Rusya, Suriye'nin kuzeybatısındaki Türk askeri varlığını azaltmaya çalışıyor

İdlib’in güneyinde Suriye rejimine sadık güçlerin bulunduğu noktaların bombalamasının ardından bölgeden dumanlar yükseldi (AFP)
İdlib’in güneyinde Suriye rejimine sadık güçlerin bulunduğu noktaların bombalamasının ardından bölgeden dumanlar yükseldi (AFP)
TT

Rusya, Suriye'nin kuzeybatısındaki Türk askeri varlığını azaltmaya çalışıyor

İdlib’in güneyinde Suriye rejimine sadık güçlerin bulunduğu noktaların bombalamasının ardından bölgeden dumanlar yükseldi (AFP)
İdlib’in güneyinde Suriye rejimine sadık güçlerin bulunduğu noktaların bombalamasının ardından bölgeden dumanlar yükseldi (AFP)

Rus kaynaklar, Moskova'nın Ankara'yı İdlib’deki Türk askeri varlığını azaltmaya ikna etmeye çalıştığını söylediler. Bu doğrultuda Türkiye'yi ziyaret eden bir Rus askeri heyetinin yaptığı görüşmelerde, bölgeden ağır silahların çekilmesi ve Türk gözlem noktalarının faaliyetlerine ilişkin durumun yeniden düzenlenmesi konusu ele alındı.
Rusya savunma ve dışişleri bakanlıklarından bir heyet, Türk makamları ile son iki gün içinde kapalı kapılar ardında görüşmeler gerçekleştirirken Rus kaynaklar, Moskova'nın Türk tarafını İdlib’deki askeri varlığını azaltmaya ve bölgenin çeşitli noktalarına inşa edilen bir dizi gözlem noktasını kaldırmaya ikna etme çabalarının ayrıntılarını sızdırdılar.  Rus medyası, Türkiye’nin, gözlem noktaları sayısını azaltma teklifini reddettiğini, ancak ağır silahların bir kısmını İdlib ve çevresinden çekme konusunu tartışmaya istekli olduğunu aktardı.
Kaynaklar, Rus heyetinin Türk tarafına teklifini Salı günü sunduğunu, ancak iki tarafın bu konuda bir anlaşmaya varamadığını söylediler. Görüşmelerin ikinci gününde, yani dün ise Türk gözlem noktalarının kalması, ağır silahların geri çekilmesi ve bölgede konuşlandırılan Türk askerlerinin sayısının azaltılması konularına ilişkin ayrıntılar ele alındı. Ankara'nın tüm gözlem noktalarının kalması konusunda ısrar ettiğini aktaran kaynaklar, ancak aynı zamanda askerlerinin ve ağır silahların bir kısmını geri çekme konusunda esneklik gösterdiğini kaydettiler. Bu konuda yapılan görüşmeler, genel olarak geri çekilmeler sırasında hiçbir provokasyonun yaşanmaması için gerekli mekanizmaların oluşturulmasına odaklıydı.
Moskova ve Ankara, aşırılık yanlıları ile ılımlı grupların bir birinden ayrılması ve M4 karayolu boyunca güvenli bir şerit oluşturulması ile ilgili ikili anlaşmaların uygulanması çerçevesinde İdlib bölgesinde 12 Türk gözlem noktası kurulması kararı almıştı.
Bununla birlikte mevcut görüşmeler, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın geçtiğimiz Mart ayında mutabık kaldıkları İdlib'deki ateşkes anlaşmasının uygulanması çerçevesinde gerçekleşiyor.
Moskova ve Ankara’nın İdlib’de ortak askeri tatbikatlar düzenlemesinden kısa bir süre sonra bölgedeki Türk askeri varlığını azaltma konusunu görüşme noktasına gelmesi oldukça dikkat çekici bir gelişmedir. İdlib Gerginliği Azaltma (Çatışmasızlık)  Bölgesi Koordinasyon Merkezi Başkan Yardımcısı Yevgeni Polyakov, Rus ve Türk ordularının terörle mücadele için ortak bir tatbikat gerçekleştirdiğini açıklamıştı. Polyakov ayrıca, tatbikatta, silahlı grupların askeri konvoylara yönelik saldırılarını püskürtmeye yönelik eğitimlerin gerçekleştiğimi belirtti.
Tatbikatlar, askeri devriyeler sırasında işbirliğini ve koordinasyonu artıracak araçların yanı sıra askeri personelin ve ekipmanın bombalanması veya tahliyesi sırasındaki eylemler de dahil olmak üzere, devriye gezen ekiplere bir saldırı düzenlenmesi durumunda yapılacak destek çağrısını içeriyordu.
Öte yandan, üst düzey bir Rus heyetin Şam'ı ziyaret etmesinden günler sonra Moskova ile Şam arasında yeni anlaşmazlıklar ortaya çıktı. Suriye'de Moskova'yı Suriye hükümetine baskı uygulamakla suçlayan yorum ve yazılara karşın Rusya'da Şam'ı ‘Batı ve Körfez ile Rusya'nın arkasından iletişim kanalları açmaya çalışmakla’ suçlayan yorumlar ortaya çıktı.
Daha önce Şam'da diplomatik faaliyetlerde bulunan eski Rus diplomat Alexander Aksenyonuk'un kaleme aldığı makalede Şam’ı, ‘bütün sorunlarını Rusya'nın omuzlarına yüklemeye çalışmakla’ suçlamasının ardından Esed rejiminden eleştiriler yükseldi.
Aksenyonuk makalesinde “Suriye’nin önde gelen isimlerinin, sanki Moskova'nın cebinde Suriye'nin tüm sorunlarını çözecek sihirli bir anahtar varmış gibi, Rusya'ya odaklandığını ve soruların çoğunu onun omuzlarına yüklediğini fark etmemek imkansız. Bununla birlikte yapılan tavsiyeler ve dostça eleştiriler, baskı veya müdahale olarak görülüyor” ifadelerine yer verdi.
Bu ifadeler, Rus heyeti tarafından yakın zamanda Şam'a gerçekleştirilen ziyaretteki görüşmelerde konuşulanların, Suriye’nin önde gelen isimler tarafından sert mesajlar veya baskılar olarak tanımlanmasına karşı doğrudan bir gönderme içeriyor.
Aksenyonuk makalesine şunları söyledi:
“Aktif askeri sürecin sona ermesiyle Şam'ın değişen durumu ne olacak? Suriyelilerin siyasi adımlarla ilgili çıkarması gereken sonuçlar neler? Bu önemli konu, Suriyeli meslektaşlarımızın gözünden kaçmış. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin (BMGK) 2254 sayılı kararının uygulanmasının, Mart 2011 öncesine dönülmesi gerektiği anlamına gelmesinin mantığını anlamak isterim. Moskova, 2011 öncesine dönülmesini değilse bile Suriye tarafından ve belki de bizzat Devlet Başkanı (Beşşar) Esed'den, ülkenin toprak bütünlüğünü yeniden tesis etmenin ve kapsamlı bir ulusal uzlaşı temelinde Suriye devletini güçlendirmenin yollarından biri olarak, Cenevre'deki siyasi sürecin canlandırılmasına yardımcı olacak bir takım ciddi girişimlerin gelmesini bekliyor. Şam tarafında esnek bir yaklaşımın olması ve niyetlerinin daha iyi anlaşılması, Rusya'nın Batı ve Arap ülkelerinden ortaklarıyla olan temaslarında net bir tutum sergileyebilmesine yardımcı olacaktır. Çünkü Suriye ekonomisinin toparlanması, uluslararası düzeyde çabalar koordine edilmeden mümkün değildir. Şam'daki ortaklarımız, devam eden çatışmalar çerçevesinde Rusya'nın Suriye’nin yanı sıra İsrail, Türkiye ve İran ile ittifak ilişkilerini nasıl sürdürebileceğine ilişkin bir dizi önemli soruyu gündeme getirdiler. Rusya Dışişleri Bakanlığı'nın Suriye ile ilgili konularda Batılı ve bölgesel ortaklarıyla görüşmeler hakkında Suriye hükümetini düzenli olarak bilgilendirdiği herkesçe biliniyor. Suriyeliler, Rusya'nın kendi küresel çıkarları olduğunun farkına varmalılar. Bu her zaman ve her yerde, Ortadoğu’daki şu veya bu ülkenin çıkarlarıyla uyuşmayabilir. Öte yandan, sahadaki duruma ilişkin gerçek bir değerlendirme yaparsak, İsrail ve Türkiye ile bir takım anlaşmaların yapılmasının Suriye’nin çıkarına olduğu ortadadır. Örneğin İsrail'in gizlice katıldığı Güney Suriye Anlaşması, Şam’ın güney bölgelerinin kontrolünü yeniden ele geçirmesini sağladı. Bununla birlikte Rus yetkililer, İranlı ve İran’a sadık askeri oluşumların 80 kilometre uzunluğundaki güvenli bölgeden çekilmesini sağlamayı hedeflediklerini saklamadılar. Rusya'nın Suriye tarafından bu şartlara saygı gösterilmesini isteme hakkı var.”
İdlib konusunda yapılan anlaşmaların Şam rejimini, ‘Suriye, Rusya veya Türkiye'nin çıkarına olmayan en kötü senaryodan’ kurtardığını yazan Aksenyonuk, “Suriye'de ABD ile ilişkilere gelince, Rusya bu alanda silahlı çatışmaya yol açabilecek olayları engellemeye yönelik gerçekçi bir politika izliyor. Bununla birlikte Rusya ile ABD'nin çıkarlarının bir araya geldiği noktalarda etkileşim fırsatları arıyor” dedi.
Aksenyonuk makalesinin sonunda şu ifadelere yer verdi:
“2011 öncesine geri dönüşün olamayacağı açık. Fakat Suriyelilerin devlette ve toplumda nasıl reform yapılacağına karar vermeleri gerekiyor. Suriye'de 2021 yazında yapılması planlanan başkanlık seçimleriyle birlikte, uluslararası toplumda ve çeşitli siyasi akımlardan Suriyeliler arasında çaresizlik ve endişeli beklentiler de giderek artıyor. Suriye'nin ‘Balkanlaşması’ ve hatta Suriye topraklarında bir Rusya-ABD veya Rusya-Türkiye çatışması olasılığı konusunda çoğu karamsar olan çeşitli senaryolar yazılıp, çiziliyor.”



Meşal: Hamas silahlarını bırakmayacak ve Gazze’de yabancı yönetimi kabul etmeyecek

Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
TT

Meşal: Hamas silahlarını bırakmayacak ve Gazze’de yabancı yönetimi kabul etmeyecek

Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)

Hamas liderlerinden Halid Meşal bugün yaptığı açıklamada, Hamas’ın silahlarını bırakmayacağını ve Gazze Şeridi’nde ‘yabancı bir yönetimi’ kabul etmeyeceğini söyledi. Açıklama, ateşkes anlaşmasının, Hamas’ın silahsızlandırılmasını ve Gazze Şeridi’nin yönetimi için uluslararası bir komite kurulmasını öngören ikinci aşamasının başlamasının ardından geldi.

Hamas’ın yurt dışı sorumlusu ve eski Siyasi Büro Başkanı Meşal, 17. El Cezire Forumu’nda yaptığı konuşmada, “Direnişi, direnişin silahını ve direnişi gerçekleştirenleri suç saymak kabul edilemez” dedi.

Şarku’l Avsat’ın AFP’den aktardığına göre Meşal, “İşgal olduğu sürece direniş vardır. Direniş, işgal altındaki halkların bir hakkıdır; uluslararası hukukun, semavi dinlerin ve milletlerin hafızasının bir parçasıdır ve onunla gurur duyulur” ifadelerini kullandı.

İsrail ile Hamas arasında varılan ateşkes anlaşması, yıkıcı bir savaşın ardından, 10 Ekim’de yürürlüğe girdi. Anlaşma, Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi tarafından da desteklenen bir ABD planına dayanıyor.

Anlaşmanın ilk aşaması, 7 Ekim 2023’ten bu yana Gazze Şeridi’nde tutulan rehineler ile İsrail hapishanelerindeki Filistinli mahkûmların takasını, çatışmaların durdurulmasını, İsrail’in Filistin topraklarındaki yerleşim alanlarından çekilmesini ve Gazze Şeridi’ne insani yardımların girişini öngörüyordu.

İkinci aşama ise 26 Ocak’ta Gazze Şeridi’nde son İsrailli rehinenin cansız bedeninin bulunmasının ardından başladı. Bu aşama, Hamas’ın silahsızlandırılmasını, Gazze Şeridi’nin yaklaşık yarısını kontrol eden İsrail ordusunun kademeli olarak çekilmesini ve Gazze’nin güvenliğinin sağlanmasına ve Filistinli polis birimlerinin eğitilmesine yardımcı olmayı amaçlayan uluslararası bir istikrar gücünün konuşlandırılmasını içeriyor.

Plan kapsamında, Gazze Şeridi’nin yönetimini denetlemek üzere ABD Başkanı Donald Trump’ın başkanlığında, çeşitli ülkelerden isimlerin yer aldığı Barış Konseyi oluşturuldu. Ayrıca, Gazze Şeridi’nin günlük işlerini yürütmek üzere Filistinli teknokratlardan oluşan bir komitenin kurulması öngörüldü.

Meşal, Barış Konseyi’ne Gazze Şeridi’nin yeniden inşasını ve yaklaşık 2 milyon 200 bin nüfuslu bölgeye insani yardımların akışını mümkün kılacak ‘dengeli bir yaklaşım’ benimseme çağrısında bulundu. Meşal, aynı zamanda Hamas’ın Filistin topraklarında herhangi bir yabancı yönetimi kabul etmeyeceğini yineledi.

Meşal sözlerini şöyle sürdürdü: “Ulusal sabitelerimize bağlıyız; vesayet mantığını, dış müdahaleyi ve manda yönetimini kabul etmiyoruz… Filistinlileri Filistinliler yönetir. Gazze, Gazze halkınındır; Filistin, Filistinlilerindir. Yabancı bir yönetimi kabul etmeyeceğiz.”

Meşal’e göre bu sorumluluk yalnızca Hamas’a değil, ‘tüm canlı unsurlarıyla Filistin halkının liderliğine’ aittir.

İsrail ve ABD, Hamas’ın silahsızlandırılması ve Gazze Şeridi’nin askerden arındırılmış bir bölge haline getirilmesi talebini sürdürüyor. Hamas ise silahlarını gelecekte kurulabilecek bir Filistin yönetimine devretme ihtimalinden söz ediyor.

İsrailli yetkililer, Hamas’ın Gazze Şeridi’nde yaklaşık 20 bin savaşçıya sahip olduğunu ve hareketin elinde yaklaşık 60 bin kalaşnikof tüfek bulunduğunu öne sürüyor.

Ateşkes anlaşmasında öngörülen uluslararası gücü hangi ülkelerin oluşturacağı ise henüz netlik kazanmış değil.


Libya’da Yüksek Yargı Konseyi, Anayasa Mahkemesi kararlarına karşı muhalefetini artırıyor

BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
TT

Libya’da Yüksek Yargı Konseyi, Anayasa Mahkemesi kararlarına karşı muhalefetini artırıyor

BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)

Libya Yüksek Yargı Konseyi, Trablus'taki Yüksek Mahkeme Anayasa Dairesi'nin kararlarına karşı tavrını katılaştırarak, ‘yargıyı siyasallaştırma girişimlerine’ karşı sert bir uyarıda bulundu. Konsey, ‘bu hassas aşamada yargıya müdahale etme’ konusunda sert bir uyarıda bulundu. Ülke, yargıya da neredeyse ulaşan kronik siyasi ve askeri bölünmelerden mustarip durumda.

Yüksek Yargı Konseyi’nin bu tutumu, Anayasa Mahkemesi'nin Temsilciler Meclisi tarafından çıkarılan ve Yargı Sistemi Kanunu'nda değişiklikler içeren iki kanunu geçersiz kılma kararının ardından daha da belirginleşti. Bu durum, mevcut Yargı Yüksek Konseyi’nin kurulduğu anayasal dayanağın ortadan kalktığı ve bu kanundan kaynaklanan statüsünü kaybettiği anlamına geliyor. Dolayısıyla, önceki hükümlere uygun olarak yeniden oluşturulması gerekiyor.

Yüksek Yargı Konseyi tarafından cuma akşamı yapılan açıklamada ‘anayasal çevreden’ doğrudan bahsedilmeden yargı alanında yaşananlara, özellikle de bazılarının, kurumu zararlı bir kurum ile değiştirmek için anayasal olarak ilgili olduğunu düşündükleri araçları kullanarak yargının birliğini ve bağımsızlığını zayıflatma girişimlerine ilişkin duyulan üzüntü ifade edildi.

Konsey, bu kişilerin amacının, diğer tüm yetkileri elinden almak suretiyle, yalnızca siyasi ve dar bir kişisel çıkar olarak nitelendirilebilecek hedefleri gerçekleştirmek olduğunu değerlendirdi.

Yargının birliğini korumak, sorumlu davranmak ve ülkenin yararına hizmet etmek için, sonuçsuz kalacak bir fiili durum dayatmaya çalışanların devam eden uzlaşmaz tavırları karşısında bir süre en yüksek disiplin seviyesini uyguladığını da ekleyen Konsey, ülkenin tarihinde hassas ve tehlikeli bir dönemde, birliğin her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyulduğu bir zamanda yargıya müdahale etme girişimlerine işaret etti.

fdbfb
Libya Temsilciler Meclisi'nin önceki bir oturumundan bir kare (Libya Temsilciler Meclisi)

Bu gerginlik, Temsilciler Meclisi ile (yargı otoritesini oluşturan üç sütundan biri olan) Devlet Konseyi arasındaki hukuki ve siyasi çatışmanın bir parçası olarak görülüyor. Bu çatışma, siyaset koridorlarından yargının kalbine taşınırken Temsilciler Meclisi, bazı yasal değişikliklerle Yüksek Yargı Konseyi'ni yeniden yapılandırarak yargı üzerinde daha fazla etki sahibi olmaya çalışıyor. Devlet Konseyi bu hamleyi yargının ‘siyasileştirilmesi’ olarak değerlendirdi.

Bu turda, Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri'nin Libya Özel Temsilcisi ve Libya'daki BM Destek Misyonu (UNSMIL) Başkanı Hanna Serwaa Tetteh, bu diyaloğun yeni bir hükümet seçmek için bir organ olmaktan ziyade, Libyalıların kendi ülkelerinin geleceği için kendileri tarafından formüle edilen pratik çözümler geliştirmek amacıyla yürütülen bir ‘Libyalılar arası’ süreç olduğunu teyit etti.

Seçim çerçevesine ilişkin görüşmeler de “6+6” komitesinin kuralları ve danışma komitesinin tavsiyeleri temelinde, mevcut farklılıkların altında yatan garantileri ve siyasi endişeleri anlamaya odaklanarak yürütüldü.

Katılımcı üyeler ise, görüşmelerin genel ilkelerden usul ayrıntılarına doğru ilerlediğini belirttiler. Komisyon Yönetim Kurulu'ndaki boş koltuk krizinin çözülmesinin, gelecekteki seçimlere olan güveni güçlendirmek ve seçimlerin itiraz edilmesini veya kesintiye uğramasını önlemek için temel bir unsur olduğunu vurguladılar.

ert6y
Önceki belediye seçim kampanyasından (Komisyon Yönetim Kurulu)

Turun sonunda üyeler, Berlin Süreci Siyasi Çalışma Grubu'nun büyükelçilerine ve temsilcilerine ana önerilerini sundular. Büyükelçiler ve temsilciler, sürecin mart ayında yeniden başlaması ve uzun vadeli istikrarı sağlayacak ulusal bir vizyon etrafında uzlaşma sağlanmaya devam edilmesi koşuluyla, UNSMIL tarafından kolaylaştırılan yol haritasına destek verdiklerini teyit ettiler.

Yapılandırılmış diyalogun yeni hükümetin seçimi konusunda kararlar alan bir organ olmadığını yineleyen USNMIL, devlet kurumlarını güçlendirmek amacıyla, seçimlere elverişli bir ortam yaratmak ve yönetişim, ekonomi ve güvenlik alanlarındaki en acil sorunları ele almak için pratik önerileri incelemekle ilgilendiğini belirtti. UNSMIL, bunun uzun vadeli çatışmanın nedenlerini ele almak için politika ve yasama önerilerini inceleyerek ve geliştirerek başarılacağının altını çizdi. Ayrıca, yapılandırılmış diyalogun istikrarın önünü açacak ulusal bir vizyon üzerinde uzlaşma sağlamayı amaçlayacağına da dikkati çekti.

Bu gelişme, cumartesi günü Tacura, Sayad ve el-Hashan belediyelerinde ve Tobruk'taki bir oy verme merkezinde, düzenli ve sakin bir atmosferde belediye meclisi seçimleri için oy kullanma işleminin başlamasıyla eş zamanlı gerçekleşti. Komisyon Yönetim Kurulu’nun ana operasyon odası, oy verme sürecinin disiplinli ve organize bir ortamda, önemli bir engel olmadan plana göre ilerlediğini belirtti.

Komisyon, 93 sandık merkezinden oluşan 43 merkezin tamamının açık olduğunu doğruladı. Bu tur, şeffaflığı artırmak ve her türlü sahtekarlık girişimini önlemek amacıyla Tacura belediyesinde elektronik doğrulama teknolojisi (parmak izi) kullanıldı.

u78ı9o
Huri, cumartesi günü belediye seçimlerinde bir oy verme merkezini ziyaret ederken (UNSMIL)

Öte yandan UNSMIL, sorumlu yerel yönetimin kurulmasına katkıda bulunmak için tüm kayıtlı seçmenleri oy kullanmaya çağırırken, misyonun başkan yardımcısı Stephanie Huri, Tacura'daki oy verme merkezlerini ziyaret ederek oy verme sürecini ve elektronik seçmen doğrulama sisteminin kullanımını yerinde gözlemledi.

Bu seçimler, oy vermeyi geciktiren bazı teknik ve hukuki engellerin aşılmasının ardından, Komisyonun ülke çapında belediye meclislerini seçme planını çerçevesinde gerçekleşirken söz konusu plan, son iki yılda uygulanan ve nihai sonuçların kabul edilmesi ve seçilmiş meclislerin oluşturulmasıyla sonuçlanan önceki aşamaların başarısının bir uzantısı olarak değerlendiriliyor.


Kasım, Hizbullah üzerindeki kontrolünü sıkılaştırıyor

Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
TT

Kasım, Hizbullah üzerindeki kontrolünü sıkılaştırıyor

Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)

Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım, örgütün idari kurumları üzerindeki kontrolünü sıkılaştırmaya çalışıyor. Bu yüzden söz konusu kurumlara, eski Genel Sekreter Hasan Nasrallah'ın liderliği döneminde marjinalleştirilen yakın arkadaşları ve din adamı olmayan politikacıları getirdi.

Şarku’l Avsat’a konuşan kaynaklara göre yapılan en önemli değişiklikler arasında, eski bakan ve milletvekili Muhammed Fneyş’in Hizbullah’ın ‘hükümeti’ olarak kabul edilen yürütme organının başına geçmesi, milletvekili ve parlamento grubu başkanı Muhammed Raad'ın ise genel sekreter yardımcılığına atanmasının bekleniyor.

Kaynaklar, Kasım'ın, daha önce partinin yürütme organının sorumluluğunda olan ayrıntılara girmeden liderliği elinde tutan genel sekreterlik ile örgütün tüm kurumlarını birbirine bağlayarak Hizbullah’ı kontrol etmeye çalıştığına işaret etti.

Öte yandan, Başbakan Nevaf Selam, çok sayıda kişinin İsrail'in tekrarlanan saldırılarının ardından halen yeniden inşa edilmesini beklediği güney bölgesine tarihi bir ziyaret başlattı. Başbakan Selam'ın, Hizbullah tarafından kendisine karşı başlatılan ihanet kampanyasına rağmen tüm köylerde sıcak bir şekilde karşılanması dikkati çekti.