancak Chicago Üniversitesinde siyaset bilimi profesörü Michael Albertus, Foreign Affairs dergisinde yayımlanan analizinde, denizler ve okyanuslara ilişkin bu uluslararası sistemin bugün çökmekte olduğunu belirtiyor. Yemen’de Husilerin Bab el-Mendeb Boğazı’ndaki deniz trafiğini aksattığını, Hürmüz Boğazı çevresinde ise bir çatışmanın yaşandığını kaydediyor.

ABD Başkanı Donald Trump, temmuz ayında Hürmüz Boğazı’ndan geçişler için ABD’nin ücret talep etmesi fikrini gündeme getirmiş, ancak daha sonra bu plandan geri adım atmıştı.

Hürmüz Boğazı yakınlarında Umman sularında demirleyen gemiler (AFP).
Hürmüz Boğazı yakınlarında Umman sularında demirleyen gemiler (AFP).

Bu sırada başka hükümetler de uluslararası sular ve deniz kaynakları üzerinde kontrol kurmak için rekabet ediyor. Rusya Arktik Okyanusu’ndaki geniş deniz alanları ve deniz tabanları üzerindeki kontrolünü artırmaya çalışırken, Çin Güney Çin Denizi’nde yapay adalar inşa ediyor. ABD ise münhasır ekonomik bölgesinin ötesindeki deniz tabanlarında nüfuz alanını genişletiyor. Çok sayıda ülke de okyanuslardan kritik ve nadir mineralleri çıkarmaya hazırlanıyor.

Küresel eğilim

Deniz ulaşım güzergâhları veya geniş deniz ve okyanus alanları üzerinde kontrol kurmaya yönelik bu küresel eğilim, onlarca yıldır okyanuslarda seyrüsefer özgürlüğünü koruyan uluslararası kurum ve anlaşmaların gücünü kaybettiği bir dönemde gerçekleşiyor.

Hükümetlerin, karalarda yaptıkları gibi dünya denizleri üzerinde de egemenlik kurmaya yönelmesi halinde küresel ticaret varoluşsal bir tehditle karşı karşıya kalabilir. Bu durum, dünyayı yeni bir deniz çatışmaları dönemine sürükleyebilir.

Yayımlanmayı bekleyen “The Return of Conquest” adlı kitabın yazarı Albertus, okyanusların bölüşüldüğü bir dünyanın kaçınılmaz olarak daha yoksul ve daha tehlikeli olacağını belirtiyor.

Bab el-Mendeb yakınlarında Yemen kıyısı açıklarında demirleyen bir yük gemisi (AFP).
Bab el-Mendeb yakınlarında Yemen kıyısı açıklarında demirleyen bir yük gemisi (AFP).

İran’ın, ABD ve İsrail’in şubat ayının sonunda düzenlediği saldırıların ardından fiilen kontrol edip kapattığı Hürmüz Boğazı’ndan geçiş ücreti uygulama niyetini açıklamasının ardından Endonezya Maliye Bakanı da Malakka Boğazı’nda benzer bir geçiş ücreti getirilmesi ihtimaline işaret etti. Ancak bakan daha sonra bu açıklamasından geri adım attı.

Güneydoğu Asya’daki kritik deniz geçişlerinden biri olan Malakka Boğazı’ndan dünya deniz yoluyla taşınan petrol arzının yaklaşık yüzde 29’u geçiyor.

Çin de 2016 yılında Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi kapsamında verilen ve Güney Çin Denizi’ndeki geniş kapsamlı hak iddialarını reddeden bağlayıcı kararı uzun süredir dikkate almıyor. Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgiye göre Pekin, tartışmalı resifler üzerinde yapay adalar inşa ederek, Filipinler’in münhasır ekonomik bölgesine müdahale ederek ve Tayvan’ı kuşatarak bu karara aykırı hareket ediyor.

Rusya ise denizaltı kablolarını kesmek amacıyla kimliklerini gizleyen gemileri kullandığı yönündeki şüphelerle karşı karşıya. Bu faaliyetlerin, Avrupa ülkelerinin Ukrayna’ya verdiği desteğe karşı yürütülen daha geniş kapsamlı bir istikrarsızlaştırma kampanyasının parçası olduğu öne sürülüyor.

İklim değişikliği

İklim değişikliğinin okyanuslar üzerinden yeni çatışmalara yol açması bekleniyor. Arktik buzullarının erimesi sürdükçe, Avrupa ile Asya’yı Rusya’nın Arktik kıyıları boyunca birbirine bağlayan yeni deniz güzergâhındaki gemi trafiğinin artması bekleniyor.

Moskova’nın bu güzergâhta serbest geçişe izin vermesi ise zor görünüyor. Rusya hâlihazırda bu rotayı kullanan yabancı gemileri karmaşık ve ağır bir izin-lisans sistemine tabi tutuyor. Ayrıca Sibirya kıyıları açıklarındaki Vilkitski Boğazı gibi bazı su yollarını uluslararası boğazlar yerine Rusya’nın yargı yetkisine tabi iç sular olarak değerlendiriyor.

Okyanuslardaki rekabet yalnızca deniz ulaşımının kontrolüyle sınırlı değil. Çin’in küresel nadir toprak elementi tedarikindeki hâkimiyetini güçlü bir baskı aracına dönüştürmesiyle birlikte diğer ülkeler de okyanus tabanlarından mineral çıkarma potansiyelini araştırıyor.

Hawai ile Meksika arasında Kuzey Pasifik’te yer alan Clarion-Clipperton Bölgesi, Orta Hint Okyanusu Havzası ve Güney Pasifik’teki Penrhyn Havzası gibi bölgelerin deniz tabanlarında kritik mineraller içeren büyük miktarda kaya ve nodül bulunduğu belirtiliyor.

Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi kapsamında faaliyet gösteren Uluslararası Deniz Yatağı Otoritesi, hükümetlerin okyanus tabanını araştırmasına ve haritalandırmasına, çevresel veriler toplamasına ve madencilik teknolojilerini test etmesine izin veren onlarca arama sözleşmesi düzenledi.

Ancak kurum, üyeler çevresel standartlar ve bunların uygulanmasına ilişkin kurallar konusunda anlaşamadığı için ticari deniz madenciliğine şu aşamada izin vermiyor.

Deniz tabanındaki kaynaklar

ABD’nin açık denizlerde madencilik projeleri yürütmeye başlaması halinde, Çin, Hindistan ve Rusya gibi okyanuslardaki çıkarma faaliyetlerini sınırlayan uluslararası anlaşmalara taraf ülkelerin buna itiraz etmesi bekleniyor.

Pekin ve Moskova diğer deniz hukuku kurallarını göz ardı etse de ABD’nin deniz madenciliğine başlamasını kendi politikalarını meşrulaştırmak için gerekçe olarak kullanabilir.

Tayvan’a ait bir denizaltının kulesi Tayvan Boğazı sularında görülüyor (Reuters).
Tayvan’a ait bir denizaltının kulesi Tayvan Boğazı sularında görülüyor (Reuters).

Kurallara dayalı diğer uluslararası sistemlerde olduğu gibi, okyanusların yönetimine ilişkin düzenin bir anda çökmesi beklenmiyor. Büyük güçler, bazı alanlarda düzenlemelere ihtiyaç duymaya devam ediyor. Örneğin balıkçılığın yönetimi, kuralsızlığın başka alanlarda sağlayabileceği avantajlara rağmen devletlerin ortak çıkarlarından biri olmayı sürdürüyor.

Bu nedenle sistemin daha çok aşamalı biçimde aşınması bekleniyor.

Albertus son olarak, devletlerin okyanuslar üzerinde kontrol için rekabet ettiği bir dünyada ticaretin yavaşlayacağı uyarısında bulunuyor. Gemiler denizlerde daha dolambaçlı rotalar izlemek zorunda kalacak, boğazlardan geçiş ücretleri artacak, malların fiyatları yükselecek ve tedarik zincirleri daha fazla aksama ve kesinti riskiyle karşı karşıya kalacak.

Okyanusların paylaşılması süreci zamanla kara parçalarının ele geçirilmesine benzer bir nitelik kazanabilir. Güçlü olan veya ilk davranan devletler kaynakların mülkiyetini ele geçirmeye çalışabilir. Hükümetlerin okyanuslardan mümkün olan en büyük payı almak ve iddia ettikleri egemenliği güç kullanarak korumak için yarışması, jeopolitik gerilim noktalarının da artmasına yol açabilir.


Washington ve Tahran yeni bir çatışmanın eşiğine yaklaşıyor

USS George Washington uçak gemisi, Ortadoğu'daki karasularında seyir halindeyken hava operasyonları gerçekleştiriyor (CENTCOM)
USS George Washington uçak gemisi, Ortadoğu'daki karasularında seyir halindeyken hava operasyonları gerçekleştiriyor (CENTCOM)
TT

Washington ve Tahran yeni bir çatışmanın eşiğine yaklaşıyor

USS George Washington uçak gemisi, Ortadoğu'daki karasularında seyir halindeyken hava operasyonları gerçekleştiriyor (CENTCOM)
USS George Washington uçak gemisi, Ortadoğu'daki karasularında seyir halindeyken hava operasyonları gerçekleştiriyor (CENTCOM)

Diplomatik girişimlerin sonuçsuz kalmasıyla birlikte Washington ile Tahran yeni bir askeri çatışmanın eşiğine yaklaşırken, açıklamalar ve tehditlerin tonu da giderek sertleşiyor. Her iki tarafın da sert tutumlarını sürdürdüğü bir dönemde, Hürmüz Boğazı'ndan geçen gemiler saldırıların hedefi olmaya devam ediyor.

ABD Başkanı Donald Trump son dönemde yaptığı açıklamalarda, Tahran'ın yönetimiyle bir anlaşmaya varmaması halinde İran'a “çok büyük bir güçle” saldıracağını defalarca dile getirdi. Trump, böyle bir saldırının gelecek ay yapılacak Kongre ara seçimlerinden sonra, hatta belki de seçimlerden önce gerçekleşebileceğini belirtti. Trump ayrıca Tahran'a, “çok geç olmadan doğru kararı” alması çağrısında bulunurken, İran'da “kiminle muhatap olduğunu bilmediğini” belirtti. Tahran ise buna karşılık, Washington'un saldırılarını yeniden başlatması halinde silahlı kuvvetlerinin “yıpratma savaşına” veya “hızlı bir operasyona” hazır olduğunu açıkladı.

Gerilimin arttığı bu süreçte İngiltere Deniz Ticaret Operasyonları Kurumu (UKMTO), üçüncü bir taraftan, bir tankerin Hürmüz Boğazı'ndan geçişi sırasında kimliği belirsiz bir mühimmatın isabetine uğradığı ve bunun sonucunda gemide yangın çıktığı yönünde bir ihbar aldığını duyurdu. İran'ın son dönemde boğazdan geçen ticari gemilere yönelik saldırılarını artırdığı; Şarku’l Avsat’ın New York Times’ten aktardığına göre Batılı bir güvenlik yetkilisi gizli verilere dayanarak, İran'ın haftada yaklaşık 30 insansız hava aracı (İHA) ve 10 gemisavar füze saldırısı düzenlediğini belirtti.

Yetkili ayrıca son 10 gün içinde en az 4 ticari geminin İran saldırılarında isabet aldığını söyledi. İngiliz denizcilik makamlarının raporlarına göre ise 10 Eylül'den bu yana çoğunluğu petrol tankeri olmak üzere en az 13 gemi mühimmat veya mühimmat parçalarının isabet etmesi sonucu hasar gördü.