İran’daki eski bir mahkuma göre İran derin devleti, Washington düşmanlığını “hayatta kalmanın sırrı” olarak görüyor

Çin asıllı ABD vatandaşı Şiyue Wang'ın İran’daki hapis hayatı takas anlaşması ile sona ermişti. (Reuters)
Çin asıllı ABD vatandaşı Şiyue Wang'ın İran’daki hapis hayatı takas anlaşması ile sona ermişti. (Reuters)
TT

İran’daki eski bir mahkuma göre İran derin devleti, Washington düşmanlığını “hayatta kalmanın sırrı” olarak görüyor

Çin asıllı ABD vatandaşı Şiyue Wang'ın İran’daki hapis hayatı takas anlaşması ile sona ermişti. (Reuters)
Çin asıllı ABD vatandaşı Şiyue Wang'ın İran’daki hapis hayatı takas anlaşması ile sona ermişti. (Reuters)

Mustafa el-Ensari
Çin asıllı ABD vatandaşı Şiyue Wang, İran'da tutuklu bulunduğu dönemden çıkardığı dersleri anlatırken, tutuklanmadan önceki düşüncesinin ve birçok ABD’li çevrenin kanaatinin aksine Washington ve Tahran arasında yakınlaşmanın imkansız olduğunu söyledi.
Şiyue Wang, İran’daki derin devletin, ABD düşmanlığını ‘hayatta kalmanın sırrı’ olarak görmeye devam etmesi ve hatta bunu Tahran ve Washington arasında nükleer anlaşma imzalandığı zaman bile sürdürmesi karşısında dehşete kapıldığını belirtti. Nitekim İran, nükleer anlaşma sayesinde çok sayıda imtiyaz elde etmişti. Bunların arasında İslam Cumhuriyeti’ne karşı sıkı yaptırımların ardından Washington’da dondurulan milyonlarca dolara erişim de bulunuyordu.

En iyi çözüm kontrollü gerilim
ABD’li araştırmacı Şiyue Wang’ın bu ifadeleri, Washington’da Dış İlişkiler Konseyi’nin yayımladığı Foreign Affairs dergisindeki yazıda geçiyor. Şiyue Wang yazısında İran hapishanelerindeki üç yıllık süreçte çıkardığı dersleri anlattı.
Wang yazısında şu ifadeler yer verdi:
“Washington'ın Tahran'a karşı izlediği politika ne olursa olsun ABD’ye karşı düşmanlığı koruma ihtiyacı, İranlı yetkililer tarafından büyük ölçüde kabul görüyor. Üst düzey hükümet ofisinde çalışmış olan bir mahkum bana, İran’ın eski Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Genel Sekreteri Said Celi’nin ‘rejimin ABD ile hiçbir uzlaşma istemediğini çünkü böyle bir durumda meşruiyetini kaybedeceğini, rejimin bunun yerine iç ve dış politikalarını haklı göstermek için ABD ile kontrollü gerilimi korumayı istediği’ şeklindeki ifadelerini aktardı.”
İran’da 1785-1925 arasında hüküm süren Kaçar Hanedanı tarihi üzerine yaptığı doktora çalışması için İran’da farsça eğitimi alan ve İran Ulusal Arşivi’nde araştırmalar yapan Şiyue Wang, 2016 yılında başkent Tahran’da gözaltına alındı. Kendisine Temmuz 2017’de yapılan duruşmada “düşman ülkeyle iş birliği” yapmak suçlamasıyla 10 yıl hapis cezası verildi. Şiyue Wang, İsviçre’nin arabuluculuğunda ABD ve İran’ın ağustos ayı başında yaptığı esir takasında serbest kaldı.
Bununla birlikte hapis yılları, Şiyue Wang’a İran yönetiminin kulislerinde olup bitenleri yakından görme imkanı verdi. Şiyue Wang, Washington düşmanlığının İran için ne denli önemli olduğunu göstermek için bir diğer mahkumun şu sözlerini aktardı:
“İran’ın eski Birleşmiş Milletler Temsilcisi, sürekli ABD düşmanlığının İran’ın ulusal çıkarı için uzun vadede zararlı olacağını belirterek bundan kaygılı olduğunu dile getirirdi. Ancak bununla birlikte astlarına saf bir yakınlaşma ümidinden vazgeçmeleri çünkü İslam Cumhuriyeti’nin buna izin vermeyeceği tavsiyesinde bulunurdu.”

Casusluk itirafı
ABD’li araştırmacıya göre rejim yandaşları, ABD düşmanlığını kişisel ve kurumsal çıkar elde etmek için kullanıyor ve bu amaç uğrunda düşmanlığı artırıyorlar. Şiyue Wang bir soruşturmacının “kendisinin casus olmadığını bildiği halde” sorgulamanın sonunda casusluk itirafında bulunmasını istediğini belirterek “İran istihbarat birimlerinin hakkımda dava açması için böyle bir itiraf zorunluydu” dedi.
Şiyue Wang sözlerini şöyle sürdürdü:
“Daha sonraları İranlı medya kaynaklarından, İran Devrim Muhafızları’nın bir kanadı olan İslami Devrim Muhafızları istihbaratı ve İstihbarat Bakanlığı -bu iki istihbarat servisi İran’da rekabet halinde- arasında, Ocak 2016’da tutuklu Amerikalıların serbest bırakıldığı bir dönemde ABD’de 1,7 milyar dolarlık dondurulmuş mal varlığını hangi istihbaratın geri alacağına dair bir tartışma meydana geldiğini öğrendim. Bu tartışmanın sonucu olarak İran istihbarat servislerindeki iki rakip grubun ABD’ye karşı siyasi piyon olarak kullanmak için daha fazla Amerikalıyı tutuklamaya devam etmeleri mantıklı geliyor.”
ABD’li doktora öğrencisi, sonuç itibariyle İran ile ilgili kafasında netleşen tabloyu şöyle aktardı:
“ABD'li politika yapıcılar ve halk, İran'ın ABD ile sorunlu ilişkisinin temelinde şu gerçeğin yattığını anlamalıdır: Teokrasinin hayatta kalması ve elit kesiminin refahı, çatışma durumunu korumak için savaşa veya rejimin yok olmasına neden olmadan ABD’ye karşı düşmanlığı sürdürmeyi gerektirir. İran İslam Cumhuriyeti maalesef benim gibi ve İran ile Ortadoğu’nun dört bir yanında sıradan kişilere acı çektirerek kendi üzerine düşen rolü titizlikle yerine getirmeyi sürdürüyor.”

Ilımlıları düşünmek düşmanlığı körüklüyor
Şiyue Wang yazısını şu sözlerle sürdürdü:
“ABD’nin İran için önemi, İran’ın ABD için öneminden daha fazladır. Ancak İran zarar veren bir güç ve ABD ile müttefiklerine büyük zararlar verebilir. Bu yıkıcı güç İran’ın ana etkisidir. ABD bu durumu, İran ile ilgili tartışmaların kutuplaştırma boyutlarından bağımsız bir şekilde asla aklından çıkarmamalı. İranlı ılımlıların kapasitesini artırmayı veya İslam Cumhuriyeti'nin devrimci doğasını değiştirme olasılığını düşünmek, ABD karşıtı söylemleri ve İran rejim medyasının çarpıtmalarını körüklüyor ve ABD'deki siyasi bölünmelerden yararlanmasına olanak sağlıyor.”
Şiyue Wang tutuklanmadan önce Washington-Tahran hattında düşmanlığın kaçınılmaz bir kader olmadığını ve bunun değişebileceği kanaatine sahip olduğunu ancak tutuklanmasının ardından resmin tamamını gördüğünü ve mevcut İran rejimi ile yeni bir sayfa açmanın gerçekleşmeyecek bir hayalden ibaret olduğunu ifade etti.

Rejimin Evin Cezaevi’ndeki adamları
Şiyue Wang sözlerine şöyle devam etti:
“Ağustos 2016’da, tutuklanmamdan kısa bir süre sonra İran İstihbarat Bakanlığı’ndan bir soruşturmacı bana İran ve ABD arasındaki düşmanlık hakkında bir soru sordu. Kendisine açık bir şekilde, her Amerikalı gibi İran ve ABD’nin iki düşman olmak zorunda olmadığını düşündüğümü söyledim. Tıpkı Richard Nixon’ın 1972’de Pekin’i ziyaret ettiği gibi, Barack Obama’nın da Tahran’ı ziyaret etmesi ve ilişkilerde yeni bir sayfa açması gerektiğini söyledim. Soruşturmacı dalga geçti ve bana ‘ABD Başkanı’nın ülkesinde hoş karşılanmayacağını’ söyledi.”
Bununla birlikte Şiyue Wang, “kötü şöhrete sahip” diye nitelediği Evin Cezaevi’nde geçirdiği 40 ayın ardından ABD ve İran arasındaki ilişkiler hakkında sahip olduğu düşüncelerde hayal kırıklığına uğradığını belirtti. Şiyue Wang “İran rejiminin doğası aşamalı bir şekilde değişiyor. Orada (Evin Cezaevi) rejimin gerçek eylemlerini içerden gördüm. Diğer mahkûmlarla ve her kesimden İranlılarla kurduğum iletişimden çok şey öğrendim. Birçoğu geçmişte rejimle çalıştı” ifadesini kullandı.
Diğer yandan İran rejimi ise ABD ile diyalog kurmak isteğini açıkça dile getirmesine rağmen ABD karşıtı söylemlerini güvensizlik, Washington’ın güvenirliğinden şüphe etme ve İslam Cumhuriyeti’ne gizli tuzak kurma bahanesiyle savunuyor. Tahran’daki makamların idari mercii konumunda bulunan Ali Hamaney bir konuşmasında “Bizim bir numaralı düşmanımız ABD'dir. Amerikalı yetkililer yalancı, açgözlü, zalim, acımasız, terörist ve şarlatandırlar” ifadesini kullanmıştı.



Yeni hukukun üstünlüğü raporu: Yalnızca bir AB üyesi ilerleme gösteriyor

Pazartesi yayımlanan raporda AB de eleştirildi (Reuters)
Pazartesi yayımlanan raporda AB de eleştirildi (Reuters)
TT

Yeni hukukun üstünlüğü raporu: Yalnızca bir AB üyesi ilerleme gösteriyor

Pazartesi yayımlanan raporda AB de eleştirildi (Reuters)
Pazartesi yayımlanan raporda AB de eleştirildi (Reuters)

Avrupa Sivil Özgürlükler Birliği yeni yayımladığı raporda Avrupa Birliği (AB) üyelerinden 5'i, hukukun üstünlüğünü "kasten ve sürekli" yok etmekle suçlandı. 6 ülkede de standartların gerilediği bildirildi. 

22 ülkedeki 40 sivil toplum örgütünden alınan verilere dayandırılan raporda Bulgaristan, Hırvatistan, İtalya, Macaristan ve Slovakya yönetimlerinin hukukun üstünlüğüne bilerek zarar verdiği iddia edildi. 

Özellikle Slovakya'ya dikkat çekilirken Moskova yanlısı hükümetin hukukun üstünlüğüne dair tüm başlıklarda ülkeyi gerilettiği ileri sürüldü. 

Robert Fico yönetiminin sivil toplumun denetim ve denge görevi, medya özgürlüğü, yolsuzlukla mücadele ve adalet üzerindeki olumsuz etkilerine dikkat çekildi. 

12 Nisan'da genel seçime gidecek Macaristan'da da 16 yıllık Viktor Orbán iktidarının gerilemede "başlı başına bir kategori" oluşturduğu ifade edildi. 

Budapeşte yönetiminin hiçbir olumlu değişim emaresi göstermediği ve yeni kanunların standartları daha da gerilettiği dile getirildi. 

Hukukun üstünlüğüne dair bazı alanlarda 6 ülkenin gerilemeye girdiği belirtilirken bunların Almanya, Belçika, Danimarka, İsveç, Fransa ve Malta olduğu açıklandı. 

844 sayfalık raporda Çekya, Estonya, İrlanda, İspanya, Hollanda, Litvanya, Polonya, Romanya, Slovenya, Yunanistan'ın hukuk devleti nitelikleri açısından ne uzadığı ne de kısaldığı öne sürüldü. 

Letonya'nınsa bu konuda olumlu yönde adım atan tek devlet olduğu bildirildi. 

Avrupa Sivil Özgürlükler Birliği, AB'nin hukukun üstünlüğünü korumak ve teşvik etmek için yeterli mekanizmalara sahip olmadığını vurguladı. 

Avrupa Komisyonu'nun 2025'te hazırladığı hukukun üstünlüğü raporundaki önerilerin yüzde 93'ünün bir önceki yıllarda da dile getirildiği aktarıldı. 

Independent Türkçe, Guardian, Balkan Insight


İsrail'in kayaklı askerleri Lübnan'a girdi

İsrail'in kayaklı askerleri Lübnan'a girdi
TT

İsrail'in kayaklı askerleri Lübnan'a girdi

İsrail'in kayaklı askerleri Lübnan'a girdi

Pazar sabahı erken saatlerde İsrail birlikleri, Suriye'de kısa süre önce ele geçirdikleri topraklardan güney Lübnan'a kayakla geçti.

Bu, İsrail Savunma Kuvvetleri (IDF) Dağcı Birliği tarafından gerçekleştirilen bu türdeki ilk sınır ötesi operasyon oldu.

İsrail, haftalardır Lübnan'ın güneyindeki Tahran destekli Hizbullah güçleriyle çatışırken, ülkenin doğusundaki ve başkent Beyrut'taki önemli altyapı tesisleriyle sivil yapılara da hava saldırıları düzenliyor.

IDF'in açıklamasına göre, 810. "Dağlar" Bölgesel Tugayı'nın yedek Dağcı Birliği, "karmaşık dağlık arazide faaliyet gösterdi ve Suriye'deki Hermon'dan güney Lübnan'daki Dov Dağı bölgesine karda tırmanarak geçti; bölgeyi taradı, istihbarat topladı ve bölgedeki düşman terör altyapısını tespit etti".

Bu birlikler, Litani Nehri'ne doğru kuzeye ilerleyen, Lübnan'ın güneyinde bir düzineden fazla köyde faaliyet gösteren daha geniş İsrail güçlerine katılıyor.

vfd
26 Mart'ta Lübnan'ın güneyindeki Kfar Roummane köyünü hedef alan İsrail hava saldırısının ardından olay yerine gelen ilk yardım ekipleri (AFP)

IDF'in bölgedeki operasyonel hedefleri daha da netleştikçe, uzun süreli işgal endişeleri artıyor. İsrail Savunma Bakanı Yisrael Katz, bölgenin tüm sakinlerinden arındırılacağını ve "temas hattı köylerindeki" evlerin "Gazze'deki Beyt Hanun ve Refah modeline uygun olarak" yıkılacağını duyurdu.

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu pazar günü yaptığı açıklamada, "Mevcut güvenlik tampon bölgesini daha da genişletme talimatını az önce verdim. [İsrail'in] kuzeyindeki durumu kökten değiştirmeye kararlıyız" dedi.

Lübnan, İran'ın dini lideri Ayetullah Ali Hameney'in öldürülmesinin ardından Hizbullah'ın İsrail'e füze fırlatmasıyla ABD - İsrail'in Ortadoğu'da süregelen savaşına 2 Mart'ta dahil olmuştu.

O tarihten bu yana Lübnan’da 1200’den fazla kişi öldürüldü ve bir milyon kişi yerinden edildi; bu da ülke nüfusunun beşte birine denk geliyor.

Hafta sonu öldürülenler arasında üç gazeteci ve 10 kurtarma görevlisi de bulunuyor; böylece İsrail ateşiyle öldürülen sağlık çalışanlarının toplam sayısı 52'ye ulaştı.

Hermon Dağı, Suriye - Lübnan sınırında yer alıyor ancak eski başkan Beşar Esad'ın devrilmesinin hemen ardından Aralık 2024'te IDF tarafından ele geçirilmişti.

Bu, İsrail'in Suriye'de daha önce elde ettiği toprak kazanımlarını genişletmişti. Bunlar arasında 1967'de Golan Tepeleri'nin ele geçirilmesi de yer alıyor; İsrail hükümetinin 1981'de resmileştirdiği bu ilhakı sadece Birleşik Devletler tanıyor.

İsrail, Suriye'nin güneyinde en az 9 askeri üs bulunduruyor; bunlardan ikisi Hermon Dağı'nın Suriye tarafında yer alıyor ve bu üslerden topçu birlikleri 35 kilometre uzaklıktaki Şam'ı vurabiliyor. Ayrıca 1974'te kurulan ve BM gözetiminde olan bir tampon bölgede de 7 üs daha bulunuyor.

İsrail ordusu, buradaki varlığının, "düşman güçlerin" kullanabileceği silahları ele geçirmek için gerekli olduğunu iddia ediyor.

Independent Türkçe


Savaşın gölgesinde 2028 seçimleri: Vance–Rubio rekabetinde Trump kimi destekleyecek?

Donald Trump ile birlikte, Başkan Yardımcısı J. D. Vance ve Dışişleri Bakanı Marco Rubio, 25 Haziran 2025’te Oval Office’te (AP)
Donald Trump ile birlikte, Başkan Yardımcısı J. D. Vance ve Dışişleri Bakanı Marco Rubio, 25 Haziran 2025’te Oval Office’te (AP)
TT

Savaşın gölgesinde 2028 seçimleri: Vance–Rubio rekabetinde Trump kimi destekleyecek?

Donald Trump ile birlikte, Başkan Yardımcısı J. D. Vance ve Dışişleri Bakanı Marco Rubio, 25 Haziran 2025’te Oval Office’te (AP)
Donald Trump ile birlikte, Başkan Yardımcısı J. D. Vance ve Dışişleri Bakanı Marco Rubio, 25 Haziran 2025’te Oval Office’te (AP)

İran savaşı, ABD Başkanı Donald Trump’ın mirasını tehdit ederken, halef adayları arasında öne çıkan iki isim olan Başkan Yardımcısı J.D. Vance ve Dışişleri Bakanı Marco Rubio üzerindeki siyasi bahisler de artıyor.

Her iki isim de geniş çapta Trump sonrası başkanlık yarışında öne çıkan adaylar olarak görülüyor ve savaşın sona erdirilmesine yönelik müzakerelerde ön plana çıkarılmış durumda. Cumhuriyetçi Parti ise şimdiden Trump sonrası dönemi planlamaya başladı. Vance, ABD’nin savaşa katılımına karşı  temkinli bir tutum sergilerken, Rubio Trump ile yakın bir pozisyonda, askeri harekâtın açık bir savunucusu olarak öne çıkıyor.

Trump, her iki ismin de İran’ı nükleer ve füze programlarını tasfiye etmeye ve Hürmüz Boğazı’ndan petrol geçişinin güvenliğini sağlamaya ikna etme çabalarına katıldığını ifade etti. Yaklaşan 2028 başkanlık seçimleri öncesinde Trump, özel görüşmelerde müttefiklerine ve danışmanlarına “J.D. mi, yoksa Marco mu?” sorusunu yöneltti.

2028 için hazırlık

Analistler ve Cumhuriyetçi yetkililere göre, beşinci haftasına giren Amerikan askeri operasyonlarının seyri, her iki adayın 2028 şanslarını belirleyebilir. Savaşın hızlı bir şekilde sona ermesi, “krizlerde sabit bir el” olarak görülen ve aynı zamanda Ulusal Güvenlik Danışmanı görevini yürüten Rubio’nun konumunu güçlendirebilir. Öte yandan çatışmanın uzaması, Vance’a Trump tabanında savaş karşıtı eğilimleri temsil etme alanı sağlayabilir.

vcdvdf
ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, 9 Ekim 2025’te Washington, D.C.’daki Oval Office’te Başkan Yardımcısı J. D. Vance’e bir şey fısıldıyor (AP)

Trump’ın kendi konumu da test altında. Reuters/Ipsos tarafından geçen hafta yapılan bir ankete göre yakıt fiyatlarının artışı ve İran savaşına geniş çaplı muhalefet nedeniyle Trump’ın onayı son günlerde %36’ya gerileyerek Beyaz Saray’a dönüşünden bu yana en düşük seviyeye ulaştı.

Bazı Cumhuriyetçiler, Trump’ın tercih ettiği üst düzey yardımcıları dikkatle izliyor. Bazıları, Trump’ın Rubio’ya eğilim gösterdiğine dair işaretler gözlemliyor, ancak Trump’ın fikrini hızla değiştirebileceği de kabul ediliyor. Beyaz Saray ise, Trump’ın tercih sinyalleri verdiği iddialarını reddediyor. Sözcü Stephen Chung, “Vance ve Rubio hakkındaki medya spekülasyonları bu yönetimi Amerikan halkı için savaşma görevinden alıkoyamaz” dedi.

Rakiplerden olası mirasçılara

41 yaşındaki Vance, eski bir Deniz Piyadesi mensubu olarak Irak’ta görev yaptı ve uzun süredir ABD’nin dış savaşlara müdahalesine karşı çıktı. İran konusundaki kamuoyuna yönelik açıklamaları sınırlı ve ölçülü oldu. Trump ise aralarındaki “felsefi farklılıklar”a dikkat çekti.

Vance, siyasi kariyerinin başında kendisini “Trump karşıtı” olarak tanımlamıştı. 2023’te Wall Street Journal’da yayımlanan bir makalesinde, Trump’ın ilk dönemindeki en iyi dış politikasının savaş başlatmamak olduğunu savunmuştu. Beyaz Saray ise Başkan ile Başkan Yardımcısı arasındaki olası çatışmayı minimize etmeye çalıştı. Vance, bu ayın başında Trump’ın yanında Oval Ofis’te durarak, İran’ın nükleer silaha sahip olmasını engelleme konusunda Başkan’ın politikasını desteklediğini belirtti.

ferfer
J. D. Vance’in İran’a yönelik askeri harekâtı eleştirme konusunda temkinli davrandığı görülüyor (Reuters)

Vance, Başkan’ın özel temsilcisi Steve Witkoff ve Trump’ın damadı Jared Kushner’in ilerleme kaydetmesi halinde müzakerelerde daha doğrudan bir rol üstlenebilir. Vance’in sözcüsü, “Başkan Trump liderliğinde Amerika’yı daha güvenli ve refah içinde kılmak için etkili bir ekibin parçası olmaktan gurur duyuyoruz” dedi.

Beyaz Saray’daki üst düzey bir yetkili, Trump’ın yardımcılardaki ideolojik farklılıklara, sadık kaldıkları sürece tolerans gösterdiğini belirterek, Vance’in şüpheci tavrının Trump’a tabanının görüşlerini aktarmasına yardımcı olduğunu söyledi.

Vance, Kasım’daki ara seçimler sonrasına kadar 2028 için aday olup olmayacağına karar vermeyi planlıyor. Conservative Political Action Conference (CPAC) katılımcıları arasında yapılan bir ankette, yaklaşık 1 bin 600 kişi arasından yüzde 53 oy alarak Cumhuriyetçi Parti’nin bir sonraki adayı olarak öne çıktı. Rubio ise yüzde 35 ile ikinci sırada yer aldı; geçen yıl sadece yüzde 3 oy almıştı.

54 yaşındaki Rubio, Vance aday olursa kendisinin başkanlığa aday olmayacağını belirtti ve kaynaklara göre Vance’in yanında bir başkan yardımcısı olarak yer almaktan memnuniyet duyacak. Ancak Vance’in herhangi bir zayıflığı, Rubio ve diğer Cumhuriyetçiler için cesaret verici olabilir. Stratejist Ron Bonjean, “Trump uzun hafızalıdır; Vance’in sadakat eksikliğini hatırlayabilir. MAGA tabanında Trump hâlâ popülerse, bu Vance için olumsuz olabilir” dedi.

dsgfr
ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Perşembe günü White House’ta düzenlenen toplantıda Başkan Donald Trump ile birlikte (EPA)

Trump, Vance ve Rubio’nun birlikte aday olmasını önerdi; bunun olası rakipler için kazanmayı zorlaştıracağını düşündü. Rubio’nun 2016’daki başkanlık hedefleri Trump ile sert bir karşılaşma sonrası engellenmişti, ancak sonrasında ilişkileri düzeldi. Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Tommy Beigot, Rubio’nun Trump ekibiyle hem profesyonel hem de kişisel olarak mükemmel bir ilişkiye sahip olduğunu belirtti.

Rubio ve Beyaz Saray, bazı açıklamalarının muhafazakar Trump destekçilerini öfkelendirmesi sonrası durumu kontrol altına almak zorunda kaldı. Rubio, savaşta ABD’nin İsrail’in yönlendirmesiyle hareket ettiği izlenimi vermişti, ancak Trump sonrasında Rubio’nun askeri harekâta verdiği desteği övdü. Rubio’nun uzun süren bir savaşın siyasi geleceğini etkileyeceği konusunda endişelenip endişelenmediği sorulduğunda, “Buna tek bir saniye bile düşünmedim” yanıtını verdi.

Belirgin Farklılıklar

CPAC yöneticisi Matt Schlapp, İran’a karşı yürütülen kampanyanın ABD iç siyasetinde önemli sonuçlar doğuracağını belirterek, “Bu savaş hedeflerini başarıyla gerçekleştirirse, insanlar siyasi olarak ödüllendirilecektir. Aksi takdirde maliyeti yüksek olacaktır” dedi.

Anketler, İran politikasının ABD iç siyasetinde keskin bir kutuplaşma yarattığını ortaya koyuyor. Reuters/Ipsos verilerine göre Cumhuriyetçi tabanın yüzde 75’i askeri operasyonları desteklerken, Demokrat seçmenlerde destek oranı yalnızca yüzde 6’da kalıyor. Bağımsızlar ise yüzde 24 ile iki blok arasında sınırlı bir destek sergiliyor.

ugt
ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, 27 Mart’ta Paris yakınlarında düzenlenen toplantı mekânına varırken (Reuters)

Geçen Perşembe televizyonda yayımlanan bir hükümet toplantısında, Rubio ve Vance’ın yaklaşım farkları öne çıktı. Rubio, Trump’ın İran’a yönelik saldırısını güçlü biçimde savunarak, Başkan’ın böylesi bir tehdidi görmezden gelemeyeceğini söyledi. Vance ise daha temkinli bir tutum sergileyerek, İran’ın nükleer silaha sahip olmasını engelleme seçeneklerine odaklandı. Askeri personele seslenirken, “Sizlerin yanındayız ve her adımda desteğimiz devam ediyor” ifadelerini kullandı.