Şarku’l Avsat’a konuşan Irak Dışişleri Bakanı Fuad Hüseyin: Topraklarımız başkalarının hesaplaşma sahasına dönüştürülemez

Bağdat’tın Riyad ile ilişkilerini ‘en iyi seviyeye çıkarmak’ istediğini ifade eden HüseyinTürkiye'nin ülkesinin egemenliğini ihlal etmesini de eleştirdi.

Irak Dışişleri Bakanı Fuad Hüseyin, geçtiğimiz Çarşamba günü Brüksel'deki Avrupa Birliği (AB) Genel Merkezi’nde yetkililerle bir araya geldi (DPA)
Irak Dışişleri Bakanı Fuad Hüseyin, geçtiğimiz Çarşamba günü Brüksel'deki Avrupa Birliği (AB) Genel Merkezi’nde yetkililerle bir araya geldi (DPA)
TT

Şarku’l Avsat’a konuşan Irak Dışişleri Bakanı Fuad Hüseyin: Topraklarımız başkalarının hesaplaşma sahasına dönüştürülemez

Irak Dışişleri Bakanı Fuad Hüseyin, geçtiğimiz Çarşamba günü Brüksel'deki Avrupa Birliği (AB) Genel Merkezi’nde yetkililerle bir araya geldi (DPA)
Irak Dışişleri Bakanı Fuad Hüseyin, geçtiğimiz Çarşamba günü Brüksel'deki Avrupa Birliği (AB) Genel Merkezi’nde yetkililerle bir araya geldi (DPA)

Irak Dışişleri Bakanı Fuad Hüseyin'in Avrupa gezisinin üçüncü durağı olarak Paris’i ziyaret etti. Bu ziyaret sırasında Hüseyin, ağırlıklı olarak Fransız mevkidaşı Jean-Yves Le Drian ve diğer yetkililerle görüştü. Hüseyin’in, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron'un ‘Irak’ın egemenliğini destekleme girişimi’ ile gerçekleştirdiği Bağdat ziyaretinden üç haftadan kısa bir süre sonra Paris’i ziyaret etmesi dikkat çekti. Macron, Bağdat ziyaretinde, ülkesinin, yeniden yapılanması sürecinde Irak'ın yanında olmaya, ona siyasi, savunma, güvenlik ve ekonomik destek sağlamaya, ikili ilişkileri ilerletmeye ve Fransız vatandaşlığına sahip veya Fransız topraklarında ikamet etmiş olan ve şuan SDG'nin elinde bulunan DEAŞ’lılar için bir çıkış yolu bulmak amacıyla çalışmaya hazır olduğunu ifade etmişti.
Irak Dışişleri Bakanı Şarku’l Avsat’a verdiği röportajda Avrupa turunun hedeflerini anlattı. Avrupa Parlamentosu’ndan önümüzdeki Haziran ayında Irak'ta yapılması planlanan parlamento seçimleri için gözlemci göndermesini ve anı şekilde AB’den ülkesinin adını terörü finanse eden veya kara para aklamaya izin veren ülkeler listesinden çıkarmasını talep ettiğini açıkladı. Fuad Hüseyin, Paris ziyaretinin hedeflerinden birinin, Irak Başbakanı Mustafa el-Kazimi'nin Ekim ayı ortalarında gerçekleşmesi muhtemel olan Fransa ziyaretine hazırlık yapmak olduğunu belirtti. Hüseyin’in açıklamasına göre bu ziyaret sırasında ele alınacak konulardan biri de Irak'ın Fransa’dan Irak ordusunun ihtiyaçlarına göre çeşitli silahlar satın alma talebi olacak. Diğer yandan Iraklı bakan ziyareti sırasında ülkesinin tutuklanan DEAŞ üyelerinin ‘yükünü tek başına kaldıramayacağını’ vurguladığını da kaydetti. Irak topraklarında ya da Suriye'nin doğusunda SDG'nin elinde tutuklu bulunan DEAŞ üyelerinin vatandaşları oldukları ülkelerin onları almayı reddettiklerinin ve şuan bulundukları yerlerde kalmalarını istedikleri biliniyor. Bakan Hüseyin, Irak ile Suudi Arabistan arasındaki ilişkilerle ilgili olarak ise, Bağdat'ın Riyad ile ‘daha ​​iyi ilişkiler kurmayı’ ‘bir görev’ olarak nitelendirdiğini vurgulayarak, yakında Suudi Arabistan'ı ziyaret etmeyi planladığını belirtti. Hüseyin, Suudi Arabistan'ın ülkesine birçok sektörde yardımcı olabileceğini de sözlerine ekledi. Irak'ın Türkiye ile ilişkilerine gelince, Bakan Hüseyin Türkiye'nin Irak’ın egemenliğini ihlal etmesini eleştirirken, ülkesinin ‘Türkiye ile çatışma peşinde olmadığını’, egemenliğine saygı duyulması halinde diyalogu tercih ettiğini ve Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu'nu Bağdat'ı ziyaret etmeye davet ettiğini belirtti. Bakan Hüseyin ayrıca ‘Irak topraklarının başkalarının hesaplaşma ve sorunlarını çözme sahasına dönüştürülemeyeceğini’ çünkü bunun ‘bölgede bir felakete’ yol açacağını vurguladı.
İşte Irak Dışişleri Bakanı Fuad Hüseyin ile yapılan röportajın tam metni:

*Irak Dışişleri Bakanı olarak ilk kez Berlin, Brüksel ve Paris’i kapsayan bir Avrupa turu gerçekleştiriyorsunuz. Bu turun hedefleri nelerdir? Irak içindeki karşılığı nedir?
İkili düzeydeki temel hedefler, üç Avrupa ülkesiyle ilişkilerin güçlendirilmesine dayanıyor. Brüksel ziyaretinin amacı ise, AB ile işbirliğini güçlendirmek ve Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü (NATO) ile istişarelerde bulunmaktır.  Bazıları ekonomik ve ticari anlaşmalarla ilgili faydalı görüşmelerde bulunduk. Elbette Irak'ta Avrupalı ​​şirketlerin yardım ve desteğine ihtiyacımız var. Bu yüzden Avrupa'ya gidiyoruz. Amacımız, bu ilişkileri güçlendirmenin yanı sıra gerek Irak'taki gerek bölgedeki siyasi ve güvenlik durumunu ve Avrupa’nın bu durumla nasıl başa çıkılacağını gözden geçirmektir.
Brüksel’de Belçika Dışişleri Bakanı ile yapılan görüşmenin yanı sıra NATO Genel Sekreteri, AB Dış Politikası Yüksek Temsilcisi ve Avrupa Parlamentosu temsilcileri ile görüşmeler yapıldı. Avrupa Parlamentosu’nda önümüzdeki yıl Haziran ayında Irak'ta yapılması planlanan seçim süreçlerinin izlemesi için gözlemciler gönderilmesini talep ettik. AB ile bir işbirliği ve ortaklık anlaşmamız var. Bu temelde anlaşmayı somut eylemlere ve projelere dönüştürmeye çalışıyoruz. Ticaret, enerji ve insan hakları alanlarında çeşitli ortak komisyonlar kuruldu. Söz konusu komisyonlar, iki taraf arasındaki anlaşmayı girişimlere ve eylemlere dönüştürmek için çalışmalarına başladılar. Paris'te Fransa Dışişleri Bakanı ile yaptığımız görüşmede çeşitli konuları ele aldık. Bunlardan bazıları bölgedeki son durum, ikili ilişkiler, Cumhurbaşkanı Macron'un Bağdat ziyaretinin sonuçları ve Başbakan Mustafa el-Kazimi'nin önümüzdeki ay Paris'e yapacağı ziyaretin hazırlıklarıyla ilgiliydi. Bakan Le Drian ile bölgedeki son gelişmelerin ve Washington ile ilişkilerin yanı sıra Irak'taki güvenlik sorunları, DEAŞ ve üyelerinin durumu ve Fransa'nın rolü hakkında görüştük. Tüm bu sorunlar gündeme getirildi.

*Başbakan Kazimi’nin Paris’i ziyaret edeceği tarih kesinleşti mi?
Ziyaret büyük olasılıkla Ekim ayı ortalarında gerçekleşecek. Tarihi kesinleştirmeye çalışıyoruz.

*Cumhurbaşkanı Macron, bu ayın başlarında Irak’ı ziyaret etti. Bu ziyaret sırasında ‘Irak’ın egemenliğini destekleyecek’ bir girişim duyurdu.  Bu ne demek? Macron'un ziyareti öncesinde, Fransa’nın Dışişleri ve Savunma Bakanları tarafından ziyaret edildiniz. Bu ziyaretler, Fransızların Irak ile tüm siyasi, güvenlik, savunma ve ekonomik düzeylerde kapsamlı ilişkiler kurma arzusunu yansıtıyordu. Bu arzuya pratiğe dökebilecek ve Irak'a faydalı olabilecek özel projeler var mı?
Fransa'nın Irak ile ilişkileri güçlendirme arzusu, Irak'ın Fransa ile ilişkileri güçlendirme arzusuyla örtüşüyor. Fransız şirketlerin, Irak'a yardım etmek amacıyla ortaya attıkları ve prensipte onaylanan bir takım projeler var. Bunlar, güvenlik ve askeri konuların yanı sıra altyapı, hizmet, enerji ve petrol sektörüyle ilgili projeler.

*Fransızların Uluslararası Koalisyon çerçevesinde Irak Özel Kuvvetleri’nin eğitimine katıldığını ve Paris'in Irak'ın savunma ihtiyaçları için tedarikçi olmak istediğini biliyoruz. Bu eğilimi nasıl görüyorsunuz? Bu konuda bir arzunuz var mı?
Elbette. Fransa’nın, ister Hava Kuvvetleri, isterse de Fransız Özel Kuvvetleri veya topçu birlikleri ile olsun Uluslararası Koalisyon çerçevesinde DEAŞ’a karşı mücadelede önemli bir rolü var. Ayrıca Fransız kuvvetleri, ‘terörle mücadele konusunda uzmanlaşmış’ Irak Özel Kuvvetleri’nin eğitimine de katıldılar.

*Peki ya savunma alanında işbirliği ve Fransa’dan Irak'a silah tedariki konusunda neler söyleyeceksiniz? Satın almak istediğiniz silahların kaynaklarını çeşitlendirme gibi bir arzunuz var mı?
Askeri durumumuz nedeniyle ve DEAŞ’la mücadeleyi sürdürmemiz gerektiğinden iyi bir askeri güce ihtiyacımız var. Bugün bu alandaki uzmanlığa sahibiz, ancak Irak ordusu ve silahları, hazırlık ve eğitim kalitesi bunun için yeterli değil. Bunun için Savunma Bakanlığı ve Silahlı Kuvvetlerin eğitilmesi ve hazırlanmasının yanı sıra silahları da olması gerekiyor. Bu nedenle silah kaynaklarının çeşitlendirilmesi meselesi, stratejik ve hassas olup üzerinde çalışılması gereken bir konudur. Irak Silahlı Kuvvetleri envanterinde Fransız yapımı silahların bol olduğu biliniyor. Bu yüzden Irak’ın Fransa’dan silah satın almak istemesi şaşırtıcı bir durum değil. Fakat bu konu Irak Savunma Bakanlığı’nın sorumluluğundadır.

*Fransa, Fransız vatandaşlığına sahip olan ve şu anda SDG'nin elinde bulunan terör unsurlarının kaderiyle ilgili bir sorun yaşıyor.  Fransa, tıpkı daha önce Fransız vatandaşı olan 13 terör unsurunun Irak’a teslim edilip orada yargılanmasında olduğu gibi Irak’ın yine bu kişilerin en azından bir kısmını teslim almasını ve burada yargılanmasını kabul etmesini istiyor. Bugün Fransızların bu talebini yine kabul etmeye hazır mısınız? Bu konuyu Fransız meslektaşınızla görüştünüz mü?
Bu sorunla karşı karşıyayız. Birçok ülke bunlarla karşı karşıya. Iraklılar ve Suriyeliler dışında, farklı milletlerden (52 millet) kişilerin DEAŞ saflarında yer aldığı biliniyor. Bu da DEAŞ’ın küresel bir örgüt olduğu anlamına geliyor. Sonuç olarak bu tutukluların çoğu Irak’taki veya Suriye’deki hapishanelerde tutuluyor.  Bir de SDG’nin kontrolündeki hapishanelerde kalanlar var. SDG ayrıca, DEAŞ liderleri ve üyelerinin ailelerinin kaldığı kampları kontrol ediyor. Yani bu var olmaya devam eden bir sorun.
Bu, sorunun birinci boyutu. İkinci boyutu ise konunun, gerek Irak'ta ve Suriye'de, gerekse geldikleri ülkelerde hukuk sistemleriyle ilgili olması nedeniyle karmaşık bir hale gelmesidir. Yargı geleneğinde suçlu, suçun işlendiği yerde yargılanır. Bu kişilerin çoğu suçlarını ya Irak topraklarında işlediler ya da Suriye'de aktif olsalar dahi merkezi Irak'ta olan bir örgütün parçası ve üyeleriydiler. Bu yüzden onları, Irak yargısı yargılayabilir.

*Peki, bu kişileri teslim alıp mahkemelerde yargılamak ve haklarında verilebilecek kararları uygulamak istiyor musunuz?
Ortak bir anlayışa ulaşmak için konunun ilgili ülkelerle tartışılması gerektiğine inanıyorum. Karmaşık başka bir konu daha var. DEAŞ üyesi kadınların ve erkeklerin yanında DEAŞ bölgelerine gelen kadınlar ve erkekler de var.  Çeşitli evlilikler oldu ve bu evliliklerden çocuklar doğdu. Soru şu; yasal olarak bu çocuklarla nasıl ilgilenebiliriz? DEAŞ üyelerinin geldikleri ülkelerin bu konudaki sorumlulukları nelerdir? Aynı zamanda siyasi, mali ve hukuki sorumluluklar neler? Çeşitli sorularda ortak sonuçlara ulaşmak için yoğun görüşmeler yapılması gerektirdiğine inanıyoruz. Irak bu meselelerin yükünü tek başına kaldıramaz. Irak bir kurbandı, ancak DEAŞ’lı militanların büyük çoğunluğu Iraklı veya Suriyeli olsa da, çok sayıda insan bu iki ülkenin dışından gelip DEAŞ’a katıldı.

*Peki, bugün Irak-Suudi Arabistan ilişkilerinin geleceğini nasıl görüyorsunuz? Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı geçtiğimiz günlerde Bağdat'taydı. Siz de Riyad'ı ziyaret etmeyi planlıyor musunuz? Daha üst düzey ziyaretler planlanıyor mu? Kısacası, Suudi Arabistan ile Irak ilişkilerinden beklentileriniz neler?
Öncelikle dış politikamızın tüm komşu ülkelerle iyi ilişkiler kurmaya dayandığını ve Suudi Arabistan'ın komşu bir ülke olduğunu vurgulamak, isterim. Bununla birlikte Suudi Arabistan petrol üreten önemli bir ülke ve Petrol İhraç Eden Ülkeler Örgütü’nün (OPEC) önemli bir üyesidir. Ayrıca Suudi Arabistan ile aramızda coğrafi yakınlığın yanı sıra dilsel ve dini boyutlarda köklü ilişkiler bulunuyor.
Suudi Arabistan ile ilişkilerimizin Irak için önemli olduğunu düşünüyoruz. İyi ilişkilere ihtiyacımız var ve onları inşa etme sürecindeyiz. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan bin Abdullah Al Suud’a Bağdat ziyareti için teşekkür ettim. Tabii ki bizim de Riyad'ı ziyaret etme niyetimiz var. Ancak ilişkiler yalnızca ziyaretlere değil, aynı zamanda ticari ve ekonomik bağlar kurmaya ve karşılıklı çıkarlar ağı oluşturmaya da dayanıyor.
Çıkarlar bir birini desteklediğinde ilişkiler de doğru ve sağlıklı olmaya başlar. Biz de bu doğrultuda iki ülke arasındaki ilişkileri inşa etme sürecindeyiz. Suudi Arabistan'ın bize çeşitli alanlarda yardımcı olabileceğinin farkındayız. Suudi Arabistan merkezli şirketler, özellikle petrokimya üreten firmalar bize yardımcı olabilir. Suudi Arabistanlı yatırımcılar, Irak'a, özellikle güneydeki tarım alanlarında veya diğer verimli alanlarda yatırım yapabilirler.

*Peki ya siyasi düzeyde ilişkiler ne durumda?
Siyasi düzeyde de ilişkilerin en iyi seviyede olmasını hedefliyoruz. Suudi Arabistan'ın petrol sektöründe oynadığı kilit rolü kabul etmeliyim. Petrol üretiminde listenin başında gelen Suudi Arabistan, OPEC'de etkili bir rolü bulunuyor. Listenin ikinci sırasında ise Irak geliyor. Bu nedenle, Suudi Arabistan ile petrol sektöründe, güvenlik ve sınır konuları da dahil olmak üzere çeşitli alanlarda tam ve kapsamlı bir koordinasyona ihtiyacımız var. Suudi Arabistan ile iyi ilişkilere ihtiyacımız olduğuna inanıyorum. Bu iyi ilişkileri inşa etmek için çalışıyoruz.

*Türkiye'nin Irak topraklarındaki askeri operasyonlarını protesto etmek için Türkiye’nin Bağdat Büyükelçisi’nin üçüncü kez Dışişleri Bakanlığı’na çağrılıp protesto notası verilmesi, Türkiye ile bir takım sorunlar yaşadığınıza işaret ediyor. Türkiye ile aranızdaki sorunun temeli neye dayanıyor ve buna bir çözüm bulmak için neler yapıyorsunuz? Türkiye’den ne isteniyor? Türkiye neden Irak’ın egemenliğine saygı göstermiyor?
Türkiye, PKK'nın terör faaliyetlerine müdahale ettiği gerekçesiyle yaptıklarını haklı gösteriyor.

Sizce haklı mı?
PKK’nın faaliyetlerini desteklemiyoruz. PKK, 1991 yılında Irak dağlarına girdi. Türk ordusu o tarihten bugüne Irak dağlarında PKK ile savaşmaya çalışıyor. Türkiye’nin güvenlik endişelerini anlıyoruz. Fakat, askeri operasyonlarını anlamak zor. Irak topraklarına girilip büyük askeri operasyonlar düzenlediğinde, bazen sivillerin yaşadığı köyler bombaladığında ve üst düzey iki subay öldürüldüğünde bunu anlamak daha da zorlaşıyor. Yine de Türkiye ile iletişim kurmayı sabırsızlıkla bekliyoruz. Çünkü Türkiye ile çatışma peşinde değiliz. Diyaloga ihtiyacımız var, ancak diğerini anlamak ve somut sonuçlara ulaşmak için Irak’ın egemenliğine saygı duyulması ve Irak’ın iç işlerine karışılmaması, PKK meselesinin başka bir şekilde çözülmesi gerekiyor. Her halükarda Türkiye ile diyalog başlatmaya hazırız.

*Sayın Kazimi’ye, Ankara'yı ziyaret etmesi için bir davette bulunuldu. Öyle değil mi?
Evet. Davet edildi. Bu davete icabet için gerekli atmosferi hazırlıyoruz. Türkiye Dışişleri Bakanı'nı tüm bu konularla ilgili istişarede bulunmak üzere Bağdat'a davet edeceğim.

*Brüksel'de gazetecilere yaptığınız açıklamada, “Komşu ülkelerden Irak'ın egemenliğine saygı göstermelerini ve Irak'ın iç işlerine karışmamalarını istiyoruz” dediniz. Önümüzdeki Kasım ayında yapılması planlanan ABD’de başkanlık seçimleri öncesinde Tahran üzerindeki baskıların artmasıyla ABD-İran gerginliği Irak’ı daha fazla etkiler mi?
Çoğu insan Irak’ın egemenliğinin nasıl korunabileceğini söylüyor. Şuan Irak topraklarında askeri bir müdahale söz konusu. ABD-İran çatışması Irak'ın iç durumuna bağlıyken bu, nasıl mümkün olabilir? Fakat Irak’ın egemenliğine saygı duyulması ilkesine bağlı kalıyor ve bu temel üzerinde çalışıyoruz. Komşu ülkelerin Irak'ın içişlerine karışması doğru ve sağlıklı değildir. Çünkü bu durum sonunda bölgede bir felakete yol açacaktır. Bizden değil, fakat başkalarından gelen tepkiler olacaktır. İster Irak'tan uzak olsunlar, ister Irak'ın komşuları olsunlar hiçbir ülke, Irak topraklarını başkalarının hesaplaşma ve sorunlarını çözme sahasına dönüştüremeyecekler.
Peki, pratikte işler bu doğrultuda mı ilerliyor?
Bu sorunlarla yüzleşecek askeri gücümüz yok. Bunların askeri güçle çözüleceğine de inanmıyoruz. Uluslararası ilişkilerde yumuşak güce başvuruyoruz, diplomasiye güveniyoruz, medya aracılığıyla da kamuoyuna hitap ediyoruz. İlişkiler kurarak, dünyanın birçok yerinden dostlarımıza farklı tutumları açıklamaya çalışıyoruz. Dolayısıyla ‘askeri araçların dışında’ kendimizi savunacağımız başka araçlarımız var. Bu yönde ilerliyoruz ve Irak'ın tutumlarına karşı büyük bir sempati ve anlayış söz konusu.  Söz konusu sempatinin bu ülkeler üzerindeki siyasi kararlara ve baskılara dönüştürülebileceğini ve böylece farklı araçlar edinebileceğimizi düşünüyorum.
*Brüksel’de AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi ve AB Komisyon Başkan Yardımcısı Josep Borrell’den Irak'ın adının terörü finanse eden veya kara para aklamaya izin eden ülkeler listesinden çıkarmalarını istediniz. Bu talebinize cevap verildi mi? Anlayışla karşılandınız mı? Yoksa sadece sözler mi verildi?
Bize göre Irak'ın, terörün sponsorları listesine koyulması tuhaf bir adım. Avrupa turu sırasında konuyu görüştüğüm bakanlara özellikle de AB dönem başkanı olan Almanya Dışişleri Bakanı Heiko Maas ve Josep Borrell’e konuyu ilettim. Ayrıca bu konuyla ilgili tüm Avrupalı ​​bakanlara bir yazı yazdım. Bana sözler verdiler. Fakat Irak Merkez Bankası ile ilgili teknik bir sorunu gündeme getirdiler. Dosyayı kapatmak için bir takım çalışmalar olacak.
*ABD Başkanı’nın, Irak’taki ABD askerlerini, sayılar 3 bine düşecek şekilde geri çekmek istediği düşünüldüğünde, bugün Irak'taki ABD askeri varlığının doğası ve geleceği hakkında net bir vizyonunuz var mı?
ABD’nin Irak topraklarındaki askeri varlığı, ülkenin güvenlik ve askeri ihtiyaçlarına dayanıyor. ABD ile yapılan görüş alışverişinde bu konudaki çalışmanın boyutları belirlenecek. Ancak Irak toplumunun isteklerini ve Irak Meclisi’nin ‘ABD askerlerinin çekilmesini talep eden’ kararını dikkate aldığımızı belirtmek isterim. ‘Ortak’ teknik komisyonun önce Irak’ın askeri ve güvenlik ihtiyaçlarını belirlemesi ve ardından atılacak ortak adımları tanımlaması gerektiğine inanıyorum. Ancak başka bir biçimde ortak çalışma olacaktır. İleride, Irak için tehdit oluşturmaya devam eden DEAŞ’a yönelik operasyonların sona ermesinin ardından ABD güçleri ile askeri ve güvenlik ilişkileri başka bir şekil alacaktır.



Sudanlı Doktorlar: Sudan'ın kuzeyinde Nil Nehri'nde batan feribottan 15 ceset çıkarıldı

Mavi Nil nehrinin kıyısında yer alan Sudan'ın başkenti Hartum'un silüeti ve şehri yakındaki Tuti adasına bağlayan Tuti Köprüsü (Arşiv- AFP)
Mavi Nil nehrinin kıyısında yer alan Sudan'ın başkenti Hartum'un silüeti ve şehri yakındaki Tuti adasına bağlayan Tuti Köprüsü (Arşiv- AFP)
TT

Sudanlı Doktorlar: Sudan'ın kuzeyinde Nil Nehri'nde batan feribottan 15 ceset çıkarıldı

Mavi Nil nehrinin kıyısında yer alan Sudan'ın başkenti Hartum'un silüeti ve şehri yakındaki Tuti adasına bağlayan Tuti Köprüsü (Arşiv- AFP)
Mavi Nil nehrinin kıyısında yer alan Sudan'ın başkenti Hartum'un silüeti ve şehri yakındaki Tuti adasına bağlayan Tuti Köprüsü (Arşiv- AFP)

Sudan Doktorlar Ağı dün yaptığı açıklamada, aralarında kadın ve çocukların da bulunduğu en az 27 kişiyi taşıyan bir feribotun Sudan'ın kuzeyindeki Nil Nehri'nde batmasının ardından 15 cesedin bulunduğunu bildirdi.

Grup Facebook paylaşımında, altı kişinin kurtulduğunu, sivil savunmanın ise Shendi bölgesinde batan feribottan kayıp kişileri arama çalışmalarının devam ettiğini belirtti.


Yemen Başbakanı Zindani, Şarku’l Avsat’a konuştu: Hükümet yakında Aden’e dönecek… Dışişlerini reformları tamamlamak için muhafaza ettim

TT

Yemen Başbakanı Zindani, Şarku’l Avsat’a konuştu: Hükümet yakında Aden’e dönecek… Dışişlerini reformları tamamlamak için muhafaza ettim

Yemen Başbakanı Zindani, Şarku’l Avsat’a konuştu: Hükümet yakında Aden’e dönecek… Dışişlerini reformları tamamlamak için muhafaza ettim

Yemen Başbakanı ve Dışişleri Bakanı Dr. Şai Muhsin ez-Zindani, hükümetinin anayasal yeminin üzerinden 24 saat geçmeden ilk hareket sinyalini verdi. Bir sonraki duraklarının Aden olacağını ve bunun yakın zamanda gerçekleşeceğini söyledi.

Dışişleri portföyünü muhafaza etmesini, yarım kalan yapısal düzenlemeleri sonuçlandırma ihtiyacıyla ilişkilendiren Zindani, hükümetin ülke içine taşınmasının sembolik değil, icrai bir gereklilik olduğunu dile getirdi. Aden’de varlık göstermenin, karar alma ve uygulama kapasitesiyle desteklenmesi gerektiğini belirterek, önceliğin kurumsal disiplinin yeniden tesisi olduğunu kaydetti.

Riyad’daki Kral Abdullah Finans Merkezi (KAFD) içinde yer alan SRMG merkezindeki “Eş-Şark” televizyonu stüdyolarında ekonomik baskının arttığı ve siyasi beklentilerin yükseldiği bir dönemde Şarku’l Avsat Podcast özel açıklamalarda bulunan Zindani, “Bu aşama geniş söylemleri kaldırmaz; kademeli ve güveni yeniden inşa eden bir çalışmaya ihtiyaç var. Kurumsal ritmin istikrara kavuşturulmasının, hedeflerin genişletilmesinden önce geliyor” dedi.

Hükümetin oluşumu ve öncelikleri

Hükümetin oluşum süreci, öncelikleri, ortaklarla ilişkiler ve siyasi sürecin geleceğine ilişkin değerlendirmelerde bulunan Zindani,  yarım asrı aşan kamu hizmeti tecrübesine dair kişisel okumalarını paylaştı.

Hükümetin oluşumunun “salt mesleki kriterlere” dayandığını belirten Zindani, “tercihlerin liyakat, uzmanlık ve tecrübe arasında yapılan karşılaştırmaya göre belirlendiğini, parti dayatmalarından uzak durulduğunu” söyledi. Hükümete özgeçmişler ulaştığını ancak herhangi bir kota talebiyle karşılaşmadıklarını ifade ederek, “Siyasi arka planlardan ziyade dosyaları yönetme kapasitesine odaklandık” dedi.

Açıklanan bakan sayısının fiili portföy sayısını yansıtmadığını kaydeden Zindani, “gerçek bakanlık sayısının yaklaşık 26 olduğunu; devlet bakanlarının ise belirli görevler ve gençlerin sürece katılımını sağlamak amacıyla atandığını” belirtti. Coğrafi ve ulusal dengenin gözetildiğini vurgulayan Zindani, temsilin “kazanç paylaşımı için değil, devletin çeşitliliğini yansıtmak amacıyla” dikkate alındığını söyledi.

Hükümet programının merkezinde vatandaşların yer aldığını ifade eden Zindani “İnsan, hükümetin ilgi odağıdır… Yaşam koşullarının iyileştirilmesi, hizmetlerin geliştirilmesi ve ekonomik toparlanma önceliğimizdir” dedi.

Kurumsal yeniden inşa ve denetimin güçlendirilmesi üzerinde çalıştıklarını belirten Zindani, kurumsal yapının zayıflığının geçmişteki aksaklıkların temel nedeni olduğunu ifade etti. Özellikle elektrik hizmetlerinde Suudi Arabistan’ın desteğiyle nispi bir iyileşme sağlandığını, ancak asıl zorluğun ekonomik reformların sürdürülmesi ve kaynak yönetimi olduğunu kaydetti.

Hesap verebilirlik konusunda ise siyasi kararın birleşmesinin hukukun uygulanması için fırsat sunduğunu belirterek, “Yetki birleştiğinde ödül ve ceza mümkün olur” dedi.

Zindani, hükümetinin oluşumunu yalnızca icrai adımlar çerçevesinde değil, devlet ile toplum arasındaki ilişkinin yeniden tanımlanması bağlamında değerlendirdi. Olağanüstü koşullarda kurulan hükümetin, günlük dosyaları yönetmenin yanı sıra “düzenli performans, güvenin yeniden tesisi ve kamu görevlerinde liyakat ölçütünün hâkim kılınması yoluyla devlet fikrini toplumsal bilinçte yeniden sabitlemeyi” hedeflediğini söyledi.

Bu yaklaşımın, Yemen krizinin yalnızca siyasi ya da güvenlik boyutuyla sınırlı olmadığını; “vatandaş ile yönetim kurumları arasında süregelen bir güven krizi” içerdiğini ortaya koyduğunu belirten Zindani, kalıcı istikrarın ancak bu güvenin yeniden inşasıyla mümkün olacağını vurguladı.

Ekonomi ve denetim

Ekonomi dosyasında hızlı vaatlerden kaçındığını belirten Zindani, kaynak yönetimi ve önceliklerin yeniden düzenlenmesi diliyle konuşmayı tercih ettiğini söyledi. Toparlanmanın parçalı kararlarla değil, mali yönetimin yeniden yapılandırılması, şeffaflığın güçlendirilmesi ve etkin denetimle mümkün olacağını ifade etti.

Kaynakların disipline edilmesi ve verimli kullanılması, iç güvenin yeniden kazanılması ve dış desteğin çekilmesi için ilk adım olarak görülüyor. Zindani’ye göre mali istikrar, vatandaşların hayatında somut iyileşmenin temelini oluşturuyor.

Hükümetin Aden’e geçişi de bu bağlamda hem pratik hem de ulusal bir gereklilik olarak değerlendiriliyor. Yürütme organının ülke içinde bulunmasının idari bir tercih değil, kararın etkinliği ve sahayla temas kapasitesi için zorunlu bir şart olduğunu belirtti.

İçeriden çalışmanın hükümete toplumun önceliklerini daha iyi anlama ve onlarla etkileşim kurma imkânı sunduğunu kaydeden Zindani, devletin kamusal alandaki varlığının çatışma yıllarında gerilediğini hatırlattı. Riyad’da yemin edilmesini ise dönemin anayasal ve güvenlik koşullarının dayattığı bir durum olarak nitelendirdi; odaklanılması gerekenin sembolik mekân değil, hükümetin icraatı olduğunu söyledi.

Güvenlik ve askeri yapı

Güvenlik alanında temkinli ama gerçekçi bir dil kullanan Zindani, geçmiş yılların birikiminin kısa sürede silinemeyeceğini belirtti. Ancak güvenlik birimleri arasındaki koordinasyonun ve siyasi kararın birleşmesinin sahada nispi bir iyileşme sağladığını ifade etti.

Protestoların geçiş dönemlerinde kamusal hayatın bir parçası olduğunu kabul eden Zindani, bununla birlikte eylemlerin yasal çerçeve içinde kalmasının istikrarın korunması ve toparlanma sürecinin sekteye uğramaması açısından hayati olduğunu vurguladı.

Askeri güçlerin yeniden düzenlenmesine ilişkin olarak ise komuta birliğinin sağlanması ve birliklerin şehir dışına konuşlandırılmasının devlet otoritesinin pekiştirilmesi ve güvenlik-askerî roller arasındaki örtüşmenin azaltılması açısından gerekli olduğunu söyledi.

Geçmiş dönemdeki çoklu sadakat yapısının kurumların işlevselliğini zayıflattığını belirten Zindani, bunun aşılmasının istikrarın yeniden inşası ve hükümetin icra kapasitesinin güçlendirilmesi için temel teşkil ettiğini kaydetti.

Dış politika ve bölgesel ilişkiler

Zindani’nin açıklamaları, siyasi temsilin netliğinin Yemen’in uluslararası konumunu güçlendirmedeki önemine işaret etti. Birleşik karara sahip bir hükümetin diplomatik etkileşimi kolaylaştıracağını ve Yemen’e daha güçlü ve tutarlı bir hukuki temsil sağlayacağını belirtti.

Dışişleri portföyünü muhafaza etmesini, bakanlık ve dış temsilciliklerin yeniden düzenlenmesiyle başlayan reform sürecini tamamlama ihtiyacıyla gerekçelendiren Zindani, diplomatik işleyişin düzenli hâle getirilmesini devlet kurumlarının yeniden inşasının doğal uzantısı olarak gördüğünü söyledi.

Suudi Arabistan ile ilişkileri “geleneksel desteğin ötesine geçen, çok boyutlu bir ortaklık” olarak tanımlayan Zindani, son yıllarda sağlanan desteğin hayati sektörlere yansıdığını ve mevcut aşamada iş birliğinin kalkınma ve ekonomik istikrar alanlarında genişletilmesinin hedeflendiğini belirtti. Bu ortaklığın, bölgesel karmaşıklıklar içinde istikrarın temel dayanaklarından biri olduğunu ifade etti.

Husilere ilişkin olarak ise hükümetin barış sürecine esneklikle yaklaştığını ancak anlaşmalara bağlılık konusunda sorun yaşandığını söyledi. Son askerî ve ekonomik gelişmelerin grubun pozisyonunu zayıflattığını öne süren Zindani, gelecekteki müzakerelerin açık referanslara dayanması gerektiğini vurguladı. Husilere karşı güçlerin birleşmesinin, hızlı bölgesel ve uluslararası değişimler ışığında hükümete daha güçlü ve tutarlı bir müzakere konumu sağladığını belirtti.

Yarım asırlık kamu hizmeti

Mesleki kariyerine değinen Zindani, elli yılı aşkın bir tecrübeye sahip olduğunu; genç yaşta eğitim alanında başlayan kariyerinin diplomatik görevlerle devam ettiğini anlattı.

Yemen’in derin dönüşümler yaşadığını, bunun kurumsal yapının kırılganlığını ortaya çıkardığını ve devlet istikrarını etkilediğini söyledi. Buna rağmen geleceğin geçmişten ders çıkararak okunması gerektiğini belirten Zindani, nihayetinde kalıcı olanın makamlar değil, vatandaşın çıkarı olduğunu vurguladı.

Mevcut aşamadaki iyimserliğin siyasi bir söylem değil, karmaşık koşullar karşısında pratik bir tercih olduğunu ifade eden Zindani, asıl bahsin devlet ile toplum arasındaki güveni yeniden inşa etmek ve bölgesel ile uluslararası ortaklarla ortak çalışmayı güçlendirmek olduğunu söyledi. Bunun, Yemen’i istikrar ve toparlanma rotasına yeniden yerleştirecek bir aşamanın kapısını aralayabileceğini sözlerine ekledi.


Somali Cumhurbaşkanı: Suudi Arabistan önderliğindeki ortaklarımızla, İsrail’in Somaliland’ı tanımasını geçersiz kılmak için çalışıyoruz

Suudi Arabistan Başbakanı ve Veliaht Prensi Muhammed bin Selman, Mekke’de Somali Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud’u kabul etti. (Arşiv – SPA)
Suudi Arabistan Başbakanı ve Veliaht Prensi Muhammed bin Selman, Mekke’de Somali Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud’u kabul etti. (Arşiv – SPA)
TT

Somali Cumhurbaşkanı: Suudi Arabistan önderliğindeki ortaklarımızla, İsrail’in Somaliland’ı tanımasını geçersiz kılmak için çalışıyoruz

Suudi Arabistan Başbakanı ve Veliaht Prensi Muhammed bin Selman, Mekke’de Somali Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud’u kabul etti. (Arşiv – SPA)
Suudi Arabistan Başbakanı ve Veliaht Prensi Muhammed bin Selman, Mekke’de Somali Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud’u kabul etti. (Arşiv – SPA)

Somali Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud, ülkesinin İsrail’in Somaliland bölgesini tanıma kararını geçersiz kılmak amacıyla üç siyasi ve hukuki adımdan oluşan bir paket uygulamaya koyduğunu açıkladı. Mahmud, Suudi Arabistan öncülüğündeki ortaklarla yakın koordinasyon içinde olduklarını, bölgesel istikrarın korunması ve Afrika Boynuzu’nun ‘hesaplanmamış bir tırmanıştan’ uzak tutulması için çalıştıklarını söyledi.

Şarku’l Avsat’a verdiği röportajda Mahmud, İsrail’in söz konusu tanıma kararından çıkar sağlayabilecek bölge ülkeleri bulunduğunu, ancak isim vermek istemediğini belirtti. Mahmud, “Belirli bir ülke ya da ülkeleri anmak istemem. Ancak bazı tarafların, bu tanımayı Somali’nin birliği ve bölgenin istikrarı pahasına dar ve kısa vadeli çıkarlar için bir fırsat olarak gördüğü açık” dedi.

Somali’nin egemenliğinin ‘kırmızı çizgi’ olduğunu vurgulayan Mahmud, ülkesinin ulusal birliği ve egemenliği korumak için gerekli tutumu takındığını ifade etti. Mahmud, “Herkese mesajımız net: İsrail’in sorumsuz maceralarına aldanılmamalı” ifadesini kullandı.

Mahmud, Somali ile dayanışmanın önemine dikkat çekerek, bölgeyi ‘sonu olmayan bir kaosa’ sürüklemeyi amaçlayan planlara karşı uyanık olunması çağrısında bulundu. Suudi Arabistan’ı ülkesinin istikrar ve birliğinin desteklenmesinde, yeniden imar ve kalkınma çabalarında ve Kızıldeniz ile hayati deniz geçiş yollarının güvenliğinin sağlanmasında kilit bir stratejik ortak olarak nitelendirdi.

Üç adım

Somali Cumhurbaşkanı Mahmud, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun Somaliland’ı bağımsız bir devlet olarak tanımasına ilişkin olarak, hükümetinin attığı adımlara dair açıklamalarda bulundu. Mahmud, “En açık ve kararlı ifadelerle vurguluyorum ki Somaliland’ın bağımsız bir devlet olarak tanınması, Somali Federal Cumhuriyeti’nin egemenliği ve birliğine yönelik açık bir ihlaldir” dedi.

Mahmud, söz konusu tanımanın uluslararası hukuk ilkeleri, Birleşmiş Milletler (BM) Şartı ve Afrika ülkelerinin sömürge döneminden kalan sınırlarının korunmasını öngören Afrika Birliği (AfB) kararlarına da aykırı olduğunu belirtti. Bu çerçevede Somali’nin bir dizi eş zamanlı adım attığını ve atmaya devam edeceğini ifade etti.

Mahmud, bu kapsamda ilk olarak BM, AfB ve İslam İşbirliği Teşkilatı (İİT) nezdinde derhal diplomatik girişimlerde bulunulduğunu, söz konusu tanımanın hukuki ve siyasi olarak reddedilmesi için harekete geçildiğini söyledi.

Mahmud, ülkesinin ‘İsrail’in egemenliğe ve ulusal birliğe yönelik açık ihlali’ konusunda BM Güvenlik Konseyi’nde resmi bir oturum talep ettiğini ve söz konusu oturumun gerçekleştirildiğini belirtti. Mahmud, Somali’nin hâlihazırda BM Güvenlik Konseyi üyesi olmasının da katkısıyla bu sürecin önemli bir diplomatik kazanım olduğunu ifade etti.

Somali lideri, AfB, Arap Birliği, İİT, Körfez İşbirliği Konseyi (KİK), Hükümetlerarası Kalkınma Otoritesi (IGAD) ve Avrupa Birliği (AB) başta olmak üzere uluslararası ortaklardan gelen dayanışma ve kınama mesajları için ‘derin minnettarlık’ duyduklarını dile getirdi.

Mahmud’a göre, İsrail’in Somaliland’ı tanıma kararını geçersiz kılmaya yönelik planın ikinci adımı, Arap, İslam ve Afrika ülkeleri arasında ortak ve koordineli bir tutum oluşturmayı hedefliyor. Mahmud, “Suudi Arabistan’ın Somali’nin birliğine yönelik herhangi bir müdahaleyi açık ve net bir şekilde kınayan ilk ülkelerden olmasını büyük takdirle karşılıyoruz” dedi.

Mahmud, Suudi Arabistan’ın tutumunun, ülkelerin egemenliği ve toprak bütünlüğüne saygı konusundaki kararlı yaklaşımını yansıttığını belirterek, Suudi Arabistan Bakanlar Kurulu’nun Somali’ye yönelik ‘sabit ve ilkesel destek’ mesajının bu zor dönemde önemli bir anlam taşıdığını ifade etti.

Somali Cumhurbaşkanı, birçok Arap, İslam ve Afrika ülkesinin yanı sıra Latin Amerika ve Asya’dan da çeşitli ülkelerin dayanışma ve kınama mesajları yayımladığını kaydetti. Mahmud, “Saygın gazeteniz aracılığıyla hepsine teşekkür ediyoruz. Somali ulusal hafızası bu tarihi dayanışmayı unutmayacaktır” şeklinde konuştu.

Mahmud’a göre planın üçüncü adımı ise tüm siyasi meselelerin tek ve birleşik Somali devleti çerçevesinde, dış müdahale ve dayatmalardan uzak biçimde ele alınması amacıyla iç ulusal diyaloğun güçlendirilmesini öngörüyor.

Bölgesel ve uluslararası barış

Hasan Şeyh Mahmud, İsrail’in Somaliland’ı tanımasının bölgesel dengeleri yeniden şekillendirebileceği ve Kızıldeniz ile Afrika Boynuzu’nun güvenliğini tehdit edebileceği yönündeki kaygılarla ilgili olarak, “Bu tanıma, kararlı bir tutumla karşılanmazsa, bölgesel ve uluslararası barış ile güvenliği sarsacak tehlikeli bir emsal oluşturabilir” dedi.

Mahmud, söz konusu adımın yalnızca Afrika Boynuzu’nda değil, Afrika genelinde ve Arap dünyasında da ayrılıkçı eğilimleri teşvik edebileceğini, bunun da bölgesel istikrarı tehdit edeceğini belirtti. Sudan ve Yemen gibi ‘kardeş ülkelerde’ yaşanan gelişmelerin, devletlerin parçalanmasının ve ulusal yapılarının çökmesinin maliyetini açıkça gösterdiğini ifade etti.

Kızıldeniz’in güvenliğine olası etkiler konusunda ise Mahmud, “Küresel bir deniz ticaret hattından ve Arap ulusal güvenliğinin temel unsurlarından söz ediyoruz. Somali kıyılarında yaşanacak herhangi bir siyasi ya da güvenlik gerilimi, doğrudan uluslararası ticaretin ve enerji güvenliğinin güvenliğini etkileyecektir” değerlendirmesinde bulundu.

Bu etkinin, başta Suudi Arabistan, Mısır, Sudan, Eritre, Yemen ve Ürdün olmak üzere kıyıdaş ülkelerin istikrarına da yansıyacağını belirten Mahmud, Somali’nin birliğinin korunmasının Kızıldeniz’in kolektif güvenliğinin temel dayanaklarından biri olduğunu vurguladı.

Bölgesel hakimiyete giriş

Somali Cumhurbaşkanı Mahmud, İsrail’in Somaliland’ı tanımasının ardındaki gerçek amacını ve bu adımın Somali’nin tarihsel ayrılık karşıtı duruşunu nasıl test ettiğini şu cümlelerle açıkladı: “Gördüğümüz üzere amaç, yalnızca siyasi bir tanımanın ötesine geçiyor… Amaç siyasi hedefin ötesine geçiyor; İsrail’in Afrika Boynuzu’nda, Kızıldeniz’e doğrudan yakın bir stratejik üs edinmesini sağlamak ve Babu’l Mendeb Boğazı üzerinde etkili olarak Kızıldeniz’e kıyısı olan tüm ülkelerin ulusal güvenliğini tehdit etmek.”

Bu hamlenin Somali, Arap ve Afrika duruşunun egemenlik ve devlet birliği konusundaki kararlılığını test etmeye yönelik bir girişim olduğunu vurgulayan Mahmud sözlerini şöyle sürdürdü: “Burada açıkça belirtmek isterim ki, Somali’nin ayrılık karşıtı tutumu geçici veya taktiksel bir yaklaşım değildir. Bu, köklü bir ulusal ilke olup, geniş Arap ve Afrika desteğine sahiptir, ön saflarında ise Suudi Arabistan’ın desteği vardır.”

Mahmud, İsrail’in bu tanıma girişiminin Ortadoğu’daki çatışmayı Somali topraklarına taşıma amacı taşıdığını belirterek, “Açıkça söylüyorum, Somali’nin ulusal çıkarları ve bölgesel güvenliği için ülkemizi uluslararası veya bölgesel çatışmaların sahası haline getirmeye izin vermeyeceğiz” ifadesini kullandı.

Somali’nin barış, yeniden inşa ve sürdürülebilir kalkınma hedeflediğini, Ortadoğu’nun krizlerini ithal etmek veya kıyılarını ve bölgesel sularını askerileştirmek istemediğini vurgulayan Mahmud, “Başta Suudi Arabistan olmak üzere ortağımız olan Arap ülkeleri ile sıkı koordinasyon içinde çalışıyoruz; amacımız bölgenin istikrarını korumak ve Afrika Boynuzu’nu herhangi bir kontrolsüz tırmanıştan uzak tutmak” dedi.

cdvfgrth
Somali Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud (Riyad’daki Somali Büyükelçiliği)

Mahmud, tecrübelerin, devletlerin parçalanmasının istikrar yaratmadığını, aksine ciddi güvenlik boşlukları oluşturduğunu ve etkilerinin yalnızca tek bir ülkeyle sınırlı kalmayıp tüm bölgeyi etkilediğini gösterdiğini vurguladı. “Bu nedenle, İsrail’in boş ve tehlikeli maceralarına kanmamalarını tavsiye ediyoruz” dedi.

Mahmud ayrıca, Arap ülkelerine, özellikle Kızıldeniz ve Aden Körfezi’ne kıyısı olan devletlere Somali’nin ulusal güvenlikleri için güney kapısı niteliğinde olduğunu anlamaları çağrısında bulundu. Afrika’daki komşu ülkeleri ise Somali ile dayanışma içinde olmaya ve bölgeyi sonsuz bir kaosa sürüklemeye yönelik planlara karşı dikkatli olmaya çağırdı.

Suudi Arabistan-Somali ilişkileri

Somali Cumhurbaşkanı Mahmud, Suudi Arabistan ile Somali arasındaki ilişkilerin stratejik önemini ve Kızıldeniz’in güvenliğine katkısını vurguladı. Mahmud, “İkili ilişkilerimiz tarihî ve derin köklere sahip stratejik bir ilişkidir; bu ilişki kardeşlik, din ve ortak kader temellerine dayanır. Suudi Arabistan, Somali’nin istikrarını ve birliğini desteklemede, yeniden imar ve kalkınma çabalarında, ayrıca Kızıldeniz ve kritik deniz yollarının güvenliğinin sağlanmasında merkezi bir stratejik ortaktır” ifadelerini kullandı.

Mahmud, Suudi Arabistan’ın Vizyon 2030 stratejisine ve Kral Selman bin Abdulaziz ile Veliaht Prens Muhammed bin Selman liderliğinde elde edilen ekonomik başarılara büyük hayranlık duyduklarını belirtti. “Somali, bu alanlarda Suudi deneyiminden yararlanmayı hedefliyor” dedi.

Mahmud, mevcut şartlar altında Suudi liderliğinin bilgeliği, gücü ve bölgesel ve uluslararası ağırlığı sayesinde Somali’nin yeniden güçlü, birleşik ve onurlu bir şekilde kalkınmasında merkezi bir rol oynayabileceğine inandıklarını söyledi.

Suudi diplomasisinin Somali’ye uluslararası destek ve dayanışmayı sağlamakta kilit bir rol oynayacağını vurgulayan Mahmud, “Somali zorlu dönemlerden geçti, ancak bugün hızla toparlanıyor” şeklinde konuştu.

Mahmud, Somali’nin deneyimlerinden hareketle, günümüzde benzer zorluklarla karşı karşıya olan halklara karşı içten bir dayanışma hissettiklerini ve Suudi Arabistan’ın Yemen, Sudan ve Suriye’deki samimi ve kararlı rolünü takdir ettiklerini belirtti.

Son olarak, Suudi Arabistan Bakanlar Kurulu’nun, Kral Selman bin Abdulaziz başkanlığında, Somali’nin toprak bütünlüğüne yönelik herhangi bir bölünme girişimini reddetme kararını büyük memnuniyetle karşıladıklarını ifade etti.

Mahmud sözlerini şu ifadelerle noktaladı: “Bu tutum, Suudi Arabistan’ın Somali toprak bütünlüğü ve egemenliğine tarihî desteğinin bir uzantısıdır. Suudi liderliğinin açıkça Somali’nin birliğine yönelik girişimleri reddetmesi, ülkelerimiz arasındaki kardeşlik ilişkilerini güçlendiriyor, bölgesel istikrarı pekiştiriyor ve uluslararası topluma devletlerin egemenliğine saygı gösterilmesinin önemini vurgulayan güçlü bir mesaj gönderiyor.”