Hizbullah takipçilerini nasıl konsolide ediyor?

Bugün Hizbullah tabanını ikna sürecini sürdürme sorunuyla karşı karşıya (AFP)
Bugün Hizbullah tabanını ikna sürecini sürdürme sorunuyla karşı karşıya (AFP)
TT

Hizbullah takipçilerini nasıl konsolide ediyor?

Bugün Hizbullah tabanını ikna sürecini sürdürme sorunuyla karşı karşıya (AFP)
Bugün Hizbullah tabanını ikna sürecini sürdürme sorunuyla karşı karşıya (AFP)

Fidel Sebiyti*
Lübnan Hizbullah Hareketi, Şii toplumunun parçası olarak veya Hareketin tanımıyla ‘koruyucu çevre’nin sinir uçlarına ‘acının’ ulaşmasını engellemek için tüm araç gereçleri kullandı.
Tıp çevrelerinde bilinen bir durumdur; anestezinin sık bir şekilde uygulanması, vücut anesteziye karşı koymayı bırakana kadar hastanın ilave dozlar istemesine yol açar. Ancak hastalık çok fazla. Bu hastalıklar arasında, halkın Hizbullah’ın İsrail direnişiyle ilgili propagandasına olan inancının azalmasından tutun da Suriye’deki savaşa müdahil olma gerekçesine, koronavirüs krizinin etkileriyle mücadeleye ve onun arkasından Lübnan’ı kasıp kavuran mali ve ekonomik krize, Hareket’e uygulanan ekonomik ambargoya ve bunun ‘koruyucu çevreye’ etkilerine, Lübnan halkının 17 Ekim 2019’dan bu yana iktidar elitlerine karşı kararlı direnişine, Uluslararası Mahkeme’nin Refik Hariri davasında verdiği karara (bu kararın ucu Hizbullah’ın saha yöneticilerinden birine uzanmış, ancak Hizbullah bu kişi hiç yokmuş gibi davranmıştı), Lübnanlıların çoğunun Hizbullah’ı sorumlu tuttuğu Beyrut Limanı’ndaki büyük patlamaya, Maruni Patriği Beşara Butrus er-Rai’nin Lübnan’ı  ‘tarafsızlaştırma’ çağrısına (Hizbullah’ın koruyucu çevre içindeki siyasi mezhepçi tayfa buna tepki göstermişti) varana dek liste uzayıp gidiyor.
Ancak Hizbullah’ın koruyucu çevrede safları sıklaştırma ve dağılmayı önlemek için uyguladığı ilaçlar, artık Hizbullah’ın çekirdek kadrosuna yakın kesimleri ve Hareket’ten doğrudan nemalananların dışındakileri çoğu zaman ikna edemiyor. Hizbullah, bu durum karşısında direniş propagandası, mezhepçi ve etnik kesimlerin son on yıllarda kazandığı kazanımları kaybetmekle ve Hizbullah’ın ekseni etrafında dönen koruyucu çevreye doğrudan ulaşan maddi ve nakit para yardımlarını kesmekle korkutma (bu yardımlardan Hizbullah’a yakın olanların dışındaki Lübnanlı Şiiler faydalanmıyor) gibi araçlara başvuruyor.

Yeni denklemler
Lübnan’ın güneyindeki köy ve kasabalardan geçerken, en son 14 yıl önce Temmuz 2006 savaşında İsrail'le yaşanan çatışmalarda ölenlerin posterlerinin uzun süre ihmal edilmesi dikkat çekiyor. İsrail karşısında oturan güney Lübnanlılarda İsrail ile ‘ebedi direniş’ konusunda cesaret uyandıran direniş silahının önemine dair sloganlar ve afişler ve bunun dışındaki ‘direniş ekseni’ sloganların ideolojik gücü azalmış olsa da inşa niteliğini koruyor. Bazı köylerin girişlerinde de eskilerinin yerini Suriye’deki savaşça ölenlere ait fotoğrafların yer aldığı yeni ve parlak afişler almış. Çünkü halihazırda ana savaş, Suriye’deki yeni savaş ve ABD ile İsrail’in bölgeyle ilgili projeleriyle mücadeledir. Koruyucu çevre içinde Şii grubu tehdit eden iki ülkenin varlığının tehlikesi fikri dillendiriliyor veya halka hitaben yapılan konuşmalarda Lübnan’ın teröre karşı savunulması yönündeki söylemler tekrar ediliyor.
Hizbullah, geçtiğimiz 9 yılda Suriye savaşını gerekçelendirmek için kullandığı sloganlar ve ideolojilerin yanı sıra savaşçılara ve ölenlerin ailelerine daimi maaş bağlayarak, koruyucu çevrenin bu savaşın önemi ve ölen evlatlarının ciddiyeti konusunda yaşadığı can sıkıntısını bir nebze olsun bastırabildi. Ancak Hizbullah bugün bu ikna çabalarını sürdürebilme sorunuyla karşı karşıya.
Bunun birinci sebebi, Suriye savaşının uzaması ve koruyucu çevreye yapılan finansal kaynak ve ayni yardımların azalmasıdır. Güneydeki Lübnanlılar Suriye’deki savaşı bir ‘varlık’ meselesi olarak görürken, üst üste gelen krizler, bu kesimlerin, direnişçi partilerinin ‘varlık savaşını’ bizzat Lübnan’ın içine taşıdığını düşünmesine yol açtı ve kendileriyle aynı düşünceleri paylaşmayan diğer Lübnanlılarla karşı karşıya gelirken buldular. İsrail’in raporları, İran’ın Suriye’deki güçlerini azalttığını ve bu durumun Hizbullah için de geçerli olabileceğini vurguluyor.
Suriye rejimi hamilerinin yaşadığı siyasi ve ekonomik çalkantılar ile Şam’da iktidar çevresindeki ana aktörler arasında çatışmaların derin mali ihtilaflara dönüşmesi arasında bir bağlantı olabileceğine dikkat çekilen raporlarda, İran’ın finans sağlayamamasına neden olan hammadde eksikliğinin rejimin finansör krizin iyice gün yüzüne çıkmasına neden olduğu belirtiliyor.

Fiziksel kutuplaşma ve fonların kısıtlı oluşu
Bu makalenin oluşturulması esnasında görüştüğümüz tüm partililer, destekçiler ve yandaşlar, Hizbullah’ın Suriye savaşı boyunca güneydeki kentlerde 500’den fazla kişiye aylık sabit maaşlar ödediğini söylediler. Savaşta ölenlerin yakınlarına aylık olarak ödenen maaşların Hareket’e bağlı askeri veya eğitim, kültürel, üniversite, okullar veya kurumlara yapılan harcamalar gibi gösteriliyordu. Bu yandaşlar yalnızca aylık sabit maaşla sınırlı kalmıyor bunun yanı sıra partili olmayanlara, dul ve yetimlere gönderilen sosyal yardımlardan da faydalanıyordu. Bu yardımlar nakdi veya ayni yardımlar şeklinde gerçekleşiyordu. Ancak şimdi bu yardımlar büyük ölçüde azaldı ve nemalanan ‘koruyucu çevre’ daraldı. Söz konusu yardımlar artık savaşçılara, ailelerine, partili çalışanlara ve parti kurumlarıyla sınırlandırıldı. Yandaşlar bu çerçeveden çıkarıldı. Bu durum, koruyucu çevrenin içinde bulunduğu krize bir yenisini ekledi yani bizzat Hizbullah’ın omuzlarına yüklendi. Hizbullah, diğer Lübnanlılar gibi genel mali krizden ve koronavirüsün yansımalarından etkilenen Şiiler tarafından eleştiriliyor. Virüsün yayılımı, Lübnan’ın diğer bölgelerinin yanı sıra Hizbullah’ın kontolündeki bölgelerinde daha yüksek bir şekilde seyrediyor.

17 Ekim ve yanıt
Hizbullah’ın çevresinde mali sıkıntılarına ışık tutulmasına rağmen, mali yardımlar, maaşlar ve sosyal yardımların sosyal ağlarından gelen desteği pekiştiren ana araçlardan biri olması nedeniyle Hareket’i koruyor. Bu esas üzerine Hizbullah, Şii gruplar içindeki fakir kesimleri, Lübnanlıların yolsuzluk ve kota sistemini düşürmek için başlattığı 17 Ekim ayaklanmasından uzak tuttu. Hareket’in kontrolündeki medya, Hizbullah Genel Sekreteri Hasan Nasrallah’ın protestolarla ilgili açıklamasından sonra eylemleri yakından takip etti. Nasrallah, söz konusu konuşmasında göstericilerin ‘büyükelçilikler’ tarafından finanse edildiğini ve yönlendirildiğini söylemesinin hemen ardından protestoların merkezinde bulunan Şiiler ayrılmaya başladı.
Hizbullah’ın yayın organı Al-Manar TV kanalında protestoların siyasileştirildiği yönünde işaretler veriliyor ve bu protestoların daha da büyüyerek mezhepçi bir yapıya dönüşmesine dair endişeler dile getiriliyordu.
Al-Manar TV, yollarda eylem yapan protestocuları “haydutlar” diye niteleyerek, koruyucu çevredeki birçok kişinin nezdinde gösterilerin imajını ve hedeflerini çarpıtmaya çalıştı. Gösterilerin ivme kazanmasıyla birlikte, boyun eğdirme kültürüne alan açılmaya çalışıldığı iddiasıyla ‘hainlik’ söylemleri dolaşıma koyuldu.
Hizbullah, Şii kesimlerin genelini 17 Ekim Devrimin’den uzaklaştırmayı başardı. Ancak bunda yalnızca sözlü saldırıların değil, Hareket destekçilerinin göstericilerin çadırlarını yakmasıyla veya aktivistlere düzenlediği saldırıların da payı var. Ancak Lübnan’daki Şiilerin tamamı, ülkedeki yolsuzluğa karşı kayıtsız kalmıyor. Zira bazı bölgelerde uzun süren elektrik kesintileri, elektrik faturalarının ve gıda fiyatlarının 4 kata ulaşan artışlara tepki olarak gösteriler düzenleniyor. Can sıkkınlığının düzeyi arttı ve Hizbullah’ın kontrolündeki bölgelerde iç gösteriler düzenlendi. Ancak Hizbullah ‘lokal anesteziye’ yani retorik söylemlere başvurarak ve insanları hayat memat meselelerinin (İsrail ile savaş, içerdeki şiddeti artırmakla tehdit) karşısına koyarak bu protestoları kendi içinde halletmeyi başarabildi. Nitekim farklı etnik grupların bir arada yaşadığı bölgelerde olaylar çıkmış ve bu olaylarda bazı kişiler hayatlarını kaybetmişti. İç savaşla tehdit etmek genellikle itirazları bastırma ve ağızları kapatma noktasında işe yarıyor. Hizbullah bunların yanı sıra Hareket’in silahsızlandırılması, ABD’nin ülkeyi ele geçirmesi, Filistin ve Kudüs’ün özgürlüğü gibi klişe söylemelere başvuruyor, ülkenin tarafsızlaştırılmasını talep eden Lübnanlıları ihanet ve ajanlıkla suçluyor. Bu faktörler Hizbullah’ın, destekçilerini konsolide etmesine katkı sağlıyor. Hizbullah bunu kendisine bağlı dar çevrede başarmış durumda. Ancak Şiilerin büyük bir kısmı da dahil diğer etnik ve mezhep mensupları artık bu tür sözlere güvenmiyor. Hatta Hizbullah ve Genel Sekreteri Nasrallah ile dalga geçiyor.
Nitekim Nasrallah’ın koronavirüsün ekonomik etkileriyle mücadelede ‘tarım cihadı’ çağrısı yapması ve bunun öncesinde Amir el-Fahuri’nin ABD’ye teslim etme işlemi hakkında bilgisinin bulunduğunu söylemesi ve Beyrut Limanı’nda amonyum nitrat depolandığından haberdar olmadığını ve hatta Liman ile ilgili hiçbir şey bilmediğini ifade etmesi de dalga konusu olmuştu. Zira, Liman’ın Hizbullah’ın kontrolü altında olduğu bilinen bir durum. Avrupa’da ikamet eden Lübnanlı gazeteci Faris Haşşan, Hizbullah’a doğrudan veya dolaylı olarak bağlı medya kuruluşlarının artık kamuoyunu Hareket’in istediği propagandalarla ikna edemediğini belirtti.
Sosyal medyada ise Hizbullah karşıtlığı daha önce hiç olmadığı kadar üst seviyelere çıktı. Daha önce kullandığı İsrail düşmanlığı da bir fayda etmiyor ve bu dosyayı kaybetti. Çünkü Lübnan’da birçok kişi, Hizbullah’ın ülkedeki yasadışı silahların kullanımını meşrulaştırmak amacıyla İsrail düşmanlığı için yalvarmakta olduğunu ve çoğu zaman da Lübnan’da yetkisini genişletmek konusunda sinyal verdiğini görüyor.



Husilerin bölgesel düzeydeki faaliyetleri Hudeyde Limanı’nın kurtarılmasına yol açacak mı?

Sana’da İran bayrağını taşıyan Husiler (EPA)
Sana’da İran bayrağını taşıyan Husiler (EPA)
TT

Husilerin bölgesel düzeydeki faaliyetleri Hudeyde Limanı’nın kurtarılmasına yol açacak mı?

Sana’da İran bayrağını taşıyan Husiler (EPA)
Sana’da İran bayrağını taşıyan Husiler (EPA)

İran ile ABD-İsrail arasında süren savaşın ilk ayının sona ermesiyle birlikte, Husiler de çatışmalara dahil oldu. Örgüt, Tahran’a destek amacıyla İsrail’e karşı roket saldırıları başlattığını duyurdu.

İran Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) ile bağları bilinen Husilerin bu müdahalesi, Yemen’deki dengelerde derin değişimlerin kapısını aralıyor. Analistler, bu adımın çatışma haritasının yeniden şekillenmesini hızlandırabileceğini ve Kızıldeniz kıyısındaki Hudeyde vilayeti ile limanının kurtarılması amacıyla olası askeri operasyonların yeniden başlamasına yol açabileceğini, hatta daha geniş kapsamlı etkiler doğurabileceğini belirtiyor.

Bu gelişmeler, Birleşmiş Milletler’in (BM) Hudeyde Anlaşmasını Destekleme Misyonu’nu mart sonu itibarıyla sona erdirme kararıyla aynı döneme denk geliyor. Uzmanlar, bunun Batı sahili cephesinin yeniden silahlı çatışma alanına dönme ihtimalini güçlendirdiğini, bölgesel gerilimlerin tırmanması ve barış süreçlerinin yavaşlamasıyla bu riskin arttığını vurguluyor.

Bölgesel ve uluslararası endişeler, Husilerin Babu’l Mendeb Boğazı’nı kapatma ihtimaline de odaklanıyor. Bu adımın, Tahran’ın Hürmüz Boğazı’ndaki hareketlerinin bir devamı niteliğinde olabileceği ve stratejik deniz geçitlerine baskıyı artıracağı değerlendiriliyor.

Askeri uzman Adnan el-Ceberni, “BM misyonunun çekilmesi ile Husilerin İran lehine yeni bir savaşa girmesi ve bunun Yemen ile bölge üzerindeki muhtemel etkileri, tüm olasılıkları açık bırakıyor” dedi.

El-Ceberni Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, Husilerin müdahalesinin, örgütün önceliklerinin ve hareket noktalarının esas olarak İran ve müttefikleriyle bağlantılı olduğunu gösterdiğini belirterek, bunun Yemen halkı ve çıkarları için ciddi bir tehdit oluşturduğunu, ayrıca bölge genelinde de riskleri artırdığını vurguladı.

efdvf
Husilerin bölgesel savaşa dahil olması, Hudeyde vilayetinin ve limanının kurtarılmasına yönelik olası bir operasyona yol açabilir. (Haber ajansları)

El-Ceberni, Husilerin iç politikada ciddi bir tıkanma ve izolasyon yaşadığını belirterek, “Halkın öfkesi ve toplumsal izolasyonları benzeri görülmemiş düzeylere ulaştı. Bu durum, onları dış çatışmalara daha fazla katılmaya zorluyor; bu da örgütün geleceği için yüksek maliyetli olabilir” dedi.

Avrupa Birliği (AB) misyonu ise Husilerin Kızıldeniz ve Aden Körfezi’nde gemilere yönelik saldırılar düzenleme ihtimalini dışlamayarak, bu bölgeden geçen deniz taşımacılığı için dikkatli olunması uyarısında bulundu.

Öte yandan, BM çatısı altındaki Washington Yemen Araştırmaları Merkezi araştırmacısı Mervan Numan, Hudeyde şehrinin Husilerin elinden alınmasının zamanı geldiğini belirtti. Numan, 2022’de kurulan Başkanlık Konseyi’nin, Yemen krizinin çözümünün ya barış ya da savaş yoluyla olacağını ortaya koyduğunu vurguladı.

Numan, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, Başkanlık Konseyi Başkanı Reşad el-Alimi’nin yakın zamanda Kızıldeniz’de Husilerin tehditlerine karşı uluslararası bir koalisyon kurulmasını talep ettiğini ve bölgedeki yeni gelişmelerin Hudeyde’nin özgürleştirilmesini zorunlu kıldığını ifade etti.

Numan, Husilerin DMO’nun yönlendirmesiyle İran’ın bölgesel istikrarı bozma ve genişleme hedeflerine hizmet etmesinin, örgütün sonunu hazırlayan adım olduğunu bildirdi.

dvde
Analistlere göre Husiler en kötü dönemini yaşıyor. (EPA)

Yemenli siyaset yazarı Hemdan el-Aliy, Stockholm Anlaşması’nın sona ermesi ve BM misyonunun çekilmesini, Yemenliler, bölge ve uluslararası toplum için Hudeyde’de devlet kurumlarını yeniden tesis etme ve nihayetinde Sana’ya ulaşma açısından gerçek bir fırsat olarak değerlendirdi.

El-Aliy, Hudeyde ve limanının kurtarılmasının, Babu’l Mendeb Boğazı’ndaki deniz geçitlerini Husilerin saldırılarından korumaya katkı sağlayacağını belirterek, “Görünüşe göre yeni bir karşılaşma söz konusu… Husilerin herhangi bir yeni ihlali, bu stratejik bölgenin kurtarılmasına yol açabilecek farklı bir aşamayı başlatabilir” dedi.

Yemenli siyaset analisti Abdullah İsmail ise Hudeyde ve Yemen’in diğer bölgelerinin kurtarılması mücadelesinin kaçınılmaz olduğuna dair çok sayıda gösterge olduğunu belirtti, ancak zamanlamanın kritik olduğunu vurguladı. İsmail, “Bana göre Hudeyde ve diğer bölgelerin kurtarılması savaşı gelecekte yaşanacak. Bunun zamanlaması, Husilerin güç toplamasından veya Yemenlileri manipüle etmesinden fayda sağlamalarını önleyecek bir dizi kriter ve düzenlemeye bağlı” ifadelerini kullandı.

İsmail, “Karşı karşıya olduğumuz değişkenler açık; belki de Yemen içindeki ayaklanma belirleyici olacak. Zira birçok kişi grubun kendi eliyle mezarını kazdığını düşünüyor” dedi.

Askerî açıdan ise Yemen Ortak Operasyonlar Komutanı Danışmanı Albay Muhammed Cabir, mevcut yerel ve bölgesel verilerin, ‘İran rejiminin projesiyle sert bir çatışmaya doğru gidildiğini’ gösterdiğini belirtti.

Cabir, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, Stockholm Anlaşması’nın siyasi ve askerî açıdan çökmesinin ardından Hudeyde ve Batı sahili cephesinin önümüzdeki günlerde açık çatışma alanına dönüşmesine dair net göstergelerin ortaya çıktığını ifade etti.

ervfe
 Batı sahilindeki Ulusal Direniş Güçleri’ne bağlı birlikler (Yemen ordusu)

Cabir, Husilerin 2026 başından itibaren benzeri görülmemiş bir askeri seferberlikle Batı sahilini İran rejiminin bölgesel çatışmalarında kullanılacak bir füze üssüne dönüştürmeyi ve Babu’l Mendeb’i siyasi pazarlık kartı olarak kullanmayı amaçladığını söyledi.

Yemen Enformasyon Bakanı Muammer el-İryani’ye göre, son tırmanışla eş zamanlı olarak, geçtiğimiz hafta DMO liderleri ve uzmanları Sana’ya geldi.

Cabir, meşru hükümet ve askeri komite tarafından, Suudi Arabistan denetiminde yürütülen son hareketlerin, cepheleri ortak bir komuta altında birleştirmek, Husileri caydırmak ve limanları geri almak için ciddi hazırlıklar yapıldığını gösterdiğini belirtti.

Cabir, Husilerin kendi iradeleriyle bölgesel çatışmaya dahil olduklarını, kendilerini DMO ile bağlantılı operasyon odasının bir yürütme aracı olarak sunduklarını ve bölgesel çatışma önceliklerini Yemen’in ve Yemenlilerin çıkarlarının önüne koyduklarını vurguladı. Cabir, bu kararın Husileri hem Yemen halkıyla iç çatışmaya hem de bölgesel ve uluslararası çevreyle doğrudan karşı karşıya bırakacağını, bu durumun örgüt için sonu hızlandırabileceğini ifade etti.


Sisi: Savaşı durdurabilecek tek kişi Trump

Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah Sisi ve ABD Başkanı Donald Trump (Mısır Cumhurbaşkanlığı)
Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah Sisi ve ABD Başkanı Donald Trump (Mısır Cumhurbaşkanlığı)
TT

Sisi: Savaşı durdurabilecek tek kişi Trump

Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah Sisi ve ABD Başkanı Donald Trump (Mısır Cumhurbaşkanlığı)
Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah Sisi ve ABD Başkanı Donald Trump (Mısır Cumhurbaşkanlığı)

Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah Sisi, bugün (Pazartesi) yaptığı açıklamada, bölgedeki savaşı durdurabilecek tek kişinin ABD Başkanı Donald Trump olduğunu belirtti.

Sisi, Mısır Uluslararası Enerji Konferansı ve Fuarı (EGYPS) açılışında bölgedeki bu savaşı durdurabilecek tek kişinin Trump olduğunu ifade etti.

Sisi, arz eksikliği ve fiyat artışlarının etkisine dikkat çekerek, petrol fiyatının varil başına 200 doları aşabileceğine dair analistlerin endişeleri ve tahminlerin abartılı olmadığını vurguladı.

Sisi, Ortadoğu’daki karışıklıklar nedeniyle gübre kıtlığı ve bunun sonucunda küresel gıda güvenliği krizinin olası olduğunu söyledi. Sisi, “Zengin ülkeler bunu karşılayabilir, ancak orta gelirli ve kırılgan ekonomiler için bu durum ciddi istikrarsızlık yaratabilir” ifadelerini kullandı.

Cumhurbaşkanı Sisi, Trump’ı Gazze’deki savaşı sona erdirmedeki rolünden ötürü övdü. Sisi, Kasım ayında Mısır’ın Şarm El-Şeyh kentinde imzalanan ateşkes anlaşmasından önce de ABD Başkanı’nın tek çözümün kendisi olduğunu söylediğini hatırlattı.

 

Mısır, İran’ın Körfez ülkelerine yönelik saldırılarını kınayarak, bölgesel bir savaşın önlenmesi için diplomatik girişimlerde bulundu.

Buna karşılık, Körfez İşbirliği Konseyi (KİK) Genel Sekreteri Casim Muhammed el-Budeyvi video konferansla yaptığı konuşmada uluslararası toplumu hayati deniz yollarını korumaya çağırdı ve İran’ın Hürmüz Boğazı’nı kapatmasını ve enerji altyapısına yönelik saldırılarını kınadı. Budeyvi, İran’ın agresyonunun tüm dünyayı tehdit ettiğini belirtti.

ABD Başkanı Trump, ABD-İsrail savaşının “İran rejiminde değişim” sağladığını ve mevcut liderleri “çok mantıklı” olarak nitelendirdiğini söyledi. Trump, aynı zamanda İranlılarla bir “anlaşma” yapacağını da belirtti.

Trump, Financial Times’a verdiği röportajda, “İran petrolünü ele geçirmek istediğini” ifade ederek, İran’ın petrol ihracat merkezi olan Hark Adası’nı kontrol edebileceğini söyledi. Trump ayrıca, İran Meclisi Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf’ın Hürmüz Boğazı’ndan tankerlerin geçişine izin verdiğini belirtti.

İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Bekayi ise ABD’nin aracılar üzerinden ilettiği müzakere mesajlarını “gerçekçi olmayan, mantıksız ve abartılı” olarak nitelendirdi.

Pakistan Dışişleri Bakanı Muhammed Ishak Dar, dün Suudi Arabistan, Türkiye ve Mısır dışişleri bakanlarıyla yaptığı görüşmelerin ardından, İslamabad’ın önümüzdeki günlerde ABD ve İran arasında “ciddi müzakerelere ev sahipliği yapmaya ve bunları kolaylaştırmaya hazır olduğunu” belirtti. Amaç, süregelen çatışmaya kalıcı ve kapsamlı bir çözüm bulmak.


Sur’daki kontrol noktasına düzenlenen İsrail saldırısında Lübnanlı bir asker hayatını kaybetti

İsrail’in düzenlediği hava saldırısının ardından Beyrut’un güney banliyölerinden yükselen dumanlar (Reuters)
İsrail’in düzenlediği hava saldırısının ardından Beyrut’un güney banliyölerinden yükselen dumanlar (Reuters)
TT

Sur’daki kontrol noktasına düzenlenen İsrail saldırısında Lübnanlı bir asker hayatını kaybetti

İsrail’in düzenlediği hava saldırısının ardından Beyrut’un güney banliyölerinden yükselen dumanlar (Reuters)
İsrail’in düzenlediği hava saldırısının ardından Beyrut’un güney banliyölerinden yükselen dumanlar (Reuters)

Lübnan ordusu bugün yaptığı açıklamada, ülkenin güneyindeki Sur kentinde bir askeri kontrol noktasına düzenlenen İsrail saldırısında bir askerin hayatını kaybettiğini duyurdu.

Bu saldırı, Hizbullah ile İsrail arasında çatışmaların başlamasından bu yana ordu noktalarına yönelik ilk doğrudan hedef alma olarak kayda geçti.

Lübnan ordusu tarafından yapılan açıklamada, el-Amiriye bölgesinde, el-Kalile-Sur yolu üzerindeki bir kontrol noktasının hedef alındığı, saldırı sonucu bir askerin yaşamını yitirdiği ve diğer askerlerin yaralandığı belirtildi. Yaralı sayısına ilişkin detay verilmedi.

2 Mart’ta başlayan çatışmalardan bu yana Lübnan ordusu, güney ve doğu bölgelerinde görev yerleri dışında İsrail ateşi sonucu hayatını kaybeden sekiz asker için taziye açıklaması yayımladı.

Öte yandan, İsrail ordusunun yedi mahalle için tahliye uyarısı yapmasının ardından, bu sabah Beyrut’un güney banliyösüne hava saldırısı düzenlendi. Üç gün aradan sonra bölgeye gerçekleştirilen ilk saldırı sonrası hedef alınan noktadan dumanlar yükseldi. Sürekli saldırılar ve tahliye uyarıları nedeniyle bölge sakinlerinin büyük kısmının daha önce göç ettiği belirtildi.

İsrail ordusu ise yaptığı açıklamada, Beyrut’ta Hizbullah’a ait olduğunu öne sürdüğü ‘altyapı hedeflerini’ vurduğunu bildirdi.

sdvsd
İsrail’in düzenlediği hava saldırısının ardından Beyrut’un güney banliyölerinden yükselen dumanlar (AFP)

İsrail Ordu Sözcüsü Avichay Adraee, X platformundaki resmi hesabından yaptığı açıklamada, Beyrut’un güney banliyölerinde yaşayanlara acil tahliye uyarısında bulundu. Adraee, özellikle Haret Hreik, el-Gubeyri, el-Leyleki, el-Hadath, Burc el-Baracne, Tahvita el-Gadir ve eş-Şiyah mahallelerinin hedef alınabileceğini belirtti.

Adraee açıklamasında, “İsrail ordusu, Beyrut’un güneyindeki farklı bölgelerde Hizbullah’a ait askeri altyapıyı hedef almaya devam ediyor. Size zarar vermek niyetinde değiliz, bu nedenle güvenliğiniz için derhal tahliye olmanız gerekiyor” ifadelerini kullandı.

Öte yandan İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu dün yaptığı açıklamada, orduya Lübnan’daki ‘tampon bölgeyi genişletme’ talimatı verdiğini duyurdu.

Netanyahu, yayımladığı video mesajda, “Lübnan’da mevcut tampon bölgenin daha da genişletilmesi için orduya talimat verdim” dedi. Bu adımın amacının, Hizbullah mensuplarının olası saldırı riskini tamamen ortadan kaldırmak ve sınır hattında tanksavar füzesi atışlarını engellemek olduğunu ifade etti.