Barış Anlaşmaları: Ortadoğu bölgesini ekonomik kalkınma ve teknoloji girişimlerinin yapıldığı bir bölgeye dönüştürme

BAE ve Bahreyn Dışişleri Bakanları, ABD Başkanı ve İsrail Başbakanı salı günü Beyaz Saray’da bir araya geldi (Reuters)
BAE ve Bahreyn Dışişleri Bakanları, ABD Başkanı ve İsrail Başbakanı salı günü Beyaz Saray’da bir araya geldi (Reuters)
TT

Barış Anlaşmaları: Ortadoğu bölgesini ekonomik kalkınma ve teknoloji girişimlerinin yapıldığı bir bölgeye dönüştürme

BAE ve Bahreyn Dışişleri Bakanları, ABD Başkanı ve İsrail Başbakanı salı günü Beyaz Saray’da bir araya geldi (Reuters)
BAE ve Bahreyn Dışişleri Bakanları, ABD Başkanı ve İsrail Başbakanı salı günü Beyaz Saray’da bir araya geldi (Reuters)

Geçtiğimiz Pazartesi günü İsrail ile Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ve Bahreyn Krallığı arasında Beyaz Saray’da imzalanan barış anlaşmaları ve The Abraham Accords’ın  (İbrahim Anlaşması) maddeleri dün yayınlandı. Anlaşma maddeleri “İsrail-Filistin çatışmasının çözüme kavuşturulmasını”, BAE ve İsrail arasındaki ilişkilerin tamamen normalleştirilmesine dair taahhüt verilmesini ve İsrail-Filistin çatışması için adil, kapsamlı, gerçekçi ve sürdürülebilir bir çözüme ulaşma çabalarının sürdürülmesini şart koşuyor.
İsrail ve BAE arasındaki anlaşma “Treaty of Peace, Diplomatic Relations and Full Normalization Between the United Arab Emirates and the State of Israel” (BAE ile İsrail Devleti Arasında Barış Antlaşması, Diplomatik İlişkiler ve Tam Normalleşme) adını taşıyor. Anlaşmanın dört sayfalık bir bölümünde Ortadoğu’da istikrarı sağlamanın önemine duyulan inançtan, Ortadoğu’daki zorluklarla mücadele etmek için iki halk arasında ilişkilerin tam olarak normalleştirilmesine dayanarak diplomatik ilişkiler kurulmasından, barışın çatışmaya değil işbirliğine dayanmasından, Ortadoğu’nun ekonomik kalkınmanın ve teknolojik girişimlerin olduğu bir alana dönüştürülmesine yardımcı olacak normalleşme ilişkilerinden söz edilen uzun bir giriş kısmı yer alıyor.
Söz konusu anlaşma İsrail ile Mısır ve Ürdün arasındaki barış anlaşmalarını ve İsrail-Filistin çatışmasında iki halkın meşru talep ve beklentilerini karşılayacak müzakere edilmiş bir çözüme ulaşmak ve Ortadoğu’da barış, istikrar ve refahı sağlamak için birlikte çalışma taahhüdünü hatırlatıyor.

Bahreyn-İsrail Anlaşması
Bahreyn ile İsrail arasındaki anlaşma “Declaration of Peace, Cooperation, and Constructive Diplomatic and Friendly Relations Between the Kingdom of Bahrain and the State of Israel” (İsrail ile Bahreyn Krallığı Arasında Barış, İşbirliği ve Yapıcı Diplomatik ve Dostane İlişkiler Bildirgesi) adını taşıyor. Anlaşma metninde “Kral Hazretleri Hamad bin İsa bin Selman Al Halife ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, Ortadoğu’da istikrarı sağlamak, bölge ülkelerine refahı getirmek, ve İbrahim Anlaşması’nı uygulayıp yeni bir barış faslı başlatmak için dostluk ve işbirliği adına beyaz bir sayfa açma konusunda uzlaşma sağladı” ifadeleri yer alıyor.
Anlaşmaya göre, her iki taraf da Ortadoğu’da barışı ve güvenliği teşvik etme, her devletin egemenliğini ve barış ile güven içerisinde yaşama hakkını tanıma ve İsrail-Filistin çatışmasına adil ve kapsamlı bir çözüm bulma çabalarını sürdürme taahhüdünü tasdikliyor. Söz konusu anlaşmada bu niyet kapsamında iki ülkenin ilişkilerde yeni bir sayfa açmak için bir dizi adımı kabul ettiği belirtiliyor. Zira Bahreyn Krallığı, İsrail devleti ile önümüzdeki haftalarda yatırım, turizm, doğrudan uçuşlar, güvenlik, telekomünikasyon, teknoloji, enerji, sağlık sektörü, çevre ve her iki ülkede karşılıklı büyükelçiliklerin açılması gibi diğer ortak işbirliği alanlarına ilişkin anlaşmalar imzalamayı kabul etti. ABD Başkanı Donald Trump, anlaşmaya sponsor olarak barışı sağlama çabalarına övgüde bulunuluyor.

The Abraham Accords (İbrahim Anlaşması)
İbrahim Anlaşması, ABD Başkanı Donald Trump, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, BAE Dışişleri Bakanı Abdullah bin Zayid, Bahreyn Dışişleri Bakanı Abdullatif ez-Zeyyani tarafından imzalandı. Söz konusu anlaşmada Ortadoğu’da karşılıklı anlayışa, bir arada yaşamaya, din özgürlüğü de dahil olmak üzere insan onuru ve özgürlüğüne saygı gösterilmesine dayanarak barışı sürdürmenin ve güçlendirmenin önemini vurgulayan genel ifadeler yer aldı.
Anlaşmada imzası bulunan taraflar üç din arasında bir barış kültürü geliştirmek için dinler arası ve kültürler arası diyaloğu destekleme çabalarını teşvik ettiklerini ifade ediyor. Aynı zamanda taraflar problemlerle başa çıkmanın en iyi yolunun işbirliği ve diyalog yoluyla olduğuna ve devletler arasında dostane ilişkiler geliştirmenin Ortadoğu’da ve dünyada kalıcı barışın çıkarlarını geliştirdiğine inandıklarını beyan ediyorlar.
Aynı zamanda anlaşmada imzası olan ülkeler, dünyanın cinsiyet, din ve etnik kökene bakılmaksızın herkesin şeref ve umut sahibi olduğu bir yer haline dönüştürülmesi için her insana hoşgörü ve saygı gösterilmesini istediklerini ifade ediyorlar. İnsanlığa fayda sağlamak, insanlığın imkanlarını en üst düzeye çıkarmak ve milletleri birbirine yaklaştırmak için bilimi, sanatı, tıbbı ve ticareti desteklediklerini beyan ediyorlar. Tüm çocuklara daha iyi bir gelecek sunmak için radikalizmi ve çatışmayı sona erdirip Ortadoğu ile dünyada barış, güvenlik ve refah vizyonunu gerçekleştirmeye çalıştıklarını belirtiyorlar.
Anlaşma şu fıkra ile sona eriyor:
“Bu niyete dayanarak, İsrail ile bölgedeki komşuları arasında İbrahim Anlaşması’nın maddeleri uyarınca diplomatik ilişkiler kurulması ile kaydedilen ilerlemeden mutluluk duyuyor ve daha iyi bir gelecek inşa etmek için ortak çıkarlara ve yükümlülüklere dayalı kardeşlik ilişkilerini genişletme çabalarını teşvik ediyoruz.”

BAE ve İsrail arasında imzalanan barış anlaşmasının maddeleri
BAE ile İsrail Devleti arasındaki barış anlaşması 12 maddeye dayanıyor:

  1. İki ülke arasında barış ve diplomatik ilişkiler kurulacak ve ilişkiler tam anlamıyla normalleştirilecek
  2. Tarafların ilişkileri Birleşmiş Milletler (BM) Antlaşması hükümleri ve uluslararası hukuk uyarınca genel ilkeler tarafından yönlendirilecek. Her devletin egemenliği tanınacak ve karşılıklı saygı gösterilecek. İki ülke arasındaki her türlü ihtilaf barışçıl yollarla çözüme kavuşturulacak.
  3. Anlaşma imzalandıktan sonra karşılıklı büyükelçilikler açılacak ve uluslararası hukuka uygun bir biçimde diplomatik ve konsolosluk ilişkileri kurulacak.
  4. Barış, istikrar ve her iki devlete karşı yapılan terör ve şiddet eylemlerinin engellenmesi için gerekli adımlar atılacak. Yurtdışında bu tür faaliyetlere herhangi bir şekilde destek verilmeyecek. Bölgedeki halkların güvenliği sağlanacak. Bu meseleler düzenli olarak görüşülecek ve işbirliği ve koordinasyona dayalı ayrıntılı anlaşmalar imzalanacak.
  5. Ortadoğu bölgesinde barış ve istikrarı ilerletmek için işbirliği ve taahhütlere bağlı kalınacak. Şu alanlarda anlaşmalar yapılacak: Finans, sivil havacılık, vize ve konsolosluk hizmetleri, ekonomik ve sağlık İlişkileri, bilim ve teknoloji, uzay, turizm, kültür, spor, enerji, çevre, eğitim, denizcilik düzenlemeleri, telekomünikasyon ve posta, tarım ve gıda güvenliği, su ve hukuki işbirliği.
  6. İbrahim Anlaşmasını esas alarak karşılıklı anlayış ve birlikte yaşam, kardeşlik ilişkilerinde yeni bir döneme girilmesi ve iki ülke arasında vizelerin kolaylıkla verilmesi ve güvenli seyahat edilmesi sağlanacak.
  7. Tüm Ortadoğu bölgesinde bölgesel diplomasiyi, ticareti, istikrarı ve işbirliğini geliştirmek için “Ortadoğu için Stratejik Gündem” oluşturulacak ve bölgesel ekonomik fırsatlara kapı açmak için birlikte çalışılacak.
  8. Diğer hak ve yükümlülükler; anlaşma, BM ile yapılan diğer anlaşmalar ile çakışmayacağını ve onları hiçbir şekilde etkilemeyeceğini taahhüt ediyor.
  9. Saygı ve yükümlülük; bu anlaşma iyi niyetlere dayanıyor ve her bir tarafın eylemlerine ve tepkilerine bağlıdır. Herhangi bir anlaşmazlık durumunda BM Antlaşması’nın 103. maddesine başvurulacaktır.
  10.  Anlaşma en kısa sürede yürürlüğe konulacak.
  11. İhtilafların çözümü; Her türlü anlaşmazlık müzakereler ile çözülecek.
  12.  Anlaşma BM Antlaşması’nın 102. maddesi uyarınca kaydedilmek suretiyle BM Genel Sekreteri’ne iletilecek.


Meşal: Hamas silahlarını bırakmayacak ve Gazze’de yabancı yönetimi kabul etmeyecek

Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
TT

Meşal: Hamas silahlarını bırakmayacak ve Gazze’de yabancı yönetimi kabul etmeyecek

Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)

Hamas liderlerinden Halid Meşal bugün yaptığı açıklamada, Hamas’ın silahlarını bırakmayacağını ve Gazze Şeridi’nde ‘yabancı bir yönetimi’ kabul etmeyeceğini söyledi. Açıklama, ateşkes anlaşmasının, Hamas’ın silahsızlandırılmasını ve Gazze Şeridi’nin yönetimi için uluslararası bir komite kurulmasını öngören ikinci aşamasının başlamasının ardından geldi.

Hamas’ın yurt dışı sorumlusu ve eski Siyasi Büro Başkanı Meşal, 17. El Cezire Forumu’nda yaptığı konuşmada, “Direnişi, direnişin silahını ve direnişi gerçekleştirenleri suç saymak kabul edilemez” dedi.

Şarku’l Avsat’ın AFP’den aktardığına göre Meşal, “İşgal olduğu sürece direniş vardır. Direniş, işgal altındaki halkların bir hakkıdır; uluslararası hukukun, semavi dinlerin ve milletlerin hafızasının bir parçasıdır ve onunla gurur duyulur” ifadelerini kullandı.

İsrail ile Hamas arasında varılan ateşkes anlaşması, yıkıcı bir savaşın ardından, 10 Ekim’de yürürlüğe girdi. Anlaşma, Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi tarafından da desteklenen bir ABD planına dayanıyor.

Anlaşmanın ilk aşaması, 7 Ekim 2023’ten bu yana Gazze Şeridi’nde tutulan rehineler ile İsrail hapishanelerindeki Filistinli mahkûmların takasını, çatışmaların durdurulmasını, İsrail’in Filistin topraklarındaki yerleşim alanlarından çekilmesini ve Gazze Şeridi’ne insani yardımların girişini öngörüyordu.

İkinci aşama ise 26 Ocak’ta Gazze Şeridi’nde son İsrailli rehinenin cansız bedeninin bulunmasının ardından başladı. Bu aşama, Hamas’ın silahsızlandırılmasını, Gazze Şeridi’nin yaklaşık yarısını kontrol eden İsrail ordusunun kademeli olarak çekilmesini ve Gazze’nin güvenliğinin sağlanmasına ve Filistinli polis birimlerinin eğitilmesine yardımcı olmayı amaçlayan uluslararası bir istikrar gücünün konuşlandırılmasını içeriyor.

Plan kapsamında, Gazze Şeridi’nin yönetimini denetlemek üzere ABD Başkanı Donald Trump’ın başkanlığında, çeşitli ülkelerden isimlerin yer aldığı Barış Konseyi oluşturuldu. Ayrıca, Gazze Şeridi’nin günlük işlerini yürütmek üzere Filistinli teknokratlardan oluşan bir komitenin kurulması öngörüldü.

Meşal, Barış Konseyi’ne Gazze Şeridi’nin yeniden inşasını ve yaklaşık 2 milyon 200 bin nüfuslu bölgeye insani yardımların akışını mümkün kılacak ‘dengeli bir yaklaşım’ benimseme çağrısında bulundu. Meşal, aynı zamanda Hamas’ın Filistin topraklarında herhangi bir yabancı yönetimi kabul etmeyeceğini yineledi.

Meşal sözlerini şöyle sürdürdü: “Ulusal sabitelerimize bağlıyız; vesayet mantığını, dış müdahaleyi ve manda yönetimini kabul etmiyoruz… Filistinlileri Filistinliler yönetir. Gazze, Gazze halkınındır; Filistin, Filistinlilerindir. Yabancı bir yönetimi kabul etmeyeceğiz.”

Meşal’e göre bu sorumluluk yalnızca Hamas’a değil, ‘tüm canlı unsurlarıyla Filistin halkının liderliğine’ aittir.

İsrail ve ABD, Hamas’ın silahsızlandırılması ve Gazze Şeridi’nin askerden arındırılmış bir bölge haline getirilmesi talebini sürdürüyor. Hamas ise silahlarını gelecekte kurulabilecek bir Filistin yönetimine devretme ihtimalinden söz ediyor.

İsrailli yetkililer, Hamas’ın Gazze Şeridi’nde yaklaşık 20 bin savaşçıya sahip olduğunu ve hareketin elinde yaklaşık 60 bin kalaşnikof tüfek bulunduğunu öne sürüyor.

Ateşkes anlaşmasında öngörülen uluslararası gücü hangi ülkelerin oluşturacağı ise henüz netlik kazanmış değil.


Libya’da Yüksek Yargı Konseyi, Anayasa Mahkemesi kararlarına karşı muhalefetini artırıyor

BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
TT

Libya’da Yüksek Yargı Konseyi, Anayasa Mahkemesi kararlarına karşı muhalefetini artırıyor

BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)

Libya Yüksek Yargı Konseyi, Trablus'taki Yüksek Mahkeme Anayasa Dairesi'nin kararlarına karşı tavrını katılaştırarak, ‘yargıyı siyasallaştırma girişimlerine’ karşı sert bir uyarıda bulundu. Konsey, ‘bu hassas aşamada yargıya müdahale etme’ konusunda sert bir uyarıda bulundu. Ülke, yargıya da neredeyse ulaşan kronik siyasi ve askeri bölünmelerden mustarip durumda.

Yüksek Yargı Konseyi’nin bu tutumu, Anayasa Mahkemesi'nin Temsilciler Meclisi tarafından çıkarılan ve Yargı Sistemi Kanunu'nda değişiklikler içeren iki kanunu geçersiz kılma kararının ardından daha da belirginleşti. Bu durum, mevcut Yargı Yüksek Konseyi’nin kurulduğu anayasal dayanağın ortadan kalktığı ve bu kanundan kaynaklanan statüsünü kaybettiği anlamına geliyor. Dolayısıyla, önceki hükümlere uygun olarak yeniden oluşturulması gerekiyor.

Yüksek Yargı Konseyi tarafından cuma akşamı yapılan açıklamada ‘anayasal çevreden’ doğrudan bahsedilmeden yargı alanında yaşananlara, özellikle de bazılarının, kurumu zararlı bir kurum ile değiştirmek için anayasal olarak ilgili olduğunu düşündükleri araçları kullanarak yargının birliğini ve bağımsızlığını zayıflatma girişimlerine ilişkin duyulan üzüntü ifade edildi.

Konsey, bu kişilerin amacının, diğer tüm yetkileri elinden almak suretiyle, yalnızca siyasi ve dar bir kişisel çıkar olarak nitelendirilebilecek hedefleri gerçekleştirmek olduğunu değerlendirdi.

Yargının birliğini korumak, sorumlu davranmak ve ülkenin yararına hizmet etmek için, sonuçsuz kalacak bir fiili durum dayatmaya çalışanların devam eden uzlaşmaz tavırları karşısında bir süre en yüksek disiplin seviyesini uyguladığını da ekleyen Konsey, ülkenin tarihinde hassas ve tehlikeli bir dönemde, birliğin her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyulduğu bir zamanda yargıya müdahale etme girişimlerine işaret etti.

fdbfb
Libya Temsilciler Meclisi'nin önceki bir oturumundan bir kare (Libya Temsilciler Meclisi)

Bu gerginlik, Temsilciler Meclisi ile (yargı otoritesini oluşturan üç sütundan biri olan) Devlet Konseyi arasındaki hukuki ve siyasi çatışmanın bir parçası olarak görülüyor. Bu çatışma, siyaset koridorlarından yargının kalbine taşınırken Temsilciler Meclisi, bazı yasal değişikliklerle Yüksek Yargı Konseyi'ni yeniden yapılandırarak yargı üzerinde daha fazla etki sahibi olmaya çalışıyor. Devlet Konseyi bu hamleyi yargının ‘siyasileştirilmesi’ olarak değerlendirdi.

Bu turda, Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri'nin Libya Özel Temsilcisi ve Libya'daki BM Destek Misyonu (UNSMIL) Başkanı Hanna Serwaa Tetteh, bu diyaloğun yeni bir hükümet seçmek için bir organ olmaktan ziyade, Libyalıların kendi ülkelerinin geleceği için kendileri tarafından formüle edilen pratik çözümler geliştirmek amacıyla yürütülen bir ‘Libyalılar arası’ süreç olduğunu teyit etti.

Seçim çerçevesine ilişkin görüşmeler de “6+6” komitesinin kuralları ve danışma komitesinin tavsiyeleri temelinde, mevcut farklılıkların altında yatan garantileri ve siyasi endişeleri anlamaya odaklanarak yürütüldü.

Katılımcı üyeler ise, görüşmelerin genel ilkelerden usul ayrıntılarına doğru ilerlediğini belirttiler. Komisyon Yönetim Kurulu'ndaki boş koltuk krizinin çözülmesinin, gelecekteki seçimlere olan güveni güçlendirmek ve seçimlerin itiraz edilmesini veya kesintiye uğramasını önlemek için temel bir unsur olduğunu vurguladılar.

ert6y
Önceki belediye seçim kampanyasından (Komisyon Yönetim Kurulu)

Turun sonunda üyeler, Berlin Süreci Siyasi Çalışma Grubu'nun büyükelçilerine ve temsilcilerine ana önerilerini sundular. Büyükelçiler ve temsilciler, sürecin mart ayında yeniden başlaması ve uzun vadeli istikrarı sağlayacak ulusal bir vizyon etrafında uzlaşma sağlanmaya devam edilmesi koşuluyla, UNSMIL tarafından kolaylaştırılan yol haritasına destek verdiklerini teyit ettiler.

Yapılandırılmış diyalogun yeni hükümetin seçimi konusunda kararlar alan bir organ olmadığını yineleyen USNMIL, devlet kurumlarını güçlendirmek amacıyla, seçimlere elverişli bir ortam yaratmak ve yönetişim, ekonomi ve güvenlik alanlarındaki en acil sorunları ele almak için pratik önerileri incelemekle ilgilendiğini belirtti. UNSMIL, bunun uzun vadeli çatışmanın nedenlerini ele almak için politika ve yasama önerilerini inceleyerek ve geliştirerek başarılacağının altını çizdi. Ayrıca, yapılandırılmış diyalogun istikrarın önünü açacak ulusal bir vizyon üzerinde uzlaşma sağlamayı amaçlayacağına da dikkati çekti.

Bu gelişme, cumartesi günü Tacura, Sayad ve el-Hashan belediyelerinde ve Tobruk'taki bir oy verme merkezinde, düzenli ve sakin bir atmosferde belediye meclisi seçimleri için oy kullanma işleminin başlamasıyla eş zamanlı gerçekleşti. Komisyon Yönetim Kurulu’nun ana operasyon odası, oy verme sürecinin disiplinli ve organize bir ortamda, önemli bir engel olmadan plana göre ilerlediğini belirtti.

Komisyon, 93 sandık merkezinden oluşan 43 merkezin tamamının açık olduğunu doğruladı. Bu tur, şeffaflığı artırmak ve her türlü sahtekarlık girişimini önlemek amacıyla Tacura belediyesinde elektronik doğrulama teknolojisi (parmak izi) kullanıldı.

u78ı9o
Huri, cumartesi günü belediye seçimlerinde bir oy verme merkezini ziyaret ederken (UNSMIL)

Öte yandan UNSMIL, sorumlu yerel yönetimin kurulmasına katkıda bulunmak için tüm kayıtlı seçmenleri oy kullanmaya çağırırken, misyonun başkan yardımcısı Stephanie Huri, Tacura'daki oy verme merkezlerini ziyaret ederek oy verme sürecini ve elektronik seçmen doğrulama sisteminin kullanımını yerinde gözlemledi.

Bu seçimler, oy vermeyi geciktiren bazı teknik ve hukuki engellerin aşılmasının ardından, Komisyonun ülke çapında belediye meclislerini seçme planını çerçevesinde gerçekleşirken söz konusu plan, son iki yılda uygulanan ve nihai sonuçların kabul edilmesi ve seçilmiş meclislerin oluşturulmasıyla sonuçlanan önceki aşamaların başarısının bir uzantısı olarak değerlendiriliyor.


Kasım, Hizbullah üzerindeki kontrolünü sıkılaştırıyor

Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
TT

Kasım, Hizbullah üzerindeki kontrolünü sıkılaştırıyor

Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)

Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım, örgütün idari kurumları üzerindeki kontrolünü sıkılaştırmaya çalışıyor. Bu yüzden söz konusu kurumlara, eski Genel Sekreter Hasan Nasrallah'ın liderliği döneminde marjinalleştirilen yakın arkadaşları ve din adamı olmayan politikacıları getirdi.

Şarku’l Avsat’a konuşan kaynaklara göre yapılan en önemli değişiklikler arasında, eski bakan ve milletvekili Muhammed Fneyş’in Hizbullah’ın ‘hükümeti’ olarak kabul edilen yürütme organının başına geçmesi, milletvekili ve parlamento grubu başkanı Muhammed Raad'ın ise genel sekreter yardımcılığına atanmasının bekleniyor.

Kaynaklar, Kasım'ın, daha önce partinin yürütme organının sorumluluğunda olan ayrıntılara girmeden liderliği elinde tutan genel sekreterlik ile örgütün tüm kurumlarını birbirine bağlayarak Hizbullah’ı kontrol etmeye çalıştığına işaret etti.

Öte yandan, Başbakan Nevaf Selam, çok sayıda kişinin İsrail'in tekrarlanan saldırılarının ardından halen yeniden inşa edilmesini beklediği güney bölgesine tarihi bir ziyaret başlattı. Başbakan Selam'ın, Hizbullah tarafından kendisine karşı başlatılan ihanet kampanyasına rağmen tüm köylerde sıcak bir şekilde karşılanması dikkati çekti.